Geleceğin dünyasında sanal şehirlerde mi yaşayacağız? | Teke Tek Bilim – 10 Ocak 2022
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=c7Am8OccYqM.
Teknik Teknik Biraz teknoloji konuşacağız, biraz yeni bir dünya, yeni bir evreni konuşmaya çalışacağız. Meta evreninden bahsedeceğiz.
Konuyla girip hiç fikre sahipliymiş, gerçekten hiç fikre sahipliyelim ve hep beraber sizinle beraber öğreneceğim. Çünkü bu işi en iyi bildiğini tahmin ettiğim isimler burada, bizle beraberler. Leveter’den nex akademi başkanım ve her şeyi bilen adam, bir daha çok şeyi bilen adam diyelim. O da ne gidiyorsunuz? Senin yanında her şeyi bilen adam mı?
Ben de mavi köşede Sayın Serdar Kuzuloğlu, ben size şöyle bir isim uygulayordum, kabul edersiniz, teknolog. Güzel, kabul edip, çok teşekkür ediyorum. Teknolog ve Doktor Agahaydın psikiyatrist. Siz nerede düşünüz buraya hocam? Benimkisi biraz şey oldu, göç etmek üzere olan biri gibi tarif ettiniz doktor.
Evet, değerli izler dediğim gibi metaverse’den bahsedeceğiz. Nedir, ne değildir, hayatımızda olmalı mı, olmamalı mı, o evrende yer almayan nerede yer alabilir? Ya da o evrende yer almanın zaman gerçek evrende de yok musunuz? Yoksa gerçek evren aslında bir süre sonra orası mı olacak? O evrenin Tanrısı kim olacak, var mı yok mu gibi farklı meseleleri konuşacağız. Bu konu Leveter gündeme geldi, biliyorsunuz Mark Zuckerberg diye bir adam var.
Hafif üçkağıtçı görünümlü ama ciddi bir teknoloji şirketinin sahibi, biliyorsunuz Facebook’un da kurucusu, biraz fırıldak bir izlenim olsa da, Amerikan seçimlerine hile karıştırmasına yardımcı olsa da, kongre tarafından sık sık sorguya çekilip oralardan sıyırsa da, şirketin adını birdenbire meta diye değiştirince herkesin aklına metaverse geldi ve birdenbire metaverse tekrar popüler oldu.
Aslında çok da yeni bir şey değil ama popülerisyen giderek arttığı bir gerçek metaverse nedir? Üniversün metası. Mehmet Bey bize bir metaverse bir anlatın üstten ne, nedir bu, nereden çıktı, kimin icadı bu yani başımıza bu işi kim sardı? Bir kere başımıza herkes sardı.
Laf yeni, hakikaten senin de az önce söylediğin gibi bir şirketin adını değiştirmesiyle beraber birdenbire hayatımızın içinden çok hızlı girdi ama aynı zamanda hayatın bundan sonrasının metaverse üstünde olacağına da bir testçili o. Yani bundan sonra olacak yerlerde her şeyin metaverse üstünden geçeceği bir şirketin de bunu sahiplenme çabası da buradan geliyor gayet de doğal olarak.
Laf eski bir laf 94’te bir kar çökmesi gibi Snowcrush adındaki bir romanın içinde ilk defa metaverse lafı geçiyor. İlk orda geçiyor 94. Ya daha internet bir ülke. E var internet 94’te. Vardı yani yaygın değil. Ama şu anda geldiğimiz nokta aslında bakarsan internet 3.0. Yani hatırlayalım basitçe internet 1.0 neredeyse televizyonlardaki teletekst seviyesinde bir şeydi.
Metinler metinler metinler çok az basit grafik. Buralardan bağlanmak için gerçekten çok zordu. O dial up tabir edilen şekillerde daha sonra biraz daha kolaylaştı. Ondan sonra bir şey basmak için mesela bir santim bir santim pul kadar bir şey basmak için MR makinesine girmiş gibi sesler duyuyorduk tam MR bom bom bom bom bom falan bir şeyler. Çamur gibi siyah beyaz bir şey bozuyor. Bu 1.0 ama sonuç olarak bağlandık biliyoruz bilgiyi almayı vermeyi öğrendik.
Hemen hemen 10 sene sonra 2004’lerle beraber 1.0 çıktı. Bunu biz hayatımızda hissetmemiz işte 2009’lar 2010’lar ne oldu her şey buluta taşındı. İşler kocaman oldu. Her şey farklaşabildi. Bu sefer fotoğrafların filmlerin ortaya çıktığı apayrı bir yere geldi. Sosyal medya dediğimiz şey çıktı. Ondan sonra da işte streaming tabir edilen siteler çıktı. Tek tek satın almak yerine akımlar ve akımları keralama gerek müzikte gerek filmde. Gerek görüntü. Bunda da herkes kendi yolunu aldı. Ona göre işte herkese sitesini e-commerce’ini vesairesini e-ticaretini ona göre ayarladı. Şimdi de 3. fazlayız aslında. Bu bir başka türlü söylenirse de web 3.0. Web 3.0 bu yani. Web 3.0 aslında. 3 aşağı 5 yukarıda her 10-15 senede bir de sistem kendini yeniliyor. İnsanların adapte olması daha kısa sürüyor. Yani teknolojinin dönmesiyle hayata geçen ürünlerin çıkması işte 2004 ile 2010 arasındaki 5-6 sene. 2004-2000 arası işte bu sosyal medyaları çıktı. Twitter, Instagram, Şubu falan filan. Bu şimdi onları mı yerine alıyor? Onların yeni fazı yerini alıyor ya da dönüştüğü demek daha doğru olabilir. Ama burada bir önemlice fark var. Çünkü biz her şeyi böyle bir dijital lafını çok seviyoruz. Bir sıfır diye ona daha sonra geliriz. Ama burada hiç sadece dijitalik falan filan değil. Yeni geldiği halde bir kere bir hız çok artıyor. Hele bunun yanında hani sırf metaverse dediğimiz zaman evet bu 3.0 ama onun yanında pek çok yan şeyde söylememiz lazım. Özellikle 5G gibi bir hızın gelmesini. Bu hızla da beraber artık daha fazla arttırılmış gerçek, yükseltilmiş gerçek vesairenin ya da sanal gerçeğin bir arada kullanılabildiği,
ekranların dışına taşabilecek gerçek hayatla sanal hayat tabir edilen şeyi yakınsadığı artık bu sanal lafının da anlamını kaybettiği bir yerdeyiz. Yani zaten bugün bile anlamlı değil. Yani sanal marketten sanal domates gelmiyor. Sanal marketten gerçek domates geliyorsa bunlardan bir tanesi yanlış. E domates elle tutulduğuna göre sanal lafını yavaş yavaş artık terk etmek gerekiyor.
Şimdi bu yeni geldiğimiz metaverse dediğimiz numara asla bakarsanız internetin ileri şekli çok daha hızlısı ekranlardan taşabilen hayatımıza Z aksi giriyor diye tabir ediyorum ben. Yani 3. boyutun girdiği dolayısıyla gerçek hayatla gerçek olmadığını varsaydığımız hayatın içine girişi. Yani bu pandemiyle beraber olması gereken şeyden bana sorarsanız biraz daha hızlandı. Yani 3-5-7 yılda olacağını varsaydığımız şey 1-2-3 yılda oldu. Şu anda da o hız içinde gidiyor. Eskiden her türlü şeyi ekranlar üstünden düşünüyorduk. Şimdi ekranlar dışındaki uç aletlerinden olacak. Şimdilik… Ne demek o? Gözlükleri söylüyoruz ama gözlüklerin dışında da aletler olabilir. Yani görüyorsunuz ama bunu sadece bir gözlük olarak almak lazım. İşte sesle kumandayı edebiliyorsunuz. İlla klaviyelere ihtiyacınız yok. Şimdilik tamamıyla kapalı gözlüklerden ya da başa takılan malzemelerden bahsediyoruz. Gözlük ne kadar demeli ama bunun daha gözlüklere doğru evrileceği… Belki göz içi device’ler çıkacak gibi. En sonunda da o çıkacak ama ne olursa olsun insan hayatın içinde hem etrafı gördüğü hem bunları görebildiği yapılara geçinecek. Ve bütün bunların hepsi davulla zurna ile geldi. Hani bir anda burada internette ne güzel duruyorduk bir anda metaverse diye bir şey çıktı. Hadi hep beraber metaverse değil. Bu az önceki gelişme… Mesela benim hayatım ne diyecek? Ben ne yapacağım?
Mesela ben metaverse de yokum kardeşim. Yani bana ne metaverse diyebilir miyim? Şu anda metaverse de kimse yok. Şu anda ben internette yokum da diyebilirsin. Ama hayatta da yokum demeye yakın bir şey oldu. Yani müzevi isen tabii ki olmak zorunda değilsin. Ben internette de olmak zorunda değilsin. Sosyal medyada da olmak zorunda değilsin. Herhangi bir şey araştırmak, bilmek ve bunları merak etmek gibi dertlerin olmayabilir. Tabii ki. Yani bunlar senin en doğal tercihlerin.
Ama hayatla bir başka ilişki kurmak istiyorsan, tek başına dahi olsan inanılmaz bir ilişki biçimi… Burada olmak lazım yani. Olmak lazım. Zaten olacaksın. Şimdi burada pandemini… Dur, hiçbirimiz yokuz. Çünkü daha yeni… Niye ev satıyorlar, ev alıyorlar falan bir şeyler yapıyorlar? Ev satılmasına ayrıca geliriz. Çünkü o Türkiye’de muhteşem bir şey haline geldi. Hayatın hep emlak üstünden değer kazanması… Ve burasını babam alsaymış zamanında, tutlukken lafı olduğu için şimdi…
Metavörs tutlukken herkes bir şey alıp zamanında, torunları dedem zamanında akıllık etti falan desin diye… Bu kadar üstte geldi. Oğaza gelip falan alarmış metavörste falan diye duyuyorum. Yani ne anlama geldiğinde bilmiyor. Serdar sana bir sorayım mı ben bu meseleyi biraz daha? Şimdi metavörs denince böyle ben baktım, baktım biraz okudum falan. Bu sahtekar Züker Belgeder’i dinledim hafiften ne anlatıyor diye. Hissiyatım şu oldu. Ulan galiba biz şeye geçiyoruz. Nedir o Matrix filmi vardı ya. Yani bize de yatakta yatacağız. Hiç kıpırdamayacağız. Belki iki üç gün olacağız, belki bir dervi kemik oluyoruz. Onu da bilmiyorum. Bizi nasıl beseceklerini de bilmiyorum o sırada. Ve evden çıkmadan biz dünyanın her yerini gezeceğiz. Her şeyi yapacağız, her şeyi hissedeceğiz. Çünkü buna uygun birtakım şeylerde cihazlar açıkmaya başladı. Tabii eldiven takıyorsun, sana hiçbir şeye dokunmadan neye dokunduğunu hissettiriyor falan gibi garip şeyler de olmaya başladı. Yani sanki bütün dünyayı bir gözlük içerisinde sanal gerçekliğe yaşayacağız. Ve neyin gerçekliğinin olmadığını bir süre sonra artık kaybedeceğiz gibi hisse kapalı ve korktum.
Ne alaka dedim ve şimdi bunu tümden redetmeye karar verdim. Nedir bu metaverse’ın insanlarla bağlantısı, ne olacak, nasıl bir evren kuruluyor? Öncelikle tabii bu metaverse dediğimiz şeyin en üst kavramsal bir şey olduğunu ve sektörün bütün paydaşlarının bunun standartlarını, şeklini, şemalini, terimlerini hazırlamak üzerine çalıştığının bir altını çizelim. Daha ortada pek bir şey yok yani.
Mesela Facebook’a üye olduğum dergimi gidip de başvurabileceğimiz bir, hani Facebooklaşmış bir merkez yok. Yok. Ama birçok farklı metaverse adı altında hizmet veren yapı var. Mesela işte Decentraland bunlardan bir tanesi. Giriyorsunuz, ücretsiz olarak kaydoluyorsunuz, içine dahil oluyorsunuz. Sonra ücretli olarak bir şeyler yapabiliyorsunuz. Dahil olmak ne bileyim oyun gibi bir şey mi bu mesela? Yani şöyle düşünelim. Şimdi çocuklar öyle ne bileyim World of Warcraft’lar. Ben öyle bir şeyin içine mi giriyorum metaverse deyince?
Esasında evet. Yani bugün interneti kullanma şeklimizi düşünelim. Bir ekran açıyoruz, o ekranla bir adres yazıyoruz ve karşımıza bir sayfa çıkıyor. Metaverse dediğimiz evren de kavramsal olarak, kuramsal olarak böyle bir ekrana bakarak harici bir şeymiş gibi maruz kaldığımızın ötesinde içine girdiğimiz, içinde yer aldığımız, içinde vücut bulduğumuz ve her şeyle etkileşime girebildiğimiz bir, şöyle düşünelim, bir bilgisayar oyunu evreninin içerisine girmek gibi düşünelim. Yani bugün mesela bizim hepimizin çocukları, olanların çocukları aslında metaverse evrenlerinde yaşıyor. Mesela bunun adı Roblox oluyor, Fortnite oluyor. Böyle zaten çocukların şu anda kendi doğal uzantısı olan bir şey ama buna daha kapsayıcı bir şey. Yani bunun içerisinde işte belki televizyonu açtığınızda kanallardan birinin Haberturk olması ya da Haberturk’un stüdyolarına gelip sizinle burada Haberturk logosuyla bir program yapabilir hale gelmeniz gibi bir sürü fantastik, hayal gücüyle sınırlanmış şey var. Ama dediğim gibi şu an esasında her şey bir pazarlama bulutundan ibaret ve bir anlamda nabız yoklanıyor. Aslında önemli olan şeylerden biri belki neden böyle bir şey çıktı şimdi? Mesela tablet bilgisayarları düşündüğümüzde işte hayatımıza 2000’lerde girdi ama sahip olduğu bütün teknolojiler aslında 1965’lerde falan vardı. Bunun farklı bir şekilde bir araya getirilmesi gibi. Şimdi bugün bizim de metaverse evreninde bize anlatılan her şey şu anda zaten var. Yani bizim şu anda yapamadığımız çok az şeyi vaat edebiliyor. Ama bunu başka bir arayüzde, başka bir tecrübeyle sunuyor. İşte benim mesela esas heyecanlandığım kısım o. Yani şöyle düşünelim, insanoğlu doğası olarak yani Agü Hoca mutlaka çok da merakla bekliyorum. Daha iyi şey yapar ama birkaç dakikam varsa şöyle bir toparlama yapın diye… Vaktiniz yok. Tamam. Yani insanoğlu geçim sıkıntısı ile can sıkıntısı arasında gidip gelen bir varlık yani.
Felsife’nin temel kuramı. Yani ya geçim sıkıntısı çekiyorsun, geçim sıkıntısını hallettikten sonra can sıkıntısı başlıyor. Bu ikisi bir arada olamıyor. Yani canının sıkılması için para derdinin olmaması lazım. Şimdi böyle bir dünyada metaverse aslında her ikisinin de ilacı. Yani geçim sıkıntısı çeken için de bir hayat sunuyor ve baya rüyalar aleminde bir hayat sunuyor. Ama karşılıksız değil birazdan buna geleceğim. Can sıkıntısı çeken için çok daha fantastik bir ortam tabii.
Yani gelirden azade olarak bir şeyler sunuyor ve aynı anda her iki sorunu çözem belki de bu yaşadığımız işte çağın… Bu postmodern çağımı diyorum, posttruth çağımı diyorum, onun tam ilacına dönüyor. Yani uğruna bugün çile çekilmesi gereken her şeyin herkese vaat edildiği bir hayatta yaşıyoruz. Evet cennet geliyor o zaman. Sanal cennet geliyor. Zaten işin heyecan verici kısmı bu. Yani emek sarf etmeye mecbur kalmadan parası karşılığında her şeye sahip olabileceğimiz bir dünya. Yani bu yeryüzündeki cenneti inşa çabamızın bir anlamdaki sanal hali ve hepimiz de buna okeyiz. Yani bu nereden kaynaklanıyor? Esasında her şeyi sembollere indirgememizden. Yani mesela yemek yemeği beslenme olarak algılarsak eğer mesela yemeğin kültürünü ortadan kaldırıyoruz.
Mesela biz yemek ile hayvanların yemek yemesindeki beslenmeden başka bir şey yapıyoruz değil mi? Bizim bir kültürümüz var. Şu yemek önce yenir, bu yemek sonra yenir, şu yemek bununla yenir, bu yemek bu tabakta yenir, şöyle bir örtü serilir, yanında şu içilir, bu yenir. Bütün bunun önünün üstüne bir kültür kurmuşuz. Ama şimdi mesela bu incelikler için hiçbir sabrımız yok.
Dolayısıyla biz işte yemeği beslenmeye, işte aşkı cinselliğe, kariyeri maaşa, her şeyi bir skora bağdaştırdığımız için nihayetine hemen ulaşmak istiyoruz. Yani burada mesela düşünün ki bir popülerite için herhangi bir çaba sarf etmeden bir doping gibi ulaşabileceğiniz şeyler. Yani her şeyin artık böyle pazarlanabilir.
Yaşamın duygular haline indiği, metalar haline yani o öte anlamında değil ama hani o Marx’ın metası gibi yani mal, ürün, mal evreni esasında yani her şeyin satılabilir olduğu, her şeyin alınabilir olduğu, her şeyin tüketilebilir ve herkesin her şeyi istediği kadar teorik olarak sahip olabileceği bir dünya. Mesela bugünkü insanı düşünelim. Ben de buradaki, özür lafını kesin açıklayayım, buradaki önemli şeyden bir tanesi bütün bu deneyimler için bir kaynak gereksinimi olmaması.
Yani şimdi ben mesela orada formula 1 sürücüsü alabilirim ve bir formula 1 otomine ihtiyacım yok ve bunu birebir deneyimleyebilirim mesela değil mi? Fakat formula 1 aracını ücretsiz vermeyecekler size işte. İnsanların kaçırılığı bu. Ama en azından dünyadaki 20 sürücü arasına girmem gerekmeyecek. Tabii ki. Yani bu tecrübeyi yaşamak için. Şimdi mesela bugünden insanın… Ama bedavaya da olmayacak. Bedavaya da olmayacak ama ucuz olacak yani. Bir buçuk nondan da olmayacak. Yani bir buçuk nondan da olmayacak. Erişilebilir olacak diye. Yani bunu sağlayan ortamı birazcık düşünelim.
