DNA ile yok olan türleri hayata getirmek mümkün mü? | Teke Tek Bilim – 25 Temmuz 2021
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=F9SbZd6FMRM.
TEKKEN TEKKEN BİLİME hoş geldiniz. Biz de hoş bulduk. Konuklarım da hoş geldin. Başladığımız bir programı iyi bitirememiştik. Daha doğrusu tamamlayamamıştık böyle. Yarıda kalmıştı. Çok laf kalabalığı olmuştu.
Biraz da Cahil Hoca konuyu çok geriden başlatınca ya da çok detaylandırınca diyeyim daha doğrusu geriden başlamak gerekiyordu zaten de çok fazla detaylandırınca, ince detaylandırınca programın süresine sığamamıştık. Bugün üç saattir bir program yapacağız ve bu üç saatte geçen programı bitirelim. Konuyu bitireceğiz. Konumuz büyük yok oluşlar. Biliyorsunuz dünya 4,5 milyar yıl içerisinde defalarca hayat buldu. Defalarca o hayatın büyük bölümünü kaybettim.
Dostaki yaşamın canladığı büyük bölümü kaybetti. Bu beş kez oldu. Şimdi altıncı büyük yok oluşun içerisindeyiz. Ve bu büyük yok oluş geçmiş olanlardan daha hızlı gerçekleşiyor. Bu akşam bu konuyu ele alacağız. Üç konuğumuz var, çok değerli. Üçü de daha önce teke tek bilime katıldılar. Siz de kendini biraz hafızalıyorsanız hatırlayacaksınız. Programımızın gediklerinden Profesör Doktor Nuset Dalfes ne yazık ki stüdyomuza değil, Çeşme’de galiba Çeşme’de sis var oldukça puslu görünsün Nuset abiciğim. Ama o havadan dolayı değil. Bence ışık falan yansıyor. Bir ekranı sil istersen. Belki ekranda parmak izin kalmıştır kameranın ekranında. Hoş geldin Nuset abi. Nuset Bey Çeşme’de bu akşam. Değil konumuz Allah tarafından. Buradalar. Doktor Emrah Çoraman, ITÜ, Avrasya Yerbilimleri Endüstri Öğretim Üyesi. Geçen sefer lafı ağzına tıkmak zorunda kalmış. Program bitici Emrah hoş geldin. Bu sefer daha uzun vaktimiz var. Ve Profesör Doktor Utku Perttaş, Hacettev Üniversitesi, Zooloji, ana bilim dalı, Öğretim Üyesi, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi, Ornitoloji Bölümü Araştırma Uzmanı. Bu ornitoloji deyince aklıma hep rahmetli Kemal Sunal geliyor. Biz ona bir ekran filmi çekmiştik yıllar önce. Çünkü bir internet servis sağlığı için. Ben de ona internetin her şeyi biliyordum falan filan. Ben ona ornitorenk ya diye sormuştum. Doğaçlama. İşin komiği şu. Ortada bulunan pek büyük bölümü ornitorenkin ne olduğunu bilmiyordum. Hemen başlayalım isterseniz. Nusad Hocam izin verirsen Emrah’la başlamak istiyorum. Çünkü geçen sefer onda böyle bir yarım kalmıştık.
En büyüğümüz sensin o yüzden sana sorarak hareket ediyorum. Uygun mudur? Ama efendim ne demek? Emrah Komutan sende. Teşekkür ediyoruz efendim sağ olun. Evet Emrah Hocam. Geçen sefer beş büyük yok oluşanmasını istedik. İsterseniz geçen programı izlemeyenler veya unutanlar açısından. Şu beş büyük yok oluştan bir başlayalım. Nereden başlayalım? O ilk beşinden bahsetmek önemli. Çünkü altıncının ne kadar büyük olduğunu onlara baktığımız zaman. Ve ne kadar hızlı olduğunu. Hem de yok oluş dediğimiz şeyin boyutunun ne kadar ciddi olabileceğini oradan anlayabiliriz. İsterseniz birinci görselle başlayalım. Hemen başlayalım. Kalkıyorum ayağım. Kalkamışız tabi ki. Çomağımız da orada. Şimdi geçen seferde bahsetmiştik. Burada ne görüyoruz? Bu aşağıdaki eksende zamanı görüyoruz. Beş yüz milyon yıldan başlıyor. Günümüze doğru geliyor. Günümüz burası. Y ekseninde ise de C.S. Bu beş yüz milyon yıllık bir süreç. Evet beş yüz milyon.
Son beş yüz milyon yıla bakıyoruz. Daha öncesinde niye bakmıyoruz? Daha öncesinde hayat o kadar çeşitli değil. Cambrian patlamasından sonraki kısmına bakıyoruz. Cambrian patlamasını da onu bir daha bir anlatır mısınız? Burada bir anda canlılarda çok büyük bir sayı oluyor. Yani öyle şey bir patlama gibi değil. Ne için oluyor? Bir anda evrimsel süreç artık oraya doğru gidiyor. Yani o kadar çok mekanizma sağlıyor ki. İşte dünyanın oluşumu, dünyadaki diğer süreçler. Bir anda böyle evrimin oynayabileceği bir sürü süreç oluyor. Bir anda tür sayısı artıyor zaten görüyoruz. Bu eksen de y ekseni de cins sayısını gösteriyor. Yani kabaca tür olarak bakabiliriz. Şimdi burada baktığınız zaman tür sayıları artmışlar, azalmışlar. Böyle dalgalanmalar gözüküyor. Ama beş tane yerde işaret var. Bunlar beş yok oluş dediğimiz. Tanım olarak da kabaca şöyle. Bir anda çok fazla düşüş olduğu için bir anda tırnak içerisinde iki milyon yılda. İki milyon içerisinde yüzde yetmiş beş tür yok oluyorsa bunlara büyük yok oluş diyoruz. Burada işte mesela geçen sefer uzun uzun celoloji de bahsetmişti. Yüzde 96’sını gitti. Üçüncü yok oluş var. Bunların en meşhur da belki de beşincisi. Ben de oradan biraz bahsetmiştim. Dinozorların yok oldu. Kuşlar hariç dinozorların yok oldu. Büyük yok oluş. Bunların sebepleri ne diye bakarsanız hepsini çok iyi bilmiyoruz. Bazılarında mesela okyanus kimyası bozulmuş. Bazılarında atmosfer kimyası bozulmuş. Bazılarında iklim değişmiş. Bugün biraz ondan bahsedeceğiz. Üstelik hocası anlatır bize.
Bazılarında mesela meteor çarpmış. Bazılarında da volkanizma olmuş. Bazılarında hepsi beraber olmuş. Bunlar da mesela… Mesela Permian’da bildiğimiz kadar bir volkanizm olan ötürü. Bu şey Sibirya’dan ötürü oluyor. Birçoğunda da şöyle aslında. Birisi başladığı zaman diğerlerine de getiriyor. Yani volkanizma başladığı zaman atmosfer kimyasını da bozuyor. Okyanus kimyasını da bozuyor. Temel bozdu o zaten. Evet. Yani meteor çarptığı zaman da… Yoksa volkandan dolayı yapmıyorlar. Volkan külleri güneş engeliyor. Güneş engelince atmosfer bozuluyor. Atmosfer de artıyor. Şu oluyor, bu oluyor. Güneş gelmiyor. Açlık oluyor, kıtlık oluyor. İşte ot diyenler ölüyor. Ot diyenler ölüyor, et diyenler ölüyor. Aynen öyle. Yani bunlar birbirini etkileyerek gidebiliyorlar. Bir de tabii şöyle bir şey var. 500 milyon öncesi diyoruz. Yani bir olay yeri incelemeyi ki bir düşünün. Yani 500 milyon yıl öncesini de incelemek kolay değil. Aslında bayağı bir inceliyorsunuz ben görüyorum. Evet evet. İnceleniyor ama şu anlamda söylüyorum. Mesela bazı şeylere bakarken 5 yıl önce şu etkiliydi diyoruz.
5 yıl sonra yeni bir bulgu ile yeni bir şey elde ediyorsunuz. Yok bu daha çok etkili olmuş. Karbon döktü miktarı mıydı? Yoksa kıtaların şekli mi önemliydi? Bunlar devamlı değişebiliyor. Ama temel de faktörler bunlar. Yani dinozorların yok oluşundaki meteor çarpması bile görece olarak çok daha yakın zamanda öğrendik. Nusret Hoca bazılarını tanıdığını biliyorum. Yani bu araştırmaların yapıldığı zaman da. Şimdi baktığınız zaman dediğim gibi büyük yok oluşlar var. Şimdi soru işareti bu. Acaba 6. yok oluşa girdik mi?
Ve şu anda yani şimdi içinde bulunduğumuz dönem bu 5. büyük yok oluştan bugüne kadar olan dönem dünyada bio çeşitliliğin en fazla olduğu dönem değil mi? Evet bakın tekrardan bio çeşitlik düşmüş. %60 ile %76 arasında tür sayısı düşmüş. Ama tekrardan toparlanmış. Zaten aslında bizim de yani insanların da ortaya çıkması bu dönem. Memelilerin ortaya çıkması bu dönem. Zaten bu olması büyük bir dönem. Memeliler olmayacaktı bugün bu şeklinde. Şimdi yani 6. yok oluşun hani öneminin anlaşıldığını düşünüyorum.
Böyle sıradan bir işte türler yok oluyor. Kötüye gidiyoruz gibi değil. Bu çok ciddi katastrofik büyük bir olay. Bugün tanıdığımız türlerin en az %30’ı, %40’ı belki daha fazlası yok olacak. Evet şimdi bir de şöyle bir şey hazırladım. İkinci slayata geçersek bir sonraki arkadaşlar orada şöyle bir şöyle bir bakalım dedim. Yani son 60 70 milyon yılı 1-2 dakika içerisinde bakalım ki neden bu çeşitlik böyle oldu? Biz bununla ilgileneceğiz bugün.
Şimdi burada gene aşağıdaki eksende zamanı görüyoruz ama şöyle şuradan göstereyim. Mesela şurası 60 milyon yıl. Burada 5-4-1 diye gidiyor. Günümüze doğru geliyor. Burada mesela 1850 var. 1850’den de 2100’e kadar. 2100’de tahmin edebiliyoruz. Şu nokta nokta gördüğünüz çizgi ortalama sıcaklık diyelim dünyanın. 1950 ile 1980 arası, 1990 arası ortalama sıcaklığı. Yani çizgi bunun üstüne gidiyorsa sıcak bir dünya varmış. Altına gidiyorsa da soğuk bir dünya var. Meteor çarptığında şuralardaydık 60 milyon yıl önceydi. Gördüğünüz gibi baya sıcak bir dünya var. Baya baya sıcak. Dinazorlar baya sıcak dünyada yaşıyorlar. Evet baya sıcak farklı bir dünyaydı. Ondan sonra görüyorsunuz sıcaklık. Ortalama sıcaklık ne o zaman o sırada? 30 derece, 25 derece, 30 derece diye hatırlıyorum. Bugün ortalama kadar 20 mi? 14.5 derece. Bakın 16 derece yani 30’lara tekabül ediyor olması gerekiyor. Yani bugünkü günün 2 misli sıcaklık dünyada. Evet. Ve tabi ki mevsimsellik falan da az böyle.
Nusret Hoca bu paleoeklim kısımından bahseder hani. Geriye doğru gittikçe benim de bilgim azalıyor. Yani ne kadar oynadığıyla alakalı. Tabi Nusret Hoca o zamanları daha yakın yaşadığı için. Görüyor mu bilmiyorum. İnşallah duymuyordu. Yani sıcaklık 50 milyon yıl önce başlayacak düşmeye. Ve şuraya dikkat ederseniz burada 2 tane çizgi var. Bunlardan yukarıdaki Antarktika’daki güney kutbundaki buzulun. Aşağıdaki de kuzey kutbundaki buzulun olması.
Bakın güney kutbu ve kuzey kutbundaki buzullar. Güney kutbu 30 milyon yıl önce. Kuzey kutbuysa birkaç milyon yıl önce geliyor. Yani dünya o zamanlar yemyeşil diyor. Yani bunu İngilizcede greenhouse diyorlar. Sera dünyası veya sıcak dünya diyeceğiz. Buzul yok o zaman. Evet buz yok o zaman. İşte bu zamanlarda buzlar… Bedelizler uyugünden epey daha yüksek. Şöyle yapalım o zaman hemen bir sonraki slayda gidelim. Bunu tamamlıyoruz sonra gidiyoruz oraya. Yok yok buna geri geleceğiz. Çünkü böyle hızlıca gidiyoruz için.
Bir erken o esneden mesela koydum. 50 milyon yıl önce kabaca bir görevdeyiz dünyaye. Nasıl gözüküyor? Dikkatinizi çeken şeyler daha Türkiye henüz ortada yok. Hindistan, kopmuş Afrika’dan Asya’ya doğru gidiyor. Suudi Alevistan yarım adası hala bitişik. Bir de kutuplara bakın gördüğünüz gibi ne Antarktika’da ne de kuzey kutbunda bir şey yok. Bu arada Avustralya’da Yeni Zelanda ile beraber galiba. Evet beraberler hatta Antarktika ile de ayrıldım ayrılmadım durumları söz konusu.
Bu da önemli. Çünkü Antarktika biraz buradan uzaklaştığı zaman Güne Kutbu’nun etrafında bir akıntı oluşacak ve orayı daha soğuk tutacak. Bu kaç? 52 milyon yıl önce. Yani Dinez Oğlan yaşadığı dünya böyle bir dünyaydı. Evet kabaca böyleydi. Ondan 15 milyon yıl sonra ama buna çok benziyordu. Şey olarak bakarsak da bir sonraki slayda gidelim Antarktika’ya gitsek o zamanlar nasıl gözükecekti diye. Kabaca böyle gözükecek. Antarktika böyleydi. Evet. Antarktika’ya tatile gidilebilirdi. Aynen öyle.
Antarktika’dan bu görüntü işte palmiye ağaçları var. Yani fosillere bulgulara baktığımız zaman. Yani 52 milyon yıl önce biz Antarktika’ya gitseydik araştırma gelisi için bu manzara karşılaşacaktık. Ağaçlarda da maymunlar olacak. Evet sıcaklık maymunlar daha o zamanlar daha çok çıkmamış hareketlenmemiş olabilirler. Ezbere söylemeyeyim. Yazın sıcaklık 25 derece Antarktika’da. Kışında 10 dereceye düşüyor. Yani öyle bir kar durumu söz konusu değil.
Dediğim gibi palmiye ağaçları var, kayın ağaçları var, bunları nereden biliyoruz? Fosillerden vesaire bunlardan görebiliyoruz. Şimdi tekrar ikinci slayda geri dönebilir miyiz? Nereler? İkiye geri dönelim. Yani deminki baktığımız yan şuralara tekrar gidiyordu. Yani sıcaklık bayağı yüksekti. Sonra bununla alakalı bazı hipoteksel… Sürekli bir yaz var dünyada o zaman. Evet sürekli bir yaz var. İşte Avustralya iyice ayrıldıktan sonra Antarktika’dan demin söylediğim gibi etrafında bir su akıntısı oluşuyor. Bir de karbon dikitarı düşüyor.
Yeni makaleler diyor ki karbon dikit miktarının düşmesi daha etkili oldu malum. Karbon dikit seregazı dünyayı ısıtıyor. Ama neden düştüğünü bilmiyorum. Bilmiyorum Nusrat Hoca bu konuda belki söyler. Benim bildiğim kadarıyla hala bilinmiyor. Yani son birkaç yılda yeni bir şey çıktı mı bilmiyoruz. Ama karbon dikit miktarı düşmeye başlıyor. Karbon dikit miktarı düşünce dediğiniz gibi seregazı etkisi azalıyor. Dünya soğumaya başlıyor. Gördüğünüz gibi soğuyor, soğuyor, soğuyor. Artık yeni bir döneme geçiyoruz. Myosene geçiyoruz. Ve ondan sonra Pliosene geçeceğiz.
Ama hala dünya dikkatinizi çekiyorsa şuandakinden daha sıcak. Birkaç derece daha sıcak. Ama güney kutbunda bir buz olmaya başladı. Kaldığımız yerden devam edebilir miyiz? Bir sonraki arkadaşa geçelim. Değil mi? Evet. Yok biraz geri gelmemiz gerekiyor. Atladık. Tamam bir sonrakine geçelim. Bir sonraki. Evet şimdi ortageç. Şimdi 10 milyon yıl önceye döndük yani. Dünya ne hale geldi diye bakıyoruz. Avustralya kopmuş, güney kutbunda buzlar oluşmuş. Grünönlaktta buzlar oluşmaya başlamış. Aynen öyle. Ve Hümele’ye alakalı. Ve Himalaya’da kar oluşmuş, buzlu oluşmuş. Türkiye’de 3 aşağı 5 yukarı gördüğünüz gibi bugünkü haline gelmiş. Şimdi demin Antarktika’ya gitmiştik. Bir sonraki slayata geçelim. Bu sefer İstanbul’da küçük çekmeceye gidelim. Bayağı bir tropikal. Evet. Şevket Şen hocanın editörlüğünü yaptığı J.O. Diverts arsada bir özel sayı çıkmıştı. Leitmüyo Sende, Geçmüyo Sende döneminde küçük çekmecedeki memeli faunası memeli hayvanlarıyla alakalı bir sayı. Bu arada Şevket Şen’in Paris’teki Doğa Tarihi Müzesi’nin uzun süre başkanlığı yaptığını hatırlatalım. Evet. Kendisine selam yolladı bizi izliyor olabilir. Ya o zamanki küçük çekmeceye bakarsanız bayağı renkli. Bayağı renkli.
Birkaç tane fil, filler var, aslanlar var, girafalar var. Birkaç tane fil türü var. Yani sadece bir tane de değil. Bakın bazıları böyle dişleri aşağı doğru bakan filler var. Birkaç sanırım üç tane fok türü var. Yunus türü var bir tane. Şu anda o konuda şansıyız. Hala İstanbul’da Boğaz’da üç farklı Yunus türü görebiliyorsunuz. Yani iyi bir günde. Ve galiba bu iki buçuk milyon yıl öncesine kadar böyle gidiyor. Evet. Birkaç yani bazı çeşitlilik daha az alacak. Bu hani geçmiyorsan dediğimiz buradaki beş milyona ama daha sonra bazıları devam edecek.
Bazıları kaybolacak. İşte bazı değişik hayvanlar da var. Ben iki tane eski İstanbul’u ile tanıştırmak istedim sizi. Onlara bir sonraki slayata geçersek biraz daha şey değişik türler. Bunlar İstanbul’da yaşayan hayvanlar. Evet. Eskiden. Beş milyon yıl önce. Beş milyon yıl önce İstanbul’u biz kurmuş olma şansına erişseydik. Sokaklarda bunlar geziyor olacaktı. Evet. En azından küçük ekmece de görecektik. Bir tanesi kalikatör. Bu bildiğimiz pek bir hayvana da benzemiyor. Dikkat edin.
Dikkat edin. Bu toynaklılardan bir hayvan. Böyle şeyleri var. Tırnaklı, toynaklı bir garip bir şey. Evet. Yani erken tırnaklılardan diyelim. Yani bunlar o dönemde o gruba denk geliyor. Ve şeyleri üzerinde yürüyor. Yani eklemlerin üzerinde yürüyor. Oturup ağaç dallarına otobur yani. Benzediği grupta aslında atlar yani. Atlara benziyor. Hatta bunların doğa tarihinin üzerinde rekonstruksiyonlarını yaptıkları zaman at derisi kullanıyorlar. Hani benzediği için. Bu da hipopotama benziyor ama aslında bir gergeden. Gergedenle hipodam arası. Hipodam kafalı gergeden gibi. Aslında bir gergeden boyunuzu yok. Yani bizim gördüğümüzden farklı olarak bu da klitör. Bunlar da eski… Bu da İstanbul gergeden. Evet. Şimdi bunlar aslında bulunduğu yerde önemli. Biliyorsunuz Yarımburgaz Mağarası var. Yarımburgaz Mağarası küçük çekmecenin hemen azına. Türkiye’nin İstanbul’un en önemli yerlerinden beri İstanbul’un en eski yerleşimi. Binlerce yıl öncesinden… Kavar İstanbul’a gidecek galiba.
Kenarında kalacağı söyleniyor ama tabi ki Kanal İstanbul oradan geçeceği için büyük tehdit altında. Çünkü mağaralar biliyorsunuz. Kalker bazen suyu alabilir. Bazı yerlerde mesela daha önce mağaracılık yaptım ben uzun süreler. Mağaraların olduğu yerlerde baraj yapıldığı zaman bazen su tutmaz. Çünkü kalkerden çekerler. O yüzden bazı yerlere böyle çok fazla beton dökülür. Yani Yarımburgaz Mağarası’nın da bu kanalla böyle bir ilişkisi var. Bir de yani böyle işte hep bahsediyoruz.
Boros maalesef şu anda da koruma altında değil bir tane kapısın var gibi yok gibi ama maalesef devamlı harap oluyor. Ve çok çok zengin bir yer yani buradan tekrardan oraya da dikkat çekmek istiyorum. Biz de elimizden geldiğince oraya koruma altında alınması için çalışıyoruz ama maalesef çok yol kat edemedik. 5 milyar yıl önceki hemşehrilerimiz. Aynen öyle. Belki daha bile geri gidebiliriz. 5-10 milyon yıl arası diyebiliriz. Şimdi bir sonraki flyata geçersek böyle bizim için Akdeniz için bugünkü konuştuğumuz bio çeşitlik için önemli anlardan biri de bu Mesinliyen Tuzluk Krizi denen bir dönem var. Yaklaşık 6 milyon yıl önce diyelim. Akdeniz ne oldu orada? Akdeniz yok oldu. Akdeniz yok. Bir tektonik hareketler olduğu düşünülüyor. İşte deniz seviyesindeki değişimler de ötürü. Cebeli Tarık’ta bağlantı kesiliyor. Akdeniz kurumaya başlıyor. Gene görece olarak çok çabuk seviyede kuruduğu düşünülüyor. Bazı şeylere göre toptan bazılarına göre büyük tuzgöllerinin olduğu derin yerlerde tuzgöllerinin olduğu. Tabii okyanusla bağlantı kesilince tuzluk da artıyor burada. Evet. Bunun etkisini hala da görüyoruz. Bir yandan da şöyle bir şey var. Böyle olduğu zaman da Afrika faunasıyla yani Afrika’daki hayvanlarla, bitkilerle, avrupa’nın karışmasına imkan sağlıyor. Bir de şunu söylemek istiyorum. Demin ki soğukluk, dünya soğuyordu ya böyle giderek derece düşüyordu. Bu canlılarda şöyle bir etkisi var. Canlılar büyümeye başlıyorlar. Çünkü soğuk olduğu zaman zayıfsanız malum çok üşüyeceksiniz.
Mevsimsellik de arttığı için hani dünya… Ama lazolar sıcağı rağmen çok büyükler. Evet. O da yemek bolluğundan. Evet orada farklı bir mekanizma işliyor. Burada memeli bu son 50 milyon yıl içerisinde memeli sayısı giderek artacak. Çeşitlenecek kuş sayısı giderek artacak birkaç tane. Sucak kanaymada artacak. Çok fazla artacak. Bu da dünya için önemli bir andı. Şimdi bunu buradan devam edeceğiz ama bir daha tekrardan ikiye dönebilir miyiz?
Bundan sonrasına geçeceğiz ikiden sonra. Evet şimdi şuralardaydık. Bakın artık Pleistosene buzul çağlarına geldik. Artık bir buz dünyadayız. Yani Kuzey Kutbu’nda ve Güney Kutbu’nda buz var. Ve bu günümüzdeki ne kadar geliyor ve sonra başlıyor sallanmaya. Yani sıcak soğuk, sıcak soğuk. Bu arada bu dediklerim 100 bin yıllık saykılar. Sonra bazen değişiyor 40 bin yıllık oluyor. Bunların sebeplerini konuşuruz. Bakın mesela son 700 bin yıl bakarsak sallanıyor.
Bu sırada insanın… En soğuk kaça iniyor orada? 4-5 derece kadar iniyor sanırım en soğuk. Sonra tekrardan günümüze kadar geliyor. Yani biz hala teorik olarak aslında bir buz devrindeyiz diyelim. Bazen buzul çağları oluyor, buzullar ilerliyor. Bazen de buzullar arası dönem oluyor. Yani biz şu anda buradayız. Buzullar arası döneme geldik. Buradayız. Bir isterseniz şunu koydum ben. Demin kine geri dönersek şuraya bakacağız şu anda.
Hani 20 bin yıl önce buzullar en çok geldiğinde nasıl gözüküyordu dünya? Bu Ice Age’in dikdiri dönem. Evet. Bir tane daha atlayalım. Bir sonraki arkadaşlarım? Bu da 21 bin yıl önce. Yani aslında dün. Demek ki konuştuğumuza göre dün. Yani artık dünyada insan türü var. Tabii tabii. Bugün tanıdığımız canların büyük bölümü var. Evet. İnsan türü var hatta bayağı yayılmış durumda. Bayağı yayılmış. Gördüğünüz gibi Antarktika tamamen buz. Kuzey Kutbu buz. İran buz görünüyor. Evet orada çünkü… Bugün Çölüman yerleri pek büyük bir yerin buz meselesi. Yüksek dağlar var. Çünkü bazı yerlerde mesela 1700 metrenin, 2000 metrenin üstünde buz neredeyse hiç kalkmıyor veya kar hiç kalkmıyor. Yani… Anadolu preyatüsü komple buz. İran buz. Afganistan buz. Ve dikkat ederseniz bir de deniz şeyleri kıyış şeridi farklı. Evet. Birçok su buza hapsolduğu için deniz seviyesi yaklaşık 125 metre düşüyor. Düşüyor.
Yani birazdan daha detaylı bakacağız ama şöyle bir genelde bakalım. Amerika Birleşik Devletleri’ni görüyorsunuz. Birçok kuzeydeki eyaleti tamamen buz altında. Yine detaylarına gireriz. Birkaç kilometre. Kanada buz altında. Kanada tamamen zaten gitmiş durumda. Avrupa’da İngiltere ana karayla birleşmiş buz altında. Bunun… Bu güzellikle hala buz çağın izleri kayalarda görülüyor. Kayalarda görüyoruz. Bunun şu açıdan önemli. Benim çalışma alanım da bu. Geçmişteki iklimsel olaylar, günümüzdeki biyolojik çeşitliği nasıl etkiledi? Şimdi biraz önce konuştuk. Çok fazla tür sayısı oldu diyoruz. Bu buzul çağları aslında bir yerde tür yapma makineleri gibi bir şey diyebiliriz. Çünkü böyle bir şey geldiği zaman buralarda yaşayan canlılar yaşayacak. Aşağı inip. Bir yerlere inmesi gerekiyor. Bugün bunların detaylarına biraz bakarız. Nasıl indiler, nasıl geri geldiler, genetik olarak ne gibi sonuçlar oldu. Ama kabaca hani bir 60-70 milyon yılı çok hızla bakarsak böyle bir şey görüyoruz. Bir sonraki slide’a bakalım orada ne vardı. Sanırım orada… Evet bir de şey koydum yani demin insan var mı?
