KİMSE FARKINDA DEĞİL! ALLAH IN AĞAÇLARA VERDİĞİ BÜYÜK GİZEM KEŞFEDİLDİ.
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=SMAIM96QAMU.
Peygamberimiz bir hadisinde ağaçların zamanı geldiğinde konuşmaya başlayacağından bahseder. Peki neydi bu gizemin altında yatan gerçek? Sessiz sakin görünüşlerinin altında sanıldığından daha mı fazlasına sahipler? Az sonra anlatacaklarım oldukça ilginizi çekecek.
Hazırsanız başlayalım. Kâinat Şu anda anlayamadığımız belki de hiçbir zaman anlamaya fırsatımızın olmayacağı gizemlerle dolu.
Bir hadis-i şerif de şöyle der, kıyamet kopuyor bile olsa, elinizde bir fidan var ise kıyamet kopmadan onu hemen dikin. Peki neden? Kopmak üzere olan bir kıyamette zaten az sonra her şey yok olacakken fidanı diksek bile büyümeye ve işe yaramaya yetecek zamanı olmayacak ki? Hiç öyle düşündük mü? Belki de insan olduğunun tarih boyunca farkına varamadığı bir gerçek hayatımızın tam da orta yerinde bizimle birlikte yaşamakta.
Büyüklerimizin yetiştirdikleri çiçeklerle sohbet ettiklerine hatta onlara güzel sözler söyledikleri takdirde daha sağlıklı büyüyeceklerine inandıklarına tanık olmuşsunuzdur. Sizce onlar cahil miydi yoksa bizim bilmediğimiz gizemli bir gerçeğin mi farkındaydılar? Peki ya size peygamberimizin bir ağaç kütüğüyle birebir sohbet edip ağlayan kütüğün ona inanılmaz şeyler anlattığını hatta daha da ileriye gidip kıyametten önce ağaçların dile gelip bizimle konuşacaklarını söyleseydin
ya da biraz daha ileri gidip peygamberimizin dediğine göre şu an dünyadaki bir ağacın insanoğlunun halası olduğunu söylesem? Doğru duydunuz. Hala. Hani şu teyze amcadaki akraba terimlerinde olduğu gibi. Bir ağacın biz insanların halası olması. Şimdi sıkı durun. Çünkü az sonra anlatacaklarımı hayatınız boyunca aklınıza tutacağınızdan eminim. O yüzden videoyu sonuna kadar izlemenizde yarar var.
Bitkiler doğduğumuz andan ölümümüze kadar hayatımızın her alanında bizimle birlikteler. Yeni doğduğumuzda yakınlarımız tebrik için annemize çiçek getirirler. Doğum günlerimizde, hasta ziyaretlerinde, evlilik yıl dönümlerinde sevgimizi ifade etmek için çiçekleri kullanıyoruz. Sevdiğimiz bir kişiyle baş başa geçirdiğimiz bir akşam yemeğinde masada bir çiçek bulundurmaya özen gösteriyoruz. Yakınlarımızı son yolculuğuna uğurlarken çiçekleri kullanıyor.
