Yıldızların ömrü ne kadar? | Teke Tek Bilim – 19 Eylül 2021

Yıldızların ömrü ne kadar? | Teke Tek Bilim – 19 Eylül 2021 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7nNiDGLWxys. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek birine hoş gelin. Yıldızları konuşacağız. Yıldız derken gökteki yıldızlardan bahsediyoruz. Nasıl oluştular? Niye oluştular? Niye patlıyorlar? Niye bazıları patlıyor bazıları…

Yıldızların ömrü ne kadar? | Teke Tek Bilim – 19 Eylül 2021

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7nNiDGLWxys.

Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek. Tek bir tek birine hoş gelin. Yıldızları konuşacağız. Yıldız derken gökteki yıldızlardan bahsediyoruz. Nasıl oluştular? Niye oluştular? Niye patlıyorlar? Niye bazıları patlıyor bazıları patlamıyor?
Niye patlıyorlar bazıları karadeliğe dönüşüyor bazıları dönüşmüyor? Ne kadar süre yanıyorlar? Ne kadar parlaksız o kadar kısa ömürlü? Niye oluyorlar? Bütün bunları konuşacağız. Çok kıymetli konuklarım var. Tanıyorsunuz zaten hepsini. Profesör Doktor Ersin Güyüş, Sabahin Üniversitesi Öğretim Üyesi, Bilim Akademisi üyesi. Profesör Doktor Tolga Güver, İstanbul Üniversitesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi ve Doktor Ayşegül Teker Yelkenci, İstanbul Kültür Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi.
İzin verirseniz, Ersin Hoca’ya başlamak istiyorum. Ersin Hoca’m, hoş geldiniz. Her zamanki gibi, ne diyeyim, pozitif ifadeniz beni çok mutlu ediyor. Yani bilimin ne kadar pozitif bir şey olduğunu gösteriyoruz aslında insanlara bir yandan da. Hemen şu söyle başlayayım. Yıldızlar niye oluşuyor? Büyük patlamanın hemen ardından evren oluşuyor ve peşinden de yıldızlar oluşuyor. Niçin oluşma ihtiyacınız var? Niçin bir toz bulutu, gaz bulutu değil de birden bire dönüp kendi etraflarında yıldız haline gelmeye başlıyorlar? Niçin kültüricisinden oluşmaya başlıyor? Biliyor muyuz bunu? Hem çok iyi biliyoruz hem de bayağı az biliyoruz. Ama en iyi bildiğimiz bir şey var. O da şu. Yıldız demek bizi biz yapan demek. Kabaca söyleyelim.
Ben bir insanım ama madde olarak bol miktarda oksijenim, epey bir hidrojenim, bayağı bir karbonum, işte %1’in altında da her şey var. Ama bunların yapıldığı fabrika yıldızlar. Yıldızlar olmasın evrende hangi elementler olacaktı? Hidrojen, heryum. Bu kadar. Periyodik tablo çok kolay olacak.
Çocuklar için kolay olacaktı ama çocuk olmayacaktı. İşte bugün hep beraber, sağ olun, bu güzel konuyu seçtiniz. Konuşacağımız bütün mevzular aslında bizi biz yapan konular. Bir başka önemli tarafı daha var. Evrende cereyan eden en büyük, en uzun soluklu döngü. Hani biz neye yakınız?
İşte mevsim döngülerine, su döngüsüne. İşte kış gelir, yağmur yağar, yaz gelir, buhalleşir. Böyle bir döngü var. Evrende, galaksilerde, galaksilerin içinde böyle bir döngü var. Yıldız döngüsü. Ham madde var, bu bir şekle bürünüyor. Sonra ömrünün sonunda ölüyor diyeceğiz ama aslında ölmüyor. Yeni yeni yıldızları başlatıyor. Her zaman da değil. Her zaman değil ama işte böyle karmaşık, aynı zamanda da bize direkt dokunan bir konuyu konuşacağız. Önce onu yerine yerleştirelim. Ham maddesi çok basit. Hani şimdi insanı düşünün, çevresini düşünün. Bu kadar karmaşık, bunun da temeli, maddenin temel fabrikası yıldız.
Yıldızın da ham maddesi gaz ve toz. Toz da var mı? Toz da var. Toz evdeki toz gibi değil de sokaktaki toz gibi silikat toz. Evdeki toz aslında çoğunlukla insan kaynaklıdır. Organik tozdur. Ama sokaktan gelen o silikatın küçük yapıları. O toz eser miktarda var ama çok miktarda var. Şimdi yıldızdan bahsedeceksek önce büyük skalalardan konuşacağız. Nasıl oluştuğu ona bir bahsedelim. Niye oluşuyor yıldız? Bunca gaz niçin bir araya girip, yıldız onca hidrojen ve bahsettiğiniz toz niye bir araya girip toplanıyor? Niye böyle dağınık durmuyorlar? Mecburlar mı toplanmaya? Değiller ama kararsızlıklar var. Gaz ve toz bulutu düşünün. Hepsinin içerdiği bol… Big Bang oldu, patladı. Big Bang oldu. Ortaya bol miktarda hidrojen çıktı.
Şu anda yaşadığımız, bizi biz yapan, içtiğimiz hidrojenin hepsi 13.8 milyar yıl önce meydana geldi. Ondan beridir hidrojen değişmedi. Azaldı. Tabii biraz azaldı. Çünkü diğer maddeler oluştu. Elbette. Helium oluştu Big Bang’den hemen sonra. Yani Big Bang’ın sonrasında hidrojen oluştu. Sonrasında helium oluştu. Sonrasında kümelenmelerle yıldızvari yapılar, sonra gök adalar oluştu. Bu bütün… Niye kümelendiler peki hocam? Ben bunu anlamıyorum. Patladı, patladı ve o hidrojen olarak dağılabilirdi. Niye dağılmadı? Kararsızlıklar. Şimdi düşünün bir patlama hiçbir şekilde kümelenmemesi için……milyarlarca kere, milyarlarca kere, milyarlarca kere parçacının hepsinin birbirinden……birbirine birisi lazım. Ayrı ayrı yönlere eşit uzaklıklarda uzaklaşması lazım. Bu mümkün mü? Değil. Mümkün ama çok zayıf bir ihtimal. Ve doğada da genelde en yüksek ihtimalli şey meydana gelir. O da dağılım izotropik değil. Yani her yöne eşit miktarda değil. Bu doğal olarak bazı kararsızlıkları meydana getiriyor. Neden? Çünkü şu tarafa doğru çok miktarda madde giderse…
…orada etkileşim diğerlerine göre fazla olur. Etkileşenler de birbirine yaklaşır. Etkilenir ve yapılar oluşur. Biz bunlara kararsızlıklar diyoruz. Kararlı durumlardan ortaya hiçbir şey çıkmaz. Meydana bir şeyin gelmesi için ortamda bir kararsızlığın olması lazım. Tabii bir şeyin orada ortalığı karıştırması lazım. İşte yıldız oluşumu da biraz öyle. Neden? Çünkü yıldızlar arası ortamda gaz ve toz bol miktarda var. Hani çıplak gözle göremeyiz onları. Aslında görürüz. Peki, merak edeyim bir şey daha söyleyeyim. Büyük patlamadan sonra toz var mı? Yok. Büyük patlamadan sonra tabii ki bir miktarda……şimdi büyük patlamadan önce zaten madde yok. Madde yok. Büyük patlamayla beraber madde, hidrojen atomu…
…ve toz dediğimiz yapılar meydana geliyor. Ondan sonra bu kümelenen gruplara biz bir noktadan sonra gökadalar diyoruz. Biz onlardan birinde, samanyolunda yıldızlar içinde yaşıyoruz. Samanyolu yaşı kaç? Samanyolu yaklaşık olarak on, on bir milyar yıl yaşında.
Yani ilk oluşanlardan değiliz. Şimdi ilk oluşan galaksiler şekli, gelişi güzel galaksiler dediğimiz galaksiler. Galaksiler de birbiriyle etkileşiyorlar. Etkileştikçe böyle birbirinin kütle çekim alanına girip güzel… Spiral galaksiler oluşturup kendilerine dönmeye başlıyor….çevresinde böyle kollar oluşabiliyor. Peki ilk oluşanlar galaksiler mi, ilk oluşanlar karadelikler mi? İlk oluşanlar büyük bir ihtimalle yıldızlar, yıldız kümeleri de galaksiler. Bir tez daha var biliyorsunuz. Önce karadelikler oluştuğu……çünkü bu karadeliklerin büyüklüğü sonrasında oluşacak……yani yıldızlar oluştuktan sonra oluşacak kadar zaman geçmiyor. O zaman demek ki önce karadelikler oluştuğu başka bir teori daha var. Ama bunun gözlemle pek tutarlı bir dayanağı yok. Sadece karadeliklerin büyüklüğünden, kütlesinden kaynaklanan…
Ama şu da var, işte galaksi kaynaşmaları……merkezinde süperkütleri, karadelikleri zaten oluşturabiliyor. Burada bizim bugün hani fazla değil miyiz, değinir miyiz……karanlık maddenin rolü nedir, onu bilmiyoruz. İşte o karanlık madde eğer karadelikse dediğiniz doğru. O bağlantıyı henüz kurabilmiş değiliz……çünkü karanlık maddeyi tam olarak anlamış değiliz. Hiçbir şey anlamıyoruz hakkında.
Anlamış değil, hiçbir şey bilmiyoruz hakkında. Var olduğunu biliyoruz sadece. Var olduğunu biliyoruz. Ama rolünü bilmiyoruz çünkü maddeyle etkileşiminin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Büyük ihtimalle bütün bu galaksilerin yerleşiminin sebebi karanlık madde. Karanlık madde olacak galaksiler bu şekilde yayılmayacaklardı……ve bu şekilde yerleşmeyeceklerdi diye tahmin ediyoruz. Şimdi bir galaksi ile alalım. Hani büyük skaladan artık kendi lokalimize gelelim.
Samanyol’un da bol miktarda gaz ve toz var. Gaz dediğimiz %90 hidrojen, %10 kadar……helium. O da büyük patlamadan beri zaten var. Bu %90 sayıca. %10 helium. %1 de diğer bütün maddeler. Ve bunlar kümelenmiş. Bir yerde nispeten kararlı duruyorlar bulut halinde.
Ama çok kolay etkileşebiliyorlar. Nasıl bir taraftan bir şok dalgası orada bir kararsızlık oluşturur. O şok dalgasını ne sağlıyor? Ben isterseniz hikayeyle şöyle baştan şey yapayım. İlk bu hidrojen, helium oluştuğu gaz topları şeyleri var. Bir kere ilk başta hocam çok iyi bildiği büyük deli yıldızlar oluşuyor. Yani işte güneş… Çünkü malzeme bol o yüzden büyük deli yıldızlar.
Malzeme bol’dan ziyade aslında burada hocanın söylediği toz ve metal……yani ağır elementlerin az olması büyük bulutların kendi içlerine çökmesine yol açıyor. İleriki zamanlarda mesela bugünkü galakside vesaire o kadar büyük deli yıldızlar oluşmuyor. Çünkü metalce, şimdi astrononca, metalce diyeceğim ama……helium ve sonrası diyelim elementler daha fazla. Bunların tabii atom numaraları daha büyük olduğu için o bulutlar daha yıldız oluşturmadan……parçalamaya daha küçük şeylere, gruplara bölünmeye başlıyorlar.
İlk zamanda bunlar oluştuğu zaman bir yıldızın da aslında……belki demin aradığınız kelime oydu, kütle çekim kuvveti. Yani bu içeri doğru çöküyor ve onun ömrünü, ne kadar hızlı ömrünü tamamlayacağını……belirleyen tek şey aslında kütlesi oluyor. Bu kadar yüksek kütleli yıldızlar hızlı bir şekilde oluştukları zaman… Hızlı bir şekilde yanıyorlar da….bu şekilde de aslında bir nevi ölüyorlar diyelim. Yakıtları tüketiyorlar. Aynen ve bunların oluşturduğu işte belki yeri gelir ileride……yine bahsederiz yıldızların sonuna doğru. Gamma ışın patlamaları, süpernova patlamaları derken……hoca’nın istediği o şokları meydana getiriyor. Ama o sonraki aşama, ben ilk yıldızlardan……yani o ilk yıldızlar nasıl oluştu diye merak ettim ben. Şimdi ilk yıldızlarla ilgili bilgilerimizin çoğu aslında……işte gamma ışın patlamaları ve onlara ilişkin teorilerden vesaire geliyor. Çünkü varladığımız galakside o kadar az metal bollunun sahip ortağın var. Bir gamma ışın patlaması olması için bir yıldızın patlaması lazım. Tabii tabii, onları gözlüyoruz zaten.
