Vedat Muriqi Hikayesi | “ÖZLEDİĞİN HER NE VARSA”
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8JfnOzLxoT0.
İnişler, Çıkışlar Böyle dönemler hepimizin hayatında vardır. Bazen inişler öyle uzun sürer ki, İz zamanları güzel hatıralar olarak anımsamaktan ziyade, büyük bir özlemle, acaba ne zaman gelecek o eski günler diye hatırlarsın. Bazen öyle uzun sürer ki, umutsuzluğa kapılırsın. Belki inancını kaybedersin. Sonra bir tane adam çıkar, sanki o kabus gibi geçen günlerde görmek isteyip de göremediğin hız, tutku, azim, mücadele her ne varsa hepsinin ete kemiğe bürünmüş hali gibidir.
Yeniden inanmaya başlamak o kadar kolay olmuştur ki, şunu anlarsın, aslında o ruhu, o ateşi hep içinde taşımışsındır onca zaman.
Ama sadece yeniden ateşleyecek, kibriti çakacak birine ihtiyacım vardır.
Vedat Muric, 24 Nisan 1994 Pryzen Kosova doğumdu. Kosova dediğime bakmayın, Pryzen aslında Vedat’ın doğduğu o yıllarda halen eski adıyla Yugoslavya toprağıydı. Yugoslavya, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılın başlarında Ölgedeki hakimiyetinin sona ermesiyle birlikte kurulan 250.000 km² yüz ölçümü ve 12 milyonu aşan nüfusuyla birçok farklı etlik kökeni içinde barındırmış,
2. Dünya Savaşı sırasında Almanların işgaline uğramış ve 1990’da ülkeyi oluşturan etnik grupların merkezi yönetime başkaldırması sonucu dağılmış, parçalanmış ve tam 8 tane yeni devlet ortaya çıkarmış bir ülke. Kosova, işte bu Yugoslavya’nın parçalanmasıyla birlikte kendisine tanınan özellik hakları bile geri alınmış ve Sırbistan’a bağlanmış. Kosova Kurtuluş Ordusunun başlattığı mücadeleyle 1998’de önce topraklarını işgalden kurtaran, 1 yıl sonra özelliklerini geri kazanan ve 2008’de bağımsızlığını ilan eden küçük bir ülke. Bugün bazı devletlerin halen bağımsızlığını tanımadığı, kabul etmediği bir ülke. Prizem, Kosova’da Türklerin ağırlıklı olarak yaşadığı, Türkçenin yaygın olarak konuşulduğu ülkenin iki büyük kentinden birisi. İşte Vedat, neredeyse 100 yıldır barışın, huzurun hiç uğramadığı bu topraklarda büyümüş bir çocuk. O coğrafyada büyüyen her çocuk gibi şiddet, kan, kavga, çatışma, kısacası savaşın getirdiği tüm yıkım, yoksulluk ve acıyla yoğrulmuş bir adam. ”Coğrafya kaderdir” derler, doğrudur kimse doğduğu toprakları seçemez. Ama Vedat, kaderini kendi elleri arasına almayı başarmış, belki biraz şanslı ama büyük oranda bulduğu şanslara sıkı sıkıya sarılan, mücadele eden, çalışmaktan yılmayan, yorulmayan, vazgeçmeyen ve bu karakterini de futboluna yansıtmayı başarmış gerçek bir savaşçı. Vedat çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor. Ailemle birlikte sık sık göç etmek zorunda kalırdık. Bazen bir odada 50-55 kişi birlikte yaşamamız gerekirdi. Günlerce petrişelerin üzerinde uyuduğumuz olmuştu. Ben hayal meyvel hatırlıyorum. Ne zaman karnım acıktı desem annem hep ağlardı. Sonradan anladım ki, meğer bize verecek yiyecek bir şeyleri olmadığı için ağlarmış. Ona minnet borçluyum. Karnımız her acıktığında bize soğan ekmekle kandırıldı. Çayı şekersiz içer, mutlu olmamız için artan kesme şişesiyle yıkılır. Mutlu olmamız için artan kesme şekerleri bize verişti. O dönem sırp askerleri Kosova’daki evlere baskın yapar erkekleri toplayıp götürürdü. Onları ya ağır işlerde köle gibi çalıştırır ya da işkence edip öldürürlerdi. Bir gün bizim evi de basmaya geldiler. Anneme ne oluyor diye sordum. Tatile çıkıyoruz diye cevap verdi. Allah’tan ki bize denk gelen sırp askerleri insaflıydı ve başımıza bir şey gelmedi. Ama savaş bitinceye dek iki yıl boyunca evimizden uzak kaldık. 7 yaşındayken babamı kaybettim.
