Türkiye’de Neden İyi Transferler Yapılamıyor? İŞTE 5 SEBEBİ #5EBEP

Türkiye’de Neden İyi Transferler Yapılamıyor? İŞTE 5 SEBEBİ #5EBEP videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yBiiAn4c3Gs. Hastalık bu futboldan hepinize merhabalar. Geçen eski videoları karıştırıyorum, güncellenmesi gereken bilgileri, kapak fotoğraflarını bir elden geçiriyorum. Biliyorsunuz artık daha çok boş vaktimiz oluyor. Eski videoları kontrol ederken bir şey dikkatimi çekti. Uzun süredir yapmadığımızı fark ettiğim bir…

Türkiye’de Neden İyi Transferler Yapılamıyor? İŞTE 5 SEBEBİ #5EBEP

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yBiiAn4c3Gs.

Hastalık bu futboldan hepinize merhabalar. Geçen eski videoları karıştırıyorum, güncellenmesi gereken bilgileri, kapak fotoğraflarını bir elden geçiriyorum. Biliyorsunuz artık daha çok boş vaktimiz oluyor. Eski videoları kontrol ederken bir şey dikkatimi çekti. Uzun süredir yapmadığımızı fark ettiğim bir format var. Üstelik çok da başarılı olmuş. Bugüne kadar Pep Guardiola ile ilgili yapmışız, Fatih Terim ile ilgili yapmışız, Trabzonspor’un Fenerbahçe’yi neden sevmediğini, Galatasaray’ın Kadiköy’de neden kazanmadığını yapmışız. Evet, best sebeb formatından bahsediyorum. Futbolla ilgili sorular sorup kendimizce best sebebini bulup, başlıklar halinde size sunduğumuz bir format. Bu bölümde başlıktan da bildiğiniz üzere, Türk takımları neden iyi transer yapamıyor diye sorduk kendimize. Hazırsanız lafı daha fazla uzatmadan hemen sebeplere geçelim. Maalesef futbol artık endüstriyalleşti ve duygusal bir oyun olmaktan çıkıp tamamen duygusal hale geldi. Günümüzde futbol, spordan öte bir sektör ve hepinizin bildiği üzere, transer demek para demek. Transer demek para harcamak demek. Yani bir transerin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan temel taş nakit. Yoksa ligin kalitesiymiş, ülkemizin imajı iyiymiş. Bunlar hep fasa fiso. Parayı verenin düdüğü çaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Nice büyük futbolcuların sırf para için Çin’e gittiğini, nice büyük yıldızların daha fazla kupa kazanmaktansa,
daha fazla para kazanmayı tercih ederek tarihsiz kulüplerde oynadığına çokça kez şahit olduk. Öte taraftan ülkemizin ekonomik anlamda dar bir boğazdan geçiyor olması hepinizin malumu ve haliyle bu durum futbol kulüplerini de etkilemiş durumda. Türk futbol kulüplerinin kuruldukları günden bu yana daha önce hiç ulaşmadığı kadar büyük boyutlara ulaşan bir nakit sıkıntısı söz konusu. Finansal fair play kurallarıyla gelir gider dengesi oluşturmak zorunda olan kulüpler ciddi anlamda köşeye sıkıştı.