Şimdi bir yıldızın patlaması için önce bir yıldız oluşması lazım. Aynen. O ilk oluşan nasıl oluştu, onu merak ediyorum ben sadece. Bilemiyor muyuz bunu şu anda? Zaten küpte çekim kuvveti onu sizin için yapıyor bir süre sonra. Hocanın söylediği gibi bu parçalıkların birbirleriyle çarpışmaları……illaki bir yerde bir şey oluşmaya başlıyor. Birikmeye yarışıyor. Yani hepimiz aynı ağırlıkta olsak, vakumda olsak……şöyle ben bir tık böyle yaklaşsam Ayşegül’e doğru……o zaman hepimizi birlikte çekmeye başlayacağız. Eğer vakumda olsak bunu göstermesi çok kolay olur tabii de……buradan gitmek mümkün yani. İlk yıldızların sonrasında tabii yani o dediğiniz çok doğru bir nokta. İlk yıldızlar onlara tip 3 yıldızları deniyor. Büyük kütleliler. Ondan sonrasında yani şimdi… Büyük kütleliler yakıtlarını çok hızlı tüketiyorlar. Çok hızlı tüketiyorlar. Daha hızlı yanıyorlar ve o üzerinde ömürleri çok kısa. Yani bizim güneşimiz şu anda 4,5 milyar yaşında galiba değil mi? Bir 4,5 daha yaşayacak. 9 milyar. Ama bazı yıldızlar, bu özellikle ilk dönem yıldızları……birkaç milyon yıl içerisinde kendini tüketebiliyorlar. Günümüzde de yani yıldız kütlesi, güneş kütlesi skalasında söylenir. Bizim güneşimiz bir güneş kütleli, kendi kütlesine sahip. Yıldız kütlesi 150 güneş kütlesine pek geçmez. Ama çok da büyüklükleri de var tek tük de olsa.
Yani devleşmiş olanların kütlesi de 150-200 güneş kütlesini geçmez. Çünkü az önce dediğimiz gibi kütlesi büyükse yakıtını çok hızlı yakar. Fazla ışıma yapar. Çok ışıma yapınca da radyasyon basıncı dediğimiz basınç……yani yıldızı şişiren basınç fazla olur. Yıldız infilak eder. Zaten yıldız olarak dengede kalamaz.
Bir de büyük kütleli yıldızların böyle bir handikapı var. Bir de tabii kısa yaşadıkları için……rasgele bir zamanda bu evrende etrafı gözleyen bizler olarak……gözleme şansımız da o kadar fazla değil. Yani güneş 10 milyar yıl toplam ömrü var. Güneş benzeri yıldızlar demek ki işte 13-14 milyar yıllık bir evrende……10 milyar yıl boyunca bir gözlemciye görünebilir. Ama bu kadar hızlı yaşayıp ölen yıldızlar için aynı şey söylemek mümkün değil. Ama onların da patlamalar aslamak çok olası.
Çünkü çok sıklıkla patlıyorlar. Onların tabii tespit yöntemleri farklı vesaire şeyler var. O yüzden gözleyebiliyoruz. Yani gavancı patlaması olarak vesaire farklı türlü. Ama tabii bu yıldızlar bugün artık yoklar. Yani bugünkü bizim galaksimiz civarı yakın civarlar böyle tek tük olabilir belki ama……yani 100-150 güneş kütleli yıldızlar bugün yok. Çok az evet. Sizin dediğiniz ilk yıldızları bu yeni fırlatılacak bu yılın sonlarında…
…James Webb teleskopu görmeye çalışacak. Görmeye çalışacak ama onunla bile çok zor. Çünkü 10 milyarı aşkın yıl önce bitmişler. Çünkü daha uzağa bakabilecek. Ne kadar uzağa bakarsak da o kadar geçmişi görülecek. James Webb’in 12-13 milyar yıla bakacağı söyleniyor. Gidiyor. İşte eğer görebilirse o ilk yıldızların en sonda kalan dönemini… İlker yıldızların son dönemini görecek. Son dönemini görebilecek.
Peki yıldız oluştu. Güneş veya daha büyüğü. İçinde oluşan şey nedir? Siz mi anlatıyorsunuz Olaman’ı? Olur. Ne oluyor? Yıldızın içinden ulaş. Şimdi güneşe bakıyoruz. Güneşte bir kıyamet kopuyor. Biliyoruz. İçinde anormal bir hararet var, müthiş bir sıcaklık var. İçindeki ışığın içinden dışarı çıkması bile milyonlarca yıl sürüyor galiba……bildiğim gibi oluştuktan sonra. Ne oluyor şu anda yıldızların ve güneşlerin içerisinde? Bir görselim vardı. Onu belki gösterebilirler. Hemen gösterelim. Bir tane gönderdim ben. Biliyorlar, gösterirler şimdi. Şimdi burada da gördüğümüz gibi bir kere nerede oluştuğu çok önemli. Yıldızların nasıl yaşayacaklarını asıl belirleyen parametre kütle. İlk başta ne kadar şişman olduğu önemli. Ne kadar büyükse? Ne kadar büyükse değil, ne kadar kütleliyse. Kütleliyse daha doğrusu. Evet. İlk oluştuğu o ana diyeceğimiz gaz ve toz bulutu…
…nasıl çöktü? Diyelim ki herhangi bir şok dalgası vesaire. Bir tetikleyeci var. Bu birkaç şey olabilir. Bir tetikleyeci sebebiyle çökmeye başladıktan sonra merkezde sıkışma……ve bununla birlikte ısınmalar meydana geliyor. Isınmalar meydana geldikten sonra o süreç biraz uzun ama……eğer çok büyük kütle ortada toplanabilmişse……o zaman büyük bir yıldız ya da daha doğrusu kütleli bir yıldız oluşmuş oluyor……ve kısa sürede ölüyor demiştik.
Ölürken de tabii büyüklerin ölümü muhteşem oluyor tabii. Süper nuayla gidiyor. Fakat güneş böyle bir yıldız değil, minyon bitip, gücede diyoruz biz ona. Uzun süre bu oluşum sürecini tamamladıktan sonra hayatına devam edecek. Dengede kalacak. Güneş patlamayacak. Güneş patlama demeyelim de dışarı doğru böyle bir… Dışarı büyüyecek, sonra içine çökecek. Kütle doğru, kütle aktaracak. Oraya gelmeden önce oluşum sırasında uzun bir süreç geçiriyorlar.
Dengeye ulaştıktan sonra ilk ışıma başlıyor. Bunun ışımanın olabilmesi için reaksiyonların başlaması lazım. Bu reaksiyonların başlaması için de 15 milyon dereceye ulaşması lazım. Çekirdeğin. Aşağı yukarı diyelim. Bu sıcaklığa ulaştıktan sonra ilk ışık dışarı doğru bir şekilde transfer ediliyor. İç basınçtan doyma sıcaklığa ulaşıyor. Evet, içeri doğru kütle çekimi ortamı sıcaklastırıyor. Ortalık birazcık daha ısınmaya başlıyor.
Ne kadar çok çökerse orası o kadar sıkışık bir merkez oluyor. Merkezde de ısı artmaya başlıyor. Yeterince sıcaklık olunca nükleer tepkimeler başlıyor ve hidrojen, helyuma dönüşmeye başlıyor. Ne kadar hidrojen olduğuna göre değişir. Yıldızın ilk baştaki kütlesine göre değişir. Eğer kütleli bir yıldız olmuşsa, bu çizelgede yukarıda gördüğünüz o mavi dev yıldızlar var mesela. Onlar çabuk giyip bitiriyorlar hidrojeni.
Fazla hızlı yanıyor. Hızlı oluyor reaksiyonlar fakat güneşte o dönem uzun olacak. Minyon dengeli bir insan gibi düşünün uzun yaşayacak. Fakat ne kadar kilolu bir insansa o kadar kalp krizi riski yüksek gibi düşünebiliriz. O yüzden reaksiyonlar devam ediyor ta ki çekirdekteki hidrojeni bitirene kadar. Yani yıldızın bütün hidrojeni bitmiyor bu uzun süreçte. Sadece çekirdekteki hidrojen bitince bir dengesizlik oluyor. Ne yapacağım diye şaşırıyor. Çekirdekteki hidrojen bitip neye dönüşüyor?
Helviyuma denüşüyor önce. Sonra işte o dengesizlik aşaması başlıyor. Ortamda bir iç basınç yani dışarı doğru aktarlayan radyasyon bir an duruyor. Durunca tabii kütle çekimi içe doğru bir kazanıyor. Bu dengeyi sağlayabilmek lazım. Yıldızın dengesini oluşturan üçü temel unsur var burada. Kütle çekimi var, gaz basıncı var bir de radyasyon basıncı. Yani ışınımın getirdiği bir dışa doğru bir basınç var. Bir tanesinde bir tekeleme olunca o zaman dengesizlik başlıyor. Ve bu dengesizlikte bir şişip büzünme dönemlerine giriyorlar. İşte her bir döneminde gözlediğimiz yıldızlar var. O yüzden şükür ki böyle bir şey gözleyebiliyoruz yani. Her aşamasını görebiliyoruz. Bu sürecin diyelim bu döngünün, bu evrimin. O yüzden gözlemsel kanıtlarımız olduğu için de daha iyi biliyoruz. Tabii ki oraya gitmedik. Tabii ki o yıldızın sıcaklığını böyle oraya termometre ile ölçmüyoruz. Sadece ışıkla biz bunları anlayabiliyoruz. Elimizdeki tek malzeme ışık. Ama her evresine dair örnekler var. Laboratuvaramız geniş. Tabii onlar farklı farklı yıldızlar. Siz aynı yıldızın bütün evriyeti görmüyorsunuz. Aynen farklı farklı yıldızlar da bu örnekleri gördüğünüz için neler olup gittiğini daha iyi anlayabiliyoruz. Güneşin de merkezinde böyle bir durum. Şu an dengeli durumda hidrojen her yuma dönüşmeye devam edecek. Daha uzun bir süre güvendeyiz. Evet sonradan dünya yutacak galiba değil mi Gülünce? Burada şeyi de vurgulamakta fayda var.
Ben bunu öğrencilerime anlatırken de ben sana bunları anlattım. Ama aslında temel fizik dersinde söylediğim şeylerin hepsi yanlıştı. Güneşin merkezinde o hani biz helyuma dönüşme reaksiyonunu, füzyon reaksiyonunu oluyor. Biliyoruz işte her sabah güneşten o ışığı görüyoruz. Ama burada olan kuantum mekaniksel bir olay.
Bunu da üzerine biraz basarak söylemekte fayda var. Çünkü temelde hidrojen yani hidrojenleri birleştirip helm yapma demek, protonları bir araya getirmek demek. Yani artı yükleri bir araya getirmek demek. Temel fizik dersinde öğrettiğimiz şey artı yükler yani aynı yükler birbirine iter. Bu doğal olarak bir bariyer oluşturur.
İşte çöken o yoğun bölgede bir kuantum etkisi, biz bunu klasik fizikle açıklayamıyoruz, bir kuantum tünelleme etkisi sonucu o aslında enerji seviyesi çok yüksek olan bariyeri aşıp o reaksiyonu gerçekleştirebiliyor. Az bir olasılıkla ama mümkün oluyor.
Çünkü milyarlarca milyarlarca elektron ve protonlar… İşte güneşin merkezinde ve bütün yıldızların merkezinde o füzyon tepkimesi aslında kuantum mekaniksel olarak anlayabildiğimiz… Hidrojenler yapışıp helium dönüşüyor. Temelde yani bir zincir reaksiyonu aslında ara stepleri var ama temelde 4 hidrojen bir heliuma dönüşüyor.
Aradaki kütle farkı da çok küçük bir kütle farkı var. Yani 4 tane hidrojenin kütlesi bir heliumdan biraz daha fazla. İşte o aradaki kütle farkı çarpı ışık hızının karesi açığa çıkan enerji oluşuyor zaten. Bu gama ışığı mı? Onun işte o az önce bahsettiniz çekirdekte olan tepkimi güneşin radyasyon bölgesinden 100 bin ya da milyon yılda böyle ileri geri… Gidiyor çarpıya geliyor. Yüzeyine ulaşıyor ve ışık olarak… Bizim gördüğümüz ışık şu anda güneşe genişlik aslında güneşin çekirdeği milyon yıl önce oluşmuş. Biz onu görüyoruz şimdi. Peki ağır metaller, diğer elementler nasıl oluşuyor? Hidrojenin helium dönüşüsü bu kadar zorken periyodik tablonun daha sonrasında yer alan o süper elementler nasıl ortaya çıkıyor? Bunlar da işte Ayşegül hocanın yansılarında var galiba. Bizim astronomide HR diagramı dediğimiz bir diagram vardır. Benim slidelerde beşinci slidem var mesela bir tane isterseniz. Sorbocuğun beş. Bu değil arkadaşlar. Beş evet. Bunu büyütenim mi şu arkadaşlar? Herkes görsün. Şimdi bu bir…
Bizim arkamızdaki şeyde alabilir miyiz onu değerli yönetmenim? Büyük ekranı da alabilir miyiz? Versin. Evet. Bu aslında fiziksel olarak hiçbir şey söylemiyor gibi bir grafik. Binlerce yıldızın yüzey sıcaklığı ve görünür hani öz parlaklığı diyoruz biz ona.