Ancak inatçılık, vazgeçmemek bizim gibi Balkan insanlarının genlerinde var bu. İşte ben bu sayede bu günlere geldim. Çocukluk yıllarıma dönüp bakınca şu an yaşadığım hayata şükrediyorum. Bunu hayal bile edemezdim. Savaş sonrası spora teşvik edilen Kosovalı çocuklar gibi Vedat’la futbolla 9 yaşında ülkesinin Lirya takımında tanıştı. Onu futbolla yönlendiren annesi olmuştu. 2011 yılında 17 yaşında profesyonel oldu.
Ardından Teotop ve BESA takımlarında birer yıl oynadıktan sonra 2014’te Eskişehir Sporla deneme idmanlarına çıktı. SSS Sözleşme imzalayan Vedat, Ağustos 2014’te Karadeniz ekibi Giresun Spora kiralık gitti. O sezon 32 maçta 6 golu imza atarken ertesi yıl bonservisi alındı. Ve 1 puan farkla playoff’u kaçıran Giresun Spor da 33 maçta 17 gol kaydederek gol krallığında ikinci sıraya aldı. Temmuz 2016’da 500.000 euro bonservis bedeliyle gençler birliğine transfer olan Müric, Ankara’da geçirdiği 1.5 sezonda sönük bir performans sergiledi. Ve 48 resmi maçta 7 gol atabildi. Kendisini ilk olarak o dönemde izleme fırsatı bulmuş ve açıkçası ben çok beğenmemiştim. Fakat Vedat için kariyerinin kırılma noktası tekrar Karadeniz’e dönmesi oldu. 2017-2018 sezonunun devre arasında bir alt dikle mücadele eden Rize Spora transferi olan Müric,
burada çıktığı 16 maçta 8 gol 3 asist kaydederek takımının şampiyon olarak süperlik bileti alınmasına yardımcı oldu. Ertesi yıl süperlikte ligin ilk yarısı sona erdiğinde Vedat’ın gol hanesinde 17 maçta 5 gol yazıyordu. Eğer siz de benim yaptığım hatayı yaptıysanız, yani onu sadece benim gibi gol rakamlarına bakarak değerlendirdiyse sanırım siz de aynı şeyi düşünmüşsünüzdür. Sanki süperlik seviyesinde bir santrafor değil de bir alt ligde kral olacak bir oyuncu izlenimi vermişti bana. Ama gerçek bu değilmiş.
Ligin ikinci yarısına Okan Brugge’la başlayan Rize Spora da Vedat Müric kendini buldu. Forma giydiği 17 maçta 12 gol ve 6 asist üreten Vedat Müric, onun üzerine kurulu bir sistemle ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu ispat etmiş, başta ben olmak üzere çok kişiyi de utandırmıştı. Aynı zamanda ligin ilk yarısı sona erdiğinde 12 puanla ligin dibine demirlemiş olan Rize Spora’nın kümede kalmasında da başrolü oynayan adam oldu. Müric sezonu 34 maçta 17 gol ve 8 asistle tamamlarken İstanbul kulüplerinin ağzı sulanmaya başlamıştı bile. Yaz transfer sezonu açıldığında Vedat’ın Rize’den ayrılacağı kesinleşmişti çünkü sezon sonunda sözleşmesi bitecekti ve Rize Spor ondan para kazanmak istiyordu. Transfer esir uzadı da uzadı. Kulüp elbette onun için en iyi teklifi almaya çalışıyordu. Galatasaray’ın da ciddi bir ilgisi bulunmasına rağmen Vedat yarışını kazanan fena bahçe oldu.
Başlangıçta yani onu sahada görünceye kadar bazı fenerbahçelilerin de içinde bulunduğu bir grup ona hala şüphe ile yaklaşıyordu. 3,5 milyon euroluk bonservis bedelini pahalı bulanlar hatta Vedat’ın yalnızca Galatasaray’a transfer çalımı atma motivasyonu ile alındığını düşünenler vardı. Fakat Vedat hazırlık maçlarından itibaren şunu çok net bir şekilde gösterdi ki aslında bir büyük takımda oynamak için gereken tüm karakteristik özelliklere sahipti.
