Squid Game hangi teorilere gönderme yapıyor? Mehmet Açar yanıtladı

Squid Game hangi teorilere gönderme yapıyor? Mehmet Açar yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BoRbGzjkmlM. Eylül ortasında girdi Squid Game. Aslında Güney Kore’den düzenli olarak diziler… Diziler geliyor ve hep başarılı. Ama hiçbirisi bu kadar başarılı olmadı. Özellikle Amerika’da. İngilizce konuşulan dünyayı çok fazla sevmez. Özellikle alt yazılı dizi seyretmeyi hiç sevmez. Belki…

Squid Game hangi teorilere gönderme yapıyor? Mehmet Açar yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BoRbGzjkmlM.

Eylül ortasında girdi Squid Game. Aslında Güney Kore’den düzenli olarak diziler… Diziler geliyor ve hep başarılı. Ama hiçbirisi bu kadar başarılı olmadı. Özellikle Amerika’da. İngilizce konuşulan dünyayı çok fazla sevmez. Özellikle alt yazılı dizi seyretmeyi hiç sevmez. Belki Türkiye’de, Asya’da başarılı olur. Ama özellikle İngilizce konuşulan dünyadaki başarısı çok çarpıcıydı. Ve giderek yükseldi. Ondan sonra da herkes nedenini araştırmak istedi. Neden böyle oldu? Peki mesela şeyler belli miydi? Hangi yaş grupları seyrediyor? Hangi sosyal yıkımlıklar seyrediyor? Hayır, onlar belli değil. Çünkü hane sayısını veriyor kuruluş. Hane sayısına göre benim ilk çıkan rakam……111 milyon haneye ulaştı. Orada 4 kişi seyredse, orada daha da… 2 kişi seyredse daha da yüksek bir şey oluyor. Müthiş bir şey. Yani bütün o tarihin içerisinde… Bütün kendi tarihin içerisinde en çok düzenlen dizi oldu. Tabii ki bir bar. Bunun bir karşılığı var. Ben zaten hep buna inanıyorum. Barsa seyirciye ulaşmışsa, yoktan geniş kitleye ulaşmışsa……kesinlikle bunun bir karşılığı var. Bir kere evet var. Yani bu tip survival dediğimiz hayatta kalma filmleri……dizileri bunların sayısı çoktu. Ama bunlar karanlık gelecek. Yani distopya dediğimiz, gelecekte geçerdi bunlar. 70’li yıllardan beri var. İnsanlar hayatta kalmak için uğraşırlar. Ve burada oyun oynarlar. Buna gelen apokaliptik diziler falandır bazı da şeylerdir. Mesela Hunger Games var, açtık oyunları. Battle Royale vardır. Japonların çektiği çok esin kaynağı olmuştur. Bir grup lise öğrencisi toplamıyor ve bir oyun oynarlar.
Ölümüne oynarlar. Ama bunlarda gençler var. Şimdi burada sadece en çok bir kere……bu çok önemli bir şey. Sadece en çok yaşlılar var. Hadi yaşlılar var, baya yaşlılar var. Her yaş grubu var. Bu değişik. Orada bir kere kahramanlık üzerindedir. Böyle çok güçlü, sert, her şeyi çözen erkekler veya kadınlar vardır. Buradaki kahramanlar böyle çok bildiğimiz… Daha anti kahraman evet. Evet yani biraz anti kahraman diyebiliriz. Yani daha ilk baştan bir tanesi böyle dolandırıcı. Alıyor, lozur zaten. Evet, evet.
Hepsi bir kere farklı. Şimdi ama şu da var. Böyle bir gerçekçi bir doksu var. Ama olayı biraz düşündüğünüzde inandırıcılığı çok zor. Yani 1989’da başlıyor galiba, inanılmıyorsam. Sürüp giden bir tezgah var orada mesela. Çok inandırıcı değil o tezgah. Ama karakterleri inandırıcı. Yani karakterlerin hepsi karşılayabilecek mi? Sokakta, hayatta, Türkiye’de de karşılayabilecek mi? Hayatımızda olan bazıları şuna benziyor falan diyorsun. Tabii. Bizde olsa şu katılırdı diyeceği de tipler var içinde. Kumar bağımlısı mesela, kumar bağımlısı. Öyle hepsi o kız diğerleri yan kesicilik yapıyor mesela. Şimdi fazla olumlu özellikleri de yok. Yani çok farklı. Yani böyle alışığa geldiğimiz dizilerden hep bir küçük farklılığı var. Bir de tabii en önemli meselesi galiba oyun. Yani şimdi bu oyun çocuk oyunu. Bütün oyunlar çocuk oyunu. Evet, çocuk oyunu. Şimdi bunlar unutuldu. Bizim yeni nesil, benim çocuğum falan pek çok tokakta oyun oynamıyor.
