Pep Guardiola | “Filozof, Pragmatist, Mucit” #5EBEP 5 SEBEP

Pep Guardiola | “Filozof, Pragmatist, Mucit” #5EBEP 5 SEBEP videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Q5F1dg7Pk88. Uzun zamandır Pep Guardiola’nın kariyerini anlatmamızı isteyen çok sayıda DM alıyorduk. Kariyer hikayesi anlatırken devam etmekte olan hikayeleri değil de bitmiş nihayete ermiş hikayeleri anlatmayı daha çok seviyoruz. Bu yüzden Pep’in Barcelona kariyeriyle başlayarak videolar yapacağız ileride. Ama…

Pep Guardiola | “Filozof, Pragmatist, Mucit” #5EBEP 5 SEBEP

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Q5F1dg7Pk88.

Uzun zamandır Pep Guardiola’nın kariyerini anlatmamızı isteyen çok sayıda DM alıyorduk. Kariyer hikayesi anlatırken devam etmekte olan hikayeleri değil de bitmiş nihayete ermiş hikayeleri anlatmayı daha çok seviyoruz. Bu yüzden Pep’in Barcelona kariyeriyle başlayarak videolar yapacağız ileride. Ama bugün Pep Guardiola’nın başarısının 5 sebebini anlatacağız sizlere. Malum Manchester City Premierlikte bir kez daha şampiyon oldu
ve Guardiola geçen yıl puan, galibiyet ve gol rekorlarını kırdıktan sonra bu yıl 92’de kurulan Premierlikte Sir Alex Ferguson ve Jose Mourinho’nun ardından iki kez üst üste şampiyon olan ilk menajer olarak tarihe geçti. Biliyorum bazılarınız ona soğuk bakıyor. Hiç düşük bütçeli bir takım çalıştırmamış olması, transfere büyük paraları harcaması sebebiyle teknik adam yeteneklerini görmezden gelenler var. İşte bilhassa onlar için bugün onun başarısının 5 sebebini anlatıyorum. Sebep 1. Felsefe. Guardiola’nın futbol anlayışı her zaman posesyon futbolu yani topa sahip olmaya indirgenir ama işin gerçeği bugün Manchester City’nin başında başka bir hoca olsaydı da takım yine topa rakiplerinden daha fazla sahip olurdu. Demek ki mesele bu değil.
Mesele aslında şu, Pep’in oyun anlayışı topa sahip olmak için sahip olmak değil birçok takım izliyoruz. Topa %60 bandının üzerinde sahip olan ancak bazıları bunu sadece top bizdeyken rakip gol atamaz içgüdüsüyle kendini emniyette hissetmek için yapıyor. Oysa günümüz futbolunda esas mesele topa ne kadar sahip olduğunu değil onu ne kadar efektif kullandığını. Şimdi bazen FIFA’da görüyorum Pep’ten esinlenen bazı ergenler kendi yara alanlarında defans oyuncularıyla dakikalarca amaçsız bir şekilde pas yapıyor.
Bakın şimdi size Guardiola’nın Bayern Münich’teki ilk sezonunu anlatan Confidential isimli bir kitaptan aktarım yapacağım. Ben bu satırları ilk okuduğumda aklıma 2010’da Avrupa, 2012’de Dünya Şampiyonu olan İspanya Milli Takımı gelmişti. Bakalım sizin de aklınıza aynısı gelecek mi? Dikkatli dinleyin bu sözler Pep’e ait. İnsanların söylediklerine inanmayın. Barcelona asla tiki taka yapmadı. Benim oynatmak istediğim şey asla tiki taka değildir.
Üstelik tiki taka uydurma bir kelimedir ve tiki taka denilen bu şeyden tiksiniyorum. Sadece pas atmak amacıyla pas yapmak. Bu çok saçma ve amaçsız. Belli bir amaç neticesinde pas atarsınız. Topu rakibin yara alanına yakınlaştırmak için pas atarsınız. Sadece pas atmak için pas atılmaz. Futbolun amacı pas atmak değil. Nasıl şaşırtıcı değil mi? Guardiola pas oyununu pas atmak için değil. 10 oyuncuyla rakip sahaya yerleşmek için kullanıyor.