Şimdi pandemi sebebiyle pek çok değişimin özünde en büyük ortak paydımız evde geçirdiğimiz vaktimiz arttı. Evde yapabildiklerimiz ve yapmayı tercih ettiklerimizin miktarı arttı ve o kadar artık dijitalleştik ki mesela yeni bir kavram var. Dijital kirlilik diye bir kavramdan söz ediyoruz. Yani dijital arınma, dijital detoks gibi kavramlardan söz ediyoruz. Mesela nomofobia diye bir rahatsızlık var. Ne oldu? O da cepte telefonsuz kalma, internetten kopma korkusu. Yani nomofobia. Yani telefondan uzakta kalma veya şarjının bitme endişesi vesaire gibi şeyler. Evet, on işini çok yakından görüyorum bazında ve şaşkınlığıyla ben. Mesela şarjı biten insanın o böyle dehşet anı değil mi? Böyle son yüzde bir kalmış eli ayağı titriyor. Kendi şarjı biter gibi. Sonra gitsem, karsonuma yalvarsam falan diye. Aynen. Mesela şarj bulamadığı zaman evhama kapılıyor, eli ayağı titriyor vesaire. Bakıldığında mesela şimdi bugün dijital define hizmetleri var takip ettiğim. Ne yapıyorlar? Ne yapıyorlar? Vefat sonrasında dijital artıkları toparlıyorlar. Yani hesapları kapatıyor, işte efendim kime ne mesaj yollamak istiyorsan yolluyor. Kripto cüzdanının şifresini karına, kocana veriyor, çocuklara devrediyor. Netfix şifresini paylaşıyor. Dijital define hizmetleri. Tabii. Süper bir şey bu. Yani şimdi çünkü bu bir sorumluluk yani. Bugün mesela boşanmalardaki en büyük problemlerden biri. Bugün hocam çok daha iyi biliyordu. Boşanmaların çoğunda neredeyse tamamında sosyal medya faktör. Dijital. Şimdi başka bir şey de var. Mesela evinizde diyelim ki dijital kitaplığınız var. Mesela Kindle kullanıyorsunuz, elektronik kitap okuyucusu kullanıyorsunuz. Kitap aldınız, vefat ettiniz. O kitapların hepsi çöp oluyor. Benim kütüphanemde kitaplar çocuklarıma kalacak. Bununla ilgili bir Amerikalı oyuncu Tom Hanks mi? Birisi… Bruce Willis. Bruce Willis bununla ilgili bir şey yapmıştı.
Mesela kime kalacak? Apple’la, Apple’la… Amazon’la. Amazon’la müzikleri için şey… Tabii tabii. Mesela bu film arşivimiz ne olacak? Buhar. Bilmem ne. Böyle dertlerimiz var. Ve esasında bugün hani hayata mı bağlanıyoruz, hayattan mı kopuyoruz? O ayrımı bitirmiş durumdayız. Yani o soluklaştı artık eskisi kadar belli değil kafamızda. Mesela büyük yalnızlığımızdan hiç bahsedemiyoruz. İngiltere’de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu mesela. Son bir araştırmada 600 bin yaşlı son bir sene içerisinde kimseyle konuşmadığını söylemiş. Kimseyle. Hiç kimseyle. Bunu bir internet uygulaması çok güzel ödüllü, birçok ödül aldığı bir programa çevirdi. Şimdi bir sürü kişi İngilizce öğrenmek istiyor. İngilizce nasıl öğrenilir en güzel? Konuşarak. Kimle konuşacaksın? İhtiyarlarla. İhtiyarları aldılar Amerikalı, İngiliz veya işte kolonilerdeki ihtiyarlar. Bağlanıyorsunuz onunla. Saatlerce konuşuyor. Zaten açlar, susuzlar ve büyük bir şeylikle konuşuyorlar. Bir sürü ödül oldu. Yani bakıldığında. Beni arayan yandı seni arayan da yandı. Yani son olarak da şöyle toparlayayım. Mesela bugünün insanının genel şeyi. Mesela gençlerle ilgili bir araştırma yapıldı. Bu Amerika’da yapıldı. Türkiye’de de yapılsa keşke. Sonucunu merak ediyorum. Şurada notlarım da vardı tam söyleyeyim. Mesela gençlerin çoğu parasından bağımsız olarak demişler ki para hiç mesele değil. Aya gitmek ister misin? Yok demiş. İlgimi çekmiyor demiş. Uzaya gitme. Mesela bugünün de en büyük haber taşıyan kavramlarından birisi. Bizim çocukluğumuzun en büyük fantezilerinden biriydi değil mi? Ay, uzay, astronotlu. Bugün mesela hiçbir şey ifade etmiyor. Peki özür dilerim şimdi. Oradan öfnünü kes işte. Metabörs. Ben meta börs evrene girdim. Açtım. Gözüme de Levent Bey’in bahsettiği o acayip gözlüğü taktım. İşte her türlü hissiyatı da bana sağlayacak giysiyle giydim. Aya gidebilir miyim? Gidebilirsin. Mars’a da gideriz. İşte mesela bu daha eğlenir bir şeye geliyor. Geç bunu isteyecek mi o mesele? Yoksa onunla da bilgilenmiyor. Bugün her şey bir tecrübe, bir haz pazarlamasına dönmüş durumda. Yani bir heyecan… Neydi? O film vardı bir tanem. Ney neydi? Çok film vardı.
İşte bu bağlanıyor, tatil yapıyor, seyahat meyat, haz maz. Ready Player One müydü? Onun gibi çok fazla ama bugün yapabiliyorsun zaten istediğin yere seyahate gidiyorsun. Hadi Nepal’e gidelim diyorsun. Nepal’e gidiyorsun. Peki bunun meta börs’teki farkı ne olacak bunun? İşte meta börs’teki fark şu. Şimdi mesela bugün diyelim ki aynı örnekten devam edelim. Aya gidilemiyor henüz ama turistik anlamda. Alçak uzaya gidebiliyoruz. Ve bununla ilgili kısıtlı sayıda bile etraf açık arttırmalar yapılıyor. 600 bin dolara, birkaç milyon dolara bunları satın alıyorlar ve birkaç dakikalığına da olsa uzay tecrübesi yaşıyorlar. Şimdi bunu dünyada yaşayabilecek olan insan sayısı bir avuç. Kaç paran olursa olsun açık arttırmada zaten 6-7 kişi gidebiliyor. Ama bunu bir harcı alem şey haline getirdiğimizde bu herkes için pazarlanabilir bir şeye dönüşüyor. Şimdi augmented reality dediğiniz şey de ha ben Virgin Galactic’e bakıyorum.
Virgin Galactic’in camından bakmışım. O şeyden bakmışım. İşte yani zaten mesele şöyle. Bizim hani aynen o Jean-Baudrillard’ın zamanında söylediği bu simülasyon evreni var ya. Yani şey diyor artık hakikat diye bir şey kalmamıştır. Her şey zaten hakikatin. Tam merak ettiğim bu. Yani bu meta börs bu hakikat evreninin ortadan kalkması mı? Hakikatin suretleriyle maruz kalmamız.
Yani ben Fatih Altaylı’nın suretiyle oturup teke tek programı yapabileceğim. Ve bunun için Fatih Altaylı’ya mesela diyelim ki işte ne bileyim 5 Ethereum vermeye razıyım. Fatih Altaylı’nın belki evde otururken işte online bir konferans yapar gibi bilgisayarından hiç tanımadığı, bir daha hayatında görmeyeceği insanlarla teke tek programı yapabilecek. Ve bunu o kişinin bütün sosyalarını anlatabilecek.
Siz kendi yarattığınız Fatih Altaylı veya o da ne bileyim işte Mehmet Ali Berat diye rahmetli ile herhangi bir siyasetçi, Ben Clinton veya o da o ikisini bir araya getirip bir online kendi sorunu soracaksınız ve onun da buna makul belki de EA ile canlandırılmış cevaplar verebileceği bir evren mi bahsediyorsun? Olabilir.
Yani bütün bunların mümkün olduğu, bütün bunların olasılık dahilinde olduğu bir ihtimalden söz ediyoruz. Ama bütün bunlar yani şeyi unutmayalım. Bütün bunlar biz daha fazla eğlenelim, daha fazla şey yapma fırsatı kazanalım. Hiç yapamayacağımız şeyleri tecrübe edelim diye değil. Bütün bunlar esasında aynen internetin o gelişme döneminde işte Levent Hoca’nın ve bir iki sıfır döneminde anlattığı, girişimlerin kurguladığı bir dünya gibi yeni bir pazarlama evreni. Çünkü yani bugünün insanı aldatılmış, mutsuz bir insan. Yani üstüne düşen kendisine göre verilen her şeyi yapmış, karşılığında vaat edilen hiçbir şey alamamış. Dersini çalışmış, iyi okullar kazanmış, iyi okul kazanmış, iyi işe girememiş, iyi işe girmiş, iyi maaş alamamış, iyi maaş almış, mutlu olamamış. Yani büyük bir mutsuzluk, büyük bir çözümsüzlük, çaresizlik, umutsuzluk ve bütün bunların dışında işte… Gerber sen topu Hoca Madon’a itiyorsun yavaş.
Tercih edilebilir bir dünya. Batsın bu dünya birazdan. Jilet var mı abi? Sen al jilet. Ama hani bu o kadar oturuyor ki bugünkü modern yaşamın, bu kaybolmuş insanın, bu anlam arayan insanın ve bu… Yani belki bugünkü konumuz değil ama bir parantez de açalım. Bütün bu heyecanı yaratan, mesela bu NFT konularında falan da işte bir JPEG diyorlar 69 milyon dolar nasıl verilir falan. Verenlere bakalım yani nasıl verilir o ayrı mevzu da verenlere baktığımızda mesela bugün kariyer dünyasında çok önemli açmazlarından biri olan… Gençlerin çalışmak yerine kripto paralarla yatırım yapmaya yönelmesi. Çünkü çok daha fazla gelir elde etme ihtimali görüyorlar. Ve bütün bu evrenlerin içerisindeki bu hype dediğimiz o heyecanı, o parlamayı yaratan insanların bütün gelir kaynakları da bu kripto paralardan. Yani siz dediniz ya biz orada yatacağız her şeyi dinleyeceğiz karnımızı kim doyuracak. Böyle bir paralel ekonomik evren de var bir yandan çalışıyor ve bütün bu hayalleri mümkün kılıyor. Yani sizin mesela şimdi baktım bu Haber Türk Stüdyolarının bulunduğu parsel satılmış metaverse’lerden birinde. Şimdi biri bunu almış. Neye istinaden almış? Satan neye istinaden satmış, ne yapacak? Mesela şimdi siz bunu sattınız. E ben de satarım.
Bunun kimse de tapusu kadastrası yok ki. Ay’ın arazisi satılıyor internetten gelin. Ay arazisi diye parsel satıyorlar. Adam diyor ki benim hakkım var satıyorum diyor. Şimdi gidip biz Ay’dan hak mı iddia edeceğiz? Orada bir hikaye satın alıyorsun. Yani ne olursa olsun. Şimdi sen bana geliyorsun. Diyorsun ki bak Serdar Ay bilmem kaça bilmem kaç benim. Bunun üstüne bir buçuk saat konuşabilirsin. Ama ben de bir tane daha Ay’ı satışa çıkartıyorum ve sonsuva ay seçeneği var. Yani işte sonuçta böyle bir karşımızda da düzen var. Yani insanların suretlerle takmin olduğu ve suretlere yatırım yapmaya da razı olduğu tercih ettiği. Ama suretlerin sayısında sınırsız olduğu diye buradaki önemli laf gerçek. Yani hakikat dediniz az önce. Gerçek çünkü bak eskiden gerçek dediğin şey tekti. Gerçekten mi? Mesela benim büyükannem ajans söylediyse gerçektir onun için. Tek bir tane gerçek olduğuna inandırıldık hep.
Şimdi abi artırılmış gerçek demek ki bir gerçek artırılıp eksiltilebiliyor. Sanal gerçek. Sonra hiper gerçeklik çıktı. Demek ki gerçeğin daha gerçeği var. Ondan sonra gerçek zamanlı diye bir şey çıktı. Canlı yayın başka, gerçek zamanlı başka. Gerçek ondan sonra mixed çıktı. Karışmış gerçek çıktı. Extended çıktı.
Demek ki gerçek o kadar fazla ki bu kadar gerçek artışında tek bir gerçeği referans olarak alma şansın kalmıyor. Bence kandırılıyoruz. Gerçekten mi? Hocam nedir bu zırvalık? Yani şimdi ben hakikaten şimdi burada kafayı biraz Zerdar’la evet biraz daha konursa kafayı bırakacağım burada. Ne arayışıdır bu? Niçindir böyle? Yani böyle bir şey insanı mutlu eder mi? Sanal mutluluk var mıdır böyle?
Benim tabi bir teknoloji okul yazarlığım çok sınırlı. O yüzden hani ben de sizin gibiyim bu noktada ama hangi kavramlarla düşünür bir psikoterapist bir psiketrist onlardan bahsedebilirim. Sanal nedir? Belki hem Zerdar hocanın hem Levent hocanın söylediğiyle birleştirerek çünkü üç ayrı paradigmayı birleştirmek de çok zor. Sembol ve sanaldan bahsedildi. Orada bir ortaklık var farklı disiplinler de olsa sanal ilişki diye bir ilişki yoktur. Her ilişki özünde bir yanılsamaya dayanır. Dolayısıyla gerçek kavramı burada gündeme geliyor. Hani gerçek ne? Bütün ilişkiler gerçektir demiyorum dikkat ederseniz. Yani sosyal medya ilk palazlandığında 10 yıl önce işte gazeteci arkadaşlar bize sorduğunda onlara verdiğimiz cevap şu oluyordu. Sanal ilişki diye bir şey yoktur. Her ilişki sanaldır. Sembolleri kullanıyoruz. Şu anda ne bileyim kelimelere şey muamelesi yapıyoruz.
O kelimeler üzerinden konuşuyoruz. Aslında ortada bir mal yok. Ama tanımladığımız kim, kimin belagatı kuvvetliyse o ikna edecek. Ortada bir alışveriş de yok. Dolayısıyla bunu dile bir teknoloji olarak bakarsak daha da ilerletirse kitap da bir teknolojidir mesela. Yazı da bir teknolojidir. O zaman yazı bir teknoloji ise aslında bütün teknolojiler ötekine ulaşmak için kullandığımız bir araç.
Bu 2000’li yılların başında sosyal medyaya evrildi. Sosyal medya önemli bir şeydi bana göre. Benim baktığım yerden sosyal medya bir yalnızlaşmanın Serdar hocanın vurguladığı işte sanayi devrimiyle birlikte insanın yalnızlaşması, sürekli kazanmaya vs.
Ayrıca o bildiğimiz hikayeler işte günde 12 saat, 13 saat çalışıp daha fazla, daha fazla kazanıp daha fazla harcamaya başladı hakikaten çağ insanı. Öyle nankörlük de edemez. Kanuni Sultan Süleyman’dan daha iyi koşullarda yaşıyor benim gibi sıradan bir insan. Bu açıdan baktığımızda ama bunun bir bedeli vardı. Zamanımızı satmaya başladık. Bu yalnızlaşma bir hastalanma olarak düşünebiliriz bunu. İşte filan üniversitede filan adamla, Zükerbek’le arkadaşları birbirleri için haberleşmek için kullanıyordu. İnsanlar da alıp bunu haberleşmek için kullandılar. Yani yalnızlaşmayı giden bir hastalığı, bir sorunu iyileştiren bir şeydi sosyal medya. Yani sosyal medya başlangıçta bizi yalnızlaştırmamıştı. Yalnızlaştığımız için sosyal medyayı kullandık ve nispeten bize bir can simidi oldu. Çünkü insan, insanın sağlığını bozan en önemli şey yalnızlıktır. Çıldırırız yani. Çünkü tamamen öteki üzerinden kurulan bir varlıktan bahsediyoruz. Şimdi bu anlamda düşündüğümüzde ama kapitalizm de boş durmaz. Boş bir sistem değildir. İyi çalışan bir sistemdir, üreten bir sistemdir. O da boş durmadı. Bunu sonuna kadar sömürmeye başladı. Şimdi biz yalnızlaştığımız için sosyal medyayı kullanıp bir iyileşme girişimiydi bu ama o kadar iyi sömürdüler ki artık tekrar bizi yalnızlaştırmaya dönüştürdüler. Sosyal medyayla yeni üretilen, sosyal medyada bu arada işte her şey Facebook’tan ibaret değil. Facebook, Twitter, işte Serdar Hoca. Bizler de… İhtiyaç duyarsa anlatacak mısın? Bu bindiklerimizin dışında en az onlar da hani onlarca sosyal medya çıktı ve kayboldu. Tutmadı yani. Şimdi sosyal medyayla, metavörsle yeni üretilen teknolojiler, arttırılmış gerçeklik vesaire gibi şeyler ise biri ihtiyaçtan değil, işletmelerin, şirketlerin ihtiyacını karşılamak için arz yaratmaya çalışıyorlar gibi geliyor bana. Dolayısıyla ikisi arasında bir fark var. Halk da salak değil. Biri ihtiyaçtandı. Şimdi buradaki ihtiyaç kavramı çok önemli. Lafı çok uzattıysam lütfen.
İhtiyaç kavramı şu açıdan çok önemli. Levent Hoca burada varken bunlara vurgu yapmayayım ama kendi ihtiyacım olduğu kadar kavramları kullanayım. Örneğin X-Y-Z kuşağı üzerinden insanları ihtiyaç üzerinden tanımlamaya başladı sistem. Çok masum görünüyor ama öyle bir kuşak olur mu?
Yani Z kuşağı, X kuşağında tanımlıyor sizi. Adanadaki çocukları nereye koyacağız? Bu reklamcıların ve işletmelerin kendileri açısından bilimsel, işte filan tişörtü, filan şirketi için satmak için oluşturdukları bir kuşak tanımıydı bu. Kredi kartınız yoksa buraya girmiyordunuz. Zaten kimse önemsemiyordu onu. Dolayısıyla bu tırnak içinde bilimselliği kendi amaçları açısından kıymetti ama bütün insanları kapsama açısından tartışmalı hatta öfürkten bir şeydi. Öyle bir kuşak tanımını yerleştiremeyiz. Bu ihtiyaç kavramına da bir de kognitif, bilissel çalışmalardan arkalarına destek aldılar Maslow.
Maslow’da işte ihtiyaçlar hiyerarşisine göre hareket eder insan. Bu da yüzyılın fiyaskosuydu. İnsan ihtiyaçlarına göre hareket etmiyor. İnsan arzularına göre hareket eder bir varlık. Mesela şöyle düşünelim. Ben biraz şey yaptım. Bir iki cümleyle toparlayayım sonra şey yaparım. Mesela bir insan İstanbul’da yaşıyorsa dinlenmek için Bodrum’a gider mi? 15 milyon şehrinin yaşadığı işte bilmem Kemerbugaz’da yaşıyorsun falan filan hatta daha rahat bir yer Kemerbugaz. Oradan çıkıp Bodrum’a gidiyor. Kalabalığın haddi var hesabı yok. Dinlenmek için insan nereye gider? Gider olsa gidersin.
Martın’a gidersin. Çatal Zeytin’e gidersin. Ama işte burada Bodrum’a giden insanları dinlenmek için Bodrum’a giden insanları suçlayamayız. Burada bir de öteki giriyor. İnsan bir, evet alttan gelen bir dürtü var. Sürekli doyum arayan, tatmin arayan. Bir de benlik var, ego. Onu da kontrol etmeye çalışıyor. Bir de öteki var. Birini kendini göstermek istiyor. Ötekiler var.
Evet. Yani Türkiye’deki hükümetler, şirketler dinlenmek için Akdeniz’i değil de Karadeniz’i işaretleselerdi biz gidip Bileroz’da dinlenecektik. Ama Bodrum’u işaretlediler. Dolayısıyla insan 1 artı 1 eşittir 1 değil. Yani biz bütünle mişemeyiz? 1 artı 1 eşittir 3’tür.
