Türk ekonomisi bugünlere nasıl geldi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı

Türk ekonomisi bugünlere nasıl geldi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jHAO2FXqdqo. Tek bir tek! Tek bir tek! Tek bir tek! İlk bölümde Profesör Doktor Bilge Yılmaz bizimle beraber anlatacağım ilginç. Elektrik ve Eötüksü Büyendisiyi ve Fizik bölümlerinden sonra Princeton Üniversite Doktor’a, arkasından Ekonomi, Princeton, ardından Wharton, sonra Stanford,…

Türk ekonomisi bugünlere nasıl geldi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jHAO2FXqdqo.

Tek bir tek! Tek bir tek!
Tek bir tek!
İlk bölümde Profesör Doktor Bilge Yılmaz bizimle beraber anlatacağım ilginç. Elektrik ve Eötüksü Büyendisiyi ve Fizik bölümlerinden sonra Princeton Üniversite Doktor’a, arkasından Ekonomi, Princeton, ardından Wharton, sonra Stanford, şimdi burada.
Hocam hoş geldiniz. Problem 2. bölümün ise daha önce de konumuz oldu biliyorsunuz. Ufuk Akçiğit olacak. Ona da hem ekonomi konusunda hem de ödüllerinden biraz başlayacağız. Çok önemli birkaç ödül aldı hocamız. Onlara bahsedeceğiz. Evet, prof. Dr. Bilge Yılmaz ile Türk ekonomisinin gelmişini geçmişini konuşmaya başlıyoruz.
Hocam hoş geldiniz. Biz sizi bu programı ilk davet ediyoruz. Siz henüz daha siyasette değildiniz, hıp dışındaydınız. Bu arada siyasete girdiniz. Şu anda İYİ Parti saflarında yer alıyorsunuz. Ekonomiden sorunlu başkan yardımcısı olduğunuzu galiba. Ama bu akşam burada biz siyaset konuşmayacağız. İYİ Parti’yi kimimizle hiç ilgilendirmiyor. Biz tamamen sizin yıllardan beri söylediğinizi bir kez daha burada pakethanede ele almak istiyoruz.
O yüzden de bunu söyleyeyim ki, tarafsız olmadığınız bilinsin ama İYİ Parti’ye olmanızın sebebi İYİ Parti’yle olmanız değil. Zaten Türkiye ekonomisiyle ilgili dertleniyor olmanız. O yüzden hemen başlayacağız. Önce de şunu söyleyeyim ben size. Türkiye ekonomisiyle ilgili en büyük krizi, bundan önceki en büyük krizi 2001 yılda yaşadık. Arkasından bir Kemal Derviş programı başlatıldı. Kemal Derviş IMF tarafından bir anlamda Türkiye’ye geldi.
Dünya Bankası’nda zaten ekonomisti ve Türkiye’ye bir program uyguladı. AK Parti geldiğinde bu programı buldu ve sonrasında hep ilerleyen şu. AK Parti bu programı uyguladı ama programın revizyon gerektiği yerleri yapamadığı için başarılı bir program belli bir süre yetti. Ayrıca 2011’den sonra bu iş bozuldu. Size göre Derviş programı gerçekten İYİ ve Türkiye’yle uzun süre götürecek bir program mıydı yoksa o bir ekonomik krizden çıkış programıydı? Daha erken revizyon mu gerektiriyordu? Nasıl başladı AK Parti’nin döneminde 2001 krizinden sonra gelen AK Parti’nin 2001 krizi çözümleriyle süren süreci? Şimdi Türkiye dediğiniz gibi kim bilir de ağır bir kriz yaşadı. Bu krizi çözmek için bir istikrar, makyakalık istikrarı geri getirmek gerekiyordu. Kemal Bey’in liderliğinde o program bir istikrar programıydı. Bazı açılardan çok başarılı oldu. Bazı açılardan ben o zaman da Kemal Bey’i eleştirmiştim. O da programın bence iki tane zayıf tarafı vardı. Biri bu kemer sıkma politikası genelde bu IMF’de standarçılardan biridir. Biraz fedakarlık dar gelirliğinin sırtına yüklendi. Bence o adil olmadı. Ama diğer kısmı istikrar kısmında başarılıydı. Fakat oradaki ikinci eksiklik de şuydu, o program istikrar programıydı. O programın bir çıkışı yoktu. Yani tamam istikrarı sağladık ondan sonra ne yapacağız? Bizim nasıl bir sanayi, yaşam ve tarım politikamız olacak? Oralarda yoktu. O yüzden de Kemal Bey’i şuşlamamak lazım. Yani Kemal Bey’in zaten öyle bir iddiası da yoktu. Ben istikrarı sağlamak için geldim. Gerekenler bunlar. Ve onlar esasen Ecevit’in hükümet sırasında yapılmaya başlandı. Yani esasen bunun meyveleri de yavaş yavaş alınıyordu. Ekonomi istikrarı kavuşmuş. Herkes için olmasaydı büyük ihtimalle Ecevit döneminde bunun meyveleri bir kısmına alacaktı zaten. Evet, evet. Yani iyiye gidiş başlamıştı. O paketi parti hükümeti başarılı bir şekilde devam etti. Başlarda doğru para ve maliye politikaları uyguladılar. Ama hiçbir zaman tamam biz hani istikrarı sağladık, sonra ne yapacağız diye bir tasaları olmadı. Onunla ilgili bir çalışma da olmadı. O bir rüzgar da esiyordu sonra dünyada. Türkiye’ye özellikle çok esdi.
Aklı birine girme şansı filan da olunca Türkiye’ye ciddi miktarda para gelmeye başladı. Dışarıdan yüksek miktarda para gelmeye başladı. Para gelmesi kötü müdür bir ülkeyi? Değil. O parayı doğru kullanmanız lazım. Şimdi para parayı nasıl getirdiğiniz dönem. Yani sıcak para çok yararlı olmayabiliyor. Sıcak para deneyin. Gecelik faize gelen, borsaya giren para var. Bir de yatırım olarak gelen var. Bir de yatırım nasıl geldiği dönem. Yani siz yatırım yapıp içerideki… Varlıkla satıyorsanız? İçerideki varlıklara satıyorsanız ve içerideki talebe yönelik varlıklarsa bir şey olmaz ama içerideki varlıklara satıyorsanız ama adamlar gelip onu geliştirip ihracatı yönelik bir şey yapıyorsa iyi olabilir. Şimdi Türkiye ne yaptı? 80 yıllık biriktirdiği varlıkların çoğunu sattı. Dışarıdan ekstra borç da aldı. Sıcak para da geldi. Arap’a birine girebilir Türkiye umuduyla. Türkiye bir popüler hale geldi ve o şekilde bir para akışı oldu.
Aynı zamanda insanların gözden kaçırdığı ikinci bir şey daha oldu. İstikrarla beraber Türkiye’de yerleşiklerin borç kapasitesi oluştu. Yani eskiden insanlar ipotekliye bağlanmıyorlardı. Çok fazla kredi kat limitleri yoktu. Şirketlerde çok fazla borç kullanamıyorlardı. Çünkü borçlanabiliyor paranın çoğunu devlet kendisi zaten piyasadan kendisi çekiyordu. Şimdi o sürede Türkiye’de bir zenginleşme yaşandı. O zenginleşmenin iki tane önemli etkeni vardı. Demin de söylemeyeyim bir dışarıdan gelen para akışı, iki yerleşiklerin borç kapasitesini kullanmaları. Onun yarattığı bir refah oldu. Yani şimdi ne oluyor? Ben bankadan 100 lira çekiyorum, harcıyorum. Siz 90 lira kazanıyorsunuz, siz harcıyorsunuz. Öbür arkadaşa gelir oluyor. O tabii bir çarpan etkisiyle rahatlatıyor. Dışarıdan gelen para da öyle. Birine 100 lira geldiği zaman o insan gidiyor onun birazını harcıyor, öbürüne gelir oluyor.
Bu şekilde bir refah ortamı oluştu. Ben buna lale devri diyorum. Çünkü sürülebilecek bir düzen değildir. Peki ne yapmak lazım o kadar da? Şimdi o zaman yapılması gerekenler… Burada bir sürü grafikimiz var. Bunlar ne yapabiliyor? Tabii isterseniz grafiklerden şey yapayım. Olur bak bunlar duruyor çünkü biz çok… Şimdi isterseniz birinci grafikten çok hızlı başlayayım ben bir ortamı görmek açısından.
Şimdi bakın dünyada ne olmuş? Biz burada 1980’den itibaren başlamışız, 2021’e kadar gelmişiz. Şimdi bunun ilk 20 yılı Türkiye’nin çok zorlu 80’li 90’lı yılları, son 20 yıl da AKP iktidarının yılları. Şimdi burada ilk grafiyemiz soldaki grafikte şey gösteriyoruz. Amerika Merkez Bankası’nın politika faizini. Şimdi Amerika Merkez Bankası politika faizini yüksekse herkesin borçlanma faizini artıyor. Çünkü o belirliyor piyasaları. Belirgini de az oluyor.