Buna bir de durmadan artan döviz kuru eklenince transfer yapmak Türk takımları için çok riskli ve çok iyi düşünülmesi gereken bir hale geldi. Eskiden ya tutarsa niyetiyle yapılan 3-5 milyon euroluk transerler artık büyük bir lüks. Hem ucuzunu almak zorundasınız hem iyisini hem de karavana atma şansınız yok. Bu işin bonservis boyutu bir de maaş boyutu var. Başta bahsettiğim kur etkisiyle birçok Türk kulübü bırakın transfer yapmayı oyuncularının maaşlarını zamanında ödeyemez durumda. Alacaklı futbolcuların yaptığı şikayetlerde FIFA’da en çok dosyası bulunan Sicili en kabarık ülke bizim ülkemiz. Hal böyle olunca ligimize transfer olacak oyuncular maaşlarını zamanında alamama korkusuyla ligimizi bir tercih olarak görmüyor. Evet temel sebep para. Öncelikle onu belirteyim. Paramız olmadığı için iyi futbolcular alamıyoruz. Avrupa kupalarında özellikle de şampiyonlar liginde mücadele eden kulüplerimiz oranın büyükleriyle karşı karşıya geldiğinde aradaki fark gerek bonservis gerekse maaş skalası olarak çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkıyor. Fakat bardağın dolu olan tarafına bakarsak gerek katma değer gerekse piyasada dolaşan para miktarlarını kıyasladığımızda UEFA sıralamasında bizim üstümüzde bulunan Ukrayna, Hollanda, Belçika, Rusya, Portekiz ve hatta Paris Saint-Germain’i çıkarırsak Fransa’dan bile büyük bir futbol ekonomisine sahip olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabi burada insanın kafasına bir soru takılıyor. Acaba tek sebep para değil mi? Acaba başka sebepler de mi var? Acaba biz mevcut parayı yeterince iyi yönetemiyor muyuz? Hani Shakhtar’ın, Porto’nun, Anderlet’in, Ajax’ın yönettiği gibi. Gelin bunun cevabını sebeb2’de verelim. Her zamanki gibi hiç eğmeden, bükmeden, değiştirmeden ve yumuşatmadan söylüyorum. Türk futbolunun en büyük problemi vizyonsuz, iş bilmez, planlama yeteneğine sahip olmayan
geleceği görme ve fırsatları değerlendirme konusunda analetik düzlemde düşünme yeteneği geliştirmemiş olan başkanlar ve yöneticilerdir. Bakın hiçbir kategoride dünyanın en iyi seviyesinde olmayabiliriz. Ama bu kategorilerin tamamında dünya seviyesinden çok uzakta da değiliz. İyi teknik direktörlerimiz var, futbolcularımız var. Her ne kadar çok eleştiriyor olsak da iyi hakemlerimiz bile var. Dünya standartlarında stadyumlarımız var, tribünlerimiz var. Altyapı ve antrenman tesislerimiz var. Olmayan tek şey, daha doğrusu dünya ile kıyasladığımızda futbol özelinde en kötü olduğumuz şey kesinlikle bu. Az önce bahsettiğim iş bilmez yöneticiler. Bir kere ülkemizdeki yöneticiler futboldan gerçekten anlamıyorlar. Evet bir yöneticinin görevi yönetmek, futboldan anlamasına gerek yok diyebilirsiniz. Sorun da burada zaten. Bu adamlar yönetmeyi bilmedikleri gibi futbolun bir iş kolu olduğunun da farkında değiller. Başarısızlık halinde
bir futbolcunun takımdan gönderildiğini çokça kez gördüm. Kötü sonuçlar neticesinde kovulan birçok teknik adam gördüm. Ama takım kötü durumdayken galiba ben yapamıyorum, sanırım bu işi yeterince iyi beceremiyorum diyerek istifa eden tek bir başkan görmedim. Futbolcu olmak için ne gerekli? İyi futbol oynamak. Teknik adam olmak için ne gerekli? İyi futbol oynatmak. Ya soruyorum size. Başkan olmak için ne gerekli Allah aşkına? Biraz godaman ol, paran olsun, şeklin olsun, ortamlarda ağırlığın olsun.