Mağara resimleri. Mağara resimleri. Fransa’da Shova mağarası var. Çok meşhur. Yani bu böyle devam eden bir duvar bu arada. Bundan daha eski mağara resim var mı bilinen? Bu kadar güzel olan emin değilim. Ama bu en meşhurlarından biraz önce konuştuk mesela mağara aslanları var. Yani baya sanat eseri gibi çizilir. Yani bunu 32 bin yıl önce insanlar çizmişler. Bugün bunu çizebilecek insanlar var başta ben olmak üzere. Yani bu işte 150 bin yılla son 20 bin yıl arasında soğukluğun giderek arttırılıyor.
Soğukluğun giderek arttığı bir dönemdeydi bu. Bilinen eski sanatçı herhalde bu. Evet. Bu dediğim gibi bu arada yanlış hatırlamıyorsam ya bunun ya Lasco’nun bu mağarayı turizme açmak için yanına kopyasını yaptılar. Kopyasını geziyorsunuz yani bunu. Bir de işte bizdeki Yarımburgaz mağarasını maalesef o anlamda üzüyor yani bunları görünce de. Yarımburgaz kaç yıllık? O da çok eski bir mağara yani milyon yıllık bir mağara. İçindeki yaşam izleri. Sanırım preösterik dönemden insana ait bulgular var.
Bir tane mağara ayısı var. Birkaç milyon yıl olduğunu tahmin ediyorum. Yani oradaki şey de çok eski. Yakın döneme ait şeyler de var biliyorsunuz girişinde başka oluşumlar da var. Bu da Avrupa’da kabaca böyle gözüküyor. Buradaki dikkat çekmek istediğim şey yani bitki örtüsü şimdikinden çok farklı. Preyler kar, Alpler kar, Balkanlar o kadar kar değil, buz değil. Türkiye’nin ortası burada baktığınız zaman çok soğuk yazlar ve kışlar var. Yani İç Anadolu’da yaşamanız o anlamda biraz zor. Yani bu bu arada bir tane anına bakıyoruz. Bu onlarca defa belki de yüz defa tam ezbere bilmiyorum ama yüz bin yılda evet on defa olsa bir milyon yıl tekrarlanacağını düşünürsek bunlar devamlı olmuş ve tekrardan bu günkü haline gelmiş. Şimdi son bir kez daha ikiye dönersek burada bitireceğim bu kısmı.
Şimdi bizi korkutan altıncı yok oluşta korkutan kısım şu biz şu anda iki bin küsurlerdeyiz. Bunlar da iklim modelleri yani şu şöyle olursa bu böyle olursa iklim nasıl değişir diye baktığımız modeller. Mesela bunlardan iyiyim seri yeşilolar yani her şey yolunda giderse toparlarsak, kötümseri de kırmızı olan. Kırmızı olana bir bakarsanız Fatih Bey en son ne zaman böyle bir sıcaklık görmüşüz? Bayağı bir geriye gidiyoruz. Bayağı bir geriye gidiyoruz. Bayağı bir geriye gidiyoruz. Beş milyon yıl önce gidiyoruz.
Daha bile fazla belki de yirmi milyon yıla gideceğiz. Evet yirmi yıla. Ya bilmiyorum açıdan yanılıyor da olabilirim ama milyon yıl önce gitmemiz gerekiyor. Hocam şöyle şunu koyalım ölçelim. Evet. Evet. Otuz. Yani bu biraz böyle şu andaki durumun ciddiyetini gösteriyor. Evet. Peki şöyle diyebiliriz. Peki hocam bir şey söyleyeceğim şimdi bu durumun ciddiyetini gösterin.
Şimdi biz burada hep insanı suçluyoruz. Biliyoruz ki bütün bunlar özellikle sanayi devrimi sonrasındaki görüyoruz. Bunu nasıl yukarıda çıktığını ama insan hiçbir şey yapmasa bile zaten bunlar dünya kendi kendine yapmıyor mu? Yapıyor doğru. Yani burada zaten sıkıntısını biz çekeceğiz. Doğaya baktığınız zaman doğa toparlayacak. Ama hani o doğanın o halde. Dünyaya bir zarar vermiyoruz biz kendimize zarar veriyoruz. Evet yani işte öyle bir dünyada yaşamak ister misiniz? Hani işte ne bileyim kirli bir ne bileyim evinizin etrafının kirli olmasını ister misiniz gibi bir şey. Doğa elbet toparlayacak. Biraz zor toparlayacak muhtemelen. Şimdi şöyle bir şey. Bir argümanlardan biri sıcaklık devamlı değişmiş. Demek ki canlılar buna adapte olmuşlar. Bunda bir problem yok. Doğru. Ama bir bu kadar hızlı değişmemiş. Evet. Şu anda belki burası büyük gözüküyor ama burası 50 yıl. Çok da güzel. 50 yıl. Şuraya bakarsak burası 100 bin yıl. 100 bin yıl. Öbür milyon yıl. Yani şimdi benim de araştırma konum bu mesela. Bir canlı 50 yılda 100 yılda olan bir şeye genetik olarak yani öyle bir genetik çeşitliliği var mı ki adapte olabilsin? Muhtemelen olamayacak. Olmaz. Bizi korkutan da bu. Ama mesela bu çok hızlı bir evrim gösterdiği bir papağan türü var. Bazı türlerde böyle bir şey olabilir ama baktığımız zaman milyonlarca tür. Öyle bir tür olmayabilir yani. Milyonlarca türe bakıyoruz. Yani geçtiğimiz seferle de bağlarız. Aynen dediğiniz gibi güzel oldu bunu söylemeniz. Mesela yaklaşık olarak bakın günümüz sıcaklığına geldiği zaman bütün bu bildiğimiz yediğimiz bitkilerin yani tam olarak. Bitkilerin yani tarımın bitkileri ehlileştirmemizin kültür almamızın zamanı orada sıcaklığın burası. Bir sürü hayvanın evcilleştirilmesi hepsi burada başlıyor. Yani bu güzel tırnak içerisindeki güzel. Renkli yaşama uygunluğun bir pencer açılıyor. Evet. Ama göreceğiz daha önce de insan yayılmaya başladığı zaman da başka etkileri olmuş. Olumsuz etkileri olmuş. Çünkü insan 2 milyon yıldır var dünya üzerinde. 2.5 milyon yıldır. Evet. Burada da burada da şey olarak gösteriyor. Yani ilk Afrika’daki.
Bomba erekustan. İnsanların atalarının ortaya çıkmasını işte plüosemde gösteriyor. 3 milyon yıl olarak gösteriyor. Bu da bütün modern şu andaki genetik olarak bütün modern insanların DNA’sını incelersek. Yaklaşık 500-600 bin yıl önce ortak bir atadan geldiği gözüküyor. O da yaklaşık buraya denk geliyor. Yani bu buzlu dalgalanmalarının olduğu zamana denk geliyor. Çok kabaca bakarsak mesele bu 60 milyon yıl da bunlar oldu. Anlattık. Belki işte şunu şunu konuşabiliriz. Neden bu dalgalanmalar oldu?
Bir de sen bir Nusret Hoca bize orayı bir anlatsın. Hocam anlatır mısın? Tabii. Şöyle bir şey var. Yani bu bizim özellikle dördüncü zamanda yani Kuaternal’de dördüncü zamanda gördüğümüz iklim dalgalanmaları çok da güzel bir şekilde anlatıyor Emrah. Aslında bu biyolojik çeşitliği üreten bir itici güç.
Fakat ben sıfır numaralı slide’ıma veya işte galiba bir numaralı slide’ıma geliyorum. Şurada bir numaralı slide’i. Ondan sonra. Nerede bakalım gelsin o slide. Evet şimdi şöyle bir şey var. Yani örneklerini Emrah da daha önce verdi.
Şimdi yer tarihinde ki burada son işte 500 600 milyon yıla bakıyoruz. Bunun daha da öncesi var. Burada gördüğümüz gibi bu buzullahşmaların olduğu dönemler yalnız son iki milyon yılda iki buçuk milyon yılda olmuyor. Onun çok daha. Bu dönemler var.
Diyekimizde bunlarla karşılaşıyoruz. Permian karbonüferde karşılaşıyoruz. Bir sürü yerlerde karşılaşıyoruz. Burada aslında bir şey görüyorsunuz. Bir sıcaklık zaman serisi görüyorsunuz. Bunda dalgalanmalar var. Ve bu buzullahşma dönemlerinin olduğu zamanlar tabii sıcaklıklar düşüyor. Biz özellikle son işte iki buçuk iki doktor altı milyon yılda ilgileniyoruz. Aslında şu soruyu sormak lazım.
Yani buradaki herkes bir şekilde kuaterlerle ilgili dördüncü zamanlar neden ilgili? O soru çok çok önemli. Çünkü biz ilerisiyle ilgili birtakım şeyler söylemeye kalktığımızda bize referans olacak. Ve bugünkü koşullara çok benzer ve içinde boğum miktarda iklimsel değişikliğin olduğu bir dönem lazım. O döneme bakıyoruz ve o dönemde aslında bir anlamda iklim modellerimizle sınayabiliyoruz. Bugüne benzeyen, aşağı yukarı bugünün fanosuna, florasına sahip olan, fakat ciddi birtakım iklim değişikliği üzerinden iklimin dalgalanması ile yaşamış dönemler. Şimdi bundan sonraki slidede rica edeyim ben. Evet şimdi Emrah da söyledi.
Özellikle son buzul maksimumunda yani bizim LGM ile gösterdiğimiz genellikle last-glacial maksimum, son buzul maksimumu. Aslında ilginç. Tabii bir tarafta Antarktika var. Antarktika’da daha geniş alanlar kaplamış buz var. Tabii burada yalnız buz değil, aynı zamanda Antarktika’nın etrafında deniz buzu var. Deniz buzuyla karabuzu farklı şeyler. Deniz buzu, deniz suyunun soğuması ve buz tutmasına oluşuyor. Farklı bir mekanizma. Fakat Kuzey Yarımgülü tabii bizi çok daha ilgilendiriyor. Belki Kuzey Yarımgülü ile ilgilenmemizin sebeplerinden bir tanesi de yani karaların burada çok olduğu ve burada bizim gibi karasal hayvanlarla, işli dışlı olanların buralarda uzun süreden beri yaşadı.
Şimdi 20 milyon yıl önce son buzul maksimumunda Kuzey Amerika’yı çok ciddi bir şekilde kapsayan bir……kordiler tarafında tabii burada sopam olmuyor benim, onu gösteremiyorum ama orada bir çizik var böyle şey tarafında Alaska’nın güneyinde. Orada da böyle bir koridor var ama cidden bu Lawrence buzulu dediğimiz, Laurentide buzulu dediğimiz buzul kar tarafı kapsamış. O zaten Greenland’a birleşmiş. Diğer tarafta da şeyle, İskandinavya ve Kapsayan bir buzul var.
Bu buzulların etrafta olması önemli çünkü buzulların yani böyle büyük buz örtüleri var. Bir de sağda solda demin konuştuklarında bahsettik işte İran’ın dağlarında, Alplerde falan çok gelişmiş bir takım vadi buzulları var. Bunlar her tarafı kaplamıyor ama bunlarda çok önemli vadi müslümanlar. Neset Abi, Neset Abi bunları üç aşağı beş yukarı bahsedip bu kadar detaya bence gerek yok.
Şunu öğrenmek isterim. İzleyiciler de merak edilir. Az önce Emrah’ın bahsettiği karbondioksit azalmasının sebebi neydi? Niye aniden azaldı karbondioksit? Karbondioksit nasıl etkiliyordu? Azalması nasıl etkiledi? Bugün yine karbondioksit miktarını arttırıyoruz. O gün bu güne nasıl bir yansıma, nasıl bir örneği teşkil eder? Ondan biraz bahsetse. Çünkü bu kadar detay… Tamam tamam ama bu önemli yani bu coğrafya önemli çünkü aslında Emrah’ın peşinde olduğu türleşme ile ilgili süreçleri de bu coğrafya önemli. Onu biraz sonra tekrar anlatacak Emrah çünkü. Tamam şimdi karbondioksit hikayesi şöyle. Karbondioksit hikayesi karışık. O kadar iyi bilmiyoruz bunların cevaplarını. Çünkü hani köpek ve kuyruğu meselesi var ya hangisi köpek hangisi kuyruk?
İklim değiştiği zaman biosfer etkileniyor, canlılar etkileniyor, bir bitki hayatı etkileniyor ve bunun sonucunda daha çok karbondioksit yutuluyor, bitkilere bağlanıyor. Veya hatta iklim soğuk yola değiştiğinde belki de bu karbondioksit ortaya çıkıyor. Bu karbondioksitin gidiş gelişi meselesi bizim için her zaman için bir sorun. Ama şu anda yani karbondioksit biosfer tarafından bağlanabilen, çekilebilen bir şey çekildiği zaman da okyanuslarda özellikle çekildiği zaman okyanuslarda alpler tarafından mikroskopik alpler tarafından bu karbondioksit yutulup pekala okyanusun dibini boylayabiliyor.
Onun için yani karbondioksitin oynaması iklimden dolayı mıdır yoksa iklim karbondioksitin oynamasından dolayı mı değişiyor? Bu o kadar da kolay cevaplanacak bir sorun değil çünkü ikisi birbiriyle yakın. Tam yumurta tavuk durumu orada yani. Bir sonraki sınavda. Evet aynen o var onu. Şimdi bunları nereden biliyoruz bu karbondioksit?
Bir kere bu sadece son buzlu maksimumunda nerelerde buz olduğunu gösteren bir resim. Bundan sonrakine gidelim. Şimdi bu buzulların ne yaptığı bir sonraki sınavda alayım. Bu belki dünyanın en meşhur buzullarından bir tanesi. Merdo Glas. Alplerdeki. Ondan sonra bu amca değil tabi. Ondan önceki merdo glas burada. Merdo glas aslında son zamanlarda baya çekilmeye başladı. Yani bu buzlar eriyor. Şimdi bu buzul çağlarının gelmesinin çeşitli fikirler var tabi. Bunları bir astronomik teoriye bağlamak pekala mümkün. Onu ilk önerenlerden bir tanesi. Bir sonraki slide. Bir sonraki slide.
Bu İskoç amca bu James Crowl. Crowl diye okunuyor işte herhalde öyle okuyor İskoçası. Ondan sonra bu adamcağız bu bu işin astronomik bir takım süreçlerden dolayı yani yerin yörüngesinde olan bir takım oynamalardan dolayı. Ve bunun getirdiği güneş güneşlenmedeki azalma çoğalmadan dolayı olduğunu düşünüyor. Bunun gibi başka bunu düşünenler de var ama en somut olarak bu düşünüyor. Bir sonraki. Evet aslında bunların sırası ters olmalıydı bence. Bu bu kişi çok önemli bir adamcağız. Biraz hani burada Celal rolünü oynamam lazım. Bilim tarihine. Bu bir şey. Aslında İsveç İsviçre doğumlu. Ondan sonra bir şey bir biyolog geolog naturalist. Ve eğitiminin bir kısmında da küviyeden şey yapmış. Yani Feyz almış birisi. Küviyiyle beraber çalışmış hatta bunun yaptığı bir takım balıklarla ilgili çalışmalar var ki.
Bu da daha övüyor. Fakat küviyiyle bu yaptığı işler bittikten sonra Amerika’ya göçmüş. Amerika’ya göçmüş ve sonunda hayatını geri kalktı. Bir hayatını geri kalktı. Amerika’da yaşamış ve Amerika’da ölmüş bir insan. Şimdi bu Lübya Ergası çok ilginç bir adam. Çünkü yani hepimiz duyumuşuzdur. Harvard’da önemli bir müzesi var. Karşılaştırmaların zooloji müzesi var. Karşılaştırmaların zooloji müzesini kurduran adam bu.
Fakat ilk defa bir takım kamusal kaynaklarla bir doğa tarihi müzesi kuruluyor. Bunun arkasında Lübya Ergası yatıyor. Çok ilginç bir adam. Yaptığı böyle çalışmalar var. Bir sürü şeyde Simisoniye’ne yaptığı önemli katkılar var falan. Neyse. Yani bir yerde bu görülen, Alplerde görülen buzulların kalıntıları ki bunlara biz ne diyoruz? Moren diyoruz.
Bu Morenleri açıklayan bu buzulların daha geniş alanlar kapsadığını, ondan sonra gidip geldiğini, zaman için değiştiğini ilk sistematik olarak söyleyen adamlardan bir tanesi Lübya Ergası. Bir sonraki slide.
Şimdi bunların bir yerde bir matematiksel çerçeveyi oturtan adam da meşhur, hepimizin adını artık duymuş olduğu. Nusad Ali hiç anlaşılmıyor sesin getirmiyor. Bir daha anlatır mısın o ölümü?
Konuştuk. Bu arkadaşımızın adı duyuyor musun şu anda? Şu an duyuyoruz. Duyuluyor mu? Evet. Duyuluyor inşallah. Tamam. Miltun Milankovic bir Sırp ve inşaat mühendisliği eğitimini Viyana’da alıyor. Ve inşaat mühendisliği alanında da bayağı bilimsel çalışmalar yapan bir adam.
Ondan sonra tabii bir şey sırasında Birinci Dünya Savaşı patlıyor. Bu adam Sırp olduğu için Avustralya, Macaristan İmparatorluğu tarafından esir alınıyor. Savaş esiri olarak bir sürü bir yerlerde kalıyor. Sonra Bilim Dünyası hareketi geçiyor. Bu adamı kurtarıyorlar falan. Ondan sonra bu adam oturuyor köşesinde bu işlerin hesabını yapmaya başladı.
Astronomik yörünge değişikliğinin nasıl olur da bir güneşlenme dünyaya gelen enerjinin mevsimlere dağılımını, özellikle nasıl etkileyebileceğini hesaplarını yapıyor. Şimdi tabii bu hesaplar kolay hesaplar değil. Bilgisayar yok etrafta. Haberiniz olsun yani o bilgisayar yok. Şimdi hani iki tane program yazıyorsunuz, bu işi yapabiliyorsunuz ama o zamanlar öyle yapılmıyor tabii.
Tabii o zamanlar, geçen seferde söylediğimde inşaat meclisi arkadaşlarımız kızmışlardı. O zamanlar inşaat meclisleri de bayağı matematik biliyorlar. Onun için bu adamın inşaat meclisi olması da en iyi olacağını yapıyor.
Evet arkadaşlar, Nusrat abi’den Nusrat Hoca’dan vazgeçelim çünkü gerçekten çok ciddi sorun var seste. Bizi süre yola götürmeye çalıştığımız işi. Değil mi? Konuşamıyoruz çünkü galiba. Evet konuşamıyoruz. Neyse biz dönelim tekrar İstanbul’a.
Bir reklam arası var belki oradan düzeltebiliriz ama zor görünüyor. İnternet bağınlığı sorun var çünkü. İnternet hatrında. Biliyorsun Türkiye’nin muazzam bir internet altyapısı var. O yüzden böyle sorunlar olabiliyor. Şimdi bunu dediği için kızacaklar ama hakikaten Türkiye’nin gelişmişlik iddiasıyla yakışmayan bir internet hızı var. Elbette bazı yerlerde muazzam hızlıdır, ona bir şey diyemem ama.
Genel olarak baktığınız zaman Türkiye’nin her yerinde ne yazık ki aynı kalite ya da gelişmiş yerlerin, hatta dağ başı olmasın da kent merkezinin aynı internet hızı kalitesini ne yazık ki yakalayamıyoruz. Bir ara vereyim belki oradan düzeltmeyi başarırız.
Udku Hocam, ne yazık ki yeterli performansı sağlayamadık internet üzerinden ama diyorsun ki üniversite kampüsleri ve internet ne kadar ki çeşmeden ne kadar olsun. Ondan da siz haklısınız. Hemen devam edelim isterseniz. Şimdi bu konuda bir şey söyleyeceğim. İstediğiniz gibi bir şey. İstediğiniz gibi bir şey. Çeşmeden ne kadar olsun. Ondan da siz haklısınız. Hemen devam edelim isterseniz. Büyük yok oluşları üç aşağı beş yukarı işte geçtik. Daha önce yapmıştık, bugün de bir özet geçtik. Ama galiba esas bu 6. yok oluşta tetikleyici unsur insan. İnsanın dünyadaki macerası ve bu dönemki çeşitliliğin macerasını belirleyelim. Şu son dönemi bir el alsak bu kadar büyük bir çeşit normal miydi zaten? Dünyanın alışık olduğu bir şey miydi? Ve insan burada nerede çıktı, nasıl yayıldı, bu yayılma nasıl sonuçlandı? Ya da sonuçlanacak daha doğrusu. Antroposyen teriminden bahsetmek lazım ama antroposyen terimine gelirken öncelikle bir holosen dönem içindeyiz esasında. Geolojik zaman içerisinde. Ve yaklaşık 11.000 yıl önce bir şey oldu dünyada. İnsan avcı toplayıcı özelliğini bırakıp toplu yaşamaya geçmeye karar verdi.
Şehirler kurmaya başladı, tarım yapmaya başladı, efendim söyleyeyim evcilleştirme hayatına geçti. Hayvanları ve bitkileri evcilleştirmeye başladı. Ve bununla birlikte de atmosfere bir takım etkiler yapmaya başladı. Bu etkilerde işte karbondioksitin artması, bununla beraber de sıcaklıkların yavaş yavaş değişmeye başlaması. Çünkü bundan önce avcı toplayıcı dönemde insan nüfusu da hani belli ölçüde daha azdı ve…
Kaç o zaman nüfus tahmini? Yani 15.000 yıl önce insan nüfusu. 15.000 yıl önce insan nüfusu kaç? 1 milyarların ya da çok daha altındı. 1 milyar mı? 1 milyon mu? 1 milyonların çok daha altındı. Ama geldiğimiz noktada insan nüfus artışı çok ciddi anlamda artmış durumda. Şu an 9 milyarlara doğru gidiyoruz. Evet. Ama şimdi o dönemde o toplu yaşamaya geçmekle beraber artık karbondioksit miktarı değişiyor. Atmosferin yapısı değişmeye başlıyor. Ve aslında günümüze doğru geliyoruz ama antroposel dediğimiz yani insan çağı başlıyor ama bu ne zaman başlıyor? Bu toplu yaşama geçtikten sonra… Antroposeli insanın yerleşik düzene geçmesinden sonrasına mı bağlıyoruz? İnsanın yerleşik düzene geçmesinden sonra ama burada bir şey söyleyeceğim aslında tam o nokta değil. İnsanın yerleşik düzene geçmesiyle beraber sanayi devrimini yapılacağı döneme kadar artık hani uzunca bir zaman geçiyor esasında.
Sanayi devriminden sonra insan artık atmosfere çok daha ciddi etkiler yaparaktan kendini… Antroposel sanayi devrimi sonrası mı demek? Evet birincisi bu. Birinci hipotez bu. İkinci hipotez de 1945 yılında Hiroshima’ya atılan atom bombası sonrasında başladığını öngörüyorlar. O niye? Nasıl? O niye? Şimdi iki farklı görüş ne zaman bio çeşitlik ya da insanın etkisi dünyada bu kadar kendini gösterdi? Bu iki görüş üzerine tartışma var.
Şimdi buradaki temel nokta şu esasında şimdi insan çağında insanın etkisini görmeye başlıyoruz ama insan nüfus artışı bu noktada kendini çok ciddi olarak gösteriyor. Şimdi 1800’li yıllardan başlayıp 1950’ye kadar geldiğimizde 3 milyarlara ulaşıyoruz bütün dünyada. İnsanlık 10 bin yılda 3 milyara geliyor. Evet 1950’li yıllara geldiğimizde 1950’li yıllara gelip 2000’li yıllara geldiğimizde nüfusumuz 8 milyarın üzerine çıkmaya başlıyor. Çıkıyor mu 8 milyarın üzerine? 8.8 milyar şu anda.
Şu anda orada mı? Evet ve yaklaşık %15 içinde, %15’i Hindistan’da, %30’u bu iki ülkede. Şimdi burada dikkat etmemiz gereken nokta şu. 1950’den 2000’li yıllara gelene kadar 5 milyarlık bir artıştan bahsediyorum ama dünya tarihini düşündüğünüzde böyle bir artışın bu kadar kısa zamanda gerçekleştiğini görmüyoruz. Dolayısıyla dünyanın bir taşıma kapasitesi var esasında. Var mı? Var tabii muhakkak var ve bu taşıma kapasitesi o kadar hızlı artışı artık kaldıracak düzeyde değil.
Ve bilimciler diyor ki antroposen diye bir dönem tanımlayabiliriz ama şimdi jeologlar bu holosen dediğimiz ya da dördüncü dönemdeyiz, kuvaternerdeyiz şimdi. Bu dönemleri tanımlarken neye bakıyorlar? Kayaçlara bakıyorlar. Kayaçlardaki minerellere bakıyorlar, fosillere bakıyorlar ve birtakım somut kanıtlar buluyorlar ve bunlara göre de sınır çiziyorlar. Diyorlar ki işte holosen şurada var. Şurada var.
Holozenin öncesi buradaydı, dördüncü zaman kuvaterner, kuvaterner pliostesen ve işte holosen dönem olarak ikiye ayrılıyor. 2.8 milyon yıldan bahsediyoruz. Zamanlamalar yapılıyor. Ama gel gelelim antroposende insan çağı, insanın nüfus artışı bu tür kanıtlar söz konusu değil. Şimdi bu sürekli tartışma konusu. Kabul ediliyor, kabul ediliyor. Bir parçadan hiçbir günü koyulamıyor. Evet bir kabul ediliyor, bir kabul ediliyor.
Ama şimdi zaten normal değil mi? Geolojiye baktığın zaman geolojinin koyduğu da böyle 1948 veya işte milat şey bundan 7 milyar 651 milyon kaç gün demiyor yani. Tabii. Orada bir milyon yıl aralığı var. Biz burada bir çok daha onlu yıllar aralığı kullanıyoruz. Çok daha dar bir zaman diliminden bahsediyoruz. Ama insanın nüfus artışı, insanın habitatları degrede etmesi, insanın bio çeşitliğe zarar vermesi ki aslında içinden geçtiğimiz şu günler korona salgının olduğu dönem ve bu korona salgını da esasında antroposenle yüzleşmemizi sağlayan durumlardan bir taneyiz. Neden? Hani insan doğaya zarar verdi, bir takım mikroplarla ya da virüslerle karşılaştık, ölümcülü yakınlıklar kurmaya başladık ve sonuçta bu tür salgınlar oldu. Geçmişte de bunlar olmuştu doğaya verilen zararlarla. Sonuçta antroposen dediğimiz dönem insan çağı ve insanın nüfus artışıyla beraber tetiklenen bir takım olumsuz olaylar var.