Şimdi bakıyorsunuz 1980’li 2002 yılları arasında Amerika Merkez Bankası’nın politika faizi ortalama %3’müş. Daha sonraki 20 yılda ise yaklaşık eksi bir. Yani bu real politika faizi. Ve burada da şey görüyorsunuz yani bu son 20 yılda biraz daha milletin eli rahat. Herkes rahat ucuza borç alabilecek bir zaman. Çünkü Amerika faizleri düşüktü.
İkincisi ise Amerika Merkez Bankası’nın bilançosu yani Amerika Merkez Bankası ne kadar elektronik olarak para basmış, ne kadar para sokmuş. Şimdi daha önceki 20 yılda bu Amerika Garisafi Milli Hastası’nın %5 civarına yani düşük bir miktar. 2008 krizinden sonra fırlıyor bu. Çünkü helikopter ben para bastı ve dağıttım. Evet aynen öyle. 4 trilyon dolara kadar para dağıttılar. Bu Covid sırasında bunu 9 trilyona kadar çıkardılar.
Yani Amerika Merkez Bankası şu an sisteme 9 trilyon para sokmuş durumda. Tabii bu parada bir bolluk oluyor. Düşük faiz, para bol herkes rahat ediyor. İkinci slide’a geçersek çok hızlı bir şekilde geçelim. Bir sonraki slide’da da aynı zamanda da Amerikan hükümetinin borçlanma faizleri de düşmüş. O da genelini yönemi çünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi ülkeler Amerika Merkez, Amerikan hükümetinin borçlandığının üzerine bir fark var deyip borçlanılıyor.
Genelde o belirliyor. Bakarsanız bir önceki 20 yılda bu ortalama faizleri de 8 civarındayken AKP iktidar zamanında bu %2-3 civarına düşmüş. Yani ortalara çok güzel. Her şey ucuz, borçlanmak ucuz falan. Yani bu dönemde para bolluğu var. Para bulmak kolay.
Şimdi burada Türkiye ne yapmış mukayese olarak diye bakarsanız bir sonraki slide’da bu şimdi Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre ne kadar hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Bütün bu 94-2001 gibi mavi çizgi Türkiye’nin o yıllardaki büyümesi, Turuncu’da o 20 yıldaki ortalaması, siyah noktalı çizgi de son 20 yıldaki ortalaması.
Şimdi bakıyorsunuz bütün bu 94-2001 gibi kötü felaket yılları olmasına rağmen daha önceki 20 yılda bizim ortalamamız daha yüksek. Yani AKP’nin önceki 20 yıldaki Türkiye’nin büyüme ortalabası AKP’nin 20 yıldan daha mı yüksek? Diğer gelişmekte olan ülkelere göre görücü olarak baktığınızda evet. Bir sonraki grafik zaten bu söylediği daha iyi cevaplıyor.
Türkiye’nin diğer gelişmekte olan özellikle Asya ülkelerine göre karşılıklı baktığınız zaman Türkiye siyah çizgi Asya ülkeleri… Diğer ülkeler Türkiye. Türkiye’nin benzeri ülkeler Türkiye’den daha fazla büyümüşler. Evet. Şimdi burada tabi bilimsel olarak bahsedebilmek lazım burada Çin var. Çin’i çıkarsanız da sonuç değiştirebilecek. Hiç mi? Çin var burada, Çin var, Kore var. Bütün Asya ülkeleri var. Bütün Asya ülkeleri var. Şimdi burada… Bengal Dex ve Pakistan var mı?
Asya’ya geçmekle olan tüm Asya ülkeleri var ama bunu çeşitli gruplara da alsanız Türkiye bazı Asya ülkelerinden iyi durumda ama ortalamasından kötü durumda. O değişmiyor. Tabi sayılarkenleri değişir. Şimdi burada esasen en önemli bu olayı anlamak için bir sonraki slayda gidersek çok net gözüküyor. Şimdi buradaki mavi çubuklar Türkiye’nin büyümesi. Ne kadar büyümüş Türkiye 2000 yılından beri her yılda görüyorsunuz. Kriz yılları olmuş, 2001’de küçülmüş. 2009’da dünyada olan bir kriz. O bizim kabahatimiz sayılmaz. Daha sonra o büyüme sıhırı daha sonuk yıllarda düşmüş. Şimdi orada bir iki tane de çizgi var. Biri siyah çizgi dışarıdan gelen bu bahsettiğim sermaye girişleri. Ne kadar dışarıdan bize para akmış. Turuncu’da biz içeride ne kadar vatandaşımız, yerleşikleri, şirketleri, hane halkını borçlandırmışız. Büyüme oranları bunlar ama.
Şimdi dikkat ederseniz bu mavi çubukların yüksek olduğu yıllar bir şekilde oturuncu ve siyah çizgi. Hane halkını da borçlanmışlar. Yani Türkiye’de esasen büyümeyi iki güç itiyor. Biri dışarıdan gelen sermaye, sıcak para. Diğeri de, bunun şimdi normal yatımları var burada ki telekomun satışı, bankların satışı da bunların hepsi içinde.
Yani biz büyümeyi kaliteli ve kalıcı şekilde yapmıyoruz. Direkt para geliyor, parayı harcıyoruz. Herkes çok iyi, para bitiyor. Deniz bitince büyüme de bitiyor. Yani buradaki resim bu esasen. Yatırıma dayalı, üretime dayalı büyüme değil bu.
Orada siz ne yapmamız gerekiyor dediğiniz zaman orada esasen Türkiye böyle para akarken doğru sektörlere para akmasını teşvik etmesi lazımdı. Yanlış yerlere teşvik ettiler. Para hep ranta gitti. Oralarda konuşuruz. Onlar tabii Türkiye’nin ciddi kanayan yaraları.
Bir sonraki resime bakarsak, bu çok acıklı bir resim esasen. Biliyorsunuz 2008’den sonra dünya çok büyük bir krize geridi. Bunun nedeni de özellikle gayrimenkulite çok aşırı borçlanmaydı Amerika’da. Ondan sonra gelişmiş ülkeler genelde derslerini aldılar. Amerika, Almanya falan gibi ülkeler çok aşırı borçlandırmadılar hane altlarına ve yerleşiklerine. Şimdi bu 2008 krizinden sonra, 2008’in başından itibaren ülkelerde ne kadar borçlanıldığına gösteriyor. Amerika çok düşmüş. Tabii Amerika tabii dersini öğrendi. Yani insanları teşvik etmediler böyle aşırı borçlanmaya. Çin biliyorsun şu an dünyada çok ciddi borçlu bir ülke. İçeride çok ciddi, özellikle gayrimenkulite sektöründe çok ciddi borçlar var. Türkiye 3. ülke. Türkiye 2008 krizinden öğrenecek hiçbir dersi öğrenmiyor. Peki burada borç yiğidinin kamçısıdır diyemez miyiz? Şimdi şöyle bakın borç yiğidinin kamçısıdır. O borçları doğru işler yapıyorsanız tabii.
Yani diyelim ki ben borç aldım fabrika kurdum ileride para kazanacağım borcumu öleceğim ve zenginleşeceğim bu bir şeydir ama borç aldım otobül aldım otobüle eskidi para gitti. Tabii şimdi duruma Eser sen şimdi o çok iyi bir noktaya dökmüşsün bir atlayalım bir slide 8 numara slide’e gidersin sizin dediğiniz şey bütün çıplaklığa gözüküyor.
Şimdi burada Türkiye’nin kullandığı kredilere bakıyoruz ve 2004 yılındakileri yüzle normalize ettik değişik sektörlerde şimdi mavi eğri imalat. Siyah olan inşaat ve gayrimenkul, turuncularla, toptan ve pehlakla ticaret. Bakıyorsunuz Türkiye nelerde kredi kullanmış, o paralar nerelere aktarılmış.
İmalat sürekli düşüyor ticaret artmış inşaat ilk önce düşer yapmış sonra fırlamış gitmiş bu arada da çok doğru yansıtmıyor. Çünkü imalat sanayisindeki bazı şirketlerimiz borç alıp onlarla AVM yaptığı için esasen gerçekler bundan daha daha daha daha daha da vahiy. Şimdi burada ne oluyor siz buradaki kaynaklarınız sınırlı kaynaklarınızı yanlış yönlendiriyorsunuz inşaat yaparsanız o an bir hareketlilik sağlar. Büyüme de getir ama orada kalıyor. İstihdam yaratmaz, kalıcı büyüme yaratmaz, büyümeye katkı yapar. Bir sene sonra büyümeye katkı sağlamaz. Yani şimdi Türkiye’nin problemi bu esasen ve bunu biz bir şekilde politik uygulayacaklar bunu çok geç fark ettiler. Peki Türkiye’de servis sektörünün ekonomideki oranı %70’lerin üzerinde. Bu Türkiye gibi ülkeler için normal bir durum mudur? Şimdi şöyle servis sektörü genelde sanayileşmeden sonra artar ve büyür. Şimdi o konuda da bir grafimiz var. Siz sordunuz onu şu an söylemeyi düşünmüyorum. 10.slide gidersiniz. Şaşırın bol ney? Ben sizi izleyeceğim. Yok yok yani konuşuyoruz zaten iyi karşılıklı daha şey oluyor. Şimdi bizim meslekte hocalıkta çok konuşma var. Kimse müdahale etmezse biz çok… Biz alır başını deriz. Neyse Allah da artar müdahale ediyoruz.