Öyle bir oyundan bahsediyoruz ki takım isabetli paslarının çoğunu kendi yarı sahasında değil. Rakip oyuncularının burnunun dibinde. Rakibin en kalabalık olduğu yerde yapıyor. İki ile üçüncü bölge arasında yer alan aynı zamanda futbolda zon 14. Half space ya da altın kare olarak bilinen bölgede asisti ya da asiste döneşecek olan pası kovalıyor Pep’in takımı. Buna ulaşıncaya kadar da sabırla ve ısrarla pas yapıyor. Bu sayede rakibi öyle bir baskı altına alıyor ki onları hücum etmeyi tamamen ikinci plana atmak zorunda bırakıyor. Bir süre sonra rakibin tek amacı gardını düşürmemek, markaj hatası yapmamak ve gol yememek oluyor. Birçok takım city’e karşı otobüsü park edip hücumu düşünmedikleri için eleştirilse de aslında Guardiola’nın dayattığı taktik onlara bu şekilde oynamak dışında bir seçenek bırakmıyor. Pep’in bir diğer göze çarpan özelliği ise yetenekli oyuncuları mümkün olduğunca bir arada kullanması. Onun futbol felsefesinde oyunun tek yönünü oynayan top ayağına yakışmayan oyuncuya yer yok. Bayern Münch’teyken Luis Gustav Mancukic ve Mario Gomez gibi oyuncuları üstelik gol kralı olmuşken yollaması bunun bir göstergesi. Onun kalecisinden forvetine kadar her oyuncusundan beklediği şey topun kendilerinde olduğu dakikalarda pas istasyonu olması ve topu olumlu kullanabilmesi. City’e gelir gelmez İngiltere milli takım kalecisi Joe Hart’ın üstünü çizmesi de bu sebepten.
Bakın başka hiçbir teknik adam, Xavi ve Iniesta gibi işin defensif tarafından bir hali uzak, modern futbolda gerek güç gerek dayanıklılık anlamında standartların altında olan iki oyuncuyu aynı anda barındırmazdı. Muhtemelen Xavi-Iniesta ikilisinden birini kesip ya daha defensif ya da daha atletik bir oyuncuyla meç ederdi. Yani eskaza Sergen ile Tümere hocalık yapsa eminim ki onları da bir arada kullanmanın bile bir yolunu bulurdu hoca tıpkı Bruin ve Silva’yı birlikte kullandığı gibi.
Son olarak Pep’le ilgili yanlış bilinen ya da ezberden söylenen hücum takımları yarattığı ve işin savunma tarafında zayıf olduklarına dair algı. Bakın Jurgen Klopp itiraf ediyor. Gaggen Press’i yaratırken ilham aldığı şey Pep’in özellikle Barsa’dayken futbol literatürüne soktuğu 6 saniye kuralı. Sanılanın aksine önde oynuyor, geride boşalan bırakıyor diye Pep’in takımlarına kontra yapmak öyle kolay iş değil. Çünkü onun takımları topu geri kazanma süresi bakımından her zaman Avrupa’nın elit takımları arasında. 6 saniye kuralı gibi Guardiola’nın mucizliğini yaptığı icatlara bir diğer sebep de tekrar geri döneceğiz. Ancak şimdilik sebep 2’ye geçelim. Sebep 2. Winner olmak. Şimdi birinci sebep olarak felsefeyi anlattık. Ama başarılı olmak için tek başına bu yeterli değil. Örneğin Marizio Sarri’nin de bir felsefesi var. Onun da oynattığı futbol keyif veriyor. Ama ona yapılan en büyük eleştiri her ne kadar ben biraz acımasızca olduğunu düşünsem de kazanmayı bilmediği