7 KAT SEMANIN GİZEMİ. Hz MUHAMMED sav MİRAÇ MUCİZESİ

7 KAT SEMANIN GİZEMİ. Hz MUHAMMED sav MİRAÇ MUCİZESİ videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2OChY4-dx5A. Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam oldukça hüzünlü bir yıl geçiriyordu. Çok sevdiği eşi Hatice Annemizi ve amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Üstelik kendisine inanan kişiler çok büyük zulümlere maruz kalıyordu. İşte her şey böylesine hüzünlü bir gecede meydana geldi. Az sonra…

7 KAT SEMANIN GİZEMİ. Hz MUHAMMED sav MİRAÇ MUCİZESİ

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2OChY4-dx5A.

Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam oldukça hüzünlü bir yıl geçiriyordu. Çok sevdiği eşi Hatice Annemizi ve amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Üstelik kendisine inanan kişiler çok büyük zulümlere maruz kalıyordu. İşte her şey böylesine hüzünlü bir gecede meydana geldi.
Az sonra olacaklardan habersiz Kabe’nin hatim kısmında uyku ile uyanıklık arasında uzanıyordu Peygamber Efendimiz. Ve o an insanlık tarihinin en büyük mucizelerinden biri yaşanmaya başladı. Gecenin karanlığında semadan aşağıya inen Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimizin göğsünü ikiye ayırıp kalbini çıkardı
ve onu zemzem suyuyla yıkadıktan sonra yerine koydu ardından gel benimle dedi. Bir burağın üzerine binen Peygamberimiz, Cebrail ile saniyeler içinde önce Kudüs’e gitti.
Oradan da mucizevi bir yolculuğa göklere doğru yükselmeye başladılar.
İnsan ırkı tarih boyunca uzayın derinliklerini merak etmiş, gözümüzle görebildiğimiz, bilimin ışığında bilgi sahibi olabildiğimiz, uzayın ve evrenin ötesinde ne olduğunu sorgulamıştır hep. Günümüzde son teknolojinin sahip olduğu teleskoplarla bile uzayda gözlemleyebildiğimiz noktanın bir sınırı var. Yıldızların ötesinde ne olduğunu göremiyoruz ve bu durum evreni ve kainatı daha da gizemli hale getiriyor. Fakat İslam dini bize bu bilinmezlik hakkında oldukça önemli şeyleri anlatıyor. Çünkü Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselama bu büyük gizemin kapıları bir gece aralandı ve gezegenimizden milyonlarca hatta milyarlarca kilometre uzaklara kısacık bir süre içerisinde yolculuk yapabilmesi için izin verildi. Allah-u Teala göğün 7 kattan oluştuğunu bildiriyor bizlere. İlk kat birinci semayı yıldızlarla doldurduğunu söylüyor. Peki ya ötesinde ne var? Tüm katları tek tek gezen peygamber efendimiz orada neler görmüş olduğu konusunda öyle çarpıcı şeyler anlatıyor ki mutlaka sonuna kadar izleyin. Çünkü bu yolculuk sırasında Cebrail meleğinin bile bir noktadan sonra ileriye gitmesine gücü yetmediği yerde Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselam yoluna devam ediyor.
7 kat göğün bile ötesinde neler yaşandığını dinlemeye hazırsanız başlayalım. Peygamber efendimiz Cebrail aleyhisselam eşliğinde birinci semaya yükselerek bir kapıya yaklaşıyorlardı. İlk semanın koruma kapısı kapalıydı ve nöbetçi melekler semayı bekliyorlardı.
Kim yaklaşıyor diye sordular. Cebrail aleyhisselam kendisinin olduğunu bildirdi. Peki seninle beraber gelen kim diye sordun nöbetçi melekler. Cebrail Muhammed diye cevap verdi. Kendisine peygamberlik verildi mi diye soruldu. Evet dedi Cebrail ona peygamberlik verildi. Kendisinin buraya girmeye izni var mı diye sordular.
Evet diye yanıtladı Cebrail. O buraya davet edildi. Bunun üzerine birinci semanın kapısı açıldı ve hoş geldin dediler. Peygamberimiz için bu gelen ne güzeldir diye devam etti nöbetçi melek. Dünyadan 500 yıllık bir mesafeyi kısacık bir süre içerisinde yol alan peygamberimiz sonunda birinci kat semaya giriş yaptı.
Gözünün alabildiğince geniş bir yerde 100 binlerce meleğin etrafta yer aldığına şahit oldu. Birbirinden farklı farklı meleklere ilişti gözleri. Hepsi de alnını secdeye koymuş bir şekilde duruyordu. Aralarından bir meleği fark etti. Belinden yukarısı kar aşağısı ise ateştendi bu meleğin. Az ileride ise bambaşka biri çarptı gözüne. Nurdan bir taht üzerine oturmuş yine nurdan kıyafetler giymiş bir adam vardı.
Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam Cebrail’e sordu bu kimdir diye. Cebrail aleyhisselam yanıtladı o sizin atanız Adem’dir. Evet dünyamızdan 500 yıllık bir mesafe uzaklıkta birinci semanın kapısının ardında bir yerlerde yaratılmış ilk insan Hazreti Adem aleyhisselam ile karşılaşmıştı Peygamberimiz. Cebrail hadi ileri git ona yaklaş ve selam ver dedi.
Bunun üzerine Hazreti Adem’e doğru giden Peygamberimiz ona selam verdi. Hazreti Adem ise onun selamını alarak hoş geldin diye karşılık verdi. Fakat Peygamberimiz Hazreti Adem’in yüzüne baktığında bir tuhaflık fark etti. Hazreti Adem’in hem sağında hem de solunda sayısız insan bulunmaktaydı. Adem aleyhisselam ne zaman sağına baksa seviniyor soluna baktığında ise yüzünü üzgün bir ifade kaplıyordu. Peygamberimiz Cebrail’e bunun nedenini sordu.
Cebrail cevapladı. Bu gördüklerin insan hırkıdır. Hazreti Adem’in sağ tarafında bulunanlar iyi olan insanlar. Bu yüzden onları gördüğünde mutlu oluyor. Fakat sol tarafındaki insanlar kötülüğün peşinde olan insanlar. Onlara bakınca ise mutsuz olup ağlamaya başlıyor. Peygamberimiz bundan sonra birinci semadan ayrılmadan önce aralarında yetimin haklarını yiyenden, dedikodu yapanına, başkalarına dil uzatıp fitne fesat çıkaranından sapıklara kadar birbirinden farklı birçok insanı inceleme fırsatı bulmuştu.
Her biri farklı yaptırımlara maruz kalıyordu. Mesela başkaları hakkında fitne fesat yapanların dudaklarının makaslarla kesildiğine tanıklık etmişti. Bir süre birinci semada vakit geçiren Peygamberimiz için ikinci semaya çıkma vakti gelmişti. Yine saniyeler içerisinde bir başka 500 yıllık mesafeyi daha kat ettiler ve ikinci semaya ulaştılar.
İkinci kat semada dahil olmak üzere her katın kapısına ulaştıklarında nöbetçi melekler tarafından aynı şekilde karşılanacaklar. Cebrail aleyhisselama nöbetçi melekler yine sordular gelen kişinin izni var mı diye. Onun peygamber olduğu ve semaya giriş yapması için izni olduğu anlaşılınca hoş geldinler eştiğinde ikinci kat semanın kapısı da aralandı. İçeriye giren Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem burada yine birbirinden farklı birçok melek de karşılaştı. Her bir grup meleğin çeşitli işlerle uğraştığını gördü. Daha sonra gözüne az ileride iki genç adam çarpar. Cebrail’le sorar kim bu insanlar. Cebrail yanıt verir. Onlar Hz. İsa ile Hz. Yahya peygamberlerdir. Birbirlerinin teyze çocuklarıdır. Haydi durma gidip selam ver. Semanın bu bölümünde İsa ve Yahya peygamberle karşılaşan peygamberimizin görecekleri bununla sınırlı değildir. Çeşit çeşit meleklerden sonra gözüne büyük yapraklarının sayısı akıl almayacak kadar çok olan bir ağaç ilişir. Ağacın önünde bir melek duruyordur. Hemen önünde de leğene benzeyen bir kap. Melek bu kaptan bir şeyler alıp bazılarını sağındaki bazılarını da solundaki meleklere bölüştürüyordu. Ağacın hemen yanındaki bu meleği görünce peygamberimizin kalbine bir ürperti geldi. Bu melek kim diye sordu Cebrail’e. Cebrail yanıt verdi. O ölüm meleği Azrail. Peki ne yapıyor öyle diye sordu. Bu gördüğün ağacın her bir yaprağında dünyadaki insanların isimleri yazılı.
Yeni bir insan doğduğu zaman yeni bir yaprak çıkıyor ve üzerinde ismi yazılı insan hayatını kaybetmesine yakın yaprak sararıp soluyor ve sonunda düşüyor. Peygamberimiz Azrail’e yaklaştı ve ona selam verdi. Azrail aleyhisselam ona tebessüm etti ve selamına karşılık verdi. Sonra Peygamberimize şöyle dedi. Yüce Hak senden daha keremli hiç kimseyi yaratmadı. Senin ümmetini bile ümmetlerin en keremlisi yaptı. Ben de senin ümmetine kendi anne babalarından bile daha merham ettiğim.