Şimdi hükümetler arası iklim paneli yapıldığında 2018’de bunun altı tekrardan çizilmişti antroposen dönemin ve antroposen çalışma grubu kurulmuştu. Ve bu aslında geologlar içinde kabul edilmesi gereken bir dönem olarak önerilmişti. Şimdi yakın kaynaklar bunu bu şekilde kaydediyor ama programa girmeden önce Emrah’la konuşuyorduk.
2021 zannediyorum değil mi? Yakın dönemde bu antroposen terimin soru işareti olduğu kabul edilip edilmeyeceği konusunda soru işareti oldu. Daha ne dedi antroposen? Çünkü burada baktığınızda biraz geriye dönüp bir kayaca bakıyorsunuz işte şu fosil kesilmiş, bu tarihlendiriliyor ve artık diyoruz ki bu fasilden sonrası böyle. Şu anda bu süreçte olduğumuz için ne olacak? Tam bu konum.
Evet, bu olacak mı olmayacak mı? Tartışma orada. Yani bundan 1 milyon yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, evet, 1922’lerde veya ne bileyim 10 bin, işte milattan sonra 10 bin, milattan önce 10 binde böyle bir çizgi görecek miyiz, görmeyecek miyiz tartışması var. Tabii bu tartışmanın önemli bir yanında bunu gündelik hayata sokmak. Yani bu söylemi gündelik hayata sokmak. Ama yine de antroposen terimini unutmamız gerekiyor. Yani izleyicilerimizin unutması, insan çağı dediğimiz bir insan çağı, insanın etkisi.
Şimdi peki bu etkiyi nasıl görüyoruz biyo çeşitlik üzerinde? Biyo çeşitlik bizim hayatımız için önemli yani kesinlikle. Kimi kesimler bunu küçümseyebilir? Örneğin bir arının doğadan yok olarak kaybolması demek bizim beslendiğimiz sebze ve meyvenin üretiminin düşmesi demek esasında. Dolayısıyla bir şekilde etkisinin bize yansıması söz konusu.
Ama 1860’lı yıllardan itibaren başlayacak, 1600’lı yıllardan itibaren, 1700’lü yıllardan itibaren başlayacak olursak birtakım yok oluşları görüyoruz ve burada da insanın etkisi belirgin bir şekilde görülüyor. Ben şimdi bunları birkaç örnek vermek istiyorum ve ilk benim slide’ımı bir rica etsem, dodo kuşuyla aslında buna başlamak istiyorum.
Kısaca bir hikayesini anlatayım. Pardon ikinci slide. İkinci slide. Şimdi dodo kuşu… Hocam pardon bir şey ya siz 8.8’niz ama nereye baksam 7.9 milyar görünüyor dünyanın o 9 milyara doğru geliyor. Yani iyi bilir misiniz? Ne olur yani yanlış bilgi vermek istemiyorum programın. Şu anda dünyanın obusu 7.881.758.782 görünüyor da. Tamam yaklaşık 8 milyar değil. Bir takıldı o kafama. Tamam iyi ki baktınız. Tamam devam edelim. Şimdi örneğin dodo kuşuyla başlayalım. 1690 yılında bu kuş ortadan kalktı.
Hemen Madagaskar’ın doğusunda Mağarutistan’ı küçük bir adada yaşıyordu. Herhangi bir prodatörü yoktu. Dolayısıyla uçma özelliğini kaybetmişti ama insanın bu kolonileşme tarihinin başlamasıyla beraber o toplu yaşama geçti. Artık koloniler koloniler kurmaya çalışıyor dünyada. Onunla beraber Portekiz’den çıkan gemiciler Hindistan’a ve doğuya doğru giderken Mağarutistan adasında durdular. Ve burada baktılar ki burada çok eti dolgun rahat av olabilecek hiçbir prodatör görmemiş bir canlı ile karşılaştılar. Ve adaya hem domuzları hem de kedileri soktular. Bunları da avlamaya başladılar derken bu hayvan kendini savunamadı ve hızla yok oldu. İnsanın etkisiyle 1690’da bunu kaybettik. Bir sonraki slayda gelecek olursak. Haris doğa tarihi müze’si de var bir tane değil mi bunda? Bunun bir örneği Oxford Üniversitesi’nin doğa tarihi müzesinde var. Dünyada çok fazla örneği yok. Deniz aslanlarından bir tanesi 1768 yılında ortadan kalkmış. Bunun da kalkma sebebi tamamıyla yağını kullanmak adına avlanma, insan etkisi yani. Bir sonraki slayda gelecek. Geçmeden bir anektot söyleyebilir miyim bu stellar sequel ile alakalı. Şöyle bir şansım oldu. Bu hayvandan çok fazla maalum müzelerde de çok yok. Bazı yerlerde iskeletleri var. Birkaç müzede de bunların derisinin olduğu biliniyor Avrupa’da. Yani sanırım 4-5 tane. Biz de genetik yöntemler kullanarak bunları inceledik. Çünkü bu deniz iniği artık ortada yok. Hani buna benzer türler var. Ben de onları analiz etme fırsatı yakaladım. Bakıyoruz bakıyoruz yani ben deniz iniği ile bulamıyorum.
Sonradan ortaya çıktı ki bunlar stellar bu ekspedisyonu yaptığında bir şeyler alınmış, müzeler savaş geçirmiş vs. Bunların hepsi balina aroneyi çıktı. Yani balina derileriyle karışmışlar. Bu da aramızda kalsın. Daha yayınlamadık sonuçları ama yani şey olarak şu andaki müzelerden hiçbirindeki stellar deniz iniği denen derilerin hiçbiri deniz iniği çıkmadı.
Evet. Sadece birkaç tane kemiği var bu hayvanla alakalı. Bu da yine çok büyük bir hayvan olduğu için çok kolay yakalanmış. Gemiciler o zamanlar berin boğazından geçerken anladığım kadarıyla toparlamışlar. O zaman petroyunu kullanmış mı yakacak olarak? Evet evet. Yani otomobilere değil de kandil mandiliye kullanmış bunlar. Evet evet. Deniz aslından sonraki slide mandarin örneğini 1870 yılında kaybetmiş. Yine bu da insanın mandarin örneğinin beslendiği besinler üzerindeki rekabeti sonucunda ortadan kalkmış bir tür. Şimdi günümüze doğru geleceğiz esasında. Beşinci slide’a bakacak olursak bu da Rocky dağlarında yayılan, Kuzey Amerika’da yayılan bir şekirge türü.
Bu da habitatlar tarım alanına dönüştürülmüş durumda. Hani toplu yaşama geçtik, tarımı keşfettik diyorum ya. Tarım alanına dönüştükten sonra bu çekirgeyi de ortadan kaybetmişiz. Dolayısıyla biyolojik çeşitliğe ciddi zarar veriyoruz. Gelin 1936 yılında bir sonraki slide lütfen. Bu da Tazmanya kurdu. Tazmanya kurdu da hemen Avustralya’nın güneyinde küçük bir adadı. Bu da yine habitat kaybı ve köpeklerin adaya sokulması ve onlarla rekabete girmesi sonucunda yine etnen etkisiyle bir anda ortadan kayboluyor.
1936 yılında da bu hayvanı son kez görüyoruz. Tazmanya canavarı dediğim say var. Yani bu kurt türü ortadan kalkıyor. 1952 yılına geldiğimizde derin su, Sisko balığı… Buruna bakınca sanki aynısı gibi geldi bana o çizgilerden değil mi? Yok. Avustralya Tazmanya canavarı da hala var değil mi? O duruyor. Evet var.
Bu şimdi derin su balığı dediğimiz bu balık da yine rekabet ve predasyon sonucunda ve özellikle de istilacı türlerin yani bulunduğu ortama farklı balıkların sokunması sonucunda ortadan kalmış. Nerede bu? Hangi deniz deniz? Bu da Kuzey Amerika’daki göllerde yaşıyor. 1952 yılında bu da ortadan kalmış. Peki o göllere başka balıklar mı atılmış? Evet. Oraya da istilacı türler sokunuyor ve istilacı türlerin sokunmasıyla böyle bir türü de ortadan kaldırmış oluyoruz. Bu sorun Amerika’da pek çok nehirde de var değil mi şu anda? Bu istilacı tür sorun. Evet, istilacı tür sorun Türkiye’de de var. Bittim değişimine küresi ısınmaya bağlı olarak… İşte ben geçen gün Güney Denizlerimizde balon balığı ve o zebra balığı, aslan balığı, mona yakalım. Bu tamamıyla bu küresi ısınmaya bağlı olarak türler dağılımlarını değiştiriyor ve hiç olmadıkları yerlere gidip oradaki türleri sonuçta oranın yerlisi olan türleri ortadan kaldırıyorlar.
Bugün Cem Boyner koymuş bir Instagram’a bir deniz kestane stürü hem erkeği hem de işçinin ortaya olduğu için bizim yerli deniz kestanelerini ortadan kaldırıyormuş mesela. Evet, evet çok doğru. Bundan çok fazla görüyoruz artık yani özellikle de küresi ısınmaya bağlı olarak. Şimdi diğer slayda yine bir bitki türü.
Hawaii’de yaşayan saman çiçeği bu da 1962 yılında özellikle habitatın dönüştürülmesi ve askeri faaliyetler sonucunda ortadan kalkmış bir tür. Bu da ilginç bir durum. Gelelim 1989 yılına altın kurbağa bu endemik bir tür. Meksika’da yüksek rakımlarda bulunan bir tür. Bu da iklim değişimine bağlı olarak ortadan kalkmış bir tür habitatı.
İklim değişimine bağlı olarak değişiyor ve ortadan kalkıyor. 2004 yılına geldiğimizde bir sonraki slayt. Helena Zeytin Ağacı yine bu da bu türde özellikle plantasyonun değiştirilmesi sonucunda bu da şey de Afrika’nın hemen batısında bir adada yayılış gösteriyor. Plantasyonun ortamdaki plantasyonun habitatın değiştirilmesi sonucunda artık dünyada bir örneğini göremiyoruz. Yani insan çağına girdiğimizde insanın habitatlar üzerine bu olumsuz etkileri bu tür tür…
Bunlar sadece birkaç örnek ama. Tabii tabii bunlar sadece hani… Peki bu dediğiniz dönemde yani insanın bu sanayi devrimin sonrası bizim iklim ve müdahalemizin yoğunlaştığı dönemde veya avcılık falan son bin yıl diyelim ortan kalkan tür sayısı insan marifetleri ortan kalkan tür sayısı ne kadardır?
Çok fazla. Bu geçmişteki yok oluşları biraz önce Emrah bahsetti. Oradaki hızdan çok daha yüksek bir hızla tür kaybediyoruz. Şimdi burada önemli olan nokta şu. Biyo çeşitliliğin her biri bir bileşeni. Tür önemli bir bileşen ve bu türler nasıl oluştu diye bakacak olursak evrimsel süreçte milyonlarca yılda oluşmuş bir tür. Yani bu aslında yaşam kütüphanesi olarak tanımlıyorum ben bunu. Yaşam kütüphanesi derken evinizdeki kitapları siz yaşamınız boyunca okuduğunuz kitapları bir kütüphane yapıyorsunuz.
Arada bazılarını bir arama bırak. Tabi yani bazılarını eliyorsunuz ama sonuçta kıymetli kitaplarınız var ve bunlar sizin belki 30-40 yıllık birikiminiz. Bu 30-40 yıllık birikimi tekrardan yapmaya kalksanız çok güzel ama ben geliyorum o 30-40 yıllık birikimi bir anda yakıp kül ediyoruz. İşte Kağas Üniversitesi’ne çıkan yangın gibi düşünüyor. Yani evet bütün her şey bitiyor. İki dört tane kütüphanenin büyük bir önemi gitti oradan. Kitap alma hızınızla dağıtma hızınız birbirine eşitse problem yok. Ama kütüphaneyi koruyorsunuz. Bir anda kütüphaneyi böyle ortadan kaldırmanız aynı bu
türlerin ortadan kaldırmasın. Ya da bir denmeli ortamda nemlilik artıyor ve bir iki taplar pata pata çürümeye başlıyorlar. Aynen öyle. Dolayısıyla da o yaşam kütüphanesindeki her bir bileşen düşüyor. Ve tekrar kazınabilir miyiz? Evrimsel süreç hiçbir şey garanti etmiyor. Sonuçta olayları bilmiyoruz. Dinazorların yok olmasını bir önceki programda konuşmuştunuz ama bugün dinazorlar meteor dünyaya çarpıp yok olmasaydı biz yüksek olasılıkla burada bu programı yapamıyorduk. Çünkü insan evrimleşmemiş olacaktı. Ve biz de sizinle konuşmaya olacaktık. O rastgele olayı o şekilde gerçekleşti. Dünya böyle bir seyir izledi. Ve biz bunları bu türleri bir daha kazınabilir miyiz? Hayır. Peki biz de bugün dünyada özellikle kendi varlığımızı riske edip yok etme teklisi karşı karşıya bırakarak bizden daha akıllı ve daha iyi bir türün gelişmesi imkansız olacak bir evrimsel süreci titikliyor veya yürütüyor olabilir miyiz? Bilemeyiz bunu. Yani ne getireceğini bilemeyiz. Ama sonuçta biz… E ben de söyleyeyim çünkü biz dünyaya elzem değiliz sonuçta. Elbette. Olmasak da olur. Ne olacak yani? Çok ciddi zarar veriyoruz. İnsan kendi soyunu tüket yani yaşadığı ortamı ve kendi soyunu tehlikeye atmak için ciddi adımlar atıyor. Ve bunun farkında değil hani bu kapitalist düzene bağlanabilir başka şeylerle tartışılabilir ama çok ciddi bir problem var işte nüfus artışı da bununla beraber kesinlikle nüfus artışını dengelememiz gerekiyor. Şimdi nedir? Bunların hepsinin ortadan kalkması ortaya şunu koyuyor. Biz bir bio çeşitli kriz… Bir şey hocam ben daha önce bir programda insanı bir tür virüse benzettim. O bana demediklerine bak vay insan virüs müdür falan filan diye şu açıdan virüsü benzetmiş. Şimdi diyelim ki korona virüsü. Evet.
Bir dünyaya giriyor. O bünyede çoğalmaya başlıyor. O kadar çoğalıyor ve o kadar etkili hale geliyor ki sonunda içine girdiği insanı öldürüyor. Evet. O insan ölünce o korona virüsler de o insana beraber yok olurlar. Şimdi insan da bir virüs gibi davranıyor mu dünyaya yani o dünyaya gelmiş dünyadaki bütün kaynakları tüketiyor ve sonunda kendi yok oluşunu sağlamıyor mu? Elbette. Yani sonuçta kendi sonumuzu kendi elimizle şu anda hazırlıyoruz. Diyorum ya dünyanın bir taşıma kapasitesi var. 8 milyar 9 milyar nüfusumuz bu noktadayken artık dünya bunu taşıyamıyor.
Çünkü çok hızlı bir artış var. Yani aklın yolu bir. 1950’den 50 yılda 5 milyar nüfuslu artış yapmışız. Dünya kendi tarihinde bunu görmemiş. Görmüyor. Şimdi burada hemen şunu bir altmış. Doğal değil yani. Doğal yani çok hızlı. Doğal ama… Çok hızlı. Doğal aslında yani bir ortama baktereyi bırakırsanız da eksponiyanslı olarak büyüyecektir. Tabii ama çok hızlı. Şimdi burada bioçarşilik krizi içindeyiz. Bunun bir altını çizmek istiyorum. Bioçarşilik krizini durdurabilir miyiz?
Durdurabiliriz ama tekrar bu krizden kaybettiğimiz türleri kazanabilir miyiz? Kazanamayız. Giden gidiyor. Peki mesela bunların DNA’larını saklayarak ileride üretme şansımız olamaz mı? Bununla ilgili zannediyorum ilerleyen dakikada tartışacağız belki ama… Biraz spekülatif tabii ki. Bununla alakalı planlar da var. Mesela frozen zoo diyorlar. Yani donmuş hayvanat bahçesi diyorlar.
Birçok yok olma tehlikesinde olan canlının hücrelerini, spermlerini, yumurtalarını dondurmaya çalışıyorlar. Bir de böyle bir şey var. Tohumlarının saklandığı bir yer var şeyde. Evet. Tohum bankası var. Hatta şey vardı. Geçen mesela son bireyi öldü birkaç yıl önce bir gergedan türünün. Onun mesela şu anda sadece iki tane dişi var o alt türden. Erkeğin hücrelerini, spermlerini sakladılar. Ya onunla veya başka bir alt türle tekrardan bir araya getirebilir miyiz?
Belgin’de çalışırken orada Belgin Hayvanat Bahçesi aynı zamanda bir araştırma enstitüsü. Orada mesela bazı yarasa türlerinin spermlerini biriktiriyorlardı. Ki bayağı zor bir şey yani hani hayvanat bahçesindeki türler değil bunlar. Mesela biz o zaman Kafkaslar’da bir arazi yapmıştık. Hani bunları arazide yakalayıp spermlerini alıp… Yarasa mayaklarınız var. Bunları biriktiriyorlar. Gerçekten enteresan bir tecrübeydi yani hani doğadan böyle biriktirmek. Ama buna güvenerek ilerlenmez. Buna güvenerek plan yapılmaz.
Yani şu anda yaşayan canlıları… Yani belki ilerleyen zamanlarda konuşuruz. Yani genetiğin bize sağladığı imkanlardan. Belki bir şeyler yapılabilir ama bence oraya güvenmeyin. Biraz şu anda bir ütopik bir durum söz konusu olabilir onu söylersek. Ama dediğim gibi bioçeşiklik krizini belki durdurmak mümkün. Dikkat edersek ama kaybettiğimiz türleri kazanmak mümkün değil. Bu bioçeşik krizini tetikleyen en önemli şey de bu antroposyen yani insan çağının ufus artışıyla beraber…
…ormansızlaşmanın da getirdiği iklim değişimi, küresel ısınma bunu durdurabiliriz. Bu da yine nüfus artışını planlayarak habitatları degrede etmeden ki… Ben altını özellikle çizdiyorum. Almanya posta mensüsü şöyle bir araştırma yapmış. Dünya bu şekilde ısınmaya devam ederse 2100 yılına geldiğimizde……yüksek olasılıklı ya virüsler ya başka türlü problemlerle……dünya nüfusu bir milyar bir şekilde elenip gidecek. Yani insanlar ölecek.
Yani bu kesinlikle yaşanacak diye modelleme yapmış durumdalar. O yüzden… İmsel modelleme bir milyar, dörtüncü modelleme yüzde 30 civarını ve eksiğime göre bir. Kesinlikle şimdi Hindistan’a baktığınız zaman Hindistan çok önemli bir coğrafya. Doğal ortamı çok önemli ama şöyle bir uydu fotoğrafına baktığınız zaman……dünyanın nüfusunun yüzde 15’inin orada yaşadığı söyleniyor ve hiçbir doğal alan kalmamıştır. Ormansızlaşma söz konusu. Ormanı kesmek demek, dolayısıyla fotosentez dengesini bozmak demek……ve karbondiokslu da oksijen dengesini bozduğunun için de dünya çok süratli ısınıyor ve……tarihin de 5 milyon yıllık tarihinde Emrah gösterdi hani X-Light… Hiç burada hızlı ısınma yok. Bu kadar hızlı bir ısınma söz konusudur. Şimdi dünya bu kadar doğal koşullarla bu kadar önemli bir evrimsel süreçle……geliştirdiği tüm bu bio çeşitliliği nasıl koruyabilsin ki nasıl adapte olabilsin bu hayvanlar? Yani sonuçta bizim için de bu geçerli. Bir kısım olacaktır, önemli bir kısım olamayacaktır. Ya kesinlikle dolayısıyla insan çağ içindeyiz.
Bu insan çağ içinde özellikle dikkat etmemiz gereken bizim ülke için de geçerli. Sonuçta 80 milyon aşan bir nüfusumuz var ama şöyle bir karşılaştırma yapacak olsak coğrafyayı……Türkiye’nin coğrafyayı yani politik sınırlarını dikkate aldığımızda……Amerika’nın Texas hayaliyeti kadar bir büyüklüğe sahibiz. Yani o kadar çok insan var ki burada ve habitatları degradediyoruz. Yakında ne olacağını bilmiyorum. Geçen gün… Aslınız dünyada en fair ülke Türkiye. Nasıl? En fair ne diyeyim en adil ülke Türkiye.
Yani şu açta dünyadaki arazimiz yüzde bir, nüfusumuz yüzde bir, ekonomik potansiyeli yüzde biri. Yani her şeyin yüzde birine sahibiz. Yani ne hakkımızdan fazla araziye sahibiz, ne hakkımızda o araziye gerekenlerden fazla insana sahibiz……ne de o dünyadaki zenginlikten fazla alıyoruz. Yüzde bir. Kesinlikle doğru. Şimdi bu geçen günlerde yaşanan bir doğal olay var. Tuzgölü’nde taban suyu çok fazla kullanılıyor.
Çünkü neden? Tarım yanlışı yapılıyor, taban suyu çekiliyor. Ne üstüne bu sene kuraklık gelince? Kuraklık da geldi. Dolayısıyla su kalmadı ve etrafa hani yerleşim yapılsın diye de inşaat faaliyetleri yapılıyor. Ve Flamingo’lar için su kalmadı ve Flamingo’ları o bölgede kaybettik. Türkiye son 70 yılda, son 60 yılda 70 göl kaybetmiş. Evet. 70 gölü yok olmuş. Evet, bu çok önemli bir şey. Doğal habitatlerimizi, suda kalanlarımızı kaybediyoruz ki. Dediğim gibi, basit bir karşılaştırma. Kuzey Amerika’nın, Texas seyahatinin, Türkiye’nin ikisi eş değer neredeyse. Ve biz insan yığmış durumdayız buraya. Yani bu anlamdan ufus artışımızı da planlamamız gerek. Tüm dünyanın bunu yapması gerek. Şimdi o yetmezmiş gibi etraftan da insanlıyoruz. Kesinlikle yapmazsak eğer 30 yıl sonraki Türkiye ya da 30 yıl sonraki Akdeniz havdası bambaşka olacak. İşte bugün zannediyorum şey yapılıyor bir yandandı. Mesela Ege bölgesine baktığımız zaman yine Akdeniz için önemli endemiklerin olduğu bir coğrafya. E o bölgede maden işleri için ya da farklı inşaat faaliyetleri için. Örneğin Muğla Akbelen Ormanı’nda şimdi bir direniş yapılıyor bildiğim kadarıyla. Ve orada ciddi bir çam ağacı, Kızılçam kesimi var ki Akdeniz önemli bir coğrafya. Bunların hepsinin dikkatle yapılması gerek belli ölçüde. İnsan çağına iyi örnekler. Yani antroposenle yüzleştiğimiz örnekler. Korona virüs salgını bütün dünya için antroposenle yüzleştiğimiz bir örnek. Bundan önce de salgınlar var mıydı? Vardı, bio çeşitliğin etkisiyle ebola vardı. Marburg ateşi vardı. Bunların hepsini hep doğal ortamlara, bio çeşitliğe etki etme sonucunda görmüştük ki. Bio çeşitliğe kaybı insan için çok önemli ve antroposen dediğimiz bu çağda da yaşadığımız en emin problem bio çeşitliğe kriz. Ben burada durayım belki antroposen için sizler de… Şu şeyi sormuştunuz Fatih Bey isterseniz benim 47.slide açarsanız daha önceki programda biraz bahsetmiştik. Top Dan rakamlarla alakalı hatırlatma faydalı olabilir.
Demiz sorduğunuz soruyu biraz daha geriden başlatarak 1500 yılından bu yana soyut gelen tür sayısı toplam olarak yanlış görmüyorsam 900. 900 hayvan mı? 900 tür bunlar evet hayvanlar. Sürüngenler var, anfibiler var. Yani burası şey dahil değil bitkiler dahil çünkü bitki de var. Evet bitkiler de var var var. 122 tanesinde bitki. Ha evet varmışlar 122 tanesinde. İsterseniz bunları bir daha hatırlatmak…
122 bitki toplam 900 tür son 1000 yıl içerisinde kayboldu. Evet. Son 500. Son 700 seneye, 600 sene içerisinde. Evet yani burada gördüğünüz gibi en çok tabii yumuşak çalar gitmiş. Kuşlardan 150 de kuş tane gitmiş. Demin hani birkaç tane örneğini gördük. Memellerden bir de… Bunu da kesinlik edebildiğimiz. Aynen öyle tabi ki. Bilmediğimiz türler. İsterseniz bu geçen seferde bakmıştık. Bir ona bir hatırlayalım. Hadi geçelim. 41.slide açarsanız.
Şimdi bugün hep türlerden bahsediyoruz. Türleşmeye yeni türler çıkıyor vesaire. Aslında neden nedir bu tür? Biraz ondan bahsetmekte fayda olabilir. Şimdi biz normalde bir sürü tür kavramı var. Bize eskiden öğretilen biyolojik tür kavramıydı. Bunun en çokta verilen örneği eşekle attı. Eşekle at çiftleştiği zaman katır olur. Ama katırlar çiftleştiği zaman verimli dör vermezler. Eskiden diyorduk ki iki farklı tür. Verimli dör veremiyorsa bunlara iki farklı tür diyoruz.
Tanımımız böyleydi. Tabii bunun için eşeği üremek gerekiyor. Bir de fossile bakarak bazı şeyleri söyleyemiyoruz. Onlara morfolojiden bakıyoruz. Hani bunlar farklı diyoruz. Ama belki de ürüyebiliyorlardı. Şimdi bir de işin içine genetik girince işi iyice karıştı. Çünkü biz görüyoruz ki farklı bunlar arasında verimli dör yok dediğimiz canlılar arasında zaman zaman bunlar olmuş. Ve türler arası gene akışı olmuş. Bunlar çok önemli şeyler böyle enteresan yeni gelişmeler. Bunun en güzel örneği de insanlar. Sizin de benim de DNA’mızın yani genomumuzun toplam DNA’mızın. Yüzde bir buçuk ila yüzde dört neandertel nereden geldi. Bunu çok yakın zaman önce anladık. Şimdi bu tür sayısına baktığınız zaman şu ana kadar yaklaşık bir buçuk iki milyon tür tanımlamışız. Yani bu ne demek bulduk bir tane tür. Bu neandertel gene herkes eşit olanı yoksa bazı bölgeler daha fazla olay olabilir mi? Nasıl anlamadım. Neandertel gene. Evet. Her insanda eşit miktarda mı var.