yönünde. Çünkü 60 yaşında ve hala tek bir kupası yok. İşte Guardiola’yı emsallerinden ayıran en önemli özelliklerinden birisi bu. Kazanmakla obsesyon, hastalık derecesinde kafayı bozmuş olması. Bu adam zaten çok nadiren maç kaybediyor. Başka bir teknik adam olsa kaybettiği maçları şans faktörü, hakem ya da başka bir çok sebeple açıklayabilir. Zaten kaybettiği maçlarda bile galibiyete yakın olan taraf Guardiola’nın takımıdır. Ama o böyle sebeplerle kendini avutmaz. Şans ya da hakemin kötü yönetimiyle kaybettiğine asla ikna olmaz. Kapanır ofisine saatlerce maç kasetleri izler. Onun inancına göre kaybetmişlerse mutlaka rakibin onlardan daha iyi yaptığı bir şey vardır ve onun ne olduğunu bulmadan içi asla rahat etmez. Her ne kadar İngiliz basını pep’i biraz saplantılı ve gereksiz derecede mükemmeliyetçi olarak eleştirse de durum bu. Üstelik onu başarıya götüren şey de bu. Kazanmanın yolunu aramaktan asla vazgeçme işi. Pepe asla geçici ve sürdürülebilirliği düşük olan bypass yöntemlere başvurmaz. Asla bir sorunun etrafından dolaşmaya çalışmaz. Onu büsbütün ortadan kaldırmaya, yok etmeye uğraşır.
Bu uğurda bir süre için kaybetmeyi göze alır ama sonunda hep kazanır. 3. Tutku ve Adammışlık Manuel Estiarte sanırım çoğunuzun onun kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktur. Estiarte, Pep’in kişisel asistanlarından biri. Barcelona, Bayern Münich ve Manchester City yıllardır birlikteler. Pep’in futbol dışındaki diğer sporları da ilgi duyduğunu
ve başka sporların felsefelerinden ilham alarak futbolla uyarlamaya çalıştığı bilinir, ilginçtir. Manuel Estiarte eski bir stopu oyuncusu. Estiarte Pep ile aralarında espirli bir şekilde 32 dakika kanunu adını taktıkları bir konu hakkında şöyle söylüyor. Benim işim Pep’in hayat standartlarını iyileştirmek, üzerindeki baskıyı azaltmak, eşiyle çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesini sağlamak. Ancak bu sandığınız kadar kolay değil. Guardiola’nın futbol düşünmeden geçirebildiği aralıksız maksimum süre 32 dakika. Onu daha önce defalarca test ettim. Bir gün onu bir restorana yemeğe götürdüm. Rekabetçi biri olduğunu bildiğim için ona yemek boyunca hiç futbol konuşmamayı becerebilirse hesabı benim ödeyeceğimi söyledim. Yarım saat sonra tavana bakmaya başladı. Beni dinliyormuş gibi başını sallıyor olsa da aslında bana bakmıyordu. Muhtemelen o sırada rakip Solbek hakkında düşünüyordu. Ya da orta sahanın markaj şeması hakkında ya da ne bileyim hücumcu kanatların ne kadar içeri kat etmesi gerektiğini. Yani şunu söylemek istiyorum. Bu adam yaptığı işe kendini o kadar adamış, o kadar tutkulu ki o işten en fazla 32 dakika ayrı kalabiliyor. Futbol manajörü üzerinden konuşursak maç motorunun anasını ağlatan, düşük bütçeli takımlarla bile birkaç sezonda şampiyonlar ligi kupası kazanabildiğiniz, genellikle içinde duran top bagları barındıran bazı taktikler vardır.
