Google’daki bilgi ne kadar güvenilir? | Teke Tek Bilim – 10 Ekim 2021

Google’daki bilgi ne kadar güvenilir? | Teke Tek Bilim – 10 Ekim 2021 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Xvi7SHwHNB8. Tek ki tek. Müzik Tek ki tek bilimi. Hoş geldiniz.Bugün arkamızda gördüğünüz kalabalık var. Buna sonra o fotoğraf hep orada olacak. Onu size söyleyeyim.Niye koyduk o fotoğrafı? Dünyanın en parlak beyinleri onlar. Gelmiş gibi…

Google’daki bilgi ne kadar güvenilir? | Teke Tek Bilim – 10 Ekim 2021

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Xvi7SHwHNB8.

Tek ki tek. Müzik Tek ki tek bilimi. Hoş geldiniz.Bugün arkamızda gördüğünüz kalabalık var. Buna sonra o fotoğraf hep orada olacak. Onu size söyleyeyim.Niye koyduk o fotoğrafı? Dünyanın en parlak beyinleri onlar. Gelmiş gibi belki de en parlak beyinlerinden.
Bugün geçen yüzyılın başında, 21 yüzyılın başında Solway konferanslarında BR’ye gelip bilimin genel sorularını tartışıyorlardı. Bugün ne yazık ki artık bu tarışma ortamları dünyada da Türkiye’de pek yok ama burada gördüğünüz bu muazzam ekip 1921’de ilk 1911’de yani hatırlamıyorum sana BR’ye geldiler. Sonra 1927’de bu muhteşem fotoğraf ortaya çıktı. Bundan sonra bizim arkamızda hep onlar olacak.
Bugün bakışlar altında konuşacağız.Bilimden bahsedeceğiz. Bilimi tam bilemiyorum ama bilimin kenarlarında dolaşacağız. Çünkü konumuz enteresan. Ne bilim ne bilim değil.Ne kadar bilimsel ne ne kadar bilimsel değil. Ne doğru ne yanlış.Özellikle sosyal medya çağında çok ciddi önem kazanan bir mesele. O yüzden de bu akşam bunu konuşacağız. İki tane de kitap var. Üç tane ama esas iki tanesi bizim bu akşam. Birisi Değerli Tayfun Uzbay’ın Cehalet Bilimi. Diğerli ise Değerli Mustafa Çetelerin Bilim Bizi Kandırıyor mu? Kitapları.Bunları konuşacağız. Ve Teyit Orgun kurucusu Mehmet Atakan Foça bizimle. O da bu teyit ortması çalışıyor.Neyin doğru neyin yanlış olduğunu onlar nasıl biliyorlar biz nasıl bilebiliriz. Ne kadar bilebiliriz ya da kim ne kadar bilebiliyor. Onları alacağız.Hoş geldiniz hocam.Hoş geldiniz. Teşekkür ederiz.Hoş geldiniz. Hemen başlayalım isterseniz.
Mustafa Hoca ile başlayalım olur mu hocam? Tabii. Hocam kitabın adıyla başlayayım ilk soruyu. Çünkü siz sormuşsunuz bu soruyu.Bende size onu sorarak başlayayım. Bilim bizi kandırıyor mu? Bu sorunun cevabı çok net yok aslında.Yani birden çok cevabı var. Yani bilimin 21.yüzyılda bu yaşadığımız post truth diyeceğimiz yani gerçek sonrası dönemdeki konumu gerçekten çok tartışmaya açık.
Çünkü gerçek bilimin bir manipüle edilen bir iktidar aracı olarak kullanılan bilim ve safsata ve bilim dışılık arasında sıkışmış bir durum var. Ve tabi bilimi savunurken de böyle bilimin yanılmaz tek bir şey olduğunu falan da o kadar net söyleyemeyiz kuşkusu ki. Bir şeyin bilim olmak için yanlışlanabiliyor olması lazım. Evet yanılmıcı ve yanlışlanabiliyor olması gerekir.
Böyle bir çağda gerçek bilimin yani manipüle edilen bilim ve safsatadan arınmış,bilim dışılıktan arınmış gerçek bilimin orta ve uzun vadede yanılmayacağını söyleyebiliriz. Ama doğrunu her zaman değişebileceğini zaten bilimin temelinde kuşkunun yattığını ve kuşku ve merak olmaksızın bilimin yapılamayacağını da öngörmek lazım.
Yani o nedenle bu sorunun net bir cevabı yok aslında. Peki hocam şimdi son günlerdeki aşı tarışmadan konuya girersek. Yani daha bir süre girelim ama mevcut tartışmalar orada çok yoğunlaştı diye oradan girmek isterim. Şimdi dünyada diyelim ki 10 milyon hekim var belki daha fazla. 10 milyon hekimin 9.990.000’i kardeşim bu aşı iyi bir şeydir ve olun diyor. Fakat insanlar bunu söylemeyen geri kalan bin kişi mi yüz kişi mi kaç kişi ise onları ortaya çıkartıp onlara inanmayı tercih ediyor. Bunun kaynağı nedir? Gerçekten bu tam da yanıtlanması gereken soru.
Yani 6-7 milyar doz yapılmış bir aşının güvenilirliğinin dikkate alınmayıp ya da bundan kuşku duyup işte Facebook’ta İtalyan olduğu iddia edilen doktor olup olmadığı belli olmayan birinin aşı karşısında söylediği şeyleri Whatsapp’tan birbirlerine iletip işte bak aslında böyle yapıyor dedirten kafanın ya da mantığın ne olduğunu iyi ayırt etmek lazım.
Burada birazcık şöyle bir durum görüyorum ben. Yani bilim ve bilgi emek gerektiren bir şey. Yani üzerinde uğraşmak, kafa yormak gerektiren bir şey. Stresli ve zor bir şey. Bir şey kanıtlamaya çalışıyor. Evet ve bir birikim gerektiren bir şey. Bu çok önemli bir fark. İkinci önemli şey de mutlak rasyonalizm aslında insanları tahmin ettiğimizden veya düşündüğümüzden daha mutlu yapmadı aslında.
Ve bilimin bilginin bilgi ve bilimin yarattığı teknolojinin bir iktidar aracı olarak kullanıldığını da biliyoruz bu dünyada. Ve bilim ileride şöyle yani bilgiye teknolojiye sahip olanlar bunu elinde bulunduranlar bunu elinde bulundurmayanlar üzerinde tahküm yaratıyorlar. Ve altta kalanların hayatlarında daha iyi bir şey olmuyor aslında.
Ve burada içgüdüsel bir tepkiden söz edebiliriz. Yani neyin ne olduğunu tam söz emiyor. Ama bir şekilde altta kabus zevinin diğerinin bilimin hakibeti olduğunu anlayarak bilimi reddetmek ekelim. Evet yani oradan bir nefes alma noktasına gidiyor. Yani hep şunu düşünüyorlar. Yani mesela şunun cevabını nasıl verebiliriz?
İşte ortalama sayılabilir bir maaşla şu pandemide bir sürü meslektaşımız kaybedildik ve bu bir sürü meslektaşımız aslında işte bu aşı karşıtları ya da bilim dışı tavır alanlar gözünde büyük ilaç firmalarının paralı elemanlarıydı.
Öte taraftan işte böyle alnışanlığı muayenehanelerinde siz de biliyorsunuz Nişantaşı’nda ot çöp satan bunlardan büyük paralar kazanan bir takım insanlarda sanki bu büyük ilaç tröstlerine karşıymış gibi bir algı yaratabildi. Yani bu o kadar içinden çıkılmaz ve anlaşılmaz bir şey ki serin kanlı bir şekilde bu soruları kendimize sormalıyız.
Yani biraz tabi Türkiye’deki bilim okuryazarlığının az olması işte bilime fazla prim verilmemesi bilginin çok değerli olmaması bunlar da. Bilime prim verilen ünitelerde de aynı şey. Fransa bilime prim verme mülkü diye miyiz? Fransa’da da bu var. Amerika’da tamam ortalama insan değil belki ama en azından yönetim anlayışı Amerika’dan bilime değer veren bir anlayış. Bütün dünyanın her yerinden en parlak beyinlerin ülkeye gelmesini sağlamak için çeşitli düzemeler yapan bir ülkenin bilime değer vermenini söyleyemeyiz ama Amerika’da da aşı veya bilim karşılığı da olabilir. Ama yine de sonuçta mesela şimdi Amerika aşılamayı öyle ya da böyle bir noktaya getirdi. Vaka sayılarını 40 binlere düşürmeyi de başardı bir taraftan. Yani orada yine bilimin sonunda dediği oldu. Bizim burada da olabildiği kadar oldu yani.
Birazcık ne kadar izin verdiğinize falan bağlı yani Google’daki bütün bu asparagas haberlerin Twitter’da falan nerede çıktığını Amerikan hükümeti bilmem binlerce Twitter’dan Atakan Emin’in bunun detayını söyleyecektir. 12 kişiye ulaştılar bu saçma sapan şeylerin çıktığı 12 kişi kürspit ettiler. Kaynak. Sıfır numara hastayı bulundular. Evet buldular yani emek vererek buldular ve giderek o söylem geriye doğru çekiliyor.
Aşının özel bir durum var. Şu sebepten yani siz mesela bilime inanmıyor olabilirsiniz. Bilim dışı bir duruşunuz olabilir. İşte tıbba inanmıyor olabilirsiniz ve kanser hastasınızdır. Dersiniz ki ben hiç tedavinizi reddediyorum. Ben öleceğim. Tamam kardeşim bu sizin seçiminiz. Ama salgın hastalıklarda ve aşıda durum farklı. Çünkü buradaki seçimleriniz benim seçimim. Sayın hocamı etkiliyor. Sevgili Atakan’ı etkiliyor. Sizi etkiliyor.
Onlara da tedir şu siz olursanız dışı niye korkuyorsunuz? Yok öyle bir şey yok. Ama işte burada burada şunu söylüyoruz. Aşı yüzde yüz korumuyor ve yayıldıkça virüs mutasyona uğrama şansı şanssızlığı artıyor. O mutasyonlarla ortaya çıkabilecek yeni varyantlara karşı da aşı etkinliğimiz azalabiliyor. Yani aşının yüzde yüz koruduğunu söylemiyor. Ben bugün uçakta gelirken aynı durum oldu. İşte maske takarsın içeride takmazsın.
İşte maske çıkar konuşmanı duymuyorum filan böyle gerginlikler olabiliyor. Mesela bunlara izin vermemek lazım. Asparagas haber yayınlayanlara bu karşı çıkanlara o kadar da prim vermemek lazım. Çünkü bilimin temeli bilmek fiilinden geliyor. Yani bilmek ile ilişkili bir şey bilim. İnanmakla ben dedim oldu. Ben böyle inanıyorum. Böyle sözlerle olacak bir şey değil. İnanç sistemi değil bilim. Bilgi sistemi yani. Elinizde somut bilgi olacak ona göre konuşacaksınız. İnanç ne kadar irrational ise o kadar güçüdür. Bilim ise ne kadar rasyonal ise o kadar güçüdür. Evet bilimin gücü ikame edilememesinden. Yani siz aşılara karşısınız. O zaman sormak lazım. Peki ne yapalım? Yine o sorunun cevabını bilim içinde vermek zorundasınız. Dışarıdan bir yanıt yok. O yüzden bilim yerine konamaz bir şey. Yani bilim ve sanat bence insanlığın yarattığı en büyük iki değerdir. Yani bu değerin üzerinde bence bir değer yok aslında dünyada. Yani inanmak yani bu post truth döneminin şeyi. İnanıyorum öyleyse haklıyım. Hani düşünüyorum öyleyse varım gibi. Yani inanıyorum öyleyse haklıyım. Öyle bir subjektivite oluyor ki bir taraf tutuyorsunuz. Ve o tarafta size uygun argümanları topluyup tartışıyorsunuz. Bilimde albuki mutlak bir objektivite gerekir. Yani yanıldığınızı kabul etmeniz gerekir. Geriye adım atabilmeniz gerekir. Kararlar verirken son derece objektif olmanız gerekir. Ama tabi bilim ve bilim dışını tartışırken belki ilerleyen saatlerde bilimin de kapısının önü çok temiz değil. Oralara da girmek ve oraları da temizlemek gerekiyor. Evet buradan devam edelim.
Tabi size geldi. Topla o yüzden. Evet tamam buradan devam etmemi istiyorsunuz. Hocam gayet güzel bir giriş yaptı. Şimdi bilim sizi yanıltabilir mi dediniz. Hocamın kitabının adı da o. Bilim bizi kandırıyor mu? Şimdi bilim özü itibariyle bir deneme, yanılma ve yanılgıyı ayıklama süreci. Adı üzerinde yani deneyip yanılarak gidecek. Yani büyük yanılgılar da olabilir bilimde.
Bu yanılgılar aslında iyi ki olmuştur. Niyut’un yanılgıları mesele. Evet yani bu yanılgıların üzerine çünkü daha doğrusunu kurabiliyoruz. O yanılgılara veya o yan yollara sapmadan doğrusunu bulma ihtimalimiz yok. Şimdi buradan bilim her seferinde mutlak doğruyu bulur. Bilimin dediği her şey mutlak doğrudur diye bir şey çıkarmak çok yanlış. Şimdi hocam bilim okur yazarlığından bahsetti.
Bilim okur yazarlığına, işte ilaç okur yazarlığına veya işte sağlık okur yazarlığına birçok şeyin okur yazarlığına evrebiliriz. Şimdi bu toplumun genel kalitesiyle ilgili genel eğitim düzeyiyle ilgili bir şey. Siz çok önemli bir şey söylediniz. Hocam Türkiye’den yakındı. Siz de dediniz ki bütün dünyada böyle. Bütün dünyada neden böyle aslında bunun özü şu. Eğitim ve bilim ikisi de ticareleşiyor. Bir ticari değeri var mı? Eğitimin bir ticari değeri var. Bilimin de bir ticari değeri var. Bunlara bir itirazımız yok. Ama bilimin mesela sağlıkla kesiştiği noktada sağlık aynı zamanda temel insan hakkı. İnsan hakları evrensel beyannamesinde var. Bütün devletlerin anayasalarında var. Bütün devletler vatandaşlarının sağlığını korumakla, kollamakla mükellef.
Bu Covid 19 dediğimiz bu süreç içerisinde burada baya çuvallayan, sosyal devlet görünümlü aslında şirket devlet anlayışıyla idare edilmeye çalışan bütün dünyada sosyal devlet anlayışı tasviye edilip şirket devlet anlayışına gitmeye başladı. Yani devlet sorumluluklarını, maddi sorumlulukları üzerinden atarak yönettiği vatandaşların tabi oyuna talip, onun oyunu alarak iktidara geliyor ama
ondan sonra herkesin de başının çaresine bakması gerekiyor. Şimdi post truth dediğimiz şu gerçek ötesi işte yalanın çok prim yaptığı bir dönem bu dönem ve bu döneme Covid 19 denk geldi. Evet. Tam da Covid 19 denk geldi. Ben bu cehalet bilimi kitabında cehalet bilimi kitabını şeyden önce yazmıştım. Yani Covid 19 salgınından önce.
Ama o kadar çok malzeme çıktı ve orada o kadar çok örnek var ki bu dönemide anlatan. Sizin doğru ile yanlışı ayırt edebilmeniz için analitik düşünmeniz lazım. Analitik düşünce becerisine sahip olabilmeniz için ilkokul, ortaokul, lise eğitiminde bu beceriyi size kazandıracak iyi bir eğitime sahip olmanız lazım. Baktığımız zaman bu tarz bir eğitimin giderek pahalandığını, parası olanın gerçek anlamda böyle bir eğitime ulaşabildiğini, parası olamayanın da avunduğunu veya oyalandığını görüyoruz. Ortada böyle bir gerçek var, böyle bir realite var. Şimdi Türkiye’de 200’den fazla üniversite var. Hocam bir üniversite profesörü, ben de bir üniversite profesörüyüm. Eğri oturup doğru konuşalım. Profesör standardı ne şu anda?
Bu soruyu çok net bir şekilde sormamız lazım kendimize. Bakıyorsunuz bir profesör koyabiliriz. Dünya çapında Avrupa ile rekabet edebilecek kadar bir birikimi var, bir ürünü var, bir eserleri var, ortaya koyduğu bir şeyler var. Öbür taraftan başka bir profesör. Ama siz lisede öğretmen bile yapmayabilirsiniz. Bırakın liseyi öğretmeni. Hocam burada konuştuk.
Türkiye’de yanlış hatırlamıyorsam üniversite rektörlerinin 100’de 70’inin atı falmış makalesi yok. Yani bu çok kafa yormamız gereken ve artık bıçak kemiğe dayanmış durumda. Eğer siz eğitimi ve bilimi bu kadar ihmal ederseniz hep bir bekah sorunu tartışılıyor ya sevgili hocam.