Birim zamanda yaydığı ışık y- de x- de de biraz garip şekilde gösterilen yüzey sıcaklığı. Bu yıldızın ömrü dediğimiz merkezinde, çekirdeğinde sahip olduğu hidrojeni helyuma dönüştürme… Hızı. Reaksiyonunun cereyan ettiği süreç.
Güneşin hani 10 milyar yıl yaklaşık yaşının yüzde 99’u bu şekilde geçecek. O sondaki yüzde 1’inde çok hızlı değişimler olacak. İşte az önce Ayşegül Hoca’nın bahsettiği merkez helyum tarafından ele geçirildiği zaman merkezde yanmayan bir helyum tabakası olacak.
Bunun çevresinde kabuk gibi hidrojen füzyonu devam edecek. Yıldızın çekirdeğinde reaksiyona uğramayan helyum var. Bir nevi… Küp diyebiliriz herhalde. Helyum kütü diyorlar evet. Helyum artı. O niye reaksiyona uğramıyor? Helyum niye reaksiyona uğramıyor? Uğrayacak. Kütlesi varsa uğrayacak da biraz. İşte onun füzyon reaksiyonuna girebilmesi için daha yüksek sıcaklık lazım.
100 milyon derece Kelvin Nazım. Evet, 15 milyondu. 15 milyondu. Bunun biraz bekleyecek. Güneşte bu büyük bir ihtimalle cereyan edecek. Çünkü eğer kütle yeterliyse merkezi sıcaklık o mertebelere erişebilir. O esnada hidrojen kabuk gibi çevrede füzyona tabi devam ediyor, füzyon tepkimesi.
Biraz daha geniş bölgeden radyasyonu yaydığı için güneş artık o evreden itibaren devleşmeye başlıyor. Tolga hocanın yansıtı olduğu için… 15 var bir de. 15’i de. 15 arkadaşlar. Burada anakol dediğimiz yer yıldızın hidrojen füzyonunu yaptığı yer.
Artık bakın o anakol böyle sal üstten sağ alta doğru giden bant yıldız. Burada da belirleyici olan kütle. Eğer kütle bir yükse yüksek ışıma yapıyor yani yukarıda sol üste. Eğer küçük kütleliyse sağ altta. Güneşte bunun tam orta yerinde. Orta yerinde bir yerde. Yüzey sıcak yani ortanın biraz daha sağında diyelim.
Bu herşlburg-rassel diagramı deniyor bu diagramı. Bu astronövide çok temel bir diagram. Yani bu sol üstte görünen ekranın diagram. Yani maviden kavrulun içeriye giden diagram. Aynen onlar sıcaklıkları gösteriyor. Kalınlık, oraya biz anakol diyoruz. Onun da sebebi çok basit. Yıldızları gözlediğiniz zaman eğer gerçekten parlaklıklarını ölçebilirsiniz. Yani uzaklıklarını bilebilirsiniz. Sıcaklıklarını bilebiliyorsanız ki bu daha kolay açıkçası bazı açılardan.
O zaman bu diagramı koyduğunuz zaman noktaları tek tek yıldızları. Görüyorsunuz yıldızların %80’i, %90’ını bu bant üzerinde bulunuyor. Bu bant üzerinde bulunmasının sebebi de çok basit aslında. Evrende en bol bulunan element hidrojen. Hepsi bu noktaya hidrojen yaktığı zaman ulaşıyorlar. Şu dördüncü slide var size zahmetli. Bir gösterirseniz hep aynı diagramdan. Ben müsaade etsem şöyle bir göstereyim. O zaman inşallah başarısını tabi ki. Şimdi şöyle bir yıldız bu az önce anlatılan içe doğru çökmeye başladığı zaman bir kere zaten. Buradan yavaş yavaş çok soğuk ve artık sönük bir cisim. Yavaş yavaş az önce şu ana kol diye gösterdiğim diğer yere geliyor. Bu geliş tamamen daha nükleer reaksiyonlar başlamamış. Gaz içe doğru çöküyor. Etrafında bir disk bu arada oluşuyor. O diskten önceki evreler.
Bunlar titari yıldızları deniyor tek tek. Sonra bir sonraki slide’de var sanırım. Nihayetinde bir yıldız şu ana kol dediğimiz yere geldiği zaman hidrojen yakmaya başlıyor. Yani nükleer reaksiyonları başlıyor. Biz o zaman zaten bir cisme yıldız diyoruz aslında. Yıldız tanımı o. Bazıları oraya gelemiyor. Dev gaz gezegenleri. Bir önceki grafikte vardı şöyle dönenler vardı. İşte jüpiterler veya onların biraz daha benzeri olan cisimler öyle olabiliyor. Yani bunlar pek oralara gidemeden geri dönen cisimler. Bir geri tekrar dönebilirsek eğer ana kola geldikten sonra yıldızlar artık orada hidrojeni yakmaya başlıyorlar. Dediğim gibi hidrojen evrende en bol bulunan element. Kimisi çok daha hızlı yakıyor. Kütle çok fazla olduğu için. O mavi yerde mesela sıcaklık ne? Kavun içeride sıcaklık ne? Burada yazıyor. Yüzeydeki sıcaklık 40 bin derece mertebesinde. Bunlar Kelvin birimi ama arada sadece 270 derece fark var. Büyük olanlar yüksek kütleli ve çap olarak da büyük olanlar diagram da kendini burada gösteriyor. Çünkü daha parlaklar. Ve tabii kısa sürede de bu reaksiyon oranı çok fazla olduğu için ömürlerini tüketecekler. Küçük olanlar daha güneş meselesi burada. Ana kol boyunca duruyorlar. Dediğim gibi buradaki tek kriter hepsinin hidrojeni bitirmesi çok uzun süre aldığı için ne olursa olsun burada uzun bir süre kalıyorlar.
O yüzden de şeyler. Sonra şuradan bir bakayım. Bir tane de tablo var. Orada şey gösteriyor. Altı mı hocam? On altı olan sanırım. On altı. Burada da işte şeyler var aslında. Mesela bu biraz yüksek kütleli bir şey için örnek vermişim ama. Ömürleri bakın.
Hidrojeni helyuma dönüştürme ömrü işte 15 güneş kütleli bir yıldız için yani epey büyük bugün için. İşte kaç 10 milyon yıl merkebesinde helyumu karbona dönüştürmek 1 milyon, 1000 yıl, birkaç yıl vesaire diye gidiyor. Burada kritik olan şey şu. Az önce o söylediğim o köşeli duran ana kol vardı ya. Hersi Bögres’in diğer yolda. Senin için demire dönüşürken böylesine yüksek bir sıcaklık mı çıkıyor ortaya? Evet ve bu sadece birkaç yılda bitiyor.
Bu böyle olduğu için biz bütün yıldızları böyle köşeden köşeye bir band gibi görüyoruz. Çünkü diğer evreleri yıldızın çok hızlı şekilde gidiyor. Bu bir yıldızın hepsi bir yıldız bütün bu evreleri yaşıyor. Eğer yüksek kütleliyse bu kadar yaşayacak. Yüksek kütleli değilse ne oluyor? Yüksek kütleli değilse bir yerde bitiyor. Büyük ihtimalle mesela güneş benzer bir ızır için karbon bir yerde bitecek. En sonunda beyaz ücret dediğimiz cisme dönüşecek merkezi çekirdeği. Daha fazla nükleer reaksiyon oluşması için üst bakarak değişecek.
Çarpışması için yıldızın patlaması mı gerekiyor? Demirden sonrası için evet. Çünkü demir son element bu şekilde radyasyon basıncı üretip……o gaz tozunu dengede tutabilecek son elemen. Altın için patlaması şart veya oranium için patlaması şart. Altın için patlaması şart hatta son bulgular gösteriyor ki……aslında iki tanesinin de birleşmesi şart. Yani ona da geliriz isterseniz de. Ama bunu vurgulamak istediğim şey şu. Bir yıldızın asıl ömrü bütün hayatı neredeyse yaşıyor. Büyük, yaşamına büyük bölümü……hidrojeni, halüme dönüştürmek de geçiyor. Sonrası çok hızlı bir şekilde gittiği için de bu kısımlar artık……hocaların az önce söylediği gibi bir kere oradan çıktıktan sonra……dönüşü yok. Kütlesine bağlı orantı……ya bir beyaz ücret olacak, ya bir nötron azıca, ya bir karadelik vs. Yani 10 milyon yılın sonrasında……1 milyon yıl, 1 milyon 100 milyon falan gibi……1 milyon 10 milyon gibi bir şey de bitirip bitiyor.
Peki Ersin Hoca, şimdi mesela gökyüzünde……şimdi bugün baktığınız zaman şeyler görüyoruz. Büyük nebulalar görüyoruz. Bir kere nebula nedir? Onu bir anlatalım hocam. Nebula gaz bulutu. İsterseniz ben de 1’den 9’a kadar yansıları sırayla göstereceğim. Bu kaç? Bu 1. Bu 1. 1. Burada saman yolunu görüyoruz. Biri gösterin, bizi göstermeyin. 1, 1. Bu güzel.
Ekranda gösterin, bize gösterin. Tamam. Bu 1. Şimdi saman yolunun, tabii biz böyle görmüyoruz. Bu teleskopla çekilmiş bir resim. Ama böyle yaz aylarında karanlık bir yerdeyseniz……o saman yolunun ortadaki bandı görebiliriz. Burada aslında biz hem yıldızları görüyoruz bol miktarda……hem de gazı görebiliyoruz, hem de tozu görebiliyoruz.
Şimdi 2’ye geçersek az önce sorduğunuz nebula’yı göreceğiz. Burası devasa bir gaz toz bulutu. Bunun çapı ne kadar? Kaç ışık teması? Bunu size en sonunda siz tahmin edeceksiniz. 9 yansı sonra. Peki. Albaşına belayı. Sırava girdik. Evet. Bir sonrakine geçelim. Şimdi burada yavaş yavaş bu gaz toz bulutuna yaklaşacağız.
Bu nebula saman yolu içinde mi şu anda? Bu saman yolunda kartal bulutu. Burada gördüğünüz mavi renkli bölge gaz bulutu, ışıyan bölgeler. Geçelim. Bir saniye arkadaşlar. Karanlık bölgede o kırmızıya odaklandık. Toz bölgeler, o karanlık yerler burada sutun gibi görünüyor. Bu sutunlar karanlık bölge mi? Bunlar toz. Toz mu? Toz arkadan gelen ışığı soğurur, engeller. Bunlar bir süre sonra yıldız edilir. Burası bol miktarda gaz toz içerir. Buradan 10 yıldız, 250 gezegen çıkacak belki. Bakalım onu tahmin etmesi de zor. Birazdan siz kendiniz tahminde bulunacaksınız. Boyutunu da… Yani sallayacaksınız demek istiyoruz. Hani işte sayı çok fazla olabilir. Bir sonraki yansıya geçerken geçersek o büyüğün, evet o kareye odaklanacağız. Evet. Biraz yaklaşalım, devam edelim. Bir saniye arkadaşlar. Evet, karenin ucuna geldik. Şimdi o sutunun en büyüğün en tepe bölgesine, bir sonrakinde de bunun en üstündeki o çıkıntıya odaklanacağız. Tam oraya. İşte… Bir saniye arkadaşlar. Burada artık Hubble Uzay Teleskopunun piksellerini, yani dünyada inşa edilmiş en yüksek çözünürlüğe sahip fotoğraf makinasının piksellerini görüyoruz. İşte ancak bu boyutta biz alışık olduğumuz bir skalayı gösterebiliyoruz. Bir sonraki, bu sizi ürkütmesin, işte güneş sistemi… O kadarcık bir yer. Yani güneşin merkezde olduğu bir ucundan diğer ucu, bir milyar kilometre olan yapı işte şu siyah nokta. Yani oraya güneş sistemi komple sığıyor.
Güneş ve etrafa da diren sekiz gezen sığıyor oraya. Şimdi bir adım geriye gidersek… Bir tane daha. Bir daha. Eğer şu çıkıntı değil sadece, şu yapı kararsızlıkla çökmeye başlasa, güneş gibi binlerce yıldız oluşabilir burada. Oradaki kırıntılar birer yıldız embriyosu olacak malzemeye sahip. Peki bu nasıl oluşmuş?
Bu gaz, gazın kümelenmesi. Peki bu gaz bir patlamadan mı geri kalmış, bir yıldız patlamasında mı? Hayır hayır, bu yıldız olmamış ve… Hiç yıldız olmamış bu. Hayır, çok güzel bir noktaya değindiniz. İçinde yıldız olmuş ve savrulmuş maddede var. Maddeler de var. Çünkü güneş, biz altına sahibiz. Bunu bize güneş yapıp savurmadı. Savurmadı, onlardan beri geldi. Güneş sistemini oluşturan o ilk gaz toz bulutunun içinde o da çıktı. Altında vardı.