Hatta üzerinden çokça zaman geçmiş olsa bile onlara sevgimizi göstermek için yine çiçeklere başvuruyoruz. Şehrin kalabalık ve stresli ortamından çıkıp kendimizi doğaya attığımızda psikolojimizin nasıl olumlu yönde değiştiğinin hepimiz farkındayız. Hayatımızda böylesine büyük bir rol oynayan bitkilerin incelenmesi için çok uzun bir zaman önce botanik bilimi kuruldu. Fakat bu bilim dalı şu zamana kadar bitkilerin fizyolojik yapılarıyla ilgili çalışmalar yapmıştı. Kimsenin aklına bitkilerin de tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi ruhsal davranışlarda bulunabiliyor olduğunu, duygu ve düşüncelere tepki veriyor olduklarını, olumsuz bir durum karşısında üzülebiliyor veya pozitif olaylar karşısında mutlu olabiliyor olduklarını incelemek kimsenin aklına gelmemişti. Ta ki…
Amerikanın tanınmış yalan makinesi uzmanı Clive Baxter, dünyanın her yanından gelen polislere ve güvenlik görevlilerine polygraf aygıtının kullanılmasını öğretiyordu. Uykusuz bir geceyi okulda geçiren Baxter’ın aklına birden ilginç bir fikir geldi. Yalan makinelerinden birinin elektrotlarını odada bulunan bitkilerden birine bağladı. Drakayena isimli tropikal bir bitkiydi bu. Baxter’ın amacı bitkinin dibine su döküldüğünde,
bu duruma tepki verip vermeyeceğini anlamaktı. Bir bardak suyu bitkinin toprağına döktü fakat galvanometrede tuhaf bir reaksiyon oluşmadı. Su, bitkide fizyolojik bir etki oluşturuyordu. Yalan makinesi ise daha farklı çalışmaktaydı. İnsanların stres ve yaşamını tehdit edecek durumlar karşısında verdiği tepkileri algılayabilen bu makineyi o halde bitkiler üzerinde belki de farklı bir şekilde kullanmalıydı. Baxter, bu düşünce üzerine yoğunlaşarak bitkinin dibine su döküldüğünde bu düşünce üzerine yoğunlaşarak bitkinin yapraklarından birini o sırada elinde tuttuğu sıcak kahve fincanın içine soktu. Fakat makinede yine tuhaf bir reaksiyon oluşmadı. Belki de daha vahşi bir saldırı gerçekleştirmeliydi. Elektrotların bağlı olduğu yaprağı yakmayı düşündü. Kafasında yakma düşüncesinin belirmesiyle birlikte poligraf makinesinde bir hareketlenme meydana geldi. Baxter, bu durum karşısında şok olmuştu.
Sadece kafasında böyle bir düşünce belirmesine ve bunu henüz eyleme dökmemiş olmasına rağmen bitki bunu algılamış olabilir miydi? Bunun üzerine kibrit almak için odadan çıkıp geri geldiğinde ise bir başka ve daha etkili bir dalgalanmaya şahit oldu. Sonrasında kibriti çaktı ve yaprağı yakacakmış gibi blöf yaptı. Fakat bu sefer makinede bir tepki görmedi. Acaba bitki gerçek ve sahte düşünceleri ayırt edebiliyor olabilir mi diye düşündü. Tüm bu yaşadıkları bir tesadüften mi ibaretti
yoksa gerçek miydi diye düşünürken Baxter için yepyeni bir araştırmanın başlangıcının ilk adımları o gece atılmıştı. Günler geçtikçe sayısız deneylerin ardı arkası kesilmedi. Makinedeki hareketlenmenin mantıklı bir açıklaması olup olmadığını veya tüm bunlara neden olan bir arızalanmanın etkilerini mi gözlemliyordu? Öncelikle buna emin olmaya çalıştı. Fakat her şey düzgün çalışıyordu. Deneyleri kendi dışında ülkenin çeşitli yerlerinden gelen diğer meslektaşlarına da yaptırmıştı.
Onlarca farklı bitki üzerinde yapmış oldukları deneylerde benzer gelişmeler gözlemlediler. Tüm bunlar Baxter’ın yaşama başka bir gözle bakmasının başlangıcıydı. Baxter ayrıca bitkilerin bakıcıları arasında duygusal bir bağ olabileceğini de gözlemledi. Sizler evinizden kilometrelerce uzaklıktayken bile onun hakkında düşündüğünüzde bitkinizin düşüncelerinize karşı reaksiyon veriyor olabileceğini yapmış olduğu bazı deneylerle gözlemledi.
Bitkiler kişilerin duygularını algılayabiliyor ve onlara karşı paralel reaksiyon veriyor olabilirlerdi. Baxter bir konferans gezisi sırasında daha önce yapmış olduğu deneylerin slide’larını salondakileri izletirken kilometrelerce uzaklıktaki ofisinde bulunan ve makineye bağlı bitkilerin reaksiyon göstermiş olduklarını sapladı. Acaba bir defa birisiyle bağlantı kurduktan sonra o kişi nerede olursa olsun aralarındaki bu bağlantıyı koruyor olabilirler miydi? Kulağa gerçek olamayacak gibi geldiğini biliyorum.