Hepsi bu. Bakın yanlış bir anlaşılma da olmasın. Burada sadece dört büyük kulübün başkanlarını kastetmiyorum. Baştan aşağı, ligimizde tüm kulüpleri kastediyorum. Ben bu ülkede at yarışı izler gibi hadi oğlum yürü oğlum diyerek maç izleyen başkanlar gördüm. Tek vasfının yaptığı galericilik mesleği sebebiyle zengin olmak olan bir adamın 25-30 milyon dolarlık bir kulübü yönettiğini gördüm bu ülkede. Sahibi olduğu işletmenin satın alma ve tedarik işlemlerini doğru düzgün yapamayan adamların
150-200 milyon dolarlık koca kulüplerin yönettiğini gördüm. İki kelimeyi bir araya getiremeyen adamların sırf varlıklı oldukları için milyonlarca taraftarı olan camiaların basın sözcülüğünü yaptığını gördüm. Bir dakika ya, konumuz transverti değil mi? Çok pardon. Eee anlattık işte. Daha fazla bir şey anlatmaya gerek yok. Varın, gerisini siz düşünün. Sahip olduğu işletmeye mal alırken yerel tüccarlardan bile kazı kiyen bir adamın
uluslararası platformda milyon dolarlık futbolcu ticareti yaparken yiyeceği kazığı varın siz düşünün. Varın, gerisini siz düşünün. Kulüp başkan ve yöneticilerine çok yüklendik diye federasyon yöneticilerinin teğet geçeceğimizi düşünmeyin sakın. Onlar da ülke futbolunu en az kulüp başkanları kadar kötü yönetti, yönetiyor, yönetecek gibi duruyor. Ülkece kuralların etrafından dolaşma alışkanlığımız bu tür yönetim kademelerinde de açığa çıkıyor.
Sürekli değişen, sürekli güncellenen yabancı kurallarıyla Türk futbolunun ayarlarıyla oynanıyor. Ben şahsi görüş olarak yabancı serbestliğinden yana biriyim. Ama diğer kural da tamamen kötü ve düşünmeden reddedilecek bir kural değil. Tabii ki kurala riayet etmek gayetıyla. Yabancı kısıtlaması durumunda ülkede yetişmiş futbolcuların forma giymesi amaçlanır. Yani o kuralın amacı ülkede yetişmiş futbolcuların forma giymesidir.
Ama ülkemizde yabancı kısıtlamasının olduğu günlerde bizim ülkemizden yetişen oyunculara değil, Türk pasaportuna sahip olan oyunculara yani Almanya’nın yetiştirdiği oyunculara milyonlarca eurolar harcadık. Bu kuralla amacımız Türk futbolcuları geliştirmek miydi? Yoksa Almanya’yı zengin etmek miydi? Hiç bilmiyorum. Bu kadar temel bir kural, bu kadar sık değiştirilirse kurallara gerçekten riayet edenler cezalandırılmış, kurallara uymayanlar ödüllendirilmiş olur.
Çünkü futbol demin saydığım bu yönetici takımının düşündüğü kadar kısa vadeli bir sektör değildir. Yatırım maliyetinin geri dönüş süresi çok uzundur. Dolayısıyla uzun vadeli planlamalar ve sağlam stratejiler gerekir. 63 yıllık lig tarihimizde bunu yapabilmiş tek bir takım yok. Belki Başakşehir Futbol Kulübü. Evet, suçun büyüğü yöneticilerde ama tabii ki tek suçlu onlar değil. Zaten ortada bir suç varsa emin olun tek bir taraf suçlu değildir. Gelin diğer suçluları keşfetmek için sebep 3’e geçelim. Üçüncü sebep, dış faktörler. Şimdi dış faktörler deyince dış mihraklar gibi olmasın, aklınız o kadar dışarıya gitmesin. Bunlar gayet futbolun içinden gelen adamlar. Kimdir bunlar efendim? Futbolun şık giyinen bakımlı abileri. Menejerler, futbolcu menajerleri. Açıkçası zaman zaman bunu yapıyorum. Twitter’da vakit geçirmek hoşuma gidiyor. Bazen tıpkı bu video içerisinde olduğu gibi
