BİLMEMİZİ İSTEMİYORLAR MI? HZ SÜLEYMAN VE NİKOLA TESLA FARKINDAYDI. IŞINLANMA

BİLMEMİZİ İSTEMİYORLAR MI? HZ SÜLEYMAN VE NİKOLA TESLA FARKINDAYDI. IŞINLANMA videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_K469SjamA0. Kur’an’ı Kerim’de yazan böyle bir gizem var ki tarihin en büyük bilim adamlarından Nikola Tesla bile bu gizemin bilimsel boyutları ile ilgili çalışmalar yaptı. Fakat buluşlarının çoğu ele geçirilmiş olabilir. İşin ilginç yanına gelecek olursak bu olağanüstü…

BİLMEMİZİ İSTEMİYORLAR MI? HZ SÜLEYMAN VE NİKOLA TESLA FARKINDAYDI. IŞINLANMA

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_K469SjamA0.

Kur’an’ı Kerim’de yazan böyle bir gizem var ki tarihin en büyük bilim adamlarından Nikola Tesla bile bu gizemin bilimsel boyutları ile ilgili çalışmalar yaptı. Fakat buluşlarının çoğu ele geçirilmiş olabilir. İşin ilginç yanına gelecek olursak bu olağanüstü gizemin sırrını bilen ve kullanma yeteneğine sahip olan insanların günümüzde hala var olmaları. Videoyu sonuna kadar dikkatlice izleyin çünkü bir gün bu gizemi tüm dünya öğrenebilir.
Neyden mi bahsediyorum? Geçmiş içinde barındırdığı çözülememiş birçok gizemi ile birlikte geride kaldı.
Dünyada bulunan birçok dinde ve tarihi kayıtlarda anlatılan öyle gizemli objeler var ki insan düşündükçe adeta kendini kaybediyor. Binlerce yıl öncesinden bize bildirildiği üzere bu gizemler zamanı geldiğinde birer birer gün yüzüne çıkacak ve dünyanın gidişatını tamamen değiştirecek. Mesela binlerce yıldır aranan ve nerede olduğu tam bir muamma olan ahit sandığı. Diğer dinlerde olduğu gibi Kur’an’da da bahsi geçen bu sandık hadislerde anlatıldığına göre içindeki gizemleri ile birlikte zamanı gelince Allah tarafından seçilmiş özel bir kişinin eline geçecek ve sandıkla birlikte sahip olduğu birçok özel yeteneğiyle de dünyanın kötü gidişatının önüne geçecek. Fakat Kur’an’da bahsi geçen bir başka obje var ki insanoğlunun tarihi boyunca en çok merak ettiği konu olan zamanda yolculuk ve ışınlanma gibi olayların sırrını içinde barındırıyor. Daha da ilginci şu ki bu objenin günümüzde dünyayı yöneten para babalarının eline geçmiş olma ihtimali. Dünyanın en ünlü bilim adamlarından Nikola Tesla’nın da çalışmalar arasında yer alan ve bir otel odasındaki gizemli ölümünün ardından tüm araştırma dosyalarının Amerikan hükümeti tarafından ele geçirilmiş olması. Birçok filmde ve çizgi filmde gelecekten haber veriyor olmaları, birilerinin tüm insanlıktan sakladıkları bir şeylere sahip oldukları ihtimalini akıllara getiriyor. Az sonra anlatacaklarım oldukça ilginizi çekecek. Şimdi gelin binlerce yıl öncesinde yaşanmış bir olaya, oradan da günümüzün en ünlü
bilim adamları tarafından yapılmış ve tüyler ürpertici olaylarla sonuçlanmış bir deneye göz atalım. Günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce yaşamış, herkesin konuştuğu bir kraliçe, kendisi Yemen’in başında bulunuyordu. Fakat Etiyopya ve Somalin’in de içinde yer aldığı Afrika’nın geniş bir bölümünü içeren coğrafyanın hakimiydi. Güzel olduğu kadar hakkındaki gizemli olaylarıyla da adından çok söz ettiriyordu. Kraliçe Belkıs
Batıda ve doğuda adaletiyle ün sanmış büyük hükümdar. Fakat birçok kaynakta hakkında söylenen öyle esrarengiz bilgiler var ki onun büyük hükümdarlığının da ötesinde. Mesela iddiaya göre Kraliçe Belkıs yarı insan yarı cindi. Dedesi çok zengin bir adamdı ve cinlerle iletişim kurabiliyordu. Fakat oğluna layık olamadığını düşündüğünden dolayı bir cin kraliçesi olan Reyhane ile kraloğlunu Çerahili evlendirdi.