Burada, pardon bir cümle ettim, öteki olması lazım. Yani sürekli doyurarak bir insana elinizde tutamazsınız. Metaverse size her şeyi verse bile elinizde tutamayabilirsiniz. Yani burada halkın nasıl bir tepki göstereceğini bilmiyoruz. İktidarların nasıl bir pozisyon alacağını bilmiyoruz. Şirketlerin ne yapacağını bilmiyoruz. Mesela Bitcoin konusunda ülkeler farklı bir pozisyon belirledi. Bir şey geçti.
Bitcoin ve metaverse ilişkisine de geleceğiz. Acaba metaverse evreninin parası, bu blockchain’ler mi veya metaverse evreninde geçerekce blockchain mi olacak? Onu konuşuruz ama bir şey şimdi dediniz, arzular. Evet.
Mesela metaverse bu açıdan baktığımız zaman insanların bu arzu ihtiyaçlarını giderme konusunda yüksek başarı olasılığı vaat ettiği için acaba daha içinde olunması gereken bir sistem hale gelebilir mi diye düşünüyorum.
Yani niye? Mesela normal hayatta güzel kadın düşünüyorum. Angelina Jolie değilim mesela. Angelina Jolie ile karşılaşma ihtimali olmayan birinin metaverse evreninde Angelina Jolie ile flört edebiliyor olması ya da işte nedir o her diye bir film vardı. Çok etkileyici bir film. Sanal yapay zekayla flört edebiliyor olması ve orada o kadının onun hissiyatını bile onu çok tatmin ediyor olması. Mesela metaverse böyle bir tatmin getirebilir mi? Mal evrenin içerisinde böyle mallıklar da olabilir mi? O zaman burada iki kavramı daha belki biraz bir iki cümleyle söyleyeyim. Gerçek ve gerçeklik kavramından bahsedebiliriz. Gerçek. Gerçin ortak kaybolacağı bir yer değil mi orası? Gerçek nedir? Gerçek. Hayatın düzensiz, anlamsız olduğu, paramparça olduğu bir şeydir.
Dünyada paramparça ve hiçbir anlamı olmayan bir yer. Benim bedenim de öyle çocuk açısından düşünürsek. Gerçeklik ise bu anlamsızlığın üstüne geçirdiğimiz maske. Buna kişilik düzeyinde ego diyebiliriz, toplumsal düzeyde bu anlamsızlıklara geçirilen şeye de ideoloji diyebiliriz. Burada Levent hocanın söylediği şey çok önemli olacak. Onu bilmiyoruz. Onu reklamcılar, büyük şirketler, politikacılar belirli. Buna nasıl bir hikaye geçirecekler? Yani arttırılmış gerçeklik diyoruz ya biz. Biz arttırılmış gerçeklikte, gerçekten uzaklaşıyoruz aslında. Yani gerçeklik her ilerleyen yıl daha da arttırılmış oluyor. Yani real ve reality. Gerçek ve gerçeklik. Real doğadır yani. Anlamsız bir yer. İyi yok, kötü yok, son yok, başlangıç yok, anlam yok. Gerçeklik ise uydurduğumuz bir şey. Buna her şey değil.
Dolayısıyla arttırılmış gerçeklik gerçekten kaçabilmek için uydurduğumuz bir şey. Gerçekten kaçabilmek için ne bileyim burada siz Matrix filmine örnek verdiniz mesela. Matrix filmi bir teknoloji filmi değildir. Eğer dikkatli seyirci şunu görmüştür. Arzuyla ilgilidir. Neyi istiyorsunuz? O zaman insanın neliyle ilgili filmler mesela arttı. Skid Game herhangi bir yere topu atmadan sen nasıl bir varlıksını sorguluyor.
Tarazit onu sorguluyor. Joker onu sorguluyor. Asansör onu sorguluyor. Evet. Ama bir de tersi var. Tersi de ne bileyim La Casa de Papel de arzuyu kışkırtıyor. İstediğiniz gibi çalabilirsiniz diyor. Böyle saçmalık olur. Ben öyle ülkeler biliyorum diyor. Oraya kışkırtıyor yani. Sınırsız bir arzunun doyumu olabilir mi? Yani dürtüsel olana vurgu yapıyor. Ya da Don’t Look Up, yukarıya bakma. O da benzer bir şekilde aslında görünüşle eleştirel bir film gibi görünüyor. Ama aslında filmin sonuna bakarsanız kimin kazandığını görürsünüz. Dolayısıyla muktedirlerin ne yapacağını bilmiyoruz. Ve halkın buna nasıl bir teknik göstereceğini de bilmiyoruz.
Dolayısıyla söylediğiniz şeyi belki Levent Hoca ve Serdar Hoca daha iyi anlatır. Yani bunu politikacılar, ideologlar, şirketler, reklamcılar başarabilecek mi? Nereye oturtacaklar bilmiyorum ki. Bilemeyiz yani. Hocam birkaç şey daha soracağım. Siz isterseniz onunla ilgili düşünmeye başlayın.
Neler soracağımı söyleyeyim size şimdiden. Belki üzerinde biraz daha odaklanma şansı var. Şunu soracağım. Bir, meta-vörse evreni, ya da meta-vörse evreni lafı anlamsız oldu. Meta evreni biraz ölümsüzlük üstüne kurulu bir evren gibi geliyor bana. Yani orada hiçbir şey yok olmayacak. Bir tür la casa de papelle. Fakat ölümlülüğün getirdiği çok önemli bir şey var. Dinler. Buradaki din algısı nasıl gelişecek? İnançlar nasıl gelişecek burada? Bunu merak ediyorum ben insançısından baktığınızda. Ve bu ölümsüzlük hissiyatı acaba gerçeği yansıtacak mı? Şimdi Levent T de bunu soracağım. Levent diyorum benim en iyisindeki arkadaşıma. Kusura bakmayın. Şimdi beymey demek çok garip mi gidiyor? Bir belgesel seyretmiştim birkaç sene önce. Şöyle bir şey. Bir yanlış anlatayım. Mesela Amerikalı, Rusya kendisi Amerikalı olabilir. Bir bilim insana şöyle bir şey yapıyor. Bütün hayatını dijitale kaydediyor. Bir bilgisayar ortamına geçiriyor. Gördüğü, o gün gördüğü insanlara fotoğrafları şunları, bunları falan filan. Orada kendini bir dijitale hafızalıyor.
Bütün amacı da bunu bir yapay zekayla beraber çalıştırıp öldükten sonra da kendi bedenin dışında varlığını uçsal olarak söndürebilmek. Metaverse böyle bir imkan mı sağlayacak bize diye düşünmek mümkün mü ya da amaçlanan şey bu mu? Amaçlanan şey bu değil. İnsanın bunu istemesi normal. Çünkü insan daima ölümsüzlük peşinde koşar. En azından ölmeme peşinde koşar.
En büyük korkusu da ölümdür ve doğal olarak da işte bütün sistemde zaten üreme vesaire dahil olmak üzere, bütün doğanın üremesi onun üstüne kuruldur. Hayatın sürdürülmesi… Hayatın sürdürülmesi, hayat boyu edinilmiş bilginin bir sonraki neste aktarılması. Bir şekilde aktarılması. Burada da aktarmanın yolları iyice artıyor. Ama ben devam edeyim diyorsan, bilginin bir tarafa alınıp, saklanıp ondan sonra da bir başka yere gelmesi lazım.
Daha bence ona çok erken güzel bir hayaldir. İşte bilim kurgunun ilginç, ilgi alanlarından bir tanesi. Ama şu anda da bırak onu, gözün, scanning kabiliyetinin bile yanına yaklaşılması için daha çok uzun süre var. Hani sen bir süper markete yerine çay almak istiyorsan tak diye yerini bulursun. Onu makinede yapabilmek şu anda çok çok çok zor, hala çok zor. Ama bayağı bir meselakat edildi orada.
Tabii tabii tabii. Ama yani senin gibi birinin beynini oraya koymanın gerçekten çok zor olacağını zannediyorum. Bence de imkansız. Yani onun için herhalde çok yeni teknolojilere ihtiyacımız var. Ama burada söylediği şey, biz başka bir şeylere bir anlam veriyoruz bir taraftan. Çünkü hikaye aslında anlam. Yani bir şeyin ne olduğundan çok benim ona ne anlam yüklediğim. Buraya gelirken uğurlu kravatımı takmak da bir anlamdır. İşte bütün sevgililer, eşler ilk günlerde muhteşemdir, daha sonra feciidir falan filan. Yani hep anlamlar alınır, verilir, tutulur. Bu anlamı bu sefer daha başka türlü yaratabilecek bir yere doğru gidiyoruz. Zaten buna medya lafının konması başından beri sosyal medya lafı yanlıştır. Burası bir medya değildir, bir aracı değildir. Aracısızlaştırmanın en büyük ürünüdür. Yani ben Fatih Altaylı’ya uğraşabilmek için bir başka aracıya ihtiyacım yoktur. Televizyonu da seyretmeyebilirim, gazetede okumayabilirim. Ama direkt olarak Fatih Altaylı ne demiş, ne konuşmuş, ne yapmış her şeyi takip edebilirim. Şimdi bu yeni bir şey. Onun için burası bir medya değil. Tam tersine… Yani metaverse bir medya değil. Medya değil hatta. Bugünkü internette medya değil. Şimdi bundan sonrası için birkaç tabiri iyi almamız lazım. Pandemide mesela bir hibriden bahsettik. Biz hibridi, hatta hatırlarsın senin programın adı, söyledim galiba iki sene önce, mekan ve zaman bağımsız çalışmak dedik. Çünkü illa evden çalışmak lafı vardı. Ev değil, ev pandemiden dolayı bir zorunluktu. Demek ki biz pek çok şeyi yeniden tanımlayacağız. Halbuki biz 20. yüzyıldan kalma değer ve anlamları buraya yüklemeye çalışıyoruz. Belki de sıfırdan ne olduğunu anlamak için bir tabule raza masanın üstünü tamamen boşaltıp yeni anlamlarla yükleyelim. Eskiden gelenleri de tekrardan masanın üstüne koyabiliriz ama illa hepsi yeni olacak, hepsi de ya da atılacak demek değil. Ama sıfırdan yeniden tanımlamak lazım.
Onun için de bu hibrid yapıda, bu ikili yapıda nelerin nasıl görülmesi gerektiğine baştan bakacağız. Bu iş yeri için de gerekecek, bu perakendi için de, giyinmek için de, oyun oynamak için de, pek çok şey için farklı olacak. Şimdi hocam sürekli olarak reklam sektörü falan, pek çok sektörde reklam sektörünün devre dışı kalacağını inanıyorum ama başka bir şey ya da yani tekil iletim olmayacak. Bir tane şey harfinin önemi diye bir lafım var benim. Sürekli etkileşim olmak zorunda.
Tek taraflı şeyin bittiği bir yerdeyiz ama burada çok önemli bir şey oldu. Hep işte az önce verdiğiniz film örneklerinin çoğu da dijital platform filmleriydi normal televizyonlarda hatta sinemalarda da oynamamış filmlerdi. Çünkü ne oluyor? Oradaki verinin kullanılması sayesinde bizim her şeyimiz biliyor. Bugün yani işte Netflix’te açıyorsun bir şeyi, sol tarafta diyor ki bu %97 seyret abi. Bu %95 seyre, 92 vaktin varsa seyret abi bu gelişme sakın ha bakma.
Hatta bunu hangi saatte baktığına göre dahi karar veriyor. Üstüne o Heather tabir ettikleri 100 küsür tane olan afişlerinden var. Sana sabah gösterdiği, afişle ölen gösterdiği afiş dahi farklı ve bütün bunları senin aklın senden topladığı verilerle sana söylüyor. Şimdi daha bugün bile bunları bu kadar yaparken hele hele metaverse’de o kadar fazla veri bırakacaksın ki dolayısıyla her şey sana özel olarak gelmeye başlayacak. Bu tabi bir tartışma konusu. Sürekli olarak bugüne kadar yaptıkların içine itilebilirsin. Bu insanın kendini yenilemesine ve yeni şeyler öğrenmesine geliyormuş şey değil mi? Evet en büyük tehlikelerden bir tanesi bu. İkincisi ise dijital lafının kendisidir zaten. Bir ve sıfırdır dijital. Başka hiçbir şey demek değildir. Millet dijitali işte dijital de yapıyorum ya da dijital pazarlama normal pazarlama, dijital iletişim normal lafı. Yok böyle bir şey.
İletişimdir pazarlama. Pazarlamadır dijital de bir sıfırdır. Bir sıfır senin diğer programlarında çok görmeye başladığın bir şey oldu. Eskiden bir şey yaptığın zaman çan eğrisi ortada olur. İşte kenarlar marjinal olurdu. Şimdi çift örgüsü deve gibi olmaya başladı. Merkez ortadan kayboldu. İki ayrı kutup oldu. O kutuplar kendi içlerinde getirdi. Yani biriler ve sıfırlar oldu. İnternet dünyası da fena değil. İdare eder. Eh falan ki bizim Türkçe’de çoktur. Naber abi eh idare eder falandır. Yani çoğu cevabımız budur. Halbuki buna bir karşılık yok. Ya bir diyeceksin ya sıfır diyeceksin. Bu kadar sert bir ayrımın olduğu yer dijital dünyada. O zaman da sen kendi gibi düşünenlerin, kendi gibi bakanların içine doğru ve kendi eski yaptıkların içine doğru itinlendirilir.
Cumhurbaşkanı’nın bir felsefi bir şeydir ki. Yani sen eee sen bugün dünyada kutuplaşmadan şikayet ediyoruz. Bunun aslında dijitalleşmeden kaynaklara bir kutuplaşmanın söylemek mümkün mü? Kesinlikle ben söylerim. Yani kesinlikle inanıyorum. Eee beyefendiyle bir zamanlar başka bir araştırmaya bakmıştık. Gerçekten o kadar az noktada birbirine değiyorlardı ki iki bin on üç iki bin on dörtlerde yani milyonlarca insan üstünden bir tür sirke, zeytinyağı var.
Çok az noktada birbirine karışıyor. Eee herkes de kendi gibilerle birlikte olduğu için ister bugün sosyal medya tabir edilen yerde yarın metaverse de hayatın kendi yaşadığı gibi, kendi gördüğü gibi, kendi zevklerinde, kendi yemeklerinde, kendi tatil alanlarında falan geçtiğini zannediyor. Başkalarının varlığını dahi bilmiyor. Hani Marco Polat Çin’e gittiğinde bütün şeyler gözlerini kapatırlanmış. Bu ne çirkin insan geldi görmeyelim falan diye. Eee biraz bu ortamlarda da öyle olmaya başladı. Başkalarının bu ötekinin acayip bir şey haline geldi. Ve ötekilerler falan yok. Bir tane öteki ben ve benim dışımdakilere döndü. Şimdi bunun… Şimdi metaverse bunu engellecek mi, artıracak mı? Göreceğiz. Ama buradaki önemli nokta veri de. Şimdi bu büyük veri denen şeyi yeniden iyi anlamamız lazım. Big Data. Çünkü yani bundan evvel ki CRM’ler, şunlar, bunlar falan filan basit terabaytlarla yapılan işlerdi. Yani gerçekten akıl dışı, yetmeyen bilgisayarlarla işte az önce otomobillerin bir otomobilin bilgisinin dahi tutulmasının ne kadar imkansı olduğunu… Evet. Yeni Merzez EQS’in bilgisayarı bizim bu binadaki bütün sisteme yakın bir bilgisayarıyla. Bir tane otomobilden sonra. Dolayısıyla hani bunları tutabilmenin ve büyük veri dediğimiz şey ve makine öğrenmesiyle beraber sürekli her ürettiğinden kendini yenileyen, kendisine göre bakabilen bir yapıya geçiliyor. Şimdi bu daha iki boyutlu evrende ve çok daha basit işlerde neler yaptığına göre geliştirilebilen bir veri iken burada nasıl olacak ona bakacağız.
Çünkü şu anda mesela e-ticaret sitelerinde senin imlecinin nerelerde durduğu, nerelere götürdüğün, nereye tıkladığına göre dahi sana bir şey önerelebildiği ve bütün bunların hepsi de veriye göre yapılan bir şeydi. Şimdi bu iki boyutlu ve ekran üstünden toplanan verinin üç boyutlu ve çok farklı yerlerde gizlirken ne büyüklükte ve nasıl toplanılabileceğini düşünürsek, o zaman önerilecek şey ki bundan sonra her şey öneri üstüne olacaktır. Hiçbirimizin çok fazla şeyde inceleyip bakacak hali yoktur. Dikkat et seçtiğimiz filmleri de önerilerden seçiyoruz. Pek çok alışverişte de yani 20-30 marka olan şeyde en fazla önce ikiye indiriyoruz, onlara belki de fizik olarak gidiyoruz. Dolayısıyla öneri makinalarının önde olacağı, bunun da tamamıyla büyük veriden süzülmüş bilgilerle olacağı, dolayısıyla da verinin değerlendirilmesinin veya da verinin hesaplanma şekillerinin yönetilmesinin hayatı belirleyecek.
Ben şey gecesi Hillary ile Trump’ın seçim gecesi demiştim, bundan sonra dünyanın yönetim şekli algoritmokrasidir diye. Bundan sonra algoritmaları elinde tutan dünyayı da yönetir, algoritmaların ne şekilde çalıştırılacağı, kimim mesela şu anda, kimin neyi görmeyeceğini, neyi görmeyeceğini, ben vermiyorum. Cambridge Analytica gibi bir sadakar bir grup ortaya girip de o algoritmaları siyaset lehine kullanma şeklini ortaya koymasa algoritmayı ne yaparsan yap durumum vardı yani. Tamam, demek ki orada gördük ki algoritmalarla pek çok şey yapılabilir. Senin neyi görüp neyi görmeyeceğinin kararını mı sen vermiyorsun demektir?
Yani ben işte atıyorum çok basit olarak bir sadece Amerikan kitaplarını bekleyip de oraya teori yazmayalım diye bir marka yaratmanın nasıl olacağını göstermek üzere Instagram’da yumurta koymaya başladım. Sonra da bunu test etmek için iki yumurta koydum. Araları 5 saniye 10 saniye. Birini 10 bin gösterdi, birini 50 bin gösterdi. Hiçbirinin kararını ben vermedim. Neye göre, kime göre aynı anda yapılmış. Demek ki benim hiçbir zaman peşinden gidemeyeceğim algoritmalar var.
O zaman benim söylediğimi kimin göreceğine, kimin görmesini ve ne zaman görmesi gerektiğine ben karar veremez halde olacağım. Onun için burası medya değildir’in bir başka şeyse bu. Şimdi bunu metaverse’ye getirelim. Yani işin üç boyutlu olmasına. Metaverse sadece bunun üç boyutlu olmasına. Ya üç boyut dediğin hayat bu üç boyut, bu boyutu basit bir görüntü olarak almayalım. Bu üç boyut gerçek hayatla yani fizik hayatla birbirimizi dokunduğumuz hayatla sanal dediğimiz hayatın iç içe geçmesidir.