Bu tür taktikleri yapan adamlar fm’de saatlerce mesai harcar, taktiklerini birçok farklı ligde birçok farklı takımla test eder, mükemmelleştirir ve genellikle fm base forum sitesinde yayınlar. İşte Guardiola, o tür taktikleri gerçek hayatta tasarlayan adamdır. Ofisinde saatlerce çalışır, kafasının içinde saatlerce simüle eder. Guardiola’nın taktiği maçları kazanmak üzerine değil, oyunu tamamıyla kırmak üzerine kuruldur çünkü o kazanmaya yani sonuca yönelik çalışır ki çoğu kişi buna dördüncü sebep yani pragmatizm der. Sebep 4. Pragmatizm. Daha önce motivasyonu anlatırken de dile getirdiğim üzere yabancı dillerden dilimize geçmiş terimleri yeterince iyi tanımlamadan dilimize geçirdiğimiz için Türkçe böyle içi dolu dolu kelimeleri tarif etmek de yetersiz kalıyor. Pragmatizm için faydacılık dersek çok boş bir tanım yapmış oluruz.
Pragma fayda demektir, pragmatizm ise faydanın felsefi boyutu. Her düşünceyi yaşamımız için elverişli olduğu sürece doğru kabul eder. Yani bir şey fayda sağlıyorsa o şey doğrudur. Hocanın bugüne kadar başardığı ne varsa hepsi bir deneme yanılma sürecinin sonucu olarak ortaya çıkmış, onun kitabında kaybetmek yok. Ya kazanmak ya da kazanıncaya kadar devam eden bir gelişim süreci var. Değişime son derece açık bir futbol adamı, sürekli yeni bir şeyler deneyen ama denemek için değil gerçekten yeni ve daha faydacı yöntemler bulmak için çalışan biri. Bayern Münch’te çalışırken Alaba, Xabi Alonso ve Xavi Martinez gibi esas mevkisi stoper olmayan savunma üçlüleriyle sahaya çıkmışlığı var. City’de kanat beklerini birer merkez orta sahı oyuncusu gibi kullanarak kanat oyuncularının çizgilere bastırması ve genel geçer yöntemlerin dışına çıkarak başarıya ulaşması örnek gösterilebilir. Huskets Fernandinho gibi 6 numara pozisyonunda oynattığı oyunculardan, oyunun her iki yönünde de bu derece yüksek katkı sağlaması futbol tarihinde çok alışılmış bir durum değil. Futbol literatürüne soktuğu 6 saniye kuralı, sahte dokuz ya da posesyon play gibi devrim niteliğinde değişiklikler hocanın başarısının temel sebeplerinden. Hocanın mucidi olduğu icatlara geri döneceğiz demiştik. İşte orası tam da burası. Bunlardan en ünlüsü 6 saniye kuralından bahsetmek istiyorum.
Bilmeyenleriniz için gerçekten enteresan bir bilgi. Elbette bilenleriniz vardır. Onlarda bir de benim dilimden dinlesinler. Hepinizin bildiği üzere Guardiola takımları topa rakipten çok daha fazla ve önde sahip olur. Bu durum olası bir top kaybında geride büyük boşluklar oluşmasına ve oyuncuların uzun metrajlı geriye koşu yapmasına neden olur. Uzun süredir topa sahipsiniz, rakip yarı alanına yerleşmişsiniz. Bunun için zaman ve enerji harcamışsınız.