Bu evliliğin sonucu olarak da yarı insan yarı cin olan Kraliçe Belkıs dünyaya geldi. Doğrusunu Allah bilir fakat Kuranda da bahsedildiği üzere Kraliçe Belkıs’ın oldukça gizemli bir hikayesi var. O dönem Saba Melikesi Belkıs ve halkı Güneşe ve Sirius yıldızına tapıyorlardı. Annesi cin babası insan olan Belkıs’a Kuranda da bahsedildiği üzere gizemli bir taht verilmişti. İşte konumuzun esas noktası da bu esrarengiz taht. Bu taht anne babasının özelliklerinden dolayı hem insanlar hem de cinler boyutunda görünebiliyor ve iki boyut arasında yolculuk yapabiliyordu. Peygamber Hazreti Süleyman Belkıs’ın ününü duymuştu fakat onun ve halkının Güneşe taptıklarını duyunca kendisini hem İslam’a davet etmek için hem de tanışmak için Kudüs’e davet etti. Hazreti Süleyman’ı tanıyan Kraliçe Belkıs hediyeler eşliğinde o ünlü tapınağa yani Hazreti Süleyman’ın sarayına geldi. Hazreti Süleyman ve Kraliçe Belkıs birbirlerinden çok etkilenmişlerdi fakat Hazreti Süleyman için Belkıs’ın Güneşe tapıyor olması bir engelli. Hazreti Süleyman vezirleriyle birlikte tek bir yaratıcı olduğunu ona tatması gerektiğini tüm evreni var edenin insanları rızıklandıranın bu ilah olduğunu anlattı ve Belkıs’ı Allah yoluna çağırdı. Sabah Melikesi Belkıs İslam’ı kabul etmeye yanaşmıyordu. Evlenebilmeleri için Hazreti Süleyman bir yol bulmalıydı. Hazreti Süleyman Belkıs’ın tahtının önemini biliyordu ve bu taht esrarengiz bir tahtı. O tahtta kim oturursa otursun karşısındaki kişi asla hayır diyemiyor adeta süt dökmüş kedi gibi oluyor. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de de bahsi geçtiği üzere Hazreti Süleyman vezirlerine tahtı kim getirir diye sordu. Önce cinlerden bir ifrit kalktı. Kral Süleyman siz tahtınızdan kalkmadan getiririm dedi. Ancak Hazreti Süleyman bir süre bekledi.
Sonra bir insan kalktı ve siz daha gözünüzü bile açıp kapamadan ben getiririm dedi ve taht anında orada belirdi. Esrarengiz taht adeta saliseler içinde Yemen’den Kudüs’e ışınlanmıştı. Hazreti Süleyman ardından Belkıs’a haber saldı ve tahtın kendisinde olduğunu söyleyerek tekrar onu Allah’ın dinine davet etti ve Sabah Melikesi Belkıs bu mucize karşısında güneşe tapmaktan vazgeçti ve Hazreti Süleyman’ın dinine geçiş yaparak tek olan Allah’a inanmayı kabul etti. Birçok filme ve romana konu olan bu hikaye daha devam ediyor fakat bizim için önemli olan kısmı şimdi başlıyor. Türkiye’nin önde gelen araştırmacı yazarlarından Kürşat Berkan öyle bir araştırmaya imza attı ki Dananın kuyruğu işte bu noktada kopuyor. Konuyu detaylı kaynaklarıyla anlatmış olduğu Beyin Yakan Teoriler isimli kitabını da mutlaka alıp okumanızı öneririm. Şimdi gelelim esas konumuza. Esrar Engiz taht şu anda nerede ve kimlerin elinde ve onu ne amaçla kullanıyorlar? Bakın araştırmacı kitabında nasıl anlatmış. Sabah Melikesi Belkıs’ın tahtı Esrar Engiz bir tahttı. Üzerinde taşıdığı taşlar ve yapısı itibariyle zaten ihtişamlı olan bu taht garip güçlere de sahipti. Bu taht için aynı zamanda ışınlanabilme özelliğine sahip olduğu da iddia edildi. Hatta öyle ki tahtın kendisi bir ışınlanma makinesi gibi çalışıyordu ve Kraliçe Belkıs
her gittiği yere tahtını bu yüzden götürebiliyordu ve Hz. Süleyman’a da taht bu şekilde gelmişti. Tahtın bu özelliğini bilen bazı güçler uzun yıllardır tahtın peşine düşmüş ve tahtı aramak ile vakit geçiriyorlardı. Nihayet Alman arkeolog Karl Lachens ve Hermann von Wiseman 1925 yılında American Foundations for the Study of Many isimli araştırma vaktinin kapısını çaldı ve Belkıs Sarayı’nı aramak için maddi destek istedi.