Bunu duyan Peygamberimizin yüzüne bir gülümseme gelmişti. Daha az önce insan aklının almadığı uzaklıkta dünyada uykuya dalmak üzereyken şimdi ise böylesine mucizevi bir olayın içinde evinden çok uzaklarda yaşadıkları heyecan vericiydi Peygamberimizin. Ve ikinci semadan ayrılma vakti gelmişti. Tekrar yükselerek üçüncü semanın kapısına geldiler.
Bu kapı beyaz inciden yaratılmıştı. Üzerinde nurdan bir kilit vardı. Nöpetçi meleklerin ardından kapı aralandı ve içeriye girdiler. Yüz binlerce melek vardı etrafta. Hepsini secde ederken gördüler. Cebrail aleyhisselam melekleri işaret ederek onların daimi ibadeti budur dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz meleklere selam verdi ve melekler başlarını kaldırıp Peygamberin selamına karşılık verdiler. Sonra tekrar secdeye vardılar. İşte bu yüzden ümmetime iki secde farz olunmuştur dedi. Sonra melekleri geçen Peygamberimizin karşısında bir anda Hz. Yusuf Peygamber beliri verdi. Tıpkı dünyada olduğu gibi çok güzel bir yüzü vardı. Selamlaştılar ve Yusuf Peygamberin hayır duasını aldı. Biraz daha ilerleyen Peygamberimiz Saak denizi adı verilen ateşten bir denize ulaştı. Denizin etrafını melekler sarmıştı. Denizin ötesinde ise devasa bir kapıya geldiler. Bu ne kapısıdır diye sordu Peygamberimiz. Cebrail yanıtladı.
Bu kapının adı Babül Eman. Peki ardında ne var diye sordu. Bu kapının ardında cehennem yaralıyor. Bunu duyan Peygamberimiz kapının ardında nelerin olduğunu görmeyi çok istedi. Parmağıyla işaret ettikten sonra kapı açıldı ve tüm cehennem dehşetli görüntüsüyle Peygamber Efendimizin gözleri önündeydi. Peki ne vardı cehennemde nelerle karşılaştılar? Bu kısım uzun olduğu için tıpkı cennete anlatacağım ayrı bir video gibi bunu da ilerleyen zamanlarda sizlerle paylaşmayı planlıyorum. Bu yüzden takipte kalmayı unutmayın. Şimdi dördüncü kat semaya ilerleyelim. Bu kat yine yüz binlerce melekle donatılmıştı. Az ileride bir denize ulaştılar. Peygamberimiz sordu bu ne denizidir diye. Cebrail buranın kar denizi olduğunu söyledi. Sonrasında Hz. İdris ve Hz. Nuh peygamberleri gördüler. Tıpkı diğer semalarda karşılaştıkları peygamberlerle olduğu gibi onlarla da selamlaştılar. Ne hayret vericidir ki şimdiye kadar vefat etmiş peygamberlerin göğün farklı farklı katmanlarında yer aldığına tanıklık ediyordu Peygamberimiz. Ardından yükselmeye devam ettiler ve beşinci semaya ulaştılar. Bu kat kırmızı altından yaratılmıştı. Kapıdan içeriye girip ibadet eden melekleri geçen Cebrail ve Peygamberimiz, göğün bu katında Harun peygamberle karşılaştılar. Onunla da selamlaşıp yollarına devam ettiklerinde ucu bucağa görünmeyen görkemli bir başka denize ulaştılar. Sonrasında altıncı kat semaya çıkma vakti gelmişti. Sarı Yakut’tan yaratılmış bir semaya ulaştılar. İçerisi her zamanki gibi meleklerle doluydu. Bu semanın baş meleğinin hizmetinde bulunan 600 bin melek vardı ve hepsi de Allah-u Teala’ya karşı ibadetlerini yerine getiriyorlardı. Sonrasında altıncı semada bulunan bir diğer peygamberle karşılaştılar. O da Hz. Musa aleyhisselam’dan başkası değildi. Onunla da selamlaştıktan sonra Hz. Musa Peygamberimize şöyle dedi. Bu gece sen Allah-u Teala ile görüşme şerefine erişeceksin. Sana ne ihsan olunursa güçsüz ümmetini de unutma onlar için de nasip iste. Peygamberimiz sonrasında Hz. Musa Peygamberin gözlerinin yaşlı olduğunu ve hüzünlü yüzünü gördü. Bunun üzerine neyin var diye sordu. Hz. Musa şöyle cevapladı. Senin ümmetin ne nasiplidir ki benim ümmetimden daha fazla kişi cennete gidecektir dedi. Yani kendi ümmeti için hüzünlenmişti. Bu katta ayrıca Mikail meleği ile de karşılaşan Peygamberimiz ve Cebrail yükselmeye devam ettiler ve sonunda 7. kat semaya vardılar. Artık dünyamızdan milyarlarca ışık yılı uzaktalar. 7. kat semaya girdiklerinde burada gördüğü melekler diğerlerinden çok daha büyük, çok daha iri cüsseliydiler ve birbirinden farklı dillerde aralarında konuşuyorlardı. Kendi aralarındaki konuşmalarını anlayamıyordu Peygamberimiz. Biraz ileride duran ve başı arşa kadar uzanan bir melek gördü. Cebrail aleyhisselama sordu bu kimdir diye. Cebrail yanıt verdi. O İsrafil’dir. Evet, Peygamberimiz 7. kat semada kıyamet günü geldiğinde suhura üfleyecek olan İsrafil meleği ile karşı karşıya gelmiştir. Sonrasında bir adam gözüne ilişiverdi. Çevresinde de birçok çocuğu oyun oynuyor vaziyette gördü. Kimdir bu diye sordu.