Mesela bazıları da bakıyorsun. Şimdi coğrafi olarak değişiyor. Avrupa’dakiyle Asya’da farklı olabiliyor. Çünkü yani daha fazla yanlış hatırlamıyorsam Avrupa’da daha pardon. Asya’da daha fazla olabilir ama orada deniz havamda var. Avrupa daha fazla. Şimdi rakamları karıştırmış olabilirim. Ama şunu söyleyeceğim. Herkesdeki herkesteki neandertel genomu aynı yer değil. Yani sizdekini bendekini Utku’dakini birleştirsek bütün insanları birleştirsek.
%50 neandertel yapabiliyoruz. Ben de başka bir yere etkilemişim. Başka bir yere. Yani onlar böyle parçalanırken hani kromozomlar birbiriyle bölürken bir kısmı geliyor. Ama bazı yerler belki bir işe yaradığı için gelmiş olabilir. Neandertel ile hangi kıta kökenle? Avrupa. Avrupa ve Asya’ya doğru da gidiyor. Asya’da bir de deniz ovalılar var. Belki birazdan onlardan da bahsederiz bu DNA ve genom çalışmalarıyla. Neandertel’e Afrika’dan yayılan tür değil.
Tabii ki önceden bir onların atası da Afrika’dan gelmiş. Kesin mi o? Efendim? Kesin mi Afrika’dan geldi? Yani elbet bir atalarının gelmesi gerekiyor ve o ata insan yani homo cinsinin Afrika’dan kaynaklandığını biliyoruz. Ama ne zaman oldu bu? Hani bazen biraz geri çekiliyor, bazen tarihli ileri gidiyor. Ama Afrika kökenli olduğunu biliyoruz. Ama bazen yeni bir fosil bulunabilir. Hikaye başka bir yere doğru kayabilir. Ama şu anda bildiğimiz hani tüm insan türlerini… O bizim Pamukkale adamı nereli? Afrika’da mı? Evet, o da Homo erectus. Homo erectus. Evet. Ama o da Afrika’dan Avrupa’ya giderken Pamukkale ölmüş mesela. Evet, belki de orada yaşadı çok uzun zaman. Yani illa hani o geçiş süreci… Ayrıca herkes zaten hani kaldırıldır koşa koşa gitmeler mi? Evet, evet. Yani o geçiş süreçleri bazen çünkü öyle oluyor. Mesela bitkiler göç ederken diye konuşuyoruz. Bitkiler göç eder mi diyoruz. Evet, o bireyi göç etmiyor ama biraz sonra konuşacağız. Buzul çağlarında… Orada oraya, orada oraya.
Aynen öyle ama onlar da göç ediyorlar baktığımız zaman. Ya bu tür sayısında dediğim gibi böyle tanımladığımız 1,5-2 milyon tür var. Bir sonraki slide’e geçersek… E bunların yarısı böcekler. Böcekler tabii ki en büyük çeşitlik orada. Geçende bahsetmiştik. Bunların yani tahmin ettiğimiz tür sayısı 10 milyon. Yani biz sadece %15- %20’sini biliyoruz. Yani bazıları bunu 20 milyon, 30 milyon diyor. Bu bile büyük bir çalışma alanı. Yani dünyada kaç tür var diye çalışma yapan gruplar var. Mesela şöyle yapıyorlar. Amazon ormanlarında hiç araştırılmamış bir yere gidiyorlar. İşte bir dönüm 100 metrekare bir yeri seçiyorlar. Ve başlıyorlar bütün ne var ne yok topuyorlar. Sonra orada oğası keser bile tür sayısını… Aynen öyle diyorlar ki şu kadarcık alanda bile bizim görmediğimiz şu kadar tür varsa… İşte demek ki dünyada bu kadar vardır diye. Bu da Berlin Doğu Tarihi Müzesi’nin alkolde saklanan örnek koleksiyonu, balık örnekleri. Bunlarda şöyle yapıyorsunuz.
Şimdi bunların, giderseniz oraya bazıların üzerinde kırmızı noktalar görürsünüz. Kırmızı yapışkanlığa bir şey vardır. O da şu demek oluyor. O türün tanımlandığı birey o. Yani referans örneği o. Yani siz o türü bulduğunuz zaman şüpheniz mi var gidip buna karşılaştırmamız gerekiyor. Artık bu da o kadar önemli değil. DNA da yapılıyor. Yani bunlardan doku parçası alınıyor. Hatta bazen artık bazı hayvanlar koruma altında öyle alamıyorsunuz. Onların sadece DNA’sı biriktiriliyor veya işte tüyü biriktiriliyor.
İşte kıl kılı biriktiriliyor vesaire. Bazı örneklerin tomografisi çekiliyor. Ve ben çalışırken çok büyük bir tomografi makinesi gelmişti. Fil kafataslarının tomografisi çekiliyordu. Yani maalesef kanayan yaramız Türkiye’de bu kadar biyolojik çeşitlerin olduğu yerde. O da bir doğa tarihi müzemiz yok. Ulusal anlamda bu işlevi gören maalesef bir doğa tarihi müzemiz yok. Yani dediğim gibi türlerden çok çok azını biliyoruz. Ne kadarının yok olduğunu bilmiyoruz. Demin bahsettik ya şu kadar tür gitti.
Bir de onları bence beş ile onla çarpın. Biraz gene korona hikayesine benziyor. Şu kadar koronalı birey tespit edildi diyoruz ama. Genel olarak çarpıyoruz. Bir de isterseniz 48’e atlayalım. Bu hızlarına bakmıştık. Yani şu anda yüzde 20’sini bilebildiğimiz en fazla aslında 10 milyon türü var. İyimser olarak. Bence çok iyimser o. İyimser olarak. Minimum 10 milyon türü var. Ve bunlar içerisinde de yine bilebildiğimiz 900 kadarını Biz 500 son 500 ne içerisinde dünyadan yok olduklarını tanıklık ettik. Bazıları bizim yüzünden bazıları başka nedenlerle ama yok oldular. Burada bir şey ekleyebilir miyim? Tabii kötü kocam. 10 milyon türü’nde tanımlanmış olanın 1 milyon 900. 1 milyon 900’ün ismi. Bunların da 1 milyonu böcek. Böcek evet. Şimdi bunlar şöyle bir şey var. Biz milyon yıllık ortalama burada ne görüyoruz? Önce onu bir daha anlatayım. Burası zaman. 1500’lerden başlıyor. 2000’lere kadar geliyor. Burada da yok olan türlerin oranı. Yani şu kadar memeli türü var demiş söylemiştik ya. Yüzde kaçı gitti? Baktığımız zaman. Büyük birimiz son 200 yılda gitmiş. Evet. Son 200 yılda büyük bir artış görüyoruz. Korkutucu olan şu. Nokta nokta nokta olan. Milyon yıllık ortalama. Ortalama kat ve kat üstünde. Kat ve kat üstünde. Yani o kadar hızlı gidiyor ki o yüzden insanlar 6. yok oluşa mı girdik diyor. Çünkü normalde demek ki kütüphane öyledir. Yeni kitaplar aldınız. Borç kitap verdiniz. 3 aşağı 5 yukarı olursa kütüphaneniz aynı. Ama siz devamlı kitap veriyorsanız orada bir sıkıntı vardır. Bir süre sonra kitabınız bitecektir. Bir de şeye bakalım böyle giderse diye bir 60 numaraya bakalım. 60 arkadaşlar bu hızla giderse bu hızla giderse. Şimdi bunlar demeyin ki ilk başta konuştuklarımız bakın işte. Yüzde 86 gitmiş türlerin 5 tane büyük yok oluş vardı ya. Yüzde 76 bitmiş bu dinozorların gittiğinde. Burada yüzde yüzü giderse türlerin ne kadar diye burada görüyoruz.
Aşağıda burada da dönemler. Bakın burada yüzde 70 çizgisini koymuşuz. Yüzde 70’in üstüne çıktığı zaman yüzde 75’in üstüne çıktığı zaman büyük yok oluş diyoruz ya. Şu anda buralardayız bakın. Amfibilerde yüzde 34 de geliyor. Amfibilerde yüzde 34 kayıp var. Evet burada ne diyor mesela eğer yakın zamanda türü tehdit altında olanlar giderse gidebilir. Yani artık çok hızlı gidiyor. Bakın bunlar böyle giderse hesaplarından bakarsak memelilerde eğer.
Hassas olan veya yani bu kırmızı liste var. Türlerin hangisi tehdit altında değil diye değerlendiriliyor. O değerlendirilmede hassas olanlar yakın zamanda giderse. Yani bunlar yavaş yavaş yavaş yavaş böyle ilerliyorlar. Buraya geçtikleri zaman buyurun size artık 6. yok. Yani bu rakamlarla da görebildiğimiz bir şey haline geliyor. Bir de şeye bakalım bir öncekine 59’a bakarsak hani ne zaman böyle giderse.
Şimdi bu deminki baktık da %75’in üstüne geçecek. Mesela Amfibilerde diyorlar ki böyle giderse 242 senede %75’e ulaşabilir. İyimser tahminlerle 4000 yıl var. 4000 yıl tabii biz diyoruz ki rahatız ama hani jeolojik açıdan baktığınızda. O yüzden 4000 yıl da teknoloji falan değişip yok oluşup durdurabilir yavaşlatabilir falan filan gibi. Evet ama bazı şeyler yani tahmin ettiğimizden bunlar devamlı güncelleniyor.
Güncellendikçe tahmin ettiğimiz kadar imser değilmiş. Biliyorsunuz mesela iklim değişikliğiyle alakalı modellerde de devamlı güncelleniyor. Hani hep 2.6 imser modelimiz vardı bir üstüne gidiyoruz gibi bir üstüne gidiyoruz gibi. Ben açıkçası o kadar imser değilim. Peki hocam bunu söyleyince bir soru sorayım. Siz bunun tamamlığı bir sorun var bununla ilgili. Kabaca demek istediğim burada bu yani hani insan açısından bile yani birkaç jenerasyon. En hızlı Amfibiler yok olacak. Yani insanların artık ne kadar yaşadığını düşünürsek belki torununuzun torununu diyelim.
Nasıl bir Amfibi var? Ezbere bilmiyorum deminki şeyde vardı sanırım. Bir dakika bakayım buradan görebilecek miyim? Bir 41 açabilir miyiz? Kaç tür tanımladığımı bakalım. Çok değil mi? Boşuna kadar değil mi? Burada görebiliyor muyuz? Görüyoruz. 8250 tane tür var. Aslında bunu şöyle hesaplayabiliriz. 10’u 5’e çarpalım 40.000 diyelim. Yani memellerin yarısı memellerin 2 katı kadar kuş var. Amfibilerde bunun biraz ortası gibi. Ama bunların hepsini 5’e çarpmak lazım. Evet. Şöyle Amfibilerde o kadar yani şimdi mesela yeni bir kuş türü bulmanız o kadar kolay değil ancak DNA kullanırsınız. Ama böyle mesela böcek türü tanımlamak için Berlin Doğa Tarihi Müzesi fabrika gibi bir şey kurmuştu. Yani yeni örnekler geliyor, uzmanları çalışıyor, DNA’sı çıkartılıyor, morfolisi çıkartılıyor, scan ediliyor, 3 boyutlu hale getiriliyor, adı veriliyor, kenara konuyor. Böyle çalışıyor.
Yani bildiğiniz örnekler buradan giriyor, oradan çıkıyor gibiydi. Yani seri üretim var yani. Yani böceklerde, örümceklerde yani mesela yeni bir böcek bulduğunuz zaman, gazetede haber çıkıyor ya, haber değil zaten. Her gün bulunuyoruz. Bulmanız gerekiyor zaten bu hızla gitmek için. Haber ne zaman memeli türü bulursanız, kuş türü bulursanız yani iyi çalışılmış örnekler bulursunuz. Yani o 10 milyonunda büyük bir bölüm yine şeylerden çıkacak. Evet. Buradan çıkacak. Örümcekler’in böcek olması ilginç değil mi? Bana çok ilginç geliyor.
Evet yani eklem bacaklar grubundan olduğu için öyle geliyor. Ama biraz zaten bu arada böcek kavramı da hani biraz geniş bir kavramı olarak kullanıyoruz. Yani hani onların içerisinde girdiğinizde de bir sürü ayrımlar var. Peki tekrar deminkini alalım arkadaşlar, az öncekini alalım tekrar. Yok olacakları, yok oluyor sürecinin. Yani durumun kötüye gidişiyle alakalı, isterseniz bir 54’e atlayalım.
Bunu önem verdiğim çalışmalardan biri Londra Zooloji Cemiyetinin VVF’yle yaptığı, Doğal Halk Kurma Vakfı ile yaptığı bir rapor. Bu devamlı yayınlanıyor, düzenli olarak yayınlanıyor. 1970’ten bu yana bakın 4400 tane yaklaşık türün 20 bin popülasyonunu izlemişler. Biz Türkiye’de çok azını izliyoruz. Mesela kış ortası kuş sayımları yapıyoruz.
Ama hani böyle bir popülasyon izleme değil. Ve 1970’tekine %100 diyorlar. Bakıyorlar, bu bütün popülasyonlarda gördüğünüz gibi bir aşağı doğru gidiş var. Nereye gelmiş? Yani %30’lar mı doğru mu görüyoruz? Bu çok ciddi bir düşüş. Çok acayip bir düşüş. Evet. 170’e gitmiş yani. Evet. Ve bunların şunu da söyleyeyim, mesela bir geçen seferkinde de bakmıştık. Bir 50′ başa bakalım. Bu sayısal düşüş değil mi? Evet. Popülasyon büyüklüğünü düşün. Diyelim ki 10 bin koyun vardı, şimdi 3 bin koyun var. Aynen öyle. Çok ciddi düşüş. Bir 55’e bakalım. Geçende göstermiştim bunu. Şu anlamda önemli buluyorum. Buradaki o böceklerin sayısına katılmıştım ben. Böcekler, güveler. Böcekler de mi aynı hızda yok oluyor? %40’ının önümüzdeki birkaç 10 yılda yok olabileceğini düşünüyoruz böcek türlerinin.
Bir de şunu söyleyeceğim, bu çalışma Almanya’daki korunan alanlarda yapıyor. Hani gelin bunu Türkiye’de beraber bir yapalım. 10 yıl bir izleyelim. Ne haldeyiz? Bu tarım ilaçlar falan dolayı mı? Tarım ilaçları, habitatların yok olması. İşte iklim bir işken etkiler. Ben de bir şey diye düşündüm çünkü. Ya bu inekler dünyaya çok zarar veriyor. İnek beslemekten fazla geçiyor. Acaba insan böcek yese daha mı dünyayı koruruz diye. Bazı yerlerde öyle şeyler başlıyor. Zaten biliyorsunuz bazı yerlerde böcek yeniyor. Bununla alakalı Avrupa’da da bazı girişimler var. Böcekler üzerinden protein elbetmekle alakalı. Bazı işte startuplar deniyor. Bazı böyle çalışmalar var. Ama o da tehlikede anam kaderinde. Bu yani ne açıdan söylüyorsunuz? Böcekleri de kurtulamayız. E tabii yani ama hani et yiyerek, böcek yiyerek hani tartışmıyor. Böcek yemeye başladık. Şu an ise böceklerin alanlarını ortadan kaldırmamış oluruz. Oraları hayvansal ve tarım soyad için ayırmamış oluruz. Protein yeterli yani hayvan ve hayvan besme için gereken tarım üretimini yapmamış oluruz. O zaman böceklerin alanına ticaret etmemiş oluruz. O zaman böcekler bu kadar hızlı yok olmazlar. O zaman insanlar böcek yiyerek protein ihtiyaçını gidirebilirler. Evet yani bunu bitkisel gıdarlardan da bunu büyük oranda sağlayabiliriz. Yani bununla alakalı bir şey var. Bir 56’ya bakalım. Çünkü bu sebepleri sayıyorsunuz ya. Evet geldim. Emirhan Bey öncekini geçmeden önce yine bir istatistik vermek istiyorum. Fatih Bey 1999 yılından bu yanı dünyadaki böceklerin net %25’i yok olmuş. Yok olmuş evet. Net %25’i. %25 böcek yok olmuş.
Sayısal olarak mı, tüm sayılar olarak mı? Tüm sayıdan oransal olarak %25 veriyorlar. O ana kadar tanımlanan türlerin yani bugüne kadar tanımlanan türlerin. Tür mü yok olmuş yoksa sayısı mı yok olmuş yani? Tür yok olmuş. %25 tür yok olmuş. Evet. Yeni türler çıkmış mı bu arada? Muhakkak yeni türler bulunmuştur. Ama yok oluşası çok daha hızlı. %25 çok ciddi bir rakam yani. Çok ciddi bir rakam. Yani yeni tür çıkmış derken ben 10 diyeyim hani. Belki de yanılayım 10 milyon. Ama zannetmiyorum. Yani bir milyon tür var ama bu arada ciddi bir kayıp yaşamış. Yani söylediğiniz 250 bir tür yok olmuş.
Tabii tabii yani kaynağa giren 1999’dan bu yana da karada yaşayan böcekler. 250 bin böcek tür yok. Karada yaşayan böceklerin suda değil %25’i yok olmuş. Bu yani sebepler üzerinden bahsediyoruz ya. Yani biraz onun böyle kafamızda bazen canlanmıyor. Yani bu yaşayan gezegen indeksi diye bir şey var. Gene biraz önceki Londra Zooloji Cemiyeti ile VVF’nin yaptığı bu popülasyonların neden ettiler? Aşırı kullanım ne o hayvanların aşırı kullanımı mı? Hayır hayır. Pardon hangisini bir dakika burada yanlış yazdım şey olmayayım. %37. Evet aşırı kullanım. Bu mesela balıklarla alakalı düşünebilirsiniz. Yani balık popülasyonlarındaki çöküş. Havcılık. Evet. Yeme, tüketme yer. Evet evet. Yani esas bu mesela bütün canlar olduğu için. En büyük tüketim galiba. Evet. İkincisi bunların doğal yaşam alanlarını ortam kaybettik. Evet habitatların kaybı. Ya onu da zaten çok net görüyoruz. Hani işte birçok habitatların kaybı. Habitatlarını bozmaması. Bozmak da aynı şekilde.
Yani şu anda aslında gördüğümüz şeyler hani bir doğrudan aşırı kullanma. Habitatların kaybı ve habitatların bozulması. %7 istilacı türler. %5 civarı. Evet ya iklim değişikliği daha hani etkisi gelmedi. Yani daha görmüyoruz. Yani daha %7’lerde. Demin bahsetti. Utku da bahsetti. İstilacı türlerin etkisi yavaş yavaş. İşte balon balıklarından bahsettiğiniz sanırım birkaç tane var. Veya da galiba kuyruğunu toplarsanız vesaire öyle teşvikler var. 5 liraylarmış. Evet 5-10 tane tuttum ama parayı almadım. Yani bu da bir şey değil. Yani bu da bir şey değil.
Şimdi istilacı türler benim de bazı öğrencilerim bu konuda çalışıyor. Mesela niş modellemesi yapıyoruz. Bu tür nerede yaşıyor bakıyoruz. İklim değişirse nerede yaşayabilir bakıyoruz. Mesela bunlarda baktığımız bazı kritik türler var. Mesela bazı sivrisinek türleri var. Bu sivrisinek türleri eğer iklim böyle giderse yani Kuzu’ya Afrika’daki şartlar belki Akdeniz kıyısı olacak. Sivrisinek türleri bazı hastalıklara virüsleri taşıyor. Yani yarın öbür gün bunları görme ihtimalimiz Türkiye’de de Avrupa’da da artacak. Yani bunları plan Avrupa mesela sıtman ilgisi altına girebilir. Evet yani bu yara koronavirüs yarasa vesaire böyle ilk başta çok konuşuluyordu. Biliyorsunuz yani bu koronavirüslerin geleceği belliydi. Çünkü Sars 3 sene önce programımızı koronavirüslerden salgın çıkacak demişiz. Evet yani çünkü neden Sars’dır Mers’tir zaten başka virüsler zaten bu çalışmalar
yapılıyordu tahmin ediliyordu. Şimdi bu ekolojiyle alakalı ekosistemle alakalı problemler gerçekten hani bizim gündelik hayatımız ön görülmeyen şeyler değil. Anlattığınız zaman çok etkili olmuyordu ama işte bir gördüğünüz evlere tıkıldık. İşte o internet üzerinden yaşamızı devam ettirdik ve bunlar daha da şiddetlenebilir. İşte bu nüfus artışı sıcaklık bütün bunların etkisi bu hayvan adipatlarına daha fazla sırayet etmemiz oradan içeriye girmemiz falan hepsi etkileyip.
Yani artık böyle planlamamız yaparken yani sadece politikalarımızı geliştirirken sadece insan üzerinden değil artık ekosistem üzerinden bakmamız gerekiyor. Yani insan da ekosistemi bir parçası bununla alakalı zaten şöyle bir yaklaşım vardı. Buna Van Helt deniyor tek sağlık insan sağlığı diyorsanız ekosistem de sağlıklı olacak. Hayvanlar da sağlıklı olacak. Bu bu arada yeni bir şey değil. Bu da birkaç on yıldır var. Hani plan buydu. Yani dediğim gibi sadece insan sağlığını hedef koyarak bir yere ilerleyemezsiniz.
Maalesef toplam sağlık. Evet toplam sağlık yani bununla görebiliriz. Dünyanın sağlığını korumamız lazım. Evet yani bunlarda şu anda ön plana çıkan etkiler şu anda olacak türleri demin koymuştuk. 11 bin sene gidemesine onu bir tekrar bakalım mı? Olur. Şeyleri yaptık da değerliğine bakamadım. Şeye bakabiliriz isterseniz 58’e bakabiliriz. Bu habitat kaybını ile vesaireyle bir görebilelim. Hangisiydi o ben onu hatırlayamadım da o yüzden.
Şehirler vardı ya 3 grafik vardı. 59 tamam gördüm şimdi tamam pardon. Şu burada diyor ki yani işte şu kadar tür önümüzdeki kaç yılda giderse ne kadar zamanda gibi böyle bir denklem kurmuşlar. Yani buradaki iyimser rakamları görüyoruz. Iyimser olarak kuşlar %75’i 11 bin sene içerisinde. Körümsel olarak 537 sene yok oldu.
Yani bu büyük yok oluş iyimser tahminine 11 bin sene 6. büyük yok oluş. Kötümser tahminine kuşlarda 537 sene. Memellerde 7500 sene. Amfibilerde 4452 sene. Evet. Iyimser olarak ama kötümser girecek 500 300 200 sene 250 sene diyebiliriz. Şimdi bir şey merak ediyorum. Daha önceki büyük yok oluşların tamamında en az etkilenen denizlerde yaşayan canlılar. Hepsinde öyle mi bazıları denizlerde yapacağı canlılar? Evet ama yine de yine de en az denizde etkilemiş diye bakıyoruz. Çünkü niye dersin mesela 150 milyon yıldır varlığını hiç değişmeden sürdüren deniz canlıları var. Hatta daha uzun süre belki bazıları milyar yılda yakın kabuklular var mesela sürdüren. Şimdi denizlerdeki durum ne? Onu merak ediyorum ben. Denizlerdeki yok olma süreci. Denizlerde de durum pek iyi gitmiyor. Bir defa orada zaten balık türleriyle alakalı biliyorsunuz. Aşırı avlanma var. Koymadım keşke koysaydım mesela balinalarla alakalı büyük deniz memeleriyle alakalı. Utkudem’in bir tane örneğini verdi bir tanesini büyük deniz memeleri kaybettik. Balinalarda da benzer süreç var. Balinalarda biraz daha iyi gidiş var. Bir artış sallanıyor. Çünkü bir şey… Koruma var ağır. Artış demeyeyim de yani hani o çöküşü biraz engelledik gibi. Peki o kadar ilgisayar olamıyorum. Yani yine hala çünkü balina avcılığı devam ediyor. Bir kadar sayıda arttı deniyor. Japonlar devam ediyor. Evet evet. Yani bu az anlaşmalardan sonra sanırım 2000’lerden sonra biraz az aldı. Ama şöyle bir şey var. Balinalar eskisi gibi büyük değil mesela. Hani mesela 2000 tane balina var diyoruz ama boyutlarını ölçtüğünüz… Esnaf 60’ı da var. Şimdi 40’ı da var mesela. Evet balinalar da hala o şeyi yani morfolojik olarak etkileri de oluyor. Hala kendini toparlayamadılar. Evet. Şimdi benim uzmanlık analım genetik yani bu türlerin genetik çeşitliğine bakıyorum. Bazı türler var. Hayatta 500 tane birey var.
Ama genetik olarak o tür yok olmuş gibi bir şey. Yok olmuş. Çünkü hepsi aynı. Mesela bunun örneklerinden biri yaban atı denir. Prezevazki atları vardır Muallistan’da. Onlar hani daha sonradan genetik çalışmalar onların aslında yabanlaşmış… Eski yabanlaşmış evcil atlar olduğunu öne sürdü. Orada şöyle bir şey var. O bütün atlar 11 tane attan çıkmış. Yani bunların bir kısmı benim de bir projede çalıştığım Halle’de bir hayvan yetiştirilici……esnustu var.
Zamanında atları atlarını iyileştirmek için ne varsa toplamışlar. Zebrada getirmişler Muallistan’dan bunları da getirmişler. Sonra bir kısmı artınca Çek Hayvanat Bahçesinde vermişler. Pırak Hayvanat Bahçesinde vermişler. Daha sonra bir kısmını Leiden’a Hollanda’ya göndermişler. Muallistan’da bu at hiç kalmayınca bu hayvanat bahçelerinden tekrarlar ayrı bırakılmış. Bırak baktığınız zaman şu anda 300-500 tane var. Ama toplamda bunların annesinin babasını biliyorsunuz 11 tane birey. Yani yarın öbür gün bir hastalık olduğu zaman genetik çeşitleri yok. Bazı türlerde mesela Çitalarda popülasyon fena değil ama genetik çeşitlik çok düşük. Hani yarın öbür gün bir şey olduğu zaman hepsi gidebilir. Dayanıklı ot dayanıklıyor. Evet. Yani genetik birazdan biraz belki… Genetik havuz dar. Evet genetik havuz çok dar. Yani o yüzden balinalarda şu anda iyi gidiyor olması demek yani ellilerden yüzlerden iki birey çıkmış olması demek… Ama toplamda hala 50 balinanın geni yani. Evet yani belki biraz ondan bahsetmek gerekiyor. Biyolojik çeşitlik diyoruz ama belki hani biyolojik çeşitten kastımız nedir? Evet bakalım orayı bir ara. Terim olarak düşünün ki aslında kolay bir terim de değil. Biyolojik çeşitlik ya da bio çeşitlik bunu bir tanımlamakta bir hayal var. Evet nedir? Çok basit bir şekilde söyleyecek olursak yaşamın çeşitliği, biyolojik çeşitlik ama içinde birtakım bileşenler var. Bunlardan bir tanesi genetik. Yani bizim her birimizin ve canlıların içinde DNA denilen bir molekül var. Bunun içinde nükleotitler var küçük A, T, C, G, dört tane harf ve şifrelerimiz var. Ve bu şifreler arasında yani sizin benim DNA’ma arasında birtakım farklar var. Ve bu farklar ne kadar fazla olursa belli bir alanda genetik çeşitlik çok yüksek oluyor ve genetik çeşitlik canlıların hayatta kalması için onların sigortası konumunda. Yani bir eve yüksek voltaj verirsiniz, sigorta atar ve belli ölçüde diğer bileşenleri bir evin içindeki diğer bileşenleri korur yüksek voltajdan.