Bekah sorunu falan diyor işte toplumun bekah sorunudur ya siz bilimi ıskalarsanız toplum yeterli bir eğitim düzeyine sahip olmazsa bu çok ciddi bir sorun yaratır sonra. Mesela bağımsız olamazsınız. Yani eğer bu devirde bağımsız olmak istiyorsanız üretmek zorundasınız. Üretmenin yolu bilimsel üretim işte. Bilimsel bilgi, bilgi en değerli şey. Gerçek bilgi en değerli şey. Siz gerçek bilgiye ulaşamıyorsanız ve gerçek bilgiyi doğru yerde doğru şekilde kullanamıyorsanız, gerçek bilgiyi yanlış bilgiden ayırt edecek donanımlara sahip değilseniz, analitik düşünemiyorsanız o zaman sizin algınız açık bir şekilde yönetilir. Çok açık. Peki hocam sizden sizin sözlerinizden anladım şu doğru doğru doğru anlıyorum. Siz diyorsunuz ki küresel bir zeka var, küresel bir anlayış var, yönetim anlayışı var, dünya yönetilen küresel bir anlayışı var ve bu pek çok toplumu cahil bırakarak kandırmaya. Aynen, aynen onu söylemeye çalışıyorum. Niye böyle bir şey istiyorlar? Çünkü daha ticari yani dünya… İktidar ve hükmetmekle ilgili bir şey. Aynen, aynen. Bilgi demek, bilim demek, teknoloji demek. Teknoloji demek elindeki büyük silah yani daha büyük ne olabilir ki? Yani siz konuşurken ben şimdi şeye bakıyorum mesela bu arkada Einstein gözüküyor, çok güzel bir fotoğraf gerçekten. Şimdi Einstein’a sorsanız bu insanlık için ne yaptım diye adam bir tek cümle söyler. E eşittir, emce kare. Şimdi o sözünü ettiğiniz Türkiye’deki pro… onlar insanlık için ne yaptınız dediğiniz ne diyecekler?
Ben 20 yıl rektörlük yaptım, şu kadar prof… Şu kadar öğrenciyi dövdürdüm, şu kadar öğrenciyi tutuklattırdım, şu kadar öğrenci üniversite gireceğine geldim. Muhalif görüşçüye tanıdığım şu kadar öğretim üniversiteden uzaklaştırdım. Bilim, bilimin title’la ünvanla filan bir işi yok normalde. Yani bilim gerçekten bir basit bir örnek var. Mesela bunu ben Orhan Bursalı’dan dinlemiştim, Aziz Sanjar böyle kapalı bir şeyde laboratuvarda bu DNA ile ilişkili ilk işte o repair mekanizmalarını filan aydınlat diye de yavaş yavaş kafasında belirdiğinde o karanlıkta kafayı yukarı kaldırıp tanırım demiş. Bunu bir sen bir de ben biliyoruz. Bilim böyle bir şey için yapılır. Yani onun dışında ünvan bilmem işte değil mi hocam yani nerede olduğun statün makale sayın bundan hiç pratik anlamı kalmıyor. Bir şey daha var çok uzatmadan önemli bir şey söyledim. Dediniz ki Fransa’da aşı meselesi geldi ve Fransa’da dediğiniz bir şeyler oldu. Bilim aynı zamanda bir birleşik kaplar yani bütün dünya etkileniyor burada. Şimdi Fransa’da aşı karşıtlığının bu kadar çok olması bana hiç tesadüfi gelmiyor. Neden biliyor musunuz? Edward Jenner çiçek aşısını icat ettiğinde biliyorsunuz aslında o çiçek aşısının icadı da bize dayanıyor. Türkler de öyle. Osmanlı yani bu Lady Montago’nun anılarından faydalar. Yani o burada da götürmüş o. Tabii ki. Yani o fikrimde de götürmüş. Biz 1885 ya da 95 yanılabilirim tarihte ama Abdülhamid döneminde aşı yasası çıkarmış bir ülkeyiz. Hani millet diyor ya biz Osmanlı torunuyuz falan filan. Tamam Osmanlı torunusun o zaman Osmanlı aşı şeyi çıkarmış. Aşı kanunu çıkarmış. Şu anda da böyle bir yasaya aslında ihtiyaç var. Oraya geliriz onu da söylerim ama neden Fransa da tesadüf değil? Çünkü Edward Jenner öyle sanılanın aksine hemen böyle kutsanmamış. Tabii Jenner. Cambridge Üniversitesi’nde Edward Jenner ile epeyce bir dalgayı geçirmiş. Aynı dönemde bakın ilk defa Fransız İlahiyat Fakültesi ve Fransa Katolik Kilisesi aşıyı lanetleyen bildirilerde bulunmuşlar. Katolik Kilisesi fetva vermiş resmen aşı yaptırmayın diye ve bizim buradaki birtakım İslami gruplarda veya tarikatlarda.
Baktığınız zaman bu Katolik akımının etkisi altında kalarak eğer dini gerekçelerle reddediyorlarsa. İşte bu bir bilgisizlik doğru bilgiye sahip olmamak durumuyla çok yakından ilişkili. Fransa’da bu kadar rigid olmasının nedeni ve işte çatışmalar falan oluyor ve Fransa ciddi aşı karşıtları var Fransa’da. Buraya da yanıyor. Baktığınız zaman Fransız İlahiyat Fakültesi ve Fransız Katolik Kilisesi olumsuz fikir beyan etmiş ve hala onun etkileri yankılanıyor Avrupa’nın. Birmingham’da 100 bin kişilik şimdiye kadarki yapılmış en büyük aşı gösteri. Aile çocuklarını aşılatmak istemeyen babalara tutuklama kararı çıkartıldıktan sonra çiçek aşısında yapılmıştır. Yani ta o zamandan başlayan hatta bilirsiniz bu Sığır çiçeğinden üretildiği için hatta şöyle derler hani güzel sütçü kızlar fenomeni oradan çıkmadı. Çünkü süt sardıkları sırada işte çiçeğe karşı şey oldukları için, binmin oldukları için o yüzlerinde sıkarlar falan onu pürüzsüz oluyor. Bu şark mektuplarında Montegül Türkiye’ye geldiğinde ilk fark ettiği şey Osmanlı kadınların yüzlerinin pürüzsüz olmasıydı. Yani o zaman çıkan şeyler var mesela işte aynı şimdi çip takıyorlar gibi Sığır çiçeğiyle aşılanırsa ya da tabi mesela Sığır çiçeğiyle aşılanan kadınların Sığırlara ilgi duyacağı
ve yarı Sığır yarı insan hayvanlar doğuracağıyla ilgili yazılar var. Doktorların bak makaleleri var bilimsel makaleler işte kadın aşı yaptırmış sonra Sığır tipi kılanma gördüm diye yazmış adam makale yazmış bununla ilgili yani. Allah Allah. Tabi tabi bütün bu kültür aslında aşı karşıtlığı.
Ben belki burada farklı bir perspektiften yaklaşmaya çalışabilirim. Böyle belirsizlik dönemleri aslında ilk sorduğunuz sorunun cevabı da olabileceğini düşündüğüm bir şey söylemeye çalışacağım. Böyle belirsizlik dönemleri aslında insanların kendilerine güvende hissedebilecekleri, yaşanan olaylara dair neden sonuç bağlantılarını kurabilecekleri, hikayeler aradıkları belli anlatılar arayıp birbirleriyle paylaştıkları dönemler. Hocalarımın bahsettiği dönemlerde de yeni çıkan teknolojilere dair belirsizlik, güvensizlik hissi insanları aslında biraz da bu komplo törlerini, yanlış bilgilerin onların zihnine sızmasına izin veriyor. Çoğunlukla arkadaşlarımızdan, ailemizden duyduğumuz bu bilgiler bilimsel bilgiye dayanmayabiliyor. Çoğunlukla anekdotal olabiliyor yani birinin yaşadığı bir deneyime birden fazla kişinin yaşadığı bir olaya dayanabiliyor.
O zaman zaman uydurma da olabiliyor. Tabii uydurma da olabilir ya da aslında büyük örneklemler içerisinde işte ben tabi ki bilim insanı değilim, bir gazeteciyim, teyitçiyim, görebildiğim okuyabildiğim hocalarımın kaynaklarını tarayabildiğim kadarıyla bizim anladığımız mesele özellikle böyle belirsizlik dönemlerinde insanların kulaktan dolanma bilgiye çok açık hale geldiği, bunu güvensizlikten beslemek.
Belirsizlikten kasıt ne? Yani şimdi mesela pek çok konusunda uzman insan bu konuda diyor ki kardeşim bu iyidir. Aşıdan gidiyoruz başka konularda gidiyoruz ama bu iyidir diyor. Herkesin çok güvendiği insanda, mesela işte bir kesimin çok güvendiği Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka kesimin çok güvendiği bir bilim insanı falan her bütün bunlarda aşı oluyorlar.
Nedim Gözü önünde aşıyor böyle üstelik de. Yok canım olmamıştır, o sahte bir şeydir bak bak bak koluna değdirmiyor bile. Kurafe’lerle ya da gerçek bir şeylere inanmayı tercih ediyor insanlar böyle dönemlerde. Bunun aslında hangi ihtiyaçtan kaynaklandığına bakmak gerekiyor. Yani kesinlikle bilgi seviyeleri, insanların bilimsel okuryazarlık aşınalığı muhakkak önemli.
Ancak bir yandan da geniş resimde baktığınız zaman o kadar dünyayı anlaması zor ki o kadar ilişkileri kavraması zor ki bu ilişkileri kavrayabilecek basit açıklamalar zaman zaman daha kolay inanılabilir hale gelebiliyor. Tabii bunun beslendiği bir başka kaynak da güven meselesi. Yani şeffaf olmayan bilgi, işte kurumların şeffafça verileri paylaşmaması bir güvensizlik de yaratıyor.
Dolayısıyla insanlar aslında bu olayları anlayabilme kendilerinin sevdiklerini koruyabilme çabalarını biraz da bu kulaktan dolayı bilgiye dayandırarak karşılamaya çalışıyorlar. Yani sistem sahibi sorunundan bahsediyoruz aslında.
Hastanede yatan hastaların covid den dolayı hastanede yatanların %90 civarında biraz daha üstündeki oranın aşısızlardan veya tek doz aşırılardan oluştuğu yine hayatını kaybeden hemen hemen tamamına yakın yine %90’nın üzerinde 94 galiba oranın asla aşı olmamışlardan olduğu veya işte uzun süre önce sinobak aşısı olduğu ama tekrar dozunu yaptırmadığı ortada iken.
İnsanların mesela demin ki İtalyan profesörü ne? Diyorlar ki işte İtalyan profesör adam profesör mü adam var mı öyle biri var mı İtalyan mı bunları bilmiyoruz mesela bir başka bunun Türk versiyonu var profesör bilmem kim deniyor. Sonra bir bakıyoruz ki adam profesör falan değil yani bir şöyle Amerika’da bir üniversitede ders vermiş oradan kalan bir profesörün var mı var ama tezi yok doktorası var mı yok mu belli değil doğrusu gün.
Yani hiçbir şey yok ama adam profesör diye geziyor ve ahkam kesiyor herkes ona inanmayı tercih ediyor karşısında somut 40 yıldır profesörlüğünü tanıdığı çocukluğundan bugüne kadar tanıdığı insana değil bugün ortaya çıkmış ve profesör olup olmadığı bilmeyen birine inanmayı tercih ediyor. Burada negatif inanma isteği insana daha mı güçlü acaba? Muhakkak onun da payı var muhakkak işlerin daha da kötüye gideceğine dair bir olumsuz hissi pekiştirmenin kendini güvende hissetmeye dair bir muhakkak bir etkisi vardır ama tabi şunu unutmamak lazım bilgi alışverişi çok hızlandı. Twitter’da Facebook’ta ya da diğer sosyal medya platformlarında Whatsapp’da insanlar günde onlarca bilgiyle karşı karşıya kalıyorlar. Evet bilgimsizliği de.
Evet bilgiye benzeyen şeylerle ya da bunun tek içine koyabileceğimiz yani bilgi düzensizliği dediğimiz şeyin tek başına yanlış bilgiden de ibaret olmadığını söylemek lazım. Yani aşırı bir bilgi yüklenmesi var kapasitemizin kaldıramayacağı ölçüde bilgiyle baş etmeye çalışıyoruz. Bu bilginin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edebilmek zaman istiyor. Doğru kaynaklara bakabilmeyi gerektiriyor doğru araştırma metotlarını bilmeyi gerektiriyor biraz da istel okur yazarlık gerekir.
Mesela bunu nasıl yapıyoruz sizin dediniz ki sayımızı arttırdık 25 kişiye çıkardık ama Türkiye’de her gün çeşitli kaynaklarda özellikle sosyal medyada çok yoğun iddialar var. Ve siz bu sosyal medya mecralarının sahipleriyle yapmışsınız anlaşma deneyleri sahibi kuruluşlarla bunları teyit etmek zorundasınız. Bir yetişebiliyor musunuz? İki her şeyi teyit etmek mümkün mü? Tabii ki mümkün değil biz internette viral olan çok fazla paylaşılan işte virüs gibi yayılan bilgileri önceliklendiriyoruz. Ya da halk sağlığı krizlerine yol açabilecek bu günlerde işte Covid-19 ile ilgili şüpheli bilgileri önceliklendiriyoruz. Böylece aslında en azından bir önceliklendirme yaparak daha acil olduğunu düşündüğümüz şeylere yöneliyoruz. Ama asıl yapmaya çalıştığımız şey internet kullanıcılarını, gazetecileri, haber merkezlerini, mümkünse öğretmenleri, ebeveynleri eleştirel dijital okuyazarlık ismini verdiğimiz bir kavramla tanıştırmaya çalışıyoruz. O da aslında Azarer hocalarımın da bahsettiği gibi hem dijital platformları ve dijital teknolojileri kullanabilme becerisi hem de eleştirel bir bakış.
Yani kendi bildiğini, kendi doğru bildiğini yanlışlayabilme yeteneği, kendi doğru bildiğinden vazgeçebilme becerisini aslında kazandırmak için düzenli yayınlar, rehberler, kaynaklar geliştirmeye çalışıyoruz. Tabii ki tek bir ekibin, tek bir gazeteci ekibinin bunun hepsine yetişmesi mümkün değil. Bu yüzden platformlarla iş birlikleri yaparak mümkün oldukça etkimizi arttırmaya çalışıyoruz. Ama öte yandan da tabii ki farklı kurumların, farklı organizasyonların, habercilerin bizimle birlikte çalışmasını bu yanlış bilgiye karşı mücadelede birlikte hareket etmemiz için… Kürsüler ben bir yanlış gördüğümde veya herhangi bir azandaş, bu bilgi yanlış, doğrusu bu diye size ulaşabiliyor mu? Bunu ciddiye alıyor musunuz? Tabii tabii, zaten biz kullanıcılarımıza sürekli iletişim halindeyiz ve bize yaklaşık bir ayda 400-500’den fazla şüpheli bilgi tekil gönderiyor kullanıcılarımız. Zaten salgından itibaren de bunların çok büyük bir kısmının COVID-19 ile ilişkili şüpheli bilgileri olduğunu da söylemekte… Peki teyit yönteminiz ne? Bir şeyi teyit etmek çok zor. Bazı şeyleri teyit etmek daha kolay ama bazı şeyler var ki bunu teyit edebilmek özellikle bilimsel alanda oldukça zor. Diyelim ki mesela Einstein’ın o meşhur sıfır atıflı makalesi. Bir adam yazdı bunu koydu. Diyelim ki o gün sosyal medya var koydu. Başka bir adam dedi ki bu teyide muhtaç.
Neden? Çünkü hiç atıf yok. Adam hep yeni bir çığır atıyor birinde. Size geldi, siz baktınız dediniz ki evet bunlara doğru denir hiçbir kaynak yok. Hiçbir kaynağı da zikretmiyor. Bu doğru değil. Al başına belayı. Yani bilimin %100 doğru olma ihtimali olmadığı yerde teyitçilerin de aslında kaynaklar o anda o sırada neyi doğru gösteriyorsa ya da neyi yanlışlıyorsa sadece onu gösterebilmek…
Eğer o gün bir teyit olsaydı o gün 1905 müydür o gün makalede kaçtır diyebilirdi ki Einstein yanıldı böyle bir şey yok. İnanmayın bu sacı başı dağınık herife. Evet şimdi varsayım üzerinden bunu söylemem çok doğru. Büyük bir değil mi? Büyük bir böyle bir şey. Tabii yani aslında eğer elinizde yeterince somut delil yoksa bir bilginin doğru olduğuna dair bizim yaptığımız araştırma metodumuz ortaya çıkan iddianın niteliğine göre doğru yerlere bakabilmek aslında. İşte ona bakacağınız yer yok.