Burada gidip aslan gibi konserini de dinliyorsun, burada alışverişini de yapıyorsun, üstüne elbiseni de dinliyorsun. Bazen fizik olarak gitmene ve de gitmemene bağlı olarak. Şimdi burada bir tane basit örnek verelim ki bu başka bir yere de geçsin. Travis Scott diye bir şarkıcı var, işte çok beğeniliyor, şudur budur vesaire. Konser verecek fakat pandemiden dolayı stadyum konseri iptal ediliyor. İşte 150-200 bin kişi, 100 bin kişi her neyse geleceği beklenirken iptal ediliyor. Ondan üzerine konser bir oyunun içine alınıyor, Fortnite’ın içine alınıyor ve canlı olarak Fortnite’ta konser yapılıyor. Fortnite’ın 14 milyon kullanıcısı varken 48 milyon kişi canlı seyrediyor. 200 bin ya da 48 milyon seyirci. Ya da beleşmeye paralı mı? Paralı, paralı tabii ki. Ondan sonra da zaten Roblox’un içinde inanılmaz konserler, birlikte yapılan tonlan faaliyet,
hatta anlı şanlı lüks markaları Balenciaga’dan Luton’a kadar Roblox’un içinde defileler yapmaya, başka türlü aktiviteler yapmaya başlıyor. Azaltamam mı neyse de? Neyse değil. Onlar hiçbir yere girmeyeceğini düşündüğümüz adamlar. Onlar burnundan kıl aldırmayan abilerdi. Normal olarak onlar çok zenginler, hiçbir yerde yakalanmayacak insanları yakalarlardı. Bütün dünyanın krem de öyle kremiydi. Aslanlar gibi buraya girdi. Peki mesela o zaman şöyle mi olacak? Senin meşhur bir lafın vardır.
Stadyumda ki kırmızı ceketli adama ulaşmak için bütün stadyuma bir şey göstermeye gerekmez. O kırmızı ceketliyi bulmak gerekir derdin. Şimdi bu bitti mi artık? Hayır tam tersine kırmızı ceketliyi bulduğum gibi, kırmızı ceketli maçta takımı gol atmışsa nasıl söyleyeceğim, gol atmamışsa nasıl söyleyeceğime kadar bilir haldeyim zaten. Daha da beter bir yere geldi. Peki oraya mesela bu dediğin lüks marka da giriyorsa o… Kimi oradan içinden belki de on kişiyi nasıl çekeceğini bilip ona göre davranmaya başlıyor zaten. Yani aynen…
Ama hocamın dediği bu bir pazarlama, bu bir şey mi yani? Pazarlama değil insanın hayatının devamı bu. Böyle gelişiyor. Sen bunu doğal bir süreklilik olarak görmek lazım. Çünkü şey çok basit. Vallahi hayat ne güzel gidiyordu. İşte iki tane pazarlama aradan metaverse getirdi dediğin zaman bu bir hype olması. Yani geçici olması gerekir. Bu geçmiyor. İnternet çıktığında da bu dendi. Ama şimdi mesela ilginç bir şey söyleyeceğim. Benim tanıdığım bazı gençler var. Çok fazla sayılır değil ama bazı gençler var.
Facebookları yok. Instagramları yok. Twitterları yok. TikTokları yok. Hiçbir şeyleri yok. Aferin onları. Bunlar genç. Genç… Yani bunun gençlikle ne alakası var? Sen de gençler değil mi herkes gibi? Gençler böyle… Hayır onlar diyor gençler böyle yapıyor. Çünkü bu işi bilmeyenler bunun genç olmakla alakası yok. Dünyayla nasıl bir ilişki kurmak istiyorsun? Dünyayla kurmak istediğin ilişkiyle… Çünkü bu ilişkiyi kurmazsan bir kaybın var mı? Onu beyefendi biliyor. Ben değil. Çünkü insanların bir kaybı olduğunu hissediyor. Çünkü bak şimdi biz büyükşehirlerde büyüdük. Benim Facebook’um. Benim Facebook’um. Ben bir kaybım olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki ama senin hayatındaki ilişkilerinde zaten hani bitmiş durumdasın. Arada bir iki saniye ofisenin de kapısını kilitleyip şöyle koltuğunda oturduğun zaman oh diyen bir insansın. Yok mesela ben Facebook’ta olmaktan sonra iki arkadaşına telefon açıp abi şurada buluşurum iki kadar içeriz demeyi tercih ediyorum. Tabii ki. Çünkü 60 yaşındasın. Çünkü artık az oldu arkadaşların. Ağzından bende sağım.
Yaştan daha fazla yani bitti çok şeyi denedin. Tattın artık bir zamanlar maziye baktın. Demek ki yok aslında geri Kore’ye. Hayır diyorum ki. İnsanların… Farz et daha başka daha küçük bir yerdesin. Ya da zamanın yok. İnsanlarla ya da başka konularla ilişkini ancak buradan götürebiliyorsun. Meraklarının peşinden gidebiliyorsun. Ben çocukken iki tane asikripeti vardı. Bir albain oğlun da bir tanesi de dişçinin kızındaydı. Gidip gidip fasikül fasikül onları alıp ödev yapardım. Peki efendim şimdi şunu merak ediyorum. Şimdi sen mesela pazar günleri şahane bir iş yapıyorsun. Neksi akademi kapsamında? Belirli konulardaki uzmanlarla şahane soru cevaplı toplantıları yapıyorsun. Şimdi mesela bunu metaverse evrene taşırsan nasıl olacak bu iş? Yani şu andakinde ne farkı olacak metaverse’de? Şimdi sen orada geçen pazar geldiğin çok ilginç konu vardı. 200 kişi miydi kaç? Bir ay bayağı izleyici vardı. Bir kişi anlatıyordu. Bu metaverse’de nasıl değişecek bunun?
Şimdi illa bunu değiştirmek zorunda değiliz tabii bütün her şeyi değiştireceğiz diye ama yani en azından hep beraber oturuyor hissini. Yani ekranlarda insanların iki santim iki santim olmadığı fizik olarak gördüğü bir yere doğru geçeceğiz. Bunda bir sorun yok. Yani o yapılabilir. Ama daha önemli bir şey, oyunun sosyal bir mevzem haline gelmesine iyi dikkat edelim. Daha net sorayım sana.
Şimdi diyelim ki sen gittin Serdar’ın az önce bahsettiği dedi ya yalı satılıyor şeyde diye Boğaz’da gittin bu yıllardan bir tanesini aldın. Mesela bu toplantıyı yalıda yaparken ben böyle yanıma döndüğüm zaman gözümdeki sanal gözüktüğüm Boğaz’a göre bu mağarında yuvaletin elbifi varmış falan mı diyeceksin? Diyeceksin bunu dersin. Ama ben bunun çok önemli olacağını düşünmüyorum çünkü. Bence çok önemli. Yok ben bu dünya için onlar çok önemli. Orada onu göreceğine oraya gittiğindeki bilmem ne ne düğmesine basında başka bir şey görebiliyorsan ve bunu hiçbir yerde göremeyeceksen o önemli. Şimdi bak başka bir yere daha gelelim istiyorsan onu açalım. Ya da mesela bu haftaki konuğun bahsediyordu işte uzay muzay roket falan filan. Mesela o roketten basarken ben o sırada o roketin uçundaymış hissiyatını eşebilecek miyim orada? Varsa öyle bir içeriğin tabii ki yaşarsın. Öyle bir içeriğin konuması halinde tabii ki. Metabörs bana bunları mı sağlayacak? Tabii ki sağlayacak. Yani neredeyse onu hissedebilirsin diyoruz ya az önce. Yani gidip şu anda Nepal’de seninle yan yana yürüyüp bir ölü yakılmasını seyredebilirdik. Hatta… Gidemedik. Gittik. Gittik Nepal’e gittik de şeye gidemedik. Çin tarafına alamadık. Ama mesela şu anda bizim Refik Anadolu’nun Milan’da yaptığı şeyde işin içine kokuyu koydu. Evet. Şimdi koku girmeye başladı. Yakında haptikler daha fazla artacak. Yani dokuyu daha fazla tanıyacaksın. Şimdi kokuyu dokuyu vesari tanıdığın andan itibaren gerçek bir paralel evrenin içindesin.
Daha doğrusu bir yakınsamadasın. Bu yakınsama lafının önemlice bir anlamı olacak bundan sonra. Ha şimdi Hakan Akbaş diyor ki güzel bir şey söylemiş. Diyor ki metabörs konuşma için ülkede eksper diye yayını aldın. Herkes 50 yaşın ve üstünde. Ee Hakan’cığım buradaki önemli olan şey buradaki insanların yaşlarından çok, ee fazlaca merak etmesinden diye derhal kendimi temize çıkartırım. Çünkü merak etmeseydik yani biz Serdar Hocam’la Next Academy’nin de başını bırak.
Daha da öncesinden meraklar başında bak şunu ya neredeyse 99’dan beri hele yani bu internet konuştuktan beri birbirimizi yürüp ayak üstünde merhaba derken bile birbirimizden bir şeyler öğrenmeye çalıştık. Bu bir merak meselesi. Aynen bilginin yaşı olmaz yani bilginin ve bilmenin ve şeyin yaşı olmaz ben de ne kadar deyim. Ben de bu Levent Hoca’nın bıraktığı yerden birkaç şey söyleyeyim. İstersen bir reklam arası vereyim. Sen Levent Hoca’nın bıraktığı yerden oradan devam et. Çünkü beni derya uyarıp duruyor. Bir reklam.
Sonra Serdar Hoca’ya devam edeceğiz. Serdar Hocam şimdi size soracağım şu dersiniz diyebilirsiniz özgürsünüz. Ya kardeşim sen bu programı sunma bu tarz sapasa sorular soracaksan çek git buradan.
Neyden arıza yapılan neyden serbest hiç burada bir beyinç yok. Çünkü merak ediyorum ve anlamaya çalışıyorum. Meta börs ilginç bir evren olarak kalpse çıkıyor. Ve anında insan buraya girecekler. Mal mülk satışları başlamış arazide satılıyor. Boğazda arsalar 500 lira bağcılarda 100 lira 125 lira falan bir izleyici yollamış fiyatı. Raicleri.
Fakat eğer ortada böyle bir evren varsa bu evrene bir de yöneticiler lazım. Yönetici veya yöneticiler. Niye? Buraları kim yönetecek? Bu rejim ne olacak? Demokrasi mi otokrasi mi yoksa korpokrasi? Bak çok güzel diptyonum oldu. Şirket yönetimi falan. Şirketlerin dükkanları yönetmesi. İla yönetici lazım mı? Önce ben zatenize sorayım. Yani iyi olur sanki. Boşu boşluktansa. Mesela bizim evde eşim olmazsa yönetmeseli bir güzel de perişan olur. Bu senin özel durumun ama. Yani hepimiz buna tabi ve mahkum olmak zorunda değiliz. Ne olacak buradaki rejim ne olacak? Mesela kim kontrol edecek? Ben diyelim ki siz bir metaverse kurdunuz ve orada arazi satıyorsunuz. Bana sattığınız araziyi başka bir daha satmayacağınızı kim kontrol edecek? Buradaki hukuk, buradaki yasalar nasıl olacak? Kimler tarafından uygulanacak?
Eğer hakikaten bu kadar özgür bir ortamsa bir yasaya gerek olacak mı? Anlaşık bir durum mu çıkacak bir yasaya? Ben biraz şeytanın avukatlığını yapayım o zaman. Şimdi bu tip böyle kavramsal bir şeyden söz ederken hepimiz işte fili tarif eder gibi. Neresinden tuttuğumuza göre onu tarif edebiliriz. Çok umutlu bakmak mümkün. Çok karamsar bakmak mümkün ama
mesela bugünkü normlarımızdan yola çıkarak bir simülasyon yapalım. Çünkü aynı insanlar kullanacaklar, aynı şirketler girişimler inşa edecekler ve insan biyolojik olarak doğasıyla, fıtratıyla aynı insan. O zaman onu ölçekleyelim. Şimdi 3 trilyon dolarmış pazarlama ve reklam bütçesi dünyada yıllık 2021 itibariyle. 3 trilyon doların döndüğü bir yer öyle başıboş bırakılmaz. Yani bu zaten insanın doğasına, ticaretin doğasına aykırı. Bir de teknoloji dünyası bütün izleyicilerimiz de şöyle bir zihnini tararsa terimler, kavramlar yaratmayı çok sever. Mesela 90’lı yıllarda bilgisayar bu Windows 95’in çıkması ile birlikte artık herkesin, her faninin kullanabileceği bir şey haline gelmişti ve
her şeyin başına bilgisayarlı diye bir örnek geliyordu. Mesela bilgisayarlı fal, bilgisayarlı tartı, bilgisayarlı rot balans ayarı falan. Yani sanki bilgisayarlılığı olması onun rüşrünü ispat etmesi ya da daha öte bir şey ifade ediyordu. Şimdi mesela sonra yapay zeka değil mi? Yakın dönemde her şeye yapay zekâ der olduk. Basit bir algoritma bile bir yapay zeka örnekleri alabiliyor. Ya da mesela block zincir böyle bir kavram girdi hayatımıza.
Bir şirket çok enteresan. Sırf ismine block zincir eklediği için borsada hisse değerleri milyonlarca dolar prim yaptı. Çünkü bütün yatırımcılık bu herhalde block zincirle ilgili bir şey yapacak. Tamam bunda bir umut var diye. Ortada hiçbir şey yok. Şirketin olayla da hiçbir alakası yok. Şimdi automasyon, endüstri 4.0 bütün bunları bir tanıdığımızda bu tabi biraz terminolojik bir kakofoni bir yandan. Ama özünde de ne ortaya çıkartıyor? Bir kıymetlendirme çabası bu. Şimdi metaverse dediğimiz şeyi de kim yönetecek? Facebook yönetecek, Apple yönetecek, Microsoft yönetecek. Olamıyor çünkü. Tabii ki Google yönetecek. Yani bunların var olmadığı bir metaverse evreni olabilir mi? Bir de A efekti dediğimiz bir şey var. Bunu şöyle de düşünebilirsiniz. Mesela pazarda, SEMT pazarında alışveriş yaparken birkaç tezgâh, diyelim ki salatalık satıyordur, kalabalık olana yönlenir insanlar. Bir sokakta, restoranda tabii. Yani içi boş bir restorana girmeye kimse cesaret edemez, kendine güvenemez. Sırada beklemeye, sanki aş evinde sıra bekler mi şişesine, sıra beklemeyi göze alabilir. Hatta bazıları için daha da önemli hali gelir. Mesela konumuzla alakalı değil mi? Clubhouse diye bir uygulama vardı. Davetiye usulüyle insanları kabul ettiğinden. Millet birbirini parçaladı, yüzlerce dolara davetiye satıldı. Bugün içine giren yok. Yüzüne bakan yok. Yirmi kişi, yirmi beş kişi. On beş yüz yüz yüzey bitirecek. Şimdi bu metaverse dediğimiz şeyin günün sonunda şu anki hâkim, sosyal medyalar ve bu uluslar üstü, devletler üstü, hukuk üstü yapılar tarafından kontrol edeceğini de unutmamamız lazım. Yani burası korpokresi olacak.
Hem de nasıl? Yani bu üç trilyonluk pazarlama ve reklam pastasını altı trilyon yapmak ve iki katı insanı da bunun içine daha kata bilmek için, şirketlerin bin bir türlü cambazlıkları yapacağı, bir anda mesela iki hafta sürmez bunun uzmanları çıkacak, bunun şirketleri çıkacak, ajansları çıkacak, efendim şeyleri kendine ait terimleri, tedavileri, bağımlılıkları bilmem neleri çıkacak.
Şimdi interneti bir düşünelim tarihini, interneti popüler kılan şey neydi? Mesela buradan başlarsak bence o rotayı da güzel çizeriz. Türkiye’de internet 1994’lü yıllarda başladı. O zamanlar biz akademik ağlarda vardı. Böyle biz de bu Tübi Takmam, Otü, Ege Üniversitesi’nden falan hesaplar dilenirdik gazeteciler olarak.
Mesela bizim gazetemiz, gazete binaımızda bir tane bilgisayar vardı internete bağlı. Türkiye’de interneti popülerleştiren şey ne oldu? Bugün sanıyorum çok az kişi hatırlar. Ne oldu biliyor musunuz? Askeri alma ve ÖSYM sonuçlarının internetten yayınlanması oldu. Daha öncesinde ne olurdu? Giderdiniz ÖSYM gazetesi alınırdı. Bayiye koşu koşu giderdiniz numaranıza bakardınız. Ne zaman ki o internete yayıldı? Internet kafeler duvarlarına, kapılarına şey yazmaya başladı. İşte ÖSYS sonuçları bakınır 5 lira, 3 lira diye. Bu patlattı bir anda internetin işlevsel, fonksiyonel bir fayda olduğu ortaya çıktı. Ve bu interneti kıymetlendirdi. Ve bakın web 1.0 dediğimiz bu dönemde bugün iddia edilenin ya da sanılanın aksine hepimiz daha özgürdük. Hepimizin daha fazla söz hakkı vardı. Aynen. Sonrasında web 2.0’da ne oldu? Bizim bütün bu haklarımızı gasp ettiler. Sosyal medya adı altında dev şirketler geldi dedi ki senin blogun var ama ona artık kimse girmeyecek. Çünkü ben onu değil benim platformumun içinde yazılanları daha fazla öküplere çıkartacağım. Dolayısıyla bir şey yazacaksan gel burada yaz. Gazete misin? Gel buraya da paylaş hesap aç. Açman da yetmez para ver ben onu daha fazla kişiye göstereyim. Aynen.
İşte senin bir blogun mu var? Metrelerce yazı yazıyorsun. Hayır gel burada yaz ama 140 karakterle yaz. Sonra ben bir lütuf edip onu 280 karaktere çıkaracağım. Video mu yükleyeceksin? 60 saniye yap. Kimsenin sabri yok. Ben çok fazla sana maruz bırakamam. Çok reklam göstermem lazım. Bizim elimizdeki bütün özgürlükleri ve imkanları gasp etti web 2.0 dediğimiz şey ve bizi medyalara mahkum etti. Bu daha da ne kadar yapacak peki?
Tabii ki mesela şimdi ben Fatih Altaylı’ya Twitter olmadan ulaşabiliyor muyum? Fatih Altaylı’nın bir başka meclisi var mı? WhatsApp’a olmadan ben ulaşabiliyor muyum? Google olmadan ulaşabiliyor muyum? Ve siz öyle bir platformlardan süzülüyoruz ki belli olmayan bir temiz mahkemesi, anayasa mahkemesi falan olmayan iki dudak arasında hayatınız var.
Amerikan başkanı dahi olsanız susturuyorlar sizi. Bak Trump kendi sosyal medyasını duyuracak. 21 Şubat’ta açmak üzere hazırlanıyor. Niye? Twitter hesabını kapattı. Instagram kapattı. YouTube kapattı. Google bütün hesaplarını kapattı. Amerikan başkanı başkanken başlayan bir süreç bu. Yani şirketlerin bu kadar muktedir, güçlü, kudretli olduğu bir çağda biz… Ben Twitter’ıma maviti kalamıyorum.