Siz edin müdahaleye lütfen. Şimdi burada bakalım. Şimdi Türkiye’nin gayisafi milli aslası içinde AKP iktidarı boyunca değişik sektörler nasıl bir değişim sağlamış? Şimdi turuncu çizgi tarım. Ne başlığa gitmiş? Sarı hizmetler, mavi sanayi, siyah inşaat. Şimdi gelişen ülkelerde sanayileşen hızla büyüyünce ne olur? İlk önce sanayi artmaya başlar gayisafi milli asla içinde. Arkasından da hizmetler servis sektörü artmaya başlar. Türkiye’de ne olmuş? Sanayi pek yerinden kımıldamamış. Hizmetler de kımıldamamış. Bu küçüklü de anlamda demiyorum. Yani oranslı olarak aynı kalmış. Fakat tarım azalmış. Şimdi zenginleşen ülkelerde tarım azalır görece var çünkü sanayileşiyorsun. Sanayi oranı azalır. Tarım azamazsa oranı azalır. Evet oranı azalır. Ama Türkiye’de sanayi artmadığı için tarımın azalması biraz şüpheli.
Ama inşaat fırlamış gitmiş. 2018’e kadar inşaat fırlamış. Ondan sonra 2018 Brunson kızından sonra ciddi problemler oluştuğunu düşünüyor. Yani burada sanki şey gibi duruyor. Biz tarım arazilerine inşaat yapmışız gibi. Biz sanayileşme yok Türkiye’de maalesef. Türkiye’de sanayiler var, yok değil. Ama ilerleme yok. Zaten bu rakamlarda da biliyoruz. Ufuk Hoca geçenlerde anlatmıştı. Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı sanayi ürün ihracatı %5’lerden %2,5’lara girilmiş. Yani ihracat artıyor ama sanayinin içindeki yüksek teknolojinin payı giderek azalıyor. Tabii aynı şekilde de biz fazla katma değer yapabiliyoruz. Çok ihrac ediyoruz. Pek para kazanamıyoruz. O da bizde cari açmalarını… Arkadaşlar şu Erkondesini bir kapatır mısınız? Donacağız burada, öleceğiz birazdan, buz tutacağız. Türkiye’nin burada problemi bu. Bir sonraki slide’e geçersek de bu şeyi de gösterelim ve artık bu mesleği bu tamamen kapatıyor. Burada Türkiye’nin AKP’nin başından Eylül 2021’e kadar benim bu araştırma yaptığım zamana kadar olan borçlandırmasını görüyorsunuz. Özel sektör Türk lirası cinsinden borcu 5 katına çıkmış ama bunu ben enflasyonla aranıyorum. Gayisafir milliyası ile oranlıyoruz bunu.
Özel sektörün yabancı paracinsinden borcu 2,5 katına çıkmış. Hane halkının borcu 5 katından fazla artmış. Bankalarımızın da yabancı paracısı den borcu 2,5 katına çıkmış. Yani biz tamamen iç borç kapasitemizi tüketmişiz. Bu arada da hiç sanayileşememişiz. O paraları imalat sanayi aktaramamışız. Çarçur etmişiz, bitmişiz. Tam bir bilaseti gibi alınmışız.
Şimdi ben lali devri deyince bazı arkadaşlar alınıyorlar. Türkiye bir lali devri yaşadı, sürdürülemezdi. Sürdürülemeyecek şeyler de bir noktada biterler. Ve Türkiye’de de o oldu. Ne zaman bitti peki? Ve niye bitti? Şimdi 2011 civarında olay tıkanmaya başladı. Esasen 2011’de birçok insan bunu fark etmedi ama olaylar ve bizim politikalarımız değişmeye başladı. Bu yıllarda iki şey oluyor. O ana kadar nispeten iyi götürülen para ve maliye politikaları bozulmaya başlıyor. Şimdi maliye politikaları… Bozulma sebebi ne peki? Yasal düzenlememiz, sistem değişikliği mi? Bunlar politik kararlar. Şimdi mesela örnek vereyim bir tane. Türkiye’de devletin aşırı borçlanması can sıkıcı bir hal almıştı. 2001 krisi sırasında. Ondan sonra gelince bir sürü düzenlemeler yapıldı. Dedi ki, hazine garantiyle çok fazla borç alınamazsa onun bir üst limiti olsun. Devlet politikacılar seçim kazanmak için bir sürü borç alıp ortalığa parayı dökmesinler, disminli olsalar diye sınırlamalar getirdi. Bu sınırlamalar gevşetilmeye sonra ortadan kaldırılmaya başladı. 2011-2015 yılları arasında ilk önce bu sınırlar yükseltildi. Daha sonra garanti verme hakkı hazineden, sadece hazineden alınıp tüm bakanlıkları verilmeye başladı. Yani mesela sağlık bakanlığı devlet garantisiyle… Hastaneye yaptırabildi. Hastaneye yaptırabildi ve tamamen disiplin kayboldu. Hazinenin bilgisi dışında mı yok? Hazinede ona yalan akı mı? Şimdi hazinenin dışında da yapabiliyor. Hazineye tabi bunlar bildiriliyor ama zaten hazinenin kontrolü ve denetimi dışına çıkar. Zaten garantinin bakanlıklar tarafından verilme yetkisiyle zaten bu anlama geliyor ve daha önemlisi bu sınırlar kaldırıldı. Yani şu an bizim kamu özel ortalıklığı ya da halk içine yapıştırtı devlet dediğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük hükümlülükleri o 2011-2015 yıllarında taşları döşendi. Tabii onlar yapıldı. Şimdi de borç olarak bize geri döndü. Para politikasında ise onunla çok güzel bir grafikli gösteriyorum. 12 numaralı grafiğe gelirsek bakın orada çok da enteresan bir şey oluyor. Şimdi bakın o siyah çubuğu ben çizdim. O tabi gerçek hayatta yok. Şimdi burada iki tane şey var. Birincisi Türk lirası mevduatı bizim yerleşiklerimizin. İkincisi de yabancı para. Turuncu çizgi Türk lirası mevduatı gayesafi milliasılığı oran olarak. Mavi de yabancı para. Şimdi normalde işler iyi gidiyorsa halkın Türk lirasına güveni varsa mevduatlı olarak artmaz. Şimdi bakıyorsunuz 2011 yılına kadar mavi çizgi başlarda krizler sırasında düştü. 2001 krizinden sonra düştü ve 15 civarına oturdu. Turuncu çizgide sürekli artıyor. İnsanlar zenginleşiyorlar, mevduat tutuyorlar. Çok güzel. 2011’de bir şey oluyor. İşler ters dönmeye başlıyor. Şimdi burada başka bir grafik daha gösterebilirim ben. 2011’de hane halklarının döviz cinsi borçları, TL cinsi mevduatların üstüne çıkıyor. Ve bugün hala üstüne devam ediyor. Yani EYİM başlıyor. 2011’de arayı kapatmaya başlıyor mavi çizgi Turuncu çizgi ile ve en sonunda mavi çizgi geçiyor. Şimdi buraya geri geleceğiz ama 2013. grafiğe gidersek oradaki şeride alakalandıracağım.
Bu da bizim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın net rezervleri. Şimdi tabii felaket bir yer, z-rezerv. Onlar tabii hiç Türkiye’ye yakışmıyor ama dikkat ederseniz bu nerede maksimumuna ulaşmış, tepe yapmış? 2011 civarında. Sadece bu istisnam, şans eserimi hiç değil.
Şimdi 2011 yılında kadar ilk önce Süreyya Eber, sonra Durmuş Bey Merkez Bankası başkanlığı yaptılar. Daha sonra AK Parti’nin atadığı Merkez Bankası başkanları geldiler. Bunlar yavaş yavaş olayı esnetler. Şimdi bakın maliye de para politikası da aynadan esnetildi. Niye? Çünkü deniz bitmişti. Bir şekilde hareketlilik yaratmaları lazım.
İlk önce uyguladıkları doğru politikaları sürdüremeyeceklerini gördüler. Çünkü sanayi ve tarım politikası olmadığı için ülke gelip tıkandı. Tıkandığı zamanda da seçim kazanmanız lazım, halka refah dağıtmanız lazım. Onun için de şimdi ilk önce mali disiplini kaybediyorsunuz, arkasından da para disiplini de kaybediyorsunuz. Burada olan o oldu. Yavaş yavaş bizim bildiğimiz ortodoks politikalardan çıkıldı. Küçük küçük günahlar işlenmeye başlandı. O küçük küçük günahlar öyle bir hale geldi ki artık günü kurtarmaya başlayacak büyük büyük günahlar işlenmeye başlandı. 2018’den sonra film tamamen koptuzdu. Burada görüyorsunuz Türkiye bir anda eksiz rezervlere ulaştı. Birçok da anlamsız tartışmalar da oluştu.