Ben buraya küçük ekleme özür dilerim. Sözünüzü bölmeyeyim ama küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Burası çok önemli çünkü sorduğu soru. Şimdi siz bir gazetecisiniz aslında haberi doğruluyorsunuz. Aslında gazeteciyle bilim insanının ortak bir noktası var.
Çok net ortak noktası şu bilim insanı gerçek bilgiye ulaşmaya çalışır, uğraşır işte deneme yanılma. Bilimin şöyle bir özelliği vardır. Bir şey tam kanıtlanmışsa yani sizin deyiminizle teyit edilmişse altı böyle kalınca çizilmişse işte yer çekimi vardır. Bitti. Bunu daha dünya yuvarlattır. Bunun sağını solunu önünü arkasını fazla düşünmeye gerek yok.
Ama dünya düzdür falan diye birisi bir şey söylerse ve birisi de size danışırsa siz bunu birtakım şeylerle kaynaklardan hemen teyit edersiniz. Bayağı geniş bir dünya düzcüler kitlesi var biliyor musunuz? Var var. Gök itimciler var. Evet bunu teyit edebilirsiniz. Burada bir sıkıntı yok. Ama bir de çalışan dinamik aktif bilim var şu anda. Hala dünyada devamlı bir sürü teori var hocam da bilir. Hematoloji alanında da var işte bizim farmakoloji alanında da var.
Birkaç tane makale çıkabilir. Çok da heyecan verir. Şimdi covid 19 da tedavi eden işte yeni bir ilaçtan falan bahsediliyor. Bu ilacın ama… Moldu Pira 1. Tamam. Sorun çıktı ondan önce. Ama ben farmakolog olarak şimdi baktığımda onda sorun çıkacağını öngörebiliyorum. Merkez ilacı. Yani yüzde elli. Yüzde elli. Şu anda yüzde elli. Hindistan bunu doğruluyamadı orada. Muadiliyle yapılmış. Bir şey söyleyebilir miyim ben de burada? Aslında şimdi bu tartışmada bir önemli nokta daha var. Bu aşı karşılıkları ya da bilim dışı söylem içinde olan kişilerin yaptığı temel iş aslında sadece o yaptıkları iş. Ve bunlar aslında iyi iletişimciler. Yani bunu kabul etmek lazım. Çok iyi düşünüyor. Bu bilim insanların da yani bir bilim insanının çok iyi iletişimci olması gerekmiyor aslında. Yani çok da böyle bir sürü müz yer aldık işte bu pandemi zamanında filan hani çok da sevimli olmayabiliyoruz. İnsanlar bizi ya bunlarda Mars’ta mı yaşıyor gibi görüyor olabiliyorlar. Bu da aslında biraz insanların yakın olduklarına duyduğu şeyde öyle de bir çekilme var. Yani çok ilginç bana mesela birisi yazdı. Dedi sen niye dedi bu kadar aşı yalnızlık konuşuyorsun aşı karşılıklarıyla çıkın dedi televizyona dedi karşılıklı tartışın dedi biz de dinleyelim dedi. Kim haklı karar verelim ona göre davranalım. Yani algısı böyle halbuki yani seni hakem yapamazsın yapamayız seni hakem.
Çünkü okuma yazma bilmeyen bir insana işte Sayın Hocamın mı kitabı güzel bu mu güzel diye soru sormaya benzer bu yani bunu değerlendirebilecek durumda değil. Kapağına bakar der ki yani bunun kapağı daha güzel. Öbür dürükte bunu diyemezsiniz yani. Evet yani burada böyle bir sorun var. Bir de tabi bu sosyal medyada şöyle bir durum var. Yani biz aslında Sayın Hocamla biraz böyle kaftağının kalenin içinde yaşarken sahaya çıktık. Şimdi burada herkes eşit. Yani burada herkes herkese her şeyi söyleyebiliyor. Yani adam benimle herkes profesör. Evet hayır şöyle benim başıma geldi. Sonra da kızdılar bana yani tartışıyoruz sosyal medyada bir işte niye aşı aşı düşük yapıyor bilmem ne filan diye. Sizin dedim eğitiminiz ne dedim kuaförüm dedi. Yani burada böyle bir tartışmaya girebiliyor. Daha iyi bilebilir sizde.
Hayır şimdi bunu söyleyince de kuaförler bana işte dediler ki niye kuaförleri şey yapıyormuşsunuz aşağılıyor musunuz filan. Yani cidden böyle bu post rıf dönemi her şeyi birbirine karıştırdı. Şurada şunu net şunu söyleyecektim. Şimdi bilim gerçeği arıyor. Doğru medya gerçek etik çalışan medya gerçek haberi verir.
Yani bir medya gerçek haber veriyorsa ve medyadan siz gerçek haber alıyorsanız bu çok önemli bir şey. Şunu söyleyeyim mesela şimdi medya işinde şimdi ben 38 yıldır gazeteci yapıyorum. Benim en çok yalan haberlerim en doğru haberlerim. Ama bazen 3 sene sonra ortaya çıkmışlar bazen 2 sene sonra bazen 6 ay sonra. Ama mesela ben bu haberi yazarım. Zart diye bir siyasetçi veya birisi çıkar der ki bu aralar aralar der. Sonra aradan zaman geçer. Kabak gibi doğurdu benimse.
Birinizde bir kanıt varsa gerçeğe dayanarak siz bunu söylüyorsanız birileri bunu reddedebilir. Ama gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Şimdi Teyid Ork’un yaptığı haberin doğruluğunu teyit etmiş. Dediniz ya az önce İtalyan doktor diyor. Bakıyor kardeşim Teyid Ork’dan böyle bir İtalyan doktor yok. Ona bakıyor ve çok önemli bir iş yapıyor. Bu grafenle ilgili konuları da ben sizin Teyid Ork’dan bakarak.
Evet çünkü siz yorum ve sizden bir şey katmıyorsunuz. Bunu yapan gazeteci de çok fazla. Bir de şu soruyu sormak lazım. Mesela Manu Pravin’in medyanın gözünün önünde dakikalarca bilim insanları tarafından tartışılması gerekir mi? Bir de onu tartışmak lazım. Tam da onu söylemeye çalışıyordum. Siz haberin doğruluğunu teyit edeceksiniz. Ama bir tane ilaç çıkmış ya da bir işte ot, çöp neyse bir şeyle ilgili 3-5 tane makale var.
Bilim insanları da tartışıyorlar. Şimdi bunun doğruluğunu siz teyit edemezsiniz zaten. Tabii ki. Yani bunun çok fazla kanıta ihtiyacı var. Şu anda yeni çıkan Covid-19 ilacı işte Hindistan’da hocam… Zaten galiba öyle şey teyit edilir. Öyle bir imamız yok. Onu biz teyit edeceğiz. Evet muhakkak. Onu biz teyit edeceğiz. Tabii ki size eğer inandığınız kaynakları kullanarak… Tabii ki şeyi teyit edeceksiniz. Yani gelen haberin şu post-truth dönemde bilimle ilgili gelen haberin ne kadar doğru ne kadar doğru.
Yani kaynaklar doğru mu değil. Ben diyelim ki bir yazı yazdım. Aşı ile veya işte geçenlerde yazdım mesela. Bu Mollü Previr yazdım. Diyelim ki Fatih Altay’ın yazısını dayandırdığı şu kaynak yoktur. Bu kaynak da öttür. Uydurma kaynaktır. Ama şu kaynak vardır diyelim. Kaynakları varsa onun diyeceği bir şey yok. Ben de ilgilenmem. Ama şu da olabilir. Bu kaynaklar var ama bu kaynakların… Hocam bıraksak da biraz Afikan konuşsana. Meta analizini yaptığımızda bu kaynakların hepsine bir arada baktığımızda ortaya somut bir şey çıkmıyor. Onun işi onu yapmak değil zaten. O değil. Onun bilim insanları yapıyor. İşte ona biz meta analiz diyoruz. Hocam bir Atakan’a sözü verir miyim? Yok kesinlikle katılıyorum. Bizim zaten kesinlikle kendimizi… Ya bu bazen siyasi konularda da karşımıza geliyor. Biz herhangi bir yargı mercisi değiliz. Biz olay yeri inceleme ekibi değiliz. Art partiye yakın olarak suçlayanlar oluyor.
Bizi muhalefete yakın olmakla da suçlayanlar oluyor. Bizi başka gruplara yakın olmakla da suçlayanlar oluyor. Bunun olmasını da çok normal karşılıyoruz. Hem post truth gibi bir çağda yaşadığımızı akılda tutmak hem de Türkiye’de yaşadığımızı akılda tutmak kaydıyla. Dolayısıyla aslında kendimizi… Türkiye bu konuda farklı mı dünyada? Bunu söyle Akmer. Çok farklı bir dünyada. Sizin benzeriniz kuruluşta başka ülkelerde var. Onların tehit oranları da size göre bir farklılık var mı?
Şöyle benzer şeyleri yapıyoruz, benzer işleri yapıyoruz, benzer reaksiyonları alıyoruz aslında. Bu COVID-19 salgını boyunca tüm dünyadaki sertifikalı yani bağımsızlığını, şeffaflığını kanıtlamış tehit organizasyonlarında yaklaşık 16 bine yakın analiz çalışma çıktı. Bunlar yanlış bilgi işaret eden çalışmalar. Son zamanlarda da çok sevindirici bir gelişme oldu.
Filipinler’de tehit organizasyonunu kuran Maria Ressa aynı zamanda Hrantink ödüllerini de aldı bu sene. Nobel Baroş ödülünü aldı. Bu da aslında ne kadar yaptığımız için ifade özgürlüğü boyutunun da ciddi anlamda işimize katkısı olduğunu gösteriyor aslında. Dolayısıyla hocalarıma katıyorum kesinlikle.
Onların koyduğu kaynaklar, aldıkları atıflar, yayınladıkları makalelerin çıktığı dergiler ya da kendilerinin bu işle, bu uzmanlık alanıyla kurduğu ilişki bizim tehit yöntemlerimizin bir parçası. Ama tabii ki gidip klinik araştırma yapmak ya da vakaları incelemek bizim görevimiz değil. Klinik arşılarının doğruluğunu araştırmak için görevimiz değil. Onlar bir de hiçbir zaman mutlak ve hep doğru değil yani hani.
Tabii ki sürekli değişiyor ve onlar değiştikçe bizim görevimizde o an doğru olan şeyin eğer bilimsel veriler yanlış olarak tekrar güncellendiyse tekrar yanlış olarak güncellenmesini sağlamak. Bir ara vereyim devam edeceğiz.
Başlayacağız. Mustafa hocam, en önemli bu şeyden yine tıpta çok çıkıyor.
Yani insanın hayatını çok ilgilendirdiği için ve sürekli olarak da ilaç devri diye bir şeye karşı bir insanlarda antipedi olduğu için haksızlara demiyorum o antipedi haklı bir antipedi ona bir şey demiyorum ama mesela şöyle bir şey vardır ilaçta özellikle kanserin ilacı bulundu, ilaç firmaları bunu saklıyorlar çünkü ellerinde yoğun miktarda şey var, ne denir bu kanser tedavisi kullanılan kemo terapi ve diğer ilaçlar var.
O yüzden bu tedaviyi bir türlü çıkarmıyorlar çünkü buradan kalanlıkları para ortadan kalkacak. Mesela bunun inandırıcılığı var mıdır, gerçekliği var mıdır, sonra soracağım bunu teyit ederler mi etmezler mi diye nedir bu durum? Yani bunun tabii ki inandırıcılığı yok yani böyle bir şey şu bir gerçek yani ilaç firmaları da tıpkı otomobil firmaları gibi kar amaçlı firmalardır.
Yani siz onların nerede durduğunu doğru biliyor olmanız lazım. Onların varlığını yatsıyamaz bir durumdayız çünkü çok büyük bir ekonomik güçleri var. Ama akademiyle olan ilişkilerini düzenleyebilirsiniz, kamu ile olan ilişkilerini düzenleyebilirsiniz. Ama bu ilişkileri daha çok kamu yararına ve daha çok insanlık için kullanmaya zorlayabilirsiniz. Onlara karşı duruş geliştirirken böyle bir argümanı ortaya atmak inandırıcılığı sıfır bir durumdur. Çünkü bu moleküller falan yüzlerce insanın emeği çabasıyla geliştiriliyor. Yani birisi odasına kapanıp ilacı bulup sonra kasaya falan kilitlemiyor ve inanılmaz bir rekabet var. Yani gerçekten ilaç firmaları tertemiz mi? İlaç firmalarının tertemiz olmadığını zaten konuşmak için bir sebep yok. Ama burada yapılan işin kamu yararını da göz önünde tutmak ve insanlığa katkısını da göz önünde tutmak ve öyle hareket etmek lazım. Birçok şey düzenlenebilir. Mesela en basiti grip aşıları. İşte grip aşıları ile ilgili insanlar şöyle bu kadar büyük paralara mal oldu şu kadar cebe indirdiler falan diyorlar. Gerçekten de grip aşıları çok etkileymiş gibi düşünen bir şey var, adını söyleyin sektör. Ama grip aşılarının her yıl etkinliğinin çok değiştiğini bazen 15-20… Mesela 2000 senesinde 0 etki. 2000-1 kaba 0 etki. Evet %15-20’lere kadar düştüğünü biliyor olmak gerekiyor. Ama ben size söyleyeyim mesela yapılmış geçtiğimiz yıllarda bir çalışma. Aşılananlarda grip olma oranı %1.2, aşılanmayanlarda %3.9. Ya bu kadar fark için mi aşılanıyoruz diyorsunuz? 37 kişiyi aşılıyorsunuz, 1 kişiyi grip olmaktan kurtarıyorsunuz.
Ama global ve halk sağlığı açısından bakar baktığınızda 35 kişiden biri önemli bir rakam tutuyor. Yani iş gücü kaybı bilmem ne filan olarak baktığınızda. Yani burada her zaman geniş bir perspektiften bakmak lazım ve böyle noktasal atışlar yapmamak lazım. Yani ilet firmalarını eleştirmek lazım.
Ama onların ker amaçlı kuruluşlar olduğunu da göz ardı etmemek lazım. Yani bu ker amaçlı olmalarının da insan sağlığı açısından önemli işler yaptıklarını da ortaya kaldırmıyor. Tabii yani biz şimdi otomobil firmalarına onlar işte emisyon hacimlerini işte yanlış gösteriyorlar bilmem ne filan diye kızıp nasıl at arabasıyla işe gitmiyorsak. Yani ilaç firmalarını da kızıp gidip de böyle kanıta dayanmayan hiçbir çalışması olmayan ot çöple tedavi olmayız yani. Burada oyunun içinde kalmak ve olabildiğince kamu yararını öne çıkartacak. Yani bu sağlık otoritesi de yapmalı, sivil toplum kuruluşları da yapmalı, sağlık çalışanları da yapmalı. O ilişkiler çok etik kurallar üzerine oturtulmalı. İlaç firmalarını maksimum oranda kamu yararı için yönlendirmek gerekiyor. Bu çok net. Hocam sizin sanırım kitabınızda da bahsediliyor aslında ilaçların veya aşıların ilaç firmalarının ne kadar mal olduğu konusunda da doğru ve yeterli bilgi söz konusu değil. Yani düşündüğümüz aslında işte aşılarla alakalı komple törelerinde de genel var sayım aşı firmalarının bu hastalığı aşı üretip kar etmek için ortaya çıkardığı yönünde bir komple töresi var. Ama aslında baktığımızda tedavi çok daha maliyetli. Yani aşı o kadar ucuz bir tedavi ki diğer tedavilerin yanında aşı şirketlerine asıl olarak kar ettirmiyor. Yani dünyayı yönetenler diye adlandırdıkları hani bu global sermayenin uşaklarısınız filan de yazıyorlar ya 12 trilyon dolar yani hani böyle birkaç ayda bir kayıp dünyada bu pandemi sırasında. Yani ilaç firmaları birkaç yüz milyar dolar kazanacağım diye o dedikleri o koca global güç her neyse böyle bir risk alır.
Yani olabilecek bir şey değil bu bu hep için için tepki için için bu altta kalmış olmanın ezikliğiyle çıkan bir şey yani çünkü bilim insanları bu haliyle ve bu üretim ilişkileri içerisinde tek başına mutlu etmeye yetmiyor.
Yani sorun bu bence yani bilimin daha çok kamu yararına daha çok insan için daha çok insanın yararına tartışılması lazım. Mesela bizim bu tartışmayı bırakıp niye Afrika’da sadece yüzde 3 insan aşılandı bunu konuşuyor olmamız lazım. Yani eğer insanlık için bir şey konuşacaksak bunları konuşmamız lazım.