Twitter’daki takipçilerimin görüşlerini alıyorum. Gelen yanıtları güzel bir şekilde harmanlayıp videoda söyleyeceklerime yön veriyorum. Her zaman olduğu gibi sorduğum bu soruya da gerçekten çok akılcı ve değişik bakış açılarına yön veren cevaplar geldi. Ancak Türk takımları neden transfer yapamıyor? Soruma en sık gelen cevaplardan biri şu tandanstaydı. Scout’in sistemimiz yok. Türkiye’de scout’in yapılmıyor. Scout transferi yapmak yerine menajer transferi yapıyoruz. Şimdi bu fikirler teorik olarak yanlış değil ama doğru da değil. Amacım burada size üstünlük sağlamak veya bilmişlik yapmak da değil. Sadece daha önce bakmadığınız bir açıyı size göstermek istiyorum. Tıpkı sizin bana cevaplar verip gösterdiğiniz gibi. Scout’in konusu biraz karışık. Bu hep çok söylenen bir klişedir. Scout’in sistemimizi geliştirmemiz lazım. Scout’in dediğimiz olay artık tamamen dijitalleşmiş durumda. Bir veri tabanı var ve o veri tabanında
artık keşfedilmemiş pek az oyuncu var. Türkiye’de de Türkiye’nin herhangi bir noktasında lisanslı olarak futbol oynayıp bu çocuk uçuyor kaçıyor denilip de scoutların onu izleyip keşfetmediği veri tabanına kaydetmediği bir oyuncu yok. Günümüz şartlarında ve teknolojisinde gerçekten üst düzey futbol oynayan. Özel yeteneğe sahip bir çocuğun keşfedilmeme ihtimali çok düşük. Fakat bu iş biraz şeye benziyor. İstanbul’dan örnek vereyim. Gerçekten çok hızlı büyüyen bir şehir İstanbul.
Sürekli bir proje hayata geçiyor ve bu ülkede birileri bu projeleri herkesten biraz daha önce biliyor. Metrobüs durağına nereden geçeceğini, nereye metro geleceğini, nereye havalimanı yapılacağını, nereye AVM dikileceğini herkesten bir müddet daha önce bilen birileri var. Senin benim gibi adamlar ”A bakın şuraya havalimanı yapılacakmış, gidelim de oradan birazcık arsa alalım” dediğinde yani bunu senin benim bile duyduğunuz vakitte
zaten o bölgedeki arsaların fiyatları çoktan uçmuş oluyor. Dolayısıyla şunu demek istiyorum. Sen scouting sistemini ne kadar geliştirirsen geliştir. O pastadaki çileğin nerede olduğunu, o büyük topçu olacak denilen wonderkid’in kim olduğunu zaten birileri senden bir müddet önce biliyor olacak. Dolayısıyla sen o arsayı, pardon futbolcuyu almaya gittiğinde piyasası zaten çok yüksek olacak. Bu yüzden scouting sistemi Türkiye için bir hayalden daha öteye gidemiyor.
Peki biz ne yapacağız? Çilek yemiyoruz ama pasta da mı yemeyelim? Yiyin tabii ama pasta yemenin yolu da menajerlerden geçiyor. Tıpkı çileği tespit edip dönüştürdükleri gibi pastanın da neresini kimin yiyeceğine onlar karar veriyorlar. Basit bir mantıkla menajer dediğimiz kişiler aslında bildiğin emlakçı. Birisi ev satıyor, öteki futbolcuyum. Sonuç itibariyle ikisi de satış sonrası komisyon alıyor. Dolayısıyla bir menajerin para kazanması için satış yapması gerekiyor.
