Erkan Can İle Birlikte Zeytinlikte Uyuduk! | Zafer Algöz Anlatıyor

Erkan Can İle Birlikte Zeytinlikte Uyuduk! | Zafer Algöz Anlatıyor videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qCuEM6Tgti8. Etekliymiş, eh, büyük mihdiye. Sonra……yokunda…… Erkan Cihan’la tophane yokuşundan aşağıya………………… Sevgili Kafa TV izleyicileri tekrar merhaba. Efendim ben 1961 yılında Kars’ta doğdum. Devlet Memuru Cevdet Bey’in 3 evladından biriyim. Kars’ta doğduktan sonra……yaklaşık 5, 5.5 sene sonra tahmin…

Erkan Can İle Birlikte Zeytinlikte Uyuduk! | Zafer Algöz Anlatıyor

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=qCuEM6Tgti8.

Etekliymiş, eh, büyük mihdiye. Sonra……yokunda…… Erkan Cihan’la tophane yokuşundan aşağıya………………… Sevgili Kafa TV izleyicileri tekrar merhaba. Efendim ben 1961 yılında Kars’ta doğdum. Devlet Memuru Cevdet Bey’in 3 evladından biriyim.
Kars’ta doğduktan sonra……yaklaşık 5, 5.5 sene sonra tahmin ediyorum……ya da 6 yaşıma doğru……babam devlet memuru olduğu için Trabzon’a tayin istedi. Trabzon’a tayin istemesinde sebebi bütün gençliği……İstanbul’da geçtiği için……Deniz özleviyle, Deniz’i çok sevdiği için……ve en yakın ilde Trabzon olduğu için ona……demek ki o zamanın şartlarında İstanbul’a uygun olmadığından……Trabzon’a tayin istediği……İlkokul, Trabzon Dumlu Pınar ilkokulunda okudum. 5 senem geçti orada.
Trabzon sayesinde……Las kardeşlerim sayesinde……Ganita kayalıklarında 20 dakikada yüzme öğrendim. Çünkü hayatımda ilk defa Deniz’i Trabzon’da görmüştüm……ve yüzme de bilmediğim için 20 dakika içerisinde sağ olsun……abilerim bana yüzmeye öğrettiler. Karadeniz’de olmanın vermiş olduğu……avantajla Hamsi’nin lezzetini öğrendim. Mısır ekmeğini öğrendim Karadeniz’den. Mezgit’i öğrendim, her şeyi öğrendim. Çok güzel bir mahallemiz vardı Ganita. Hala Trabzon’da Ganitalı kardeşlerimle yeni ilişkilerim devam ediyor. Orada 5 sene kaldıktan sonra babam bu sefer Bursa’ya tayinini istedi. İşte büyük teyzem, bütün akrabalarımız orada oldu. Şimdi Bursa’ya tayin olduk. Ortaokul ve liseyi Bursa’da okudum. Bursa Çelebi Mehmet Ortaokulu ve Cumhuriyet Lisesi’nde okudum. Ortaokul 2. ya da 3. sınıf. Ya da sanıyorum Ortaokul’un 2. sınıfındaydı. Okulumuzun tiyatro salonunda…
Kemalettin Tugcu’nun böyle insanı ağlamaktan perişan eden müthiş bir dramıyla… tiyatro oyun olarak oynama düşüncesi geçti içimizden. Yapalım mı yapmayalım mı derken rehber öğretmenimizin nezaretinde o dramı… biz tamamen komedi haline getirerek oynandık ve okulda çok büyük bir coşkuyla karşılandı. Sonrasında da hocalarım ya senin madem böyle bir yeteneğin var… sen niye tiyatro kurslarına gitmiyorsun diyerek…
beni hep tiyatro kurslarına gitmem konusunda yönlendirdiler. Aileme de bu konuda hakikaten baskı yaptılar. Ya bu adamda tiyatro yeteneği var bu adam tiyatro kurslarına gitsin. İşte Bursa Devlet Tiyatroları’nın açmış olduğu tiyatro kursları var. Neden oraya göndermiyorsunuz diye. En nihayet kurslara başvurduk. İki resim verdik, destikalık resim. İşte imtihanda şunu yapacaksın, bunu yapacaksın anlattılar. İmtihana gittik.