Uzun yıllar uğraştılar ve 1928 yılının başlarında izin koparmayı başardılar ve yüklü miktarda para aldılar. Tam burada duralım. American Foundations for the Study of Many isimli vakıf başka bir vakfın kollarından biriydi. Hangi vakıf mı? Rockefeller Foundations. Rockefeller Vakfı’nın kollarından biriydi ve bu keşif yolculuğu için izin de para da veren kurum Rockefeller Vakfı ve Rockefeller ailesiydi. Bir taşın altında da olmazsa şaşardık zaten diye ekliyor yazar.
Devam edelim. Arkeologlar 1928 yılında izin alarak özel bir ekip ve o dönemin son teknoloji cihazları ile Yemen’e gittiler. Uzun süren araştırmalardan sonra müjdeli haberi vermişlerdi. 3 yıl boyunca süren kazı ve araştırmalar sonuç vermiş ve 1928 yılında Kraliçe Belkıs’ın tabınağını bulmuşlardı. Derhal analizler ve çalışmalar başlatıldı ve 3000 yıllık bir kalıntı olduğu tespit edildi. Kraliçenin tahtının olduğu yere ulaşılmak için planlar hazırlandı ancak bu kolay
olmayacaktı çünkü 9 metre ağır bir kum tabakasının altında sadece tavanı ereşebileceklerdi ve tavandan sonra da karşılaşacaklarının ne olduğunu bilmiyorlardı ancak ilginç bir şey oldu. İlk kazıdan sonra o gece bir haber yayıldı. Ertesi gün kazı alanına gidildiğinde Yemenli çeteler ki sonradan Yemen ordusunun da desteği olduğu anlaşılacaktı. Ertesi gün baskın yapacak, arkeologları öldürecek ve tüm hazineleri alacaklardı. Haliyle arkeologlar o gece küçük bir minibüse binerek kaçtılar ve arkalarında tüm teçhizatı
bıraktılar. Daha sonra aradan uzun yıllar geçti ve 1984 yılında bir kafile söz konusu tapınağa ulaştı. Tapınağın sadece küçük bir bölümü gün yüzüne çıkmıştı ve bilimsel kanıtlarla buranın Belkıs’ın sarayına ait bir bölüm olduğu doğrulanmıştı. Ancak 1984 yılında tapınağa gidenler daha önce 1928 yılında gelen arkeologların bir gece ansızın kaçtığını ve Yemenli çetelerin hiç iyi bir şey yapmayıp ortaya çıkarılacak tarihi baltaladığı yönündeki söylentilerin hepsi bizzat Yemenli bir yetkili tarafından yalanlandı. Nasıl yani? İnsan aynen böyle diyor. Ancak ne olduysa 1928 yılında Yemen’e gidip Belkıs’ın tapınağına giren arkeologlar hiçbir zaman oradan kaçmamış. Bu daha sonra uydurulmuş bir hikayeydi. 1928 yılından sonra asıl büyük kazı 1952 yılında yapıldı ve Belkıs’ın tapınağının hemen hemen her köşesine gerek bizzat insan olarak gerek cihazlarla ulaşıldı. Ancak hiçbir zaman taht bulunamadı. Parasal finansörlüğünü Rockefeller vakfının yaptığı bu kazı çalışmasında arkeologların kaçtığı yalanını ortaya atarak çalışmaya devam edilen bir yerde muhtemeldir ki taht çıkarıldı ve kaçırıldı. Suçu ise Yemen çetelerine atıldı. Bu kompleye göre Rockefeller vakfının görevlendirdiği arkeologlar buldukları tahtla birlikte bölgeden kaçmışlardı. Kitapta daha fazla detaya ulaşabilirsiniz fakat tahta dönecek olursak birçok dinde bahsedilen ve ışınlanmasıyla ünlü olan taht şu anda Rockefeller ailesinin elinde olabilir. Her zaman merak edilen bir konu olmuştur ışınlanma. Modern bilime ters düşmesine rağmen hala üzerinde çalışmalar yapılmaktı. Hatta bazı evliyaların İslam’da Tayyî Mekân adıyla bilinen ve bir yerden başka bir yere mekan değiştirebildikleri bilinmektedir. Eğer bilimin henüz çözemediği bu durum gerçekse birileri bu gizemi çoktan çözmüş olabilir mi? Şimdi işin dini boyutundan çıkıp bilimsel boyutuna geçelim. Çünkü şimdi anlatacağım olayın Amerikan askeri kayıtları ve belgeleri ile kanıtlandığı söyleniyor ve hatta olayda dünyanın en ünlü bilim adamlarından olan Einstein ve Nikola Testa’nın isimleri geçiyor. 2. Dünya Savaşı Savaş zamanının en hararetli döneminde Amerika gemilerinin radarda gözükmemesi için bazı deneyler yapıyordu. Fakat yapılan bu deneylerden öyle bir tanesi vardı ki az sonra sonuçlarını duyunca siz de çok şaşıracaksınız.
