Mahya Işıkları 2. Gün | İstanbul’da Salgın
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=H5RQ8TRAFlQ.
İSTANBUL İstanbul’da, Salacak’ta set üstünde bir evin içindeyiz. Burası Yusuf Ziya Bey’in evidir. Yusuf Ziya Bey onlarca mum yapmış, seyrediyor.
Yusuf Ziya Bey hiç memnun değil. Çok sıkıntılı. Kendisi mum imaletiyle uğraşıyor. Bir atölyesi var, orada mum imalatı ile meşgul. Fakat yapmış olduğum mumlar hiçbir istediği gibi yanmıyor. Çok çabuk tükeniyorlar, gerekli ışığı vermiyorlar. Yusuf Ziya Bey memnun değil ama oğlu Cemil çok mutlu. Çünkü çocukluğunun akşamları ışık ışık. Elektrin olmadığı bir dönemde bol ışıklı bir evde geçen çocukluk. Evinin her yerinde onlarca mum yanıyor. Cemil adlı çocuk, babası mutlu olmasa da evindeki mumlardan çok memnun. Fakat o çocuğun hayatı kararıyor. Çünkü annesini çocuk yaşta verem hastalığından bir salgında kaybediyor. Ve karar veriyor kendi kendine Cemil. Doktor olacağım, insan hayatı kurtaracağım. Askeri üçlüyede okuduktan sonra askeri tıbbiyeye devam edecek. Fakat ileri zekalı. 15 yaşında bitiriyor askeri üçlüyeyi. Okul birincisi olarak. Askeri tıbbiyeye gidecek. Lakin büyük bir sorun var. Çağırıyorlar on okulun son günü öğretmenleri. Evladım, sen tamam, medarı iftarımızsın. Lakin seni mezun edemiyoruz. Neden efendim? Sen resimden kalmışsın, sıfır almışsın. Resme hiç yeteneği yok. Okul birincisi ama dosyasında resim yok. Evladım, biz bu dosyayı mezun olarak kapatamayız. Boş resim vermemişsin. Ve bugün son gün. Sen git, sahrılar çarşısından bir resim al. Altına adını yaz, getir. Dosyanı kapatalım. Bunu duyunca Cemil koşarak gidiyor okuldan, sahrılar çarşısına geliyor. Suluboya bir resim alıyor. Ayasofya Camii’nin resmi.
Ayasofya’nın suluboya bir resmini alıyor. Altına imzasını atıyor. Veriyor öğretmenlerine. Tamam evladım, hadi mezun olsun. Tıbbiyi böyle kazanıyor. Sonra tıbbiyi de başarıyla bitirince Cemil Bey, Paris’e gidiyor ve uzman olarak ülkesine geri geliyor. İstanbul’da Göztepe’de bir ev yapıyor kendisine. Bir gün, Doktor Cemil Bey’in evinin önünden
günüme Sadrazam’ı Gazi Muhtar Paşa geçmektedir. Bir bakıyor Sadrazam. Çok güzel bir ev. Kimindir bu ev? Efendim, Doktor Cemil Bey’in evi. Çağırın yarın bana gelsin. Ertesi gün Doktor Cemil Bey soluğu Sadrazam’ın huzurunda alıyor. Efendim beni çağırmasınız. Cemil Bey, bundan böyle siz İstanbul’un belediye başkanısınız. Ama efendim ben doktorum. Hayır, itiraz istemiyorum. Dün evinizi gördüm, bahçenizi gördüm.
Dedim ki, böylesine güzel bir ev ve böylesine güzel bir bahçe yapan bir insanı biz İstanbul’a belediye başkanı yaparsak neler yaratmaz ki? Belediye başkanısın. Ve artık Doktor Cemil Bey, İstanbul’un belediye başkanıdır. İlk iş olarak kentin temizliğine önem veriyor Doktor Cemil Bey. Yeni bir temizlik teşkilatı kuruyor. Sabah akşam durmadan kenti temizletiyor. Yetmiyor.
İstanbul’dan daha temiz bir kent olsun diye bu güzel İstanbul, Avrupa’dan arabalar getirtiyor, temizlik arabaları. Sonra ilk umumi tuvaletleri açıyor. O tuvaletlerden sıcak sular akıyor. Havlular koyuyor umumi tuvaletlere. Diş fırçası, diş macunu bile koyuyor. Çünkü Doktor Cemil Bey, bizim ülkemizde diş hekimliğinin, aynı zamanda ezacılığın gelişmesinde de katkıda bulunan çok değerli bir bilim insanıdır. Ve 1912-13 yıllarında İstanbul’da büyük, çok büyük bir kolera salgını ortaya çıkıyor. İnsanlar kırılıyor. Sarayın dış bahçesi olan Gülhane Parkı, ki o yıllarda büyük bir bostanlıktır. Binlerce insanla dolu. Ve aynı zamanda 1912-13 demek Balkan Harbi demek. Muacirler geliyor, hepsi salgın hasta. Kırılıyor insanlık. Kentin meydanları cesetlerle dolu. Baş edemiyor Cemil Bey, Belediye Başkanı. Hastane yok. Tutuyor İstanbul’daki. Otelleri hastane yapıyor. Yetmiyor, boğazdaki birkaç yalıya da el koyuyor. Onları da hastane yapıyor. Doktor Cemil Bey, kolera salgını tam yenecekken çok kötü bir haber. Ordu da da, askerler arasında da kolera görüldü. Ve Balkan Harbindeyiz. Hastane yok, mevsim kış.
Soluğu hemen Efkaf Nazırı Ziya Paşa’nın huzurunda alıyor. Diyor ki, efendim, bakın ortalık kırılıyor. Bana bir camiyi verin. Bunu acil hastane yapmam gerekir. Olmaz! Hayır Cemil Bey, buna izin veremem! Karşı çıkıyor Efkaf Nazırı. Bereket versin, o toplantıda çok güzel bir insan var. O diyor ki, Efkaf Nazırına. Beyefendi, değil bir cami. Bütün camileri hastane yaparım. Her şey insan sağlığı içindir. Hatta bunun için gerekirse fetva bile verir. Ve o güzel insanın o güzel çıkışı sayesinde Doktor Cemil Bey, Cemil Topuzlu, hastalığı yeniyor. Bu çıkışı yapan, gerekirse fetva veririm diyen
dönemin şehri-i İslam’ı Cemalettin Efendidir. Ve ilk hastane yaptığı yer, hani dedim ya size, dosyası kapansın, tıbbiye yazılsın diye bir resim alıyor. O resmin altına adını yazıyor. Ne vardı resimde? Ayasöfe Camii. Evet, ilk hastane yaptığı yer Ayasöfe Camii oluyor. Hallanı söktürtüyor. Yetmiyor, Sultanahmet Camii’nde hastane yapıyor.
Yetmiyor, Şehzade Camii’ni de hastane yapıyor. Ve Doktor Cemil Topuzlu, o güzel insan kolera salgını yeniyor. Nice insanın hayatını kurtarıyor. Annesini salgın hastalıktan kaybeden bir çocuk büyüdüğünde insan hayatı mumlar gibi sönmesin diye koleraya karşı, salgına karşı büyük bir mücadele veriyor. Ve bizler şu salgın günlerindeyiz. Bizim de hayatımızı kurtarmak için, insan hayatlarını mum gibi sönmemesi için mücadele veren sağlık çalışanlarımız. Onlara saygı ve minnet borçluyuz. Onları çok seviyoruz. Bugünlük de bu kadar. Yarın yeniden mahi ışıklarında birlikte olalım.
Sürçülisan ettiysek affola.