Yani çok net gözükebilecek şeyler biraz… Peki bir şey sorayım. Burada mesela en yüksek olduğu tarihte bile 100 milyar dolarlar seviyesi bir rezerv görünmüyor. Şimdi Türkiye hiçbir zaman bu konularda çok kuvvetli bir ülke olmadı. Ama niye bir aralar bizim 120 milyar dolar civarında bir rezervimiz yok muydu? Bürüt rezervi ile net rezerv farklı. Şimdi bürüt rezervimiz hala 100 civarı. Yani daha önce çok daha fazla olduğu zamanlar da oldu. Şimdi bürüt rezerv ile net rezerv farklı çünkü… Nedir onun farkı? Şimdi bir sürü de Merkez Bankası’nın yükümlükleri var, borcu var, başkalarının parasını saklıyor. Şimdi mesela biz başka banka devletlerle swap yapıyoruz ya da Merkez Bankası bankalarla swap yapıyor. Vatandaşın yatırdığı… Kasanda görünen para sana ait değil. Sana ait değil, size ait değil. Aynen öyle. Mesela MF’den borç alıyorsunuz, o sizin rezervinizden ekleniyor ama bu MF’de borcunuz var. Mesela şu an bizim öyle bir 6,5 milyar dolarımız var MF’den gelen tutuklu. MF’den para mı aldık biz? Tabii.
Ne zaman? Birkaç onca bu Covid sırasında bütün ülkelere teklif edildi. Şimdi burada bu gözüküyor. Bunları iyi tahallil etmezsek Türkiye’nin ileride problemlerini çözemeyiz. Benim Türkiye’de ilk mücadele ettiğim şey şu. İnsanlar zannediyorlar ki biz 2002-2011, 2002-2007 aralığına dönersek öyle politikaları uygularsak problemlerimiz çözülecek. O politikaları yine uygularsak yine buraya geliriz. Evet.
Daha da kötü olur çünkü Türkiye’nin satacak varlığı yok. Türkiye şu an çok daha kötü durumda. 2002’nin başında makro istikrarı olan, nispeten çok zengin olması da bazı varlıklar olan bir ülkeden şu an varlıklarının çoğunu satmış çok daha borçlu ve makro istikrarı olmayan bir ülkedeyiz. Yani şartlar daha zor. Ben ilk önce onunla mücadele ediyorum. Doğru teşhis koyalım. Çözümleri yapmak kolay ama ilk önce teşhis koymazsanız… Teşhis koymadan hasta ölür zaten.
Evet. Problemimiz o. Şimdi ben burada bir iki şey daha söyleyeyim. Daha detaylı bunlara da gireriz isterseniz. Ben çok şey getirdim. Devam edin ben aklıma geldiğini soruyorum zaten. Tamam. 32.slide gidersin. 32 arkadaşlar. Şimdi burada bir örnek veriyorum ben. Bu bizim işsizlik sigortası fonunun gaye sahip milli hastalığına göre ne seviyede oldu? Bu fon tabii sürekli para harcı bir taraftan para topluyor. Şimdi 2018’den sonra Türkiye’de gerçekten zor bir dönem başladı. O kötü politikalar daha kötü yerlere götürdü. Sürekli onu kapamak için, göz boyamak için daha kötü politikalar uygulandı. Ve olay en sonuçta… Bir negatif kısır döngüye dönüştü. Evet. En sonuçta yapılmaması gereken şeylere dönüştü. Yani artık işsizlik fonu var. Onu amacının dışında kullanmaya başlıyorsunuz.
Görüyorsunuz bakın 2018’den itibaren… 2010’de biraz düşmeye başladı ama 2018’den sonra işsizlik fonu hızla düşmeye başlıyor. Covid sırasında düşüyor. Bir işsizlik var orada ama onu kullanmanız gereken yerlere kullanmıyorsunuz. Başka yerlere kullanıyorsunuz. Aynı şey Merkez Bankası’nın hazine yaptığı aktarımlar. Yani fiktif olarak Merkez Bankası’na kar ettirip o parayı hazineye aktarıyorsunuz. İşsizlik fonunda biriken parayı uygunsuz bir şekilde harcıyorsunuz. Nereye harcıyor belli mi onlar?
Cari ihtiyaçlara harcıyor. Maaşlı ödemeleri, müteahhitleri yapıyor ödemeleri… Bütçede disiplin kalmadı. Normalde nedir? Bütçeden fazla harcama yapacaksınız, bütçeye uymayacaksınız bunu meclise gelip izin almanız lazım. Öyle şeyler yapılmıyor. Buradan oradan bulup harcıyorlar. Ve o da tabii ülkeye enflasyon olarak geri dönüyor.
Ama tabii enflasyonun olmasının ilk nedeni bu değil. İlk nedeni yanlış para politikleri. Bunu bunlara yeri gelmişken söylemek lazım. Mesela bunun bir sonraki slideline de girersek… Bu da kamu borcunun nereden geldiği, ne tür para birimleri, ne tür araçlarla alındı.
Şimdi bakın Türkiye’de en önemli burada dikkat edilmesi gereken şey sarı eğri. Bu döviz cinsi olan borcumuz tüm borcumuzun içinde şu an o sayı… Bu kamu borcu ama değil mi? Özel sıkıntı yok. Peki garantiyle özellikleri, hazine garantiyle özellikleri borçları bunun içinde var mı? Burada yok. Burada onlar yok. Onlar olunca daha da kötü.
Şimdi burada bakarsanız resme, çok iyi bu sarı eğri hep düşüyor. Yani derviş programı başarılı uygulanıyor. Türkiye Cumhuriyeti hata yapmıyor bu dolarcısından borçlanma yapmıyor. Çok güzel gidiyor gidiyor. 2000’in orkiyedir. Ondan sonra yavaş yavaş artmaya başlıyor ve 2018’den sonra fırlaya gidiyor.
Şu andaki durum 2001 krizinden daha kötü bir durum. Evet. Şimdi bakın bu çok acıklı bir durum. Niye acıklı bir durum? Biz 2018’den sonra ne yaptık? Türk lirasının dolar karşısında yabancı parmağımızın değersizleştik. Hatta bir yarın onu biz politik olarak yaptık değil mi? Öyle bir söyleme oluyor. Evet öyle bir söylem yaptık. Ya siz eğer ileride Türk lirasının değerini kaybettirteceksiniz, doları aşırı değerlendireceksiniz, hangi para cinsinden borçlanmaya ağırlık verirsiniz? Teyle. Biz ne yapmışız? Dolar ve altıncısından borçlanma. Yani bu neredeyse vatan haini. Yani bu o kadar işbilmezlik ki. Yani biz dış güçleri diyoruz da dış güçleri getirseniz bundan daha hırsız yapamazlar ülkeye. Yani doları patlatmadan önce bilinçli olarak patlattığında dolarcısından borç alıyorlar. Yani Türkiye’ye bir çivi çakılmadan borcuna borç ekliyorlar. Ve de geldiğimiz noktada bu şu an.
Şimdi burada değişik şeyler daha var ama çok zamanı uzayacağım. Bir tane daha iki slide öteye gidersek, 35 nollu slide de bununla ilgili bir şey daha göstereyim. Hani Türkiye’de deniyor ya 128 milyarın ne oldu falan. Ben ne olduğunu size göstereceğim şimdi. Neler olduğunu daha doğrusu.
Bakın Türkiye’de aynı zamanda ekonomide güven bunalımı var. Ekonomi yönetilmiyor. Ve öyle olunca da yerli ve yabancı yatırımcılar Türkiye yatırım yapmak istemiyorlar. Yabancılar da diyor ki ben o zaman Türkiye’den çıkayım. Türkiye’ye gelmiş adamın fabrikası varsa onu satıp çıkması zor. Ama 70 deylite borç verdiyse ya da borç e girirse onu satıp çıkma şansı var. Tamam çok güzel.
Şimdi 2018’de biz başkanlığa geçtikten sonra orada ciddi bir problem yaşanmaya başlıyor. Yabancılar bu sarı çizgi yerleşik olmayanlar fark edersiniz delet olan borç verdiklerini almaya başlıyorlar. Kim peki o parayı yerine koyuyor? Çünkü delet borcunu ödemiyor. Yerleşikler paralanılık bir dolar ise kim kapıyor?
Kamu bankaları ve özel bankaları. Özellikle mavi çizgiye bakarsanız bravo Fatih Pek kamu bankaları. Yani ne oluyor orada? Bizim yabancılar diyor ki ya Türkiye güven vermiyor artık çok kötü yönetiliyor. Burası kötü olur ileride biz yavaş yavaş gidelim. Şimdi siz bir malı satmaya çalışırsanız o malın değeri düşer normalde. Bir bedel ödersiniz çıkmaya çalışırken. Ama biz diyoruz ki yok bu vatandaşlar yabancılar bir bedel ödemesinler bizim kamu bankaları gelsin onları alsın. Çünkü yani o kağıtları satmaya çalışıyorlar piyasada arzı var. Taleb az olsa düşecek fiyatı. Düşmüyor. İyi fiyattan kamu bankaları satıyorlar. Bizimkiler emir veriyor alın alın bunu kamu bankaları. Çünkü göz boyayacaklar yani Türkiye hükümetin borcunun değeri düşmesin.
