Uzay yolculuğunda riskler neler? André Kuipers yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_nQD-G4TVo4.
İsterseniz bir başa dönelim. Uzayasını daha çok soracağım bir şey ama başa gelmek istiyorsanız. Şimdi 3 yıllık eğitime girdiniz. Bu eğitimde muhtemelen işte bir sıkıntı anında üstünüze vazife olmayan ama yapmanız gereken işleri yapmanız öğretildi. Gerekirse uzayasını kullanmak hatta belki bir uzay aracını kullanmak veya bunu dünyaya döndürmeye bilecek yeteneklerle kavuştunuz diye tahmin ediyorum ama bu eğitim bitti. Bu eğitimden sonra siz Soyuz’la gittiniz ilk seyahatinizde oraya hatırladığım kadarıyla. Nasıl bir şey o Soyuz’a girdiniz? O bekleyiş ve giriş ne kadar sürüyor? Çok sıkıntı verici bir şey mi? Çok zorlu bir süreç mi yoksa işin en kolay kısmı o mu? Yani yerden kalkmanız ve uzay istasyonuna kapıyı açıp içeri girmeniz nasıl bir süreç ne kadar sürdü? Neler yaşadınız bu süreçte? Şimdi astronotlar aslında her şeyin uzmanı değil. Dolayısıyla üç seviye var aslında. Kullanıcılar var yani bu ne anlama geliyor? Ben Rusya bölümü için kullanıcıydım. Tuvaletin nasıl çalıştığını biliyorum. Yemeğin nasıl yapıldığını biliyorum. Yangını nasıl söndüreceğini biliyorum. Basit şeyler yani. Operatör seviyesi var. Bu da şu
anlama geliyor. Tüm ekipmanları kullanabiliyorsunuz. Tüm deneyleri yapıyorsunuz. Her şeyin nasıl çalıştığını biliyorsunuz. Bir de özel bir seviye var. Eğer bir şey bozulursa tamir edebiliyorsunuz. ARPAModülü için ve JAPAModülü için ben bu konumdaydım. Amerikan modeli için operatör konumundaydım. Ve Soyuz için de yine operatör konumundaydım. Şimdi Soyuz zabıkacak olursak ben eş pilot olarak da çalışıyordum. Bu da şu anlama geliyor. Bir acil durumda sizin devralmanız gerekiyor. Eğer dünyaya dönmeniz gerekirse dünyaya dönüşü siz sağlayacaksınız. Sistemin nasıl çalıştığını biliyorsunuz. Eğitime bakacak olursak hem istasyon için hem de Soyuz için eğitimlere bakacak olursak sorun gidermeye çalışıyoruz biz. Muhtemelen eğitimin yüzde seksen hiç kullanmıyoruz bile. Çünkü muhtemelen ve umarım asla gerçekleşmeyecek şeyler üzerine çalışıyoruz. Mesela bir yangın olursa ne yapacaksın? Eğer bir kısa devre olursa ne yaparsın? Gibi konular üzerinde eğitim alıyoruz ve bunların olmamasını istiyoruz. Soyuz’a bakacak olursak Soyuz çok kısa bir dönemdi. Benim durumumda iki gün Soyuz’da kaldım. Bugünlerde üç saatte bile yapabiliyorlar bunu. Üç saatte bile varabiliyorlar oraya. Dolayısıyla kısa bir dönem aslında ama çok önemli, çok
kritik. Buradan yaptıklarını son derece önemli. Uzay istasyonunda kenetleniyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Dört kritik alan var. Dolayısıyla çok fazla zaman geçiriyorsunuz orada. Çünkü burada neler olabilir? Buna bakıyorsunuz. Bu çok da güzel. Evet tabii ki zor da. Ben kırk yaşındaydım seçildiğimde ve öğrenmem gereken şeyler vardı. Eş pilot olmayı öğrendim. Bunu hiç de beklemiyordum. Hiç beklemediğim
bir şeydi. Gençliğime bakacak olursam. Işte NATO vardı. Rusya vardı. Bunlar eğer Rusya için eş pilot olacaksın deseydi biri bana ben hiç inanmazdım ama zaman içinde bu değişti. Teknik isteyenler Rus’tu. Dolayısıyla aslında oldukça zordu. Ben nasıl çalışacağımı öğrendim. Dile
öğrenmeye çalıştım. Komutanla, alanla nasıl konuşabilirim bunları öğrendim. Ancak bir süre sonra bu konuda uzmanlaşıyorsunuz. Başlangıçta ben işte bir tıp hekimiyim. Test pilot değilim diye düşündüm ama neticesinde öğrendim. Neyin ne anlama geldiğini öğrendim ve çok da keyifli hale geldi. Uzmanlaştığınızda çok keyifli oluyor. Sorunları çözmek yön vermek çok keyifli oluyor. Eğer bir acil durum olsaydı işte ben uzay istasyonundan kenetlenme ya da ayrılmayı sağlayabilecektim ama şükür ki böyle bir şey gerçekleşmedi. Işte eğitim tam da bununla ilintili. Tüm bu zorlu alanlarda neler yapmanız gerekiyor bunları öğreniyorsunuz. Ve çok da keyifli. Şimdi bir şeyleri biliyorum ve kullanamıyorum. Iki kez uzaya gittim ve öğrendiklerimin çoğunu hiç kullanmıyorum. Kimse kullanmıyor. Yani mesela zorlu durumlarda neler yapılacağını öğreniyorsunuz ama bu zorlu anlar hiç gerçekleşmiyor. Ilginç bir şey aslında. Daha fazla kullanmak isterdim tabii ki. Normalde Rusya’dan kalktığınız zaman yani Bay Konur’dan kalktığınız zaman gitmeniz üç gün sürüyor. Diyorsan üç gün geçiriyordunuz birleşmeye eee kadar ama yeni teknolojilerle ve yeni eee roketlerle bu üç saate kadar