Cebrail yanıt verdi. O adam Hz. İbrahim’dir. Hadi selam ver kendisine. Peygamber Efendimiz ve Hz. İbrahim selamlaşır. Hz. İbrahim ümmetine benden selam söyle der. Onlara haber et ki dünya geçicidir. Sonu ise çabuk gelecektir. Allah dünyaya bir sineğin kanadı kadar bile itibar etmiyordur. Bu yüzden dünyanın saraylarına, güzelliklerine, yemeklerinin lezzetine, paraya, pula gereğinden fazla değer verip ömürlerini harcamasınlar.
Dünya hayatındayken cennete çokça ağaç diksinler. 7. semadan sonra Beytülmamur isimli bir yere geldiler. Yaratılıştan kıyamete kadar her gün 70.000 meleğin gelip tavaf ettiği ve her meleğin sadece bir defaya mahsus geldiği o yer. Sema’nın bu kısmı öyle bir yer ki Kabe ile aynı hizada bulunuyor. Ardından biraz daha yükselerek yaratılmışlar için son durak olan Sitret-ül Müntağ isimli bir yere geldiler. Burada yaşayacağı birçok deneyim haricinde cennete dair bilgileri de edinecek olan peygamberimiz, işte o vakte kadar kendisine eşlik eden Cebrail’i farklı bir surette görmekteyken Sitret-ül Müntağ’a ulaştıklarında gerçek suretinde görmüştür. Orada eşsiz güzellikte bir ağaçla karşılaştılar. Sonrasında Cebrail, peygamberimize şöyle dedi, artık bu noktadan sonra kendin devam edeceksin. Buradan bir parmak dahi ileriye gitsem yanar kül olurum. Peygamber efendimiz, Cebrail’in sözleri üzerine onu geride bırakarak daha önce kimsenin tanık olmadığı, ulaşmasına izin verilmeyen Allah-u Teala ile birebir konuşacağı o yere doğru ilerlemeye başladı. Biraz ilerlediğinde kulağına uzaktan güçlü bir kalem sesi geliyordu. Bu kalem sesi tüm göğü kaplamıştı adeta. Daha da ilerledikten sonra etrafın nurla kaplı olduğu bir yere geldi ve sonrasında kimseye nasip olmayan nasip olmuştu o an peygamberimize. Artık Allah’ı görebiliyordu. Ve sonra Allah’ın nidasını duydu. Duyduğu o nida kendisine bazı müjdeler ve hediyeler verdi.
Namazın 5 vakit olacağını, Bakara suresinin son kısmını ve imanla ölen bir kişinin günahlarının bağışlanacağını öğrendi. Artık yüce yaradının cemalini görebiliyordu. Peygamberimizin yolculuğu bu şekilde son bulduktan sonra az önce yattığı yere geri döndüğünde uzandığı yeri adeta yeni bırakmış gibi sıcak buldu. Sanki tüm yaşadıkları göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmişti. Uzayı, evreni ne kadar çok merak ediyoruz öyle değil mi? Çünkü aslında o da bizden bir parça. Her insan kendi başında bir âlem. Boşuna dememişler. Ne varsa âlemde, hepsi âdemde diye. Eminim hepiniz aşkla gökyüzünü, uzayı, kainatı izlemeyi ve ötesini hayal etmeyi oldukça seviyorsunuz. Düşünsenize, sevmek bu kadar güzelse sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir? Peygamber efendimiz onun gerçek cemaline tanıklık etti.
Gün gelip bu diyardan ayrılıp çok uzaklara gittiğinde kim bilir belki bir gün sen de…
Altyazı M.K.