İst, top var, yakar, top var, hepsi var yani. Bunlar yani ben de okudum akademisyenlerin çalışmaları var bu konuda. Diyorlar ki bizim o çocukken oynadığımız oyunlar, sokakta oynadığımız, ilkokulda sokakta oynadığımız oyunlar bizim motor becerimizi geliştiriyordu. Bilgisayar yeteneklerimizi geliştiriyordu. Sosyal hayatımızı geliştiriyordu. Bizi hayata hazırlıyordu. Şimdi siz bu oyunların tümüyle çektiğiniz zaman bu çocuklardan, bu çocuklar bilgisayar ile baş başa kaldığı zaman başka bir dünya oluyor. Başka bir dünya kuruluyor diyorlar, bu konuşuluyor.
Bir de mesela oyun çocuk ilişkisi çok güçlüdür. Yani çocuk hep bunları, bunları hep konuşacağımız şeyler galiba. Evet, evet. Çünkü yani çocuklar mesela çok mutludurlar. Bir hikayeyi anlatsan da. Tabii, hikaye, kusura bakma, dalgımı yittim farklı. Çok iyi gittin de hikayeyi unuttuk. Tabii, tabii. Hikaye bir oyun var. Çok zor durumda olan insanları geliyorlar, yakalıyorlar. Onlarla bir oyun oynuyorlar ve onları bir oyuna davet ediyorlar. O davet ettikleri yer gizemli bir yer.
Zaten nasıl gittikleri de belli değil oraya. Orada uyanıyorlar, uyutuluyorlar ve orada uyanıyorlar. 456 kişi kadın erkek farklı yaş gruplarından kendilerini bir anda çok başka bir dünyada buluyorlar. Orada tek bildikleri oyun oynayacakları ve para kazanacakları. Ama orada daha ilk gün şu gerçekle karşılaşıyorlar. Kaybeden ölüyor. Ölüyor. Kaybeden ölüyor. Ve ama şöyle bir şansları var. Eğer hepsi çoğunlu karar verirse geri dönme şansları var. İlk bölümde oluyor zaten. Bunlar spoiler sayılmaz. Gerçekten ilk oyunda çok kişi ölüyor. Çok kişi ölünce bir karar veriyorlar ve hepsi geri dönüyorlar. Ama sonra kendileri isteyerek oraya dönüyorlar. Çünkü gerçek hayatta hiçbir şansları yok. Gerçek hayatta o paraları kazanma şansları yok. Büyük ödüm, yanlış hatırlamıyorsam 34 milyon dolar. Evet, o civarda 38 milyon dolar. İşte onu şey üzerinden… 6 milyar bom mu? 6 milyon bom. Öyle bir şey. Evet. Ve bunun üzerine orada ikinci oyundan itibaren tekrar devam etmeye başlıyor. Ve ölüm oyunu kaybeden ölüyor. Gerçekten 9 bölüm yanılmıyorsam sürüp gidiyor ve o şeyinde hiç kaybetmiyor. Bir de teker teker ölmüyorlar. Grup hayal ediyorlar bazıları. O kırmızı ışıkta geçenler mesela dur dediğinde durmayanlar öldürüyorlar. Bir anda 200 kişi ölüyor. Tabii ilk bölümde 200 kişi öldü mesela. Evet, ilk bölümde 200 kişi öldü. Bir de şöyle bir şey var. Katılanlar ikinci bölümden sonra ortaya çıkıyor. Katılanlar birbirlerini de öldürebiliyorlar ve bunda hiçbir tanesu yok. Yani bir gece gittin diğer 633 katılımcıyı öldürdün bütün para senin. Gerçek hayat gibi. Çok acayip. Evet, çok sert. Ama bunu kabul ederek geldikleri için özellikle ikinci gelişten sonra zaten hani biz de onu düşünüyoruz. Bunu kabul ederek gelmişler. Ya bence hikaye çok fazla aydısına girmek istemiyorum ama sürükleyici. Çok net bir şekilde sürükleyici. Çok güzel yerler var, çok güzel bölümler var. Oyunlarla çok iyi birleştirilmiş. Ben bu yani biraz da ilk bölümlerde şeyi hissettim. Biraz köpürtülüyor. Hatta sanki şey gibi yazılmış. Yani açık kanalda açık kanal disi gibi yazılmış. Tam bölümler en heyecan verici yerde bitiyor. Biraz şişirildiğini görüyoruz falan. Ama sonlara doğru giderek toparladı. Özellikle misket. Misket oyunun sahnesi çok çarpıcı. Çünkü misket oyunun sahnesinde iyi ile kötü’nün savaşı değil de iyi ile iyi’nin savaşı vardı.