Nikola Testa’nın günümüzde bile kamu oyunu açıklamadığı bu deney o zamanlar sır gibi saklanıyordu. Fakat sonraları deneyde bulunan kişiler tarafından neler olduğu bir bir açıklandı. Amerikalı yetkililer bu deney hakkında açıklama yapmaktan sürekli olarak uzak dursalar da söylentilere göre bu deney boşaltılan bir hava üssü olan Montag’ta Montag Projesi ismiyle devam etmekti. Nikola Testa’nın başında bulunduğu bir grupla birlikte deney 1930 yılında başlatılmıştı. Elektromanyetik dalgaları kullanarak görünmezliği sağlamayı hedefliyorlardı.
Küçük parçalar üzerinde görünmezlik sağlanılmıştı fakat kısa süre sonra tekrar görünür hale geliyorlardı. Nikola Tesla deneyi geliştirmek için Einstein’dan yardım istemişti. Fakat Albert Einstein bu çalışmanın insanlık için kötü sonuçlar meydana getirebileceğinden dolayı kabul etmemişti. Konu hakkındaki çalışmalar devam ediyordu. 1943 yılına gelindiğinde birçok önemli astrofizikçi, matematikçi ve bilim adamı deneyi Einstein’ın Birleşik Alanlar Kuramını baz alarak gerçekleştireceklerdi ve aynı
yılın Haziran ayında deney aşamasına gelindi. 104 mürettebattı bir askeri gemi, Philadelphia deniz üstünde elektromanyetik alan oluşturmaya yarayacak birçok malzemeyle birlikte hazırdı. Elektromanyetik alan jeneratörleri çalıştırıldığında geminin etrafı yeşil bir dumanla kaplanmaya başladı. Kısa süre sonra geminin etrafında oluşan yeşil duman dağılınca kıyıda olayı izleyen yetkililer şok olmuşlardı. Çünkü sadece radarda görünmemek adına gerçekleştirdikleri deney sonucunda gemi
de kalmamış, gerçektende ortadan kaybolmuştu. Yaklaşık 15 dakika sonra yetkililer şartelleri indirdiler ve gemi geri geldi. Fakat geminin mürettebatında bir terslik vardı. Çünkü bir kısmı trabzanlardan sarkarak kusuyor, bir kısmı da güvertede bilincini yitirmiş bir şekilde boş bakışlarla yürüyorlardı. Yaşanan olay çok ilginçti fakat istedikleri esas amacı ulaşamamışlardı. Yeni bir deney için farklı ekipmanlarla birlikte 28 Ekim 1943’te gemi ve mürettebat tekrar hazırdı. Şeneratörler çalıştırıldığında gemi tıpkı daha önceden olduğu gibi ortadan yok oldu. Fakat bu sefer çok farklı şeyler olacaktı. Öncelikle aradan sadece 1-2 dakika geçmesine rağmen gemi yüzlerce kilometre ötede bulunan bir başka bölgede radarda görüntülendi. Sonrasında bilinmeyen bir sebeple tekrardan ortadan kayboldu ve Philadelphia’daki üste geri döndü. Fakat yaşanan olayın boyutu bu sefer çok ciddiydi. Mürettebattaki bazı kişiler artık gemide yoktu ve nerede oldukları bilinmiyordu.
Gerçekten daha da korkunç bazı mürettebatlar geminin eriyip tekrar katılaşan metal bölümlerinin arasında sıkışarak feci şekilde hayatlarını kaybetmişlerdi. Hayatta kalanlar ise akıl sağlıklarını tamamen kaybettiklerinden dolayı hepsi akıl hastalelerine yatırıldılar. Fakat bu yaşanılanlar arasında en tuhaf olanı gemideki bazı kişilerin kas katı kalıp donmasıydı. Üstelik tam 200 gün boyunca. Askeri yetkililer tarafından gözetim altında tutulan bu kişiler 201. gün kendine geldiklerinde aradan geçen zamanı sadece 5 saniye gibi hissettiklerini bu süre zarfında sanki uzaya çıkmış ve dünyayı uzaydan izleyip tekrar dönmüş gibi hissettiklerini anlatmışlar. Bu deneyi ilk defa duyanlarınız ve merak edenleriniz varsa detaylı bir şekilde öğrenmek için Philadelphia deneyi adı altında araştırma yapabilirsiniz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bazen anlamakta zorluk çekiyoruz. Fakat şundan eminim ki bizim bilmediğimiz daha doğrusu bilmemizi istemedikleri birçok
şey var. Fakat gün gelecek ve tüm gizemler bir gün açığa çıkarak son bulacak. Şimdilik gizemleri araştırmaya devam edelim.
Taki.