Sessizlik oldu. Devam edebilir mi eğer? Buyurun efendim size bırakıyorum. Şimdi kemoterapiyle girdik işe oradan ilerleyelim şimdi gelecekte ilaç endüstrisi nereye gidiyor ilaç nereye gidiyor insan sağlığı nereye gidiyor.
Şimdi birileri sürekli şundan bahsediyor kadim tıp daha iyiydi bir kadim tıptan bahsediyorlar şimdi geçmişte kalan eski tıp yani eski yöntemler ya sadece hadi nöro psikiyatri alanından bir örnek geldi aklıma. Nöro psikiyatri şizofreninin kadim tıbbına gidersen insanları insanları insanın komasına sokup o şekilde tedavi etmeye çalışıyor. Bu çok kadim değil ama insünyon verdiklerine insünyon verir birine göre fazla kadim olamaz daha kadim var mesela kafalarını deli kaçıyorlar. Deli kaçmayı bırakın içine şeytan girdiğini düşünerek şeytanı da yapmak için. Onları kastetmiyorlar aslında ama şunu gözden kaçırıyorlar yani geleneksel tıbbın bir süreç içerisinde bir kuşkusuz vardır yani buna da bir saygısızlık etmemek lazım ama insan yaşamı 80 90 21. yüzyılda doğanların 100 plus yaşayacağı konuşulduğu bir dünyada insan yaşamını bu noktaya getiren kadim tıp değildir. Tabi mesela bunu ortalama yaşayan demekle alabiliyorsun. Evet. İyiyim var Sinan 100 seneye yakın yaşadı. Leonardo da binci 90. Ama o dönemde. Ama yaş ortalama hayat 32. 35-40 yani maksimum. Yani o yaşlara ulaşan çok fazla insan yok. Yani o şanslı olacak bir yeri kesmeyecek mikrop kapmayacak işte eline pastı çivi batmayacak falan filan gibi böyle bir sürü şanslı şey olacak değil mi? Aslında Alzheimer hastalığının ortaya çıkmasının sebebi bunun önbunuza basılması. Tabi kanser için de aynı şey söyleyebiliriz. Birçok kronik hastalık için. Tabi aynı. Ve yani bu beğenmedikleri aşılardır aslında en büyük. Pelisyon. Yani enfeksiyonların bir şekilde kontrol edilmesi aşı ya da tedavi. Ve bu kadim tıpla olmadı yani. Burada belki şeyden de bahsedebilir aslında bu geçmiş dönemlerde geçmiş zamanlarda. Aşılar sayesinde hayatı kurtulan insanların hikayelerinin yeni jenerasyonlara ne kadar aktarıldığı meselesinden de. Yani günün sonunda aslında ben bazı veriler de getirdim gereken buna dair. Örneğin çocuk felci 20 yılda aşılar sayesinde 300.000’den 2000’e düşmüş. E şimdi biz okuldayken bütün hepimizin sınıfında bir veya iki tane çocuk felci geçilmiş ve bacağında bundan dolayı takılmış aparat olan arkadaşımız olurdu. Şimdi kalmadı. Mesela 1960’lara kadar çiçek her yıl iki milyon insan öldürürken aslında aşı bulunduktan sonra yani 1979’da tamamen tarihe karışıyor. Yeni doğanlara çiçek aşısı dahi yapılmıyor. Dolayısıyla aslında bu bilginin de belki kaşınması aşıların ne kadar etkili olduğunu göstermede önemlidir. Burada da mesela şey yönetiliyorlar. Kardeşim onlar klasik aşılarda işte bu mRNA’da M çok önemli falan diyorlar. Mesajlar. O da tabii bilgisizlik yani mRNA’nın nükleosunun içine girip de DNA’yı bozabilme gücü yok yani. O en hızlı bir şekilde destabilize oluyor, hızlı bir şekilde yıkılıp gidiyor ama bu tartışmayı ben de yaptıklarında canım sıkılıyordu. Aziz Sancar ile yaptılar bunu. Birisi Aziz Hoca’ya bu mRNA’nın diye başlayan tweetler attı. Adam DNA’nın DNA’yla geçmiş adamın bütün ömrü DNA’yla. Bununla ilgili Nobel almış. Evet. Üstelik bununla ilgili Nobel almış adama mRNA’nın ne olduğunu anlatmaya kalkan, ama sosyal medya böyle bir şey, oraya girdiniz mi terleyeceksin. O yüzden en hızlı girmemek. O zaman da meydanı çok fazla boş bırakmak oluyor. Yani burada nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili ben…
Ama şimdi o adam eve gidiyor, diyor ki Aziz Sancar’ı, Aziz Sancar’ı perişan ettin diyor. Kahvele bunu alır. Diyor yani aslında. Birkaç farklı aslında strateji kullanılabilir. Eğer yanlış bilginin yayılmasını istemiyorsak, asfaragas bilgilerin insan sağlığını tehdit etmesini istemiyorsak yine aynı terminolojiyi kullanalım. Bir metafor olarak aşılama yapmak gerekir. Yani önden aslında insanlara yanlış bilgiyle karşılaşabileceklerine dair doneleri vermek gerekir. Sosyal medya kullanıcıların, internet kullanıcıların. O nasıl olacak? Bizim önlerimiz, bizim görmek istediğimiz şey aslında eğitim sisteminde yerleşik bir eleştirer dijital okul yazarlık ve güçlendirilmiş bir dijital okul yazarlık sistemiyle. Bunun için öğretmenlerin güçlendirilmesi gerekiyorsa öğretmenler, gerekiyorsa velilerle, bebeğinlerle çalışmaları… Bunu yapıyorsak ülkede pek çok şey değişecek de. Evet tabii ki. Ama işte bunun için de çok fazla aktörün de dahil olması gerekiyor.
En azından biz teyitte bunu kendi tarafımızdan yapabildiğimiz ölçüde yapmaya çalışıyoruz. Fakat tabii ki burada daha sistemsel değişikliklere de ihtiyaç olduğu kesin. Şimdi bizim sizinle mesela bir tartışmamız oldu. Teyit, Ork’la tartışma demek doğru mu bilmiyorum ama. Benim bir program, Kuer Set’in diye bir program vardı. Bu programın sonra siz dediniz ki böyle bir etkisi yok. Böyle bir etkisini teyit edemedik. Aslında evet. Şimdi oradaki tartışmalar… Sizle tartıştık çünkü niye tartıştık? Ben bilimsel olarak Kuer Set’in kullanımıyla ilgili pek çok veri olduğunu söyledim. Siz dediniz ki size gelen konukların söylediğiyle ilgili bir problem var. Bu yayından sonra bu yayın kaynak gösterilerek yapılan haberlerde ciddi bir hata vardı. Bizim yanlışladığımız da aslında biraz oydu. Kuer Set’in etken maddesinin umut verdiği doğru ancak daha çok araştırma yapılması gerektiği de sabit. Onu program yapıyordu zaten.
Ancak bu programa katılan konuk geliştirmiş olduğu Gıda Takviyesi’nin, yani ilaç da değil bu arada, Gıda Takviyesi’nin Covid-19’a iyi geldiği yönünde iddialarda bulunmuştu. Bazı haber sitelerde bunu aşı kadar etkili… Etkili diye verdi. Orada program vardı. Aynen. Biz onu programda söylemedik. Öyle bir sonuç çıkardı bazı yerlerde. Dolayısıyla bu sahte bir güvenlik algısı, oluşturması dolayısıyla insanlarda o zaman aşı yaptırmama gerek yok.
Ben bu Gıda Takviyesi’ni kullanarak da Covid-19’u yenebilirim hissinin fikrin oluşması adına. Doğru. Ona müdahale etmemiz gerektiğini düşündük ve yanlış olduğunu beyan ettik. Aslında biraz konu oydu. Fatih Bey hep siz soruyorsunuz da ben size bir şey sorabilir miyim? Buyurun. Yani bu medyada işte bu kadar çok haber yani kaynak oradan çıkıyor da,
bu medya kuruluşlarında mesela böyle bir bilimsel, bilimsel demek doğru değil de bir editorial board, bunları eliyen bir kurul falan öyle bir şey var mı Türkiye’de? Yani ne bileyim mesela bu haberler bir yerden çekediliyor mu? Çünkü mesela aynı muhabir iki farklı görüşle ilgili çok heyecanlı iki haber yapabiliyor. Hocam şöyle söyleyeyim, gene elinde bilmem çok mümkün değil. Ama ortalamasında bunun pek gay dedilmediğini, o işin onlara kaldığını. Evet yani aslında artık artık yaptığı… Ama mesela biz bu program değil, geçmişte bir bilim kurulu oluşturuyor. Çeşitli alanlarda yetkin hocalardan oluşan ve gerek konukları, gerekse konuşulacak konularla ilgili hep program öncesinde çok öncesinden onlarla görüş alışverişine bulunarak gelen kişilerin yetkinliği, davet edilenlerin yetkinliği ve konuşulacak konuların bilim adına televizyonda konuşulamayacağını veya bir tehlike yaratıp yaratmayacağını şey yapın. Çünkü bazı şeyler var ki çok derinlemesine konuşulması gereken ama televizyonda anlaşılması mümkün olmayan. Yani normal izleyici arasından yanlış mesaj geçebilecek konular var. Bunlara biz dikkat ediyoruz. Yine Habertürk internet sesine ilgili olarak şunu söyleyebilirim. Habertürk internet sesinin bu konuda pek çoğuna göre daha duyarlı.
%100 duyarlılık mümkün olamıyor medyada. Hız var, rakipler var, başkasının koyduğu haber var falan ama yine de Habertürk olarak orada özellikle yöneticisi Yavuz Barlas’ın çok fazla hassas olduğunu biliyorum. Pek çok şeyde mesela benim yazılarımla ilgili bana görseniz böyle detay detay, abi şuna baktık mı, abi şu hesapta bilmem ne olabilir mi diye çok dikkatli olmaya çalışıyorum.
Ama bazıları hiç yapmıyorum. Tabii ki siz bir markasınız ve eminim bunu yapıyor olduğunuzdan ama bu daha yaygın bir medyada yapılıyor olsa bu tartışmalar çok minimalize olur aslında. Ama 24 saatlik bir iş yapılıyor hocam. Burası bir nature vergisi değil. Tabii o da doğru. O yüzden hani biz bunu aldık. Nature bile yani ne için değil ama o çok büyük tabii yani hani seksi makaleyi öne getiriyor deyip yerindeyiz. Bazen geri çekiyor sonra. 2016’da Teyit’e başladığımızda biliyorsunuz çok zor zamanlarda işte terör saldırılarının yaşandığı birçok insanın hayatını kaybettiği dönemlerde ki bu tarz duygusal yükselişlerin yaşandığı dönemlerde yanlış bilgi de ciddi oranda artıyor. O dönemlerde haber sitelerinde yanlış insanların yanlış fotoğrafların kullanılarak saldırgan diye hedef gösterildiği zamanlar oldu. Bu ihtiyaçtan doğdu Teyit aslında.
Ama şimdi haberci arkadaşlarında hakkını yiyemeyelim geçen beş yılda ciddi oranda kendilerini bu konuda geliştirmeye çalıştıklarını tanık olduk. Fatih Bey’in söylediği çok doğru. Çok ciddi bir hız baskısıyla karşı karşıya herkes çok ciddi bir eleme yapmak zorunda herkes. Sizin tıklanma meselesi var ya tıklanma meselesi? O zaman alıyor. Açılılmaz olarak yani bilimsel dergiler için ben bunu net bir eleştiri gibi söylemedim. Yani çünkü bu bizim dünyamızda da olan bir şey.
Yani o kadar çok bunun örneği var ki yani siz mesela bilimsel çalışma yapıyorsunuz. Pozitif sonucunuz varsa yayınlanabilirliği daha yüksek oluyor. Aynı setupta ya da benzer bir çalışmada yaptığınız sonuç alamadınız. Fark bulamadınız. Çekici gelmiyor. Editöre onu basmak halbuki o bilgi de çok kıymetli yani X ilacı mı? Y ilacı mı? Biri diyor ki X ilacı. Siz diyorsunuz ki X ilacı ile Y ilacı arasında fark yok. Editör X ilacı etkin diri tercih ediyor basmak için. Tabii zaman zaman sensasyonel bir elçilerin çıkarılaması. Yani aynı mantık çalışıyor aslında. Hocam bu kanserciyle ilgili mesela verdiğiniz örnek anlattığınızda ben bir katkıda bulmak istedim. Hatırlar mısınız veya hatırlamak zorunda değilse evet ama belki bilirsiniz belki. Kodak firması dünyanın en önemli film, fotoğraf filmi ve fotoğraf baskı kağıdı üreticisi Kodak firması ve fotoğraf makinesi. Mühendisleri ilk dijital fotoğraf makinesini geliştiriyorlar. Kodak’ın yönetim kuruluna getiriyorlar. Diyorlar ki böyle bir buluşumuz var. Kodak da diyor ki ne gerek var ki bizim elimizde en iyi filmleri biz yapıyoruz, en iyi kağıdı biz basıyoruz, en iyi şeyi biz yapıyoruz. Niye kendi kendimize böyle bir rakip çıkaralım deyip bunu lanse etmiyorlar. Başka bir filmi çıkarıyor sonuç Kodak battı.
Mesela kansileci konusunda da diyelim ki dev bir firma atıyorum Pfizer buldu aman çıkarmamız çok… Hayır mümkün değil. Küt diye MERS çıkarır, hiç mi çıkarmaz bir kişi kapat oradan caddeye çıkar. O kadar temelsiz bir iddia ki yani o hatta Cancer Dergisi’nde 5 büyük kanser yalanı diye yayınlanan bir şey vardı. Yani çok büyük bir geniş halk kitleleri üzerinde yapılmış bir tanesi bu. Bir yer dördü ne?
Bir tanesi işte cerrahi müdahele kanserin yayılmasına neden olur. Bir tanesi kanser ağrısı dindirilemez. Kanser tedavi edilemez hatırladığım kadarıyla. Bu ve bunun gibi şeylerdi. İşte bir tanesi bu ilaç firmaları kanserin tedavisini bulmaya hikaye ediyor. Şimdi bu ilaç firmaları ve kadim tıpla ilgili bir şey söylüyordum değil mi? Özür dilerim hocam. Onun dışında bir şey sormak istedim ben onu da isterseniz aradarsanız onu da aklınızda bir kere kaldırırsam sorumu unutuyorum da o yüzden yaşlandım. Diyorlar ki işte ilaç bir grup doktor var. Diyorlar ki ilaç firmaları çok kötü. İlaç firmaları sizi dolandırıyor. İlaç firmaları bilmem milyarlarca hikar ediyor falan filan. Bakıyorsunuz aynı doktorlar takviye edici gıda adı altında bir takım zamazingoları iletiyor, itiriyorlar insanlara. Ve ilaç firması para kazanıyor değil, ilaç firması karadarken aslında kendisi başka bir yerin kendi ölçüsüne daha çok para kazanıyor. Bu da bir tür bilimsel yalan değil mi? Aslında bu sorduğunuz soruya cevap verecektim. Ben şimdi o zaman cuk oturdu denir ya tam üzerine oturdu. Şimdi nereye gittiğine bakarsak biyoteknolojik ilaçlar ve gem tedavisi diye bir alana doğru evriliyor ilaç meselesi. Hatta sonra kişiye özel et çıkacak diye bakıyor. Ve kişiye özel başladı zaten. Şimdi bu maliyeti oldukça yüksek ve ticari değeri de oldukça yüksek ürünler çıkmaya başlıyor. Ve bu ürünler kimlere ulaşabiliyor veya kimler alabilir bunu? İşte en son çıkan ilacın bile 5-6 bin dolar galiba değil mi? Tabii o sol karti tedavilleri de 400 bin dolar. Dozu 700 dolar.
700 dolar çok yüksek bir rakam. Tedaviye oranında hastaneye oranında daha ucuz olduğundan bahsediyorlar. Şimdi şöyle bir şey var. Aslında devletler yani konuşmamın başında da söylemiştim. Sosyal devletten şirket devlete doğru bir evrilme süreci yaşıyoruz. Ve bu Covid 19. Hocam da dikkatli konuşun. Biz konuşurken teyit alıyoruz. Evet. Aramızda bu sefer bir ajan var. İyi ki var. Hocam rahat. Az önce benim söylediğimi anı teyit ettirdiler. Allah’tan doğru çıktı yani. İyi ki var. Yani bu böyle bir gidişat var dünyada. Şimdi devletler aslında sağlık çok büyük bir yük. Yani hem sağlığın tedavi giderlerini sadece ilaç değil biliyorsunuz. Yatarak bakım var, ameliyat var, ameliyat sonrası bakım vesaire. Bunları karşılamak oldukça zor ve giderek Türkiye’de de bunları hissetmeye başlıyoruz.