Çünkü borcunun değeri için faizler artıyor. Göz boyamak için yabancılardan o borçları güzel güzel iyi fiyatlardan alıyorlar. Peki sonra o yabancılar ne yapıyorlar Türk lirasına duruyorlar mı? Hayır. Onu da dolara çevirip çıkıyorlar. Nereden dolara çeviriyorlar? İşte o zaman Türk lirasını biliyorsunuz aşırı değer tutmaya çalışıyordu Berat Bey’in zamanında. Paralar gidiyordu. Nereye gidiyordu? İşte yabancılar ucuza dolarlara alıp gittiler. 128 milyar dolar bu hepsi değil ama bir kısma bu.
Ama bir kısımda vatandaşlar ters satıyorlar bankalara konuyorlar. Tabii. Yani orada esasen kötü yönetim var. 128 milyar nereye gitti buharlaşmıyor. İşte ne olduğu görüntü yok. Nereye doğru görülüyor. Burada bir kısmını yabancı bankalar alıp gitmişler bir kısmını da Türk vatandaşları tehlillerini devlete verip dolarlara alıp hesaplarını etmişler. Burada iki tane çok kötü acıklı şey var Türkiye için. Bir yabancılar gelmişler, Türkiye’den para kazanmışlar. Çıkmak istedikleri zaman da bedel ödememişler. Çünkü kamu bankaları onlardan iyi kağıdı almış. Merkez Bankamız da eksik olmasın, Türk lirasını değer kaybetmesin diye. Bunların dolarlarını iyi fiyattan ucuz yüz bunlara dolar satmış. Onlarda çıkmışlar. Ondan sonra da biz demiştik dolarlar bitikten sonra biz artık… Pahalı dolara geçiyoruz. Ya kardeşim onu yapacaksınız. Baştan yapsana. Baştan çıkmasına veya çıkarken zarar etsinler. Şimdi acıklı olan bu. Yani biz tutarsız yanlış… Yani elimizdeki dolarları ucuz ucuz satmışız ve onlar da alıp gitmişler. Ondan sonra demiştik ki bu dolar bitince biz zaten Türk lirasını değerini düşüreceğiz. 20 yıldır yanlış yaptık. Doğrusu Türk lirasını değerini düşürmek istiyormuş.
Ama sonra ondan da hemen vazgeçmişiz. Evet ondan da sonra hemen vazgeçmişiz. Birkaç aylık sonra ondan vazgeçmişiz. Bir ay sonra falan vazgeçmişiz. Şimdi de Merkez Bankası olmayan rezervlerini arka kapıdan satarak… Türk lirasını değerini korumaya çalışıyoruz. Peki hocam bu tablo iyi değil. Bir şey soracağım. Şimdi hep sürekli söylenen bir şey var. Kardeşim, Dünya’da da kriz var. Enflasyon her yerde var. Amerika’da var. Avrupa’da da var. Türkiye’de olması normal.
Normal mi? Değil. Maalesef değil. Orada da bakalım 24. slide’mıza. Türkiye’yi şimdi ben Amerika ile Avrupa gelişmiş Afrikada karşılaştırmıyorum. Türkiye’yi gelişmekte olan benzer ülkelerle karşılaştıralım. 2004 yılından itibaren son 18 yılda Türkiye’nin enflasyonu nasıl değişmiş, yükselenek ekonomilerin ortalamasının nasıl değişmiş.
Yükselenek ekonomilerde ne kasıt? Hangi ülkeler var? Bunlar gelişmekte olan ülkeler. Asya ülkeleri var, Doğu Avrupa ülkeleri var, Yunan Amerika ülkeleri var. Hepsi var. Yani bu dışı Arjantin’de var. Bu onların ortalaması. Yani burada ortalamayı Arjantin’in yukarı çekilmiş. Türkiye ve Arjantin burada ciddi derece yukarı çekilmiş iki ülke. Son yıllarda en azından.
Şimdi bakarsınız Turuncu çizgi mavi çizginin altında. Türkiye her zaman diğer yükselenek ekonomisi yüksek. Bir iki yılda bir temas olmuş. Ama genel. Ama benzer. Yani bunlar tamam diyebilirsin. Çok farklı değil. Yani bu an bir bu an farklı. Yani olabilir. Ne oluyor 2016’dan sonra? Biraz kopmalar başlıyor. 2018’de ciddi bir sıçrama var. Sonra biraz toparlar gibi yapıyoruz. Sonra kopya gidiyor.
Şimdi Turuncu sayı oradan görmek zor. Turuncu Amerika değil. Turuncu dünyadaki girişmek zor ülkelerin ortalaması. Tabii. Yani dediğiniz gibi Latin Amerika ülkeleri hiç beğenmediğimiz Doğu Avrupa ülkeleri, Asya ülkeleri. Biz olan hepsinden hep daha yükseğiydi. Ortalamasından çok yükseğiydi. Şimdi koptu gitti. Yani dünyada infilasyon var. Yani Turuncu çizginin arttığını görüyorsunuz. O Turuncu şu an %9’un biraz altında.
Yüksek mi? Evet görece olarak yüksek. Bizdeki kaç? %61. Bizde 61 eğer inanırsanız. Yani vatandaşın çoğu da inanmıyor TÜİK sayısına. Ben TÜİK sayılarıyla çalışıyorum. Benim gösterdiğim tüm sayılar Merkez Bankası’nın resmi verileri. Resmin verileriyle çalışıyorum. Enak falan filan değil. Değil. Hayır. Yani bu delet olan saygıdan. Yani öbür türlü şey yapamayız. İşinden çıkılmaz. İşinden çıkamazsınız. Ama vatandaş inanmıyor. Yani bizim enflasyonumuz dünyadaki ortalama enflasyonu gelişme ülkeler ortalamasının altı katı kadar hemen hemen. Gelişmekte olan ülkelerin altı katı kadar. Biraz üstünde. Onlar 800 küsür, 9 neredeyse. Biz 61’iz yani. Yani dünyada enflasyon yüksek doğru 9. Bizde yüksek 61. Evet. Peki. Bu ne zaman peki aşağı doğru gider? Şimdi sürekli olarak bir tarihler veriliyor.
Bunun aşağı gitme yöntemi nedir? Daha doğrusu şuraya sorayım. Daha basit sorayım. Bu işten Türkiye nasıl çıkar? Çıkabilir mi? Bu işten Türkiye kolay çıkar. Yani Türkiye’nin büyük problemleri var birçok alanda ama enflasyonu nispeten kolay halledilebilecek bir şey. Nereye halletmiyorlar? Şimdi bakın. Halletmek için ilk önce kurumların doğru çalışması lazım. O kurumlarda da doğru yetenekli insanların görev yapıyo olması lazım. Onlar şart. Şimdi ekonomide para politikasına güven çok önemli.
Şimdi güven niye önemli? Şimdi vatandaşa dersin sizin gelecek yıldaki enflasyon beklentiniz kaçtır? Sorsak insan olacak ki ya son ünlü iken 60 herhalde 60-70 olur önümüzde. Öyle düşünüyor. Daha çok yeni de çıkacaktır. O zaman desek ki biz onlara ya siz yüzde kaç faiz olsa Türk lirasında paranızı Türk lirasında tutarsınız,
yabancı parayı kaçmazsınız ya da mala girmezsiniz ya da enflasyon neden olacak şeyler yapmazsınız. Derler ki yani enflasyona beni yedirmemen lazım. O zaman da faizin çok yüksek olması lazım. Öyle yaparsanız da bir sürü insan iflas eder. Yani eğer enflasyonun gelecekte çok yüksek olduğu beklentisi varsa bir kere ondan sonra enflasyonu kontrol etmek çok zor. Çok yüksek faiz uygulamanız lazım. O da şu an tavsiye edilebilecek bir şey değil Türkiye gibi zor dönemden geçen bir ülke için. Onun için ilk önce sözüne güvenilir, öngörülebilir, kredibilitesi olan bir merkez bankası olmalı, bağımsız
ve onun içindeki liyakatlı insanlar doğru kararları vermeli. Şimdi ilk önce bir, Türkiye’de merkez bankası bağımsız mı? Hayır. Tayyip Esedi gibi değiştiriyor insanlar. Şimdi politikacılarla merkez bankaları her zaman hemfikir olmaz. Niye? Çünkü politikacı seçim kazanmak istiyor. Dünyanın her yerinde böyle yani ben AK Parti ya da birinin suçlarını söylemiyorum. Dünyanın her yerinde böyledir. Politikacılar seçim kazanmak için kısa vadede, yararlı, uzun vadede zararlı işlere girmek isterler. Merkez bankasının görevi onu durdurmaktır. Onun için de bağımsız olmak zorundasın. Şimdi Türkiye’de bağımsız değil. Merkez bankası aynı zamanda sözüne güvenilir. Peki mesela Amerika’da veya Fransa’da nasıl bir merkez bankaları? Tamamen bağımsız. Ne demek tamamen bağımsız olmak? Yani merkez bankası Amerika’daki başkanın dediğini yapmaz, başkan da onu içten atamaz. Şikayet eder, gazetelere der der bu adam bana zarar veriyor ya da bu kadını uygun bulmuyorum yaptıklarını ama yapacağı hiçbir şey yok.