Genetik çeşitlik yüksek olursa da iklim değişir, farklı faktörler gelir, habitat değişir. Birtakım can, bir türün birtakım bireyleri ortadan kalkar ama onlara adapte olabilecek, onlara uyum sağlayabilecek olanlar da hayatta kalır. Dolayısıyla biyolojik çeşitliğin ilk temel basımı genetik çeşitlilik. Sonra tür çeşitliliği, farklı türler var. Bunlar belli ölçüde kominte yapısını oluşturacaklar.
İnsan, insanın olduğu yerde farklı bitki türleri yaşıyor, farklı hayvan türleri var ve bunların yaşadığı ortamda da bir habitat çeşitliği, ekosistem çeşitliliği var. Farklı habitatler var, su akalanlar var, orman var, karasal ortamlar, deniz ortamları. Bunların tamamı arasındaki tüm etkileşimler biyolojik çeşitliliği tanımlıyor. Bu da kısaca bio çeşitlilik olarak tanımlanıyor. En basit açıklamasıyla içinde bir sürü farklı dinamik tabii ki işliyor. Ben böyle söyleyebilirim ama sen… Bir de şeyi de ekleyebiliriz, fonksiyonel çeşitlilik diye bir şey mesela yakında bahsetmeye başladık. Yani tür çeşitliliği önemli ama hani genetik çeşitlilik önemli. Bir de bu türlerin ekosistemde aldığı fonksiyonlar var. Bunu da şöyle bir örnekle geçen bir makale grubunda tartışıyorduk. Şöyle bir örnek çıktı. Mesela bir restoranınız var. Restoranda herkes aşçı olursa o restoran biraz zor işler. Oraya bir müdür lazım, oraya bulaşıkçı lazım, oraya servis elemanı lazım, sipariş götüren.
Yani bir ekosistemin güzel işlemesi için de ekosistemdeki fonksiyonlar farklı. Yani göl düşünün. Eğer gölde herkes su yüzeyinden beslenen ördeklerse o gölün altını birisinin hareketlendirmesi lazım. Dalan ördekler gerekiyor. Yani bir de buna belki fonksiyonel çeşitliliği de ekleyebiliriz. Bu noktada kısa bir, hemen bir ek yapacağım. Biraz önceki antroposyone, yine ilginç bir bilgiyi not almıştım. Şimdi, serogazlarının artması özellikle antroposyan dönemde çok önemli bir faktör. Karbon, dioksit, metan ve diğer ısınmayı sağlayan atmosferdeki gazlar. Ve antroposyan çalışma grubu, yani bu terimin bir şekilde literatüre girmesi için çalışan grubun hazırladığı raporda……en zengin 1 milyar insan serogazlarının %60’ını atmosferde salarken……en fakir dünyadaki 3 milyar ise sadece %5’ini üretiyor diye…
Suçun fakirleşmek ne en aslında? Bir şey üretmiş. Yani, yok değil, zengin kesim herhalde bu, bilmiyorum da hani bu insan çağının getirdiği bir durum herhalde. Bu kapitalizm, tüketim arttığı için. Daha büyük araba alıyor, daha fazla uçağa biniyor, daha büyük tekne alıyor. Berbalsız bir şekilde inanılmaz bir şey. Daha çok enerji harcıyor. Evet, evet. Bu ilginç bir bilgiydi. Bunu biraz önce söylemiyorduk. Benim şeyi söylemiştiniz yani Türkiye, işte %1’i, %1, %1. Ben de bir şeye baktım, tam rakamı hatırlamıyorum.
Şimdi kabaca hızlıca internetten baktım, ekolojik ayak izi diye bir şey var. Kabaca şöyle diyebiliriz, herkes, dünyadaki herkes sizin gibi yaşarsa, sizin gibi arabanız varsa, sizin kadar benzin, metrekare, çocuk, para, yani hepsini böyle herkes sizin gibi yaşarsa, sizin kadar uçağa binerse, kaç dünya gerekir diye bir hesap yapılıyor. Mesela hesaplanıyor diyorlar ki, bu kadar insan böyle yaşarsa 1,5 dünya gerekiyor.
Dünyada ortalamasına baktığım zaman Türkiye’nin 2007’ini görüyorum şu anda, hızlıca baktım, %50 ortalamadan daha fazla ekolojik ayak izinin fazla olduğunu görüyorum. Evet, ama yanılıyorsam düzelteriz bunu daha sonra ama kabaca da böyle hatırlıyor. Amerikanın kaç mesela? Amerikanın? Bakmam gerekiyor ama tabii ki onların, yani aslında biraz parayla doğru orantılı gidiyor. Ama mesela bazı toplumlar var ki zenginleşti herhalde aynı oranda birinci de artmış ve belli konulara dikkat sarf etmeye başlamış.
Buradaki sizin söylediğiniz aslında en temel noktalardan bir tanesi, tüketim toplumu yaratıyoruz yani. Sürekli tüketiyoruz, tüketince de ihtiyaçlara göre habitatları degrediyoruz. Dünyayı kirleten en önemli unsur anladığınız kadarıyla enerji. Evet. Enerji tüketimi arttıkça, tüketim arttıkça o tüketimi üretmek için gerekli enerji miktarı artıyor. Bu da insanların daha fazla kirlilik yarmasına sebep oluyor. Çok basit bir denglem herhalde. Onun dışında tabii içindeydi hayvan tüketimi, bir de daha tüketim falan filan gibi şeyler.
Bunların tamamı en temel kirlilik kaynağı enerji. Öyle mi der ya? Belki adına göre rekteme gidebiliriz. Evet.
Milankovic anlatalım mı hocam? Focanın mirası kaldı bize çünkü anlatamadı Milankovic’i. Şu Milankovic’den biraz sızıca bahsederim. Sonra buzul çağları biyolojik çeşitliğin nasıl etkileye doğru geçmek için. Esas ona geliyorum ama bir Milankovic’e ben bahsedelim biraz. Çünkü açtık konuyu, devam etmedik. Herkes onu şey sanır. Sırf futbolcu sandık ağızıraya gelecek olan. Şimdi Milankovic’in ve o zamanki araştırmacıların kafasında soru şu. Bu buzul, sıcaklıkları buzul çağına giriş çıkış dalgalanıyor.
20. yüzyılın başında yani. Konuşulan konu. Milankovic 20. yüzyılın başında. Evet 20. yüzyılın başında. Bir anda 20. yüzyıl deyince buraya mı gitti? Hayır ben Milankovic’indir. Yani bu 1 milyon yıl önce başlayan buzul çağında buzullar ilerliyor geri çekiliyor. İlerliyor geri çekiliyor. Bu belli periyotlarla oluyor. 80.000 yıllık periyotlarla. 40.000 yıllık ve 100.000 yıllık böyle. Bunun dünyanın güneşin etrafında yörüngesindeki salınımından kaynaklandığı. Evet. O zaman hemen bir sonraki slayata geçelim.
Milankovic bunu keşfediyor. Burada 3 tane şey var. Bunu NASA’dan aldım. Hani NASA yaptığı ile alakalı. Şimdi birincisi, dünya güneşin etrafında dönerken, işte hafif elliptik daha doğrusu daire şekli dönüyor. Ama bazen bu biraz böyle ellipse doğru kayıyor. Neden başka büyük gezegenler belli sırada olursa bizi çekiyor. Yani bundan ötürü, burada bakın mesela bu 100.000 yılda biraz yaklaşıyor, biraz geri gidiyor.
Biraz yaklaşıyor. E tabii ki bu da aldığı, kış, yaz döneminde aldığı ısı farklılıklarını ortaya çıkartıyor. Başka bir şey, dünyanın baktığı bu nereye baktı? 26.000 yılda da bu dönüyormuş. Salınım dediği benim o işte. Efendim? Dünyanın salınımı dediği bu. Evet. Yani bu mesela şunu gösteriyor. Kuzey yıldızına baktığımızda kuzey yıldızını görüyoruz. Bilmem kaç bin yıl sonra o başka bir yıldız olacak. Yani bunun gösterdiği… Biraz geri kayacak diye. Efendim? Biraz geri kayacak. Evet.
Bir de başka bir tane de şey var, bunu öğrenmişizdir. İşte 23.5 derece dünyanın eğiminin açısı. Bu da 22.1 ile 24.5 derecesini değişiyormuş. Bu da eklimleri. Orada yazdırı, kışları uzatıyor. Evet. İşte şu anda mesela bu tarafa doğru gidiyoruz. Sonra tekrardan geri geleceğiz. Bununla alakalı. Böylece bunun eğimi, bu üçünün belli kombinasyonlarda olması, kutuplarda işte kışların daha… Uzanmayı arttırıyor, uzanmayı azaltıyor. Aynen öyle. Bu perioda bağlı olarak da işte 40.000 yıllık, 100.000 yıllık saygılar geliyoruz. Yani dişimizi son buzlu çağın üzerinde ne kadar geçti? İşte son maksimum 20.000 yıl önceydi. 80.000 yıllık dişimizi sıkarsak kurtuluruz. Evet. Ama acaba bunun dışına mı çıkacağız şu andaki? Soru o. Şimdi bir sonrakine geçersek… Rakam söylemem gerekecek mi? Evet. Şimdi bu sallantılar, biyolojik çeşitliğini nasıl etkilemiş? Benim çalışma alanım da bu. Şimdi son buzlu maksimumda bu vejetasyon örtüsünü görüyoruz. Bu şu anda günümüz malum makiler var değil mi? Burada Akdeniz makilerini görüyoruz. İşte boskerlar var. Ondan sonra karışık ormanlar var. Yukarı gittiğimizde tataygalar var. Yani orman olmayan, soğuk, gündüzler kısa böyle açıklık alanlar var. Buzlu çağ… Buz boskerleri. Evet. Buzlu çağ geldiği zaman, 20.000 yıl önce buz buraya kadar gelmişti. Hatırlayın. Deniz seviyesi değişmişti. Ona dikkat. Mesela bakın İtalya’yla Hırvatistan vesaire, Karadağ birleşmişler. Çünkü 125 metre aşağıda. Adliye de içeri doğru girmiyor fazla. Bakın buralara bakın adalarla birleşmişiz. Marmara yok. Marmara yok, kapanmış. İşte deniz seviyesi aşağıda. Ve dikkat edin. Mesela Akdeniz makilikleri aşağılara doğru itilmiş. Türkiye’nin güneyinde var. Akdeniz kıyısında var. İskender Kıyafesi yok. Evet. Yunanistan’da var. İtalya’da var. Ve İber Yarımadası, İspanya, Portekiz’de var. Buralara buzlu çağ sığına adıyoruz. Yani siz eğer hareket eden bir canlı… Zaten bu hemen dünden bugüne olmuyor. Yani hayda soğuk geliyor deyip kaçmıyoruz. Ama popülasyonlar giderek aşağı inmek zorunda. Yani siz şu anda Almanya’da yaşayan bir karacaysanız… Bundan 20 bin yıl önce sizin atanızı… Muhtemelen ya İtalya’da, güneyindeydi, de İspanya’daydı. Aynen öyle. O zaman sizleri buralara itti. Bunlara buzul çağ sığına adıyoruz. Ben de yarasalarda buradan başlamıştım. Çünkü bu buzul çağındaki canlıların genetikleri araştırılıyordu. Ve buralarda çok yüksek genetik çeşitlik bulunuyordu. Biz de acaba Türkiye’dekiler de farklı mı diye başladık.
Ve elimizi neye atsak farklı olduğunu görmüştük. Baktığın zaman buzul çağının en zenginlerinden bir tanesi… Trakya oluyor o zaman mesela. Evet, buraya Balkan… Kırım oluyor kez daha. Balkan Refüji diyoruz, Balkan Sığına diyoruz. Peki mesela Kırım o kadar yukarıda olmasa hemen niye o kadar yeşil? Karadeniz’in etkisi. Ve burada bir de Kafkas şu anda tam haritanın dışında çıkıyor. Benim mesela yaptığım araz çalışmaların bir kısmı orada. Gürcistan, Ermenistan, o tarafa gidiyorum. Kafkas, İran’ın kuzeyi mesela ilgilendiğimiz yerlerden biri. Kafkaslar koruyor. Sığına, evet. Bir de mesela Türkmenistan’a gittim. Hazar’ın öbür tarafına gittim. Oralarda ne olmuş diye. Şu anda oraya gittiğiniz zaman çölde hiçbir şey yok. Ama oralar zamanında biyolojik çeşitliliği almış. Hatta Hazar Denizi’nin güneyindeki, İran’ın kuzeyindeki ormanlarla… Almanya’daki ormanlar birbiriyle aynı. Hani şey olarak baktığınızda. Bunlar buzul çağ sığınakları. Şimdi bunları biz nereden biliyoruz? Bir sonraki slide’e geçelim. Bu… Şimdi bitkiler malum polenleri var. Meşe ağacının polenleri var.
Mesela bir yerden örnek aldık. Burada dört tane harita görüyoruz. 12.000 yıl önce, 10.000 yıl önce, 6.000 yıl önce, 2.000 yıl önce. Polenlere baktığımız zaman bu ağacın polenleri 12.000 yıl önce sadece buralarda var. Bakın güneyde kalmış. Demin bahsettiğimiz buzul çağ sığınaklarında. 12.000 yıllık buralardan polen bulamıyoruz. 10.000 yıl önce İngiltere yok mesela. Buz. Evet. 20.000 yıl önce yok. Ama 12.000 yıl önce de daha gelmemiş. O bitki oraya kadar gelmiyor. Hemen gelemiyor. Bazı hızları var. İşte bu da bitkilerin, bitkilerin bile bazıları çok hızlı hareket ederken bazıları yavaş yavaş yavaş geliyorlar. 12.000 yıl önce bisküvi de yok yani. Muhtemelen. 10.000 yıla gördüğünüz, gördüğünüz biraz yukarı doğru geldi. Artık 6.000 yıla geldiğinizde yani son buzul maksimum 20.000 yıl desek, 10.000, 10.000 yıl önce günümüze geldiğini düşünsek 5-6.000 yıl da toparladı. Tekrardan geri geldi. Bakın artık 2.000 yıl önce gittiğinizde artık bayağı bayağı yukarı gitti.
Şimdi peki hocam bu şunu göstermiyor mu bir yandan? Özür lafını kestim ama bir yandan da hayat çok hızlıca kendini toparlamıyor mu? Toparlıyor evet. Yani bir yerde bir tohum olursa o tekrardan hızlı bir şekilde toparlıyor. Benim mesela ilgimi çeken şey şu. Bunlar böyle birbirinden ayrı düştüler ya. Mesela burada 3 tane farklı popülasyon kalabilir. Birisi Balkan popülasyonu, birisi Yunan, pardon İtalya, birisi de Iberya, İspanya, Portekiz popülasyonları.
Bunlar 100.000 yıl birbirinden ayrı düşmüş olabilirler. Buzul çağı mesela 100.000 yıl sürdü. Aralarında gene kış olmadı. Farklılaştılar. Genetik. Buzul çağı 100.000 yıl mı sürdü? Bir önceki yanlış hatırlamıyorsam öyle sürdü yani 100.000 yıl boyunca giderek düştü düştü düştü 20.000 yıl da maksimumunu yaptı. Ondan sonra tekrardan geldi. Yani buzul çağı derken hani bir şeyde değiştiğini aklımızda tutalım. Hani böyle pat pat diye gitmiyor. Tabii ki böyle bir şeyle değişiyor. Birbirine kadar farklı birbirlerinden kalırlarsa da genetik olarak farklılaşılırlar. Yani Balkanlardaki ile İspanya’daki artık farklı adaptasyonları olabilir. Bir araya geldiklerinde artık yeni türler olabilir. Kuşsa mesela aynı şarkıyı söylemeyebilir. Bir araya geldiklerinde Utku birazdan bunlarla alakalı örnek verir. Bir sonrakine geçersek bu da benim yaptığım çalışmadan biri bu polende ben genetik çeşitliğine bakıyorum. Yani hayvanları yakalıyoruz. Ufak bir parça alıyoruz.
Labrotoğrada DNA’sını çıkartıyoruz, belli bölgelerine bakıyoruz. Şu anda teknoloji çok ilerledi. Bütün genomuna bakıyoruz. Yani ne var ne yok bakabiliyoruz. Buradaki farklı renkler yarasaların farklı genetik soyları. Bakın farklı renkler nerelerdi? Demin ki gibi gördünüz. Aynen. İspanya, İtalya. O haritanın yansıması. Burada sarılar bir enteresan. Dikkat edin. Bakın buradan İngiltere’ye kadar geldi. Bu ne demek oluyor? Demek ki buzul çağında Balkanlarda vardı. Bunu nereden biliyorum. Genetik çeşitliği en yüksek orada. Birkaç bin yıl içerisinde bizim yarasalar gittiler İngiltere’ye. İngiltere, İskoçya’ya kadar. Hiçbir şey yoktu orada biliyorsunuz. Yani bunları takip ederek görebiliyoruz. Biraz önce söylemiştim. Bakın Kafkasları görüyoruz burada. Burada Doğu Akdeniz popülasyonları görüyoruz. Kafkaslar hiç bile gitmemiş. Kafkaslar bir tek Kırım’la. Evet. Çünkü buradaki dağlar şey etkisini göstermiş. Bir de şunu unutmayalım. Bu yarasa uçabilen şey bir hayvan. Yani yayınması çok kolay.
Uçamayan canlılar, böcekler, bitkiler vesaire için bunun etkisini çok çok daha göreceğiz. Yani Anadolu neden enteresan bir yer? Ben biogeografya çalışan filogeografya çalışan birisi olarak. Anadolu bunu çalışmak için en güzeldir. Kendisi bir buzul çağı Sığına. Sağımızda var bir tane buzul çağı veya solumuzda var bir tane Balkanlar. Hatta Balkanların bir kısmı da Türkiye’de. Bir de Kafkaslar var. Onun da bir kısmı bizde. Üç tane buzul çağı. Burada genetik çeşitliği çok yüksek. Ve birbirleri de karışmışlar.
Belki neanderteller gibi birbirleriyle gen almışlar. Belki bu aldıkları genler yarın öbür gün iklim değişikliğinde adaptasyon olsun. Onun da yakında artıracak. Avantaj sağlayabilir. Bir sonrakine bakarsak. Bu mesela Türkiye’deki endemik bitkilerin dağılımı. Dağılımı değil pardon. O endemik bitkilerin nerede tanımlandığı. Anladım. Yaklaşık 12 bin tane takson var. Yani alt tür variyetedir vesaire her şey. Üçte bir endemik. Burada Çetin Şenkul ve Seda Kaya’nın 2017 bunları bir araya getirmişler.
Nerelerde dağılıyor diye. Yani endemik bitki bu kadar çok olduğuna göre Türkiye’de. Demek ki bunları yaratan bir mekanizm olmak lazım. Etesan Trakya’da az. İstanbul’da çok. Evet. Yani şimdi bununla alakalı benim de benim araştırma grubum bunu araştırıyor. Neden bunlar burada? Ne oldu diye. Bir sonraki slide’a geçelim. Emrah bir geçmeden bir şey söyleyeyim. Burada Fatih Bey dikkat etmemiz gereken bir şey. Anadolu Diagonali denen bir çizgi var. Yani batıyla doğuya ayıran ve onun üzerinde cidden endemik bitki anlamında çok fazla nokta görüyoruz. Orada orada bir fayyat da vardır biliyorsunuz. Evet. Bakütiklis Ceyhan Atlı da buradan geçiyor. Ben hatta şeyde baktım. Mesela bazı çalışmalarda endemik bitkilerin nereden geldiğine bakarken havalimanına ne kadar uzaklıkta? Büyük şehre ne kadar uzakta? Biraz mesela şuraya bakınca İstanbul değil mi? Hani Çanakkale, Balıkesir böyle yerleri İzmir’de görüyoruz. Yani bazı merkezleri de görüyoruz. Çünkü orada araştırma daha çok oluyor. Veya bir yol geçiyorsa orada daha çok oluyor. Onunla da etkili olabilir. Bunlar ama dağılım değil.
O türün tespit edilip tanımlandı. Burada tanımlanmış. Belki bu tür burada tanımlanmış ama belki daha böyle. Başka yerde de var. Bu kadar. Onu bilmiyoruz. Şimdi biz benim grupta bunları araştırıyoruz. Bir sonraki slayda geçersek şöyle bir şey yapıyoruz. İşte Müsret Hoca’dan da faydalanıyoruz burada. Geçmiş, şimdi ben hep genetiğe bakıp geçmiş bizi genetikten bakarak geçmişi çıkartmaya çalışıyordum. Bu sefer paleoeklim. Geçmiş iklim modellerine bakıp geçmişte iklim nasıl değişmiş bunu anlamaya çalışıyoruz.
Yüksek lisanslı öğrencim Songül Sönmez’in hazırladığı bir grafik bu. Bitiriyor yakında. Buzullar gelince canlılar nereye gitti diye ismini koydum. Şöyle yaptık. 20 bin yıl önce sıcaklık nasıldı biliyoruz. Şimdi nasıldı biliyoruz. Mesela Toroslar’da yaşayan bir bitkisiniz. 1500 metrede yaşıyorsunuz. Yazları kışları işte 12 derece ile 14 derece arasında bir şey istiyorsunuz. Buzullar geldi. Yaşadığınız yer çok soğuk oldu. Bir yere gitmeniz gerekiyor. Ne kadar gitmesi gerekiyor diye bulduk. Ona en yakın şartları sağlayacak yer nerede? Onu bulduk. Ondan sonra o mesafeyi zamana bölerek hız hesapladık. Kırmızı olan yerler düşük hız yani çok az giderek. Şöyle düşünün yazları deniz kenarındayız. Anamur’dayız. Kış gelince tıp yayağıyla çıkıyoruz. Bu hareketi yapıyoruz. Yani buzul çağında bu hareketi nerede yaparız diye. Beyaz yerler bakın o zamanlar analoğu yok. Yani mesela Adana’nın sıcaklığını sağlayan hiçbir yer yok. Her yer o kadar düşmüş ki. Eğer sadece Adana’da yaşayabilen bir tülseniz yapacak bir şey yok. O kadar sıcak bir yer yok. Gitti. Ama Toros’larda yaşıyorsanız hava soğuduğu zaman 1500 metre de aşağı doğru indiniz. 700 metre, 50 metre, 100 metre indiniz ve o koşulları sağlayabildiniz. Bakın bunlar çok hareket etmeden yaşayabileceğiniz yerler kırmızı. Demin diyordunuz ya mesela Marmara’da neden çok tül görmüyoruz? Bakın Marmara’da yaşıyorsanız çok uzağa gitmeniz gerekiyor. Mavi. Hızınız çok yüksek olması gerekiyor. Çünkü o zaman orası hani ona sağlayan en yakın yer. Yani bu şartları ben bu şartlarda yaşamak istiyorum diyorsanız çok uzağa gitmeniz gerekiyor. Burada tabii komplika analizler var. İşte 500 kilometre çapında toleransı buysa diye biraz basitleştirerek anlattım ama kabaca böyle. Yani burada aslında yaşamın zor ve kolay olduğu yerleri görüyoruz. Evet. Yani bu dağlık alanlarda yaşayan bir bitkiyseniz. Şimdi ama mesela şöyle bir şey var şu anda tam tersi oluyor. Bunu geçmişe yönelik bahsettim. Şimdi bunu bir de ileriye doğru çalıştırıyoruz. Yani eğer iklim böyle değişmeye devam ederseniz nereye gidersiniz?
Nereye gidersiniz? Humboldt’un biliyorsunuz Çimbarazı’ya gidiyor. Oradaki bitkileri yazıyor. Keşke onu da koysaydım. Slaid olarak 250 yıl sonra araştırmacılar gitti oraya baktı ve bitkilerin işte 50 metre 100 metre 500 metre irtifa kazandıklarını gördü. Şimdi siz demin ki örneğe bakarsak 1500 metre de yaşıyorsunuz. Hava o kadar ısınmaya başladı ki 1500 metre size daha yüksek bir aileye çıkmanız gerekiyor. 2000 2500 Toroslar bitti. Ne olacak? Yok.
İşte bu mekanizmalar şu ana kadar şu ana kadar şöyle çalışıyordu. Geldi gitti yani türler aşağı indi yukarı çıktı birbirinden ayrı kaldı karıştı. Yani bu devamlı böyle bir salınım halindeydi. Ne oluyor genetik olarak karışıyorlar ayrılıyorlar karışıyorlar işte zaman. Orada çeşitliği sağlıyor. Evet tür tür çeşitliğini sağlayan yani Anadolu’nun neden önemli olduğunu gösteren önemli mekanizmalar. Dünyanın Anadolu gibi başka yerlerde var mı bu kadar?
Var deminki biraz önce Avrupa’dakiler mesela o şeylerden bahsettik. Bir sonraki slide nedir? Burada sanırım Amerika’ya geçebiliriz diye düşünüyorum. Bir sonraki slide bakabilir miyim? Tamam burada Amerika’ya geçeriz. Mesela Amerika’da da böyle mekanizmalar işliyor yağmur ormanlarının bazı yerlerinde. Yağmur ormanlarının bile içerisinde bazı refüjler yani sığınaklar olduğunu görüyoruz artık. Ama Avrupa’da en önemli yerler bu Aktegiz. Bu ne haritam? Bu da şöyle bir şey yapıyoruz. Mesela türlerin şu anda nerede yaşadığını biliyoruz ya.