Tamamlayıcı tedavi alıyorsunuz. İşte SGK yetmiyor. Başka bir takım yok. Katılım payı ödüyorsunuz. Ve daha yeni biliyorsunuz çok tartışıldı. Sağlık Bakanlığı 52 tane ilacın geri ödemesini ortadan kaldırdı. Mesela bu ilaçların geri ödemesi olmayacak artık. Ve peyder pey bundan sonra bu iş genişleyerek devam edecek. Peki kitle var.
Genişle bir kitle var. O kitleye ne sunmak lazım? İşte bunlara alternatif tıp diye bir şey sunuyorlar. Hocam da belki destekleyecektir beni. Tıbbın alternatifi olmaz. Ama tıbbın içinde alternatifler vardır. Yani tıbbın bir şey cerrah ile tedavi edersiniz, ilaçla tedavi edersiniz. Başka bir yöntemle tedavi edersiniz. Tıbbın alternatifi olmaz. Mesela Çin tıbbı alternatifini bildirmiyor musun? Efendim şimdi nereden aldığınıza bağlı.
Eğer kanıta dayalı bir şekilde yapılıyorsa, bunu yapma yetkisi olan bir hekim tarafından uygulanıyorsa, usulüne uygun bir şekilde… Yani bilimin klasik metodolojisi ile konfirme edilmiş, doğrulanmış vs. O zaman zaten onun adı alternatif değil. Tıbbın içindedir zaten.
Akapultur’un ağır kontrolünde işe yaradığı gösterildikten sonra, Akapultur’un ağır tedavisinde kullanılması artık bir alternatif tıbbı sayılmaz. Sizin söylediğinize bir şey eklemek istiyorum. Aslında çok önemli bir noktayı sordunuz gerçekten. Yani diyorsunuz tedavi maliyetleri çok arttı ama şimdi teyit edin.
2017’de Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 4 milyar kanser araştırma, şey kanser tedavi maliyeti, 4 milyar dolar. Daha fazla belki. 4 milyar dolar. Az mı? Aynı yıl 40.3 milyar dolar şeyi bildirdiler. Alternatif tıbbı harcanan parayı. Aynı. Yani her… Kanser tedavi araştırmaları için 4 milyar harcanmış, kanser tedavisi için. Yani 4 milyar dolar kanser tedavi araştırmaları için kullanılan bir fay var. Öbür taraftan 40.3 milyar dolar da ortaya atılan bir para var. Çok doğru hocam. Yani 3 eksik, iki fazla ama müthiş bir para. Şimdi teyit edin hocam, merak etmeyin. Evet lütfen teyit edin. Benim elimdeki 30.3 milyar doları alternatif ürünler, 14.7 milyar doları da uygulama ve hekimlere verilen para diye.
Müthiş bir para. Daha net söyleyeyim. İllaki rakam telaffuz etmeye gerek yok. Bir arka bahçe var ama bunu rahatlıkla teyit edebilirler. Çok büyük bir arka bahçe. Bir büyük arka bahçe var ve bu arka bahçe giderek büyüyor. Ve kanunsuz bir bahçe. Yani kendi muayenehanesinde kendi yaptığı ürünü satabiliyor hastalarına. Ve bunun bir kontrolü yok. Üstelik. Bölklerbirliği ne yapar? Şöyle, bunların hiçbiri ilaç değil. Sağlık bakanlığından onaylı değil. Dolayısıyla bunlarınla ilgili bir hukuki bir boşluk var işin doğrusu. Patates ekstresi diye verebilirsiniz yani. Yani dışarıdan gelen bu katkı maddeleri üretilenler bunların hepsi Tarım Bakanlığı tarafından onaylanıyor. Hiç biri Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmıyor.
Sağlık Bakanlığının onayladığı bir ilaçta siz hata yaparsanız mal praktisi davası açılır sizinle ilgili ve hayatınız kayar. Doğru. Ama işte atıyorum bilmem ne otuyla ilgili siz bunu kendi muayenehanenizde bu çok önemli bir şey diye hastaya bilmem kaç yüz liraya satarsanız hastada onu alırsa… Hastanın dosunu ne olduğunu ümiden almak zorunda alırsa… Bunun hiçbir sorumluluğu olmuyor. Orada çok önemli bir şey var. Tam yeri geldi onu belirteyim. Kastettiğiniz kişi diyor ki ben fitoterapi uzmanıyım. Ben bir kişi kastederek söylemedim bu arada. Ben bir kişiyi kastediyorum. Öyle değil. Fito terapi uzmanıyım. Şimdi ben sosyal medyada da girdim. Sosyal medyada saldırıya da uğradım. Adam işte fito terapi uzmanı al gözüne sok filan diye gösterdiler bana.
Bir üniversitede tesis yüksek lisans programına gitmiş fito terapi yüksek lisansı yapmış tesis yüksek lisans. Tezine rastlayamadık çünkü. Şimdi bu ona bir uzmanlık verir mi? Denebilir evet bir uzmanlığı var. Ama sayın hocam o dediği eczacılık fakültesinde yapılan bir klinik uygulaması olmuyor. Aferin. Geleceğim oraya.
Şimdi fito terapi diye bir uzmanlık tıpta uzmanlık hocam. Tıpta uzmanlık yok. Yok şimdi oraya geliyorum. Fito terapi diye bir yüksek lisans programı. Bir branş yok tıpta. Yok tıpta böyle bir uzmanlık alanı yok. Bakın tıpta hastaya dokunabilmek hastayı tedavi edebilmek için değil mi? Bir sağlık bakanlığının tanımladığı uzmanlık alanları olması lazım. Yüksek öğretim kurduğu tarafından da kontrol edilen.
Ve bu uzmanlık alanlarında şimdi 6 yıllık tıp eğitimini bitirdikten sonra hekim üzerine 3 yılla 5 yıl arasında değişen değişik branşlarda uzmanlık eğitimi yapar ve bu uzmanlık. Sınavla girilebilir uzmanlık eğitimi. Sınavla girilen, tufla girilen. Sınavı dediğimiz bir sınavla girilen bir sınavdır bu ve buradan mezun olduktan sonra hocam hematoloji alanında gelen hastaya bakar. Ben işte farmakoloji alanında faaliyetimi gösteririm.
Bir başkası. Fetoterapiyle ilgili bu söz konusu. Hepsinde dene. Hemen teyit edin. Çok önemli. Fetoterapi uzmanlığı diye sağlık bakanlığının tanımladığı ve hastaya sizin hekim dahi olsanız ben fitoterapi uzmanıyım diye müdahil olma hakkınız yok. Bir kere bu bir.
İkincisi sağlık bakanlığının tanımladığı bir uzmanlık alanı var mı? Fito ile ilgili ya bitki ile ilgili var. Fito farması ismi. Fito farması uzmanlık alanı kime açık? Eczacılar. Tabii ki. Eczacılar EUS dediğimiz. Eczacılıkta uzmanlık sınavına girer. Bu eğitimi alır.
Eğitimi aldıktan sonra evet bakın hasta müdahil olup tedavi edemez. Belki tavsiyede bulunabilir. Belki bir hekimle işbirliği yaparak bunu tavsiye edebilir. Ancak burada birileri ki bir kişi de değil bu. Burada biz diyet isyanları da görüyoruz. İşini çok doğru yapan diyet isyanlar kesinlikle söylediklerimin dışındadır. Burada eczacıları da görebiliyoruz. Hocam diyet isyan olmayan diyet isyanları var.
Burada eczacılığın da. Hiçbir eğitim olmayan diyet isyanları var. Ben diyet isyayım diye ortada gözüyor. Bir tür yaşam koçluğu diyet isyanlığı bir yere gelmiş. İkisinin aklıma gelme çok anlamakla beraber olduğu anda. Aynen öyle. Eğer şimdi bir kişi oturuyor, ben hekimim, muayenehanede hasta görebiliyorum. Evet görebilir. Hiçbir itirazımız yok. Tabii ki. Ama ben fitoterapi uzmanıyım diyerek ismini üzerine yazdığı çeşitli baharatları, kapsüllerin içine doldurup. Ucuz da değil ha.
Kimisi 400 lira, kimisi 300 lira gibi yüksek rakamlarla satılıyor bunlar. Bunları hastalara veremez. Yani bu hem veriyor, veriyor işte burada bir yetki gaspı çıkıyor ortaya. Bir fitofarmasya alanına gasp ediyor. İkincisi aslında yalan konuşuyor. Ama doktor olabilir.
Belki gerçek uzmanla aslında alanında uzman olmayan insanları nasıl ayıracağını sanayide belki birkaç ipucu vermek isteyenler için iyi olabilir. Ayrıca şunu da bakın, şunu da teyit edelim. Fitofarmasya’da yüksek lisans yapılabilir. Orada gökte tarif edilmiş tırnak içinde, tıpta uzman değil bakın, bilim uzmanı ünvanı kazanırsınız. Ne demek bu?
Bu bilim uzmanlığı ünvanıyla daha sonra burada doktora yapabilirsiniz, akademisyen olabilirsiniz, burada ders verebilirsiniz, birtakım şeyler yapabilirsiniz. Ancak bu tıptaki uzmanlığın muadili bir şey değildir. Ama bunu tıptaki uzmanlığın muadili gibi göstererek… Hocam abi bir tek bir mesele üstüne, bir iki kişi üstüne yoğunlaşma rica edeceğim. Başka bir yere gidiyor çünkü o zaman sanki bir kişi üstüne… Bence değil ama… Neyse.
O zaman şöyle bağlı. Ben en azından birkaç ipucu verebilirim belki. Nasıl burada yanılmaktan kurtarabiliriz? Evet, yani gerçek uzmanları nasıl ayırt ederiz, kime güvenmemiz gerekir konusunda. En azından birkaç ipucu olsun diye söylüyorum. Bir kere bir bilgiyle karşılaştığında muhakkak insanlar bu bilgiye kanıtlanmış mı, farklı kaynaklarda kanıtları gösterilmiş mi diye bakmalı. Nasıl?
Bunun bilgiyi aldığı yer neresi, bilgiyi söyleyen kişi kim, ileten kişi kim? Bu kişiye gerçekten bu alanda uzman mı? Buna dair bir araştırma yapması, internette bir arama yapması… Burada mesela ben size onu soracaktım aslında geri gelmişken söyleyeyim bir şey. Burada öneriler şu. Google eyes, Google’a bakın. Ask Google. Fakat Google’da da o kadar çok reklam arasında. Peki bir reklam arasında benim bunu vermem lazım.
Google’a ne kadar güvenilir? Google’da TID’e muhtaç mı? Onu bir konuşalım. Evet özür dilerim lafınızı geçtim. Buyurun Google, Google, Google, Google. Evet tabii. Mesela Google’da benle ilgili yazan 10 şeyin, onu değil o 3’ü yanlış yani.
Şimdi bu tarz platformlar, bu tarz arama motorları tabii ki belli algorismalarla, belli popülerleşmiş arama sonuçlarıyla karşımıza çıkardığı sonuçları şekillendiriyor. Dolayısıyla Google’da çıkan her şeye güvenmeliyiz gibi bir öneriyi söylemek mümkün değil. İnsanları yapabilecekleri şeyler, kendilerine güvenilir bilgiyi elde edebilecekleri kaynaklar oluşturmak. Ama bu da baya bir şey gerektiriyor. Evet bunun için, bunun için işte uzman dernekler ya da kurumlar olabilir.
Sağlık otoriteleri olabilir. Bilimsel yayın yapan yerler, siteler… Ama mesela fitoterapi ile ilgili araştırma yapacağız, giriyoruz karşımıza ünlü bir fitoterapist çıkıyor. O halde bizim gibi teyit organizasyonlarına bakıp, burada yapılmış araştırmalara, kaynaklarıyla ortaya konmuş çalışmalara bakmaları en kolayı. Eğer zaman ayırabiliyorlarsa ki bizim önerimiz insanların bunu zaman ayırıp, gerçekten güvenilir kaynaklar için kendilerine rehberler oluşturması ve buraları takip etmesi. Bir uzmanla karşılaştıklarında da yapmaları gereken şey şu, gerçek bir uzman, alanında hakim, gerçek bir tıp otoritesinin yapacağı şey öncelikle tedbirli olmak. Yani bir uzman tedbirli konuşur. Kesin ifadelerden kaçınır. Ya da yavaş davranır. Hemen hızlı çözümler, hızlı reçeteler sunmaktan önce,
biraz sakin kalmayı önerir, beklemeyi önerir, bekler ve ancak zaman geçtikçe ve tabii ki kaynaklarla konuşur, yayın tarihleriyle konuşur. Karşımızdaki uzmanların gerçekten uzman olup olmadıklarını anlamanın en kolay yollarından biri de o. Gerçekten bir ya da birden fazla yazara, bir ya da birden fazla çalışmaya atıfta bulunuyorlar. Kaynaklarıyla konuşabiliyorlar mı, yayın tarihlerinden bahsedebiliyorlar mı?
Dolayısıyla bu tarz şeylere bakmak ya da o uzmanların akademik geçmişlerini taramak da bir opsyon olabilir. İşte hocamız söylediği gibi hangi alanda uzman gerçekten tıp doktoru mu o kişi, yoksa bir yüksek sans derecesiyle bir sertifkayla mı buluşur? Öyle acayip bir şey. Ben şimdi gidip mesela zırtoloji uzmanı desem, abi bir zırtoloji uzman diye peşime takılacak insanlar olabilir. Tabii muhakkak. Yoksa ben mesela böyle bir anabidim dalı icat edebilirim.
Bununla ilgili bir şeyler yazabilirim. Zırtolog falan filan diye. Al başına belayı. Ondan sonra kim temizleyecek bu işin benim yarattığım hasarı. Bunu yapan pek çok insan var görüyoruz yani. Çeşitli alanlarda üstelik de. Mesela adamın bir bilim insanıyla ilgili ben dedim ki ya kardeşim bu adam 1986’tan bir yayınlamış makalesi yok. Bu konuda incelemesi yok. Yazdı ve söylediği herhangi bir şey inandırıcı değildir. Teyide muhtaçtır diye yazdığında. Söz konusu bilim insanı bana makalelerin dedi ki size ben makalem mi? Bir de 186 tane makalem var dedi. Yolladı. Silivri gazetesi. Nalburlar dergisi. Ve bunları bana bilimsel makalede yolluyor. Yani adında profesör, doktor filan yani. Tabii ki yaptıkları çalışmanın nerede yayınlandığı çok önemli. Önemli olan bir konuda uzmanlık alanı ve onun üzerinde oluşturduğumuz hari etkisine de bakmak. Şimdi bahsettiniz işte İtalyan doktorlar ya da başka memleketlerden doktorları söylediklerine Facebook’ta karşılaşıp inanıyoruz diye.
Bir yandan çok fazla karşılaştığımız şeylerden biri de Nobel ödülü almış. Fi tarihinde Nobel ödülü almış bir kişinin bu konuda COVID-19 aşıları hakkında beyanlarına dayanarak insanların karar süreçlerini değiştirmesi. Şimdi Nobel ödülü aldı diye bir insanın her konuda söylediği şey doğru olacak anlamına gelmiyor. Önemli olan uzmanlaşma. Önemli olan o konuda derinleşme, çalışma yapmış olma. Dolayısıyla bu tarz şeylere de temkinliğe yaklaşmakta fayda var. Peki hocam başka bir benzer bir sıkıntı. Bu Google ile beraber doktor Google diye bir şey türedi. Mesela adamın eli ağrıyor. Bunu ben de yapıyorum zaman zaman. Elim ağrıyor. Google’a yazıyorum. El ağrısı diye. Karşıma 200 tane veya 2000 tane veya 2 milyon tane şey çıkıyor. Google da bunların birkaç tanesi seçip ilk etapta önüme getiriyor. Diyor ki işte kemik kanseri olabilir. Haydaa. İşte ikinci olasılık işte elinizin kesilmesi nedir olabilecek damar bilmem nesi olabilir falan. Bu da tehlikeli bir şey değil mi ya? Kesinlikle. Baktığınız zaman orada yazılan tamamen bilimsel. Tamamen doğru. Ben bir araya bir statistik sıkıştırabilir miyim? Tabii. Ben söylediğinizle ilgili internet kullanıcıların %80’i sağlıkla ilgili kendi sağlık durumlarıyla ilgili internette arama yapıyor. Bunların %17’si. Bu 2012 tarihli bir araştırma bu arada. Belki değişmiştir ama 2012 yılında bu aramaların %17’si aşıyla alakalıymış. Ve araştırma yapanların %70’i de internette karşılaştığı bilgiye göre karar veriyor. Yani sağlıklarıyla alakalı bir kararı internetteki bilgiye göre alıyorlar. Bir şey daha ekleyeyim mi oraya? Bir de ilaç prospektüsü okuma alışkanlığı var. Prospektüsleri internetten de bakabiliyorlar. İlaç prospektüsünü okuyup doğrudan ya bu zehir bana zehir verdi diye. Hocam 10 ilacın 9’unda ölüm terikesi vardır diye yazıyor yani.