Tabii bunun içinde bol miktarda hidrojen var ama sağdan soldan süpernoalarla savrulan diğer bütün ağır elementler de var. Hani Tolga hocanın dediği gibi, helyumdan ağır bütün elementler bizim ağır elementler tanımı. Metalimiz. Hepsi bunun içinde. İşte bu boyuttan bahsediyoruz. Gaz toz bulutu, az önce gördünüz samanyolunun bir bulutsusunun… Yani gaz toz bulutu. Samanada böyle kaç bulutsu var gördüğümüz? Çok fazla. Hani sayı olarak ben bilmiyorum. Peki samanada kaç yıldız var tahminle? 200 milyar mı, 300 milyar mı? 200 milyar mertebesinde. Bu biraz fazla olabilir. Şunu da unutmayalım. Şimdi şu sizin masa buradaki, hani bir spiral galaksinin merkezi. Orta bölge. Mikrofonda kara delik. Evet, kara delik. Onun çevresinde o şişik bölgesi. Çok yıldız var.
Biz dışarıda bir yerdeyiz. Biz aslında yani benim olduğum yer dünyanın bulunduğu galaksi merkezine 25 bin ışık yılı mesafeden bakınca… Ben aslında sizin olduğunuz yeri net de göremiyorum. Evet, siz ortasına bakın. Çünkü evet ortadaki o yolun ışık bölgesi var. Peki mesela biz ortada olsaydık çok tehlikeli bir yer değil mi ortası? Çok tehlikeli. Patlamalar, çatlamalar, yüksek sıcaklıklar. Tabii. Yıldızlar çoksa büyük kütleliler de çoktur.
Süpernova olma riski fazladır. Güneşin süpernova olur orada. Yok aslında öyle de değil. Onunla ilgili de ben eklemiştim. Şurada 15. yansı… Biz de o saklığın süpernovalara geleceğiz çünkü. Evet süpernovalar. Bunlar bulutsuzlar galiba değil mi? Bunlar yok. Bunlar süpernovalar sonrasında ortaya savrulan madde.
İşte süpernova ile o yıldız maddesi orayı geçtik ama… Yıldız ve gezegen maddesi aslında. Sırf yıldız da değil galiba. Yok. Bol miktarda yıldız maddesi. Hani gezegen de tabii çevreden savrulup gidiyor ama… Yıldız maddesi ama bunlar daha sonra başka yıldızlar ve başka gezegenlere ham madde olacak. Maddelerde ham maddeni olacak. Tabii tabii çok doğru. Onların içeriği bu şekilde…
Orada tabii şu anda o gördüğümüz yerde normalde büyük patlamadan sonra sadece… Hidrojen ve bir miktar halium varken orada gördüğümüz bu yengeç, SN 1006, Tyco 1572, Kepler 1604’ün içinde bütün elementler var. Neredeyse. Şimdi bunlar süpernova çiftleri. O yüzden bütün elementler var dedim zaten.
Ama bundan işte 5 sene önce, 4 sene önce meydana gelen bir nötron yıldızı kaynaşması sonrasında gördük ki… Altın grubu, o lantanitler grubu denen grup aslında süpernova ile değil daha fazla yıldız kaynaşmasıyla oluşuyormuş. Şimdi biz de biraz söylemlerimizi… Altın olmayabilir burada. Altın ve uranyum falan olmayabilir. Bunlar da olmayabilir ama mesela hocamın gösterdiği diğer bulutun içindeki renkler de çok önemli. Eğer artistik bir dokunuş olmamışsa, fotoğraf makinesinde bizim kullandığımız kameraları aldığı görüntülere birleştiriyorsak, her bir renk aslında bir elementin yerini de göstermiş oluyor. Dolayısıyla orada ne olduğunu bir bakışta da görebiliyorsunuz veya ışığını, tayfını alıyorsunuz, analiz ediyorsunuz. O benim uzmanlık konum. İçinde ne varmış ne yokmuş bakıyorsunuz.
O yüzden bulutsular aslında bu süpernova kalıntılarının çok uzun yıllar sonra birbirleriyle karışmasıyla bir araya geliyorlar. Ve dolayısıyla orada yeni… Bu süpernova kalıntıları sonra birleşecek birleşecek birleşecek o bulutsular oluşacaklar. Yıldızdan kalan ne varsa süpernova kalıntısı olabilir, kütlesiyle fırlattı, rüzgarıyla fırlattı bütün o dış katmanları olabilir. Güneş benzeri bir yıldızın sonunda çıkacak bir gezegenimsi bulutsu dediğimiz şey var. Belki onun fotoğraflarını da getirmiştir arkadaşlarım.
İki tane eklemiştim valla. Onlar da olabilir çünkü benim slide açarsanız mesela orda… 11-12 de var. 11-12 arkadaşlar. Orda da varmış. Orda da var şimdi göreceğiz zaten. Evet güneş böyle bir şey ile dönüşecek mesela bu renk ne bula herhalde. Renk yüzük bulutsusu aynen bulutsusu. Farklı görüntülerini görüyorsunuz aynı bölgenin farklı dalgalarında alınmış görüntülerinin iki tane farklı görüntüsünü.
Dolayısıyla bir şeye gözle bakmak da yetmiyor ne olduğunu anlamak için. Farklı dalga boylanan farklı gözlüklerle bakmamız lazım. İnfraray gibi. Evet aynen öyle. En güzel aslında yengeç bulutsusunda bence gözüküyor. İçini görebilme. Aynı şu an nasıl kemiğimizi göremiyorsak X ışınlarında bakınca bir röntgen çektirince kemiğimizi görüyorsak orada da aynı şey söz konusu. İçinde ne var ne yok görmek için farklı dalga boylarında bakacağız. Yirminci görselde hareketli olan da hocam. Süper. Çok güzel olmuş. Görünen kavun içi ortasındaki mavi ne? Bir önce yazıcı arkadaşlar bir önce. Bir önceki. Orada yine farklı aşama. Şu bir sonraki arkadaşlar bundan bir sonraki. Şu kavun içi iki tane halka ortasında mavi var. Aslında yukarıdan bakıyoruz. O hourglass nebula dediğimiz yani kum saati bulutsusu böyle bir kum saatine tepeden bakıyormuşsunuz. Ortası niye mavi orada ne var? Merkezde daha küçük. İki lob halide iki hüzme şeklinde patlamış. Merkezdeki bölgede de farklı aşamalarda da patlamalar patlama değil miyim de farklı aşamalarda da kütleyi dışarı fırlatabiliyor. Tek seferde olmayabiliyor bu. Zaman belli bir zaman süreci alabiliyor. Dolayısıyla fırlattığı katmanda ne varsa ona göre de bir rengi oluyor. Ama en ortasında beyaz da bu sağ tarafta veya sol taraftakinde de olacak. Beyaz cüce dediğimiz güneş benzerinden kalan.
Dünya büyüklüğünde bir yıldız emeklisi kalıyor. Kütlesi dünyadan fazla herhalde ondan çok. Tabii çok yoğun. Dünyanın büyüklüğüne sıkıştırıyorsunuz bütün güneş gibi düştüğünler ya da çekirdeğini diyelim. Dolayısıyla emekli yıldız cebinde kalan enerjisini harcıyor. Yeni üretim yok bu aşamaya geldikten sonra. Sonra da artık sönmeye başlıyor. Burada bir şey var ama bu gördüğümüz şekiller sadece şeyden değil.
Bir yıldız tabii eğer yüksek güleliyse özellikle hayatı boyunca zaten uzaya etrafına madde gönderiyor. Güneşte de bu var ama tabii küçük ölçekte. Gezegenimsi bulutsu olarak tamamen dağıldığı zaman ya da süpernova olarak patladığı zaman da olabiliyor. Bu gördüğümüz şekillerin oluşmasının bir başka sebebi yani neden böyle neden öyle falan gibi. O biraz da aslında etrafındaki yıldızlar arası ortamla ilişkili. Onlara çekim, kötü çekimlere bağlı. Tabii burada gördüğümüz şeyler sadece o atılan maddenin kendi rengi değil.
Aslında tam tersi hani böyle kalabalık bir metrobüse koşarak girmek gibi çarpıyorsunuz yıldız arası ortama. O gaz maddesi olarak yıldızına atılmış. Ve oradaki o sürtünmeyle ve sonrasındaki çıkacak kavga ile oluşan şoklarla gördüğümüz şeyler bunlar. Biraz da etrafındaki yıldız arası ortamın yoğunluğunu gösteriyor aslında bu şekilde bir yerde. Özellikle dış tabakalarında. Hocam sizin video hangi şeydiydi? Yirmi de yengeç bulutsusunu benim de çok hoşuma gidendir. Sizin konuya geliyoruz ama. Bin sene önce Çinlilerin gördüğü ve gün içinde görülebilen bir parlaklığa erişmiş. Gün içinde işte bu… Dünyadan gün içinde görülebilen parlaklığa erişmiş ve Çinliler bunu görmüşler. Tabii. Gecede ve yani görmekten öte kaydetmişler. Zaten biz de 1054 diye oradan biliyoruz.
Onun çok ilginç özellikleri var. Bir süpernova birazdan işte yakınlaşacak. Bu arada bu kalıntı süpernova kanısı hala yaklaşık 8. Kadir falan mertebesinde. Yani bir teleskopla görünebilir. Görebilir. Birazcık iyi bir teleskopla. Erdeyse göz sınırı diyeceğimiz bir yer.
Bu görünür ışıkta. Bu gözle görülebilir. Optik görüntü bu. Evet. Güzel bir teleskop alır da karanlık bir yere giderseniz görürsünüz. Şimdi burada oksijenin yaptığı ışımayı görüyoruz. Burada sürpürür. Bu da kompozit. Tabii bol miktarda… Bu da kız otesi. Bu kızın otesi. Bu sıcaklık. Yani o da yüklü parçacıkların yaptığı ışıma.
Ve daha da 20 yıl önce keşfedilen X ışıma. Yani onun merkezinde bir nötron yıldızı var. Orada da görüyorsunuz. Çevresinde bir disk var madde. Ve altından üstünden hüzmelenmiş ışımalar yapıyor. Bu süpernova kalıntısının merkezi yerinde. Bu da temsili resmi.
Bu mekanizmayı bizim bilimde yaptığımız bulguları bir araya getirip……orada işleyen fiziği anlamaya çalışmak. Modelle. Şu anda bir pulsar mı? Bu bir pulsar. Merkezinde bir pulsar var. Saniyede 33 atım yapıyor. Bütün pulsar saniyede 33 atım mı yaparlar? Yok. Doğduklarında hızlıdır.
Eğer zamanla tekse……sahip oldukları radyasyon yaymak demek enerjisi bütçesini bulurlar. Yani pulsarların ritimleri zamanla azalır. Yavaşlarlar. Ama bazı pulsarlar ikili sistemdeler ise……madde akışından dolayı tekrar hızlanabilirler. Onlar milisaniyelere yavaşlayıp tekrar milisaniye mertebelere hızlanabilirler. Ama tek olan pulsarlar hızlı doğarlar.
Milisaniyeler mertebelerinde ama yavaşlarlar. Sonuçta bu madde, çevreye savrulan madde. Bunu da değişik dalga boylarında görerek biz gerçekten neyin yayıldığını……bizi biz yapan oksijen, en başta konuştuğumuz……bol miktarda süpernova’lardan geliyor. Yani güneş gibi bir yıldız oksijen yapabilecek kütleye sahip değil. Biz hani insan olarak %60 neredeyse oksijeniz süpernova ürünüyüz. Ancak süpernova’lar… Dünyadaki kullandığımız her şey aslında bir süpernova ürünü. Biz altına odaklanıyoruz ama değerli olduğu için……oksijen yani soluduğumuz oksijen, vücudumuzun yani suyun %60’ı… İçtiğimiz su. İçtiğimiz su. Hepsi süpernova’ya sebep olan patlamanın öncesindeki yıldızın ürettiği malzeme. Karsakan öyle demiş ya, hepimiz yıldız tozlu suyu. Gerçekten. Ya yıldızın içinde oluşmuş bir şeyiz ya da dışında, az dışında.