Fakat daha önce de dediğim gibi bu evrende bilmediğimiz henüz bilimin açıklayamadığı birçok sır mevcut. Bilim henüz bilmediğimiz şeylerin gerçek olabileceğini kabul etmektir. Mevlana’nın bir sözü var. İlahi sırlara gönül gözleri ve gönül kulakları tıkalı olan kişiler bir ağacın nasıl dile gelip hakikatler söyleyebileceğine inanamaz ve buna akıl erdiremezler. A sonra bir ağacın peygamberimizle nasıl konuştuğuna ve dahası kıyametten önce diğer ağaçların dile gelip Müslümanlar ile nasıl iletişime geçeceği konusuna geleceğim. National Geography’in bir haberine göre bitkiler diğer canlılardaki gibi beyin nöronlarına sahip olmamalarına rağmen henüz bilinmeyen bir şekilde hafıza sahibi olabilir, bazı deneyimleri 30 gün boyunca hatırlayabilir, hatta sayı saymayı bile biliyor olabilirler. Batı Üniversitesinde biyoloji profesörü olan Monica Gagliano öyle bir makale yazdı ki okuyanların gözleri yuvalarından çıktı adeta. Monica’nın bir bitkisi vardı ve bu bitki yaşadıklarını hatırlamakla kalmıyor, üstelik bu hatıraları bir ay boyunca hafızasında tutabiliyordu. Bahsi geçen bitki işte bu. Türkiye’de küstüm otu veya küstüm çiçeği olarak bilinir halk arasında. Orijinal adı Mimosa pudica olarak bilinen bu çiçeğe boşuna küstüm otu denmiyor çünkü ona hafifçe bile dokunsanız yapraklarını teker teker içeri doğru kapatıyor. Bu bitkinin kendini bir koruma mekanizması. Monica bunun üzerinden yola çıkarak bir deney yapmaya karar verir. Bir çiçek düşürme makinesi yaparak birbirinden farklı küstüm çiçeği saksılarını 15 cm yükseklikten yere düşürüp kaldırmış. Düşürdüğü taban yastık benzeri yumuşak bir taban.
Bu yüzden bitkiye bir zarar gelmiyor fakat bu düşüş hassas küstüm çiçeğinin savunma mekanizmasını devreye sokmasına engel olmamış. Her düşüşünde yapraklarını derhal kapatıyorlarmış. 56 farklı saksıyı 60’ar defa düşürdüğü bu deneyde bitkiler giderek bu düşüşten etkilenmemeye adeta başlarına bir şey gelmeyeceklerini öğrenmiş duruma gelmişler. Sanki bitkiler bu düşüşün kendilerine zarar vermeyeceklerini öğrenmişlerdi. Bu yüzden artık yapraklarını kapatmıyorlardı. Düşmenin etkisiyle yapraklarını kapatmayan bitkilere bu defa farklı bir şey uygulayarak saksılarını eline alıp hafifçe sarsan Monica küstüm otunun derhal yapraklarını kapattığını gözlemlemiş. Bitki için bilmediği bir tehditli bu durum. Düşürme deneyine bir hafta sonra tekrar devam edildiğinde bitkilerin hala yapraklarını kapatmadıkları hatta aradan 28 gün geçmesine rağmen düşürme deneyine tepkisiz kaldıkları gözlemlemiş. Monica makalesinde bitkilerin beyinleri olmayabilir fakat sinyalleri ilettikleri karmaşık bir ağa sahip olabilirler diyor. Ayrıca et yiyen bitki olarak bilinen venüs bitkisinin de sayı sayabildiği keşfedildi. İçine giren canlıların üzerinde bulunan minik dikenlerle temas etmesiyle anlayan bu bitkinin kapandıktan sonra açılabilmesi için çok büyük bir enerjiye ihtiyacı vardır. Bu yüzden de enerjisini boşa harcamamak için içindeki dikenlerle temas eden şeyin yiyebileceği bir canlı olup olmadığına emin olmak zorunda. Bu yüzden bir defa temas edilmesini yeterli bulmayarak belli bir sayıda dikenle temas edilen bir durumla karşılaştığında kapandığı gözlemlendi. Her ne kadar bilimde çok ilerlemiş olsak da kimse insanoğlu çok şey biliyor diye kendini büyük görmesin. Çünkü henüz anlayabildiklerimiz buz dağının görünen kısmı kadar bile değil. Nikola Tesla’nın da dediği gibi doğa ve evren henüz keşfedemediğimiz titreşim ve frekans yasaları ile donatılmış durumda. Bunları öğrendiğimiz zaman daha önce videolarımda bahsetmiş olduğum pek çok şey daha mantıklı gelmeye başlayacak. Mesela suyun duyguları olabileceği gibi ya da seslerin insan beyni ve vücudu üzerindeki inanılmaz etkileri. Öyle ki israfilmeleyi zamanı geldiğinde bir ses aleti olan suğru hürfleyecek ve çıkan ses nasıl bir sestir ki
tüm insanların ruhları alınacak ve ikinci kez suğrun sesini duyduğumuzda ise bir daha dirileceğiz. Tekrar düşünün. Peygamber efendimiz bir hadisinde insan özelliklerini sahip olan bir ağaçtan bahseder. Söylenildiğine göre Adem atamızın yaratıldığı toprağın artak alanından yaratmıştır Allah onu. Hurma ağacı. Peygamberimiz şöyle buyurmuş.
