Aydınlanma nasıl bir toplum önerir? Prof. Dr. Celal Şengör yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=g_3XgRNY6NM.
Adam Smith ne oldu? Sıranın dışına çıktın. Hayret evet. Hayır neden? Şimdi geri döndük. İskoç aydınlanmasından bahsetmedik ya. Bak Adam Smith. Adam Smith şey olarak, ekonom olarak biridir. Fakat aslında şimdi bundan sonrasını alalım. Bak. O milletlerin zenginliğinden önce yazdığı kitaba bak. The theory of moral sentiment. Adam önce Fatih, bireyi ele alıyor. Marx gibi efendim bütün toplumu için kanunlar falan. Adam Smith diyor ki önce bireyi tanı. Ünvanına baktım adamın ünvanına. Efendim? Ünvanına bak. Evet. Professor of moral philosophy. Ahlak felsefesi. Glasgow üniversitesinde. Şimdi bunu yayınlıyor. Burada şunu söylüyor Adam Smith. Hiç kimse diyor çok zorlanmadıkça, toplum tarafından da zorlanmadıkça kötülük yapmak istemez diyor. Çünkü akıllı bir insan diyor. Kötülüğün sonunda kendine gelip vuracağını bilir diyor. Mesela diyor bir toprak ağası, işte onlar da Lordlar
diyor. Ve şeyler İskoçya’da. Bu diyor köylüsünün midesi ne kadar büyükse bununki de o kadar büyük. Daha fazla yiyemez. Şimdi bu adam mutlu olmak istiyorsa diyor. Çevresindeki köylülerini de mutlu etmek zorundadır diyor. Ki diyor onlarla ilişkiler iyi olsun, onlar iyi çalışsın. Dolayısıyla diyor servetini onlarla paylaşmak ister diyor. Kendi mutluluğu için hani çok iyi kalpli olduğu değil diyor. Kendi mutluluğu için. Ondan sonra bundan sonra. Peki üretim yetmiyor sana yapacak o zaman? Yet işte. Yetmesine gayret edin diyor. Hayır üretim yeter şundan. Aynı zamanda ekonomist ya. Doğal şeye bırakırsan yani insan ekonomik varlıklı doğal haline bırakırsan piyasa kendisi zaten o dengesini bulur. Zaten bu kitap da onun hakkında. Milletlerin zenginliği ortaya çıkarsa. Bu kitap
da hakkında. Burada Fatih bu adam tek tek. Ulusların zenginliği. Evet. Yani bu nasıl oluyor? Mesela nehirlerden başlıyor. Hani Nil Nehri üzerinde nasıl büyük imparatorluklar olur? Avrupa’daki nehirlerin etkileri. Fakat diyor. Şimdi biz hep şey olarak duyarız. Adam Smith’e benim babam ikide bir de söylerdi. Le se faire, le se passer. Bırakınız yapsınlar, bırakınız
yapsınlar ha. Öyle değil. Adam Smith burada diyor ki devletin de diyor yapması gereken şeyler vardır. Bunlardan bir tanesi eğitimdir. Eğitim tamamen diyor özel ele bırakılamaz. Burada bu adamın sunduğu tamamen seküler bir devlet yapısı. Ve bu devlet yapısı bireyden başlıyor. Ve burada
Adam Smith ekonomiyi anlatırken. Akıllı birey, çıkarlarını kollayan birey ve çıkarlarını kollamanın toplumun çıkarlarını da kollamaktan geçtiğini bilen birey. Ve burada Adam Smith diyor ki sanki gizli bir el diyor. Toplumu yönetir diyor. Daha önceki yazılarında Jupiter’ın eli diyor.