Peki hocam mesela bu gecedir yıldızların yanıp sönüyormuş gibi görünmesinin bir sebebi var mıdır? Şimdi yıldızlar genelde hani güneşi düşünüyor. En yakın yıldız. Öyle fazla ışıma şiddetinde yanıp sönmezler. O yanıp sönmeler genelde atmosferiktir. Atmosferik etkiler… Atmosferden geçerken oradayken kayıplar kazançlar. Yani işte batı batarken yıldız derin daha geniş atmosfer tabakasından geçer. Hani yıldızlar çok ilginç bir noktaya değindiniz. Yani bundan 20 sene önce Taksim’de müzesi olan bir kuruluş vardı. Her zaman işte Sirius’u UFO derlerdi. Çünkü işte Sirius, Ufka’ya yakın giden bir yıldız ve parlak bir yıldız. Çok büyük bir yıldız değil. Bir Sirius, iki güneş kıtliliği. Yani güneşten büyük de… Dünyaya medeniyetin Sirius’tan geldiği derdeler ya onlar. Evet. Ama dünyaya yakın olduğu için parlak görünüyor. Ne derdi? Bek ışıklaması ne derdi dünyaya? Mesafesi… 4.2. Yakın mı? Yeden fazla. Evet. Ve iki güneş kıtliliği yani ışıma şiddeti güneşin neredeyse 8 katı, 16 katı. O yüzden parlak görüyoruz. İşte o parlak cisim, Ufka yaklaşınca o yanıp sönmeler, dalgalanmalar, yani böyle diskleşmeler oluşur. Ama biz yıldızları genelde sahip… Peki hocam şimdi yıldızların sona erme, hayatların sona ermesi, hızların farklı farklı mekanizmaları işte. Dedik ya güneş asla patlamayacak. Büyüyecek, büyüyecek, büyüyecek. Sonra yakıtırını iyice tüketecek, sonra da küçülecek. Uzun bir süre böyle sönük bir şey oldu.
Sonra da galiba böyle bir… Ne denir? Beyaz cicek. Beyaz da sönücek, sonra da kahve alacak. Kahve, kahve de git. Bir kitle taş giyinmiş olacak yani sonuçta. Birkaç süreç var, evet. Bunu ne belirliyor hocam? Kim patlıyor? Bazı yıldızlar kara dil ilişiyor, bazı yıldızlar işte patlayarak yok oluyor. Genellikle ikili yıldız sistemleri var. Şimdi buna bazı birine çarpışarak yok oluyor veya çarpışarak büyüyorlar. Ya da birbirine enerji çalarak hayatlarını uzatıyorlar.
Hanginizin neye bağlı nasıl belirliyor? Aslında bakarsanız yine benim o gönderdiğim slaytı açarsanız… Hocam bir slaytı ama çok kıymetli bir slaytı. Evet aynen öyle. Bir de o Tolga’nın gösterdiği HR diagrema. Onlar bizim baş elementlerimiz diyebiliriz. Burada şunu anlatıyor. Yine kütleye geliyoruz. Yıldızın kaderi başından belli. Kütlesine bağlı. Kütlesine bağlı adlı olsun. Ne kadar kütleli oluşmuşsa ona göre bir hayat yaşayacak.
Eğer ki tekil ise bu hayat nasıl yaşayacağı baştan belli. Ama bir çift yıldız sisteminde aktarmalar oluyor. Bir öbürünü yiyor. Biri diğerinin yeterince evrimleştiği zaman büyüdüğü zaman……diğerinin malzemesini çalmaya başlıyor, sömürüyor derken……o tabii değişiyor o sırada. Değişim geçiyor. Küçük kütlede bir yıldız……birden büyümüş bir yıldız oluyor. Daha kütlede oluyor. Bu sefer büyük kütlede bir yıldızın evrimi yaşıyor. Daha uzun süre dönüşüyor.
Ama sonuç olarak yaşayacakları birkaç tane senaryo var. Eğer çok kütlede bir yıldızsa çok kısa yaşayıp öpüp……bir süpernova ile patlayıp övecek. Sonunda ya kara delik olacak ya netron yıldızı olacak. Eğer güneş kütlede bir yıldızsa ki bunları düşük kütledi diyoruz yani. Küçük kütlede bir yıldızlar çok uzun yaşayacaklar. En sonunda katmanlarını dışarıya böyle rüzgarla püff diye üfleyip……füllatıp ondan sonra da ya beyaz yıldız olacaklar. Ve sonra da karanlık bir cüceye, karanlık maddenin içinde bulunduğunuz……dalan ettiğiniz şeylerden birine de düşecekler. Bir de çok küçükler var. Onları çok uzun süre yaşadıkları için etrafında gezegenleri de……onların etrafında araştırıyoruz. Deme etbi yıldızları olabilir. Çok küçük kütlede yıldızları olabilir bunlar. Bazen de karanlık kahve cüce dediğimiz yıldızlar olabiliyorlar ama……üç tip senaryo var. Ya sonunda beyaz cüce olur, ya netron yıldız olur……ya kara delik olur.
Ama en başlangıç kütlesine bağlı olarak eğer ikiz yıldız sistemi değilse……ikiz yıldızla nasıl davranacağını zaman içerisinde kendini biliriz. Ona da sisteme bakınca aslında söylemek mümkün. Sistemde oluşmuş bir tane netron yıldızı varsa o zaman……ikiz de netron yıldızına dönüşmüşse çeşitli sistemler var. Çift yıldız sistemleri diyoruz bunlara. O zaman farklı bir senaryo olabiliyor ama eninde sonunda……yine bunlardan birine dönüşüyorlar. Peki hocam süpernovalar nasıl oluyor?
Onu yapan mekanizma ne? Süpernovaları oluş ilk patlama anını diyorsunuz. İşte bu merkezde içe doğru sürekli bir basınç var. Yani bütün zaten yıldızın hikayesi o. O yüzden tek bir grafik, tek bir denklem, tek bir şey aslında hikayeyi anlatıyor gibi oluyor. Karışıklıklar var tabii ama içe doğru çöküş var. En sonunda bu demire ulaşıyoruz. Demir dışarıya doğru bir basınç üretemediği için……içe doğru çöküş tekrar devam ediyor. Dışarıya doğru basınç niye üretemiyor Demir? Çünkü onun reaksiyonları enerji üretmiyor. Enerji çekiyor sistemden tam tersine. Bu sebeple bugüne kadar bütün mantık ona göre ayakta duruyor zaten. Yani içe doğru düşen madde var. Kütleçeğin kuvvetinin örtürü. Ve bu madde içeride o kadar yoğun sıcaktık içi altında. Nükleer reaksiyonlarla, füzyona uğrayıp……aşağıya foton ve enerji çıkarıyorlar.
Bu foton yukarı doğru çıkarken aşağıya doğru çökmekte olan……diğer maddelerle çarpışıyor, etkileşiyor. Ve bu düşüşü yavaşlatıyor, dengeliyor bir nevi. Buna da radyasyon basıncı diyoruz zaten biz. Şimdi bu radyasyon basıncını bir anda denklemen çıkardığınız zaman……bir nevi çöküş devam etmeye başlıyor. Ta ki bu sefer elektronlar atom çekirdeğine girmeye başladığı zaman……eğer çok yüksek enerji olursa……bu sefer nötronizasyon dediğimiz bir süreç başlıyor. Nötronca çok zengin bir ortama ulaşmaya başlıyoruz. Bu ilk başta tabii yıldızın kütlesine göre……eğer işte küçük kütleli bir yıldızdan bahsediyorsak……önce dejenere, elektron basıncı vesaire, elektron dejenereyle ulaşıyoruz. Oradan bizi beyaz… Ne demek elektron dejeneri? Şu demek aslında ortamda çok fazla miktarda şey var. Serbest elektron var ve bunlar şey yapıyor.
Kendileri zaten elektronlar, işte bu Fermi-Dirac istatistiğine bağlı parçacıklar. Bunlar birbirlerine tamamen aynı kuantum seviyelerinde bulunmayı sevmiyorlar. Buna karşı bir direnç uyguluyorlar. Buna Pavli Principe deniyor yani. Hani liselerde falan herhalde var hala fizikte. Ve oradan itibaren ona karşı bir direnç uyguluyorlar. Ve bu eğer yeterliyse, eğer kütle yukarıda aşağı doğru çökmeye bekleyen kütle yeterliyse……bu bir sorun oluşturmuyor. Burada bir denge bulunabiliyor.
Buna beyaz hücre diyoruz zaten. Dünya büyüklüğünde kabaca güneşten daha düşük kütleli sistemlere, cisimlere beyaz hücreler diyoruz. Ama eğer yetmezse bu sefer elektronlar çok daha yüksek hızlara ulaşmaya başlıyorlar. Ve relativistik hızlara ulaştıkları zaman da bu sefer o ünlü 3-handrisa kalemeti vs. işin içine giriyor. Sonuçta ama sorunuzun başına gelmeye çalışırsam olan şey aslında…
…içeride nötronlardan oluşan bir sert bir nevi tabaka haline alıyor. Eğer kütle çok fazla değilse… Sert bir çekide kuluşuyor yani. Evet, eğer kütle çok fazla değilse yani doğrudan yıldız direkt bir karadeliğe de dönüşebiliyor. Az önce başta söylediğimiz kalemlaşım patlamaların bir kısmının öyle oldukları düşünülüyor. Eğer o olmuyor ise o kadar yüksek kütleli değilse bu sefer aşağıda sert, sağlam bir tabaka var. Yukarıdan da düşmekte olan madde var. Bu düşen madde yine ilk çarptığı zaman, elimin çarpması gibi sert bir yüzeye dokunduğu zaman……oluşan şok dalgası dışarı doğru ilerliyor. Ve bu şok dalgası yıldızın üst katmanlarını vüzeye fırlatıyor. Süpernova patlaması dediğimiz şey aslında yani çok… Yani sertleşen çekirdeğe çarpan diğer maddelerin dışarı doğru… Evet ama bu da geçici bir çekirdek olabilir. Yani yine kütleye bağlı dediğim gibi burada bir nötron hızı kalabilir. Sonuçta işte az önce örneklerini gösterdiğimiz gibi bu çok uzun süre direnemeyebilir.
Bir yerde örsem bu sefer Karadeli’ye dönüşebilir. Bunu bilmiyoruz. Yani artık o yıldızın kütlesine de bağlı. Ama süpernova patlaması denen olay şey aslında bir yerde böyle oluşuyor. Rektem arası mı? Ersin Hoca’m bir şey ekleyeceksiniz galiba bu konuya. Ben işte o devleşmeyi birazcık açmak istedim. O zaman açacaksınız, reklemden sonra açalım. Şimdi çünkü reklemden dolayı fazla açamayız.
Bir kısa duralım, devam edelim. Ersin Hoca’m tam bir konuya giriyordunuz. Rekteme gittik. Buyurun.
Şimdi bugün üzerinde çok konuştuğumuz, çok kullandığımız iki kelimeyi biraz açmak istedim. Denge ve devleşme. Denge çöken yıldızın bir yerde durması demek. Onu artık umarım netleştirdik. Çünkü güneş gibi bir yıldız füzyon ile dışa doğru radyasyon üretiyor. Çökmek isteyen kütleyi durduruyor.
Bu denge. Güneş, bir yıldız az çok bir genişlemesi, çökmesi oluyordur. Binde bir mertebesinde bu olabilir. Bu çok normal. Ama bir noktadan sonra yani ana kol ömrünü tamamlama, yani hidrojen artık merkezi, helyuma bıraktığı andan itibaren işler biraz değişecek. Ana koldan ayrıldı. İşte o andan sonra yıldız devleşmeye başlayacak.
Onun numaralı yansıya göz atarsak, orada yıldızın merkezinde çok küçük bir yerde… Değerli yönetmenim, izleyiciler de görürse çok… Mersin. Merkezinde çok küçük bir bölgede, onun sağda büyütülmüş halini görüyoruz. Merkezde yanmayan, yani füzyona tabi olmayan, helyum,
çevresinde füzyon tepkimesi devam eden kabuk şeklinde hidrojen tabakası var. Oradaki sıcaklık ne o şu anda? Şu anda çevresinde füzyona elverişli olduğu için 15 milyon dereceden mertebesinde. Ama merkezindeki sıcaklık da yakın bir zamanda güneş gibi yıldızlar için 100 milyon dereceye ulaşacak ve orada aniden helyum füzyonu da gerçekleşmeye başlayacak. Aşırı sıcaktan ötürü.
Aşırı sıcaklık ve basınçtan ötürü orada füzyon, helyum da füzyona tabi olup bir sonraki kararlı element olan karbonu üretmeye başlayacak. Bir sonraki yansıya geçecek. İşte bu evrelerde merkezde helyum füzyonundan karbon yapılmaya başlıyor. Helyum karbona dönüşüyor orada.
Onun çevresinde kabuk şeklinde bir bölgede helyum füzyonu celahediyor. Onun da dışında tıpkı soğan tabakaları gibi kabuklarda füzyon tepkimeleri doğal olarak çok yüksek miktarda radyasyon üretiyor. Kütle aynı. Kütleye bir ek yapılmadı.
Ama içeriden dışarıya olan radyasyon basıncındaki artıştan ötürü yıldız şişiyor. İşte bu şişme güneş için de gerçekleşecek. Güneşin yarı çapı Merkür’ün şu anda bulunduğu bölgeyi aşacak. Menüs’e yaklaşacak. Yani beş milyar yıl sonra bizler görelim. Dünyaya kadar gelecek diye de düşünüyor.