Fenerbahçe taraftarının uzun süredir hasret kaldığı, formasını terden sırıl sıklamadan, skor ne olursa olsun her an her saniye mücadeleye devam eden, çalışan, çabalayan, pres yapan, isyan eden bir oyuncu profili. Sanki bir önceki kabus sezonda takımda eksik olan her ne varsa hepsini sahaya getiren, fenerbahçeye ihtiyacı olan inancı ve motivasyonu sağlayan özel bir adam. Gelelim oyuncu özelliklerine. Fenerbahçe’de oynamanın ne demek olduğunu, esas önemli olanın buraya gelmek değil burada kalıcı olmak olduğunu çok net anlamış Vedat. Bu yüzden yazın çok çalışmış olmalı ki sezonu da bu sebeple çok formla girdi. Şunu baştan söylemek lazım Vedat tam bir ritim oyuncusu. Öz güveni hem kendi fiziksel durumu hem de takımın geri kalan parçalarının performansı ile çok ilintili. Hem onun hem de takımın bu kadar erken form tutmuş olmasına bakarsak belli bir dönemde formunun az da olsa düşeceğini hatta belki de kısa süreli gol orucuna gireceğini söyleyebiliriz. Fakat Vedat’ın güzelliği gol atmazken bile çok faydalı bir oyuncu olması. Takım kötü durumdaysa belki o da etkisiz gözükebilir ama eğer takım genel olarak iyi durumdaysa Vedat hiçbir zaman takımı aşağı çeken unsuru olmayacaktır. Dediğim gibi öz güvenine ve formuna bağlı olarak son vuruş kalitesi biraz gidip gelebilir belki ama Vedat Fenerbahçe’nin geçen sezonki en büyük iki problemine direkt olarak ilaç olan türde bir oyuncu. Birincisi savunmanın oyun başlatma problemi. Fenerbahçe ayağı pastarla savunmadan oyun kurma konusunda sorun yaşadığı zaman rahatlıkla topu Vedat’ın vücuduna doğru atıp takım halinde ileri çıkabilir. Vedat 1.94’lık boyu ve güçlü fiziğiyle bu tip hava toplarını çok rahat alabildiği gibi sadece takımı aşağı çeken unsuru olmalı. Hava toplarını çok rahat alabildiği gibi sadece hava topu mücadelesini kazanmakla kalmayıp topu arkadaşlarına isabetli bir şekilde oynayarak büyük bir probleme kökten çözüm üreten cinslen bir oyuncu. 2. Soruna yani oyunu rakip yarı sahaya yıkıp yerleşerek hücum etmek konusunda da oldukça faydalı çünkü muhtemelen ligin en iyi sırtı dönük oynayan santraforu. Üstelik meziyetleri bununla da sınırlı değil. Topun rakibiye geçtiği anlarda zaman zaman kendi birinci bölgesine kadar depar atıp sağ veya sol bekine yardım eden, tutkusu, enerjisi bitmek, tükenmek bilmeyen bir pres makinesi. Bu fedakarlığı sayesinde arkasındaki kruze ve hatta kanaatlardaki oyuncuların zaman zaman göstereceği defensif zafiyeti de ortadan kaldırmak için çalışan, çabalayan profilinde santrafor yazmasına rağmen aynı zamanda takımın en iyi savunma oyuncularından biri olmayı da becerebilen, takımını resmen 12 kişi oynatan ve eşinin söylediğine göre çiğ etle beslenen 3,5 milyon euroluk sudan ucuz bir canavar. 3. Vedat ve onun gibiler için savaşmak bir yaşam tarzı. Fenerbahçe onunla ne kazanacak şimdilik bilemiyoruz. Ama yüzünden hiç eksik olmayan o açlık ifadesiyle Vedat bir şeyler kazanıncaya kadar durmaya niyeti yokmuş gibi gözüküyor. Ve Fenerbahçe bir şeyler kazanacaksa Vedat ve onun gibi oyuncular sayesinde kazanacak. Bunlarla değil. Çünkü her ne kadar bir hikayenin en güzel yeri mutlu sonla biten o son bölümü olsa bile onu asıl güzelleştiren önceki sayfalardır.
Tıpkı bir zaferi yücelten şeylerin onu kazanmak için dökülen kan terve gözyaşları olduğu gibi ve Vedat’ın hepsini son damlasına kadar dökeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.