Hatırladığım kadarıyla 30 kişiyi alacaklardı çocuk ve gençlik tiyatrolarına. Ama 150-200 kişi falan başvurmuştu. Devlet Tiyatroları’nın faesinde. Bakıyorum ama etrafımdaki adamların hepsi benden çok daha büyük adamlar. Yani 19 yaşında adam var, 21 yaşında adam var. Ben daha 15-15,5 yaşlarımdayım. Orada bir baktım böyle bir kendi yaşıma uygun, benim çapıma uygun, sarı, kıvırcık, bilge gibi gözleri olan biri var.
Gittim yanına kardeşim dedim, merhaba sen de mi imtihana gidiyorsun? Evet kardeşim ben de imtihana gidiyorum. Erkan Canla ilk defa orada tanıştık. İkimiz bununla beraber böyle kıyıda köşede iki çocuk olarak duruyoruz. Millet imtihana giriyor, çıkıyor oda tiyatrosu gibi bir yerde imtihan yapıyorlar. Biz de girdik, bizim ikimizi çağırdılar önce Erkan’la siz bir gelin falan diye. Komisyonda da böyle devlet tiyatrolarının ağır topları var. Rahmetli işte Ali Cengiz Çenek var, Yalın Tolga var, Feyha Çenek var, Sevinç Aktanser Çetinok var, Kenan Işık var. Bize dediler ki yavrum siz kurslara başvurmuşsunuz ama sizin yaşınız 18 yaşın altında. Çünkü bu kurslara gelen insanların hepsi 18 yaş ve üzeri olan insanlar ve üstelik meslek sahibi olanlar var. Yani avukat olan var, işte herhangi bir bankada çalışan genç bir hanımefendi var. Onlar da gelmişler kurslara. Nasıl olacak bu iş falan dediler.
Kenan Işık sağ olsun, Kenan abi dedi ki yav dedi çocuklar buraya kadar gelmişler. Biz zahmet etmişler hiç olmazsa çocukların dediği imtihan parçalarını bir görelim, deneyelim. Yarın öbür gün oyunlarda çocuk oyuncuya ihtiyaç olur, genç oyuncuya ihtiyaç olur. Hiç olmazsa çocukların bir performanslarını görelim dediler. Biz de Erkan Can’la bir performans sergiledik. O hazırladığı bir şeyler yaptı, ben yaptım falan. Çok beğendiler tamam dediler çocuklar sizi resmi olarak kurslara alamayız ama
gayri resmi olarak bütün kurslara misafirimiz olarak gelebilirsiniz dediler. Bizim de böylece tiyatro aşkını adamlar içimize soktular. Kurslara gittik ben zaten. Kursa başladıktan bir ay sonra Devlet Tiyatroların Ankara turnesinden gelen çok büyük bir oyunda bir hafta bir rol oynamaya şansı yakaladım. Ne kadar güzel bir tesadüf ki Devlet Tiyatroların da ki profesyonel oyunda ilk sahneye çıkışım. Üstadımız Pirimiz Nur Bey’in de oynadığı bir oyundu. Tilki ve Üzüm oyunu. Oyunda sevgili Zafer Ergin abim oynuyordu, Melek Baykal oynuyordu, Şükrü abim vardı o oynuyordu, Alpayız Bırak oynuyordu, Nursuvaş oynuyordu. Ben de orada Şükrü abi evin kölesini oynuyor, ben de kölenin oğlunu oynuyorum, küçük köleyi oynuyorum Afrikalı birine. Nur Bey de böyle Ramalı, Etekliymiş, Ehlihmih diye attıran bir imparator da orada.
Kuliste devamlı bana soruyordu yavrum sen tiyatrocu olmak konusunda ciddi misin? Evet abi istiyorum diyordum, açlıktan ölürsün yavrum. Kendini adam gibi bir iş tut. Bizim halimizi görüyorsun deyip bana sürekli üstüme çalışıyordu. Biz kurslarda giderek arkadaşlığımız dostluğumuz daha da ilerledi ilerledi.