Dokunmayacak ama güneşi sabah doğarken göreceğiz. Güneş öğleden biraz sonraya kadar doğacak. Saat bir gibi artık güneşin tamamını göreceğiz. Çok büyük olacak. Bütün gökyüzünü kaplayacak. Neredeyse saat beş buçuk altı gibi bir ucundan batmaya başlayacak. Peki dünyadaki ısı artacak mı rapayra olarak? Artacak. Yani biz göremeyeceğiz demek oluyor. Tabii. Güneş o devleşme evresine yaklaştığında doğal olarak yaydığı radyasyon ve sıcaklık sonucunda… Dünyadaki bütün su kaynakları buharlaştıracak. Sıra yaşam gidecek. Kayalar bile eriyecek diyorlar. Tabii. Peki Mars’a durum ne olacak o sırada? Mars biraz daha yaşanabilir olacak mı? O evrelerde Mars’ın ve hatta Jüpiter’in bazı ayları, Saturn’un bazı aylarının kısa süreli yaşanabilir… Kısa süreli birkaç milyon yıl mı? Birkaç belki 100 milyon yıla yaklaşır Mars için ama Jüpiter ve Saturn uyduları için milyon yıl mertebesinde kısa. Biz tabii 4 milyar yıl bu keyfi süreceğiz. Onlar bize göre çok daha kısa. İşte suyun sıvı halde bulunabileceği sıcaklığa inecek. Mesela Jüpiter ne olacak? Jüpiter bir gaz devi. Bu gaz devinin yapısıyla değiştirmek olacak mı? Olmayacak. Güneşten madde transferi olmadığı sürece… Peki o olabilir mesela Jüpiter güneşi transfer edip kendisi bir güneşe döneşebilir mi? Yok. Patlayıp ve o kadar asimetrik olacak ki o patlama demeyelim de ona savrulan maddenin bol miktarı Jüpiter’e gidecek ki o da çok zayıf bir ihtimal.
Çünkü Jüpiter’in mevcut kütlesinin 80 katına çıkması lazım. Yıldız olabilmesi için. Jüpiter hani o ham maddeye sahip ama kütlesi yetersiz. İşte bu devleşme aşamaları güneş ve güneş benzeri güneşten biraz daha ağır yıldızlar bu evrelere gelebiliyorlar. Diğer yıldızlar nasıl yapıyor? Ağa kütleli o Tolga Hoca’nın gösterdiği 15 güneş kütleri yıldız bir sonraki yansıya geçersek… 12. Merkezinde helyümden sonra karbon, karbondan sonra işte burada sırasıyla bütün demire kadar bütün elementleri katmanlar halinde… En merkezde demir var. Evet. Bu demir işte az önce hocamızın bahsettiği gibi dönüm noktası. Yani dışarıdaki kütle devleşmiş ama hala çökmek istiyor. İçeriden onu besleyen radyasyon olmasa çökecek. Demir de elementler içinde çok ilginç bir yerde. Yani periyodik tablonun atom numarası 26. Demire kadar bütün elementler parçalanarak enerji yayıyorlar.
Demirden daha ağır elementlerin tamamı da birleşerek enerji yayıyorlar. Bu taraf füzyon, bu taraf fizyon. Hani birbirine çok benziyor ama bu kaynaşma demek, bu ayrışma demek. Demir de onların minimumunda. Yani bu ne demek? Demirden daha ağır üretmek için ona enerji vermeniz lazım. Dışarıdan enerji emmesi lazım. Doğa da evrendeki yani, doğa dediğimiz galaksiler ve evren en tutucu yatırımcı. Demir. Demir değil yani yıldız enerji kullanmak istemez. En olası nedir? Üretmem olur, biter. Demirden sonraki elementleri üretmek için, çevrenin enerjisini kullanacağı için……o reaksiyon cereyen… O zaman o patlama gerekiyor.
O anda dışarıyı besleyen enerji de ani bir azalma olur. İşte dıştaki o devasa katmanlar der ki, işte bizim anımız geldi. Çökebiliriz. Hop çökerler. Ama bu evrede yıldız dev değil, süper dev oluyor. Çünkü bu her… Peki çökünce ne oluyor? İşte o… Hangi boyuta iniyor ebatı?
O, az önce hocamızın bahsettiği çekirde çökmesiyle merkezde yoğun, nötronca, zengin tabaka oluşuyor. Dıştan gelen madde de… Ona çarpıyor. Sonuçta gidip ona çarpıyor ve ters tepiyor. Şimdi oraya geçmeden önce ben bu süper deve, hani izleyicilerin de takip etmesi için……bir evvedevi olarak bir şey göstermek isterim. Buyurun tabii ki hocam.
Bir sonraki yansı da 13’te gökyüzünün birçoğumuz için tanıdık olmayan ama aslında isterlerse görebilecekleri bir takım yıldızı görüyoruz sağ tarafta. Biz buna avcı takım yıldızı diyoruz. Avcı Sirius orada işte parlak bir yıldız. Sirius’un sağ tarafında parlak 7 yıldız avcı takım yıldızı.
Onun üst bölgesinde şu parlak kırmızımsı renkli olan yıldız Betelgeuse bir süper deve. Yani süpernova olmaya ramak kalmış. Ramak kalmış aday. Aday. Ama aynı zamanda şunu da söylemeliyiz ki mesafesi yaklaşık olarak 500 ışık yılı. Yani patlarsa bize gelmez kolay kolay.
Belki 450-480 yıl önce patladıysa 10 yıl sonra gelir. Hani bugün patlasa. Peki dünyaya zarar verecek ölçü de gelir mi? Gelmez. Dünyaya uzak. Yaydığı enerji ve radyasyon dünyaya zarar vermez. Ama çok şey öğretir. Çok şey savurur çevreye. İşte o Betelgeuse ile beraber avcının içinde güzel bir nebula var. O da M42 diye gösterilen avcının orta yerinde. O da çiplak gözle görülebilen tek bulutsu. Gaz ve toz bulutu. İzleyicilere ödev demeyelim de çok böyle okul gibi olmasın.
Hani isterlerse kış aylarında böyle aralık ortasından şubat ortasına kadar Doğu Ufku’nda avcı takım yıldızı. Kuzey Yarımkire’nin Doğu Ufku’nda. Kuzey Yarıkire’de Doğu Ufku’nda çok rahat görülür avcı takım yıldızı. O avcı bulutsu da çiplak gözle görülebilir. İstanbul’daki şehir ışık kirliliğine rağmen görülebilen. İstanbul’u da görebilir yani. Ben dün Kilios’ta gece üçte gözlemdeydim. Oradan görüyorduk. Bu aralarda bakabilirler.
Çok güzel. Ama kış aylarına yaklaştıkça daha erken doğar. Daha erken. Daha böyle 7,5-8 gibi Doğu Ufku’nda böyle güzel görülür. İşte süpernova olacak bir yıldız. Baksınlar belki süpernova’ya şahitlik eder. Peki o gece çıplak gözle göreceğiz bulutsu da daha önce bir süpernova patlamasından mı kalmış? Kesinlikle içinde süpernova’nın savurduğu madde vardır.
Ama bol miktarda gaz ve toz. Yani yıldız üretimi için bol miktarda hamraftırma. Hücocuğum 2 milyon yıl önce dünyaya bir süpernova patlamasının çarptığı tezi doğru mudur? Aslında süpernova’nın yaydığı madde dünyaya kolay kolay ulaşamaz artık. Ama süpernova’nın yani biz bugün bir başka galakside süpernova görüyor muyuz?
Bir de radyasyon yok mu içinde? Gama ışınları yok mu onun içinde? Var ama bunlar genelde atmosferde sürümlenir. Atmosfer bizi kurtarır. Çünkü güçlü bir süpernova patlamasını atmosferi süpürüp götürmesi mümkün de o yüzden diyor. Tabii gama ışını patlaması dediğimiz başka galaksilerde olup gama ışını ile beliren sonra optik dalga boylarında süpernova belirtisini gördüğümüz işte o radyasyon bize şimdi ulaşıyor.
O yüzden şimdi görüyoruz. Çok uzakta tabii. Ama tabii 2 milyon yıl önce dünyaya böyle bir şeyin çarptığı söylüyor. Yani bir süpernova patlamasından gelen gama ışının dünyaya vurduğu iddiası var yani. İşte kitle ölümlere sebep olduğu gibi hipotezler var. Ama dünya atmosferi ki o milyar yıl yaşında o zararlı ışımaları özellikle gama ışınlarını engelleyebilecek kabiliyette.
Peki hocam bir şey merak ediyorum ben şimdi. Bizim orta boy bir yıldız diyeceğim, küçüğe yakın boy yıldız diyeceğimiz güneşten bunu kime sorayım bilmiyorum. Hadi size sorayım hocam. Güneşten güneş rüzgarları var. Ve büyük miktarda madde atılıyor. Aynı zamanda da işte çok büyük radyasyon patlamaları oluyor orada. Diğer büyük yıldızlarda da aynı etki oluyor mu?
Yıldızın boyuna orantılı olarak ve bu maddeler ne oluyor buradan savrulan maddeler? Şimdi bir yıldızın bu tip uzaya madde atmasını belirleyen bir sürü faktör var. Eğer çok yüksek kütleliyse işte 15-20 falan dedi ki eğer öyleyse gerçekten buradan çok ciddi miktarda kütle atınları, şimdi bunları yıldız rüzgarları diyoruz bunlar oluyor. Hayatı boyunca sürekli oluyor. Fakat tersi de mümkün. Düşük kütleli yıldızlarda da bu sefer manetik aktivite vesaire sebebiyle işte güneşte
yine gördüğümüz benzerini parlamalar, lekeler, güneş lekeleri var biliyorsunuz. Bu tip aktiviteler yıldızın yüzeyinde mümkün. Bunlar her zaman etrafa şey olarak saçılıyorlar. Ne oluyor maddelerin uzayında? Yok mu oluyorlar? Bunlar dağılıyor. Yani tabii sonuçta her şey yıldız arası ortama dağılmak için var. Yani yıldızlar da er ya da geç yıldız arası ortama dağılıyorlar. Aynı şekilde bu atılan yıldız rüzgarlarıyla atılan madde de bir yerde yıldız arası ortamı
zenginleştiriyor işte. Yani farklı kompozisyonlarda şeye yol açıyor. Ama mesela hani eğer orada bir yıldızın etrafında bir yaşam kurmaya falan çalışıyorsanız bunlara dikkat etmeniz lazım. Evet. Kurmaya çalışıyor. Evaldeksel ortağım benim. Tabii bunların hepsi aslında Gök Adamız’ın galaksinin diskinde oluyor. Bir de öyle bir şey. Biz şu anda dinamik olan bir bölgedeyiz. Ne kadar suburb’de yaşasak da… Biz sükunetli bir bölgedeyiz.
Nispeten tabii o merkezde değiliz ama yine de diskin içindeyiz. Bunların olduğu bir yerdeyiz. Halbuki dışarılarda o halo dediğimiz kısmında, hare dediğimiz kısmında Gök Adam’ın bir şey olmuyor. Etkileşmiyorlar. Bir şey olmuyor. Sakinliği istiyorsanız oraya gideceksiniz. Oralarda da yaşam olabilir mi? Her yerde yaşam olabilir. Yani bizim Gök Adamız’da 10 milyon tane uygarlık olabilir. Olabilir. Olabilir. Sadece. Bizim güneşin de hani küçük kütledi diyoruz ama ara ara küçük çaplı madde atımları oluyor. Bizde de bunun görsel şöleni oluyor. Yani o gelen yüklü parçacıklar dünya manyetosferinde taşınıyor ve kuzeyeşikleri dediğimiz… Ya da güneyeşikleri. Ya da güneyeşikleri. Oralara, Australis. Böyle güzel hani aslında bizi korumuş oluyor. Yüklü miktarda, ciddi miktarda… Peki niye göre bazen mavi oluyor, bazen yeşil, bazen mor?
O atmosfer alt kat… Yani biz atmosferi %78 azot, %23 oksijen diyoruz. O renk farklılıkları inen yüklü parçacık azotu mu yoksa oksijeni mi yüksek mertebeye eriştiriyor? Yani oksijen molekülünün ışıması mı, azotu mu? Azotun mu? İşte o nerede etkileşiyor? Azotla yeşil oksijeni mavi mi oluyor? Tabii.
Alt katmanlara indikçe oksijen oranı biraz fazla. Üst katmanlarda oksijen az. Artık o etkileşim, hani manyetik alan üzerinde… Peki niye sadece kutuplarda oluyor, kutuplarda manyetik alan daha içeri doğru dürük olduğu için mi? Kutuplarda odaklanıyor. Manyetik alan çizgileri, dünyanın çevresindeki manyetik alanı düşünürseniz, manyetik kutuplardan diğer kutba doğru gelen, yani güneşten savrulan madde,
manyetik alan çizgileri üzerinde kutba doğru ilerliyorlar. Hedefleri kutba gitmek çünkü manyetik alan çizgi. Ama yollarında atmosfer çıkıyor karşılığında. Aslında bir kalkan görevi geliyor bu manyetik alan. Kalkan alçakta olduğu için görülebiliyor. Yani o kalkan onu tuzaklıyor diyelim böyle helezonik bir hareketle içeri doğru elektronlar kutuptan dalıyorlar. Mecburen onun hattını izliyor yani. Orada şeritler var.