Aynen işte ve bunu, bunun kimseden hesabını soramazsınız. Kimseye de bunun muhatabınız belli değil. Kim? Bunun muhatabı kim? Müdürü kim? Mesul müdürü kim? Amiri kim? Memuru kim belli değil. İşte böyle bir şirketokrasi düzeninde ve küresel hatta küresel de değil miyim onu, uluslar üstü küresel yapıların platformlarında biz merkeziyetsiz dünya hayali kuruyoruz.
Bu mümkün değil. Bugün mesela kripto para dediğimiz evren merkeziyetsiz mi? Adı öyle. Hepsinin merkezi bu. Borsaları var bilmem nesi var. Hatta o kadar bağlı ki birbirine. Fed’in faiz açıklamasıyla bile düşüp kalkıyor. Bakın bu hafta yaşadığımız şey işte. Yüzde kaç? En son 15’ti kaybı vesaire. E şimdi battığımızda bizim burada kurduğumuz şeyine dünyanın bütün sahiciliğinden, dertlerinden, tasalarından, paramız kadar kurtulabileceğimiz bir platform kuruyoruz. Ve bu platform nihayetinde ister istemez bu bahsettiğimiz bu büyük beşli ya da bunun gibi ortaya çıkacak yeni beşlilerin sonucu olacak. Elindeki oyuncak olacak. Ve bu pazarlanabilir insan yaratma hayali. Kuvvet yeniler çıkmayacak mı yani? Çıkacak ama fıtratı değişmeyecek ki. Onlar da bizi bir pazarlama objesinden ibaret bir anonim, bir kullanıcı olarak görecek.
Yani bu adama kalem satabilir miyim? Bu adama araba satabilir miyim? Bu kadına bilmem ne satabilir miyim? Böyle çıkacak. Daha vahini var. Ben bu adamın kalem satmasını engelleyebilir miyim? Ya da bu adama bir kalem sahibi olma ihtiyacı yaratabilir miyim? Yani biraz önce bahsettiniz Cambridge Analytica niye günah geçisi ilan edildi? Dünyanın en büyük ülkesinin en büyük seçimlerinde istismar ettiği için elindeki gücü.
Aynı gücü bugün sistematik olarak reklam dünyası zaten hedefli reklamcılık olarak zaten dünelik pratiğinde kullanıyor. Facebook mesela bir deneyini açıkladı. Belki hocam da hatırlar. Denek grubu seçtiler. 1000 kişilik, 500’üne depresif paylaşımlar gösterildi. 500’üne mutlu paylaşımlar gösterildi. Ve ortaya çıktı ki depresif paylaşımlara maruz kalanlar kendi de ilk paylaşımını depresif yapıyor. Mutlu gören mutlu yapıyor. Bunu açıkladı. Ortalık ayağa kalktı.
Vay efendim nasıl böyle bir şey yaparsınız diye. Zaten sistemin çalışma mantığı bu. Ve içinde çalışanlar bugün itirafçı olduklarında mahkeme tutanaklarına geçmiş ifadeleri bu diyor ki. Biz insanları mutsuz edecek, provokay edecek, kışkırtacak, karamsarlığa sürükleyecek içerikleri sürekli destekliyorduk ki daha fazla etkileşim alınsın diye. Bu hafta Amerika’da Meta yeni adıyla Meta Facebook mahkemeye verildi.
Neden? Aşırı sağcı bir örgütün planlı programlı Bağara çağıra 100 gün önceden planlayarak gelen bir federal güvenlik görevlisini öldürmesiyle sonuçlanan bir davası bu Trump’ın döneminde olan. Ve kadın diyor ki davanın gerekçesinde siz aşırı sağ örgütlerin maruz kaldığı içeriklere bile bile etkileşim uğruna göz gözünüzü, hatta bunun promos edilmesine mecras aldınız.
E şimdi biz bir de bunu hani arada bir bağlandığımız gibi değil de gerçekten içine girdiğimiz ve bazıları için hani şu amcalar çıkıyor ya çıkar telefonunu diye. Ya orada gözden kaçan şey şu, çıkar telefonunu dediğinde karşındaki insanın Türkiye üzerinde baktığımızda başka bir dünyası yok. Bugünün gencinin başka bir hayatı yok. Bu bundan ibaret. Bundan ne görebiliyorsa, bunda kime ulaşabiliyorsa o. Bundan yani mesela nedir işte Türk kadının insan yerine konduğu nedir bir düğünüdür değil mi? Kına gecesi. Onun için o kadar şaşaladır. Türk erkeğinin işte askere uğurlanması, sünneti falan filan. Zaten bir ortalama Türk insanının insan yerine konduğu kaç an var. İşte burası bütün bunları gıdıklayabilecek bir mecrayı sunuyor. Ve bütün bunlar bence nihayetinde bunun uzmanıyla, danışmanıyla, ajansıyla, şirketiyle dev yeni bir pazarlama ve istismar platformu olacak.
Çünkü insanlar da yarım gönüllü, yarı gönüllü buna. Yani biz bundan da şikayetçi değiliz. Yani gönüllü olarak ya da yarı razı olarak bütün bunlara zaten yol veriyoruz. Yani buradaki hedef bence eğer ki metaverse, mesela üç tane sonra bu programları aşırıdan izleyip gülebiliriz. Ya ne kadar da ciddi almışız böyle bir şey diye. Şimdi ciddi yapalım. Bir de oturuyorlar. Metaverse’de yer alan bir süper megayatt, 650 bin dolar satılmış metaverse’de yer almış. Bilemeyeceksin, dokunamayacaksın, elleyemeyeceksin. Bir şey söyleyeyim. Mesela 90’lı yıllarda benim o dönem çok haberini yaptığım Second Life diye bir oyun vardı. Birçok kişi duymuştur hatta, oynamıştır, içinde yer almıştır. Aynen böyle bir sanal evren.
Ama böyle içine girmiyorsunuz da hani görüyorsunuz kanlı canlı bir alatırınız var, adınız var, yeriniz var, yurdunuz var. Türkiye’den de bir sürü şirketler gitti orada, dükkan açtı, showroom açtı, bankalar şube açtı, konserler yapıldı. İsveç sefaret açtı. Konsolosluklar, sefaretler açıldı. Bir sürü hizmet verildi. Hatta ben orada bir kadınla röportaj yapmıştım. Sanal terziydi Türkiye’de. Sanal karakterler için sanal kıyafetler tasarlayıp satıyordu. Ve yanlış hatırlamıyorsam o zamanki asgari maaşın 11-12 katı ayda ortalama para kazanıyordu. Şimdi bütün bunlar nihayetinde ne olur? Yeni bir dev ekosistem yaratır. Ama bütün bunlar nihayetinde bugün şikayetçi olduğumuz bütün bu ağlarda, bu şirketokraside, pazarlamada, reklamda şikayetçi olduğumuz, mağduru olduğumuz, isyan ettiğimiz ne varsa bunu büyüteç etkisiyle büyütecektir diye düşünüyorum.
Bugün ki şirketokrasiyi ve algoritmarasiyi ne diyorsak ona, hani bu algoritmik tahakkümü daha da kudretli hale getirecek. İşte ama veriyi nasıl kullandığına bağlı… Veriyi her zaman kötüye kullanacak insan. Hiç yani insan bir istismar makinesi, insan kötü bir varlık. Yani insanın iyi, ahlaklı, dürüst olması istisna bir şey. Çünkü zorlayarak… Her şey edecek bir şey. Yani siyasi sistemlere bağlantılı olduğu anda ne bileyim muhalef sesinin duyulmasını engelleyebilir. Ya da işte gerçeği çarpıtabilir ve bambaşka bir şikayetçi yaratabilir. Yani bir de şöyle düşün, mesela bugün, hemen vereceğim lafı. Bugünkü sadece şunu düşünün ya, Elon Musk uydularla, alçak yörün ve uydularıyla bir sürüsünü attı yüzlercesine. Bütün dünyaya, her tarafa düşük bedelle internet dağıtmayı hedefliyor. Birçok ülkede geri çekmek zorunda kaldı. Çünkü ülkeler diyor hayır, bizim uzayımızdan böyle bir hizmet veremezsin diyor. Şimdi o kadar yeni, hazırlıksız olduğumuz, tanımlayamadığımız meseleler var ki, kamu otoritesi adına da… Yani bugün bizim hayal ettiğimiz, simüle etmeye çalıştığımız durumlar, mesela muhalefetin sesinin kısılması falan filan… İşin bence çok naif kısımları da kalabilir. Yani böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda. Ama ben bütün bunun bir pazarlama heyecanı olduğundan yanayım, insanların da böyle bakmasının bence… Peki orada olmak zorunda mı insan? Hayır tabii ki. Bir laf daha sorayım sana madem bütün bunları istedin. Topluluk kuralları diye bir şey var. Evet. Ve bundan baya dayak yiyorsun. Üstelik de oradaki hesabın kapandığı zaman bütün arkadaşlarına ilişki kesiliyor. Bütün hafızan gidiyor. Hele hele silerlerse, kapatırlarsa belki de on yıllık hafızan.
Bütün biriktirdiklerin, arkadaşların, yazdıkların her şey gidebiliyor. Ve bütün bunların da bir tane sebebi var. Topluluk kuralları. Şimdi kanunlar belli zaten. Özellikle de bütün dünyanı kabul ediyor. 11-12 tane herkesin mutabuk olduğu, bütün dünyanın neredeyse tamamının imzaladığı anlaşmalarla kurulu suçlar var. Onlar kolay zaten. Yani sana göresi bana göresi olmayan. Ama topluluk kuralları sübjektif bir şey ve bu topluluk kurallarından başına gelmedi kalmayabilir. Bir de hiçbir topluluk kuralı topluluk tarafından konuluyor. Konuluyor. O da önemli. Demokratik bir kural silsilesini iyi yani. Şimdi bu topluluk kuralları meselesi asıl önemli olan noktalardan bir tanesi. Çünkü bunun kararlarını kim verecek? Topluluk kuralları zaten aslında bakarsan yönetimin koyduğu kararlar. Ve hem bunlar oylanmıyor, hem bunların kontrolü belli değil, hem de mühendislerin hangi durumlarda ne boyutta olacağı da belli değil.
Artı müdafaa hakkın sıfır. Önce cezayı yiyorsun aynen bizim vergilerde olduğu gibi. Sonra vergini öde, sonra itiraz edersin diyorlar. Şimdi asıl eğlenceli yerlerden bir tanesi topluluk ve kuralları. Kim koyuyor, neye göre, hangi kültüre göre, kimin kültürüne göre. Çünkü kuralların dörtte üçü de kültürel kuralları. Yani ahlakın tanımları falan değişiyor. Diğeri suç olanlar dediğim gibi tanımlı onlar kolay.
Şöyle yapsın böyle yapsın. Hayır, onların işte silahı almayı, adam öldürmeyi özendirmek, pedofili vesaire. Onların kolay. Hatta bazılarının topluluk kuralları aykırı değil onların bazıların da. Tabii, ve ayrıca birinde olan öbüründe değil falan. Şimdi bu topluluk kuralı lafının bir şey yapılabilecek hali yok. Metaverse içinde işte ne o? Reed Smith falan diye bir şirket var, şey yazıyor. Buradaki hukuki kurallar manzumesini yazmaya çalışıyor. Ya bütün sorun, ortalama, ortalama. Metaverse tek bir evren değil. Yani universe değil bu. Universe kesin değil. Ve olmayacaktı. Bu çoklu çoklu binlerce paralel evren aslında beraber çalışan ve bazısını yer alıp bazısını yer almam zorunda olmadığınız evrende. Ve deminki cümlenin sonunda bunu ekleyerek mi tamamladım hatırlamıyorum ama söylemiş olayım bir kere daha tekrar olmayacak durum varım.
Web 3.0 internetin tamamen kullanıcılığın elinden gasp edilmesiyle sonuçlanacak bence. Tabii çünkü kullanıcılar yani merkezitsizlik adı altında daha da bilinmezliklerle bezeli toplulukların içerisinde mahkum kalacaklar. Bir jilet lütfen sanal da olur, gerçek de olur. Peki aksini söyle bana neden olacağına dair. Mesela bugün herkes kendine ait internette bir mecra açabilir.
Kaç kişi açıyor ama herkes sadece bir kullanıcı adı ve şifreyle kaydolabileceği bir ücretsiz hizmeti tercih ediyor. Ben mesela Twitter’da bir şey paylaşıyorum. Diyelim ki blogumda bir yazı yazıyorum. Onları daha çok ölçebiliyorum. Çünkü blogumdan bir yazı paylaşıyorum ve ben o paylaşımını uçtan uca denetleyebiliyorum. O paylaşımı kaç kişi görmüş, görenlerin kaç kişisi tıklamış, tıklayanların kaç kişisi ne kadar dakika okumuş diye. Bütün sosyal alalarda hiç değişmeyen bir şey var.
İnsanlar tıklıyor bir şeye, bir şey açılıyor, kaydırıyor, kaydırıyor, kaydırıyor sonra tak tekrar geri dönüyor. Yani o ana mecraya tekrar geri dönüyor. Çünkü orada bir fomo var. Bir kaçırıyorum korkusu var. Bir şeyler geride kalıyor, bilmem ne oluyor diye. Yani bu mecralar zannettiğimiz gibi bizi aslında oraya buraya yönlendiren mecralar da değil. Kendi için hapseden mecralar ve giderek de yutuyor.
Biraz önce bahsettiğimiz o yankı odalarında olduğu gibi bizi benzerlerimizle daha çok buluşturuyor. Daha hoşumuza giden şeyleri keşfediyor. Sürekli onları gösteriyor. Hoşumuza gitmeyenlerden bizi uzak tutuyor. Yani bütün bu merkeziyetsizlik, efendim işte bu DAO dediğimiz merkeziyetsiz organizasyonlar, şirketler, yapılar. Peki finans için falan da mı bunu söylüyor mesela? DeFi falan diyor. Hiçbir DeFi falan yok ya. Hepsi. Söyle diye söylüyorum. Yani şöyle merkeziyetsiz finans kuruluşları ama yani bu öyle bir şey ki hani arttırılmış gerçeklikte ki arttırılmış nitelemesi gibi bir şey. Yani ne arttırılmış ne gerçeklik. Merkeziyetsiz finans dediğimiz şeyleri yani bunların tamamının özü birazcık eşelediğimiz zaman karşımıza yeni merkezler, yeni otoriteler olarak çıkıyor.
Yani bugün mesela kripto paralar Amerika’daki merkezi finanslar bir isyan olarak popüleritesine kavuştu. Bugün yeni merkezler doğdu işte. Bugün bizzat devletlerin merkez bankalarının üstüne çöktüğü yapılara dönüştü. Onların düzenlediği, denetlediği, kısıtladığı, engellediği yapılara dönüştü. Merkezi borsaları var. Anonimdi bunlar. Kriptoluydu. Şimdi kimlik kartını böyle yüzüne tutup çekmeden kayıt olmuş.
Yani aslında benim adım kadarıyla bu metaverse denilen yeni evren türü öyle özgürlük falan filan değil. Bence kesinlikle değil. Tamamen şirket. Peki hocam böylesine bir esarete insanlar gönül olarak nasıl dalıyorlar? Niçin bu her yerde özgürlük arayışında olan, her yerde demokrasi arayışında olan, her yerde kendi haklarını kendi korumak isteyen insan nasıl oluyor da topluluk kuralları adı altında şirketler tarafından belirlemiş kurallara uymak için bu denli koştura koştura koştura koşuyorlar onlara.
Yani şey bütün insanlara sorduğunuzda bütün aşk hikayeleri şöyle başlıyor. Ya sınıfa yeni bir çocuk gelmiştir ya da işte tatile gitmiştim yazlıkta orada tanışmıştır ya da işte siz okul değiştirmişsinizdir.
Tostoy da bunu şöyle söylüyor. Bütün hikayeler diyor ya biri yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelmiştir diyor. Çevon da bunu anlatan bir öyküsü var.
Bir işte 15-20 keşişin yaşadığı bir baş keşişin olduğu bir atsız öyküsünün adı bilirsiniz. Orada işte bir manastırda yaşıyor bunlar yiyorlar içiyorlar çalışıyorlar vesaire hikayenin girişi de öykünün girişi de şöyledir diyor. Düz yılda da diyor sabahları güneş doğar akşamları güneş uyuyakalırdı ve bu Bozkır da diyor sadece enteresan olarak haftada bir falan şöyle bir şey olurdu. Keşişlerden biri bir kaplan görürdü gelir baş keşişe söylerdi bütün enteresanlık buydu. Sabah akşam çalışırlardı böyle ve bir gün işte manastıra bir yabancı geliyor şehirlere de çok uzak geliyor ayaklarını uzatıyor falan işte onlar dua isteyecek falan sanıyor ya bırakın bu işleri bana diyor şarap getirin vesaire gibi.
Şeyler söylüyor bu saygısızlık karşısında hani diğer keşişler sinirleniyorlar baş keşişe nasıl böyle bir şey yapar diye ya diyor siz burada inip içiyorsunuz bir şehre bir gidin bakın diyor oradaki insanlar diyor şeye dalmışlar zevke sefaya dağılmışlar işrete girmişler şey dağılmışlar vesaire gibi şeyler söylüyor.
Durduruyor baş keşiş adam haklı diyor işte üç gün üç ay yol gidiyor falan üç ay şehirde kalıyor orada gördüklerini ilk defa görüyor muhtemelen şaşkınlığa uğruyor ve üç ay sonra dönüp geliyor herkes bekliyor yani ne diyecek diye işte şöyle bir kadın vardı diyor o kadar güzeldi.
Ballandıra ballandıra anlatıyor hiçbir kıyafet onun güzelliğini saklayamıyordu erkekler istediği zaman onlarla birlikte oluyordu işte bunlar iblise uymuşlar diyor falan filan ama bunu demeden önce yedi gün yedi gece kendisini izole ediyor sonra çıkıyor ondan sonra anlatıyor o kısmını unuttum ben hani merakla soruyorlar sonra bu müritler diyelim ya da diğer keşişler bunu dinliyorlar. Ama bu kadar anlatıyor ve çok üzgün tekrar gidiyor tekrar kendisini izole ediyor yatıyor sabah kalkıyor manastırda keşiş kalmamış herkes gitmiş şimdi burada toplumun ya da insanın yetersizliğinde narsilik özne her özne narsiliktir hepimiz narsilik bir çekirdeğin üstüne kuruluyoruz ve buradaki yetersizliğimizi kabullenirsek tam olumlu yanlarımızda olumlu. Olumsuz yanlarımızı birleştirirsek sağlıklı narsilim diyoruz ama olumsuz yanlarımız çok fazla olduğunda bu bir gelişim sürecidir çocukta erişkinliğinde de o olumsuzluklara kolay kolay katlanamaz böleriz ikiye kötülüğü dışarı atarız iyileri bir tarafa bırakır toplum bazen sosyaloklar vesaire böyle kitaplar yazıyorlar ama bence teknik olarak özensiz ve yanlış olduğunu düşünüyorum hani ne bileyim neoliberal toplum narsilik bir toplumdur. Vesaire gibi şeyler söylemler var bizim çok kıymetli bir hocamız var şu anda bildiğim kadarıyla çalışmalarını almanyada sürdürüyor buna katılmıyorum diyor neoliberalizmin narsilizm oluşturması mümkün değil çünkü narsilizm bireyin gelişim süreciyle ilgili bir şey şimdi oradan bir kavram al sosyoloji ile birleştir felsefeyi bulaştır böyle şey olmaz diyor ama toplumun da yetersizlikleri ve eksiktikleri olabilir.