Yani insanın hayatında belli yaşlarında arkadaşları dostları olur. Bir de düşünürsün ki tarihte şöyle bir geriye baktığında en eski arkadaşın kim? Bir düşünüyorum benim en eski arkadaşım Erkan Can. Onunla olan arkadaşlığımız yaklaşık 45 yıldır devam ediyor. Erkan Can’la bizim evlerimiz de birbirine yakındı. Babasını rahmetli babası Cafer Hoca’yı tanıyorum, anasını tanıyorum.
Babası çok kıymetli bir öğretmendi. Köy enstitülüleri mezunlu bir öğretmendi. Benim babam da devlet memuru. Biz artık öyle bir hale geldik ki biz Erkan’la beraber bazen Erkan benim evimde kalıyor. Ben onun evinde kalıyorum. Sürekli hep gidiyoruz geliyoruz hep böyle bir hareket halindeyiz. O arada da tek isteğimiz kardeşim şu liseyi bir bitirelim. Hayırlısıyla devlet konservatuvarları imtihanlarına girelim. Devlet konservatuvarlarından sonra da eğer mümkün olabiliyorsa
devlet tiyatrolarına ya da şehir tiyatrolarına oyuncu olarak girmek. O yıllarda cepte para yok. Öğrenci his doğal olarak. Yaş 18’e gelmiş iş yok güç yok hala konservatuvarı kovalıyoruz. Babamdan kalma babamın zaten bin bir borç harçla aldığı bir tane Renault 12 var. O devirde biliyorsunuz araba olmak o kadar zordu ki arabayı. Sıraya giriyordun. 3 sene sonra sana sıra geliyordu.
Diyelim ki arabayı almak için 25 bin lira para yatırmışsın. 3 sene sonra diyorlardı ki paşam arabanın fiyatı şu anda 117 bin lira. 117 bin lirayı rica edeyim. Eğer 117 bin lirayı veremiyorsan arabayı galeriye satıyordun. Böylece piyasada 25 bin lira 27 bin lira olan yerli araba hiç sıraya girmeden galerilerde 150 bin liraya 200 bin liraya falan öyle paralara satılıyordu.
Babamdan daha borç harç o arabada var fakat arabaya koyacak benzin para bunlar ne olacak nakintoş sıkıntısı var. Oradan 3 kuruş buradan 5 kuruş arabaya 50 lira para koyuyoruz cebimizde de 50 lira. O zamanın Bursa’sı Bursa da o kadar güzel bir kentti ki be kardeşim yani burada kusura bakmayın ama bunu da söylemek zorundayım. Şu Bursa’nın tam ortasına böyle bir Toki konutları koydular ya şöyle şu bardak gibi. Onunla işte Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun böğrüne ancak böyle hançer sokulabilirdi. Belki bu yayını izleyen sevgili büyüklerim hani bu şikayetimi biraz dikkate alırlar da şu Osmanlı İmparatorluğu’na baş şehir olmuş, başkent olmuş Bursa’nın böğrüne şöyle dikilmiş dikilmiş o Tokileri komple silme bir yıkar geçerler de hiç olmazsa eski Bursa’nın tarihi dokusunu görürüz. Çünkü Bursa gerçekten çok kıymetli bir kent şöyle kıymetli bir kent o kadar bereketli bir kentlik hakikaten adı gibi Yeşilbursa’ydı. İlerleyen yıllar içerisinde Yeşilbursa’nın ovaları falan hepsi bitti. Oralara inşaatlar inşaatlar inşaatlar giderek Bursa göç dağıldı yürüdü yürüdü açıldı gitti büyüdü. Ama bizim zamanımızda Bursa gerçekten orta ölçeğinde altında küçük zarif bir kentti.
Biz Yeşil Kahvesi’nden çıkıp Setbaşı postane arasında şöyle bir volta atıp tekrar gidip gelinceye kadar en az 100 kişiye selam verirdik. Çünkü herkesi tanıyorduk herkes de birbirini tanıyordu. O devirde de Erkan Can’la beraber babamın arabasını aldık arabaya 50 lira benzin koyduk işte cebimizde de böyle sınırlı miktarda bir para var.
Erkan dedi ki kardeşim benim canım çok sıkkın benim malı canım neyden eğenim dedi tamam neyden eğenim dedik. Anladığım kadarıyla bir ufak bir gönül işi var. Onu konuda açılmak istiyor ben de bana diyor ki iki demiri alalım onunla yoluna çıkalım gülüm. Orada bir dertleşelim ben de sana açılayım diyor tamam dedim ben de.
