Türkiye mirasına sahip çıkıyor mu? Prof. Dr. Kutgün Eyüpgiller yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RmrJYYeKM14.
Hocam, restorasyon nedir, koruman nedir, mimari korumayı nedir, bunların hepsi aynı kavramıdır yoksa bunlar birbirinden farklı şeyler midir? Evet, birbirine yakın kavramlar hiç şüphesiz. Basitleştirerek seyircilerimizin farklı disiplinlerden, farklı eğitimlerden kişiler olduğunu bilerek,
basitleştirerek anlatmak istiyorum. Restorasyon çok ana hatlarıyla eskimiş, yıpranmış bir yapıyı, ki bu yapının bir kültür varlığı yapığı, bir eski eser olduğunu düşünüyoruz. Bunun onarımdan geçirilmesidir. Nasıl kendi yaşadığımız evler, ofisler, herhangi bir bina zaman zaman onarıma ihtiyaç duyuyorsa,
eski eser veya kültür mirası dediğimiz yapılarında, yüzyıllar içerisinde veya on yıllar içerisinde yaşadıkları yıpranmışlığa bağlı olarak yeniden ele alınmaları, onarım geçirmeleri gerekiyor. Ama bu onarım bildiğimiz, normal bir yaşadığımız evin göreceği tarzdan bir onarım değil, hassas bir onarım olması gerekiyor. Ve bu hassas onarımın da uluslararası kabul görmüş ilkeler var, bilimsel çerçeveler var. Bu çerçeveler içerisinde bunlara uygun olarak bu hassas onarımı yaşamaları icap ediyor. Bu tabi her zaman istediğimiz mükemmelliyette olmuyor bu onarımlar. O nedenle de işte bu akşam böyle bir toplantı, böyle bir buluşmada bir araya geldik. İşte çıkan üründen her zaman mutlu olmuyoruz, mesut olmuyoruz ama kimi zaman yanlış yönlere çekildiğini de görüyoruz. Yani medyada belki de kasıtlı olarak bunu herhalde konuşacağız birazdan. Hakkında olumsuz sözler söylenen bir restorasyonun belki de pek de öyle olmadığını konuşabiliyoruz. Bir de şu husus var, bu konunun profesyonellerinin gündemiyle halkın gündeminin farkı olması. Biz kendi aramızda restorasyon alanında çalışan, ki çok geniş bir yelpazidir bu, mimarından sanat tarihçisini, arkeologuna, kimyacısına varana kadar geniş bir yelpazidir. Farklı bir şeyler konuşulurken başka yerlerde başka cümleler kuruluyor, tartışmalar yapılıyor olabilir. Bugün bu fırsatta bunları değerlendirebilirsek ben de çok memnun olacağım. Şimdi bu mimariinin bir dalı olmakla beraber bu koruma işi, için içinde mühendislik de var, işin içerisinde malzeme bilimi de var, daha pek çok şey var. Şimdi mesela batıdaki örneklere baktığımız zaman bize oranla biraz farklı yaklaşılar gibi geliyor bana. Şu açıdan söyleyeceğim şimdi, Nuhur Müzesi bir tarihi eser, ortasına adam camdan bir şeyi kondurmakta hiçbir sakınca görmüyor.
Ya belki British Museum’da yapılan, o avluya yapılan şeyi de görmüşsünüzdür. İçeriye bambaşka bir mimari anlayışı da bir cam bir şey yapıyorlar. Ya da korumacılıkta bir adım öteye geçiyorlar, işte bazı katedrellerin yıkılmasını engellemek için veya işte bazı çökmeleri engellemek için bambaşka bir malzemeyle katedrelerin o bölümünü yeniden yapıyorlar ama ki dışarıdan bakan anlamıyor. Bizde ise sanki böyle uzmanlıklar yok gibi duruyor. Bu uzmanlık derecemiz ne bu konuda? Yani Türkiye bu konuda yetkin bilim insanı yetiştirebiliyor mu veya uygulayıcı yetiştirebiliyor mu bir yandan da? Öncelikle biraz geç başladığımızı söyleyebiliriz. Yani bu uzmanların yetiştirilmesi noktasında ileri ülkelerle, medeni ülkelerle kıyasladığımızda belki de 70-80 yıllık bir gecikmemiz olduğundan söz edilebilir.
Yani ilk bilimsel hareketlerin 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında İtalya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde yaşandığını biliyoruz. Bizde de Asara, Atikalar gibi Osman Hamdi Beyler gibi bu konuda kafa yoran, yasalar çıkartan, düzenlemeler getiren bir yönetim yok değil, var aslında ama çok üst düzeyde kalıyor bu.
Halk seviyesine, halkın eğitimi seviyesine ne yazık ki ulaşmıyor. Bizde ancak 1970’lerde bilimsel çerçevede bir restorasyon eğitimi üniversitelerimizde verilmeye başlanıyor ki bunun geç olduğunu bir miktar söyleyebiliriz. İlk önce Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde böyle bir yüksek lisans eğitimi, mimarlık fakültesi bünyesinde başlatılıyor.
Bunun hemen arkasından da benim de öğrencisi olduğum ve yetiştiğim ocak olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Doğan Kuban hocamızın yönetiminde başlıyor. Geriye dönüp baktığımızda azımsanmayacak bir sürenin de geçtiğini söyleyebiliriz aslında. Oldukça iyi. Ben ilk öğrenciler, ilk öğrenci olmasam da ilk öğrencilerden biriyim.