Yani Google aslında biraz eskiden insanları informa etmemek, hiç bilgi aktarmamak, bilgisiz bırakmak vardı. Şimdi hyper informa ediyor Google. Aslında aynı şeyi yapıyor. Yani insanları bilgisiz bırakıyor o anlamda. Yani uzmanı olmadığınız herhangi bir alanda Google’a girdiğinizde o kadar büyük tuzaklar var ki. Çünkü Google mesela bilimsel çalışmalarda da var. Yani açık erişim, kapalı erişim tartışması var mesela. İşte ilaç firmalarıyla ilgili söylemeyecek eleştirilerden biri bu mesela. Yani hani tedaviyi biliyorlar saklıyorlar demek yerine destekledikleri ve kendi ilaçlarını etkin gösterdiği çalışmaları açık erişime veriyorlar.
Çünkü her bir bir herkes girerken ödemesi gereken 10-20 dolar neyse parayı toptan veriyorlar ve herkes buna ulaşabiliyor. Ulaştıkça o tıklanma sayısı yüzünden Google algoritmasında yukarı çıkıyor. Siz de mesela işte A hastalığında X ilacı etkin mi diye girdiğinizde karşınıza şat diye etkin çıkıyor. Ama etkin değil olanların hiçbiri açık erişime giremediği için ve onlara bakmak için siz cebinizden para ödemeniz gerektiğinden geride kalıyorlar ve siz objektif bir değerlendirme yapamıyorsunuz. Bilgi sahibi olsanız bile Google aslında yine tuzaklarla dolu bir şey. Bu çok ciddi bir teyit yanılgısı bu arada. Bu Google için de geçerli ama bilgi, haberi tükettiğimiz tüm kaynaklarda hepimizin dikkatle olması gereken konu aslında bilgissel bir yanılgıyla başlıyoruz haber bilgi tüketimine. O da düşündüğümüz şeyin doğrulandığı bilgilere gösterdiğimiz eğri. Doğru.
Bu da bizim arkadaşlarımızdan var. Google da aslında platformlarda sosyal medya platformlarındaki akışlarımız da genellikle bizim görmek istediğimiz kendi sesimizin yankısını duyabildiğimiz akışlardan oluyor. Zaten post-truth aslında temel itici güçlerinden biri bu. Önce bir şeye inanıyorsunuz sonra o inandığınız şeyle ilişkili sizi destekleyecek argümanlar topluyorsunuz. Yani önce bir taraf oluyorsun. Mesela ben aşı karşıtıya işte ne bileyim ilaç firmalarına sinirim bozuldu ya da ne bileyim işte öyle bir içgüdüyle önce karar veriyorsunuz. Sonra sizin verdiğiniz kararı doğrulayacak bilgiyi. O nedenle nesnel olmak objektif olmak bunlar çok temel şeyler aslında bakarsanız. Evet. Tayfun hocam.
Yanılgı dediniz sebep yanılgısı ve bilgi yanılgısı. İnsan beyni biraz siz söylediniz nereden bunun kaynaklandığını. İnsan beyni aslında çok abartılıyor. Muhteşem bir organ şöyle organ böyle organ. Beynimizin aslında yüzde onunu kullanıyoruz. Yüzde yalanını kullanırsak bu bir palavra bir kere yani beynin tamamını kullanıyorsunuz bir kere. Tamamını kullanmıyorsanız eğer yüzde onunu kullanıyorsunuz da yüzde doksanı boşsa ölü demektir. Yani kullanma zaten şu çok bir gerçek ki kullandıkça beynindeki nöron kapasitesi artıyor. Şöyle o duruma göre değişir. Yapacağınız görev kompleks bir görevse daha fazla sayıda bağlantı kuruyorsunuz. Daha basit bir şeyse daha sayıda kuruyorsunuz ve bazı görevler kalıcı oluyor.
O kurduğunuz bağlantılar uzun süre kalıcı oluyor. Maziremenin işbileceği kayboluyor. O bağlantı tamamen yok oluyor. Hani diyorlar ya her insan kendi beynini yeniden inşa edebilir, mimara olabilir. Buna biz neuroplastist ederiz şeyde tıpta. Buna dayanan bir şey. Şimdi sebebi yani bir şeyin sebebini yanlış bir yere koyduğunuz zaman bağlantıyı yanlış bir yere koyduğunuz zaman yanılıyorsunuz. Yanılgı kaçınılmaz oluyor. Ve size en çok yanıltan şeyler içinde hikaye barındıran, ilgi çekici bir hikaye barındıran anekdotal yaklaşımlar. Eğer böyle anekdotal yaklaşımlarla içinde hikayede barındırıyorsa ve sizin duymak istediğiniz bir şeyse, yani kurkumun ekstresini her gün bir tane içersen kesinlikle kanser olmayacağım. Bu herkesin duymak istediği bir şey.
Çok kulağa hoş geliyor. Çünkü güzel rahatlatan bir şey. Kulağa hoş geliyor. İçinde de güzel bir hikaye barındırıyor ve çok basit ve pratik, çok anlaşılır. Onun arkasından gagıla girerek zaten bunun altyapısını doldurursunuz. Bir sürü makale görürsünüz. Hocam ben de böyle görebilir miyim bu konuda? Anekdotla bilimsel bilgi arasındaki ayrımı iyice birerginleştirebilmek için. Yani şöyle bir şey yaparız edelim. Teyzemin Belfut’u yere uzandığında hafifledi.
Şimdi bu söylem tek başına duyduğunuzda birinden bir anekdot, bir bilimsel bilgi ya da bilimsel veri ya da dayandığına dair herhangi bir ibara yok. Ama biz eğer bütün değişkenler sabit, bir grup insan yerde yatıyor Belfut’u hastası, bir grup insan yerde yatıyor, bir grup insan da yatakta yatıyor ve bunu böyle gözlemliyorsak ve orada da yerde yatanların Belfut’un da iyileşme buluyorsak bu bilimsel bir veri.
Ama bunun bir gerçeğe dönüşebilmesi için de arasında bir nedensellik bağının kurulmuş olması, tespit edilmiş olması gerekiyor. Dolayısıyla aslında sağdan soldan duyduğumuz, Facebook’ta karşımıza çıkan arkadaşımızın, eşimizin, dostumuzun bize söylediği Teyzemin Belfut’u yere uzanınca geçti bilgisayar. Çok net örnek mesela. mRNA aşıları kadınlarda düşük yapıyor diye bir iddia var.
İşte kaynımın gelini bilmem böyle düşük yaptı, öbürü bilmem ne yaptı, aynı dediğiniz gibi. Oyalanıncım, bunu söyleyen ben hekimler gördüm. Evet ama işte yanlışlık şurada. Sizin söylediğiniz gibi bilimin metodolojisi burada devreye giriyor. Yani hiç aşıyı falan bir yana bıraktığınızda her 100 kadından 12.5’u düşük yapıyor, teyit edin. Yani bu demektir ki aşı yapılan… Ağzım başına böyle her laton sohbeti teyit ediyorum. Aşı yapılan kadınların da %12’si düşük yapacak demektir bu. Yani bu da sizin kaynınızın gelinine dek düşmüş olabilir. Hocam dün bir hekimle aşı tartışması yaptık. Aşı olmuş da bazı tür aşılarla ilgili kalmış. Bu aşıların miyokardit meselesinden bahsediyoruz. Dedi ki işte, şuna da miyokardit oldu, bu miyokardit oldu, o miyokardit oldu. Oran ne? Çevrek gözlem dedi, gözlemeli olmaz. Bir tutarlılığı olması lazım. Anlamlı bir sayı, anlamlı bir denek grubu. Yok işte ben etrafında gördüklerimden söylüyorum. Peki hiç aşı olmayanlarda miyokardit oranına baktırma dedim, bakmadım. Ama şimdi o doktor buna bakmadan bunu söylediğim zaman problem. Asıl hekimlerin de bunu yapıyor olması inanılmaz. 1.1 milyonda 4. Yayınladık mı? Evet. Normalde. O zaman demek ki aşı olan 100 milyon. Hayır yani aşılarda da benzer. Yani ama bir miktar mesela belli yaş gruplarında artıyor. Genç erkeklerde. Üstelik yani öyle bir anlatıyorlar ki hep yaşlılar oluyormuş gibi filan. Genç erkeklerle ilgili makale de retrakt oldu. Geri çekti etik nedenlerle. Evet ama genel gözlem bu eylinde. Bir örnek vereceğim ama çok hoşunuza gidecek bence bu örnek. Bir şey daha var. Siz önemli bir şey daha söylediniz orada. İşte insanlar giriyorlar bakıyorlar Google’dan. Diyelim ki ben Google’a girdim. İngilizcem’de gayet güzel. Nature dergisine baktım. Daha ötesi var mı sayın hocam? Yani number one. 1 numaralı dergi. Nature. 2 numara. Science. Ondan sonra da işte lansit falan gelir.
Ben şimdi size bir Nature’dan bir örnek vereceğim. Şimdi bir de bu makalelere şunu vermek istediğim mesaj şu. Bu makalelere bırakın bilim insanı olmayı yani bilimin belli bir seviyesinde olmayı. Belli bir bilim kültürüne sahip olmayı. Sıradan vatandaş Nature’a giriyor. Bir de bunu kopyalıyor. Copy paste yapıyor. Yapıştırıyor. Şimdi Google Translate var biliyorsun.
Google Translate’e koyuyor. Çeviriyor. Çevirisini okuyor. Ben bunu anladım diyor. Evet böyle bir şey var. Ben size bir tane örnek vereceğim şimdi. Frances Rauscher isimli bir araştırıcı. Lisansını müzik konusunda yapmış. Daha sonra psikolojide yüksek lisans yapmış. Doktora yapmış. Bir de profesör Gordon Shaw var. Bu da fizik profesörü. Fizik profesörünün şöyle bir yaklaşımı var.
Fizikle de ilgili profesör. Bu nöronlar, beynindeki nöronlar birbirleriyle iletişim kurarken bir kurala bağlı olarak iletişim kuruyorlar ve Mozart’ın notaları da buna benziyor diyor. Oturup ikisi birlikte bir makale yazıyorlar. Yanlarına bir tane de şey alıyor. Bir sayfalık bir makale. Yanlarına bir tane de nörobilimci birini alıyorlar. Üç isim Nature’a gidiyor basılıyor.
Bir şey var şu. Biz beynimizin yüzde belli bir kısmını kullanıyoruz. Ama Mozart müziğinin notaları bu kapasiteyi artırabilir. Bu medyada patlıyor. Nature makalesi. Medya bunu atlamıyor. Ve Mozart etkisi diyelim Mozartifex diye bir şey çıktı ortaya 1993’ten başlayarak. Ve bu etki hala devam ediyor. Bakın nerelere gidiyor bu?
O gün de ben Mozart dinliyorum. Hata mı ediyorum? Hata yapmıyorsunuz şöyle. Mozart müziği hakikaten sizlere birtakım faydalar sağlıyor ama beyin kapasitenizi arttırmıyor. Arttırmıyor mu? Buradan ama yola çıkılarak. Şimdi Amerika’daki çok böyle izlenen saatlerde bu fizik profesörü çıkıp bunu açıklıyor. Evet diyor inanıyorum. Yani Mozart dinlerseniz beyin kapasitenizi artabilir. Bunu söyleyen bir bilim insanı.
Ben de artacağını düşünüyorum. Birinden bağımsız olarak. Nasıl? Ben de artacağını düşünüyorum. Klasik bir bilim insanı beyin kapasitesi arttıracağını düşünüyorum. Bir bilim yok içinde ama sadece düşünce benimki. Sizin motivasyonunuzu artırır. Ama motivasyonun artmasıyla beyin kapasitesinin artması farklı bir şey. Şimdi burada ama nereye gidiyor olay? Niye çok sesti ve rafine bir şey dinlemek, tek sesti ve rafine olmayan bir şey demekten daha fazla beyin kapasitesi arttırmaz mı?
Tamam beye bir arslan. İşte nereye gidiyor? Tamam kapasitenin ne kadar arttığı da çok önemli ama. Yani sizi daha zeki yapmıyor. IQ’unuz aynı düzeyde. Biraz plesibe etkisi de yaratıyor mudur hocam? Yaratıyordur muhakkak. Şimdi yaptıkları araştırmaya baktığınız zaman 36 tane öğrenci üzerinde bir şey yapıyorlar. Bir grup öğrenci öyle sessizce bekliyor. İkinci grup öğrenci 12-12 bölüyorlar bunu. İkinci grup öğrenciye rahatlatıcı bir video seyrettiriyorlar. Üçüncü gruba da Mozart dinletiyorlar. Sonra IQ testi yapıyorlar. 8 puanlık bir fark görüyorlar ve diyorlar ki 8 puan artırdı. Peki hiçbir şey dinletme ne yapsalardı o testi çocukları? Hiçbir şey dinlemeyenlere göre de işte 12-13 puan artıyor. Şimdi şöyle bir problem var ama. Bu makale neyi şurada yayılıyor? Hayır hiçbirini mesela üçü ayırıp hiçbirini bir şey dinletmeseler de belki de aynı fark çıkacaktı. Burada iddia daha kolay olabilir ya bilemeyiz. Burada ilgili ikmiş…Pardon. Söyle ama bir tamamlayamıyorum. Tamam lütfen. Burada ama dediğini yapıyorlar Fatih Bey sizin dediğinizi de yapıyorlar. Ben şimdi oradan şuraya geliyorum. Her bir kontrol grubu var yani. 18 tane daha sonra makale yayınlanıyor. Bunu teyit etmeye çalışıyorlar yani bilim insanları aynı sizin yaptığınız gibi acaba biz de kendi laboratuvarımızda böyle bir şey yaparsak aynı sonuç çıkar mı? Çıkmıyor. Bir başkası geliyor 18 makaleyi topluyor meta analiz yapıyor üzerinde.
Bütün denekleri birleştiriyor birleştirip bakıyor. Gene böyle bir sonuç çıkmıyor. Ama buna rağmen şu anda bakın siz de inanıyorsunuz buna. Amerika’da yapılan anketlerde insanların yüzde 70’i klasik müzik dinlemenin beyin kapasitesini çok artırdı. Ve sizi daha çok… Havale-i keç çocuklarına klasik müzik dinletenler okudular. Efendim hastane ismi söyleyeceğim.
Slovakya’da bir hastane Kosice Saga hastanesinde yeni doğan bebeklere günde 5 kere Mozart dinletiyorlar. İneklere dinletiyorlar. Evet ineklere dinletiyorlar doğru. Disney’in Baby Einstein projesi var. Yani bebek Einstein nasıl oluyor bu hazırladığı birtakım pazarladığı DVD’ler var. CD’ler var eğlenceli müzikler var. Bunları bebeklere dinletirseniz bebekler daha zeki olacak. Doğru mu?