Yani diyoruz ki bu tür bir ekolojik niş beliriyoruz. Ne demek bu? Şu kadar sıcaklık ister, bu kadar yağmur ister. Kışın şu kadar kış sıcaklığı sıfırın altına düşmesin diye. Şurada nerelere gidecek diye bakıyoruz. Evet, nerede yaşadığını bakıyoruz. İklim bilimcilerde modeller çalıştırıyorlar. 2070’te nasıl olacak diye ona bakıyoruz. Mesela gene bu benim grubumdan bir çalışma. Mesela şu anda günümüzde burada dağılım gösteren bir tür. Onları İspanya taşınacaklar. Tabii ki onlar şöyle taşınma, oralar uygun ama gidebilirler. Yani şu anda onların eşyamına uygun olan yer Fransa ve İspanya oldu. Mesela şu anda bu mezopotamya ağırlıklı bir tür. Bunun mesela dikkat edin bakın yukarı doğru gittiğini görüyoruz. Aynısını mesela Buğday için bunu ülkeler yapıyor. Mesela Buğday şu şartları istiyor, şurada yaşıyor. Nerede yaşayacak? Biraz önce şey örneğini vermiştim. İşte diyelim ki Kuzey Akdeniz’e yaşayan bir sinek 2070’te nereye gidecek?
Onları da böyle yapabiliyoruz. Onun için koymuştum. Yani şu anda nerede yaşadığını bilirsek bir türün, onun ekolojik bir şeyini anlarsak. Şartlar değişince o şartlar nerede oluşacak? Evet ama o kadar basit değil. Çünkü biraz önce bahsettik genetik çeşitlik var. Belki de o turun genetik çeşitliği var ve çok güzel adapte olacak. Diğerine işte balon balıkları olduğu gibi çok sevdiği bir ortam olacak. Gelecek domine edecek. Oradaki türü de yaşatmayacak. Yani bu sadece bir tür üzerinden ama ekosistem dediğimizde farklı türlerin ilişkileri de var.
Bunlara belki Amerika’daki örneklerine bakabiliriz şimdi. Tabii tabii. Mutlu hocam sen suskun kaldın. Yok yok. Çok güzel gibi. Sürük onların arındayız. Tamam. Şimdi ben başlayayım. Hadi. 15. slide ile başlayabilir miyiz? 15. 15. Sonra bir de Türkiye’den de örnek vereceğim. Şimdi Kılkuyruk çayırtavuğu. Bu çok güzel bir hayvan Fatih Bey. Bu poligin bir hayvan. Yani erkek birden fazla dişiyle çift yaşayabiliyor ve üreme döneminde kendini böyle çok iyi gösteriyor. Güzel gösteriyor. Ve yerli bir tür. Nereden yaşıyor bu? Kuzey Amerika. Kuzey Amerika. Şimdi göstereceğim. Bir sonraki slide’a geçelim. Bunu zannedeceğim. Geçtiğimiz 2019 yılında yayınlamıştık. İklimin tetiklediği dağılım değişimleri. Şimdi özellikle geçmişten günümüze iklim türün dağılımını nasıl etkiliyor? Keskin kuyruklu çil.
Keskin kuyruklu orman orozu. Graus. Orozu şey yapıyor ama Türkçe isimlerin adlandırılmasının standart… Vallahi gruz. Gruz. İngiltere’de ben buradayım gruz. Şeydir böyle çile benzer biraz böyle grimsi bir hayvandır. Keklikli çil herhalde bir şeydir yani. Bunlar orman orozu olarak geçiyor. Şimdi iklim nasıl tetikledi? Bir sonraki slide’a geçebilir miyiz? Şimdi türün bir dağılım alanı görelim önce. Şimdi türün dağılım alanı Kuzey Amerika’da gördüğümüz gibi geniş bir dağılım alanı da sahip. Şu şekilde. Bu dağılım alanı nasıl oluştu? Biraz önce aslında Emrah’ın anlattığı süreç. Bunu bulabilmek için yine moleküler anlamda DNA’lara bakaraktan bir iz sürmeye çalışıyoruz. Ve bu izi sürdüğümüzde 20 bin yıl önce buzullar Kuzey Amerika’yı kapladığında bu tür buralarda yer almıyordu. Buralar kilometrelerce buzul tabaklarıyla kaplıydı. Yani örneğin Toronto’ya 20 bin yıl önce gidecek olsak yaklaşık 3 bin metre, 3 kilometre buz vardı. 3 kilometre buz var Toronto’nun üstünde.
Kesinlikle 3 bin metre buz vardı. Yani orada bir canlılık bu anlamda bir canlılık söz konusu değildi. Yani karanın üstünde 3 bin metre buz vardı. Evet karanın üzerinde 3 bin metre buz vardı. Daha doğru aşağıya doğru indikçe bu yavaş yavaş gidiyor. Ama sınır biraz sonra göstereceğim farklı. Zaten göller bölgesi oluşturan da o buzullar değil mi Amerikan’ın göller bölgesi? Elbette buzullardan sonra kalan durum. Baktığımız zaman şuraya kadar falan buzullara inecek. Bir sonraki slide’lerde göstereceğim.
Şimdi bu tür bir sonraki slide lütfen. Şimdi bu türe baktığımız zaman özellikle son buzul maksimumda yani 22 bin yıl önceye baktığınızda sınır burada ve türün dağılım alanı çok daracık bir alan. Aşağıda değil mi? Aşağıda. Orta Amerika olmuş. Evet. Isınmayla beraber tür tamamıyla böyle bir hani birdir bir oynar gibi pat yukarı doğru atlıyor.
Burayı olduğu gibi kaybediyor ve holosenle beraber yani 10 bin yıl önce ile beraber dağılım alanı genişletmeye başlıyor sıcaklıkta. Günümüze geldiğimizde şöyle bir dağılım alanı var. Biraz önce gösterdiğim haritaya uygun habitatlar. Kanada’ya kadar gitmiş. Ve 2070’e doğru gittiğimizde türü yukarı doğru kayıyor. Ve şu harita çok ilginç. Özellikle günümüzden 2070 yılına doğru gittiğimizde yani şimdi 50 yıl sonrasını hayal ettiğimiz zaman ne olacak?
Kırmızıyla gösterdiğim 3 milyon 204 bin km² alan bu tür için uygun olacak. Uygun olmayacak. Artık orada yaşayan… Ama yukarıda yeni bir alan oluşuyor. 2 milyon 900 bin km². Yaklaşık 2 milyon 976 bin km²’lik bir alan oluşacak yukarıda bu türün şeyi için, dağılımı için. Ve yukarı doğru bir dağılım değişimi söz konusu olacak. Nasıl? İklimin tetiklediği bir dağılım değişimi. Kaybettiğini kazınabiliyor mu? Tam anlamıyla kazınabiliyor. Kazanmıyor. Buraya adapte olabilecek mi? O da soru işledi. Bilmiyorum.
Dolayısıyla da geçmişten günümüze böyle bir durum söz konusu ama geçmişte olduğu gibi kaybetmiş durumdu. Şimdi bir sonraki slayda geçelim. Morciscalf. Bu bizim yine ülkemizde var olmayan, göçmen bir kuş türü. Oldukça geniş bir dağılım var. Bu da Amerika’da. Evet bu da Amerika’da, Kuzey Amerika’da. Bu türün ilginç bir özelliği var. Geçmişten günümüze geldiğimizde dağılımını bir anda……yani özellikle iklim değiştiğinde, kürese ısınma söz konusu olduğunda, sıcaklıklar değiştiğinde sıcaklığa çok iyi cevap veren hoş bir kuş türü, çok yaygın Kuzey Amerika’da. Nasıl tepki veriyor hayvanlar? Dağılımlarını değiştirerek veriyor. Bu türle de ilgili bir çalışma yapmıştık bu anlamda. Bir sonraki slayda geçelim. 2020 yılında yayınlanmıştı bu. Böyle simsiyah bir tür esasında Kuzey Amerika’da oldukça yaygın. Common Graecal olarak İngilizcesi ama Morciscalf Türkçesi. Bir sonraki slayda geçelim. Buzlu sınırını görüyorsunuz. Türün 20.000 yıl önce dağılım alanı Florida ile beraber güneyde şöyle daracık bir dağılım alanı. Tulum, bulum, kankur, nereye gitti? Ve bu buz tabakası artık ortadan kalktığında yani günümüze doğru geliyoruz 11.000 yıl ile beraber. Günümüze doğru geldiğimizde bu yukarı doğru kayıyor, ortadan kalkıyor. O da bayağı yukarı kadar çıkıyor. Bütün Amerika yayılmış. Türün dağılımı şu şekil haline alıyor. Bir şey yapabilir miyiz? Bir sonraki slayda geçebilir miyiz? 20.000 yıl önce kırmızı alandayken günümüzde kırmızı ve yeşil alanda birlikte bulunuyor bu tür. Ve oransal olarak bunu hesapladığımızda 10.000 yıl içerisinde 11.000 yıl içerisinde ya da 12.000 yıl içerisinde yani o ısınmayla beraber,
Holosan dönemle beraber 100’de 300 artırıyor yaşamalığını. 100’de 300 bir anda hızla tepki veriyor. Dolayısıyla önümüzdeki iklim değişimleri nasıl tepki verecek bunu anlamaya çalışıyoruz esasında. Ve bu dağılım değişimi 100’de 300 çok inanılmaz bir rakam. Sayısal olarak da artmış mı peki bu arada? Tabii sayısal olarak da artıyor. Ama şimdi özellikle habitat degradasyonu dolayısıyla KU’da bu tür için eylem planları da düzenlenebiliyor. Çünkü tür azalıyor dinliyorlar ama habitatı olumsuz etkilenmiş durumda insan. Şehir eşimleri ötürü. Evet aynen öyle.
Şimdi ben burada bir 28.slide gitmek istiyorum. 28.slide. Emrah’a şey olarak Türkiye’ye gelmek istiyorum tekrardan. Bizim kendi coğrafyamızı endemik bir türümüz. Anadolu sıvacısı, sita, küruperi ya da küçük sıvacı Türkçesi. Dağılımı şu gördüğünüz haritadaki gibi. Kaz dağlarında var. Yani olduğu gibi hani güney Akdoğu’nun tepkisi Ege Kaz dağlarından Kartalkaya’dan örneklenmiş.
Yükarı çıkıyorsunuz. Doğu Karadeniz’de var. Krasnodar’da var bir de. Bir de Lesbos, Midilla adasında var. Başka bir yerde bu türü… Pardon, Doğu Karadeniz’de demeyim konuşuyorduk ya. Doğu Karadeniz’deki o yeri gördük mesela. Evet. Uygun yeri gördük Krasnodar’dakini. Bu tür, hemen hemen yani Orta Doğu endemiyi, yani Türkiye endemiyi diyebiliriz. Sadece dünyada bizim coğrafyamızda var. Bir de işte Midilla adasıyla Gürcistan’da var.
Şimdi DNA’ları örneklendi yani DNA’larına baktığımız zaman… Krasnodar galiba Gürcistan’da değil değil mi? Gürcistan sınırının hemen Rusya’ya giriyor. Evet, Rusya’ya giriyor. Tam sınırda. Şimdi renkleri incelediğimizde, ben bunu hep veriyorum. 2015 yılında yayınlanmış bir çalışmamızdı. Görece eski bir çalışma. Ama renklerin fazla olduğu yere bakarsanız her bir renk farklı bir genetik yapıyı gösterdiğini hayal edelim. Öyle basit bir… Bayağı bir genetik çeşitlik var burada. Genetik çeşitliğinin güneyde yüksek olduğunu görüyoruz.
Kuzeye doğru gittikçe farklı renkleri göremiyoruz. Evet, özellikle şeyde icaz alıyor. Evet. Krasnodar’da. Dolayısıyla şöyle bir hipotes kurabiliriz. Türkiye bu türün varlığı için Türkiye’nin güneyi, Akdeniz bölgesi atasal bir alan olabilir. Yani atalar orada olabilir çünkü genetik çeşit çok fazla. Türü hani genetik çeşitliği sigortası diyordum. Sigorta orada. Ve bu bize gerçek bir datanın ortaya koyduğu bir durum.
Şimdi bir sonraki slayda geçelim. Şimdi burada da bir modelleme çalışması yapıyoruz. Şu günümüz, günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde bu 22.000 yıl önceki dağılım. Bu da 130.000 yıl öncesi. 130.000 yıl önce son buzullar arası dönemi yaşamış. Bu sadece Antalya ve Mula’da varmış. Son buzullar arasında baktığımız zaman evet, Antalya ve Mula güney enlemlerdi. Bir önceki haritayı hatırlayacak olursak mesela renklerin en yoğun olduğu, yeşil olduğu güneydi. Ve Türk normalde biraz önceki anlattığımız buzul maksimum geldi. Türler güney enlemlere indi. Dışındaki paradigmaya o paradigmayı umuyor. Farklı bir paradigma söz konusu. Son buzullar arası 130.000 yıl önce Türkiye’de bir sığınaktaymış. Ve buzul maksimum geldi Türkiye bu tür için uygun alanları oluşturmuş. Ve güncel dağılımına yakın bir dağılıma ulaşmaya başlamıştır. Sonra günümüz dağılımı söz konusu. Ve 2070’e doğru gittiğimizde Karadeniz’deki dağılımını değişen iklimle beraber kaybetmeye başlayacak.
Dolayısıyla tür iklime cevap veriyor. Hani bu küçük Anadolu sıvacısı için, ülkemize endemik tür için, iklim ve dağılım arasında böyle bir durum söz konusu. Ve bunu iki farklı kul vardı. İki farklı yolda doğrulamış oluyoruz. Birisi moleküler data ile ulaştığımız yol. Bir tanesi de gözlem verileriyle yaptığımız modelleme. Modelleme belli ölçüde hani bizler için bir bilgisayar oyunu gibi bir şey. Aldığımız gözlem data’larını kullanıyoruz.
Kuşlar için daha kolay değil mi yer değiştirme şimdi? Elbette. Başka hayvanların için bu şans olmayacak mı? Onlar daha hızlı yok olmayacaklar mı? Yer değiştirmesi söz konusu olmayan canlar da var. Önlüğün yüksek rakım canlıları. Dağların tepesinde yaşıyorlar. Küresel ısınma ile beraber bu yüksek rakımdaki türler biraz daha asansör etkisi deniyor buna. Biraz daha yukarı çıkmaya çalışıyor ama sonra yukarısı kalmıyor. Tepe kalmıyor ve yok oluyorlar.
Peki bu küresel ısınma ile beraber bir bitki sınırı vardır. Bu sınır yukarı doğru çıkıyor mu yoksa o sınır hep aylık kalıyor mu? Yok o da yukarı doğru yukarı doğru çıkacak. Mesela 4000 metrede ağaç görmeye başlayacak mıyız? Elbette. Onlar da kendini genişletmeye başlayacaklar. Şimdi bu noktada hemen ben 13. Oradaki hava azlığı, oksijen azlığı, karbonaksil azlığı. Bunlar elbette etkileyecektir hani habitat anlamında ama büyük ihtimalle onlar da yukarı doğru genişleme yapacaklar.
Şimdi 13.slide bir gelebilir miyiz? Geldi. Ha süper. Şimdi bu Güney Amerika’da yapılmış bir çalışma. İklim değişikliği tropik bir kuş topluluğunda rakımsal kaymalara ve dağ tepelerinde yok olmalara neden oluyor? Diye bir durum ortaya koydular. 2018 yılında Amerika Bilimler Akademisi’nde yayınlandı. Şimdi bu çalışma şuydu çok basit.
20 ya da 30 yıl boyunca, 25-30 yıl boyunca Ant Dağları’nda belli bir transekte, belli bir yolda sürekli kuş gözledi araştırmacılar. Kuş tuzakları kurdular, kuşları yakaladılar ve türlerdeki değişime baktılar. Sizin dediğiniz gibi yüksek rakıma doğru türlerin dağılımı değişiyor mu diye. Örneğin 100 metrede kuşları yakaladılar, 300 metrede yakaladılar, 500 metrede, 1000-1000 metrede yakaladılar. Ama bunu sürekli tekrarladılar 25 yıl boyunca.
Ve türlerin dağılımlarını alttan yukarıya doğru belli türlerin değiştirdiğini buldular. Ve yaklaşık 30 yıl içerisinde de özellikle yüksek rakımdaki türlerin, yani şurada gördüğümüz turuncular… Yok oldular….yukarıya gitmek istediler ama dağın tepesinden ötesi olmadığı için 30 yıl içerisinde 4 tane kuş türünü tamamen yok ettirilmişler. Peki mesela oradan daha yüksek dağlara göçmüş olabilirler mi? Yok hayır, bunlar o bölgeye endemik, gidecekleri başka hiçbir yer yok.
O bölgeyi seviyorlar, ne kadar uçabilseler de o bölgede kalmak istiyorlar. Dolayısıyla gitmek istediler ama gidecek dağ tepesi kalmadığı için bu çok ilginç. 25-30 yılda 4 tane kuş türünü ortadan kaldırmış olduk. Evet o kadar hızlı gerçekleşmiş oldu. Yine bir antroposenle yüzleşme hikayesi olarak ben bunu söyleyeceğim. Şimdi burada durayım. Bundan sonraki aşamada yine… Şu şey……farklı örnekler var mı? Bu kuş gözlemiyle alakalı söyleyince bu kuş kitabını da gösterelim mi biraz?
Tabii tabii, şeyi söylemek istiyorum. Bir şeye gelebilir miyiz tekrardan? 29. slide’a. Çünkü burada önemli bir nokta var Fatih Bey. Burada bu gördüğümüz yani şurada gördüğümüz küçük noktalar ne kadar belirgin görülüyor bilmiyorum ama……kuş gözlemcilerin topladığı kayıtlar. Yani kuş gözlemciler belli bir bölgeye gidiyor. O bölgede diyorlar ki burada işte bu kuş türü var. Ve bu çok basit artık. Yani bunu siz de yapabilirsiniz, ben de yapabiliyorum. Yani bir ornitolak olmaya bir kuş bilimci olmaya… Biliyorum, bir de yeterince amatör kuş gözlemcisi var. Ve çok ilginç, şu tabi hemen buna geleceğiz ama burada vatandaş biliminden bir bahsetmek istiyorum. Yani bugün siz, örneğin doğa yürüyüşü yapıyorsunuz. Hafta sonu çıktınız, bir yere gittiniz, ormana girdiniz. Cep telefonunuz var. Bir kuş gördünüz, o kuşu kaydediyorsunuz ve cep telefonunuzdan lokasyonunuza bakıyorsunuz, coğrafi konumunuza. Enlen boylan bilgilerinize çok rahat ulaşabilirsiniz. Kullanabilirsiniz herhangi bir uygulamayı.
Bunu kaydediyorsunuz, diyorsunuz ki ben küçük sıvıcı kuşu gördüm, programda konuşmuştuk örneğin. Bunu kaydettiniz, nerede gördüm? Bolu’ya gittiniz, Yedigölde gördünüz mesela. Ve bunu hemen… Ne yapacaksın? E-bird denilen bir uygulama var mesela. E-bird? E-bird, buraya girip diyorsunuz ki ben… E-bird.com mı? E-bird, aynen böyle ulaşabilirsiniz. Bu uygulamayı telefona da indirebilirsiniz. Akıllı telefonunuz herkese var, artık ilkokul öğrencilerinde var. Burada diyorsunuz ki şu lokasyonunda bunu gördüm.
Siz giriyorsunuz, siz bunu keyif için yapıyorsunuz. Peki mesela bu kuşları tanınacak bir program var mı? Var. Adam gördü sıvıcı kuşu mu, serçe mi, sakamı? Yok, kesinlikle var. Sesini duyuyorsunuz, bunun uygulaması da var, kitaplar da var. Şimdi bunu yapan Türkiye’de binlerce insan var artık. Ve bu insanlar farklı sektörlerden. Yani iş adamları, ilkokul öğrencileri, profesyonel bir işi yapanlar, işte Emrah, ben, siz örneğin. Basit bir dürbününüz var ve bunları kaydediyorsunuz.
Birkaç bilimi deniyor. Yani herkes katılıyor, bioceşiklik krizinde, bioceşiklik korumak için. Sonra ben e-bird’e giriyorum, bu beri alıp bilgisayarımı indiriyorum. Fatih, şu görü, şu görü, şu görü, şu görü, şu görü, şu görü. Evet, indiriyorum. Sizin gördüğünüzde dahil olmak üzere. Modelleme yaparaktan türün geçmişi ve geleceği hakkında birtakım çıkarımlarda bulunmaya başlıyorum. Biyo-ceorafyacı gözüyle ya da bir ekolog gözüyle. Ve ondan sonra da diyorum ki, vatandaşların topladığını kullanmaya başlıyorum. Ve böyle bir durum söz konusu. Bir fotoğraf makinesi varsa fotoğraf da çekiyorsunuz. Ve Türkiye’de yaklaşık bu anlamda 5000 kuş fotoğrafçısının fotoğraflarıyla, zannediyorum 15 yıllık bir serüvenden sonra, özellikle son 3 yıldaki yoğun çalışmayla beraber ilk defa… E-bird.com E-bird.com, onu unutmayalım ama… Türkçesi org mu? Org. E-bird.org. Bunu unutmayalım ama… Türkçesi var mı? Türkçesi, yani Türkçesi de var. Evet. Sitenin Türkçesi de var, evet. Yani İngilizce değil, sitenin Türkçesi de var.
İngilizce de var, İngilizce de var. Bu 5 bin kuş gözlemcisi fotoğraflarını derlendi. İlk çeviri falan değil, ilk kendi kuş tanım kitabımız kendi ülkemiz için geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Ben onu da getirdim buraya, bu vatandaş bilimin Türkiye için bir çıkmış. Türkiye’nin kuşları. Bu da trakuş.org. Yani e-bird.com başka bir site gözlemleri topluyor. Trakuş. Trakuş. Bu açılımı da yani Türkiye’nin önüm kuşları. Bunlar 3 kardeş site. Kelebekler.
Kelebekler var, Trakel. Memeliler var, Tremem. Ben de mesela orada editörlük yapıyorum. Hani bir memeli hayvan gördüğünüz zaman fotoğrafını yüklüyorsunuz. Türk konusunda emin değilseniz destek oluyoruz. Yani iki tane onaycı diyor ki bu kuş şey bu memeli hayvan görmek ne demek? Mesela evinizde geldi duvara bir yara sokuldu. Onun fotoğrafını çekebilirsiniz veya güzel bir makineniz var veya artık cep telefonları. Bu neydi dediğiniz bir video çektiniz. Başak olabiliyor mesela. Bakmıştık geçen seferde Türkiye’de. Hayır şu soğukta at gölgesinde bir şey yok. Bu neydi dediğiniz bir video çektiniz.
Aynısı kuşlar içinde var.
Kuş gözlemciliği daha popüler. Bayağı bir kişi yapıyor. Daha renkliler, daha ilgi çekiyorlar. Bu da yakın zamanda çıktı değil mi? Çok yakın zamanda çıktı. Doğada hayvan görmek daha azdır. İkisini başak görmeniz. Ben 40 yıl dağlarda gezdim. Hayata bir kere başak gördüm Anadolu’da. Onda da köylüler vurdular.
Ben şimdi ilk ayazdan gelip paying alıyorum. Bende o kadar çok çok gözlem görmek istiyorum. İki yüz küsür bir tane hoca var. Bu Ebert nokta orgu girmiş. Ben geldikten sonra iki tane yeni tür ekledim. Mesela şöyle oluyor. Ben ekledim zaman hemen o hoca da görüyor. Diyor ki çünkü Ayaz Ağa kampüs listesini görüyor. Yeni bir tür hemen o da gidiyor. Arıyor neredesin vesaire hani böyle şeyler olabiliyor. Yani kuş gözlemciler arasında da bir birlik delik olabiliyor. Şimdi burada yani bu da önemli bir çıktı. Vatandaş biliminin bu da çeşitli.
gözlemciler arasında da bir birliktelik olabiliyor. Güzel. Şimdi burada yani bu da önemli bir çıktıydı. Vatandaş biliminin bio çeşitliği korumak anlamında, bio çeşitliği anlamımız anlamında Türkiye için bir çıktısıydı. Şimdi bir şeyi atladım. 23. Slay tabi gidebilir miyiz? Farklı bir orman horozu türü. Yakalı orman tavuğu bu da bu da Kuzey Amerika türü. Bu da ilginç bir tür. Dinliğe benziyor. Kuyruğu. Yine bu da üreme döneminde erkek kendini yine çok belirgin bir şekilde güzelleştirmeye çalışıyor. Dişiler beğeniyor ve erkekler de çok güzel bir şekilde bir şekilde bir şekilde
bir şey yapıyorlar. Evet. Yani güzel yerli bir tür. Hiçbir şekilde yer değiştirmiyor. 24 de geçebilir miyiz? Bir sonraki slaytı. Şimdi bu türün animasyonu burada göremiyoruz ama 2000 yılıyla 2080 yılı arasındaki dağılım
değişimini Odubon Society Kuzey Amerika’daki bir kuş topluluğu bu. Kuş gözlemcinin kurduğu topluluk göstermeye çalışıyor. Mavi ile ilgili mavi ile görülen alanlar. Türün 2080’e kadar kaybettiği alanlar. Yeşil ile ilgili alanlar. Stabil alanlar. Dengeli duran alanlar. Sarıyla görülen alanlar da türün kazanacağı alanlar. Dolayısıyla ciddi anlamda bir alan. Tek bir alan kazanmıyor. Bayağı bir alan kaybediyor. Bayağı bir alan kaybediyor.
Şimdi bu tür ile ilgili yine moleküler veri üzerinden yaptığım çalışmada 24. slaytı gelirsek bu türün şimdiki güncel dağılımında biraz daha yakından bakalım. Bir sonraki slaytı. Moleküler veri ne demek? DNA. Hücrenin içindeki DNA’ya ulaşıyoruz. Genetik çeşitliği sayısallaşıyoruz. Bir sonraki slaytı. Bu çok daha yeni yayınlanan bir çalışma. Yine bu da tarihsel ve günümüz dağılım değişimlerinin bu horoz türünde nasıl
değiştiğine ilişkindi yeni yayınlandı sayılır. Bir sonraki slaytı. Şimdi tür özellikle geçmişten geleceğe doğru gittiğimizde geçmişte yani 22.000 yıl önce buzullar söz konusuyken iki farklı dağılım alanı oluşturmuş. İki okyanus kıyısında yoğunlaşmış. Evet iki okyanus kıyısında yoğunlaşmış ve orta boş durumda. Pardon last interglacial de yani son buzullar arası dönemde son buzul dönemine geldiğimizde
geldikleri Blake safe También ar 얼마 mesa temanente veocratic Gef Qran. Flug10 chaos kubası.震指 8 antokes独 Int However schlock.�이
Çünkü bu bölgedeki genetik çeşitlik ve bu bölgedeki genetik çeşitliği farklı olduğunu görüyoruz. Ve 2080’e doğru gittiğimizde, 2100’e doğru gittiğimizde, tür yine güneydeki dağılım alanlarını kaybedip yukarı doğru kayma gösteriyor. Yine iklim değişiminin, küresel ısınmanın temel etkileri hiç aklımızdan çıkmaması gereken etkileri dağılım değişimini. Peki insan nasıl etkilecek bu iş? İnsan rahatlıkla hareket edebiliyor. Sığacağı yer değişecek, sığması gereken alan değişecek.