düştü eee dediniz. Şunu hep merak etmiştim. Uzaydan dünyaya bakmak çok garip bir his olsa gerek. Yani bunu yapan çok assaydı insan eee var ve eee insan bu düşündüğü zaman da çok heyecan verici bir şey yani. Yani uçakla çok yükseğe çıktığın zaman bile dünyaya görmek değişik geliyor. Üstünüz karanlık altınız. Siz tamamen karanlık içerisinde ve bambaşka bir dünyaya eee bakıyorsunuz. Bu insanlarda bir alışkanlık yaratmıyor. Bir laf vardır. Afrika çağır demeyen. Afrika’ya
gidenler Afrika’yı tekrar görmek isterler çünkü bir bir gezegende yaşadığınızı en iyi orada anlarsınız. Bir gezegende yaşadığımızı en iyi anlığımız yer aslında uzay. Yani bakıyorsunuz ve aşağıda her şeyin çok küçük olduğu ve dünyanın çok önemsiz olduğu dünyadaki sorunların çok önemlisi olduğu bir yerhane eee hep gitmek istemiyor musunuz? Yani gel ve yine gideyim, yine gideyim diye böyle bir özlem, uzay özlemi diye bir şey var mı? Kesinlikle geri dönmek isterdim uzaya. Çünkü en güzel şeylerden ııı biri şu aslında
az sayıda insandan birisiniz. Ve şunu fark ediyorsunuz. Eğer dünyanda olursam yani tabii ki ııı nerede yaşadığım biliyorum. Resimleri görüyorum. Ama eğer yukarıdan buradan baktığımda dünya düz olarak görüyorum. Ancak ordaysa aslında ııı diğer alanları da görüyorsunuz. İşte Mersi görüyorsunuz, ayı
görüyorsunuz, diğer gezegenleri görüyorsunuz, o dönüşü görebiliyorsunuz ve güneş sisteminin bir parçası olduğunuzu görüyorsunuz. Bu çok ilginç, çok harika bir duygu. Yani daha büyük bir şeyin parçası olduğunuzu görüyorsunuz. Dünyaya bakıyorsunuz. Yukarıdan ve çok güzel olduğunu görüyorsunuz. Harika renkler var. Kırmızı çöller, mavi, yeşil, turkuaz sular. Iıı bunları görüyorsunuz. Ve dünyanın
ötesine geçecek olursanız siyah halını görüyorsunuz ve tüm dünyanın daraldığını hissediyorsunuz. Son derece kırılgan bir alan olduğunu hissediyorsunuz. Güzel ve kırılgan bir bebek gibi görünüyor dünya size. Bu kadar diye düşünüyorsunuz. Çok ııı kısıtlı diye düşünüyorsunuz. Aslında uzay soğuk, boş, ııı bir vaha gibi. Dolayısıyla ııı
dünyaya baktığınızda bunu korumamız gerekiyor diye düşünüyorsunuz. Dünyada neler olduğunu görebiliyorsunuz. Neler yapıldığını görüyorsunuz. Belli başlı yapılar olduğunu görüyorsunuz. Işte mesela Dubai’deki adaları görüyorsunuz. Ya da diğer binaları, kentleri görebiliyorsunuz. Tarımsal alanları, tarım alanları görebiliyorsunuz. Ve tüm ışıkları görebiliyorsunuz. Çok güzel. Ama aynı zamanda çok fazla kişi var diye düşünüyorsunuz.
Giderek artıyor insan sayısı dünyada diye düşünüyorsunuz. Negatif şeyler de düşünebiliyorsunuz. Mesela ııı hava kirliliği, yangınlar gibi ııı tabii ki uydularla çok daha iyi görebiliyoruz. Daha iyi ölçümleyebiliyoruz, kıyaslayabiliyoruz. Farklı zaman aralıklarında. Ama bu evrende insanların olduğu son derece net. Dolayısıyla yeterince dikkatli olmamız gerekiyor ve yok etmemiz gerekiyor evreni. Bunu görüyorsunuz. Astronotlar genellikle bunu hissediyorlar. Çünkü çok ııı küçük ve kısıtlı görüyorlar dünyayı oradan. Hepimiz astronotuz diyoruz biz aslında. Iıı evrende dünyada. Çünkü kısıtlı kaynaklarımız var. Iıı güneşin etrafında dönüyoruz. Ve dikkatli olmamız gerekiyor. Iıı bu araca iyi bakmamız gerekiyor. Eğer tüm kaynakları yok edersek başka bir evren olmayacak. Pek çok astronot tam da bunu hissediyor işte.
Dolayısıyla kırılgan ve kısıtlı bir alanda olduğunu. Herhalde
bütün insanlara bir