Ne kadar çok satış yaparsa o kadar çok komisyon alıyor. Hiçbir menajer oyuncusuna herhangi bir Türk kulübünden direkt olarak Avrupa’nın büyük bir kulübüne satamaz ayrı ama aynı zamanda satmak da istemez. Farz-ı misal, Türkiye’den direkt olarak Real Madrid’e gidecek bir oyuncu için ödenecek maksimum bonservis ücreti 20-25 milyon euroları geçemez. Ve oyuncu Real Madrid’e gittikten sonra bu oyuncuyu Real Madrid’den transfer edebilecek geriye sadece birkaç kulüp kalır. Yani bir sonraki satış ihtimali oldukça düşük fakat bilgimizde oynayan bir oyuncu önce Freiburg’a, sonra Leicester City’e giderse bir sonraki satışını rahatlıkla 50 milyon euro seviyesinde dev bir kulübe yapabilir. Veya önce Stuttgart’a, sonra Schalke’ye önce Sassuola’ya, sonra Juventus’a önce Atletico Madrid’e, sonra Barcelona’ya önce Lille, sonra belki de Premier League’e. Menajerler bu basamaklı satış sistemini kullanarak
bir oyuncuyu tek seferde dünya devi bir kulübe götürmek yerine arada iki üç tane daha transfer yaparak kazanacakları komisyonu maksimize etmeye çalışıyorlar. Bugün sadece 22 yaşında olan Tilemans iki büyük transfer yaptı ve kendisi için şimdiden toplamda 71 milyon euro bonservis bedeli ödendi. Az önce belirttiğimiz gibi bir menajerin para kazanması için mümkün olduğunca çok satış yapması gerekir. İşte menajerlerle Türk kulüplerinin temelde anlaşamamasının sebebi tam olarak bu. Büyük kulüplerimiz sahip olduğu oyuncuları Avrupa’daki asansör etkisi yaratabilecek ama çok da parası olmayan kulüplere göndermektense direkt olarak dünya devlerine pazarlayıp daha çok para kazanmaya çalışıyorlar. Genç ve potansiyel bir oyuncu Leipzig’e giderse gereken patlamayı yapması halinde onun bir iki sene içerisinde başka bir kulübe transfer olacağı gün gibi bellidir. Peki ya Galatasaray’a, Fenerbahçe’ye, Beşiktaş’a giderse işte bunun tam olarak bir garantisi yoktur hele Leipzig’de olan kadar garantisi hiç yoktur. Hal böyle olunca menajerler bize çilekleri servis etmedikleri gibi pastanın herkes tarafından sıkça tercih edilen bölümlerini de servis etmiyor. Ve bize kalan ligimize layık görülen pastanın kimsenin yemek istemediği tarafı oluyor. Genelde piyasası bitmiş veya bitmek üzere olan oyuncular. Aslında Beşiktaş Fikret Orman döneminde kısa süreliğine Jorge Mendes’in İstanbul temsilcileriyle çalıştığı için
bu sistemi gayet güzel uygulamış, Lyon gibi, Everton gibi Avrupa’nın devi olmayan ama asansör etkisi yaratabilecek olan takımlara oyuncularını çatır çatır pazarlamıştı. Ama sonunda ne oldu? Zaten hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz. Normal şartlarda bir transfer süreci şu şekilde işler. Teknik heyetten alınan raporlar doğrultusunda
ihtiyaç duyulan oyuncu ya da oyuncu profili tarif edilmiştir. Bundan sonra yapılması gereken transfer sürecini yöneten profesyonellerin o profildeki oyuncular arasından alınabilecek yani alınması mümkün olan oyuncuları belirlemesidir. Ardından oyuncuların kulüpleriyle olan durumları ve en önemlisi kaç senelik kontrata sahip olduklarına bakılır. Tüm bunların ardından istenen rol ya da pozisyon için alınabilecek birkaç isim ön plana çıkar.
Ama dedik ya normal şartlarda diye ülkemiz normal şartlara sahip olmadığı için bu durum bizde böyle işlemez. Burası Türkiye. Öyle istediğin her oyuncuyu gidip alamazsın. Menajerler ellerinde bulunan, satılabilecek yani satılması mümkün olan hatta satılması kendi açısından enkârlı olan elde kalmış bayat oyuncularını kulüplere tavsiye eder. Kulüpler kendi belirledikleri sınırsız bir havuz içerisinden değil menajerlerin tavsiye ettikleri kısıtlı bir havuz içerisinden seçim yapar.