Mesela Trump okumuş mu seçimden bir yıl önce hep şikayet ediyordu. Merkez bankası beni seçtirmek için yapıyor bunlar falan dedi. Ama sonra kendi adamın atadı orayı. Şimdi beş yılda bir istediğiniz adamı atayabilirsiniz senet uygun bulursa. Ama atadıktan sonra adam orada veya adam işini bağımsız şekilde yapar. Şimdi ben onunla ilgili size bir şey göstereyim. 26 numaralı slayda gelelim.
Şimdi burada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın tahminleri var. Onlar sonra gerçekleşen. Ocak 2001 yılında merkez bankası demiş ki yıl sonunda bizim enflasyonuz 9.4 olacak. İkinci sıradayım ben 2021 yılında. Nisan ayında demiş ki beklediğimizden kötü gidiyor 12.2 olacak.
Temmuz ayında demiş ki yıl sonu itibari 14.1 olacak. Ekim ayında demiş ki yıl sonu itibari 18.4 olacak. Gerçekleşen 3 ay sonra 36.1 olarak çıkmış. Şimdi bu merkez bankasına kimse güvenir sözüne inanır mı? Bu adamlar dese ki biz beş hedefliyoruz ona göre fiyat ayarlayın çok ciddiyiz. Bu arada hedeflenen enflasyon beş. Sizi ciddiye alırlar mı? Almıyorlar. Şimdi merkez bankasının ilk önce problemi o ciddiye alınmıyor. Daha kötüsü Sayın Nebahati Bakanımız zaten merkez bankasının önemini ortadan kaldırmakla övünüyor. Diyor ki para politikasının zaten önemini biz ortadan kaldırdık. Şimdi onunla ilgili de bir şey söyleyeyim. Niye bu işlerin olmadığını göstermek açısından 23 nolu slayda gelirse bakın.
Şimdi burada bizim bir aylık TL mevduat faizimiz enflasyona karşı mavi çizgi mavi eğri bir aylık mevduatımız bu genelde 32 günlük. Siyah olan da enflasyonumuz. Fark edersiniz mavi ile siyah hep kol kola gidiyor yıllarca. Ne oluyor? Yani biz mevduatta tutan, parasından vatandaşı enflasyonu ezdirmiyoruz. Ta ki 2001 yılının ikinci yarısına kadar, eylüne kadar mevduat faizi orada kalıyor, enflasyon kopuyor gidiyor. Niye? Şimdi onu iyice anlatacağım. Şimdi böyle bir şey olduğu zaman ne olur? Siz paramınızı Türk lirasında tutmazsınız.
İşte onun için de kur kurulma mevduatı icat edilir ki insanlar dolara kaçar. Dolara kaçarsa dolar fırlıyor gidiyor. O tekrar Türkiye’ye problem olarak geri geliyor. Şimdi yapılan şu. Merkez Bankası yanlış para politikalarıyla enflasyonun kontrolünü elinden kaçırdı. Elinden kaçırdıktan sonra panik oldular. Dediler ki biz faizle bu işi kontrol etmeyelim, bir icatta bulunalım. Kur kurulma mevduatı.
Peki bir şey söyleyeceğim. Kur kurulma mevduatı şöyle bir risk yok mu? Faizi siz belirlersiniz. Kur kurulma mevduatı ise kurun nereye geleceğini siz belirlemiyorsunuz. Bu ekstra bir risk değil midir hazine için? Şimdi normalde bankalar faizi kendileri belirlerler, bedelini de kendi ödüyorlar. Şimdi burada dediğiniz doğru ama daha kötü bir şey daha var. Bedeliyle hazine ödüyor.
Hayır bedeli hazine ödüyor. Yani eğer dolar kopar giderse onlar diyor ki biz 14, 15, 16, 17 neyse biz onu veririz geri kalanı hazine veririz. Ne yapıyorsunuz siz? Bir de servet dağılama bozukluğuna dolaşıyorsunuz. Gelecek nesilleri boşlandırıp zenginlere, o mevduat sertlerine… Peki bir yandan da bu bankalara ekstra bir kar oluşturmuyor mu? Bravo, bravo. Şimdi… Niye? Bankalardan bugün ben gidip kredi almaya kalksam %30’lar aşağı alamam. Eğer kamu bankalarından kredi alacak bir sistemin içinde değilsem……sıradan vatandaşlara gittiğimde 35’ler civarında belki borç buluyorum belki bulamıyorum. Özellikle sanayiciler bundan derdi. 32 altına bulan yok. Oysa banka %14. Geri kalan faiz ödüyor geri kalan hazine üstünde. Yani bir yandan da hazine bankaların cebine para koymuyor mu?
Şimdi çok güzel bir şey teşhis ettiniz. Orada iki şey birden oluyor. Bir de 16. slayda geçelim o zaman. İkisini birden birleştireyim. Sizin dediğiniz şu… Vatandaş bankaya parasını yatırıyor. Bank onları onun karşısında 14-15-16 yüzde faiz veriyor. Geri kalan hazine tamamlıyor. Bu şekilde bankalar ucuza mevduat toplamış oluyor vekaleler. Burada daha acıklı bir şey daha oluyor. Sadece bankalar vatandaştan mevduat almıyorlar. Aynı zamanda da Merkez Bankası’ndan da borç alıyorlar. Ona da politika faizi deniyor. Bir haftalık. Şimdi bu da bizim real politika faizimiz. Yani Merkez Bankası bankaları %14’den veriyor ama enflasyonundan arındırırsınız. Aynı zamanda eksi elli. Evet. Yani biz Merkez Bankası eliyle bankalara servet aktarıyoruz. 49’unu aktarıyoruz.
Şu an 47 galiba sayı. Ne yapıyordur onu? O paran alıp bir kısmını dönüp hazineye borç veriyorlar. Kaçtan veriyorlar? 25-26-27-28. Arasının ne oluyor? Kar. Hazine kendi kendine soyduruyor. Aynen öyle. Merkez Bankası ve hazine böyle bir para transferi yapıyorlar. Bakın burada ikinci bir şeyden var benim slide’larımda.
Hala bunu kamu bankalara her şey derse ki kamu bankası falan ama özel bankalardan şey yapıyor. Yabancı bankalara aynı şey yapıyor. Bakın yani siz Türk’te saçınız varsa, bankacılık sektöründeyse size Merkez Bankası fonlayacak. Olur. %14’den fonluyor. Kim olduğunuzdan bağımsız olarak. Bağımsız olarak. Ama bunun parayı alanların çoğu kamu bankları ayrı. Bu herkese verilen bir para. Şimdi orada ikinci bir şey daha oluyor bakın.
Türkiye’de şu an enflasyon kaç? 60. Beklenti ne? Vatanları sığasak 100 diyem bile çıkar ama diyelim ki 60. Siz şimdi demin biraz önce bir sayı söylediniz. En üst özel sektörün ikinci yüzde 30’dan borç veriyor. Bankalar kâr ediyor ama burada borç alan da çok kâr ediyor. Niye? Tabii. Sen yüzde 30’dan borçlasın enflasyon yüzde 60. Al mala gir, farkı kâr. Al dolara gir.
Ondan sonra diyoruz ki ya enflasyon oluyor. Olur. Ya ev fiyatları arttı. Olur. Sen ucuza borç veriyorsun. Adam eğer çok kötü bir ticaret yapmazsa, mesela ben bir şey üretiyorum. Üretmek için metali ihtiyacım var. Başka neyse benim işim. Emtiyalar, ham maddelerim var. Normalde altı ay yapacağım. Taşıyayım 2 ay. 2 yıllık borçlarını alayım koyayım.
Çünkü zaten ortalama enflasyon kadar artacak bunlar. Yüzde 20 hata yapsam bile yine kârlıyım. Çünkü yüzde 30-40 maryon orada marjım var. Bu hem enflasyon nedeni oluyor hem de… Emtiyalar fiyatı yüksek yükleniyor. Şimdi dünyadaki emtiyalar fiyatı tabii Türkiye çok küçük büyük bir ülke oldu. Şimdi çok fazla etkilemiyor. Ama nispeten etkilemiyor. Ama daha önemlisi burada şu oluyor bakın. Enflasyon esasen fakirden bir para alınmasıdır. Niye? Çünkü ücretleri enflasyon kadar maaşını arttırmazsanız, enflasyon sonuçta ücretler fakirleşir.
Super enflasyon olmasını fakir sübvan sonra yen gelirler. Evet. Ondan sonra ne oluyor o servet aktarılımı? Borç kapasitesi olan, sermayesi olan daha çok borç kullanabilen insanlar ucuza borç alarak o serveti fakirin kaybetini… Sistem zenginlere yaşıyor aslında. Şu an sistem zenginlere yaşıyor. Ondan sonra şikayet ediyoruz. Diyoruz ki ev fiyatları artar şifre etsem ama artmıyor aslında. Şimdi konuştuk yani.
Çok bariz olarak üskü. Bu da bunun üstüne üstlük. Biz ne yapıyoruz? Biz çok kötü bir para politikası uyguladık. Yabancılar kaçtı. Vatandaş dolara kaçıyor. Merkez Bankasının dolar kalmadı. Rezervleri eksi 50 milyar. Diyoruz ki biz o zaman biraz dolar kazanmazlar. Ne yapalım? Yabancılara ev satalım. Yabancılara vatandaş karşında ev sattığın zaman ne oluyor? Bir şeyin arzı vardır. Bir de talebi vardır. Bir denge oluşur. Arz atmıyor.
