Suriyeli sığınmacıların uzun vadede akıbeti ne olacak? Prof. Dr. Kemal Kirişci yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Hg8NeKKSi0w.
Türkiye’nin bu göç alması yani o göçlerle bu göçler çok birbirine benzer bir şey mi yoksa farklı farklı göçler? Çünkü gelenlerin kültürel yapısıyla ilgili yapılan araştırmalar mevcut Anadolu halkı etnik kökeni ne olursa olsun ayrımsız bir biçimde gelenlerin kültürel olarak uyum sağlayamayacağını intipak edemeyeceğini ve kendilerinden olmadığını söylüyorlar.
Siz buna katılır mısınız? Bu durumlarda ne yapmak gerekir? Sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’nin bir göç geçmişi var. Osmanlı’nın da bir göç geçmişi var. Dünya’nın da bir göç geçmişi var. Şebnem Hoca’m ilk en başlarda göçü veya göçmenleri çeşitli gruplara da ayırdı. Bunu göz önünde tutmamız lazım. Şunun altına bir daha çizeyim bu hareketlilik insan hareketliliği her zaman karşımızda olmuş bir olgu. Sizin Türkiye açısından bahsettiğiniz Birinci Dünya Savaşı öncesinden başlayan Türkiye’ye bir tek Türkiye’ye mahsus olmayan
imparatorlukların çözülmesiyle beraber, milli devletlerinde inşa edilmesiyle beraber tetiklenen bir göç hareketleri. Sizin de altını çizdiğiniz gibi Türkiye’ye o dönemde daha ziyade Balkan coğrafyasından
ve bilare 1934’te biz göç çalışanlar açısından son derece önemli olan bir iskân kanunu vardır. Bu amaçla düzenlenmiştir. Yani bu gerçek karşısında kalema alınmış bir kanun. Nedir o gerçek? İnsanlar geliyor Türkiye’ye. O kanunun en önemli ayağı bu insanların Türk soyu ve kültüründen geliyor olmaları. Türk soyunun tanımı da genelde Türkçe konuşanlar olarak tanımlanmış. Balkan coğrafyasından gelen, kültüründen olanlar da Osmanlı coğrafyası içerisinde genelde aynı sizin de altını çizdiği gibi din, Müslüman olanlar.
Ama bunların dışında da gelenler olmuş. Mesela Museviler 1492’de İspanya’yı terk edip Osmanlı’nın gemiler gönderdiği Museviler de Osmanlı topraklarının çeşitli yerlerine, yine Balkanlara yerleştirilmişti. Edirne, Kırklareli, İstanbul, Selanik, Saray, Bosna. Biz unuturuz, pek konuşmayız tarihimizde ama Balkan savaşları neticesinde Selanik elden çıktığı zaman Selanik’ten bir tek Müslümanlar gelmez. Museviler de gelir. Yine Osmanlı’ya baktığımız zaman özellikle 19. yüzyılın ortalarında Habsburg yani Avusturya ve Rus Çarlığı coğrafyasında meydana gelen ayaklanmaların bastırılmasıyla yine Osmanlı’ya gelenler olmuştur.
Mesela bir örnek Nazım Hikmet’in büyük babası, bir Polonyalıdır yani asildir. Bunun gibi çok insan Osmanlı toprağına gelmişler.
Kimi Müslüman olup kalmış Osmanlı yönetimi içerisinde çok önemli. Onlar daha teba diyelim ama Osmanlı yönetimi içerisinde dış işlerinde çalışmışlar, askeriye, harbiyede çalışmışlar.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Beyaz Ruslar gelmiş. Bu insanların bir kısmı Türkiye’de kalmış. Buna göre mevzuat düzenlenmiş. Bugün konuşulanlara benzer gözlemler yapılmış o insanlarla ilgili fesat sokacaklar denmiş.
Ama entegre olmuşlar küçük sayılarla kalmış. Sayılarda başta büyükmüş, sonradan çoğu. Zaten topluma tam ayak uyduramayanlar uydurabilecekleri coğrafyaya doğru da hareketlenmiş.