Ne vereyim abime? İşte belki bundan sebep ülkemizdeki takımların radarlarında yıllardır aynı isimler yer alır durur. Belki bundandır üç büyükler sık sık aynı futbolcular için savaşa girer. Çünkü belki menajerler fiyat arttırmak için aynı oyuncuyu birden çok kulübe tavsiye etmişlerdir. Gerek skalking, gerekse menajerlik sistemlerini iyi transer yapamıyor oluşumuzu etkileyen dış faktörler olarak
yeterince aydınlattığımızı düşünüyorum. O halde sebep 4’e geçelim. Neden iyi transer yapamıyoruz? Neden iyi futbolcular ülkemize gelmek istemiyor? Az önce bahsettiğim Twitter’da aldığım yanıtlardan birisi de gerçekten çok orijinal bir bakış açısı sunan Hinkubi isimli Twitter kullanıcısıydı. Ben de onun attığı tweet’i sizlere aynen okuyarak kendisine teşekkürümü bu yolla sunmak istiyorum. Evet şöyle düşünmek lazım. Kimseyi küçümsediğimden değil ama insanın yaptığı mesleğe saygı duyması çok önemli bir husus. Neyi hayal ettiği, neyi arzuladığı, kendini nerede görmek istediği gerçekten çok önemli.
Diyelim ki yıllarca konservatuvar eğitimi almış yetenekli bir müzisyensiniz. Sırf istediğiniz parayı ödüyorlar diye pavyon da şarkı söylemeyi kabul eder misiniz? Tabi ki etmezsiniz. İşte maalesef durum tam olarak bu. Yetenekli topçular müzisyen ise ligimiz müzik sektörünün pavyonu. Kabul şu an bir Ortadoğu ya da Asya Pazarı kadar kötü durumda değiliz. Ama oradan sadece bir durak önceyiz.
Büyük isim, küçük isim fark etmeksizin ülkenize gelen oyuncuların ne kadarının gerçekten top oynamak, gerçekten bir şeyler kazanmak için geldiği tartışılır. Zaten gelen büyük isimler arasında 30 yaşının altında tek bir futbolcu yok. Onların buradan kazandığı parayla birlikte burada gördüğü ilgi, burada gördüğü stadion dolu oranlarını o parayı ödeyecek başka bir yerde göremeyeceği ve ülkenizin futbol adına çok büyük bir pazar olması sebebiyle burayı tercih etmekteler. Tweet’ime cevap veren arkadaşın dediğine geri dönersek evet ben de bir futbolcu olsaydım amacım premierlikte forma giymek olurdu. Lig kalitesinin yanı sıra biz kabul edelim veya inkar edelim Avrupa’da oynayan futbolcular için ülkemizin oralarda sahip olduğu imaj büyük bir soru işareti. Her gelen geldikten kısa bir müddet sonra bu soru işaretinden kurtuluyor olsa da her biri gelmeden önce ülkemizle ilgili bir takım önyargılara sahip oluyor.
Yine lig kalitesinden bağımsız olarak sözüm ona tam bir futbol ülkesiyiz fakat bizim izlemeyi sevdiğimiz konuşmayı bahsetmeyi sevdiğimiz şey bu oyunun kendisi mi yoksa o oyun üzerinden koparılan yaygara ve kavga etmenin verdiği adrenalin duygusumu cidden soruyorum. Biz futbolumu seviyoruz gerçekten tam da bu noktada son sebebe geçelim.
Sebep 5. Taraftar faktörü. Sabırsızlık. Belki bu coğrafyanın bizlere yüklediği kronik belki de atalarımızdan yadigar kalıtsal bir hastalık. Evet sabırsızlık. Trafikte, sokakta, evde, işte, okulda her yerde. Öyle sabırsızız, öyle tahammülsüzüz, öyle şartlanmışız ki çoğu zaman Türk futbol severlerin gerçekten futbolumu yoksa kazanmayı mı sevdiği noktasında büyük bir kafa karışıklığı yaşıyorum.
Sevdiğimiz şeyin adının futbolu olduğuna hiç emin değilim. Evet ligimizin kalitesi iyi bir seviyede değil bunu hepimiz biliyoruz ama maç sonlarında istedikleri kalitenin bu olmadığını söyleyen çok az kişiye rastlıyorum. Ligimizin kalitesini veya takımların nasıl futbol oynadıklarını konuşmaktansa aramızda kavga etmeyi ve hakem eleştirmeyi futboldan daha çok seviyormuşuz gibi gözüküyor.