Arz atmıyor. İkstra talep sunu talep yaratıyorsunuz. Bu sefer ev fiyatları uçuyor. Vatandaşın ev almasına imkan yok dargelerin. Yani şimdi biz ne yapıyoruz? Bir hata yapıyoruz. O hatanın sonuçlarını örtmek için bir hata daha yapıyoruz. O başka bir sorun yaratıyor. Yani Türkiye’nin 20 yıldır yaptığı talep… Peki hocam buradan nasıl çıkılır şimdi? Şöyle laflar var. Burada ekonomisiyle araladığımda şöyle derim. Dolar gördüğü zirveyi asla unutmaz. Atıyorum.
15 lira gördüğü ise bir de geçici olarak düşse bile tekrar oraya çıkar diyor bazıları. Aynı şey konut fiyatları için geçerli mesela. Emlak fiyatları. Bir eli gördüğü ise oradan geriye kolay kolay düşmez. Çünkü insanlar o fiyatı almışlardır. O fiyata yatırım yapmışlardır. Oradan geriye adım atmazlar. Böyle midir? Hakikaten artık Türkiye böyle bir ülke mi olacak? Yoksa bu dolar fiyatı dolar düşer mi? Ya da yani bir gün işler normale geldiğinde bir sıfır atarak tekrar eski günlere gelir mi? Çıkışı var mı Türkiye’nin bu ortadan?
Çıkışı var. Türkiye’de şu anki dolar fiyatları suni. Onu bir teşhiz edeyim. Çünkü söyleyeceğimiz şeyleri daha sonra geçersiz kılmasın. Şu an Merkez Bankası arka kapıdan dolar satarak Türk lirasının daha fazla değer kaybetmesini engellemeye çalışıyor. Ve aynı şekilde de insanların dolar ya da döviz cinsi taleplerini kırmaya çalışıyorlar.
Telkinlerle, hafif tehditlerle, çeşitli yollarla biliyorsunuz piyasada döviz talebini kırmaya çalışıyorlar. Ve Merkez Bankası döviz satarak doları burada tutmaya çalışıyor. Bu kalıcı değil. Bu uzun madede. Yani sürdürülenmeyi hiçbir şey sürdürülemez. Şimdi onu bir söyleyeyim. Yani şu an doların üzerindeki bu aşırı suni çabaları keserse Merkez Bankası’nın devlet burada doları tutamazlar. Bu başka bir dengeye gider. Belki git çok daha fazla artar. Ama bunların hiçbirine mecburcu değiliz. Şimdi bunun çözümü var. Ben para politikasından bahsedip oradan gireyim. Zaten bu maliye politikasından söyledik ne yapılması gereken. Orada şarkıra her şey ortada ama. Şimdi para politikasının yapılması gereken şu esas. İlk önce beklentilerin kırılması lazım. Yani yatırımcıların, vatandaşların, üreticinin, tüketicinin enflasyon beklentisini kırmak lazım.
Şu an herkes diyor ki bunlar enflasyonla iyi mücadele edemiyorlar. Enflasyon ileride daha da çok artacak. O zaten tek başına enflasyonun artması neden oluyor. Çünkü ona göre insanlar yatırım ediyorlar. Enflasyonun beklentisi diye bir şey var çünkü. Evet. Şimdi onu kırmak için ne yapmak lazım? İlk önce Merkez Bankası’nın işini yapması lazım. Merkez Bankası’nın işini yapması için bağımsız olması lazım. Şimdi bizim ilk önerdiğimiz şey Merkez Bankası’nın bağımsızlığını anayasal koruma altına almak.
Esen bence gerek yoktu. Kanun da olması yeterli ama gözüken o ki yetmiyor Türkiye gibi ülkelerde. Bunu anayasal koruma altına almak lazım. Bence anasalsız da yetmezdi. Yani inşallah o yeterli olur. Doğru insanlar, doğru şeyleri yaparlarsa. Şimdi bağımsızlık sağlandıktan sonra buraya uluslararası saygınlığı olan, Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi, para politikasını en iyi bilen, uygulamış, Türkiye’de, dünyanın diğer ülkelerinde uygulamış, başarıyla anılan insanları bu göreve getiriyor.
Var böyle çok insanımız var. Böyle insanlarımız var. Bu insanlar göreve gelecekler. Yeniden enflasyon hedeflemesi yapılacak. Ama şu anki gibi de şu an beş diyorlar hedef. Yani kargalar görüyorlar, yani komik oluyorlar. Yani gerçekçi değil. Enflasyon hedeflemesi yapılacak. Enflasyon beklentileri kırıldıktan sonra da faizler ona göre ayarlanarak, enflasyon beklentileri verilmekte faizler aşağıya çekilecek. Şimdi benim bu konuda bir iddiam var.
İlk temel Merkez Bankası başkanının güvenilir olması ve Merkez Bankası’nın tamamen bağımsız olması. Bağımsız olması lazım. İlk birinci şart bu. Evet. Ve ondan sonra şeffaf, öngörülebilir, güvenilir politikaları uygulayacak. Öyle ortodoks olmayan, işte biz böyle yaparız, çok zekiyiz buradan, bunu kıvırtırırız falan değil. Herkesin güvendiği, inandığı politikalara geçilecek ve bunu daha önce bu insanlar uygulamış.
Türkiye’de de uygulamışlar. Asya kristisinde de çalışmışlar. Bazı arkadaşlar Dünya Bankası’da çalışmış olsa da. Yani bunun uluslararası bir işli tecrübesi var, uluslararası saygınlar var. Bu insanlar geldiği zaman zaten göreve, herkes diyecek ki tamam bu adamlar ciddi insanlar, bunlar enflasyona mücadele edecek. Ama bağımsız olması kaydıyla. Bağımsız olması kaydıyla. Kişi önemli değil. Evet. Ondan sonra enflasyon kontrol atılır. Ben bunu iki ay kadar önce söyledim, yine söylerim.
Yani şu an bu… Aslında bu kadar kolay yani. Bu iş yapılırsa bir yıl içinde enflasyon tek haneye düşer. Yani Türkiye’nin tek ve en büyük sorunu enflasyon değil ama birçok vatandaşınız ondan çok muzları bu kolayca çözülebilir. Bu mümkün. Bu dediğimizde… Belki bankasının bağımsız başında da uluslararası saygınlığı olan bir tecrübeli Türk ekonomisti. Bu kadar basit.
Tabii o bir grup çalışması. Yani kadrolar hepsi birlikte gelecekler ama başındaki para piyasası kurulundaki arkadaşlar hepsi saygın insanlar. Bu işi ciddi alan vatansaver insanlar bu işlerini yapacaklar. Yapacaklar. Sonraki adım? Şimdi eskiden bu odanın hepsi aynı anlatılacak da etkisi daha yavaş olacak şeyler var. Şimdi ikinci şey yine bahsettiniz maliye politikaları. Burası da çok problemli. İşte ne dedik? Biz dolarcazından borçlandık, doları patlattık, borç arttık. Ne yapacağız biz? O disiplin altlanacak. Bu borçların ödenme süresi geldiği zaman borçlar yavaş yavaş ödeyecek ve TL’ye dönecek. Uzun vadeye yayılacak ve TL’ye dönecek. Şimdi bir kere makro ekonomik… Enflasyon düştüğü için daha düşük faizle de TL’ye dönecek. Aynen öyle. Makro ekonomiksel istikrarsalığından sonra bu çok kolaylaşır. Şimdi zaten dikkat edilirse Türkiye’de bu ciddi bir şekilde düzeltilmişti. 2018’den sonra eksik olmasın Berat Bey bunu bayağı bir mahvetti. Biz şimdi ondan sonra biraz toparlanır gibi oldu.
Gene bozuldu. Onlara da grafik gösteririz ama o çok net zaten. Onlar düzelicek. Şimdi orada bir de Türkiye’de bir denetimsizlik var. Hiçbir şey denetime tâibî değil. Demin de söylediğim gibi hazinenin verdiği garantiler herkes artık verebiliyor. Bu yapışta devletler tamamen kontrol ediliyor. Kontrol de düşündü.
Şimdi ilk önce denetim geri gelecek. Bağımsız denetim, bağımsız yargı. Politikacıların vereceği karar değil. Politikacılar önünü açacak. Bağımsız denetimi ve yargını. Ondan sonra tekrar mali disiplin… Peki davul beni boyunca toprak başka senede olmuyor mu o zaman? Şimdi bakın politikacılar verecekleri kararlar var ama sonra bazı şeyler bürokratlara, bağımsız denetimcilere verilmek zorunda. Yoksa politikacılar ve öbür politikacıların intikam hızıyla şey yaparlar. O doğru bir şey değil.
Yani yargı ve denetim bağımsız olmak zorunda. Onun için davul, bavul tokmak meselesiz sorun değil orada. Yani bağımsız denetim, bağımsız yargı gelecek ve ondan sonra da bir süreç başlatılacak. Şu an Türkiye’nin mali problemlerinin en önemlisi disiplinsizlik ve denetimsizlik.