Doğru mu? Yanlış. Arkadaşlar dinlemiş mi acaba? Ben onun dinlediğini zannetmiyorum. Bir başka örnek verip bakın bu bir Nature makalesi. Ama bir şey daha var. Aleykteki makaleler de Nature’da yayınlanıyor. Ama medyada şöyle bir kural var. İlk yumruğu atan kazanıyor. Yani burada bu bir şey patlatıyor. Arkadan gelenler çok fazla haber olmuyor. Üçüncüsü aşıdan da bir örnek vereyim müsaadenle. Hemen bitiriyorum hocam. Andrew Wakefield’ı duymuşsunuzdur sayın hocam. Yani bu otizm aşı ilişkisini ortaya atan kişi. Sadece anekdodal 12 tane gözleme dayalı 12 aileyle görüştü. 8 tanesi çocuğunda işte aşıdan sonra olduğunu söyledi. Ve bir çıkar grubuyla da ilişki bir tanesi. Aynen öyle. Bir de Lancet’te bu makale oluyor. Şimdi mesela benim orada şu o makalede şaşırdığım çok örnek makaldir. Bu Lancet bunu nasıl yayınlıyor? Yayınlıyor. Nature’da bunu yayınlıyor. Burada şaşırmayacaksınız. Ne dedim konuşmam başlangıcında? Bilim, deneme, yanılma, yanılgı, yayıklama süreci. Hocam şimdi yapmış bir Mozart etkisi var diyor. Ben de fizikçiyim. İkimiz bir size gönderiyoruz. İkimiz de böyle saygın profesörleriz. Dergi bunu yayınlıyor. Buradan çok atıf alırım diye düşünüyor. Ama arkadan gelen makaleler bunu teyit etmiyor. O yüzden de dergilere, makalelere, bilim insanlara bir zahmet baksınlar. Ve bilimsel kültür olmayan, background olmayan kişiler gelip de bunları yorumlamaya kalkmasınlar. Bir de bu otizm meselesinde Jenny McCarthy diye birisi vardır. Playboy orta sayfa yıldızıdır. Daha sonra televizyon yapımcısıdır. Benim çocuğum da bu yüzden otizm oldu. Ama bunun arkasından teyit orgunda işine yarayacak şekilde bunu teyit etmeyen,
yani otizmle aşağısında ilişki olmadığını gösteren bir ton makale yayınlanmasına rağmen hala insanların kafasından bunu silemiyor musunuz? Seviyorsunuz. Son bir şey daha söyleyeceğim. Ben buna hormonlu bilim diyorum. Son zamanlarda yağmacı dergiler ve korsan dergiler diye, bildiğiniz bilimsel dergi sevgili hocam. Bakıyorsunuz şeyde bilimsel dergi ya. Yayınlıyorsunuz. Para karşılığı da yayınlıyor bunların bazıları ve bunlar sahte makaleler yayınlayabiliyor. Uydurma bir takım makaleler çıkabiliyor. Hatta bunların listeleri yayınlanıyor. Bel listesi var. Bir tüphaneci bu işi dert etmiş. Bu yağmacı ve korsan dergileri yayınlıyor. Ben şimdi bir dergiye makale göndereceğim zaman önce bir oradan check ediyorum. Korsan ya da böyle bir dergi olmasın diye. Son olarak burada özettiğim söylemek istediğim şu. İlaç prospektüsünü okuduğunuz zaman mesela orada bir yan etki görürsünüz. Placebo etki gibi nocebo etki var sayın hocam. Eğer siz aşı olmaya gidiyorsunuz ya aşı olmaya giderken ya işte şu mu olacak bu mu olacak diye gidiyor. Birçok kişi diyor ki ya aşı olduktan sonra gözüm karardı biraz başım döndü çarpıntı mı oldu?
Bunların hepsi nocebo etki yani bir beklentiyle oraya gittiği için aşıların böyle yan etkileri olmaz. Dolayısıyla tamamen bilim alanını bilim insanlarına bırakmak, bilimi dezenformasyonlarla kirletmemek ve ilgili olmayan kişilerin de. Adam şimdi akıl verdi dediniz ya şey Aziz Sancar’a. Adamın ehliyeti yok. Kara yolunda araç kullanacak ehliyeti yok. Boeing 727 falan kullanıyor 747 falan kullanmaya kalkıyor. Ona benzer bir durum yani. Yok yok hiç önemli değil. Ben sizin söylediklerinizle ilgili daha somut şeyler söyleyecektim de. Mesela bir makale yayınlanmıştı çok önemli bir New England Journal of Medicine çok önemli bir dergi.
363 makaleyi gözden geçirmişler geriye dönük bunların sadece %40’ı doğru çıkmış zaman içerisinde. %20’sinin ne olduğu belirsiz %40’ı aslında orada söylendiği gibi değil çıkmış. Benzer şekilde British Medical Journal’da benzer bir çalışma var. Sadece %35’i zaman içinde doğrulanmış. Bu normal olabilir. Bilimde bu olur.
Bilimde bu olur yani o yüzden hani nature’da çıktı bilmem ne filan ama o kadar. Ben orada şaşırdım 12 denekli bir şeyin nature’da yer bulabilmesi yoksa bilimde bir süre sonra bu yanlışlanabilir. O makale retrakt oldu yalnız yani. Tabii tabii gerçeği çekildi adam anında girin üstünde koyacağımı. Meslekten men edildi ama şimdi Amerika’da ilk web sitesiyle devam ediyor. Çünkü Avanti ilk çağırmış firmalarla. Evet. Çok meşhurdur o. Biz bu konuda bu arada çok kapsamlı bir çalışmaya yayınlamıştık. Tam pandeminin başlamasından birkaç ay önce Türkiye’de en çok satılan kitaplardan biri tam da bu konuda üzerine aşı otuzim bağlantıları ya da modern tıbın hayatımızda ikinci verenleri. Evet isim vermek istemedim ama son hayatının kitabını baştan aşağı inceledik. Karakutu.
Salgın var.Teyit.org adresinde tam da pandemi başlamadan önce yayınladık. Orada aslında çok fazla intihal olduğunu çok fazla komple teorisinin olduğunu ve çok fazla daha önce yanlışlanmış bilginin olduğunu tespit edip kanıtlarıyla beraber açık bir şekilde yayınladık. Aslında şunu söylemek istiyorum. Aşı karşıtlığı ya da aşı tereddüdü hayatımıza kovid 19 ile birlikte girmiyor. Hayır hayır çok öne düşünen biri var.
Bu çok uzun zamandır tartıştığımız bir konu ve aslında biraz da burada yıllardır yani kovid 19 yokken aşının önemi anlatan defalarca prograyla ama hep karşıtlık anda oldu. Kovidle bu çok geniş bir aşılamak kampanyasına dönüştüğü için karşılıkta ona göre daha fazla oldu sayısı olarak.
Aşı tereddüdünün hızla yayılmasına hazır da aslında pandemi başladığında. O yüzden biraz şeyi söylemek istiyorum aslında yani bahsettiğimiz tüm işte bilimde çelişki olarak adlandırdığı insanların bilimde aslında sürekli yanlışlanabilirlik üzerine kurulu bir küminatif bir süreç ilerliyor. Sürekli kendini yenileyen kendisini yanlışlayarak yeni bulguların ortaya konduğu bir düzenle bahsediyoruz bilim dediğimizde.
Dolayısıyla çelişki olarak insanların gördüğü şeylerin çoğu aslında araştırmalarla birimin ilerlemesi bunu ortaya koymak ve biraz da aslında içinde bulunduğumuz dönemin riskinin ötesinde düşünebilmek yani hocam çok güzel ifade etti.
Ve insan beyni gerçekten her zaman rasyonel kararlar vermemizi sağlamıyor. Risk algımızı biraz daha iyi modelleyebilirsek bundan sonraki risklere dair de bundan sonra karşımıza çıkabilecek risklere dair de şimdiden önleyici hazırlıkları yapabiliriz.
Diyorlar ki insan doğası beyni yaklaşımı aldatılmaya çok mu mümkün mü? Çok müsaid. Niye? Yani. Çünkü insanlar hep iddiası kalp var. Ben hayatta aldatılmam ve kendini aldatılmaya yönelik eğitmeye çalışırken tam aksi mi oluyor?
Tam aksi oluyor çünkü bir kere yanılgılarla gelişiyoruz. Yani yanılgılardan ders çıkarabiliyorsan hayatın kendisi zaten bir deneme yanılma yoluydu. Yani bilimin olmadığı dönemlerde de veya bugünkü anlamda modern bilimin olmadığı dönemlerde de deneme yanılma yoluyla yürüyordu.
Bir de Freud’un söylediği bu haz ve gerçeklik çelişkisi var. Yani insan en işine geleni ona en haz verene yönlenir. Yani çok net. Şimdi mesela aşıda bunun ne alakası var? Aşı olmaktan ben haz mı oluyorum?
Hayır haz almaktan kastedilen şu mesela yapmamakla daha güvende hissediyor. O riski almak istemiyor. Bir şey söyleyeceğim. Ama yapmamanın da bir riski var. İşte şöyle bir noktanın da altını çizmek lazım. Biz aşı karşıta aşı karşı dedik de bir aşı kararsızları da var. Onları bu kümenin içine koyamayız aslında.
Peki de hani 10 milyon 11 milyon civarında aşılanması gerekirken aşılanmayan insan var. Bunların çok önemli bir bölümü tereddüt gösterdikleri için, korktukları için bizim çelişkili mesajlar vermemiz yüzünden. İşte otoritenin bazen ikircikli davranıyor olmasıyla ilişkili gibi birçok nedenlerden ürttükleri için.
Şimdi sorduğunuz soruyla ilgili neden dediniz ya aşı olmaması daha büyük bir risk? Adam hastalığın yok sayıyor. Bir de o var tabi. Plan demi diyorlar. Plan demi diyorlar. Hastalığın olmadığına inanmak şu anda duymak isteyeceğiniz en güzel şey ya. Yani maske takan da aptal, aşı yaptıran da aptal.
Sonra onlar ama mesela şeyde o boğazına tüp bağlanıp tepit üstü yatırıldığında ah diyorlar. Ya da yakınları şeyde diyorlar bunu. Ah keşke aşağı atlasaydık diyorlar.
Bu biraz komplo terörlerine aslında inanan insanların genel özelliklerinden biri. Anakım siyasi görüşe ya da işte anakım o anda var olan düzene karşı çıkmak bir muhaliflik yani onun altında bir araya da bulunmak güvende hissettiriyor. Dolayısıyla oradan bir savunu ortaya konulabiliyor ama tabi ki. Değişik olma herhalde şeyde var yani egzantrik olayım diye de yapanlar var. Ya biraz işte en başta konuştuğumuz şeyi aslında bağlanıyor. Bir güçsüzlük hissini atlamamak lazım insanların hissettiği bütün bu sistemin bütün bu çiftlerin. Çakırtını çöküyor olmalı. Yani bir protest olma yöntemi. Evet bu çok kolay başı bir durum değil.
Selam ilk defa alternatif tıp 1970’lerde Nixon’ın uzak doğu gezi sırasında bir New York Times muhabiri appendisit oluyor ve akapultur anestezisiyle appendektomu yapıyorlar. Ve öyle çıkıyor. Niye? Çünkü çiçek çocukları alternatif yaşam biçimleri yerleşik düzene bir karşı çıkış öyle cuk oturuyor ki öyle başlıyor ve palazlanıyor ama ondan sonra karşı olduğu şeyin aynısını kendisi de yapıyor. Yani düşünebilir misiniz diyor ki adam ilaçsız yaşam mümkün diyor. Yani böyle bir web sitesi. Mümkün tabii hocam. İlaçsız yaşam. Şimdi sağlıklıysanız iyide ama hastaysanız diyelim ki bir enfeksiyon oldunuz. Enfeksiyondan siz şeyi söylediniz Alexander Fleming gerçekten en önemli buluşlardan biri. İnsan ömrü 1928’de yani penisidenlerin bulunduğu sırada ortalama ömür 42 yıl ve nüfus dünya nüfusu 1.7 milyon. Acaba bulma sayın olmuş.
Nasılsa biri bulurdu. Şimdi hep antibiyotiklere saldırıyorlar ya bu antibiyotik devrim olmasaydı bsg aşısı olmasaydı yani veremi çok öldürücü. Çok öldürücü aslında. Herkes veremi konuşuyor. Ama şimdi yedin hortla da mesela diye konuşuyor. Ama sizin söylediğiniz de bir yandan doğru yani yeryüzünde sayısı artan tek canlı insan ve diğer bütün canlıların sayısı azalıyor.
Hani bu bilim kurgu da gibi hapla beslenme hani her şey organik olacak falan o kadar büyük bir ütopya ki hayal yani organik beslenme falan artık mümkün olamayacak. Yani orada da bir denge. Maalesef.
Antibiyotikler demişken hocam belki şeyde hatırlatmakta fayda var. Antibiyotiklerin yanlış kullanımı nedeniyle antibiyotiklere dayanıklı bakterilerin süper bakterilerin ortaya çıkma tehditini çok uzun süredir.
Ama şöyle komutörlerle karşılaşmayalım yani. Oradaki sıkıntı da şu mesele. Siz antibiyotik bunu bilerek bu uyarıları dikkat ederek gereksiz antibiyotik kullanımını kişisel olarak kenara bırakabilirsiniz ki şu anda zaten antibiyotikler büyük olan büyük olan tamamen ekiteye bağlı. Ama hayvan antibiyotikleri sizi etkiliyor yani yediğiniz ineğin etinde yediğiniz tavuğun etinde antibiyotik olunca siz onu yine almış oluyorsunuz. Bir şey fark etmiyor sonuç olarak size.
Bunun tamamen kontrol atılması lazım ve yasaklanması lazım. Fransa bunu yapmaya çalışıyor şimdi. Her şey için geçerli sadece antibiyotikler için değil ki keşke antibiyotikler için gösterilen duyarlılık hepsi için gösterilse bütün ilaçlar için aynı duyarlılık ortaya. Yani insanoğlu kendisinin bu dünyanın bir biyolojik parçası olduğunu hatırlaması gerekiyor kesin olarak yani oradan uzaklaştıkça giderek bu hastalıklar salgınlar işte bu felaketler bunların hepsini yaşayacağız. Yani yeni pandemiler de büyük olasılıklı olacak. Yani bu kaçınılmaz bir şey aslında. Kesinlikle doğru. Yani insan doğanın üzerinde olmadığını bir gün öğrenmek zorunda öğreniyor zaten bu kovid 19 salgını da bence çok yüzleşmesine neden oldu insanın bununla. Şimdi bu bilim insanının medyayla konuşması meselesi geçmişti demin benim de aklıma bir kitap geldi. Bilim insanının medya rehberi demin söyledi. Tübit ayınlarından bir kitap var. Richard Hayes ve Daniel Grossman yazdığı bir kitap.
Ben tavsiye ederim bilim insanların hani medyayla konuşurken neyi söyleyip nasıl söylemeleri gerektiği konusunda doğru bilim insanlarının büyük bir çoğunluğu medyadan ürker zaten çok fazla şey yapmak istemez.
Girmek istemez ancak girenlerin de şöyle bir şeyi var o ya medyanın getirdiği bu al beniyle birlikte çok fazla konuşabiliyorlar ve bu konuşmaları yanlış anlaşılabiliyor ve çok farklı yerlere gidiyor. Demin ki işte müzik meselesinde örnek verdiğimiz gibi bu konuda Türkiye’nin en müzelepilsine benim çok yakın bir arkadaşım.
İstini söylemeye gerek yok. Ya da buradan bir kazanç elde edebiliyorlar işte bu da eğer bir akademisyen yani önünde doçent doktor profesör titri umanı olan bir kişi bile bile veya bilmeyerek dezenformasyon yapıyorsa onun da adını koymuşlar Robert Proctor var. Ünlü bir bilim tarihçisi ve bu buna adnotoloji diyor cehalet bilimi yani bilim insanlarının eliyle cehaletin. Kovid de aslında bu yaşandı çok yaşandı. Hala da yaşanıyor yani bu kitabı ben kovidden sonra yazsam şöyle bir şey yok.
Bir yandan hocam şöyle bir bilim insanının medya rehberi ama medyanın da bilim rehberine ihtiyacı var. Demin o yüzden ben hani o soruyu size yönelttim yani cidden de çok büyük sağlık kurulması CNN International.
Yani orada bir beyin cerrahı anlattı kovid bir hint asıllı bir beyin cerrahı arkasında koca bir ekiple yani kuş uçsa hepsini teker teker elini o kadar az hata yaptılar ki haberde. Çünkü şey müthiş bir ordu var arkasında adamların.
Biz pandemi süresince işte aşılarda çıktıktan sonra Türk Tabipler Birliği, Eczacılar Birliği ve başka diğer saygın kuruçlarıyla beraber bir aşı bildirgesi çalışması yaptık. Bu tam da söylediğiniz ihtiyaca karşılık gelsin diye. Haberciler aşıları haberleştirirken neye dikkat etmeli?
İşte bir çok haber kurduşundan arkadaşımızın da katkıda bulunduğu, fark bildirici gibi medya umutmanların da katkıda bulunduğu bir yayın oldu. Eğer yanlış bilgiyle nasıl mücadele edeceğini merak edenler kendisine yanlış bilgi ileten insanlara nasıl cevap vermesi gerektiğini merak edenler varsa
Teit.org’da biz pek çok kaynak yayınlıyoruz bu konuyla ilgili. İşte komple tövirleri, el kitabı yakın zamanda çevirdik yayınladık. Yanlış bilgileri çürütme el kitabı ve tabi ki en başından beri devamlı çevirdiğinizde yaygınlaştırdığımız doğruna el kitabı. Peki mesela siz ve benzerliğinizle ilgili suçlamalardan bir tanesi şu o zaman zaman. İşte dışarıdan fondalılar, maksatlılar. Sizin geri kaynaklarınız açık ve net mi?