Ernaz Solaklão şöyle diyor ideolojiler diyor toplumun yetersizliklerini ve eksikliklerini idare etmek için ortaya atılmış şeylerdir.
Bu yetersizlikleri ve eksiklikleri Freud’un da bu uygarlık ve huzursuzluğu kitabında 1930’da şöyle diyor Sovyetler için diyor diyor ki o toplumdaki küçük ayrılıkları kutuplaştırarak işte burcubalar yok olursa vesaire Freud de şöyle bir soru soruyor Medin’de diyor ki tamam da diyor burcubalar yok olduğunda ne yapacaklar çok merak ediyorum orada yanıldığı bir şey vardı tersi oldu.
Sovyetler yok oldu ama şu anda Amerikalılar ne yapacaklarını bilemiyorlar. Tamam komünistleri yok ettiniz şimdi ne olacak? Anlamsızlığa düşüyoruz. Yani orada ideoloji bütün ideolojiler bir çarpıtmadır aslında önünde sonunda o yetersizliği gidermek içinde hep neyi kullanırlar? Küçük farklılıkları çatıştırırlar heteroseksüaller, homoseksüaller, aleviler işte ne bileyim sünniler, almanlar, yahudiler falan gibi çatıştırırlar ve ideoloji de kendisi oraya yerleştirir. Ama bu genellikle toplumun da istediği bir şeydir.
Çünkü bütün bu anlamsızlığı ve yetersizliği anlamlı hale getirecek bir anlatı sunuyor sana. Aslında Serdar hocamın söylediği gibi, Serdar hocamın söylediği gibi buna gönüllü olacağız biz.
Neden gönüllü olacağız? Çünkü sistem ne yapıyor? Sistem şu anda diyor ki genellikle şunun üstüne kuruludur. Yani ideoloji her zaman ayı gösterir ama bizim hakikatimiz parmağın ucundaki lekedir. Onunla da dalga geçer. Ben sana ayı gösteriyorum sen parmağın ucundaki lekeye bakıyorsun.
Ay’dan bana hani ben parmağın ucundaki lekeye bakacağım. O leke olmayınca işte ne bileyim sahte oy kullanabilir. Ne bileyim. Sonuçta o leke benim için daha önemli yani ayı görmeyeceğim. Şimdi orada ne yapıyor? Diyor ki sanal korkular yaratıyor sistem. Diyor ki size bir göktaşı çarpacak gök olacaksınız.
Sanal mı bu? Dinazolar için pek sanal değildi bu. Ama asıl gerçek başka yerde. Çünkü don’t look up diyor. Yukarıya bakma diyor. Freud insan öznenin kuruluşunu şöyle tarif ediyor.
Özne diyor bakmadığı yerden kurulur. Özne diyor iki yere bakmaz. Bir cinsel organlara bakmaz. Göğüslerine bakmaz. İşte şuna bakmaz. Aklı hep oradadır diyor. Bakmadığımız yerden kuruluruz. Bakmadığımız yer bize. Şimdi orada tabii Freud’e bir gönderme de var filmin adında ama bakmadığımız yerden kuruluyoruz. Oysa şu anda toplumun temel sorunu ne metaverse’dir ne dijitaldir. Ben ne bileyim teknolojinin yeniliklerini kişisel olarak söylüyorum tabi. Bilimsel bir veri yok. Araştırma yok. Duygumu söylüyorum. Her zaman gönüllüğümdür yani. Gel hele gel ya. Daha iyi yani. Her gelen geliştirdi çünkü. Matbağa geldi iyi oldu.
Şimdi matbaa ilk çıktığında muhtemelen Hristiyanlar şöyle düşünmüştür. Yani ne yani? İncilin dışında kitaplar da mı yazılacak? Evet yazılacak. Bu bizim için kötü bir şey değil yani. Her teknolojik gelişme bize bir şey katıyor aslında. Duydun mu Serdar duydun mu? Bu gelen teknolojinin de. Müsaade etmiyorlar işte. Katmasını müsaade etmiyorlar. Tam da o noktada. Bu gelen teknolojinin de yani hiç problem değil. Dert edeceğimiz bir şey değil yani. İnsan kendisini koruyan var. Hocam anlamadım. Benim merak ettiğim şey. Siz bunu anlatıyorsun ama şimdi insan daima aslında bir özgürlük arayışı değil mi yani?
Hep bir özgürlük arayışı, hep bir yeni sistem arayışı, kendini ifade etme özgürlüğü arayışı yok mu? Bence ayet olma arayışı. Dayanılmaz bir acıdır. Eğer yasak yoksa Yusuf Atılga’nın aylak adamlığı.
Evet onlar babamı sevmeme ızdırabından kurtarıyordu beni diyor. Şimdi bunu o zaman sizin sorduğunuz bu soru üzerinden o zaman felsefe tarihine gidelim. Hegele gidelim, Marks’a gidelim ya da işte ne bileyim Freud’e gidelim.
Nedir temel soru? Köleler neden zincirlerini sever? Zincir nedir? Zincir bu anlamsızlığı anlamlı hale getiren anlatıdır. Mesela animistik dönemden sonra gelen, dinsel dönem insanlık için büyük bir aşamadır.
Bu yeni bir anlatı getirmiştir ve bu çıldırtıcı, okyanusal nereden geliyoruz nereye gidiyoruz bilmediğimiz bu anlamsızlığı anlamlı hale getirmiştir. Dolayısıyla bize getirecek bir burada getirilecek anlatının ne olduğunu biliyoruz.
Bir kabusa da gidebilir, bütün sistemler dağılabilir, zincirler kopabilir. Zincirin kopması bu arada iyi bir şey değil bu arada. Koparsa ne olacak dağılacağız yani o merkezsiz duruma bu acıya dayanamayabiliriz. O zaman ne olur bir müddet psikologlar ve psikolojilerin kapısını aşındırırız ondan sonra da belki başka türlü bir insan ortaya çıkar bilmiyorum. Belki de dünya kendisini yok eder. Ama çok daha iyi bir yere de evrileyebilir. Anlatı nasıl gelişecek? Yani bunu yönlendirenler, bunu belirleyenler kim belirleyecek, kim öne çıkacak onu bilmiyorum. Ama ben insanın bütün yeniliklerde kendini koruyan ve olumlu bir yöne götüren bir yanının olduğunu düşünüyorum. Mesela teknolojinin bir süre sonra teknolojinin yarattığı ne bileyim çevre kirliliğini de azaltabileceğini düşünüyorum.
Çok telaşa gerek yok yani. Yok olursak da oluruz yani ne yapalım sonuçta öleceğiz. Burada sizin söylediğiniz ölüm video esisi çok önemli. Yani işte şeyin başında konuştuk ya 20. yüzyılın ölüm video esisi bizim ana babalarımız için şuydu.
Eyvallah para biriktirin emekli paranız da alınca orada çocuk ama bu saçmaydı. Çünkü bu insanlar 70-80 yaşına gelince ölüyorlardı bu paranın mürüvvetini de görmüyorlardı. 2000’li yıllardan sonra artık gençler bu ölüm video esisini yutmadı artık. Ama şimdi de başka bir yere gidiyoruz. Kaosa gidiyoruz, dağılıyoruz. Herkes bulduğu her parayı hemen harcıyor. Bunun da zorlukları var.
Dolayısıyla acaba Almanya’ya mı yerleşsem, İngiltere’ye mi yerleşsem gibi bir şey oluyor. Bilmiyorum yaşayıp göreceğiz. Ama burada bu köleler zincirlerini neden sever sorusu? Yani aslında metaverse herkesi köleleştirecek mi? Ve o yüzden mi burayı seviyor kölelik insanlar? Keşke. Keşke becerebilse onu. Ama işte kılap alsı… Hocam köleliği kutluyoruz farkında mı sana? Evet. Biz zaten hep köleydik. Yani aklı başında bir insan işte az önce Bodrum örneğini verdik ya. Bodrum’dan iki kilometre o tarafa gittiğinde 300 bin liraya alacağın evi orada 30 milyon dolar alıyor. Yani bu bir kölelik bu sonuçta. Yani o parayı kazanmak için harcadığınız zamanı düşünelim. Ama burada bir anlam var işte. Rahatlatıyor bizi. Huzur var orada.
Ya alacağım. Yani bunu ne yapmışlar? Metaverse yeni değil ki 16. yüzyılda kilise cennetten arsa sattı ya. Metaverse ne ki? İnsanlık daha büyük dramlar gördü. Ve Avrupa bunu 50 70 80 yıl yedi yani bunu. Altınlarını çilçili altınlarını götürüp ve huzur içinde öldüler.
O köleli çok huzurluydu. Metaverse de eğer bu anlatıyı kurabilirse kurabilir mi bilmiyorum. Onların sorunu yani. Kılapağız nerede hata yaptı? Kılapağız işte gazetecileri, doktorları şunları bunları aldı. 15 gün çok iyiydi giderek yükseliyordu. Ama muhtemelen maymun iştahallılık yaptı ya da danışmanları saçma sapan bir adamdı ya da kadındı. Facebook’a Twitter’a özendi.
O tavsiyeyle referansla insan almayı bırakıp herkes girebilir deyince ne işiniz var? Bizim zaten Twitter’ımız var. Sana ne ihtiyacım var? Yani onu cazip hale getirebilecek olan. O eksklusif halini özel halini kaldırdı o da. Yani bu 20. yüzyılın siyasetçilerinin kullandığı bir şeydi. Mesela bizim kendi siyasi literatürümüzde buna ne diyoruz?
Bir özne için bölme diyoruz bunu ikiye bölmek. İyiler ve kötüler diye bölüyoruz. Kendi siyasi literatürümüzde de buna da kutuplaşma deniyor. Daha doğrusu tabanı konsolide etmek deniyor. Küçük küçük farklılıklar üzerinden çatışma yaratıp bunlar yok olursa mutluluğa ulaşacağız gibi fantezi. Şimdi buradaki Chehov’un hikayesindeki baş geçişin dramı neydi? Baş geçiş orada bir arzunun esnesini anlattı. Ama o küçük farklılıklardan bir düşmanlık yaratmadı. O da manastırı çökertti. Ben hani özetle böyle bakıyorum. Çok uzattım. Benim zaten karışık olan kafam tamamen karıştı. Abi bu ikisine bakarsan ciletleyeceğiz. Batsın bu dünya. Batsın bu metamör. Peki şimdi başka bir yere geçeyim Mehmet. Aklıma gelenleri böyle yine saçmalıyor da olabilir mesela. Ne geliyor? Mesela sanalı evren şey geliyor. Pek çok yerde otonom şeyler geliyor. Otonom evler, otonom araçlar, otonom… Pek çok şeyin otonomlaştığını görüyoruz. Bu metamörse, bu otonom mesela bir araya gelecekler mi? Ne bileyim ben yani gerçekle gerçek olmayan birleşecek miyim? Diyelim ki ben Bağcılar’da oturuyorum veya işte iki tercihde oturuyorum. Ama metamörsten bir ev aldım. Boğaz’da. Bu bana evimin, Bağcılar’daki evin pencereden baktığın zaman boğazı görme imkanı sağlayacak mı sanal olarak? Ya da iş şuraya mı evrilecek? Diyelim ki ben bir otomobil alıyorum. Otomobil bana diyecek ki sana bu araba bir milyon lira var, sana ben bunu beş yüze veririm. Fakat şu şartta senin camların bana ait. Çünkü zaten otonom giden bir araçta benim camlarımda metamörse evreninde,
metamörse gezeceğim için bana başka reklamlar göstererek bana indirim yapacak. Nasıl olacak? Yani iki dünyayı birleştirmek mümkün olabilecek mi? Yoksa zırva bir şey mi söylüyorum? İlk söylediği şey de zırva değil. Sadece eski yüzyıldan kalma baya yaşlı bir şey söylüyorsun. Şimdi diyorsun ki benim metamörsteki evime gelirsen boğaz görecek misin? Zaten bugün görüyorsun onu. Gelip de onu metamörste niye göresin?
Şimdi hep fizik dünyada gördüğünün bir replikasını burada göreceksen bu niye yapılsın? Her şeyden evvel. Dolayısıyla anlamını kaybediyor. Burada yapamadığın, yapması imkansız şeyleri yapabileceğin ya da yapmanın çok zor olduğu şeylerin kolaylaşması ikili mi içinde çözmek lazım. Yani bugün zaten işin metamörse olmasına gerek yok işte.
Makine öğrenmesinin ve daha sonra da yapay zekayla beraber. Bu arada herkes yapay zekayı bir başka yerden bir şey olacak zannediyor. Hepimizin kullandığı telefonda bir şey yanlış yazdığında düzelten şey de yapay zeka. Hani kim yapıyor? Telefonun içinde bir tane küçük çinliği yok. Onları düzeltem. Şimdi onun için de hayatını ne kadar kolaylaştırıyor? Asla bakarsan Serdar’ın az önce dediğim bütün riskleri kabul etmekle beraber hayatın da ne kadar kolaylaştığını da unutmamak lazım.
Hayat inanılmaz derecede kolaylaşıyor. Yani çok basit olarak sırf telefonla dahi nelerin değiştiğini düşün. Kolaylaşmıyor. Geçen gün dondurma makinesi aldım ya kışın ortasında ya. Kolaylaşmıyor. Saçmalışıyor. Şimdi zaten bizim dondurma makinesi almasını tabii ki burada herhangi bir… Niye aldın bilmiyorum. Bu şimdi… Mandı sütümler… Az önce hocam dedi ki bu iş ihtiyaçlar değil arzular üstünden gider diye.
Evet arzum da ödü. Ben dondurma sevmem de. Fatihcim bunu istiyorsan beyefendili özel bir siyansta uzanarak anlatsan daha doğru olur. Ödümün 275 kere gelince boş buldum ve aldım. Tamam. Şimdi bunu saygı duyuyorum ama bu başka bir şey. Fakat önemli olan şey şu. Bir deneyim lafı çıktı ya. Ve Türkçe’de deneyimle tecrübe birbirinin alternatifi olarak gözükmekle beraber aynı şey değil.
Türkçe’de deneyim 10 saniyede olabilir, 10 dakikada tecrübe 30 saniyede olabilir. Şimdi bu deneyim dediğin şey nerede arandığına bağlı. Dolayısıyla sen boğaz görmeyi burada yapabilirken acaba benim aldığım yerde dolayısıyla bu mekanın aynen bu dünyanın replikası olması, Mecidiyeköy’de, Taksim’de, boğazda olması gayet anlamsız geliyor bana. Çünkü buraları zaten gerçekte var. Niçin orada olsun?
Ama para mı yetmiyor gerçeğini almaya? Veya gerçeğinden bir tane var. Gerçeğini al demedim sana. Ama meta-börsten 200 tane, 250 tane var. Meta-börsten alacağın yer bunun bir replikası olmamalı. Az önceki Travis Scott konserine seyredebileceğin bir tepeden yer almanı tercih ederim. Çünkü orada inanılmaz konserler oluyor. Orada inanılmaz bir şeyleri eşkisi. Niçin orada almıyorsun evini de zaten fizik hayatta olan bir yerden almaya çalışıyorsun? Peki mesela şöyle yapabilir miyiz? Önemli bir değer ve algı biçimi. Yani değerlerin yeniden tanımlanması. Ve bunlar da az önceki şey harfim vardı ya paylaşılması. Yani benim boğazda yalım olduğunda sen beni bugün vay helal olsun boğazda yalısı var diyordun. Yarın vay bilmem ne şeyin içinde, oyunun içinde şu tür konserleri gören yerde evi var diyor. İhsan Şahit bu aynı zamanda değerlerin de başka türlü paylaşılması. Ne olurca eve gerek yok ki sahnede el alırsın ya isterden. Bir şey söyleyeyim. Mesela bir konserde gidiyorsun, işte konser alanı var. Konseri zaten sahneden seyredeceğim. Sahnenin içinden seyredebiliyorsun, backbokallerin gözünden seyredebiliyorsun. Şimdi dünyada yaşayan bütün insanları en güzel ve istediği noktadan seyrettirebilmemiz mümkünken bu evrenler her birini biricik yapacak ve her birini yine bir kast sistemiyle, parayla ayrı bir baremle pazarlayacak değil mi?
Bundan emin değilim. Herkesin aynı yeri görebileceğinden hep beraber sahnede seyredeceksin. Bütün milyonerler birini sıraya alabilir mesela. Aynen. İşte yani marjinal maliyeti sıfır olan… Bütün bizim gibi fakir fakir fokarar senin de geliştiremede söyledi. Öyle mi doğru? Yok bilemiyorum. Bu ticari bir şey. Belki de 100 bin kişiye aynı yeri satarsan bir adama 100 bin satmakta ilginç gelir. Her türlü ticarette olduğu gibi. Ama işte bunlar sanal kıtlıklar yaratma olayı ya hep. Yani marjinal maliyeti sıfır. Herkese onu satabilirsin.
Herkes aynı tecrübe edebilir. Burada söylediğim şey ihtiyaç değil. Anlamdır. Ne anlam verdiğine bağlı. Bence ne para verdiğine bağlı. Ama parayı anlama veriyorsun. Anlamı paraya çağır. Demişecek. Ama o anlamı yaratmak lazım ki sen o anlamı satın almak iste. Yoksa niçin öyle bir anlama sahibi olasın? Bu hani çok çok rıza imalatı gibi bir şey. Yani var olmayan bir şey ihtiyaç haline dönüştürüp onu bir de sınıflandırmaya çeviriyor.
Şimdi Serdar’cığım günde 3 milyar kişi boyalı gazoz içiyorsa kimsenin de boyalı gazoz ve içinde 3 tane kesme şeker olan ve sıcak içersem mideni berbat eder. Azinde de mideni delen bir şey. Ama onun bir limiti var. Üretim limiti var. Satış limiti var. Taşıma limiti var. Burada hiçbir limit yok. 3 milyar kişi içiyor. Günde bilmem ne kadar içiyor. 13 milyar üretebilir misin? Üretemezsin. O kadar su yok. Şeker yok. Ama burada her şeyi sınırsız. Herkese üstelik ücretsiz üretebilirsin. Ama kimse bunu yapmayacak.
Peki acaba bu mesela bir tasarruf toplumuna veya dünya kaynaklarının tükenmesini engelemeyen bir başlangıçın şey olur. Yani dünya kaynaklarının tükenmesi hikayesi ne olur Kenara Burak? Çünkü savaş endüstrisi aslanlar gibi fosil yakıta gidip de trilyondur. Fosil yakıtla bugün de F-35 uçakları da piyasaya çıkmadı. Hepsi fosil yakıt. Ondan sonra pipet kullanmadığı zaman ona hiçbir şeyin olmaz. Uçağın bir tane sortesi, bir trilyon tane pipet zaten. Onun için o başka bir tartışma konusu. Onu bugün Kenara Burak’a.
