HZ MUHAMMED sav NE DEDİ? KALP GÖZÜ VE EPİFİZ BEZİ – BÜYÜK GİZEM
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=eofIhl7sYvA.
Hz. İsa Peygamberin söylemiş olduğu bir söz var. Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görebilirler. Bu sözün yaratılışın en büyük gizemlerinden biri olan insan beyni içindeki bezelye tanesi büyüklüğündeki bir organla bağlantısı olduğunu biliyor muydunuz?
Peki ya size günümüzde bu organımızı kullanmayı unutmuş olduğumuzu çünkü birilerinin kasten böyle olmasını istediklerini söyleseydin? Acaba bu sayede gerçekleri görme yeteneğimizi kaybetmiş olabilir miyiz? Ya onu tekrar kullanmayı öğrenirsek?
Ne mi olur?
İnsan vücudunda bulunan ve hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz organımız beynimizdir. Beynimizin içinde bulunan bezelye büyüklüğünde öyle gizemli bir organ var ki belki de yaratılışın ve evrenin en büyük bilinmezlerinden yani gizemlerinden birisi de bu organımızda saklı olabilir. Bu organıyla alakalı sayısız fikirler, düşünceler, makaleler hakkında doğru ya da yanlış ahkam kesilmiş birçok yazı mevcut. Benim size önerim benden de duyacaklarınız dahil olmak üzere kendi araştırmalarınızı yaparak bu doğrultuda olaya yaklaşmanız ve kendi sezgilerinize güvenmenizdir. Çünkü bu organ günümüzde bile hala büyük bir gizem. Aslında günümüzde dahil sözünü kendime göre yanlış kullandım sanırım.
Çünkü benim inancıma göre günümüzden çok çok uzun zaman önce bizlerden daha ileri teknolojiye ve bilgiye sahip medeniyetlerin yaşamış olduğunu düşünmekteyim. Onlara şu an ne oldu, ne edeler? Bu konuyla ilgili çok önemli kanıtlar ve belgeleri ulaştım. Yakında ilgili bir video hazırlayacağımdan eminim. Bu yüzden henüz takip etmeyenleriniz varsa kanalımı takip etseniz iyi olur kanısındayım. Belki o medeniyetler bu organın marifetlerinin farkındaydılar. Epifizbezi isimli organımızdan bahsediyorum.
Ruhun insan bedeniyle bağlantı noktası olduğu düşünülen, birçoğunun üçüncü göz olarak atlandırdığı ve bu sayede başka alemlerle bağlantı kurabilmenize dahi yaradığına inanılan, çam kozalağı şeklini andırdığından dolayı da İngilizcede de bu şekilde atlandırılan bu organın bilimsel açıdan da büyük bir önemi var. Epifizbezi ile alakalı komplo teorilerine gelecek olursak da oldukça düşündürücü ve biraz da ürpertici. Çünkü söylenildiğine göre bu epifizbezinin olağanüstü gücünü farkında olan ve dünya yönetimini ellerinde tutmak isteyen bazı siyasiler, Vatikan ve dünyanın önde gelen aileleri bu gücü ellerinde tutmak ve dünya insanını daha kolay yönetebilmek adına haince planlar yapmaktalar. Komploya göre birçok ülkenin içme sularına karıştırılmış veya marketlerdeki paketlenmiş birçok hazır gıdada ve en önemlisi de diş macunun içinde bulunan kimyasallarla insanların epifizbezlerini köreltme planları yıllardır işliyor. Bu sayede toplumların büyük bir kısmı uyanmadan bu hedefin kurbanları oluyorlar. Uyanmış toplumları yönetemeyecekleri gibi kendi güçlerinde paylaşmak istemiyorlar. Fakat epifizbezi ile ilgili bilimin yeni yeni keşfettiği bazı olağanüstü gerçeklerin ipuçlarına bundan binlerce yıl önce Hz. İsa Peygamberin sözlerinde, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin hadislerinde hatta Hz. Mevlana’nın sözlerinde bile rastlamak mümkün. Videoyu sonuna kadar izlemenizde yarar var çünkü bu videoda hayatınıza yön verecek çok önemli bilgiler bulacaksınız. Epifizbezi Modern felsefenin kurucularından Fransız Descartes epifizbezini ruhun oturduğu koltuk olarak tanınlamış. Kuranda veya hadislerde bize hakkında neredeyse hiçbir bilgi verilmemiş olan konulardan birisi de ruhtur. Ruh ile ilgili çok sınırlı bilgiye sahimiz. Fakat bu durum onun hakkında düşünmemize engel değil tabi ki. Bazı İslam âlimleri ruhun insan kalbine yakın bir bölgede sağ göğsün alt kısmında bulunduğunu savunmakta. Kimisi ise tüm bedenimizde olduğunu dile getirse de epifizbezi ile ilgili yapılan çalışmaların hemen hepsinde ruhun fiziksel bedenimizle bağlantı noktasının beynimizdeki bu minik organ olabileceğini düşündürmekte. Belki de ruhun bedenimize giriş ve çıkış noktasıdır. Dediğim gibi kesin emin olmamakla birlikte bu bilgiyi bir kenarda tutalım.