Biz yolda bununla gidiyoruz ufak ufak konulardan bahsetti fakat anladım ki kızın haberi yok Erkan’ın sevdiğinden. Hatta kendide söyledi dedi ki öküz sevden çekiyor ineğin haberi yok kardeşleri. Ve şeyi çok severdi Kenny Rogers çok severdi Erkan. Kenny Rogers’ın da kasetini bulmuşuz onu dinliyor falan böyle arabada. Dedik oğlum tophanenin tarafından yukarıya doğru vur dedi üst taraftan maksem tarafından bursallar verirler. Pınarbaşının yanından Uludağ yoluna doğru çıkalım kireç ocakları işte yedinci kilometre falan orada duralım bursa mandırası var tamam dedik. Buradan sağa gir buradan sola gir. Umuraları amucumun içi gibi bilirim kardeşim benim bütün çocukluğum geçtiğim buralarda geçti dediği için. Onun rehberliğinde maksem tarafından Pınarbaşı sağa dön sola dön oradan git buradan git derken tam Pınarbaşı mezarlığın önüne geldik. Bir baktık haka önümüzde bir tane cenaze gidiyor. İmam en önde arkasında da 4 kişi var başka kimse yok Meftan’ın arkasında. E şimdi arabayla tam bunların arkasına gidip dadadad didididit hani yol verin çekinin gidelim demek olmaz yani çünkü cenazeye saygısızlık bizde bekledik.
Yavaş yavaş bunlar önümüzden gidiyorlar bizde böyle arabayla yavaş yavaş arkalarından gidiyoruz. Baktım üzüldüm içim acıdı ya. Olan dedim yazık be dedim Erkan. Bak dedim adamın dedim kimsesi yok ya. Dört kişi dedim herifin cenazeyi kaldırıyor. Vallahi öyle mi oğlum dedi. Yazık lan dedi. Adamın dedi. Yatmeden hiç seveni de yokmuş demeyin iman hanı dedi. Dedim ki Erkan rahmetli hanımefendi hep derdi ki bir cenazenin arkasından 40 adım taşırsan 40 yıl sevabı vardır yavrum.
Gel dedim şuna bir el atalım be. Adanım kardeş dedi. Biz arabayı hemen sağa yanaştırdık. Kapıları kitledik. Cenaze corteciye yavaş yavaş giderken biz Erkan’la beraber yanına doğru hamle yaptık. Birimiz sağdan birimiz soldan. Şimdi bizim biliyorsunuz İslami cenaze kurallarında tabut taşınırken önden girersin tabuta. Önden el verirsin bir müddet taşırsın bir başkası isterse ona devredersin. Sen arkadan taşırsın çıkardın dönüşümlü olarak taşırız. Biz de şöyle düşündük. Dört kişi taşıyorlar ikide biz geldik takviye altı. Hiç olmazsa mezarlığın kapısına kadar altı kişi dönüşümlü olarak taşırız. Cenazeyi böylece biz de sevaba gireriz diye düşündük. Ben öndeki adama ver birader dedim. Adam dedi ki al birader hayırını gör dedi. Allah razı olsun dedi. Tabut’u benim omuzuma koydu. Öbürü de Erkan’ın omuzuna koydu.
İki adam tophane yokuşundan aşağıya koşarak kaçtılar. Kaldık mı cenazenin başında dört kişi. Ondan sonra hep taşıyoruz imam da önde. Abi o arada bir yağmur başladı mı?
Önce böyle çıp çıp yakıyordu ondan sonra bir şşşt sonra herhep döndü taşıyoruz. Ya öbür arkadaşlar nerede falan filan diyoruz. Cenazeyi arkadan taşıyanlar diyorlar ki onlar kaçtılar abi diyor falan. Hem taşıyoruz hem de muhabbet edip mevzuyu anlamaya çalışıyoruz ne oldu diye.