Tabi bizim sitemize girerlerse teit.org’a finansal kaynaklar altında her şeyi açık ve şeffaf şekilde yayınlıyoruz. Hiç gizlimiz saklımız bununla alakalı bir endişemiz, kuşkumuz hiçbir şeyimiz yok. Bu da tamamen kullanıcımız bizim nereden kaynaklarımızı. Fondalılarızı nereden kaynaklarımızı? Evet ve fon hibe meselesi bizim bütün bütçemizin %10’undan fazla değil. Biz asıl gelirimizi Facebook ve TikTok ile yaptığımız işbirliğiyle. O anlaşmalar alıyorsunuz? Evet o anlaşmalar alıyoruz. Tehit ettiğiniz şeyler için oradan para alıyorsunuz?
Biz zaten tehit ediyoruz. Zaten tehit edeceğimizi ediyoruz ve onlara bu hizmeti ayrıca sağlam sağlam. O da ekstrem gelire yolu çekiyor. Yani aslında söylemek istediğim son birkaç tavsiye de vermek gerekirse… Peki mesela bir şey merak edin şimdi. Çok lafınızı geçtim kusura bakmayın ama Google bunu bir ihaleyle mi yapıyor mesela? Kimle anlaşılıyor Google veya diğer hediyeler?
Google doğrudan tehit kurdukları ile anlaşmadı ama Facebook ve TikTok şöyle anlaşıyor. International Fact Checking Network isminde bir uluslararası A var. Bu A tehitçiler için belli uluslararası standartlar belirliyor. İşte finansal kaynaklarımızı açık şekilde sitemizde yayınlamak zorundayız. Bir metodoloji olmalı. Yani incelediğimiz analizleri kafamıza göre değil, kendi siyasi görüşümüze göre değil bir metodolojiye ve her birinde tekrar tekrar aynı metodoloji kullanarak uygulamak zorundayız.
Bu kriterleri geçen keyit organizasyonları her sene yenilenme koşuluyla yani her sene bağımsız değerlendiriciler koşulları yerine getiriyor muyuz diye bizi inceliyorlar, değerlendiriyorlar ve koruyorlar.
Şöyle bir şey sizin vazifeleriniz arasında ya da görevleriniz ya da icraat alanınız arasında bir siyasetçi başlama yaptı. Dedi ki işte bizden önce Türkiye’de bu zorluğu yok dedi veya başka bir şey dedi. Ben de size bu doğru mu değil mi diye sordum.
Siz bu doğru değildir. O siyasetçiye yönelik olarak mı yapıyorsunuz yoksa bunu bu görüşü yayınlayan mecralara yönelik olarak mı yapıyorsunuz? Teyitçilik faaliyeti aslında siyasetçilerin demecini doğrulamak ve kullanıcı üretimi içerikle haberleri doğrulamak olmak üzere iki ay.
Biz siyasetçilerin demecini doğrulayan bir kuruluş değiliz. Bu şekilde kurulmadık. Ama mesela ben diyelim ki Habertürk internetin sinesinde bu siyasetçilerin demecini yayınladım ve birisi dedi ki Habertürk’ün bilgi o siyasetçiye at ve veren bilgi yalan. Tamam bunu inceleyebiliriz tabi. Zaman zaman öyle konular oluyor ki gerçekten çok açık kaynaklarla teyit edilebilecek demecilerde bulunuyor siyasetçiler. Bunu da sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar bazen. O zaman bizim alanımıza girmeye başlıyor. O zaman sosyal medyada yaygınlaştığı için siz de incelemeyi alabiliyoruz. Yani işte şu siyasetin şu tweeti yalan diyebiliyorsunuz. Tabi diyebiliyoruz tabi çok çok dediğimizde oldu. Oldu evet birkaç kere oldu gördüm.
Kaldım bir şey konuşacağım. Aslında şeyi hiç açmayalım o zaman çünkü bilimin de önünü temizlemek gerekir yani birçok. Kasıt ne buradaki hocam? Kasıt ne? Yani burada da. Hafif açalım. Hafif açalım dibine kadar girmek zorunda değiliz bu akşam bu saatte sonra.
Hayır yani şöyle bir algıda böyle mutlak taraf gibi algılanmaktan da bir rahatsızlık duyduğum için söylüyorum. Yani bilim ya da bilim tarafında diye tarif ettiğimiz yerde de. Bir yalanları iki aydır diye bilimsel yalanlar, bilimsel sorunlar diye. Yani evet yani ne bileyim mesela en önemli sorunlardan biri tekrarlanabilirlik sorunu.
Yani bilimsel çalışmalar X çalışmasını siz yapıyorsunuz aynı setupta bir başkası yapıyor ve onu doğrulayamayabiliyor. Çok önemli doğrulamadan da biraz gitti çöpe. Tabi yani mesela öyle bir çalışma var. 53 temel kanser konusunda 53 temel çalışmanın sadece 6 tanesini tekrarlayabildiler. Yani hani laboratuvar ortamı bilmem ne. Peki hocam söz konusu insan olduğu zaman zaten bunu tekrarlaması çok düştü. Yani her insan başlı başına başka bir can var. İşte yani o ve bunun içine bir de niyet bozukluğu girerse demin Wakefield örneğini verdi sayın hocam. Onun gibi çok örnek var. Yani işte Wakefield var benim Bezvo da vardı. Mesela bizim meme kanserinde otolog nakil kemikiliği nakli yapılmasının etkin olduğunu yıllarca söyledi. Herkes dünyada herkes bunu uyguladı ve adamın data verilerinin fake olduğu doğru olmadığı yayınlandı daha sonra. Yani insanlar gidip baktılar orada kontrol ettiler ve adamın doğru söylemediğini anladılar. Yeni birçok öyle benzer skandal oldu. Bunlarla ilişkili de ciddi problemler var. Yazı kabul edilmesiyle ilgili mesela siz Einstein’ın sıfır atafalı makaleleri söylediniz. Birçok dergi günümüzde şeylere bu impact faktörlerini yayınlamayacağını söylüyor.
Çünkü bu tür önemli makalelerin gözden kaçmaması için insanların daha fazla stasyon alabilmek için daha böyle başka yollara sapan konusunda daha dikkatli davranmak için bu da çok önemli. Ve demin siz biraz bahsettiniz ben ona çakal yayıncılık diyorum onlarca dergi çıktı. Ve onlar o kadar ustaca yapıyorlar ki mesela The Spine Journal’ı diye çok meşhur bir dergi var. Ona benzetiyor kapağını. Dergi sanki oymuş gibi adını Journal of Spine koyuyor mesela. Ve o kadar ona benzetiyor ki sonra parayla editörler oraya geliyor.
Hatta Türkiye’de bazı grupların zamanında akademik ortamda yarattığı terörün nedenlerinden bir tanesiydi bu. Yani dışarıda atıyorum Hindistan’da bir dergi kuruyorsunuz. Kurduğunuz o derginin editorial board’unu siz kullanıyorsunuz, ayarlıyorsunuz. Sadece belli insanların yazılarına orada basıyorsunuz. Bunlar international yazılar oluyor.
Ve o international yazılarla yurtdışı yazı yaptım diye atamalarınız yapılıyor, yükseltiliyorsunuz. Türkiye’de stasyon hikayesi daha yeni yeni gündeme gelen bir şey. Yani yayın sıralamasında 20. stasyonda 160 küsürüncüydü Türkiye. Hala ona yakın durumlarda.
Ve mesela bu çakal yayınların içerisinde Çin, Türkiye, Mısır, ondan sonra Nijerya, büyük ülkelerden Amerika. Bunlar böyle gerçekten deşifre oldular. Yani o kadar manipülatif bir şey ki 900’e yakın editörü vardı bu adamların. Peki o zaman bu durumda insanlar kime güvenecek? Tabii işte bu çok önemli ama burada da yol alınıyor neyse ki.
Mesela bunların bütün isimleri de şifre edildi. Amerikan kütüphanelerinin erişimleri engellendi. Biz zamanında Türkiye’deki bazı üniversitelerde bazı hocalar bilerek bilmeyerek ki çoğunun bilmeyerek olduğuna eminim. Çünkü kolay yazı bastırıyorsunuz, para vererek bastırıyorsunuz. Akademik yükseltilmeniz gerekiyor. Bütün bunların hepsi bir sorun olarak Türkiye’de yaşandı.
İşte stasyonun önemi Türkiye’de çok geç anlaşıldı. Öztürk Serengil’in öyle bir hikayesi vardır. Stockholm’a gitmiş Öztürk Serengil, Ingmar Bergman’a şey demişler. Yani bir sinemacı geldi 250 küsür filmi vardı. Adamın zaten film sayısı onun altındadır ama dünyanın en büyük sinemacılarından biri.
Ya demiş bu adam nasıl yapmış bu kadar şeyi, fotoğraf mı çekti demiş acaba. Bu gazeteye haber olmuş. Bizim stasyonlarımız da öyle makale. Sizin verdiğiniz örnek işte X gazetesindeki makaleyi makalem diye göpüsk göstermem. Bütün bunlarla ilgili bir kere en azından farkındalığımız artıyor. Yani bu çok önemli bir şey. Salgının başından bu yana yine de bir yol aldığımız… Aynen çok önemli bir yol.
İnsanlar bilimsel makalenin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu ve nelerde okurabileceğini mesela… Türk insanı genel olarak lansete bilmez diye lansete konuşuyorlar. Ne Duymayanlar neyce duydular? Faz 1, faz 2, faz 3 çalışmaların var. Bazı ne olduğunu kendini öğrendi. Yani bir yol alındığı çok önemli. Mutasrunu öğrendi insanlar mesela. Evet. Evrimi reddetenler sürekli mutasrından başlıyorlar. Tabi tabi. Her gün evrimin doğruluğunu konfirme ediyorlar aslında. Bilimle kendi kapısının önünü süpürecek tabi ki.
가요為什麼.
Ondan sonra da orada ben Kırgızca çalışıyorum diye Google Translate’den Kırgızca’ya çevirmiş. Altına da bu soluk mavi nokta şeyinin bir kısmını almış, onu da kopylamış, çevirmiş, göndermiş. Ne olmuş biliyor musunuz? İki gün sonra makalenin abstrak olarak yayınlanacağı ile ilgili kabul mektubu almış.
Yani bütün bunları daha görür olduk, bunları elimine etmeyi daha öğreniyoruz. Başının, isminin başında bir sürü ünvan olan insanların o ünvanlarla değerlendirilmemesi gerektiğini de öğrendik. Yani bunlar da çok önemli gelişmeler bence. Çok umutsuz olmaktadır. Zaten bazıları mesela kendini imha ettiler daha pandeminin başında bazı, o çok ünvanlıların bazıları.
Yani öyle olmadığını gördük. Şimdi siz dediniz ya gerçeğin bir gün ortaya çıkma gibi kötü bir huyu vardır. Sonunda çıkıyor. Eleğin üzerinde kalanlar kalacak. Yani hissel gider, kum kalır. Aynen öyle, evet. Ama bazen hisselle beraber baya canlı gider. Maalesef oluyor. Bu dünya tarihi boyunca da hep böyle. Hep böyle olmuş, evet. Kaldı mı? Neyse çok kabaca içimdekileri kurtlarımı döktüm.
Yine de bir şey söyleyeyim mi arkadaşlar bitiriyoruz. Biraz sarktık ama kusura bakmazsınız. İnşallah. Takama iş kaldı mı sizin söyleyeceğiniz? Şunun söyleselik yolu diyeceğin bir şey kaldı mı? En azından bir iki nokta belirteyim. Yanlış bilgiyle insanları mücadele edebilecekleri birkaç yöntem. Karşılaştıkları, internete karşılaştıkları bilgiye mutlaka makul bir şüpheyle yaklaşmalarını rica edebiliriz. Sosyal medyada özellikle.
Evet sosyal medyada karşılaştıkları hıza kapılmamalarını biraz frene basmalarını bir bilgiyi çoğaltmadan… Gördüğü ve beğendiği her şeyi zırt diye retweet veya alıltıları postalara getirme. Biraz durmak, biraz sakin kalmak. Biraz sakin olmak çok önemli. Mesela Mevlana’ya at edilen cümlelerle alışveriş yapabiliyor. Yüzde 95’i Mevlana yayıt ediyor. Evet. Benim bir sevgili dostumu yazmış. Mesela Can Yücel. Can Yücel’in aşk şiiri yani böyle aşk şiirleri yazan bir şair olduğunu zannediyorlar. Eskisine göre bu arada çok çok azaldı. Çok felaket yani ne yazsanız azaldı. Can Yücel olamaz diyorsunuz ya. Benim bildiğimde. Can Yücel ve Cemal Süreyya. Bu ikisinin biri müthiş bir şey var yani. Çok farklı. Ha bir de niye kendi adını yazsa belki bir şey olacak. Aynen daha iyi olacak değil mi? Aynen. Ne güzel yazmış siz yazıyorsunuz. Eğer biri yanlış bilgi paylaşıyorsa ona uyarırken daha böyle empatik yaklaşmak. Daha ki baca.
Masraf gruplarında herkes içinde daha azlarlamak aşağılamak gibi değil. Özelden yazıp o bilgiyi gerçekten doğrulayıp doğrulamadığını sormak iyi bir yöntem olabilir. Ve doğrulama için zaman ayırmalarını öneririm. Ama eğer ayıramıyorlarsa, eğer araştırmak için yeterli zamanları yoksa Tate organizasyonlarının sitelerini… Türkiye’de başka var mı Tate organizasyonlarınız? Başka organizasyonlar da var. Bir organizasyon daha var. Bizim gibi International Fake Check Network’tan sertifik almış. Ama gittikçe artıyor. Zaten iyi bir şey. Ne kadar soğuk duruyor aslında. Evet. Haber organizasyonları da yağmış. Sonra onları da birbirlerini teyit etmesi gerekebilir bir yerden sonra belki de. Ya şimdiye kadar öyle bir şeyle hiç karşılaşmadık. Ama tabii ki eğer öyle bir şey olursa muhakkak güncellemesini yaparız. Teyit Orgun teyit ettiği şeyi siz de teyit ediyor musunuz? Ve teyit Orgun bu konudaki teyidini teyit ediyor musunuz? Evet. Bu arada biz kullanıcılarımızı bizi takip edenlere özellikle ricada bulunuyoruz. Bizi teyit edin.
Yani bizim söylediğimiz mutlak hakikat demek değil. Ortaya koyduğumuz sadece kanıtların gösterdiği doğruluk ya da yarışma. Kuşkurca olmak ve sakin olmak ve merakını korumak aslında. En önemli şey merak. Kesinlikle öyle. Merakla ilgili otosözleri ne yazık ki hiçbir yerde çok iyi değildir. Biz de atosözü demeyeyim onlara da işte bir takım tanımlar, deyimler falan vardı. Geçen sene eğitim reformu girişimi çok güzel bir çalışma yaptı. Onlar bir merak sözleri yayınladı. Ve bunu da aslında insanlardan merakla ilgili otosözü oluşturur ve bize paylaşın diyerek yaptılar. Öneririm yani çok keyifli bir… Evet yani merak kediği öldürü diye dışarıda da var. Bizde daha beterleri de var bu merakla ilgili. O yüzden merak iyi bir şeydir. Siz o sözlere bakmayın. İnsanlara merak olmasa da hala mağaralarda yaşadık muhtemelen. Kesinlikle.
Bu yüzden gelişmenin merak olmadan gelişme olmuyor. Sağ olun hocam. Az da sağ ol. Hocam teşekkür ederiz. En karşım. Kitapta bir daha göstereyim. Bilim bizi kandırıyor mu? Ve cehalet bilimi. Hocam bunu da okuyacağım. Görünmeyen beyin. Beyninizin karanlık tarafını ne kadar tanıyorsun? Beynimizin bir karanlık tarafı mı var? Var. Bilemediğimiz bazı şeyler var. Hani hepsini kullanıyorduk? Hepsini kullanmak başka bir şey. Kullandıklarımızın ne işe yaradığını bilmek başka bir şey.
Bu bana çok ilginç geldi şimdi. Şimdi bakın şizofreni ve alzheimeri acaba neden tedavi edemiyoruz radikal bir şekilde? Buna bir kafa yormamız lazım. Daha bir sürü beyin ilgi şeyi tedavi edemiyoruz ki. Yani stresi bile tedavi edemiyoruz ki daha henüz daha. Yani işte görünmeyen beyinde işte. En basit depresyonda bile sıkıntı var. Herkesin tedavisi biliyor da kasada diyorlar yani. Depresyon tedavisi var ve kasada mı? Tabii yani. Hala göremediğimiz şeyler var.
Bunu okuyayım sonra belki bir gün bunu konuşuruz. Gönlümdeyen beyin. Gerçi bunu konuşmak bizim bazıları da beyinlerimle ihmal ettiler ama neyse konuşuruz inşallah.
Çok sağ olun, var olun. Görüşürüz, hoşçakalın.