Ama pep’in en büyük ideali o topu hiç kaybetmemektir ancak kaybedildiğinde ise geriye koşmak, harcadığınız tüm zaman ve enerjiyi çöpe atmaktır. Bunun yerine pep oyuncularından oldukça pragmatik ve akılcı bir yöntemle topun kaybedildiği noktada başlayan bir press yapmalarını istiyor. Arkada oluşan geniş boşluk riskini daha fazla risk alarak kapatma düşüncesinde. Başta dile getirdiğimiz üzere uzun süredir topa sahipsiniz ve rakip topu sizden alıp
hücum yapmayı unutacak kadar uzun süredir topa dokunamamış. Belli bir yerden sonra rakibin tek amacı topu sizden geri almak olmuş ancak topu kazandıkları noktada yapacakları şey hakkında bir planları yok çünkü epey uzun süredir topun peşinden koşmakla meşguldüler. İşte bu noktada rakip tam olarak topu kazandık haydi hücuma çıkalım mentalitesine geçemeden ki bu mentalite değişikliği Guardiola’nın hesaplamasına göre 6 saniye top kaybedildiği noktada oyuncular içlerinden 6’ya kadar sayıyor ve o 6 saniye içerisinde 4-5 oyunculuğa topun bulunduğu bölgeye press yapıyorlar. Top kazanılırsa hücum kaldığı yerden devam ediyor. Rakip sahaya yerleşmiş olan oyuncular geriye dönmek zorunda kalmıyor. Zaman ve enerjiden tasarruf edilmiş oluyor. 6 saniyenin sonunda olur da top geri kazanılamazsa o vakit takım halinde pressten vazgeçip tempolu bir koşuyla geri dönüyorlar ki bunun belirleyicisi gördüğünüz üzere
genellikle buz kes oluyor. Sergio her zaman en basit işleri mükemmel bir sadelikle yapmasıyla bilinir sanırım 1’den 6’ya kadar saymak da buna dair. Fos9 yani sahte 9’u da anlatmak istiyordum ancak ona başka bir videoda belki Messi ile ilgili bir videoda değiniriz daha da güzel olur şimdilik Sebep 5’e geçelim. Sebep 5 potansiyeli ulaştırma Pepple çalışıp kariyerinin zirvesine çıkmayan oyuncu neredeyse yok.
Zaten varsa da açık söylüyorum problem oyuncunun kendisinde demektir. Kabul, Guardiola her zaman pahalı oyuncularla çalışır ama hep parasının karşılığını da alır. Örneğin Rahim Sterling gibi belli bir potansiyeli olan ama o potansiyeli ulaşmamış oyuncular onun elinde tavanını görür hatta Guardiola onlara yeni tavanlar verirler. Bunu yaparken de asla oyuncularının başını okuşayarak yapmaz. Sisteme bağlılık ve oyun planına sadık kalmak onun için çok önemlidir.
Taktiksel disiplini bozan oyuncunun ismine cismine bakmadan kementi atar. Konuyla ilgili müthiş bir örnek var. Thierry Henry anlatıyor. Ben size alt yazılarla tercüme edeceğim.
Gelen bilet edin el.
Gördüğünüz üzere Pep Guardiola 3. bölgede oyuncularına ne kadar özgürlük veriyorsa 1. ve 2. bölgede de bir o kadar taktiksel disipline bağlı ve tavizsiz. Fakat bu katı tavrına rağmen soyuma odasının kontrolünü asla kaybetmez. Oyuncularının saygısını kazanmayı başarır ve onları ikna eder. Guardiola oyuncularına sadece ne yapmaları gerektiğini söylemez. Neden öyle yapmaları gerektiğini de anlatır.
İşin ardındaki mantığı sıklıkla dile getirir. Yeri geldiğinde onlardan bu konuyla ilgili yorum yapmalarını ister. Oyuncularının fikirlerini duymayı sever ve her birine saygı duyar. Daniel Vez diyor ki. Eğer Pep bana No Camp’ın en üst katından atlamamı söylese herhalde aşağıda güzel bir şeyler olsa gerek diye düşünürüm. Zaten Guardiola’nın bu iş disiplinine rağmen onunla sorun yaşayan oyuncu sayısı da çok azdır.
Her ne kadar kendisini çok sevsek bile Zlatan Pep hakkında kötü konuşan benim bildiğim tek oyuncu ve ben burada Pep’in tarafındayım. Hocanın mutlaka bir bildiği vardır. Beş sebepten bugünlük bu kadar. Elimde gördüğünüz kitabı bir takipçimize hediye edeceğim. Tek yapmanız gereken bizi instagramdan takip edip bu kitabın olduğu görsenin altına yorum yapmak. Kendinize çok iyi bakın. Abone olmak isterseniz e isterseniz olursunuz zaten.
Hoşça kalın.