2011-2015 yıllar arasında çok fazla sayıda devlet garantili iş yapıldı. Bire yapılacak iş üçe yapıldı, 6 garanti bir ele ödeniyor. Bu gelecek nesillerden alıp bazı müteahhitlere para aktarır. Buna engel olmak lazım. Şimdi burada benim her zaman söylediğim şey var. Devlette devamlılık esaslıdır. Direkt bir kontrat imzaldıysa o kontrata uymakla hükümlüdür.
Ama eğer o kontrat bazı usussuzluklar altında bazı kurallara aykırı bir şekilde yapıldıysa o zaman denetim ve yargı yoluyla o tespit edilir. Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşının hakkında Türkiye hükümeti korur. Gerekirse bakımlara gidilir. Bu kontratlardan doğan yükte belli oranda azaltılabilir. Bir hakkın hale getirebilir. Bunlar hepsi sözleşme koruması altında. Tahkimlerde falan bundan çözebilecek işler midir? Tahkimlerde çözülür. Bu işler tahkime kalmayabilir. Bazen insanlar kaybedeceğini anlayınca anlaşmaları seçerler. Zaten parasını kazanmıştır büyük oranda belki. Türkiye Cumhuriyeti hakkımız savunur. Tahkime gidilmesi gerekirse gider. Ama burada önemli olan bir şey var. Türkiye’nin içindeki denetim ve hukukun bağımsız olması.
Orada yargının önüne açılacak, denetimin önüne açılacak. Onlar bu işi bağımsız yargı hukukunun üstüne tesir ederek devam edecekler. Şimdi bakın, bunlar yapıldığı zaman Türkiye’nin bütçesi de kontrol altına alınır. Ve Türkiye’nin esasen şu an çok ciddi olan problemlerine kaynak aktarılır. Anlık ve de çok zor bir iş yok ortada yani. Sadece bir kararlılık ve bir politika anlayışı var. Disiplin gerekiyor. Şimdi bunun daha zor işleri de var. Bunlar nispeten ben kolaydan zora doğru gidiyorum da isterseniz… Zorlar tarım ve sanayi politikalarındaki yapılması gerekeler falan. Bir şey soracağım şimdi. Herkesin ağzında şöyle bir laf var. Kardeşim nereye baksam ekonomi iyi görünüyor. Soğaklarda bir canlılık var. İhracat işte 2002 yılına oranla 8 kat, 9 kat arttı 30 milyardan 180 milyar 200 milyar dolara doğru gidiyor. Yani ekonomide kriz olsa soğaklardaki bunca canlılık nereden? İşte herkes otomobil alıyor, herkes ev alıyor. Bak otomobilde kuyruk var.
Bu ne peki? Şimdi Türkiye’de ciddi bir gelir ve daha önemsiz servet dağılım bozukluğu oluştu. Yani Türkiye büyük bir ülke 84 milyon. Bunun %10’un da para olsa bu 80.4 milyon. Her yere gider bu insanlar. Her şey de satın alabilirler. Bu sebep %10 olduğundan demiyorum. Örnek olarak veriyorum. Yani şu an Türkiye’de esasen ciddi bir yoksulluk var. Yani biz Türkiye’ye gezerken onu görüyoruz. Biliyorum ben bugün politikacı şapkamı giymiyorum. Onun için onları anlatmayacağım ama Türkiye’de şu an derin yoksulluk var. Türkiye ben büyürken işte tarımda kendisine yeten dünyadaki 7 ülkeden biri filan de ünürdük. Biz öyle öğretmişlerdi. Şu an öyle değil. Şu an Türkiye’de ciddi bir gıda problemi var. Yani Türkiye’de bu kriz benzeri ortam sürse bile, Türkiye aslında diğer kapı sürse bile, Türkiye’de belli bir grup refah içerisi yaşamaya devam edecek, alt taraftaki yoksulluk mu artacak? Evet. Zaten biraz önce onu konuştuk. Yani şu anki sistem zengini daha zengin ediyor. Adam %30’dan borçlanıyor. Mala girip kenara koysa bir yıl sonra %70-80 zaten… Bizim günahımız mala girememek mi? Biraz öyle. Şimdi sizin bir fabrikanız olsa, bir şey üretiyorsanız girdilerinizi alıp bir yılcık stoklayabilirsiniz. Bankır hediyesiyle. O da sonra değer olarak size geri gelir.
30 kredi öderim, 60 enflasyon veya %100 bazen kurum farkından kazanırım. Tabii. Şimdi bu yüzden yani refah için yaşam… Bunları yaptıktan sonra ikinci olarak da sanayi ve tarım politikasını mı değiştirmek, geliştirmek gerekli? Şimdi bakın, sanayi ve tarım eğitim, hukukun üstünü tessettikten sonra iç ve dış yatırımcıya özendirilir. Ama burada unutulması gereken bir şey var.
Şu an Türkiye’de doğru tarım ve sanayi politikalarıyla Türkiye uzun vadede kalkınır. Uzun soğuklu bir kalkım başlar. Uzun soğuk derken 10 yıl, 20 yıl. Yani her yıl bir öncekinden iyi olur ama o yeterli değil. Niye yeterli? Şu an bizim çocuklarımız yeterli beslenemiyor. Şu an Türkiye’de yeterli beslenemeyen ciddi sadıç çocuk var. Derin yoksuluk yaşayan. Bu çocuklar iyi eğitilmiyor, iyi beslenmiyor.
İyi beslenemeyen insanlar zaten iyi eğitilemezler. Aç çocuk öğrenemez, protein eksikliği var. Biz bu şekilde gelecek nesillerimizi verimli bir şekilde yetiştiremeyiz. Hani bu insan, çocukları insani olarak… Gökçenler ve çocukları yetiştirmekte ki sıkıntımız benim en büyük korkuma gelecek. Gökçenler çok ciddi bir problem. Onu ayrı olarak kullanayım. Bizim kendi çocuklarımızı ciddi olarak yetiştireme problemimiz var. O da ileride bize fakirlik olarak geri gelir ülke olarak.
Onun için şu an çok ciddi olarak sosyal paketlerle bu olayı çözmek lazım. Okulda, okula giden her çocuk sabah kalkısı, öğlen yemeği delilet vermesi lazım. Nereden gelecek bu para? Yapıştırdıklı devletlerden, kısacağımız paralarından. Daha başa kısılacağımız yerler var. Mesela benim tahminim bu yol büyük ihtimalle…
Bu şey tabii, çok aşırı bir tahmin. Çünkü bilemiyoruz ne olacağını çok erken ama… Biz çok rahatlıkla kurkronlu mevdaate 200 milyar lira ödemek zorunda kalabiliriz. 200 milyar? Şu an ödenen ben… 200 milyar ne eder? 13 milyar dolar falan. Ama bunun karşısında bir tane çiviş çakılmış, bir tane çocuğa sabah kalkısı vermesiniz. Tamamen ziyan. Şimdi bu çocuklara sabah kalkısı, öğlen yemeği verseniz 15 milyon çocuğa… Bunun 2021 fiyatları maleti 26 milyar. O sayıdan çok daha az. Yani demek istediğim Türkiye’nin kaynakları var. Doğru kılınırsa bu şekilde de yardım, doğru sosyal devlet şartları sağlanarak… Esasen hızla bizim aşırı derecede yıpranmış, fedakar yapmış, dar kesin vatandaşımız… Hızlı bir şekilde insani bir seviyeç şekilleri… Bunun yapılması şart. Bu yapılmazsa hem Türkiye geleceğini mi hatırlar? Ayrıca da insaniyede değil bu. Peki Bilgi Hoca’m, vaktimizi tamamladık. Bir saati doldurduk. Aslında iki saati, üç saati konuşuruz bu konu üzerine. Ama şöyle yapalım, başka bir gün tekrar konuşalım. Memnuniyetle. Siz herhalde dönmüyorsunuz ortadan hemen. Çoğunlukla Türkiye’deyim. Son zamanda Türkiye’desiniz. Bunu bir daha detaylı bir işle konuşalım. Belki birkaç kişi de konuşabiliriz. Niye? Uf koca bizi bekliyor şimdi. Ona da ayıp olmasın saat 1 gibi bağınızı bir çek. Rektem mektem gelince, reklamları verdiğim süreyi size ekledik. Çok teşekkür ediyorum. Ağzınız sağlı. Mesajlara bakıyorum. Herkes çok konunun çok basit bir şekilde anlattınız. Sağ olun. Herkes anlayacağı dilde anlattınız. İyi bilenler genkleri anlatıyor zaten. Bilmeyenler konuyu kurcalarlar böyle karmışak hale getirirler. Türkiye’nin niye bu halde olduğunu bayağı bir anladık. Bu halde nasıl çıkacağını da tekrar konuşuruz. Teşekkür ediyorum. Sağ olun. Ben teşekkür ederim. Teşekkürler. Siyaseti de sokmadan bilgi bazı anlantının içinde. Ayrıca teşekkür ediyorum. Değerliciler ikinci bölümde değerli Ufuk Akçahid bizimle olacak. Profesör Ufuk Akçahid. Chicago Üniversitesi’nden, Vorton’dan çıkıp Chicago’ya gidiyoruz. Böyle de havalı bir durumdayız yani. Çok akıta bu ara kısa.
Kısa aradan sonra Ufuk Hoca’yla verebiliriz.