Halanız olan hurmaya saygı gösteriniz çünkü o babanız olan Adem’den artakalan çamurdan yaratıldı. İnsandan bir parça olan ağaç. İnsan ve hurma ağacı arasındaki benzerliklere bakacak olursak her ikisi de kafaları kesildi mi ölüyorlar. İkisi de yaklaşık aynı yaşam ömürlerine sahipler. Hurma ağacı da tıpkı insanlardaki gibi dişili ve erkekli olup ürerler. Erkeklik poleni kokusuyla insanın meni kokusu aynıdır. Hurma ağacının insanlardaki kıllar gibi lifleri vardır. Farklı çeşitteki hurmaların renkleri farklı insanların ten renklerine benzer. Hurma ağacı. Peygamberimiz bir zamanlar insanlara vaaz ederken bir hurma kütüğüne dayanarak konuşurmuş. Fakat gel gelelim bir zaman sonra insanların çoğalmasıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem arkalarda kalan insanların da kendini duyabilmesi için kendisine bir minber yaptırır. Fakat kütükten ayrı olarak ilk konuşmasını gerçekleştirdiği sırada öyle bir şey oldu ki herkes adeta şok olmuştu. Peygamberimizin artık dayanmadığı kütük haykırarak ağlamaya adeta insanlar gibi sesler çıkarmaya başlamış. Minberden inerek kütüğün yanına giden Peygamberimiz gülümseyerek hafif bir ses tonuyla neden ağlıyorsun diye sormuş.
Peygamberin artık ona yaslanmadığından ve ondan ayrıldığından yakınıyormuş hurma kütüğü. Ağaçlarla ilgili sıradaki konu ise daha da ilginç. Bir ağaç var. İsmi Gargat ağacı. Kıyamete yakın Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesinden sonra Müslümanlar ile Yahudiler arasında çıkacak olan bir harbin sonucunda korunmak amacıyla Yahudilerin bu ağacın arkasına gizleneceğinden bahsediliyor.
Söz konusu hadiste Yahudilerin ağaçların arkalarına saklanacağı fakat ağaçların dile gelerek konuşmaya başlayacağı ve bir bir arkalarına saklanmış olanları söyleyerek açığa çıkaracaklarından bahsediyor. Fakat tek bir ağaç konuşmayarak onları ele vermeyecek. O da Gargat ağacı. Günümüzde ilginçtir ki hadislere itibar etmeyen Yahudiler yine de tedbir amaçlı kendi bulundukları her yere köşe bucak Gargat ağacı dikiyorlar.
Hayatın sessiz kahramanları onlar. Bitkiler dünyası. Peygamberimizin hassas bir şekilde yaklaştığı bu canlılara biz ne kadar önem veriyoruz? Kendi arzularımız ve para hırsımız yüzünden katlettiğimiz ağaçların, yakıp yok edilen ormanların, hatta küçük bir zevk uğruna seviyor sevmiyor diye yapraklarını koparttığımız papatyanın hesabı sorunmayacak bizden. Kıyametin yani yok oluşun ipuçları aslında küçücük bir papatya yaprağında bile gizli. Önemli olan biz evrene nasıl bir gözle bakıyoruz. Hiç aniden sevdiğiniz bir yakanınızın başına kötü bir şey geldiğini hissettiğiniz ve kısa bir zaman sonra da bu olayın gerçekleşmiş olduğunu deneyimlediniz mi?
Sanki size biri bir mesaj vermiş gibi değil mi?
Altyazı M.K.