Peki canım kuağızlar nedir, pulslar nedir, bunların farkları nelerdir? Pulslar, nötron yıldızı. Evet. Kuağızlar… Niye o pulsu yapıyor peki? Hızlı döndüğü için mi? Evet, şimdi şu resme geçti. Onun sonunda. Şimdi bir nötron yıldızını… Böyle bir cesim düşünün. Kütlesi güneş mertebesinde ama yarı çapı 10 kilometre. Yani bir ucundan diyelim. Bir kasaba da. Küçük. Çok ilginç. Yoğunluğu kara delikten bir önceki. Üstelik. Evet. Ondan daha yüksek yoğunluklarda artık madde yani nötron yoz basıncı bile bunu dengeleyemiyor, çöküyor kara deliğe. Şimdi bunun yüzeyinde manyetik alanı da çok yüksek bunun. Manyetik kutupları bölgesinden ışıma yapıyor. Işimanın büyük bir çoğunluğu manyetik kutuplardan.
İşte şurada gördüğünüz o dönen manyetik alana sahip hüzmelenmiş ışıma size doğru bakınca siz bunu görüyorsunuz, sizden uzaklaşınca görmüyorsunuz. Bu aslında her tarafa yayıyor. Ama sadece size doğru baktığında görüyorsunuz. Kaç saniyede biri bana doğru bakıyorsa öyle bir itine göre bakıyor. Aslında hikaye biraz tam az önce konuştuğumuz konuya benziyor. Yani yüklü parçalıklar var, bu parçalıklar manyetik alana takip ediyorlar, alan çizgisi boyunca imeleniyorlar.
Bu kutba doğru gidiyor. Benim şu 19. slide’da var aslında. 19. slide’da arkadaşlar, o kocanın 19. Ve tam o kutba doğru gidiyorken orada değişik fiziksel süreçlerle ışınım yayınlıyorlar. Ve oralarda ışınım yapıldığı için bu dönen bir cisim eğer hüzmeyi siz görebiliyorsanız, yani bu figürde, şu şekilde üst çaprazdan veya alt çaprazda tesadüfen bakıyorsanız, o zaman orayı görebiliyorsunuz. Bunlara işte pulsarlar atar. Bu kendi etrafta çok hızlı dönüyor. Yani tabii, yani saniyede 500 kere dönenleri de var, daha yavaş dönenleri de var. Birkaç saniyede bir tur atanları da var. O aralıkta… O aralıkta dönüyor farklı şeyler. Ona güvenerek saat ayarlayabilir miyiz yani? Tabii ki. Eğer zamanla yavaşlıyorlar ama bildiğimiz en hassas zaman tutulucularından birisi, hatta ona dayanarak uzay geminizi güneş sisteminde yolculuk bile yaptırtabilirsiniz.
Bu konuda çalışmalar var. Bunların zamanlarına güveneriz. Peki, KUASAR nedir? KUASAR aslında galaksi çekirdeği. Galaksi devasa bir, çok uzaklarda, bizden milyarlarca ışık yıllık uzaklardaki, ışıma şiddetinde değişiklik gösteren, galaksi boyutlu yapılar. Yani aslında kara delik.
Merkezindeki kara delik, çevresindeki devasa madde, oradaki kararsızlıklar sonucu ışıma şiddetinde değişimler gösteren yapılara diyoruz. Aslında Yıldız’ımsın esne denmiş. Quasi stellar objectten geliyor isim. Çünkü Yıldız’a benziyor, gözlemliyorsunuz. Yıldız desen Yıldız değil. Yıldız desen Yıldız değil ama tayfını alıyorsunuz, bakıyorsunuz çok uzakta bile. Yani ilkel gökada dememiz daha doğru olur. Belki çekirdeğinden sadece oluşuyor. Bundan sonra çarpışa çarpışa, onun da örnekleri var, çarpışanlarını gördük. Çarpışa çarpışa belki bugün gördüğümüz gökadaların oluşmasına sebep oluyorlar. Yıldız’da bir alakası, yani Yıldızlarından oluşan bir şey ama tek bir Yıldız değil. Peki, yıldızın oluşumundadır ki maddelerin toplanması amaç edici. Maddeler toplanıyorlar ve yoğun uçlar ve çadır çökmeye başlıyorlar. Böyle bir madde toplanması, Yıldız’a dönüşmeden, birdenbire hiç Yıldız olmadan Karadeli’ye dönüşebilir mi? Karadeli’ye dönüşemez. Böyle bir orada yeterince kütlenin içeri doğru çökmesini engelleyecek bir şeyin olmaması lazım. Fakat bir araya geldikleri zaman ısınmaya başlıyorlar, bunlar tepişiyorlar. İtiş-kakış var ortamda, yani orası çok yoğun bir ortam oluyor. Dolayısıyla dışarı doğru basınca olmaması lazım ki içeri doğru tamamen olsun diye. Dolayısıyla biz bu Karadelik’leri ya Tekil Yıldızlarının sonunda karşılaşıyoruz.
Onun da bir limiti var, her biri olmuyor. Aşağı yukarı Güneş’in 8 katından daha büyük bir kıtliğe sahip Yıldızlar sonunda tek başlarına Karadeli’ye çökebilecek merkezi çekirdekleri oluyor. Bu çekirdek en son süpernova patlamasından sonrasında Güneş’in 3 katı büyüklüğündeyse, o da nötron Yıldızı olmuyor, içe doğru çekmek devam ediyor. Tekiliğe doğru da gidiyorlar diyebiliriz. Aslında sorunuzu şöyle değiştirmek lazım.
O içe doğru bir kere çöküş başladığı zaman sonuç bir yerde belli. Sadece ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Daha doğrusu biliyoruz ki onu kütle belirliyor diyelim. Doğrudan pat diye Karadeli’ye dönüşmek hocanız söylediği gibi mümkün değil. Ama o da zaten dönüşecek ya da beyaz yüzeyde ya da nötron yüzeyde ya da Karadeli’ye dönüşecek. Sadece biraz zaman alıyor. Nötron Yıldızı’nın Karadeli’ye dönüşmesi önlerine gelmiyor. Nötron basıncı onu ayakta tutuyor. Beyaz yüzeyde dejen elektron basıncı ayakta tuttuğu gibi.
Ve üstüne başka madde ilerleyen zamanları çeşitli sebeplerle koymazsanız o da öyle aynı bir şekilde kendi kendine soğuyarak gidecek. Soğuyarak gidecek. Asla bir Karadeli değil. Karadeli dönüşmesi illa çok fazla kütle gerek yok. Başlangıç. Peki evrende çok sayıda mikrokaradilik olduğu, küçük karadilikler onlar nasıl oluşuyorlar? Onlar ilkel karadiliklerdir. Onlar tabii bu yıldız süreçlerinden çok farklı şekilde oluşmuş olabilecekler düşünülen ilk zamanlarında evrenin olabilecek karadilikler. Ama onlar bu hikayeden bağımsız, farklı. Onların hikayesi ne? Onların hikayesi birazcık daha karışık. Yani çok daha küçük bir bölgede çok daha yüksek miktarda şey biriktiyse. Yani şimdi teorik olarak dünyayı da alıp sıkıştırırsanız bir karadeliye dönüştürmeniz mümkün.
Güneşi alırsanız 3 kilometrenin içine sıkıştırabilirseniz kendisinin yarı çapı 750.000 kilometre. Buradan hareketle söyleniyor. Ama bunları oluşturacak nasıl bir mekanizmalar, nasıl bir verimlilikle böyle bir şey yapabiliyor, yapabilmiş mi evrenin ilk aşamalarında? Bunu ben bilmiyorum açıkçası. Böyle gözlemsel bir kanıtımız da yok zaten. O yüzden teorik olarak kalıyor bazı şeyler. Daha Hawking ışımasını bile gözlemsel bir anı. Tam ben de Hawking ışımasına geleceğim. Hawking ışıması nedir?
Çünkü karadeliklerden hiçbir şey kaçamaz denirken, birden beri ortaya Hawking ışıması diye bir şey çıktı. 70’lerde çıktı galiba değil mi? Karadelik her şeyi emerken, Hawking hatta bunu da söylüyor Hawkingken, aynı Hawking dedi bir dakika ben yanıldım galiba dedi. Karadelik ışıması diye bir şey vardı. Karadelik nasıl ışıyor? Işığın bile kaçamadığı bir yerin ışıması biraz gayri mantıklı değil mi? Bunu tabii farklı ölçeklerde değerlendirmek lazım. Bizim konuştuğumuz ölçeklerde, astronomik ölçeklerde Hawking ışınamanın bir anlamı yok.
Bir önemi de yok. Bu bir şeyi de değiştirmiyor. Ama söylediğiniz ölçekte, eğer mikro ölçekte karadelikler var ise Hawking ışınamı hakikaten bunların zamanında bir nevi yok olmalarına, enerji kaybederek en sonu buharlaşmalarına yol açabiliyor. Ama bu oluşabilecek minimum minimum karadeliklerde bile evrenin yaşından çok daha uzun bir süre gerektirdiği için açıkçası biz de onu pek astronomlar olarak, gözlemsel dünyada diyelim şey yapmıyoruz. Peki Hawking ışıması fizikte içinden çıkılmaz bir durum doğruyor, nedir o içinden çıkılmaz? Yani Hawking ışıması doğruysa fizikte… Yok yok, orada fiziksel bir sorun yok. Yani entropiyle açıklanan bir durum temelde zaman skalası olarak kütlesi küçük ise bunun ışıması yani buharlaşması makul bir zaman skalasında gerçekleşebilir.
Ama burada da sorun biz üç güneş kütleli ya da daha büyük kütlesi olan karadelikten daha hafif karadelik bilmiyoruz. Gözlemsel olarak onları görmemiz mümkün değil. Ama teorik olarak işte şu masa bir karadeliğe dönüşse bunun buharlaşma zamanı entropik olarak işte o buharlaşma senaryosuna gitme zamanı kısa olacak yani görebileceğiz. Ama bizim o üç güneş kütlesi ya da daha ağır karadelikleri buharlaşmak için, görebilmemiz için gereken zaman skalası evren yaşı mertebesinde böyle bir durum var. Yoksa teorik olarak yanlış bir şey yok zaten Hawking’i, Hawking yapan da budur. Ve fiziksel olarak gayet… Tutarlı. Mükemmel bir şeydir. Ve gözlenebilir belki bir zaman. Gözlenebilir. Ama şu anki bildiğimiz hani tekil karadelik bizim ikili yıldız sistemindeyse bir karadeliği, burada bir karadelik vardır dememizin sebebi onun yoldaş yıldızının yaptığı garip hareket. Yani devasa bir yıldız düşünün güneşin kütlesinin 15 katı kütleye sahip kendi kendine böyle deli danalar gibi hareket ediyor. Bunu yapması mümkün değil.
Bunu dikte eden orada göremediğimiz bir kütle vardır diyoruz. Bu karadeliktir. İşte 50 seneyi geçti bu fikrin ortaya atılalı. X ışınlarıyla da gördük ki gerçekten orada X ışınlarında parlak bir şey var. Kendini göremiyoruz ama çevresinin oluştuğu radyasyonu görüyoruz. Olaifgunu gölgesi. Olaifgunu gölgesi. Olaifgunu gölgesi çünkü olaifgunu görmek için ancak bir gökadanın merkezindeki karadeliğe bakmak lazım. Onlar başka şeyler yani onlar…
Ben bakmam başka bir şey. Şimdi şeyden bahsediyorsunuz ya bu içe çökmeden ve içerideki kütle çekim kuvvetinden. Şunu ben ele gidiyorum. O kütle çekim kuvvetinde bir atomdaki çekirdekle elektronlar arasındaki mesafeden daralıyor mu? Çekim artık. Yoksa o hep aynı mı kalıyor? Zaten işte bu nötron yıldızını, beyaz yüceyi vesaire oluşturabilmek için yaptığınız şey aslında onları içe doğru çökertmek. O elektronlar o kadar yüksek enerjilere ulaşıyorlar ki en son da atom çekirdeğin içine girmek durumunda. Zaten bütün o nötronizasyonu az önce anlatmaya çalıştığım hikaye aslında o. Tabii öyle üç cümleyle zor oluyor da. Peki bu kuantum bu neyse? Kuantum mekaniği nasıl etkiliyor? Tam tersi onunla anlayabiliyoruz zaten. Kuantumsuz bunların hiçbirini anlayamaz. Bunlar 100 sene önce sorsaydınız buna cevabınız olmayacaktı. Burada hani az önce bütün o soğan kabuğu katmanlarını konuştuk. O çökmeyle beraber atomun yani hidrojen, herliyum, karbon, oksijen bütün yapısal özelliklerini yitiriyorlar. Elektron, proton, nötron. Elektronlarla protonlar da zaten birleşip nötron oluşturuyor. Burası devasa bir nötron havuzu. Şimdi hepimiz nötronuz. Yan yana geldik, birbirimize temas ediyoruz ama kendi de bir yapımız var. Ondan ötürü sıkışmıyoruz. İşte bu bir basınç oluşturuyor. Yıldızın artık kalıntısı, bir enerji üretmiyor ama bu nötronlar yapısal olarak, kuantum mekaniksel olarak ama analog olsun diye yapısal olarak sıkışamamasından ötürü böyle bir basınç üretiyor.