İşte iyi ile iyi’nin savaşını koyduğunuz zaman aslında çok şey bir iş yapıyorsunuz. Modern bir iş, iyi bir iş yapıyorsunuz aslında. Farklı bir iş yapıyorsunuz. Çünkü bildiğimiz aksiyon sineması iyi ile kötü’nün savaşı üzerine. Burada yanlış anladım, bilmiyorum. Bana mı öyle geldi? Kimseyi tutamıyorsun aslında. Ya da herkesi tutuyorsun. Yani şu kazansın, kendini öze şaşıdığı bir baskın karakter sanki yok gibi geldi bana. Ya da bana mı gelmedi acaba? Yok yok, çok haksın.
Sadece o Pakistan’dan gelen Ali var ya biraz kalbimiz onun yanında oluyor işte. Pakistan’da olduğu için. Onun yanındayız yani her şekilde. Toprak sayılır diyeyim. C ve Pakistan. Ben onun yanındaydım ya açıkçası duygusal olarak. İlginç hakikaten çok değil. Peki Mehmet şunu gördüm. Mesela kurgusu da bir değişik. Mesela bunu ben keşfetmedim. Bunu bir çok Türkiye’nin önemli yapacağı bir tanesiyle bu konuya konuşurken dedi ki bana dedi çok şey enteresan geldi. Bence başarılı bir iş bu dedi. Çünkü ben ilk seyrettiğimde reddettim. Böyle ilaç bir şey ben seyretmem dedim. Açtım. İçime fenalıklar geldi. Dedim zaten ben Türkiye’ye baktığım için fenalık geliyor. Bir de ekstra fenalığa gerek yok dedim. Sen ne gülüyorsun hocam? Bir ekstra fenala ihtiyacı yok diye kapattım. Sonra işte bu programı yapalım falan. Delirmiş Millet falan deyince bir seyredeyim tekrar. Açtım baktım falan. Sonra da dediğim gibi bilenlerle konuşayım.
O Japonca yönetmen arkadaşı dedi ki yani Fatih çok enteresan bir şey var dedi. Televizyon veya sinema dili olarak dedi. Normalde böyle bir anlatım yoktur dedi. Yani ilk bölümden sonra dönüyor geliyor ve bütün karakterleri birden anlatmaya başlıyor. Karakter karakter dönüp anlatmıyor. Bütün karakterleri sana tanıtıyor ve sonra seni onun içine sokuyor dedi. O da ilginçmiş. Ben bunun farkında ne var? Düzelyede sinema, televizyon bilgim yok ama sana da ilginç geldi mi o tarafı? Güney Koreliler her zaman farklı işler yapmayı seviyorlar. Ve kesinlikle de Amerikalıların koydukları formatları kabul ettiler. Kendi başsızlarına kabul ettiler. Çünkü kendi ülkelerinde seyrediliyor bunlar. Yani yurt dışına satış yapmasalar bile Güney Kore’de bunlar bu diziler izleniyor. Filmler izleniyor. O yüzden Güney Koreliler rahatlar, özgürler. Çok formatla kendilerini sıkıştırıyorlar. Açık söylemek gerekirse evet öyle bir şey var çok farklı. Ve zaten çok uzun yıllar boyunca kabul ettirememiş bu yönetmen, yazar yönetmen. Çok zor kabul ettirmiş. Açık kanalların hepsi reddetmiş. Sonra ancak işte bir streaming channelda kabul edilmiş ve yapılmış.
Çok uğraşmış bunu kabul ettirmek için yani. Bir kere çok abartı bulmuşlar, inandırıcılıktan uzak bulmuşlar, tutmaz demişler. Yani sonuç olarak doğru bir gözlem. Bildiğimiz hiçbir standarda farklı. Farklı bir yapısı var. Ama klişelerin hepsini de kullanıyor bu arada. Tıpkı şahit. Seyrediyoruz sonuna kadar. Acayip heyecanlı bir şekilde devam ediyor. Ama farklı bir yapıdı. Bildiğimiz Amerikan şeylerine hiç benzemiyor. Yani o Hunger Games tarzı diğer dizilere, filmlere pek benzemiyor.
Farklı yani.