Yani şu açıdan diyorum işte şimdi bir sürü şeyin deneyini etmek için bununla ilgili somut bir takım malzemeler olması lazım. Diyelim ki… Diyelim ki… Mesela o konsere gitmek için uçağa binmek lazım. Mesela araba binmek lazım, otoparka gitmek lazım, benzin yakmak lazım falan filan. Ya da işte herkes artan bir artı değer var ve bu artı değerinin çokluğundan ötürü de pek çok insan lüks süketim malzemelerine yöneliyor olabilir. Ama bu lüks süketim malzemelerinin üretilmesi dünya kaynaklarına, su kaynaklarına, tarım kaynaklarına şuna buna ciddi zarar veriyor veya işte her birinin bir karbona ekizi var. Buna bakar bir meta evrende yaşadığın zaman bütün bunları herhangi bir kaynak… Yani üstünde sadece bir çuval bezi olup herkes kendini en pahalı marka neyse ondan giyinen ve orada gezinen gibi görebilir. Ya da en lüks otobüle binen gibi. Bu da kaynak tüketimini azaltıp dünyayı koruyucu bir yere evrilir mi diye…
Oscar White buna bir cevap vermiş. Zikar bekle. Oscar White. Oscar White. Şöyle diyor. Oscar White metaverse biliyor muymuş? Aşağı yukarı. The wild side. Haseti bilen biri, insanı tanıyan biri, insanın temel duygusunun, başlangıçtaki duygusunun haset olduğunu bilen biri bence 500 yıl önce de doğruyu söyleyebilir. Diyor ki, eğer başkalarının alacağını bilmeseydik evimizdeki eşyalarını, elbiselerimizi pek çok ona atardık. Aynen. Yani sadece sahip olmak değil, yani istiyor her şeyi veriyorum, Serdar da bana her şeyi veriyor ama sana vermemes gerekiyor. Ya da senden fazla bir ayrıcalık tanımasın. Tamamen yanlış anınız. Tamamen yanlış anınız. Ben bunu herkes alsın demiyorum. Yine bedeli mukabili alacak ama kaynak tüketimi olmadan anlayacak. Yok anladım. Burada… Yani en pahalı marka, Mareke Bey’imin Zırt Rupert markası diyelim ki çok popüler ve herkes bunlar… zenginler bunu almak istiyor ama bunun üretimi çok pahalı ve çok kaynak tüketiyor. Benim aslında evimde bir tane elbisem olacak. Ama meta evrende yüzlerce çok pahalı elbisem olacak. Bununla da bedelini ödeyerek alacağım. Herkesi almayacağım. Harari bu sorunuza cevap veriyor sanırım. Şöyle bir projeksiyon yapıyor.
Diyor ki, eğer bu iş böyle giderse, muhtemelen insanların %90’ının ihtiyaçları hiç çalışmadan karşılanabilecek. Tabuksa tavuk, ekmekse ekmek, sütse süt. Teknoloji o kadar ilerliyor. Ama bir insanın yönetim aygıtları üzerindeki gücü üretimden gelir.
Bunu ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz. O yüzden bu işsizliğin, insanların hiç çalışmadan yemek yiyorum demenin çok ağır bedeli olabilir diyor insanların. Hani Hanna Arendt de diyor ya, biz öyle bir toplum yarattık ki insanlar kendilerini sadece meslekleriyle tanımlayabiliyorlar. Yetenekleri, uzmanlıklarıyla bunu elinden aldığımızda, otomasyon çağına bakarak atmışlardı. Bunu elinden aldığımızda neyle karşılaşacak, o boşluğu neyle dolduracak, büyük bir boşluğu. Şimdi ben bir şey merak ediyorum, roğ çalmadan Levent Hocam’a soralım. Şimdi biz şüpheci ve böyle bir hata hapayı bırakarak yaklaşıyoruz konuya. Levent Hocam işin umutlu penceresinden bakıyor ama umudunun kökenini tam anlayamadım ben. Bizimle paylaşabilir mi? Şimdi bence ta başından beri gelen bir şeyi reddetmekten kaçınıyorum. Bütün tecrübelerinden yola çıkarak, bütün yaşı web1, web2 ile yaşadıklarımızdan yola çıkan. Ben hala, Gutenberg’ten bugün de tamamını yaşadım yani. İşte onu diyorum yani. Teşekkür ederim, sağ olun. Hatta daha önce Hititlerle beraber savaş erbasını da yapmıştım zaten. Şimdi bugün hiç alışmadığımız bir hıza geldik. Benim tabirimle Hititlerin savaşından taa işte 1. endüstri devrimine yani buharlı trene kadar hiç hız değişmezken şimdi inanılmaz bir hıza geldik yani. Akıl dışı hıza geldik ve bu hızla insanın bu hıza uyması gereken bir yapıdayız. Mecbursun çünkü öyle geçen bir hayatın var. Şimdi ya bu hızdan tamamen çekiliyorsun ya bir başka ilişkiye geçeceksin.
Şimdi burada bu ilişkinin sana sağlanması karşılığında birilerinin senin üstünde tahakküm etmesini tartışacaksak devletleri bile tartışmak gerekir. Çünkü sonuç olarak orada da tepende bir devlet var, vergi alıyor. Vergi senin istediğin gibi harcıyor, harcamıyor üstünden de konuşacağın için. Otorite ve hangi otoritenin daha az tehlikeli olduğu üstünden konuşmak mı, otoritelilik mi, otoritesizlik mi gibi bir tartışmaya giriyoruz.
Halbuki hayat kolay, ben hayatın olumlu olma tarafım hayatın kolaylaştığı ve farklı bir yere evrildiğinden. Yani evet doğrudur gerçekten ben televizyonsuz devirde çocukluğunu yaşamış bir insanım, bir yaşlı adamım. Ama işte televizyonun iki kanal gelmesi, tek kanal gelmesi, ondan sonra iki kanal olması bugün bilmem ne… Görüyorsun hızı ve neleri istiyorsan yapabiliyorsun. Senin orada tercihin var ve karşılıklarını bulabiliyorsun.
Bütün ilişki meselesi, bir ilişki ise bütün dünya ile olan ilişkini yapabildiğin bir sisteme geldin. Ben okulda annem babam beni telefona yazdırıp ondan 6 saat sonra bağlandığında gidip konuşabildim. Şansın varsa oldu, şansın varsa. Bu arada ben okula girerken, mektebe girerken telefona yazdırıldım. Arkadaşlarımızın çoğu bilmiyordur bu tabiri. Masterımı bitirirken telefon bağlandı bana. Evet telefon bağlandı.
Şimdi buradan geldiğim için tabi ki ben teknolojiye bu kadar çabuk sahip olunmasının çaktırmadan da heyecanını ve zevkini de çıkartmaya çalışıyorum. Yani aynı şekilde oyuncaksızken bugünkü oyuncaklarla oynamak gibi. Onun için de benim olumlu baktığım taraf insanın nispeten de değer kazandığı inanıyorum. Onun için de lafı başka bir tarafa daha da getireceğim. Şimdi benim hızım artıyor, iş yapı şekilleri değişiyor. Çok seneler gördüğün gibi. Abi yaşım çıktı piyaseye, herkes beni 15 yaşında zannediyordu. Şimdi iş yapış biçimlerini nasıl değiştiği, üretim biçimlerini değiştiği bütün bunların olabilmesi için ki dedi ki hız var, herkes verimlilik peşinde koşuyor. 5G ile beraber bugün bile 5G’nin uygulandığı yerlerde hız ve verimliliği inanılmaz derecede artıyor. Bunun için başka sorunlar olacak. Evet Mehtap Ersoy yeni iş yapma şekilleriyle beraber bugüne kadar…
Bir arkadaşım şey yapmış, bu sene diyor tekniklerini göce git de sağa sola bağlayacak olanlara bana para verecek diyor, göcek diye 3 koyu satın almış. Ne arkadaşlar var? Arkadaşlarımın göceye gideceğini varsayıyor ama artık göceye gitmek zorunda da değilim. Ben onları hala 20. yüzyılda düşündüklerini hani bir zamanlarda internet mahir vardı hepiniz I love you. Tamam işte bu da başındayken, bunlar hepiniz I love you.
Peki mesela şimdi metaverse şimdi sana da evrende pardon hakiki universe de bugün mesela sallıyorum sallamıyorum gerçek. Fatihlerim işten kovuldu, işte Galatasaray kime düşmek üzere Fenerbahçe sürünüyor, Beşiktaş, Keza falan. Mesela metaverse dediğimiz evrende bunun tam aksi bir hayatları kura bilmiyor musun?
Orada şampiyon Galatasaray ya da senin için şampiyon Fenerbahçe önce şampiyon Beşiktaş olabilecek mi ya da işte bak Konya spor şampiyon olan takımlar yaratabilecek mi? Buralara transfer verebilecek mi yoksa bunlar da şifreyle kontrol edemiyor mu? Fatih’cim şu anda e-spor da veya e-spor hatta yani oyun başka spor başka yeterince takımlar var taraftarları var. Bunların hepsi oraya mı taşınacak yani?
Şimdi Türkiye’deki son maçları gördüysen son final maçlarını yanılmıyorsam toplam kanallardan 3,5 milyon kişi canlı izledi. Herkes Twitch’ten oyunları izliyor. Yani ben fizik olarak gittim inanılmaz yani böyle kilometrelerce kuyruk vardı sabahın 8’inde maç 2’de başlıyordu. İyi bir hareket olduğu zaman herkes atkısıyla falan geliyor ama iyi bir hareketi herkes alkışlıyor.
Dolayısıyla o futbolun 2. Dünya Savaşı sonrası birleştiriciliği ve herkesi aynı stadyuma topladığı ve birlikte bağırdığı ve dolayısıyla da özellikle de mavi yakalıların bir arada olmaktan dolayı kendini güçlü hissettiği yapı yani futbolun sosyal olarak insanları güçlü hissettirten ve hiçbir şeye ait olmadığı için ait olabileceği aslan yerin bir futbol takımı olduğundan belki başka değerlere doğru gidiyoruz. Belki de görülmesi gereken yer bu değeri oralara taşımak değil oradaki yeni değerleri nasıl benimseriz. Oyun burada bunun için çok daha önemli olmaya başlıyor. Mesela bir arkadaşıma söylediğim insanlar Twitch’ten oyun seyrediyorlar ve Twitch bugün çok önemli bir platform. Nasıl yani El Alemin oynadığı oyunu mu seyrediyor? Adam kendi oynamıyorsa niye seyretsin ki dedi. Ben dedim maçta sen daha seri oynuyor musun? Stada mı çıktın oynadın? Şimdi onun için kafayı değiştirmek lazım. Bizim futbol üstünden tanımladığımız ama gerçekten hakikaten savaş sonrasının bir türlü bir arada tuttuğu ve hakikaten mavi yakalıyı bir arada tuttuğu dönem bitiyor. Yani futbol bir mavi yakalı işidir. Doğal olarak dünyanın her yerinde bir aidiyet meselesidir. Ama mesela o ölüm olmaktan çıktı mesela eskiden fakir çocuklarının oynayıp zenginlerin seyrettiği bir işken ya da paraları sevdiği bir şey.
Zenginlerin oynayıp fakirlerin seyrettiği bir şey elinde futbol. Şimdi en az dört tane ligi var ve oralarda çok başka insanlar seyrediyor. Roblox dediğimiz şeyin ortalaması Serdar Dağ’a ibilesin 13 yaşlarda falan değil mi Roblox’un komünitesi? O kadar bile olmaya bilir. Şimdi bu insanlar başka bir şeyle gelecekler bana sorarsan yani stadyumlarda hep beraber bir arada. Yani Fado Futbol Fiesta dönemi bitti. Şimdi başka bir dönem başlıyor. Tek başına hiç olan insanların bin kişiyle beraber olduğunda kendini güçlü aslan hissedip bağırdığı stadyumlar, arenalar. Bir kere sen bunun siyasete yansıması nasıl olur veya olur mu veya olmaz mı? Peki dur çok hızlı gitti şu oyuna iki saniyecik daha müsaade et. Tamam pardon. Estağfurullah. Bakıyoruz olabiliyorlar onlar rektar ile belli geldi karşına duruyor.
Oyun meselesinin en hızlı olduğu yani burada asıl yakınsa ama oyun üstünden olacak. Yani bugünkü sosyal medyanın neye dönüşeceğine bugünkü sosyal medya aynen devam etmeyecek ki bu tarafa geçildiğinde sosyal medyayla oyun bir araya gelecek. Sosyal medya oyun eğlence bir araya geldiği andan itibaren perakende buraya gelecek. Oyun eğlence perakende geldiği zaman kendi ödemesi istemi yöntemleri çıkmaya başlıyor.
Apo ayrı bir yer budur apo ayrı bir metaverse bir yani. Bugünün oraya bir replikası üstünden düşündüğümüz her zaman yanlışı. Peki bu metaverse ülkeleri milliyetlere ortam kaldırmaya yönelik olabilir mi? Niye soruyorum mesela oyun dediğim için. Şimdi mesela oyunlara bakıyorum ben oyun oynayan gençlere bakıyorum. Çevremde de çok var bunlardan. Milliyetçilik dışı, milliyet dışı bir oyun anlayışı gelişti. Yani çok uluslu takımlar var. Kimse bir bayrak altında falan filan toplamıyor.
Başka bir yere evlen bir şey var o oyun dünyasında. O metaverse’den yola çıktığım zaman başka bir yere gittiği olabilir mi? Aydiyetler işte oradan güle zaten. Az önce Serdar’la konuştuğumuz veya hafif ayrı fikirlerdeymiş gibi gördüğümüz yerdi o. Çünkü sinema neydi 1945 sonrası? Koboylar ve sürekli olarak nazileri darmadağın eden Amerikan askerleri değil mi?
Tahminen hemen 70’lere kadar biz bunu seyrettik. Sonra da işte Vietnam’ı ilmenlerdi bir şeyler. Şimdi hep bir güçlünün geldiği bir Amerikana üstüne kurulmuştu. Şimdi benzerinin başka bir yere gittiğini düşünüyoruz. Yani ikinci dünya savaşından beri benzer bir temanın işlendiği platformlar var ama bu sinema platformu ama bu oyundu. Şimdi yepyeni bir yere geliniyor. Evet buradaki aydiyetleri artık bu tür aydiyetler üstünden yapmıyor. Yepyeni ve burada bakın bu paylaşma lafının şeysi önemli. İnsanların paylaşabildiği… Hem bu şişeye takmışlar en son aylarda. Evet çünkü iletişim dediğimiz şey bile bu. Herkes iletişim diyor sonra iletim yapıyor. Kamu oyuna duyuru. Bu iletişim değildir. İletimdir kamu oyuna. Duyurursun, duyurudur. Onun için de paylaşma… Bunun iletişimi nasıl olur? Karşı tarafın ne dediğini duyacaksın. Şimdi mesela ben desem iletişim, reklam iletişim diyorsun. Levent. Aslan kaplan. Siz de Levent diye yazdığım zaman hele bunu 1960’tan beri gelen mantıkta 20 kere gösterdiğim zaman… Herkesin Levent muhteşem demese de fena değil olabilir demesi gerekiyor. Evet dedim ben. Şimdi Levent muhteşem dersem Entra bastıktan 10 saniye sonra hadi lan gerizekalı sen öyle mi yapıyorsun? Pislişko leş gibi konuşuyorsun falan diye 2.5 metre altına yazıyor. Bu iletişim. Öbüründe ben nasılsa aslanım diyorum bitiyor. Herkes oturduğu yerden küfür etse de iyi diğerlerinin küfür ettiğini duymuyorum. Peki bu iletişimi kim yaptığını bölümü yok mu? Yani mesela senin hakkında bunu söyleyecek insanların bunu söylemeye……yetki doğru olmadığı ile ilgili bir soruyu yok mu? Tabii ki var benim hedef kitlimi ayırabildiğim andan itibaren gerisinin ne dediği beni ilgilendirmez. Yani benim bugün Justin Darden için Yeni Zelanda’yı nasıl yönettiği konusunda benim söylediklerimin……Justin Darden için hiçbir önemi olduğunu düşünmüyorum. Aynen aynısı olacak tabii ki. Onun için büyük veri var. Onun için kimin ne dediği önemli. Herkesin dediğinin anlamının olmaması önemli. Ama burada benim iletişim derken paylaşmak çok önemli. Pek çok şey de sahiplikten vazgeçiliyor. Dikkat et. Mesela dolmuş Türkiye’de kurulmuş bir şeydir. Evet. İlla otomobil sahibi olman gerekmez. Şimdi mesela bütün bu işte o tekerlekli aletler var ya insanların üstüne bindikleri ve……acayip yerlere bağladıkları bu da bir paylaşma meselesi. İnsanlar evlerini paylaşıyorlar. Bazı şeylerin sahipliğinden paylaşmaya geçmeden… Peki mesela şey oldu mu şimdi? Şeyi merak edin sen böyle anlatınca. Metavörste Türkiye’de ve dünyada mesela şu anda camileri an oldu mu veya…
…bilmiyorum onu öyle almak lazım mı yoksa o bir sahiplik mi? Başka bir şey söyleyeyim sana. Çok iki dakikacık daha. Bundan yani hani dedi ki göstere göstere geliyor diye. Önce evet şey vardı. Second Life vardı. 2011-2012’de Google gözlük çıkardı. Gözlüğü 2500 kişi çoğalamadı. O zaten çoğalama 2500 kişiye satmazdı o zaman. Sadece 2500 kişiye verdi. Denedi. Bizde ilk deneyenlerdiniz. Beyefendiyle beraber ilk takanlardınız.
Dünyada kimsenin görmediği. Ondan sonra eksikleri bir bozuklukları bulundu hallederiz. Beş sene sonra Pokemon Go diye bir oyun çıktı. Bunların hepsi çocukluklarında Pokemon seyretmiş çocuklardı. Dolayısıyla bunlar belli bir yaşa geldiklerinde çabuk. Evet bir şey anlatma oldu. Ve bunu mobil üstünden oynatıldı ama ne yapıldı? Ellerindeki harita ile bunu birleştirildi. Nerelerde ne yapılacağı ve dolayısıyla bir haritaya sahip olan kişinin……oradaki oraya buraya değil haritaya sahip olan kişinin…
…oradaki mağazalarla, şunlarla, bunlarla nasıl yepyeni bir gelir modeli çıkartacağı bir reklam şu. Bu değil o. Bir başka gelir modeli çalışıldı, denendi, oyun ortadan kalktı. Herkes oynamaya başladığında 6 ayda oyun bitti. Yani Metabörs dediğimiz şeyin gelişine ve bundan sonra olabilecek olan her türlü gelir modeli……iş yapış şekli, insan ilişkilerini belirleme 20 yıldır yapılan pek çok farklı çalışmanın……bir toplum olarak yakınsaması ile ortaya çıkan bir durum. Onun için de aynı zamanda farklı yakınsamalar olacak. Yani işte oyunla eğlencenin ve perakendenin yakınsaması gibi insanlar her iki tarafta da yaşayabilecekler. Oh bir nefes altında bir reklam gidebildim ya. Böyle bir çene ben hayatında görmedim. Hakikaten. Maşallah, Allah muzarlığa uzaklaştırsın ya. Maşallah. Mazarıp ne olur çalış senin dur. Maşallah maşallah. Bir reklam arası da edeceğiz. Sonra iki tane konum var.
Onlarla konuşup son bölümü diye programı kapatacağız zaten. Sevgili serdar, düşünüyorum düşünüyorum böyle bu Metabörs falan bunlara bir anlam kazandırmaya çalışıyorum. Mesela şimdi hep konuşulan bir şey var.