Dolayısıyla biraz önce söylediğim gibi, Karamalanları kaybedecek. Elbette, posta mensyonunun yaptığı şey çok doğru. Yaklaşık 1 milyardlık nüfusu bir şekilde kaybedeceğiz. Bu habitat değişimlerine bağlı olacak. Çünkü her yıl yapılan modellerle büyük bir Britanya, yani İngiltere’ye kadar, yani Birleşik Krallık kadar bir buz tabakası erime durumuyla karşı karşıyayız diye bir uyarı yapıyor. Yine bu antropozisyon çalışma grubu ve bu erimenin sonuçları ne olacak?
Bu erimeyle beraber buzun içerisinde denizlere hapsolmuş karbondioksit de ortaya çıkıyor. Ve bu katlanarak seyretkisinden arttırıyor, erimeyi hızlandırıyor. Bir sürü faktör. Bu arada ormansızlaşmayla karşı karşıyayız. Yani ormanları kesiyoruz. Peki Venus gibi olabilir miyiz sonunda bunun sonucunda? Bilemiyorum. Hani çok iddialı konuşmak istemem ama. Eğer buzul çağından çıkarsak, Venus gibi zannetmiyorum. En azından yakın mahallede onu görür müyüz zannetmiyorum. Ama buzul çağından çıkma ihtimalimiz olabilir diye düşünüyorum.
Fatih Bey şimdi önümüzde aslında her şey doğal gitseydi, geçmişteki gibi insan bu kadar baskın olmasaydı dünyada bir buzul dönemi vardı. Zaten vardı. 80 bin sene sonra olacak. Yani bir buzul dönemi bizi bekliyordu. Yine böyle buz tabakalı Toronto yine 3000 metrelerle buzla kaplanacaktı falan. Ama şimdi biz öyle hızlı değiştirdik ki önümüzde böyle bir şey yok. Ve buna nasıl adapte olacağımızı bilemiyorum. En önemli faktör de kıyış eridindeki yer alan şehirler artık ortadan kalkıyor. Örneğin Miami. Yükseleceksin. Miami’deki o Miami belediyesi diyeyim hani o bölge. Bunu dikkate alarak şehrinde birtakım düzenlemeler yapmışlar. Su yükselecek ve kıyı kaybedeceğiz diye şimdiden düzenlemeler yapıyor. Bizim kendi ülkemiz için de bu geçerli. Ege bölgesindeki kıyış eridindeki birçok yerleşim kaybetmeyle karşı karşıya… Yani mesela şimdi Boulder’da sahil evleri falan alanlar almasınlar, parayı çöpe atıyorlar. Ya kesinlikle. Yani böyle düşünmek lazım. Su da kalmayacak. Oradaki tabağın suyunu kullanıyorlar. Bakın geçenlerde Twitter’da bir tweet vardı. Yine İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir araştırmacının adını hatırlayamadım.
Karadeniz suyu 30 derecelere ulaşmış durumda. Su sıcaklığı. Buharllaşma o kadar fazla ki bugün Arhavide, Rize’de gördüğümüz serdeli… Kredesi bu….küresel ısınma, suyun buharlaşma hızı… Havadaki nem biter arttığı için durmuyor. Kesinlikle. Ya bugün Ege bölgesine gittiğiniz zaman Bodrum ya da farklı bir yerde suya girdiğinizde seninle… Peki bu süreciminin değişmesi bir yandan yağış artı diyoruz, bir yandan Anadolu’da müthiş bir kuraklık var. Evet. Farklı yerlerde farklı etkiler yapıyor.
Ama bir yandan da mesela bu sürecimin değişmesi ve suyun artması, nemliliği artırarak ormanları artırıp bir karbon döküşlemini artırmaz mı? Yok. Yani nem artacak, birçok faktör var. Sıcaklık, yağış miktarı, mevsimsellik süreçleri değişecek ve buna bağlı olarak da türlerin dağılımı değişecek, ormanların dağılım da değişecek. Birçok farklı faktör devreye giriyor. Anadolu’daki kuraklığın temel sebeplerinden bir tanesi. Küresel ısınma, iklim değişimi yanı sıra, insan nüfus artışı ve taban suyunun aşırı kullanıması. Tamam.
Yenilebilir kaynaklar değil bunlar. Dolayısıyla tüketiyoruz, depoyu tüketiyorsunuz. Veren bir şey koymuyorsunuz. Yapacak bir şey yok. Yani Tuzgölü çok belirgin bir şekilde bu anlamda krizli. İşte inşallah onda bir program yapacağız. Anadolu’daki gölülerin dediği gibi 60 yılda %70 ile 70 göl yok olmuş. Bazıları tamamen kurumuş, bazıları bataklığa dönüşmüş gölü o vaktan çıkıp. Geçen gün onunla ilgili bir yazıyordum hatta.
Dastettin Hoca bugün yaşasaydı gölemaya çalamazdı çünkü Akşek’e gölü yok artık. Yok evet. Kesinlikle birçok gölü de bu anlamda su la kalanında kaybetmiş durumdayız ki, biocecidliğimizin en önemli noktaları. Yani Rusya ile Türkiye’yi karşılaştırmışlardı. Rusya yüz ölçüme olarak Türkiye ile karşılaştırılacak bir yüz ölçüme sahip değil ama Türkiye’nin su la kalanları Rusya’nın sahip olduğu su la kalanlarla yarışıyordu. Hocam üvey kuşunun yok olduğu ile ilgili şey haber vardı. Evet. Elikede mi üvey? Evet. Ama maalesef Türkiye’de halen avlanabiliyor. Evet avya sahi yok üvey. Ben o baktım ben menbire görünce. Serbest avı. Evet. Yani Avrupa’daki popülasyonların… Kumruya benzer bir kuştur. Evet, evet. Biraz şehrin içindeydi, şehrin dışına çıkmamız gerekiyor. Bu İstanbul’da Çatalca’da falan bol miktarda vardı. Eskiden bizim çocukluğumuza, Florya, Ataköy falan buralarda da vardı. Boğazlı’da hatta görülürdü. Sonra Çatalca, Yamatalca’ya doğru gitti. Şimdi oralarda da yok galiba. Evet. Tahtalı hala var bol miktarda galiba bildiğim kadarıyla. Yani bol miktarda diyemeyiz. Yani ben o kadar çok görmüyorum sizi.
Tahtalı evet, eski sefere ben de çok görmüyorum ama mesela şeyde……mesela Kazdağ’ı inince çok görüyorum. Berlin’de mesela çok yoğun görüyorum. Berlin’de çok var. Tabii ki yani şey olarak değişik. Türkiye yani İstanbul için ve Türkiye için ilginç bir tür küçük kumruyu söyleyeceğim ben. Evet. Küçük kumru mesela çok yaygınlaşmaya başladı. Eskiden İstanbul’da ve Güneydoğu, Anadolu’da görüyorduk. Araba uçtu küçük kumru türü. Şimdi İstanbul’un içinde şehire çıktığım zaman rahatlıkla görebiliyor. Çok var. Çok var küçük kumru. Çok var. Ve… Şaşırıyorum ben tabuktan fazla. Anadolu’ya yayılmaya başlamış.
Anadolu’ya yayılmaya başlamış durumdalar. O kumruyu belirgin bir şekilde görebiliyoruz. Yani artık birçok hayvan için şöyle bir şey var. İnsanla iyi geçinebilen, daha doğrusu insana tolere edebilen canlılar……dağılım alanlarını arttırabilir. Yani küçük kumru da böyle. Yani görmüşsünüz züryvasını. İki tane çalı çırpıyı şöyle koyar üzerine. Koyar, üstüne iki de ömür yapar. Sonra bunu nasıl kurtarırız? Kapıyı açık bırakırsınız gelir içine. Yani hani şimdi mesela bunun dağılım alanını arttırması mümkün.
Ama her tür böyle olmayacak. Aslında böyle baktığınızda kaç tane sayabilirsiniz kumru gibi? Mesela ebabililer büyük kayalık alanlarda yapıyorlar. İstanbul’da ne yapıyor bunlar? Büyük gökdelenler de veya gökdoğan değil mi? Hani büyük otellerin amleminde… Bir televizyona saydım. New York’ta bayağı ciddi bir şey var. Yani yaban kuşu var. Aynen öyle gökdelenleri falan böyle esken tutmuşlar. Doğrudur. Bu önemli yani hem bitkiler içinde var bu. Bunlara hani şehir yaban hayatı deniyor.
Ben de yapmaya çalışıyorum mesela Twitter’da bir etiketin var yaban İstanbul diye. Yani İstanbul’un şehirin merkezinde gördüm. Çünkü bunlar bir yandan da biz şehirde mesela İstanbul’da bilmiyorum. Kayasansları görebilirsiniz. Taksimde görebilirsiniz bunu. Boğazda bazı derelerin aktığı yerde susamuru görebilirsiniz. 3 tane Yunus turu var. Tırtak, Afalina. Bunları görebilirsiniz. Boğaz hala yani kalabalık yerlerde de sabah erken saatlerde görebilirsiniz. Dediğim gibi 3 tane Yunus turu var.
Yani inanılmaz bir şanslılık, şans. Bir sürü yarasa türü var. Yani yarasa diyoruz ama bunlar biliyorsunuz tür tür. Yani Türkiye’de 40 farklı türü var. Tek teçhikinden nasıl bakıyoruz onlara baktığımı? Yakından görünce o kadar çirkin değiller yani. Çok etkileyici hayvanlar bu arada. Etkileyici hayvan kesin. Bakın bu kadar virüs var, kuduz var vesaire bunlardan etkilenmiyorlar. Uçabilen tek memeli. En uzun yaşayan memeli türlerinden biri. Büyüklüğüne göre. Yani memeli türlerde mesela fareler birkaç yıl yaşar. Tavşan birkaç yıl. İşte malum kedi köpek ne kadar yaşıyor. Yarasa ne ömrü? Yarasalar 30-40 yıl yaşayan bir şeyler var. Evet. Halkalama çalışmaları yapılıyor. Karka kaç yıl yaşıyor hocam? Karka da yani bildiğim kadarıyla değişiyor ama 20 yılı. 20 yılı var değil mi? Çünkü hani neler yapmak için? Fatiha’nın İslam’ın Fethi’nin yüren karga vardı diye palavra vardı çünkü. Yok ama mesela işte London’da London Tower’da
yaşayan kargalar 40 yılı falan bulabiliyorlar. Yani şeyde kafes içerisinde bakılırsa eğer uzun süre ama doğa da doğal koşullarla baktığınız zaman bu biraz değişik. Sercan’a 2 yıl falan yaşıyor değil mi? Evet evet onlar çok daha kısa. Humboldt’un papağanı ile öyle konuştu. Rivayet edilir. Hani sen bir erken öleceksin ben de erken öleceğim diye. Ben bir ilginç hikayeden bahsetmek istiyorum. Tam yeri gelmişken bu biyolojik krizine ve iklim krizine model olabilecek bir tür. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında yayınlanmış da çok da ses getirmişti. Böyle 200’den fazla haberbiloğunda işte CNN’den BBC’ye haber olmuştu. Bülbüller tükeniyor mu ortadan kalkıyor mu diye. Bülbüller bizim ülkemizde de ürüyen. Ötücü kuş türlerinden bir tanesi İngilizcesi Nightingale özellikle gece öterler. Sabah akarttıkları. Çok güzel öterler yani gece uyurken duyarsınız. Şimdi bu türler göçmen Akdeniz havzasında yayılış gösteriyorlar, ürüyorlar Türkiye’de içerisinde. Bütün Akdeniz’de İspanyolar yapmıştı bu çalışmayı.
20 yıl boyunca bu kuşları İspanya’da halkaladılar. Halkalayıp kanat uzunluklarını ölçtüler. Kanat uzunluklarına baktıkları zaman artan sıcaklıklara paralel olarak 20 yıllık süreçte bu türlerin bu ekolojik bir kural kanat uzunluklarını kısalttıklarını buldular. 20 yıl içerisinde yani çok hızlı. O kadar hızlı sıcaklık değişimi gerçekleşiyor ki bu tür milyonlarca yılda evrimde yaşıyor. Olmuş ordum yani bazı evrimler hızlanabilir mi diye. Böyle bir papağanlar var biliyorsun. Ondan evrim de çok hızlanmış vaziyette. Bu doğal seçilim sonuçta hayatta kalmak zorunda. Bunu yapıyor ama bunu yaparken hayvan çok uzun mesafeleri uçmak durumunda. Yani Afrika’ya gidiyor, Afrika’dan kalkıyor Akdeniz’e geliyor. Yani milyonlarca kuş ısıyla kanat bağlısı ne? Şu vücut ağırlığı ısıya bağlı olarak düştüğü zaman kanat uzunluğu da bir miktar buna göre değişmeye başlıyor. Sonuçta uzun kanadı ya da daha geniş kanadı ihtiyacı olmuyor hayvan. Buna bağlı olarak da uçuş kapatisisi düşmeye başlıyor. Ve üreme alanlarına tam zamanında ulaşamıyor. Ulaştıklarında, yavru yaptıklarında artan sıcaklıklardan dolayı üreme alanlarındaki oluşacak böcekler ya da farklı besinler de değişim söz konusuydu zamansal olarak. Ve yavrulara besin getiremiyorlar. Yolda telef oluyorlar, yavrulara besin getiremiyorlar, yuva başarıları düşmeye başlıyor derken biz bu kadar yaygın gördüğümüz bülbülleri çok yakın bir zamanda artık nadir görmeye başladık. Ve 20 yıllık süreçte bunu ortaya koymuşlardı.
Eskimin bahçesinde bir bülbül ailesi vardı, her sene geliyorlardı ve gayet güzellerdi. Belki önümüzdeki yıllarda onları göremeyeceksiniz, hani çok acı bir şey. Ve bunları kaybetmeye başladık. Hep dediğim gibi işte bu yaşam kütüphanesinin her biri bir kitabı. Ve bu kitabı çok hızlı yakıyoruz, bu şekilde kaybediyoruz. Ve tekrar kazanma şansımız nedir? O evrimsel süreci tekrar işletebilir miyiz? Mümkün değil. Dolayısıyla bülbülleri göremeyebiliriz mesela. Bunu ortaya koymuşlardı. Bu noktada ben kendi ülkemizi de şu anlamda eleştiriyorum, bunu hep söylüyorum. İşte Amerika’da Biden başkan oldu ve hemen Paris İklim Sözleşmesine imza attı. Tekge 20 ülkesiyiz ki kendi ülkemizde Paris İklim Sözleşmesini parlamentoya taşımıyoruz. Bir türlü neden ekolojik fonları kullanamıyoruz deniyor, başka bir şeyler deniyor ama hemen bu yaptırımları belli ölçüde uyacak şekilde yapıp adapte olmamız gerekiyor dünyaya. Aksi halde kendi coğrafyamızda da çok ciddi sıkıntılar yaşayacağız çünkü bulunduğumuz ortam yani coğrafya özellikle hani bereketli ilel olarak tanımlanan Güneydoğu, Anadolu bölgesi çok kırılgan bir ekolojiye sahip ve hani insanlık orada… Ve şu anda da kuraklığın ağır etkisi altında ve baktığınız zaman da aslında oranın çölleşme riski çok yüksek… Çok fazla Fatih Bey….bulunduğu endem itibar ediyor. Yani bu insanları da etkileyen bir durum. Şimdi bir çalışma yayınlanmıştı yine Amerika Bilimler Akademisi’nde. Yani benim çok dikkatimi çekmişti o dönem.
Belki Emrah da denk gelmiş olabilir. Arapbahar’ı başladığında hani o ayaklanmalar başladığında bunun sebeplerini araştırıyorlar ama ekolojik anlamda inceliyorlar ve Güneydoğu, Anadolu bölgesi hal 900 yılda bir bir kırılganlık yaşıyor ve kuraklık yaşıyor. Bu kuraklığı yaşadığı dönem 2006-2007 yılına geliyor geçmiş 900 yıldan baktığımız zaman. Kuraklığı yaşadığımız zaman kırsal alanda üretim düşüyor. Yağış yok çünkü. Kırsal alanda üretim yapan insan da hani domates ya da sebze ya da farklı tarım ürünlerini üretemediği için
şehre göç edeyim diyor. İş bulayım diye şehre göç ediyor. E şehir göçü kaldırmıyor. Bir takım sıkıntılara giriyor. İsyana başlıyor ya da ayaklanmalar devreye çıkıyor ve iklimin yani özellikle küresel ısınmanın, bu kırılganlığın bunları tetiklediği yorumlanmıştı ekolojik bir bakış açısıyla. Belki bu kadar indirgemeci olmamak gerek yani farklı faktörler muhakkak vardır. Ama bulunduğumuz coğrafyayı yani ben bu anlamda suyun da sıkıntıya girebileceği,
buna bağlı olarak biyolojik çeşitliğinde sıkıntıya girebileceği, insan nüfus artışıyla beraber habitatların sıkıntıya girebileceği ve aslında yaşaması çok zor. Ya Anadolu risk altındaki bölgeden bir tensör. Kesinlikle. Bir de üç tane farklı hatt sportun bir araya geldiği bir yer yani sıcak noktanın bir araya geldiği bir yer. Akdeniz, İran, Turan. Bir de Kafkaslar var ki Kafkaslar da o Krasnodar falan oraları gösterdiğim yer genetik çeşitlik anlamında çok önemli yerler.
Şimdi bu bölgeye yapacağımız her türlü olumsuz faaliyet bizim buradaki genetik çeşitliği ortadan kaldırmamızı ve insanın aslında, biyolojik çeşitlik bizim için niye önemli? Her kaldırdığımız bileşenin ucu bize dokunacak yani yaşama anlamında. Bu bölgelerde yaşanmaz bir durum söz konusu olacak. Birisi şöyle bir şey demiş. Arkadaşlar senin son çağın Türkiye’nin Kuştarağ’da kitabını profesör oldukları için bilmiyorlar. Bu bilgiyi neden çıkardınız? Yok. Her bilgilerini anlatmak zorunda ben şu, şu kitapları okudum, bu kitapları biliyorum, bakın kütüphanede bunlar da var demeye sorun. Mimikleri nereden çıkardınız? Onu merak ettim ben. Her şeyi niye negatif okuyorsunuz? Bu anonim birçok insan tarafından oluşturulan bir kitap olduğu için öğrenmiyor. Bu için burada başka yeni bir kitap. Bu sanat ve preşesti bambaşka. Halk bilimini geliştirmek konusunda bir adım atmaya çalışıyoruz beyefendi. Yoksa hangi kitapları okudukları ilgili bir show-off yapma peşinde değil mi? Şöyle Fatih Bey, aslında Türkiye’deki kuşlarla ilgili gözlemler 1830’lara kadar gidiyor. Ve ilk kuş kitabımız 1945’te Saadet Ergen’e ile çıkıyor. Sonra farklı listeler yayınlanmaya başlıyor. O da çok efsane bir kitap esasında 1945’teki. Yani ilk kitap ama tarihsel anlamda önemli bir kitap. Ben bu vatandaş bilimiyle alakalı birkaç şey söylemek istiyorum.
Benim de yakın zamanda hatta yarın kağıt işlerini yapacağım bir projem kabul edildi. İstanbul Teknik Üniversitesi Bilimsel Arşitemiz Projelerinden. Projenin adı Akustik Anadolu. Şimdi ben yarasalarla çalışıyorum. Yarasaları görmek çok zor biliyorsunuz. Yani hani gördünüz bir de hangi tür kuş gibi değil yani. O yüzden ben bunların seslerini dinliyorum. Bunlar ultrasonik sesler çıkartıyorlar. Bir de öyle bir özellikleri var. O yüzden görmezsiniz. Ultrasonik mikrofonlara bak. Bu mikrofonlarla aletle tıkıyorum.
Keşke Nusret Hoca burada olsaydı. O da beni devamlı iteliyor. Hani hemen başlayalım diye. Ben bunu başka kendi aletlerimle yapıyordum. Şu anda bu teknoloji çok ilerledi. Çok küçük ses kayıt cihazları var. Bu cep telefonu kadar. Bunlardan yaklaşık 50 tane alacağız. Ve bu ilk gönüllülere gönderilecek. Kargo yoluyla gidecek. Ben çünkü Türkiye’nin dört bir yanına gidip kuş gözlemi yapayım, bir yarasa gözlemi yapayım. Artık çok zor bunları tamamlamak. Bu aletler gezmeye başlayacak.
Alet bir yerden bir yere gittiği zaman, geceyle İzmir’e mi gittiniz? Bahçenize koyacaksınız. Kayseri’de, Yağiladasınız. Oraya götüreceksiniz. Bunlar ses kayıtları birikmeye başlayacak. Bunları bir kütüphanede biriktireceğiz. Siz bu aletlere ses izini takip edeceksiniz. Evet. Bunu hem yarasağları yapacağız hem de kuşları yapacağız. Çünkü kuşlarda da şöyle bir şey var. Bazı kuş türlerini göremezsiniz. Öyle değil mi? Çok çalılığın içinde yaşar. Ben hiç mesela balaban görmedim. Ama balaban duydum. Hani balaban çünkü çok çalılıklarda yaşar.
Bazılarını da duyamazsınız. Çünkü gece 3 gibi gitmeniz gerekiyor ki o hayvanı duyun. Veya tan ağrırken. Ben gidiyorum onda geç uyandım. Onu da duyamıyorum. Yani biz mesela ekolojide veya veri toplarken hep gözümüz ön planda. Gördünüz mü dediğinizi görünce tanıyor musunuz? Aslında ses de çok önemli. Hatta çünkü neden? Bazı kuş türlerini mesela elinize böyle alsanız ikisini ayırt edemeyebilirsiniz. Ama bir öttükleri zaman, aaa sesleri farklı. Demek ki bu buymuş, bu buymuş diyebilirsiniz.
Mesela gübresinden falan da ayırt edebilir miyim dış kısımdan? Genetik olursa daha kolay ama bazı türlerde yani çok ayırt edici ise evet. Yani bazı türleri takip etmeniz kolay. Ama Türkiye’de değil. Çünkü Türkiye çok zengin olduğu için böyle bir zorluğu var. Mesela İngiltere’ye gittiğiniz zaman 9-10 tane yarasa tür var. Birçok şeyi çok kolaylıkla yapabiliyorsunuz. Hani şu uçansa şu diyebiliyorsunuz. Ama Türkiye’de 40 tane tür olduğu için hani birbirine benzer türler artıyor.
Ya bu vatandaş bilimi projelere gerçekten önem veriyorum ama şunu da altını çizmek istiyorum. Bilim yaparken şöyle bir şey yapıyoruz. Bir sorumuz oluyor. Bu soruyu nasıl cevaplayacağımız için bir metodoloji geliştirmemiz gerekiyor. Sonra veri topluyoruz, analiz ediyoruz ve sonra bunu sonuçlandırıyoruz. Bu hep otorizmini test ediyoruz. Yani ben vatandaş biliminde… Gözlem hipotez sonra hipotezin… Soru, bir sorumuz olması gerekiyor. Vatandaş biliminde sorudan dahi başlaması gerektiğini düşünüyorum.
Yani bana sadece veri kullanırken yardımcı ol derseniz biraz zor. Mesela Twitter’da bir deneme yaptım. Çok basit bir site yaptık. Leylek gördüm diye bir form açtım. Yani o kadar çok leylek çünkü çok kolay görülen bir tür olduğu için… O kadar çok leylek yuvası bilgisi geldi ki… Yani bir kuş gözlemcisinin gidip düzenli yaparak Türkiye’deki leylekler nerede diye kendi başına yapmaya kalksa… Yıllar sürecek bir şeyi birkaç sezonda hallediverdik. Yani oradaki amacım ama o veriyi toplamak değildi. O veriyi toplayabiliyor muyuz? Bir de neden sen bana gözlemini iletesin ki? Yani siz niye böyle ben şu yarasayı gördüm diye bana yazasınız ki? Mesela bunu da anlamak gerekiyor. Ama biraz artık trend bu tarafa doğru gidiyor. Birçok doğa tarihi müzesinde de projeler yani kendi yaptıkları değil… Mesela göktaşlarıyla alakalı vatandaş bilim projesi var. İlk duyduğumda anlamamıştım nasıl yani. Meğersem mikro şeyler yağıyor herkesin çatısına. Onları yerleştiriyorlar. Sonra onları gönüller gelip mikroskop altında inceleyebiliyor. Böylece hangileri ne oldu?
Böyle bir veri de çıkartabiliyorlar. Hocam bir eklemarası vereyim mi? Tamam. Hocam bir şey çok merak ediyor insanlar. İzleyenler, insanlar derken her insan tabii merak ediyor.
Tür nedir? Cins nedir? Bununla ilgili net bir şey var mı? Hep bahsettik türden. Şimdi tür deyince aslında biyoloji içerisinde bir konsensus var mı? Biyologlar arasında bir konsensus var mı desek böyle bir konsensus yok. Mesela kedi-giller bir tür müdür? Kedi-giller bir tür değil. Kediler içinde bir sürü farklı tür var. Aynı gösterdiğim kuş türleri gibi. İnsan bir tür. Her bir şeye baktığımızda farklı türlere baktığımızda……farklı türler var.
Bu farklı türler farklı cinsler içerisinde yer alıyorlar. İnsan bir tür mü? İnsan bir tür. Homo cinsi içinde yer alan işte Homo sapiens dediğimiz tek bir tür. Şimdi tür nedir dediğimizde… Bütün insan Homo sapiens mi? Evet bütün insanlar. Bugün yaşayanlar Homo sapiens. Homo sapiens dışında farklı bir tür yok. Homo cinsi içerisinde tek sapiens. Homo sapiens diğer türlerin hepsini yok etmiş o zaman kendi türleri. Evet. Neandartal’lar, Homo neandantalis, Homo erectus bunların hepsi yok olmuş. Homo sapiens tek türle temsil ediliyor dünyada.
Farklı farklı türler var farklı organizmalar içerisinde. İşte kuşların on bin farklı tür var. Atlar bir tür müdür? Atlar bir tür. Evet. Kuşların on bin türü var işte diyoruz. Ama o tür dediğimiz şey nedir dediğimizde bunun tek bir tanımı yok. Mesela kedi giller tür değildir. Aslan kaplan falan onlar nedir mesela? Onların her biri birer türdür. Her biri birer türdür. Her biri birer türdür. Leopard, aslan, kaplan, fuma bunların hepsi farklı türler. Şimdi tür nedir dediğinizde ben size tek bir tanımla bunu açıklamam mümkün değil.