Bak çok enteresan. Hristiyan tanrısını atif yapmıyor. Fakat sonra ondan da vazgeçiyor. Sanki diyor bir gizli el. Burada adam şunu söylüyor. Cemiyetin yapısı diyor. Eğer rasyonel bir şekilde yönetilirse zaten kendi kendini düzeltir diyor. Şimdi Adam Smith’in bir de arkadaşı var. Müsaade ederseniz şeyi alalım. 21 numarayı alalım. James Hutton. Bu adam modern jelucunun kurucusu. Öyle biliriz. İşte bak burada James Hutton yanında meşhur Joseph Black meşhur kimyacı. Sohbet ediyorlar falan. Şimdi bundan sonrasını alayım. Bak ne çıkacak karşımıza. Filosofların yemeğini hatırladınız değil mi hocam? Bak Edinburgh’da aynı hava. Tiplere bak. Adam Smith, Joseph Black, James Hutton, Adam Ferguson, Robert Burns şair meşhur. Karşısındaki çocuğa bak. Walter Scott, milli şair ve yazar. Biscoş’ların romancı. Kahramanlık romanları. Bunlar Edinburgh’da
aynı Fransa’da olduğu gibi salonlar halinde toplanıyorlar. Sohbet ediyorlar. Ve bundan sonrasını alayım. Bilginin prensipleri burada James Hutton alıyor. Jeluc adam. Bildiğimizi nasıl biliriz
sorusunuz? Evet. En ön soğan birisi. Abi müthiş bunu okuduğun zaman mesela human etkilerini görüyorsunuz hocam. Adam diyor ki bu diyor tüme varımla falan olacak hiç değil diyor. İnsan diyor kendi aklını kullanır. Tabiata diyor. Bu soru da eski günler kadar gitmiyor mu aslında? Bu soru da eski günler kadar gitmiyor mu? Tabii tabii tabii. Felsopraçiklere gidiyor. İnsan diyor burada. Aslında bu bütün
belzabı aydınlanma. Aynen. Bak geldik oraya. Tabii oraya. Bütün belzabı aydınlanma. Burada diyor insan diyor tabiata çeşitli giysiler giydirir. Ama diyor bunların hepsi olmaz. E ne yapacak? O zaman diyor o giysinin orasından burasından çertmeye başlar. Yani bir yerde popelin modelini sunuyor adam burada. Ben hayret ettiği bu üç koca cilt hocam. Hı hı. Fatih hiç unutmuyorum ben
Oxford’tayken Bodleian kütüphanesinden bu kitabı istedi. Geldi. A bir baktım kutu içinde kitap. Karton bir kutu. Dedim açtılar. Niye dedim kutu içinde? Ya dediler cildi çok harap. Kapaklar kopmuş. E dedim ya kardeşim tamir ettirsenize ayıp değil mi dedim. Hı hı. Paramız yok. Oxford
Üniversitesi’nin ana kütüphanesi söylüyor. Dedim kardeşim ne kadar bunu tabi. Onu da sen mi yaptın? Hocam. Büyük adamsın. Ne kadar dedim bu? E dediler bu eski kitap. Bu dediler bin paonda olur. Dedim hemen veririm. Oxford’un bin paonda yok mu yoksa oraya eriyeceğim bin paondumu yok. Ha bilmiyorum. Paraların olmadığını söylüyor. Ya da seni yolmaya çalışıyorlar. Veya beni yolmaya çalışıyorlar. Neyse. Yok. Ben hemen dedim ki hemen verebilir miyim bu parayı
yazdım. Dediler çok memnun olduk. Hemen orada çeki yazdım verdim. Bir müddet sonra baktım. Başka kitaplar mı çıktı? Hayır. Bir zarf. Evet. Benim bölümdeki şeyime açtım. Teşekkür ediyor. İçinde iki etiket var. O etiket şunu söylüyor. Bu kitap boşluk tarafından tamir ettirilmiştir.
Oraya ben adımı yazacakmışım. Onu kitabın içine yapıştıracaklarmış. Onu ben aldım gittim Bordayan’ın müdürüne. Dedim ki ben bunu yapmam. Bu ayıptır. Yani dedim Celal Efendi geldi de lütfedip tamir ettirdi. Bu dedim ne size yakışır ne hatına yakışır ne de bana yakışır. Siz dedim benim parayı verdiğimi de unutun dedim. Siz tamir ettirmiş olun ama kitap tamir edilmiş olsun.
Bence doğru değilsin sen. Öyle mi? Yani yakışma meselesi yok burada. Bence doğru değil.