Geçen bir arkadaşımın doğum gününe katıldım. Kalabalık bir ortamda ve ben orada olurum da konu futbol olmaz mı? Bir Beşiktaşlı ile Galatasaraylı aralarında hararetli bir şekilde konuşuyorlar. Beşiktaşlı Galatasaraylı’ya şampiyonlar liginde ülkemizi rezil ettiğini söylerken Galatasaraylı şu şekilde karşılık veriyor. Biz çıkamadıysak Paris Saint-Germain ve Real Madrid’in olmadığı gruptan çıkamadık. Siz Wolverhampton’la Bragal’ı gruptan nasıl çıkamadınız onu anlat bakalım. Enteresandır ki geldiğimiz nokta tam olarak bu. Eskiden bir taraf kazandığı başarılarla rakip taraftarları kızdırırken şimdi karşı tarafın başarısızlıkları üzerinden kızdırmaya çalışıyoruz. Tam olarak tencere dibin kara, seninki benden kara durum. Ve üstüne üstlük hiçbir şekilde bu durumdan rahatsız da olmuyoruz. Rekabet edelim de birbirimizi yiyelim de nasıl yersek yiyelim. Başarı ve güzel futbol kimsenin umurunda değil. Bakın arkadaşlar burada neden ülkemizde iyi transfer yapılamıyor sorusuna şu ana dek 4 tane sebep sunduk. Finansal boyut dedik, ülke ekonomisini eleştirdik. Yönetimsel boyut dedik, başkanları kıyasıyı eleştirdik. Dış faktör dedik, menajerleri eleştirdik. Ligimizin kalitesi dedik, oynanan futbolu hatta ülke imajını bile eleştirdik. Şimdi şapkamızı önümüze koyup kendimize eleştirme vakti. Çünkü senin benim gibi adamlar kalkıp bu işin finansal boyutunu değiştiremez.
Yönetimsel boyutunu zaten değiştiremez. Dediğim gibi zengin olmanız lazım. Dış faktörler, kalkıp bu koca devranı milyarlar dönen koskoca menajerlik sistemini değiştirebilecek bir gücümüz de yok. Ligimizin kalitesini değiştirmek için teknik adam ya da futbolcu olmamız lazım. Ki eminim aramızda teknik adam ya da futbolcu yoktur. Varsa da çok az vardır. Olanında gücü yetmez. Peki biz neyi değiştirebiliriz? Arkadaşlar bir şeyi değiştirmek istiyorsanız önce kendinizi değiştirin.
Bizim değiştirmemiz gereken ve değiştirebileceğimiz yegâne şey kendimizi değiştirmek. Bugün futbola nasıl ki spor değil sektör diyorsak bizler de artık taraftar değil müşteriyiz. Bu yüzden bizim bu başkanlara, futbolculara, bu teknik adamlara şunu ifade edebiliyor olmamız lazım. Biz iyi futbol izlemek istiyoruz. Biz bunu talep etmediğimiz sürece bize bunu vermezler.
Hakemlerle kafayı yediğimiz sürece, federasyonla kafayı yediğimiz sürece birbirimizi kızdırmakla kafayı yediğimiz sürece hiçbir şey değişmez. Bizim kafayı yememiz gereken nokta daha iyi futbol talep etme noktasıdır. Bu oyun çok güzel bir oyun ve bizler ekip olarak futbolun hastaları olarak bu güzel oyunun kendisine aşığız. Renklere değil, kazanmaya değil, kavga etmeye değil. Artık bir şeylerin gerçekten değişmesinin vakti geldi.
Umarım bu video güzel bir değişimin ilk dalgası olur. Bu videoyu izleyecek yüz binlerce kişi arasından yüz tanesini bile değiştirsek ne mutlu bize. Çünkü her fırsatta dile getirdiğimiz gibi işimiz, gücümüz, derdimiz hep futbol. Hastalık bu futbol, hastalık bu futbol.
Özgün ve Alican işte bunu konuşuyor, hastasıysan futbolun sen de bize komik ol.
Abone ol, takip et, hastalık bu futbol.