Yani mimarlık üzerine restorasyon yüksek lisansı yapanlar arasında ön sıralarda geldiğimi söyleyebilirim. Benden sonra da onlarca belki yüzlerce ve farklı üniversitelerde restorasyon uzmanları, mimari koruma uzmanları yetişti. Bunlar Türkiye’nin pek çok bölgesinde de faaliyet gösteriyorlar. Kimi zaman da son derece başarılı ürünler ortaya koyduklarını da görüyoruz. Yani artık bu açığın medeni ülkelerle aramızdaki eğitim açığının kapandığını söyleyebiliriz. Ama bu üniversiteler düzeyde tabii ki. Uygulama düzeyinde? Uygulama düzeyinde yine epey ilerleme kaydettik ama biraz da toplumun kültür anlayışıyla bu işi benimsemesi ile ilgili. Ve ülkemizin de yoğun göç hareketleri içerisinde olan bir ülke olması aslında burada önemli bir faktör. Malumunuz 60’lı yıllarda başlayan bir hareketlilik var Anadolu’da. Ve 2000’li yıllarda bu daha da kuvvetli bir ivme kazandı. Bu hareketlilik de şu anlama geliyor. Bir yerden bir yere giden insanlar bir mirası geride bırakıyorlar. Yeni geldikleri yerdeki mirası benimseme konusunda çok gönüllü olmuyorlar. Bu nedenle özellikle sivil mimarlık örneği dediğimiz geleneksel konutların korunmasında ciddi problemler yaşıyoruz. Ama anıtsal ki bugün daha çok onu konuşacağız galiba anıtsal yapılar da son derece ciddi bir birikim ve bir bilinç olduğunu söyleyebilirim. Bir takım hatalarla karşılaşıyorsak da bunların telafizinin mümkün olabileceğini birazdan fırsat buldukça söyleyeceğim.
Peki Kutkun hocam bunun evrensel ilkeleri nedir? Yani bir anıt eseri yaşı ne olursunuz mu? Bazen 2000 yıllık bazen birkaç yüzyıllık olabiliyor. Restore ederken temel pransi çünkü bu sonuçta insanlık mirası işte zaten adı da üstünde pek tünemden Rezko insanlık mirası diyor. Bunun bir temel prensi var mı? Bunun korunmasıyla ilgili belirlenmiş temel ilkelerle böyle bir mimar bir restorasyon yapacak bir mimar ve bir onun ekibi.
Nasıl başlar eşeği nasıl yürütülür bu operasyon? Temel ilkenin caso per caso diye İtalyanların dile getirdiği her yapının kendine özgü koşulları olduğudur. Yani A yapısına uyguladığınız bir yaklaşımı B, C yapısına uygulayamazsınız. Bu uluslararası belgelerde de kayda geçmiştir.
Her yapıyı ayrıca ele almak gerekir. Biraz daha derinlemesine bakarsak bu konuyla ilgili ilk irdelemelerin aslında 19. yüzyıl sonunda İtalyan bilim bilim de diyebiliriz. Mimarlık insanları tarafından yapıldığını görüyoruz. Bunlar daha o dönemde hemen 20. yüzyıl döngüsünde bir mimari miras yapıya nasıl yaklaşılacağını söylüyorlar.
Çok ana adlarıyla söylemek icap ederse özgünlüğünü bozmamak ve belge değerini yok etmemek yapılan müdahalelerin her zaman için daha kolay ayırt edilebilir olmasını sağlamak şeklinde ilkelerin belirlendiği söylenir. O ne demek yapılan müdahalelerin daha kolay ayırt edilebilir olması?
Müdahale ettiğiniz yapı ağır müdahalelere de ihtiyaç duyuyor olabilir. Yani her yapıda günümüze sağlam olarak ulaşmıyor. Kimi daha ağır hasarlı olarak veya yıpranmış olarak geliyor.
Bunun sebebi deprem olabilir, savaş olabilir, insan eliyle hasarlar olabilir, doğa kendi başına bir hasar unsurudur ama bu arada bir parantez açayım en ağır tahribatı yapan da her zaman için insanoğludur.
Bunu gözeterek kimi zaman ele aldığınız yapıda çok kapsamlı müdahalelere ihtiyaç olabilir. Özellikle de mühendislik bağlamında. Yeni bir taşıyıcı sistem veya taşıyıcı sisteminin güçlendirilmesi gerekebilir.
Bu noktada uluslararası ilkeler diyor ki yaptığınız müdahaleye sıradan bir insan dahi baktığında mümkünse veya en azından bir uzman baktığında neyin orijinal olduğunu, neyin yeni eklenti olduğunu kolaylıkla ayırt edebilsin diyor. Edebilsin. Edebilsin diyor. Şimdi mesela Aspen Dosta oldu galiba değil mi o tartışma? Aspen Dosta bir mermerler koymuşlardı. Kardeşim eskisine bak, yenisine bak diyor. Yapılan doğru muydu aslında?
Şimdi yapılan eksikti diyorum ben orada. Özellikle olarak gittim baktım da medyada gündeme gelince. İlkese olarak yanlış değil binaya yaklaşımları.
Orada görev yapan bilim komisyonunu da tanıyorum. Son derece kıymetli insanlar. Yani madem konuyu açtınız hemen…