Biyoloji içerisinde bu konuda bir… Konsensus yok. Konsensus bir ortak şey söz konusu değil. Ama 1942 yılından sonra hani biyolojin tarihine baktığımızda çok önemli bir tür tanımı ortaya atıldı. Bu da üreme birlikteliğine dayanıyordu. Yani bir popülasyon da erkek ve dişi bir araya gelip ürediğinde verimli döller verebiliyorsa yani oluşan döl biraz önce Emrah bahsetti işte at eşek bir araya geldiğinde hani kısır bir döl oluşturuyor.
Mesela tavukla ördek bir araya gelebilir mi? Gelemez. Gelemez. Gelemez. Kural olarak gelemez. Şimdi bunu bir araya geldiklerinde verimli döller oluşturabiliyorlarsa bu bir tür olarak tanımlanıyor. Üreme birlikteliği yani bir araya gelip verimli döller oluşturabilmek üreme dediğimiz şey çok önemli bir kıstas olarak ele alındı. Aslanla kaplanın bir araya gelip kastan diye bir şey ürettiği söylenmiştim bir zamanlar. Doğru mudur bu? Doğru. Yani bu hibritteşmeler söz konusu olabilir ama oluşan hibrittür üremeye devam edebilir mi? Evet.
O problem. O üremeye devam ediyorsa o zaman aslanla kaplanı bir tür iki dür temeyeceğiz onların hepsi bir tür olur. Bu çok önemli. Üreme mantığıyla gidecek olursak üremenin altını çizecek olursak. Ama şimdi şöyle bir durum var. Şimdi bunun işlediği organizmalar var işlemediği organizmalar var. Eşeğiyle ürüyenler için bu işliyor ama doğada eşeğisi üzüreyen biricili canlılar var kendi kendine bölünüyorlar. Şimdi bunları biyolojik tür tanımını nasıl uygulayabiliriz? Üreme dediğimiz şey burada nasıl bir kıstas olabilir? Çünkü yanına bir başkası gelmiyor ki kendisi şu alıyor.
Şimdi bu noktada da araştırmacılar farklı tür tanımlarını ortaya atıyorlar ve biyoloji içerisinde hani sistematik biyoloji içerisinde ya da tradaksiyonomi içerisinde kitabı açtığınızda karşınızda 25’den fazla tür tanımı çıkıyor. Farklı farklı bakış açılarından dolayı. Bunlardan en fazla kabul görenleri dediğim gibi biyolojik tür tanımı bunun yanına sıra biraz önce genetik çeşitliliğin dağılımını işlemiştik.
Bu genetik çeşitliliğin farklı dağılımlarına bağlı olarak da nedir farklı soyatları oluşuyor. Filogenetik tür tanımı bu üreme birlikteliğini dikkate almıyor. Farklı bir soyatlı, farklı bir tarih varsa ki tarih dediğimiz şeyi aslında ön planı çıkarıyor. Bana göre de bir tür dediğimiz zaman tarihi dikkate almazsanız o türün geçirdiği tarihi dikkate almazsanız olmaz geçmişi. Üremeyi dikkate almıyor çünkü şöyle bir bilgi vereceğim.
Kuşlarda biyolojik tür tanımını uygulamaya kalktığınızda bir noktada sekteye uğruyor bu. Çünkü kuşların yaklaşık yüzde 10’u hibritteşme gerçekleştiriyor. İki farklı tür bir araya gelip verimli döl de verebiliyor. Ama bu verimli döl nereye kadar gidiyor? Yani o verimli döl bir başka döl oluşturuyor. Bir noktadan sonra belki kısırlaşıyor ama nereye kadar gittiği belli değil. Burada bir kıstasımız yok.
Örneğin Amerika’da sumru türü bizim ülkemizde de var. Siterna hirindo ve Amerika’da yine tehlike altında olan bir sumru türün var. Siterna rozii, roziyit sumrusu diye çeviriyorum Türkçe’ye. Bu ikisi aynı küçücük bir adada yaklaşık bir kilometrelik bir adada. Biri bir adanın yüzde 70’ini baskın duruma getirmiş. Birisi yüzde 30’unu da ürüyor. İkisinin de morfolojisi birbirine çok benziyor. Ve bunlar bir araya gelip ürüyorlar. İkisi farklı tür. Ürüyorlar. Oluşan yavru da kendini hayatta tutabiliyor. İlk dölünü başarıyla verebiliyor. Şimdi, ama bunlar iki farklı tür. Bunu biliyoruz. Bir yavru ne oluyor? Hibrit. Hibrit oluyor. Üçüncü tür oluyor mu yavru da? Hayır. Yavru hibrit oluyor. O hibrit devam ediyor. Şimdi bu noktada biyolojik tür tanımı yani üreme birlikteliğinden gittiğiniz kıstas sizi sıkıntıya soruyor. Yani daha basitleştireyim.
Siz Latinci abdeli kuşları sayıyorsunuz falan ama daha basit. Köpek. Evet. Köpek bir tür müdür? Köpek bir tür. Ama mesela köpekten bakıyorsunuz. Kurt da mesela bir tür. Kurda gitmeyeyim ya. Oradan köpekten gitmeyeceğim. O kadar yaymayalım bir şey. Seter. Irlanda seteri. Yokşay teriye. Bunlar ne peki? Bunlar tamamıyla evcilleştirme sonucunda bizim farklı şekillerde ortaya çıkarttığımız
farklı tür mü? Morfolojik değişiklikler. Onlar her biri tür mü yoksa bunlar o hayvanın değişik cinstleri mi? Bende diyebiliriz. Şimdi cinst dediğiniz zaman cinst taksitonomi de farklı bir yere takılıyor. Evet ama hani Türkçe’de cinst olarak söyleyebiliriz ama bunlar aynı tür ayet. Çünkü gene birbirleri üreyebiliyorlar. Aynı üre. Kırma köpekler oluyor. Ve hepsi birbirleri üreyebiliyor yani. Evet. Şimdi kuş örneği üzerinden yine gidecek olursak mesela bu noktada. Tabii onu tür öpücüsü yapalım. Yani şeyden bütünlük o anda kafamda kurgulamıştım. Oradan gidecek olursak da bu noktada moleküler. Yani DNA datasına baktığımız, DNA verisine baktığımız zaman bu iki tür ne kadar ürese de birbirlerinden farklı tarihlere sahip olduğunu bulursak. Şimdi şöyle diyeyim. İkimiz aynı türüz. Siz ve ben homosapiensiz. Ama şöyle düşünün. Bizim ikimizin de geçirdiği tarih birbirinden farklı. Sizin bambaşka bir tarihiniz var. Bu zamana kadar geçiriniz. Benim bambaşka bir tarihim var.
Bu tarih bizi bir araya getirmemiş olabilir hiçbir şekilde. Ama geçmişte bir noktada bir orta katıya sahip olmuş olabiliriz. Oradan ayrılmışızdır. Siz farklı bir coğrafyada yaşamışsınızdır ve bambaşka bir tarihsel hikayeniz vardır. Benim de farklı bir tarihsel hikayem vardır. Bu iki farklı şey kafese konup bir araya gelse belki üreyebilir. Ama kafese konmaya ihtiyacı yok. Yani İran’da yaşayan bir türle Türkiye’de yaşayan bir tür. Gittiniz İzmir’den yakaladığınız bir kuş türünü.
Gittiniz İran’da Zagros dağlarından yakaladığınız aynı kuş türünü, farklı bir popülasyonunu. Koyduğunuz kafese bunları ürer. Ama bunların normal koşullarda bir araya gelmeye ihtiyacı yok. Dolayısıyla da ikisi farklı coğrafyalarda, farklı tarihlerle, farklı genetik çeşitlikler geliştirmiş olabilir ve farklı türlere doğru evrilmeye doğru gidebilir. Çok karışık. Yani tür dediğim şey bu. Tarih önemli. Hala anlamadığım, kimse adı da etmiyorum. Ya şöyle, aslında bu tür niye türe ihtiyacımız var? Bir ona bakmak gerekiyor.
Ben mesela bu tür şeyinden birazcık da çekiyorum. Çünkü doğa tarihi müzesine çalışırken her şey tür üzerine. Tür bir yerde birim gibi bir şey. Yani biyolojik çeşitlik diyorum, yüksek mi diyorsunuz? Nasıl söyleyeceğim size? Bir şeyleri saymam gerekiyor. Tür onun için var. Mesela diyeceğim ki, demin söylediniz, üveyi koruma altına alalım mı? Üveyi korumak için onun bir tür olarak tanımlamamız gerekiyor. Ama işin bilimine DNA’ya girdiği zaman bu tanımların o kadar kolay olmadığını görüyoruz. Çünkü türler arasında gen akışı var.
Utku söyledi mesela, kuşların %10’u hibritleşiyor dedi. Bu ne demek? Demek ki aralarından bazı genler bu taraftan bu tarafa geçiyor. Bir tane enteresan örneklerden birini söyleyeyim yanlışsa. Küçük sakarca değil mi? Mesela küçük sakarca bir kas türü. Sakarca evcil kazın atası. Onun biraz daha küçüğü. Bunun sayısı son zamanlarda çok çok çok azaldı. Bir sebeplerinden biri de işte Kuzey Avrupa’da ürüyor. Kışlamak için işte geri geliyor vesaire giderken. Baktılar ki Balkanlara gelenler maalesef avcılıktan ötürü gidiyor. Ne yaptılar? Bunların bir kısmının yumurtasını aldılar. Yosun kazına veya Hindistan’da üreyen, şey Hindistan diyorum Hollanda’da üreyen bir başka kazın altına koydular. Göç yolu değilsin diye. Kazlarda da şöyle bir olay var. Çıktığı zaman sizi görsün, annem diyor, takip ediyor. Hatta bununla alakalı Conrad Lorenz, on aggression çok meşhurdur. Bunun araştırmaları yapanlardan biri. Hatta biliyorsunuz böyle belgesel de vardı. Kazlar takip etsin diye göç ederken işte ufak ultra light’larla beraber uçuyorlardı. Yani böyle mesela türler arası şey etkilemiş oldular. Ama şöyle de bir sorun oldu. Şimdi çıktı, anne olarak bildi. Aşık olduğu zaman da yanlış türü aşık olabiliyor. Yani mesela ördeklerde kazlarda.
Evet, bu geçişkenlik çok fazla. Genel ördeklerin kazların bir özelliği de parazit, yuva parazitleri. Yani kendisi yumurtluyor. Arada yan tarafta yuva boşsa hop gidip yumurta doğruya bırakıyor. Çünkü neden? Eğer orada büyüse bu da artabilir. Gene aynı hata, yanlış aşık olma orada da olabilir. Benim ben enteresan gelen… Bazı kuşlar bunu fark ediyor, bazı etmiyor ama. Evet. Yani o da ayrı bir evrimsel süreç. Mesela gugu kuşunu biliyorsunuz, gugu kuşu kendisi yuva yapmıyor. Başka türleri geliyor, Afrika’dan göç ediyor, geliyor hemen başka kuşları buluyor. Hatta saksanın yuvasını kullanıyor. Daha küçük türleri de kullanıyor hatta. Bazen görürsünüz hani anne yavrusunu beslemeye çalışıyor. Anne bu kadar, gugu komuş bu kadar. Bir de nasıl? Enteresan bir adaptasyonu var. Kuş yumurtaları farklı farklı, farklı renklerde, farklı desenlerde. Paraziti olduğu türü de taklit ediyor. Bana enteresan gelen kısım da şöyle oldu. Ben biraz aslında bunu genetik araştırırken… Şimdi mesela araştırma yapıyoruz. DNA’sına bakıyorum. Şimdi DNA diyor ki bu tür. Hayvana bakıyorum, bu tür. Böyle bir sıkıntı çıkmaya başladı. Benim ilgimi çeken nokta da buydu. Neyse şimdi tamamen ornotolojiye daldık. Çıkalım bence bunun için. Çok karmaşık mı olacak? Şey şöyle yani bu… Şimdi altta deminden biri yazıyorlar. Ona bir cevap arayalım. Yok olan türler geri gelebilir mi, gelmeli mi?
Yani geri getirmek çok zor. Biraz önce de konuştuk. Kolay değil. Ama bazı yöntemler var. Biri birisi biraz önce söylediğimiz gibi… Ne denir? Donuk hayvanat parçası. Ne diyeyim? Donmuş hayvanat parçaları var. Burada yani yumurta, spermler biriktiriyor. Kökü cüreler biriktiriyor. Bunları geri getirebilir miyiz diye. Benim bir tane ufak bir şey vardı. 27’yi açabilir miyiz? Jurasik Park hayal değil mi hayal mi? Jurasik Park hayal.
Çünkü neden? Şöyle bir şey var. DNA kırılıyor. DNA biliyorsunuz. Bazıları da onu. Şu an kimyasal bir şey. Arada kimyasal bağlar var. Aradan belli bir süre geçtiği zaman… Bu çok uzun bir zincir gibi düşünün. Bu zincirler kopuyor. Yarı ömrü var. 520 yılda bir yaklaşık olarak hesaplamışlar. DNA’daki bağların yarısı kopacak. Yani siz bir… Mesela ben müze’deki materyali inceliyorum. Eğer birkaç yüz yıllıksa o DNA parça parça oluyor. Ben onu puzzle gibi birleştirmem gerekiyor.
Yani şöyle düşünün. Mesela benim elimdeki şu bilgiyi almam gerekiyor. Bu kağıt öğütücüler var ya… Onun içinden geçmiş gibi geliyor. DNA 500 yıl geçince. E baktığınız zaman… DNA’daki zincirdeki şeyler var. Yani her şey mükemmel olsa, buzdolabı olsa bir şeyler olsa hani… Ki zaten biliyorsunuz dinazor fosülleri artık taş. Yani organik materyal yok. Hadi diyelim olmadı. Şansa bir yerde buzlukta dinazorunuz var. Bir şey getirdiniz. Yaklaşık olarak 500 yılda bir yarı ömrü varsa… 6-3 milyon yıl, 7 milyon yıl sonra… Her şey A, T, G, C olacak. Yani öyle ki ben bu kitabı size… 1 milyon tane A, 700 tane B vereyim. Siz bana yazın bu kitabı. Yani onu yapamayız. Ama neden mesela antik DNA’da… Birkaç yüz bin yıllık… Sanırım en eski DNA çıkartabildiğimiz örnek… 1 milyon yıl yaşında. Yani ama ondan da parça parça. Yani büyük bir puzzle’ın küçük bir yerlerini birleştirebiliyoruz. Çünkü bazı bir yerden sonra hani… Dediğim gibi kelimelerden bir kitabı yazabilirsiniz. Yani o eski DNA’lar tam bir DNA dizimi olmuyor mu? Bir araya getirmeye çalışıyoruz. Eğer bakabileceğimiz bir şey varsa… Mesela demin deniz ineğinden bahsetmiştik. Ona benzer dugonglar ve manetiler var. Bunlar şu anda yaşayan canlılar. Mesela ben onu yapmaya çalışırken… Hani bir puzzle olsa önümüzde. Ben size hiçbir resim vermeden bir puzzle’ı… Şimdi bir dinazor fosili bulsak veya bir… Fosil demiyorum. Bir dinazor iskeleti bulsak. Fosil yaşamış, buzulun içinde canlı kalmış diye. Yani canlı değil mi? Fosil taşlaşmamış bir şey bulsak. Bundan alacağımız DNA büyük oranda bozulmuş duruyor. Parça parça. Her 500 yılda bir çünkü. Yüzde 50’sini kaybetiyor. Ama şöyle düşünün. Şimdi bu DNA’sı ya bu kitabı çıkarmaya çalışacağım ben o dinazorun. Ki o dinazorda ne yazdığını anlayabileyim. Şimdi biz DNA çıkarttıkken bir tane çıkmıyor. Bir sürü ücrede var. Şimdi bazılarında mesela iyi saklanmış olsa… Bir sayfa var. Diğerinde bu sayfanın yarısı var. Böylece ben bunları birbirine baka baka baka… Şu anda zaten mesela ben hesaplarımı normal bilgisayarda yapamıyorum. Siz yani kütüphanede aynı kitaptan 1000 tane buluyorsunuz. O 1000 taneyi sağlam kalan sayfanda birleştirip… Baka baka baka… Kitabı yeniden büyük oranda kurabiliyorsunuz. Evet ama dinazorda olay şöyle olacak. Zaten DNA yok. Hani olsaydı da sadece harfler olduğu için… İsterse 1 milyon tane kitap olsun. Her şey harf olduğu için yazın bakalım Shakespeare’i. Sadece harflerle. Aslında o Shakespeare yazacak harfler var. Ama yazamazsınız. Yani DNA’yla alakalı problem bu. Şimdi bununla alakalı bir görsel açarsak… Bir Dolly vardı hatırlıyor musunuz? Dolly Parton. Koyun. Koyun Dolly’den bahsediyorum. Nerede görebilirim bunu? Arkanızda. Burada… Bir bakar bir ekler verirsen de. Tamam Dolly’de ne yapmıştık aslında? Şöyle bir şey vardı. Dolly biliyorsunuz ilk klonlanan canlılardan biriydi. Bir tane hücreyi aldık. Oraya geçeyim yine hızlıca. Ne yaptık? Dolly’den hücreyi aldık. Bir tane de başka bir canlıdan da yumurta icresi aldık. Onun içindeki çekirdeği çıkardık attık. Dolly’nin çekirdeğini de çıkarttık. Bunun içine koyduk. Sonra bunu bir şekilde heyecanlandırdık. Sen embriyosun dedik. Çoğalmaya başladı. Sonra onu bir tane taşıyıcı anneye koyduk. Böylece Dolly’nin aynısını farklı eşyeler olmadan yapabildik. Şimdi teorik olarak mesela dinozor değil de momut üzerinden gidelim. Bir tane güzel Rusya’da… Tondra’da bir tane bulduk. Bir tane bulduk güzel baktık. Gayet iyi durumda. DNA’sını çıkardık. Oldu ya bir tane bulduk.
Bir sonraki slide’e geçelim. Şimdi ne yaptık? Tabii ki artık momut taşıyıcı anne bulamayacağımız için fila kullanabiliriz. Yani fil’den bir tane yumurta aldık. İçini çıkardık. Bir tane güzel hücre bulmuştuk. DNA’yı aldık. İçine koyduk. Ondan sonra bunu yine hadisen embriyosun dedik. Heyecanlandırdık. Taşıyıcı anneye koyduk. Teorik olarak böyle bir şey olabilir. Ama çok zor. Bununla alakalı bazı çalışmalar var. Mesela bazı keçi türlerinde yakın zamanda gitmiş yakın türler de var.
Yani ama tabii ki şöyle bir momut sadece doğduğu zaman momut olmuyor. Onun bir sürü bakterileri var. Anneden aldığı şeyler var. Yani doğduğu zaman hayatta kalacağı anlamına da gelmiyor. Ama hani bir plan yapsak şu anda kabaca böyle bir plan yapabiliriz. Bir şey soracağım şimdi bu hep o zaman da konuşuluyor. Hala da konuşuluyor. Şimdi bu hücreyi dolu örneğe girseydik. Hücreyi bir koyundan aldık. O koyun diyelim ki yedi yaşındaydı. Doğan bebek yedi yaşında ne olacak? Hayır o gene tekrardan başlayacak. Sıfırdan başlayacak. Sıfırdan başlayacak. Hücrelerin belli bir bölünme sayıları var ya her hücrenin kaç kere bölünmeyeceği başından belli. Aldığın süre zaten belli bir hayat etin tahannemiş olduğu için ondan sonra bölünme sayısı değişir mi değişmez mi diye. Yani orada kök hücre zaten hani o kök hücre mantığı var. Hani onu yapmaya çalışıyoruz. Zaten momut da öyle bir kök hücre bulacağımızdan emin değilim. Hani o kök hücre mantığıyla bir de bu yeni hücre oluşturduk ya burada. Mesela diyelim ki bugün benden bir tane Fatih Alperik kılınladınız.
Merak edin başına bela 60 yaşında kılınlanacak veya 58 yaşında kılınlanacak. Doğduğunda 58 yaşında olacak hücreleri öyle midir değil midir? Bilmiyorum onu bir öngöremiyorum ama şöyle düşünürsek eğer çekirdeğimiz taze ise bir şey yoksa hani bir kırılma bir hata yoksa bir problem olacağını zannetmiyorum. Yani oradaki emri o sizin yeniden çoğalmaya başladığınızdaki şey olacak. Bir de bunun B planı var. Demin konuştuk ya hani bir sonraki slide’a geçelim. Şimdi hücre bulamadık ama şöyle bir şey yapabiliriz. Bir tane DNA’sını çıkardık bunu yazdık. Öyle değil mi? Bunu yapabiliriz. Bunu sentezleyebilirsek öyle bir teknolojimiz olursa yok ama bazı şeyleri sentezleyebiliyoruz artık biliyorsunuz yani hani ama birkaç yıla belli olmaz. Belki bütün DNA’yı sentezleriz. Koyduk hücreye böyle alabilir.
Son planda üçüncü planda plan C’ye bakalım. Şöyle bir yöntem var. Şimdi biliyorsunuz. Bir sonraki arkadaşlar bir sonraki. Lütfen. Şimdi plan C’de şöyle. Fillerle mamutlar arasında genetik farklılık çok yok. Kitap aynı. Bakın binde altılık fark var. Şimdi ben onları bilsem kitabın doğru yerlerini sayfalarını yırtıp düzelsem buna da CRISPR-Cas diye yeni bir teknoloji girdi mesela.
Hatta bir şey çıkmıştı. Çin’de bir doktor bebekleri editledim falan diye. Yani başka bir plan. Tabii bundan insanların genetik hastalıkları ortadan kadroya falan da planlıyorlar. Ama başka etkileri ne olacak? Tabii onlar doğaya karışırsa vesaire çok komplike. Yani bunlar yanlış anlaşılmasın. Bunlar şey planlar değil. Hani yapılabilir mi? Biraz daha böyle zihnimizi açmak için bilimsel tarafı. Bilimsel tarafları bir sonraki saytı atlarsam bununla alakalı belki biraz kitapta göstermek istiyorum.
Bette Shapiro diye bir antik DNA araştırmacısı var. Bu mamut araştırmalarını yapan. Onun bir kitabı var. Konuşmalarını da bulabilirsiniz. Onlar bu şeyler planlar oradan. Hani bir mamutun da klonların diye bir kitabı var. Yani bu şu anda yapılan antik DNA araştırmaların biraz popüleze edilmiş hali. Kesinlikle bunları yapmak için şu anda elimizdeki olanları korumamız gerekiyor. Ama çok soruluyor. İşte dinozordan dinozorları geri getirebilir miyiz? Jurassic Park olur mu diye. Maalesef bayağı zorlu var.
Yani insan genomunu bile şu anda çok çok iyi bilmiyoruz. Daha bir sürü yolumuz var ki kaldı ki böyle hayvanlar için elimizdeki veriler çok çok az. Peki hocam vaktimizi dolduk bu seferde. Ben bir şey söyleyeceğim. Çok ilginç yani şöyle bir şey. Hızlı ama ne olur? Hızlı, ilginç değil de. Program aslında çok bu TKTek bilim çok kıymetli, çok önemli istiyorum. Geçtiğimiz yıl Avustral yangınlarını yaptığımızda burada konuktuk. Ondan sonra orada gösterdiğimiz slidelerden programa Çağatay da kıtılmıştı. Çağatay Tabşanoğlu onunla beraber küçük bir çalışma yaptık. Makalesini yazdık, göndermek üzereyiz. Bu program vesile oldu. Ne güzel. Değerlendirme sonucunda başarı elde edersek hani akademik değerlendirme sonucu size de ben haber vermek istiyorum. Ben çok sevindiririm. Siz de burada konuk ederiz yine tekrar. Program vesile olur. 6. Yok Oluş kitabı. Mutlaka tavsiye ediyorum. Bu konuştuklarımızın birçoğu pluslar ödüllü bir yazar. Gerçekten çok kolay takip etmesi. 6. Yok Oluş. Dinozorlarla alakalı dinozorların çöküşü ve ekselişi Türkçe’ye çevrildi. Kotç Üniversitesinden tavsiye ediyorum. Bu biraz önce Akdeniz’de ne oldu? İş Bankası’ndan yeni çıktı. Şöyle bir bakayım diye başladım. Gerçekten bir çırpıda okudum. Tarih öncesinden bu güne göremiyorum şu anda. Akdeniz dünyası ve doğa. Bir de Avrupa doğa tarihiyle alakalı. Türkiye’yle de alakalı bir sürü şey var. Bu da ne diye çevrildi? Köken diye çevrildi. Bir de kitapta da şöyle bir şey var. Köken Avrupa doğa tarihi diye geçiyor ama Avrupa’nın jeolojik yapısı, bozuk çağları, doğası her şeyini anlatan bir kitap çok başarılı. Bir de son olarak şunu göstereceğim ben. Yaşanmaz bir dünya. Bu biraz da işte içinde olduğumuz. Mutlaka tavsiye ediyorum bu 6. Yok Oluş. Bu kitaplara bakabilirler. Yani özellikle genç arkadaşlar için onları bekleyen şey bu. Yani onları bekleyen durum bu. Evet, değerlinciler.
Çok büyük bir şov. Dol váriosriedler değil. Çok büyük bir aşaklık. Gor esp Ul veelet. Ee bu listearat verdi Hopefully. Bunların ça isolating. Bueursal или 【
olan türlerin yüzde 75’inden fazlası, yüzde 80’ine yakın kalmamış olacak. Bu türler arasında insanın da olma ihtimali çok kuvvetli. Her ne kadar uyum sağlama yeteneği olsa bile. Yine bu şartlar devam ederse, dünya nüfusunda çok yakın zamanda bir milyarlık bir kayıp olma ihtimali çok yüksek. Hatta yüksekten de öte kesin gibi. O yüzden biraz daha dikkate davranmak lazım dünyaya. O yüzden Paris şartını imzalamak lazım.
İmzalaktan sonra kurallarına altın imzatla şeyleri uymak lazım. Nüfus artışını dengiremek lazım. Küresel ısınmaya minimum katkıda bulunmak lazım. Tüketimi azaltmak lazım. Lazım ol lazım. Bunları bu saymakta bitmez mi? Programda. Biz bu konuları anlatmaya devam edeceğiz. Siz de dinlemeye devam ederseniz, bekleriz. Dinlemeye devam etmezseniz de kendiniz bilirsiniz.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.