Salgınlar çağına geldik yani. Bu korona salgını ya da covid 19 salgını son salgın değil. Bunun yenilir de gelecek falan ediliyor. Bir yandan küresel ısınma var. Sokaklar giderek tehlikeli bir hal oluyor. Acaba bu Metabörsler falan filan çıkarken böyle ortaya bir yandan da insanları artık evinde tutmak……ve evindeyken her şeyi biliyor muş hissiyatını canlı kılmak için yapılan işler oluyor mu? Yani sadece bir basit pazarlama, sadece bir ürün koyma gibi bir şeyin dışında. Bir de dünyanın gitmekte olduğu yere karşı alınmış bir önlem olma ihtimali var mıdır bunun? Tabii biraz yumurta tavuk ilişkisi gibi bunlar olabilir. Ama insanların bu sebeplerden, bu koşullardan dolayı tercihlerinin değişmesinden nasiplenen ve palazlanan çözümler de olabilir. Yani bugünün insanını mesela düşündüğümüzde dijitalleşen insan sürekli olarak fiziki ilişkilerden uzaklaşıyor……ve bunu bir tercih, öncelikli tercihe çeviriyor. Yani telefonla konuşmak bile bugün ciddi artan bir kitle için zul. Yani yaz diyor. Konuşmuyor. Konuşmak istemiyor çünkü konuşmak zahmetli, birbirliği yaratıcılık istiyor.
Tabii tabii yani karşı tarafın zamanlamasına ve temposuna uymak zorundasın. Çocuk, çocuk dediğim genç, bir yandan bilgisayarda oyun oynarken bir yandan da tek eliyle veya tek elinin dört beş parmağıyla mesajlaşabiliyor bakmadan. Ve ikisini de gayet iyi yapabiliyor. İşte yani bu bir tane… Normal. Normal mi? Tabii ki. Yapabilir misin? Ben niye yapabilirim? Ben yapamıyorum ama bunun yapılması normal.
Çok acayip. Bu işte bir elektronik evrim gibi düşünebiliriz bunu. Ama hani bugün insanından daha doğrusu insan kavramından yola çıkarsak, metaverse aslında… Yani metaverse’ın bizim şu an konuştuğumuz anlamıyla, kafamızda canlandırdığımız şeyi birazcık şey… Yani hiçbir şeyi seçemeden dünyaya geliyoruz değil mi? Ailemizi seçemiyoruz, ülkemizi seçemiyoruz. Seçemizi tek şey tuttuğumuz o takım. Yani böyle hiçbir şeyi seçemeden doğduğumuz, büyüdüğümüz, içine fırlatıldığımız bir dünyada… Sanal da olsa her şeyi seçebileceğimiz, paramız, cüzdanımız nisbince… Her şeyi seçebileceğimiz bir dünya. Ama bu dünyayla ilgili unutmamamız gereken bir şey. Yani bunun bizim konuştuğumuz anlamıyla kurulması teknik anlamda dahilse neden alacak? Daha yani yarın bir şey yok yani. Tabii ki ikincisi bu kullanıcı tarafında pahalı bir yatırım gerektirecek. Yani bunu en basitinden ikide bir cümlemimizin içine sızan bu sanal gerçeklik gözlükleri 300 dolardan başlıyor. Hani bunun Türkiye fiyatıyla çarpım bölün, KDV’si, ÖTV’si, bunun sırf başlangıç yatırımından söz ediyoruz. E bir de bunun kullanım maliyeti var. Bu kullanıcı açısından maliyetli bir şey ve şimdilik… Ama yani nihayetinde yeni bir yatırım gerektiriyor. Üç boyutlu televizyonlar bile tutmadı o gözlüklerin yapaylığından ötürü. Yani ekstra bir alışkanlık, bir yatırım gerektiriyor ve nihayetinde bu maliyetli bir şey ve insanın… Bugünkü sosyal medyada hani demin de çok konuştuk ya bu pazarlanma sırasındaki çaresizliği, yalnızlığı… Yani burada çok savunmasız olduğumuz bir ortamdayız esasında.
Çok daha platformlara bağlı, çok daha sanal suretimize ve varlıklarımıza bağlı. Ve mesela bunun siber güvenlik kısmını hiç konuşmadık. Hani bir anda bütün yaptığımız yatırımlar gerçekten evimize bir hırsız girmişçesine elimizden alıp gidebilir. Olabilir hatta bu hizmeti bize sunan şirket bunları elimizden patlayabilir. Aynen öyle. Bugün devlet bile daha zor alıyor bunlar elimizden. Daha bu hafta bir NFT galerisinin sahibinin hesabını hek ettiler ve 15 milyon dolarlık sanal siber varlıklarını çaldılar.
Nifty bu işin arasında? Metavörüsün bir parçası mı olacak NFT yoksa bambaşka bir şey mi? Mutlaka bir yerinde yer alacak çünkü hani nihayetinde bizzat NFT’nin, DNA aslında olan her şeyin kolaylıkla uyumlanabileceği bir yapıdan söz ediyoruz. Ama hani bence nihayetinde bunun bir kerede altını çiziyorum.
Bunun bu kadar heyecan yaratmasının, gündem yaratmasının sebebi bu birçok insan için yeni gelir kapısı oluşturacak. Birçok insan için hani hiç… Yeni soygun kapısı oluşturacak, dolandırma kapısı oluşturacak. Uzmanlık, danışmanlık kapısı olacak bilmem ne, bu ne olacak? Yani göceyi, göceyin koyunu birinin daha satın alabilmesini sağlayacak. Tam buraya gelecek. Anlatabilir miyim? İşte tam buraya gelecek. Olay bu. Metavörüsün bana sorarsan en temel palavra gibi gelmesinin sebebi bana, kardeşim metavörs bir metavörs satmıyor ki.
Metavörs aslında üniversi pazarlıyor bir yandan da. Yani onu da pazarlayabilir. Ama şu anda olan o. Şimdi yani şu anda olan o ama… Şimdi sana zırtapoz evreninden bir şey satmıyor ki veya zırtapozun yazsa bilir miyim? Onu da satan var. Bir dakika yani… Ama yani şunu düşün. Kızıyor şimdi bunun. Kızıyor mu hakikaten? Çünkü sonuç olarak yani şimdi illa iki tane arazi bilmem ne üstünden. Çünkü Türk’ün kafası arazi üstünden ve emlak spekülasyonu üstünden çalıştığı için bunun emlani konuşuyorsunuz.
Burada bugünkü internete yüz misli hız var. Adam Tokyo’dan gidip de Nijerya’da ameliyat yapabilecek hale gelecek. Metavörs, metavörs dediğin şeyi illa iki tane oyuncak, üç tane bilme. Metavörsü yapacak. O internette yapılan bir şey zaten yani. Hayır yapamıyorsun çünkü latency var şu. Zaten bu da internet bir şey. Yine beş yeni yapıldı hocam. Beyin ameliyatı yaptılar daha yeni. Zaten bu da internet. Üç sıfır. Metavörs olması iyi değiştiriyor. Metavörs bunun başka bir şekle gelmesin.
Ama üç boyutu çok net görebilirsin. Farklı yerlere gidebiliyorsun. Eğitimi buraya getiriyorsun. Sen tıp eğitimi içinde bugün kadavra almak için ölürken binlerce kadavrayı çak damanır içine gir. Oradan baktır. Bütün bunları yapabileceğin bir yere gidiyorsunuz. Yani şimdi sen bütün eğitimi böyle yaptığın zaman okullarda iki tane laboratuvar da gösterebildiğin şeyi bütün okulların laboratuvarının olabileceği bütün tıp eğitiminin içine girebileceği bir yerden bahsediyoruz. Söylediğinden şuraya çıkıyorum ben şimdi.
Ama demek ki şu mu aslında metaverst dediğimiz şey şu anda otomobil yarışların büyük bölümü eskiden pistlere çıkıp yarışmak zorunda kalardı. Benzin yakardı. Lastik yakardı. Bilmem otomobil motoru parçalardı. Yakardı falan filan. Şimdi mesela bizim şu anda uluslararası büyük başarı edilen pilotlarımızdan bir tanesi Ayhan Can Güven şeyden geldi. Simülatörden geldi. Bütün bütün bunları simülatörde yapıyor.
Keza o koca koca formule bir yarışları falan o hafta yarışacakları piste önce simülatörde ve farklı hava koşullarında yarışıyorlar. Bu mu bu mu? Tabii ki kazadaki bu da bir metaverst. Tabii ki şimdi oradaki kazadaki yangını sen bir kere daha yapamazsın öyle bir arabayı ne olacağını hesaplayamazsın ama yüzlerce yangın senaryosu ve bunların nasıl çözülebileceğinin üstüne eğitim vermek istiyorsan oradaki insanlara buradan verebiliyorsun. Nevi simülasyon mu bu? Taktığın andan itibaren onu veya yani başka yere gidiyorsun. O zaman bunun eğitime şuraya buraya gittiği yerlerin inanılmaz olduğunu görelim. Yoksa metaverst iki tane inşaat yapabileceğimiz üç tane arazi var ve değil. Bunun çok daha ötesinde bir yerde. Oyunların ise bunu zaten destekleyen dolayısıyla oyunlardan dolayı da bunu kullanma alışkanlıklarının çok daha fazla geliştiği ve çok farklı alanlarda kullanılabilen bir yapıdan bahsediyoruz.
Yoksa eve 3.0 bu sonuç olarak internetin yeni geldiği nokta benim için daha ötesi yani. Ve seçenekte genişleten bir şey anlayabilir. Mesela ben kendimi astronot yapabileceğim. Sen kendini formula 1 şoförü yapabileceksin. Öbürü kendini angenejonin sevgilisi yapabilecek falan gibi bir şey mi? Yani onu öbürü değilsen yapsan daha iyi ama evet böyle bir şey. Ben yapmamak önemli değil. Biraz biraz biraz bir şey anlar gibi oldu ama emin değilim yani anladım tam yani.
Peki hocam şimdi bir soru sorduğum ama güme gitti. Cami alan kilise alan var mı dedim mesela Börste ya da Beyaut’ta yeni bir din kuran var mı? Çünkü yepyeni bir evrense eğer burası ve bu yepyeni evrende kurallar ve her şey farklı gelişiyorsa ve bir pazarlama üzerine başka bir tarz üzerine gelişiyorsa
ve insanlara yeni bir dünya, yeni bir mutluluk, yeni bir sahip olma vaadi getiriyorsa bununla beraber inançlarda değişik olması lazım. Metabörs benzeri evrenlerin bir dini olacak mı? Bu konuda aslında Serdar Hoca biraz üstünde durdu ama orayı o kısmını çok konuşamadık bence de o kısmı çok önemli şu açıdan. Yani ne bileyim insanlar bir araya geldiğinde, arkadaşlar bir araya geldiğinde ne konuşurlar?
Aslında haftada bir bir araya gelen grup 2-3 haftada bir 20 senedir liseden beri yaşadıklarını anlatıp anlatıp tekrar tekrar anlatıp gülerler. Sonra da aktığınız akşamlarını söyleyip kalkar bizim kuşak. Doğru. Mesela bizde ne vardı? Bizde saat 7’de televizyon açılırdı 12’de kapanırdı. Ben şu anda Dallas dedi. Sen mesela dördümüzde de bir şey ifade ediyorsun. Birine Ceyar desen, birine Babi’n desen. Ortak bir şey vardı. Yani bizi birleştiren o kültür.
O kralının kırmızı, 450 SL, Mercedes falan hepsini hatırlıyorum. O anlatır. Yani kaybettiklerimizin şeyi bizi ortaklaştırıyor. Şimdi bu dolayısıyla buradaki en büyük risk tam da sizin vurguladığınız gibi eğer herkesin anlatısı bu iki televizyon kanallarının çoğalması bile bunu parçaladı. Ciddi şekilde parçaladı. Herkes başka bir şey sevdi. Bir ideolojik yapı, hiçbir siyasal örgütlenme 30’un altındaki gençleri bir araya toplayamıyor. Zorlanıyorlar çünkü ortak bir anlatı yok. Hani burada en önemli konu bu. Dolayısıyla her şey çökebilir. Sardar’ın söylediği gibi bence de. Ama diğer taraftan mesela insan nasıl bir varlık? En azından benim durduğum yerden. Övülmek ve onaylanmak isteyen bir varlık.
Ama övecek ve onaylayacakların da hayalini kurar. Belli kişilerdir bunlar. Bu cep telefonunu kıymetli hale getiren telefonun teknolojisi ya da üst yapısı değil. Sosyal medyadır. Yani ulaşabileceğim ötekiler olmasa. Sosyal medya olmasa pek çok kişi telefon taşımaz bence. Ya da en azından akıl telefon taşımaz. Mesela bir gazeteci olarak siz bir insanın çekebileceği en kötü fotoğraftır selfie mesela. Neden tuttu?
Şöyle düşünüyorum ben. Hani çok karamser filan değilim. Aksine çok da umutluyum. Sonuçta eğer şöyle diyelim. Yani ayna var ya, arkası sırlı ayna. O ve fotoğraf makinesi bulunduktan sonra artık yapılan her buluş onun yanında basit kalacaktır. İnsan ötekinin arzusuyla, ötekinin bakışıyla övülmeyi ve onaylanmayı isteyen bir varlık.
Ötekinin yüzünü çevirdiğinde de yıkılan bir varlık. Orada kurulup orada yıkılıyor. Bu nedenle fotoğraf makinesinin ve aynanın önüne geçemiyor. Bu nedenle selfie çok ön plana geçti. Ne bileyim yapayca… O selfie’nin sebebi bu mu? Çok özür diliyorum kestim. Selfie’nin sebebi beni illa beğenin değil. Beni benim beğendiğim şekilde beğenin. Herhangi bir şekilde beni beğenemez öteki. Ötekinin beni beğenmesinin şartı benim beğendiğim şekilde olmamdır. Yani ben ideali deniriz ona. İnsanın kendisini görmek istediği yerden kendisine baktığı yere ben ideal ederiz. Ama bu aynı zamanda ötekilerin ama belli bir ötekinin bana bakmasını istediğim yerden bana bakmasını da diyebiliriz. Yani insan narsistlik bir varlık. Biz sevdiğimiz şeylerden vazgeçeriz. Arabamızdan, sevdiğimiz adamlardan, kadınlardan. Ama bizi sevenlerden vazgeçemeyiz.
İnsan yas tutarken bile ölenin arkasından üzülmesinin nedeni öleni sevmesi değil. Ölen onu seviyorsa sevgiyi kaybetmektir. Bu anlamda yapay zeka denilen şey. Eğer bir arzu yaratacaklar şu cep telefonunu sosyal medya aplikasyonuyla birlikte kullandığımızda bir arzu yaratacaksa benim arzumu dikkate alıp… Hocam niye mesela bir takım şiddetli insanlar falan görüyorlar. İnsanları hiç tanımıyor. O da onu tanımamış, görmemiş falan ama arkasından çizgiler…
Az önce Levent Bey söyledi ya, fantazide yerleştiriyor. Onun bana bakmasını istiyor. O gitti diyor. O olsa karşılaşsak beni severdi gibi bir fantazi var. Yani buna da eğer arzuladığım şey, yapay zeka, robot, her neyse… O da benim arzumu dikkate alıp ona göre hareket etmeyi başarırsa sanmıyorum. Ha içinden kan damarları geçmiş, ha kablolar geçmiş. Hiç önemli değil. Eğer bunu başarır, bunu başaramayacaklarını düşünüyorum.
İnsanı bekleyen şey bence temel sorun. Hocam din bunun neresidir? Teknoloji. Din burada işte din bir anlatı dağılırız. Yok oluruz gibi geliyor bana. Eğer burada bir ortak anlatı yaratamazlarsa. Yani o… Din demeyeyim, inanç demeye de burada. Yani bizim kendi siyasi terminolojimizle söyleyelim. Tabanı konsolide edecek bir hikaye uyduramazsak… Serdar’ın söylediği gibi merkezsizleşme ve dağılma gelecek.
Yani bence insanlığı bekleyen, gençleri bekleyen en büyük tehlike teknoloji filan değil. İhtiyaçlar açısından işsizliktir. İnsanın ruh sağlığı ve beden sağlığı açısından da değersizlik ve sevgisizlik olacak. Yalnızlaşmanın getirdiği. Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor. Sigara çok zararlı bir madde. Ama pek çok çalışma şunu gösteriyor. Yalnızlık sigaradan daha fazla ömür kısaltıyor.
Eğer metabörs ya da başka bir yapay zeka bu teknoloji insanın zihnindeki bu gerçeklik algısını modere edebilecek, değiştirebilecek bir hikaye yaratabilirse… Yani biz bir robotla da flört edebilirsek, arkadaşlık edebilirsek, Akdeniz akşamlarını söyleyebilirsek, dallasa anıp gülüşebilirsek… Bence bir sorun yok yani. Ben öyle bakıyorum herhalde. Güzelmiş. Akdeniz akşamları.
O da iyi şarkıdır. Tabii şimdi bu metabörse ve ben hayat boyu gitar çalmayı becanamadım. Metabörse evreninde, metabörsede gitar çalıp sahilde Akdeniz akşamlarını söyleyebilirim değil mi? İyi sanmıyorum. Her şeye olumlu yaklaştı burada. Söz konusu ben oluyorsam olumsuz yaklaştı. Böyle bir şey olamaz. Ne berbat bir insansın ya. Teşekkür ederim. Teveccül. Konuğuna berbat insan diyen de ilk herhalde moderatör ben oldum. Neyse ki programın sonunda yaşandı. Program bitmişti.
Kamerayı arkasını sonra gösteririz. Derizce metabörse konuşacak anlaşıldığı kadarıyla kaygılanacak bir şey yok ortada. Büyük şirketlerin egemenlik alanları girişletmeye yönelik yeni bir girişim bilsek de olur, bilmesek de olur, girsek de olur, girmesek de olur. Eğer kendinizi pazarlamak veya pazarlananlardan faydalanmak istiyorsanız olmanıza fayda var. Ama bari bunlara kendi köşeye oturmayı tercih ediyorsunuz olmanızla gerek yok. Bir kaybınız da yok. Benim rahmetli babam telefonu cep telefonu icayet ettikten yaklaşık 16 sene sonra hatta 17 sene sonra hayatını kaybettim. Bir günden bir günden evi cep telefonu almadı. Hatta baba uçtuğunda konuştuğunda işim olmaz onunla demişti. Benim de metabörse bakış açım galiba bu yönde gelişecek şimdilik gibi görünüyor. Ama tabii zaruret ne olur ne getirir onu bilemeyiz.
Fakat dünyanın ne başı ne de sonu teknolojik gelişmeler. Bir tanesi biraz Gutenberg’in matmayı bulmasına benzediler yeni bir matmaymış gibi baktılar. Açılısıyla ben şimdilik öyle görmüyorum. Biraz daha oyunla, oyunsal bir ortam olarak gördüğümü anlatanlar andığım kadarıyla söyleyeyim. Biraz daha fikrim gelişti. Bu konuda çok konuşulur ama bir şey söyleyeyim.
İşin içinde Mark Zuckerberg varsa o işten mesafeli olmakta fayda var.
Değil mi? Görüşürüz. Hoşça kalın.