Buna Yoz basınç diyoruz. Yoz basınç dememiz de sıcaklığa bağlı basınç değil. Kuantum mekaniksel basınç. İşte orada işleyen mekanizma tamamıyla kuantum mekaniksel. Magnetar. Nedir magnetar? Magnetar, nötronuzların özel bir türü. Ne farkı vardı diğerlerinden? Çok yüksek manyak kalanı var. Normal bir nötronuzdan yüz kat belki bin kat daha yüksek manyak kalanı. Onu oluşturan yıldızlarla ilgili olduğu düşünülüyor. Bazı yıldızlar normal yerden değil, güneşten mesela güneşte ortalama yüzeyde baktığınız zaman bir gaos mertebesi, manyak kalanından bahsedebilirsiniz. Bazı yıldızlar var ki ortalama yüzeye baktığınız zaman işte yüz gaostlara vesaire çıkabiliyor. Bunun çökmesi sırasında aktardığı olabilir deniyor. Manyak akık kornumunun.
Oluşan dinama süreçlerinden oluşabileceği düşünülüyor. Böyle değişik süreçler var ama tam olarak henüz de tam şey yapılmış değil. Hatta magnetarın gerçekten yüksek manyak kalanının nötronuzda olup olmadığı bile konuşulan tartışılan bir konu. Ama gözlemsel çoğu kanıt, işte hocamla çalışıyor, bunu destekliyor. Yani normal bir nötronuzdan farkı yüz kat bin kat daha kabaca manyak kalanının fazla olması. Bunun bir etkisi ve önemi ne diyecek?
Bunun önemi şu. Şimdi normal şeye bakacak olursak normal nötronuzdan bin kat, yüz kat daha farklı bir yüksek manyak kalana sahip olduğunuz zaman o zaman quantum critic limiti denen bir limit var. Bu limiti açmış oluyorsunuz. Bu şu demek artık atomların yapısı değişiyor bu kadar yüksek manyak kalanda. Az önce bahsettiniz işte atom çekirdeği var etrafında dairesel yörüngelerde kabaca elektronlar dönüyor vesaire falan.
Fakat burada manyak kalan o kadar kuvvetli ki atomun bu yapısını bozuyor. Elektronlar dairesel yörüngeler yerine eliptik yörüngelerle dönmeye zorlanıyorlar. Hatta quantum electrodynaminin bir öngörüsü var. Bakımın polarizasyonu, bu boşluk dediğimiz şey aslında QED’ye göre sanal parçalıkların yaratılıp yok olduğu sürekli bir ortam. Eğer bu kadar yüksek manyak kalan şiddetine sahipseniz bunun da polarize olması, kutuplanmasını bekliyorsunuz. Böyle olursa da bu sebeple foton orada hareket ederken normalde beklediğinizden farklı davranmalı. Bütün bunları gözleyebileceğimiz bir laboratuar sunuyor aslında eğer magnetarlar gerçekten magnetarsa. O ne demek gerçekten magnetarsa? Yani gidip ölçmediğimiz için yani şahsenin ötenizine oturup o yüzden de ancak söyleyebileceğimiz bütün bulgulardan itibara
bunların bu kadar yüksek manyak kalanlığına sahip olması gerektiği, bu kadar yüksek manyak kalanlığına sahiptilerse de bu tip teorileri doğrulama yönünde bize destekleyebilmesi gerekiyor. Ama örneğin yapılması gereken bazı gözlemsel çalışmalar var. Bunların hepsi tamamlanmış değil. Mesela o az önce söylediğim vakumun polarizasyonu gelen ışıkta bir polarizasyon olmasını öngörüyor. Bunu gözleyecek henüz bir yeterli polarizasyon gözlemine sahiptir.
Mesela işte X ışınlarında bunlar parlak oluyorlar, çok yüksek sıcaklıklara sahipler. Buralarda henüz öyle bir gözleme yapacak. Birazcık kanıtlarımız var ama dolaylı kanıtlar çoğunlukla. O yüzden doğrudan tamam buymuş demek biraz zor oluyor. O yüzden öyle konuşuyoruz. Peki şunu merak ediyorum şimdi. Magnetardaki elementlerin ne olduğunu görebiliyor muyuz uzaktan? Yoksa orada elementler de bir farklaşmıyor. Zaten bu yöntemde bir metnoloji olduğu için artık öyle bir yüzeyde eser miktarda hidrojen olabilir. O da işte bunu bir metal top gibi düşünün. Uzayda boşluklar hareket ederken bir miktar hidrojeni zaten çok ağır, yoğun bir top. Kendi üstüne çekebiliyor. Ondan kalma bir miktar hidrojenden oluşmuş. 3-5 santim, 10 santim falan kalınlığında olması düşünüyor. Bir atmosferi olabiliyor.
Kendi zaten işte… Yani evet 20 km rekişi için. Bir şey kalmamış yıldızdan o yüzden maddede sadece… Çökecek yani yüzeye ağır element gönderseniz de o cisme. O zaten çöküp yüzeydeki tabakaya birleşecek çünkü çok büyük bir güteçinsel kuvvet var. O yüzden böyle bir atmosfer olması düşünülüyor. Onun dışında orada ayrıca bir elementin varlığından bahsetmek zor. Üstü tabakalar ayrı.
Peki ne… Elementten bahsetmiyor musun? Neden oluşuyor bu madde? Ya magnetar değil. Bütün nötron yıldızları nötronca çok zengin maddeden oluşuyor. En merkezlerinde ne var bilmiyorum. Bu zaten hani gözlemsel fizin… Orada neye dönüşmüş madde onu bilmiyoruz. İşte serbest quarklar var mı yok mu onu bilmiyoruz aslında. Öyle söyleyelim de daha doğrusun bari. Nötronca zengin madde bu nötron yıldızlarının içe doğru çöküşü vardı ya yıldızlarda olan.
Onu desteklediğini ayakta tuttuğunu biliyoruz. Ama burada nükleer reaksiyonlarının her birini tek tek hesaplamak mümkün değil. Şu açtığınız zaman hocam siz demin anlattınız ya bir yıldızın içerisinde şunlar şunlar oluşuyor. Sonra şunlar şunlar oluşuyor diye bir nötron yıldızın içerisinde neye oluştuğunu bilemiyoruz. Yok hayır orada bitti zaten. Olay artık orada az önce hocanın söylediği gibi bütün o atomlar vesaire kalmadı. Protonlar, nötronlar her miktarda proton ve elektron ve asıl nötronunuz için konuşuyorsak çoğunlukla nötron var.
Bu nötronun da içinde en iç tabakasında ne var? İçerideki yoğunluk atom çekirdeğinde bildiğimizden çok daha yüksek yoğunluk olabilir. Yani hemen emeğine bir karadilik var aslında bilgimiz açısından baktığımızda. Evet oraya doğru gidiyoruz tabi de. Yani ramak kalmış. O yapının yani dışında katı bir yüzey var. İnce diyeceğimiz hani bir kilometre kadar. Onun alt katmanında süper akışkan var ve burada düşünün yani milyar kere milyar kere milyar kere o kadar sayıda nötron aynı kuantum durumunda. Yani maddenin de çok özel bir hali. Aynı kuantum durumu neredeyse bütün parçacıkları ifade edebiliyor. Onun da merkezinde süper iletken bölüm var. Onun da içini bilemiyoruz.
Ama işte az önceki sorunuzda o yüksek manyetik alana sahip nötron yıldızları, magnetarlar o kadar yüksek manyetik alana sahip ki bu yüzey manyetik alanları kabuğu kırabiliyorlar. Ve o kırmayla da devasa patlamalar dahil olmak üzere büyük X ve gamma ışını patlamaları görüyoruz. Şimdi o az önce konuştuğumuz gamma ışını patlamalarından farklı bir de manyetar patlamaları var.
O daha da mı beter? Yok onlar hani beterin beteri vardır bazıları beter. Hatta beter olabilir çünkü bunlar daha sık olabileceği yakında olabileceği için beter de olabilir. Bir tanesi böyle dünyanın niyanosferinin sarstı. Kaç yılıydı hocam? 1999’daki. Nerede patlamıştı o? Aslında bizler uzak yani bize 20 küsür ışık bir şekilde.
Buna rağmen dünyanın malumsuzluğunu sarsıtı. Şöyle bu bir nötron pulsasyon yapıyor dönüyor dedik ya belli bir periyodu var işte 7-8 saniye gibi. O periyodu iyonosferdeki salınımdan iyonosferi gözleyen araştırmalar, astrononlar fiziksel falan değil ölçebildiler. Gözleyebildiler. O kadar periyodla o dünyayı böyle bir güzel bir çaldı. Vay anam vay. Demek ki daha yakında olsa yandık yani. Yani sağ olsun dünyanın iyonosferi gene bizi korudu. Biraz sağlam. Sağlam. Yani zaten gün içinde güneş orayı… Arayı zaten bombardıları tutuyor sen ki. Gece rahatlıyor yani gece derken güneşe bakmayan taraf iyonosfer rahatlıyor.
Ama işte o gece… Biz dünyada geceyi yaşayan tarafı gözlerken iyonosferi o magnetar patlamasının sonucunda neredeyse gündüz kalınlığına kadar sıkıştırmış. Yani iyonosfer çalışıyor ondan eminiz. Ama bu bize iki önemli şey veriyor. Birincisi nötron yıldızı genel olarak maddenin en yoğun hali. Hiçbir laboratuvar da o kadar yoğunluğu üretemezsiniz. Bir de onun üstüne magnetarı eklerseniz maddenin en yüksek manyetik alanlarda bulunduğu hali. Geçen haber okudum birkaç gün önce. Dünyada üretilen, laboratuvarda üretilen en şiddetli manyetik alan 20 Tesla. Hani bu MR cihazı 3-4 Tesla. En şiddetli manyetik alan 20-30-40 Tesla. Magnetarın manyetik alanı 1 milyar Tesla. Düşünün yani biraz uzakta ama eşi benzeri bulunmayan bir laboratuvar orada duruyor. Tüm yapmanız gereken gözlemek. En yakın… Nerede bunun? Birkaç bin ışık yıl mesela. Bayağı var. Çok dört günümüzde yok. Ama ışığını görüyoruz. Peki hocam bir şey daha merak edin şimdi. Bu Jüpiter’deki yoğun basınç nedeniyle Jüpiter’in içinde bulunan hidrojenin metal gibi hareket ettiğini biliyoruz. Peki güneş içindeki, yani yıldızların içindeki basınç çok daha fazla. Oradaki hidrojen de bir metal özelliği gösteriyor mu?
Metal özelliği derken… Yani burada zaten güneşin merkezindeyken, ionizasyondan bahsediyor. Bütün elektronları kopuyor gidiyor ve biz hatta çoğunlukta zaten bir proton, bir grup elektron vesaire diye şey yapıyoruz. Oradan sonra artık farklı bir özellik kalmıyor bence peki. Ama bazı yıldızlar çok metalikler mesela. Öyle tip yıldızlar da var. Metalik yıldızlar diyoruz. Onlar diğer yıldızlara göre içinde metal dediğimiz, helyumdan sonraki elementleri daha çok var. Daha fazla bulundurma anlıyor. Mesela magnezyunu çok. Onlarda daha çok olanlar. Ama hidrojenin mayatelikleşmesinden bahsetmemiz söz konusu yok. Şu diye bir yıldızlarda. Peki hocam teşekkür ediyoruz, sağ olun. Kaldı mı bu sefer? Kalmadı herhalde değil mi? Çok şey var konuşacak başka zaman artık değil. Olur baksana hocam. Bittim mi?
Teyze çok teşekkür ediyoruz bizi izlediğiniz için. Yıldızlar nasıl yok olur diye konuştuk. Yıldızlar nasıl yok olacağı çok fiziksel bir şey ve bilinmeyen bir şey değil. Yıldızlar iki türlü yok oluyor. Birincisi fizik kuralları. İkincisi yıldızları Fatih Terim’e veriyorsunuz. O da onları yok edebiliyor. Bugünkü maçtan sonra bunu söyleyebiliriz. Biri fiziksel, diğeri psikolojik olarak yıldızları yok edebiliyorlar.
Fizik kurallarının çalıştığı yer ve terim kurallarının çalıştığı yerler diyelim. Bugün programda böyle spor yorumuyla noktalım. Soruyorsunuz spor konuşacak mısın diye konuşacağım artık efendim. Sporluğumla bir söyleyeyim. Ağızla sağlık. Tekrar bir yere geliniz.
Konuşacak çok şey verdiğiniz madem öyle konuşuruz. Hoşça kalın.