Sonradan anladık ki bu taşınan defnedilmeye götürülen cenaze sahipsiz bir cenazeymiş. Sokakta ölü olarak bulmuşlar. Belediyede bunu defnedecek mezarlıkta böyle gariban olduğu için ona bir yer bulmuşlar. Cenazeyi yıkamışlar mıkamışlar her şey hazır ama taşıyacak eleman lazım. Adamın da kiri kimsesi yok. Pınarbaşı kahvesine gelmişler okey oynayan çocuklara demişler bir çocuklar bir cenaze var. Camide namazı kılınacak Pınarbaşı mezarlığına defnedilecek adam başı da 100 kağıt kim gelir ben ben ben ben. Dört tane tarihli yüzer kağıdı cebine koymuş bizim gibi iki tane keriz de ver kardeş biz taşıyalım diye. Adamların yükünü aldık arkadakilerin şanssızlığı bizim gibi iki keriz daha olsa bırakıp gidecekler zaten. Abi şimdi Pınarbaşı mezarlığı da böyle yokuş yukarı yani.
O yokuş yukarı mezarlıkta ayaklarımız kayıyor böyle çıkıyoruz. Her yokuşun bir ilişi var aşağıya doğru iniyoruz tabut arkadan devamlı böyle kafamıza vuruyor. Ayaklarımız kayıyor. Allah’ım yarabbim geldik bir de tabii garip ya gariban ya. Mezarlığı aynalı yerde de değil ta karşı duvarın dibinde mezarlığın sonunda. Oraya kadar gittik gittik gittik Allah’ım yarabbim ayaklarımız çamur içinde donumuza kadar ıslanmışız. Böyle bir yağmur yok yani. Diyorum ki en azından hani mezarlığa doğru yaklaşınca o da hiç olmazsa mezarlıklar da oradadır. İki kürekle de adam abi geldik mezarlıkta da yok. Tahtaları koymuşlar iki üç tane de kürek var. Hoca da bize bakıyor evet hadi açın tabutun kabağını.
Erkan’a baktım Erkan dedi ki oğlum onu ne oldu artık mi? Murdan nereye kaçıyorsun? Madem bir sevaba girdik yapacağız gerekeni dedi. Tamam dedi tabut açıldı biz Erkan’la beraber mezarı atladık. O yüzer kağıt alan iki dallama onlar yukarıda ha mezara da biz atladık tabunun içinde.
İmam oradan tarif ediyor işte diyor sağ yatırın altına toprak koyun tahtaları koyun falan filan. Küreklerle, büreklerle her şeyi bir güzel yaptık bütün defil işlemlerini bir de başında duasını etti. İmam dedi ki Allah razı olsun oğlum falan filan dedi. Mezarlıktan zaten o iki tane olan hemen kaçıp gittiler koşa koşa. Erkan’a dedim ulan nasıl bizi maddeçye düşürdüler herifler dedim ya böyle tuzak mı olur dedim ya. Erkan dedim boş ver onu. Onlar şimdi var ya kahvede on dakikada aldıkları parayı tokatlanırlar onların elinden. Miske babamızın yaptık. E peki Erkan abi ne yapacağız? Uludağ yoluna gidecektik çamur olduk. Ne onu da hemen gidelim eski kaplıca ya bir yıkanalım kendimize gelelim. Akşama bakarız dedi. Tamam dedik. Gittik yıkandık mukandık hakikaten tekrar döndük yeşil kahveye. Arkadaşlarımız orada ya oradan bir mahvere gitseydik bir Haluk Bilardo’ya uğrasaydık. Mekanlarımız var hep bursa da gittiğimiz. Neyse Erkan birilerinden bir şey buldu ben birilerinden bir şey buldum. Bir parayı denkledik çıktık Uludağ yolunda bir restorana. Hem oturup dertleşeceğiz hem de birbirimizin bet edeceğiz. Hem de Erkan’ın derdi nedir tasası nedir onu anlamaya çalışacağız. Yiyoruz içiyoruz konuşuyoruz falan. Mekan sahibi geldi saat 12’de burası kapanıyor dedi. Allah Allah. E ne yapacağız? Öyle abi 12’de kapanıyor. E 12’de kapanıyor da bizim daha konuşacağımız çok şey var dertleşeceklerimiz bitmedi. Ne yapacağız dedim Erkan’a.
Vallahi ne yapalım abi? Mudanya’ya gidelim ya dedi. O zamanlar Mudanya’da deniz kenarında Espan Necdet diye bir yer vardı. Tavernaydı. Hem de restorandı. İçeride de klavye de Fırat diye bir çocuk vardı. Eğer bizi izliyorsa kulakları çığ nasıl müthiş çalıp söylüyor.