Bu olgu diyelim bütün bizim 100 yıllık, değil mi 2023’te biz 100 yaşına gireceğiz Türkiye Cumhuriyeti olarak. O 100 sene içerisinde bu olgu ile Türkiye çeşitli devrelerde karşılaşmış. Ama önemli olan sizin dediğiniz gibi daha ziyade bu insanlar Türk soyu ve kültüründen olanlar olmuş. Ama bu insanlar kolayca entegre olmuş değil.
Hayır çünkü toplum her zaman yabancı gördüğüne, diğeri gördüğüne bir tepki vermiş. Ben küçük bir anektodu bu vesile ile paylaşmak isterim.
2000’lerin başında Avrupa Birliği heyecanı yaşanırken ben kendimi İzmir’de bir toplantıda buldum. Ve o toplantıda yakınımda bir hanım oturuyordu. O zamanlar herhalde 50’lerin ortasında 60’larına yakın bir hanımdı. Tartışmanın gidişatından herhalde kendini rahat hissetti ki, boşnak asıllı olduğunu söyledi. Türk vatandaşı Türkiye’de doğmuş boşnak asıllı. Ama ortamı uygun olduğu için bir anektodunu paylaştı. Nasıl 50’lerde takside otururken annesinin babasının taksi şoförü tarafından azarlandığını hatırladı.
Ve o içinde yara olarak kalmış. Ve bana dedi ki, burada şimdi tam Bosna-Hersek Devleti de kurulmuş. Dedi ki burada konsolosluk açıldı. Ben konsolosluğa gidip boşnak vatandaşlığına başvurdum. Yani kendi toprağına geri dönme arsı yaşadığı tecrübeden dolayı. Bazı göçmenler biraz evvel başlamadan önce şey konuşuyorduk. Almanya’daki Türkler siz de altına çizdiğiniz. Bunların arasında entegre olup, Alman toplumu hatta Alman devlet yapısı içerisinde çeşitli yerlere gelmiş bizim soyumuzdan olanlar var.
Ama bir türlü oraya da entegre olamayan toplumun çoğunluğunu çoğunluğu ile böyle zor bir ilişki içerisinde olanlar var. Biz de bunları yaşıyoruz.
Bir de çocuk, bir şey alacağım, o sırada iki tane Alman geldi. Çocuk Almanları görünce babasına dedi ki, baba gel iki tane turist geldi dedi. Bu kadar entegre olamamışlar da var.
Bu kadar kalabalık hiç geldi mi Türkiye? Yani çok kısa süre içerisinde büyük bir nüfus geldi. Toplam nüfusun yüzde 10’una yakın bir miktar birkaç yıl içerisinde geldi ve Türkiye’nin her tarafına dağıldılar. Bazı ileride çoğunluğa geçler. Kilis’te yüzde 60, Urfa’da yüzde 30, şeyde yüzde 50, birkaç sene içerisinde yüzde çoğunluk onlar da olacak Hatay’da.
Keza Antep’te yüzde 40’larda olduğu söyleniyor. Bu denli yoğunu hiç oldu mu? Oldu bence. Oldu özellikle de Balkan Savaşları sonrasında oldu. Yani bizim… O Türkler de var. Evet, evet ama aralarında Türkçe konuşmayanlar vardı. Anadolu’nun kültürün parçası olmayanlar konuşmuş. Biraz evvel siz söylediniz ne türden açıklamalar yapıldığı Bulgar Türkleri ve Pomakları 89’da Türkiye’ye geldiği gibi bir tepkiyle karşılaştılar. Üstelik de Osmanlı’nın en zor döneminde geldiler. Osmanlı’nın ana yolundan geldiler. Evet benim uzmanlık alanım değil. Bu konuları detaylarıyla çalışanlar var rakamlarıyla. Ama Osmanlı devlet yapısı hem bu göçü karşılamak ve onları topluma entegre etmek için kurumsallaştılar ama aynı zamanda da sıkıntılar da yaşandı.