Tamam dedim oraya gidelim. Niye? Çünkü orası sabah 5’leri 6’lara kadar açık. Adamın ruhsatı var turistik ruhsatı var. İyi dedik arabayla beraber atladık. Hafif alkolü yiyiz ama gittik oraya kadar. Baktık o Fırat coşturuyor milleti falan. Biz de oturduk. Onu iç bunu iç bunu iç. Olduk Ankara’da şarmudu gibi. Şimdi tabi her gidişin bir de dönüşü var.
Erkan’a dedim ki Erkan nasıl döneceğiz dedim Bursa’ya. Ne demek nasıl döneceğiz? Geldiğimiz yoldan geri gireceğiz. Dediğim geldiğimiz yoldan geri gideceğiz ama. Reno fabrikasının önünde polis çevirmesi var. Bursa tabi küçük yer olduğu için hemen millet birbirini uyandırırdı. Cuma ve cumartesi günleri şuralarda çevirme olur. Şu saatte olur. Uludağ yolundan inişte olur. Bursa Mudanya arasında Reno fabrikasının önünde olur.
Alkol bayanesi yaparlar şöyle olur böyle olur falan biliyoruz. Erkan’a dedim ki Erkan Reno fabrikasının önünde hep çevirme olur. Günlerden çünkü ya cuma ya cumartesiyle. Sen merak etme oğlum. Ben hiç dedi bana merak etmedi. Tamam dedim. Biz bununla beraber sabaha karşı böyle dört müdürü neydi? Arabaya bindik. Kullanabilecek misin oğlum dedi. İlim kullanırım. Tamam yavaş gidelim. Acelemiz yok. Tamam yok. Çıktık Mudanya’dan eski Mudanya yolundan böyle bir yokuşlar mokuşlar çıkıldı. Tekrar aşağıya doğru inildi. Bademli kavşağından geçtik. Şöyle bir sağa doğru mail verdim. Bir baktım 1,5-2 kilometre ileride polis lambası yanıyor. Erkan’a dedim ki şey indi seçti. Polisler dedim orada bizi çevirecekler. Merak etme oğlum. Burası Hürriyet Mahallesi. Benim mahallem avucum gibi minirim ben buraları. Korkma. Gümseden. Solan öne oğlum. Düz git. Önünde bir meydan göreceksin. Onun önünden dövmeyin. Soldan içeriye. Kimseler yok Hürriyet Mahallesi’ne abi. Sağa gir sola gir oraya gir buraya gir. Ben şimdi seni önümeyene çıkaracağım ki dedi polis arabaların burada ya. Bunu böyle 500 metre oynarsın otobana çıkacağız oradan devam edeceğiz dedi. Bitti dedi. Tamam benim. Oraya buraya zık diye otobanın üstüne çıkardı beni. Şimdi dedi devam et oğlum dedi.
Bak gazladık. Kedi racırsı da açtı böyle yanmadı arabada. Gidiyoruz gidiyoruz gidiyoruz. Allah’ım bir türlü Bursa’ya gelemiyoruz. Ya diyorum bu kadar uzak değildi Bursa. Tamam hani hafif kafamız iyi diye arabayı da itidarlı kullanıyoruz ama yani çoktan Bursa’ya gelmemiz lazım. Abi bir baktım Mudanya 5 kilometre yazıyor. Öbür şeritten tekrar karşı yola geçmişiz. Mudanya’ya geri gelmişiz gittiğimiz yere.
Erkan dedim tekrar Mudanya’ya geri geldik ne olacak dedim. Bir şey söyleyeceğim yine. Sabah senin mesain var mı? Fırın mı açıyorsun oğlum? Bakkal mı açıyorsun? Ne bu acıya da. Nasibimiz bu kadarmış. Çek dedi arabayı sağa. Zeytinliğin dibinde uyuyalım. İtaat etti hemen tük tük. Uyuduk.
Saat 11 de kalkıp tekrar Bursa’ya geldik. Sevgili arkadaşım benim can dostum, 45 yıllık dostum. Erkan Can’a buradan selamlar. Sevgiler olsun. Seni çok seviyorum Erkan.
Ama seninle ilgili daha anlatacağım çok şey var.