Şimdi gelelim epifizbezinin ne işe yaradığına. Bu organın çok büyük gizemleri olmalı ki tarih boyunca süre gelen çarpıcı detaylarla bağdaşıyor olduğunu gözlemliyoruz. Mesela antik Mısır’daki horusun gözü simgesinin birebir beynimizdeki epifizbezi bölgesi ile aynı olması çok dikkat çekici.
Bunun yanı sıra Çam Kozalağı anlamına gelen ismiyle de bağlantılı önemli detaylar var. Bunlardan biri de Vatikan’da bulunan dev çam kozalağı eykelinin epifizbezine itaafen yapılmış olması.
Papa’nın yanından ayırmadığı asasına gizlenmiş çam kozalağı şekli birçoğumuzun pek de farkında olmadığı epifizbezi gerçeğini onların çok iyi bildikleri ve bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor olabilecekleri düşüncesine yol açıyor. Sadece bunlar da değil. Hepinizin bildiği binlerce yıl öncesinde yaşamış Sümer medeniyetinde tasvir edilmiş olan ve gökten geldiklerine inanılan Anunnaki’lerin elinde tuttukları çam kozalakları da bir hayli gizemli. Hatta birçok mason lacasına bakıldığında kozalak heykellerinin mevcut olduğunu görebilirsiniz. Epifizbezi üç çeşit hormon salgılar. Bunlar melotonin, serotonin ve DMT. Diğer bir ismiyle ruh molekülü olarak adlandırılmış. Melotonin, epifizbezinin sadece karanlıkta salgılayabildiği bir hormondur. Uyku düzenimizi sağlayan, uykuya dalmamızı ve doğru zamanı geldiğinde uykuyu sonlandırarak uyanmamıza yarayan hormondur. Epifizbezimizin çalışma saatleri gece 11 ile sabah 05 arasındadır. En üst seviyede çalıştığı saat ise 03 olarak bilinmektedir.
Yani uykunun en ağır hali aynı zamanda insanın maneviyata da en yakın halidir. Bu yüzden bu saatlerde uykuda olmak, hastalıklara yakalanmamak ve tüm günün yorgunluğunun ayrıca vücudumuza vermiş olduğumuz fiziksel ve ruhsal tüm hasarın onarılması açısından en önemli saatlerdir. Gece uykusu bu yüzden çok önemlidir. Işığın bol olduğu gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma olaylarının daha karanlıkta kalmış ülkelere göre 6 kat daha fazla olduğu gözlemlenmiş.
Bununla birlikte ilginçtir ki görme engelli kişilerin kansere yakalanma riski ise diğer insanlardan 24 kat daha az olduğu biliniyor. Gecenin bu saatleri insanın evrenle olan bağlantısı açısından oldukça gizemli bir dönem. Epifizbezimizin en üst seviyede çalışıp ruhumuzun öte alemleri açılan kapılardan geçtiği, bugünün karanlık geçen saatleriyle ilgili atalarımızın yapmış olduğu ve söylediği bazı çarpıcı gizemler işi daha da ilginçleştiriyor. Videonun başlığında dikkat ettiyseniz peygamberimiz de farkındaydı diyorum. Burada demek istediğim şey ise şu, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin karanlık ile ilgili bildiği bazı gizemler vardı. Öyle ki kendisi yatsı vakti geçtikten sonra asla kimseyle sohbet etmez ve konuşmazdı. Çok geçmeden de uykuya dalardı. Ve mutlaka gecenin bir vaktinde uyanarak karanlığın üçte birini uyanık bir vaziyette karanlıkta geçirirdi.
Burası epey dikkat çekici. Ve şu hadisi de oldukça düşündürücü. İnsanlar sabah namazının erdemini bilseydi şayet ona sürünerek giderlerdi. Gece sonlanıp güneş doğmadan önce epifizbezimiz maksimum seviyede çalışıyor vaziyettedir. Buradaki ilginç olan şey ise epifizden salgılanan ve uykuya dalmamızı sağlayan meloteninle birlikte eş zamanlı olarak az sonra anlatacağım DMT molekülü salgılanması
bazı sırlara vakıf olmamıza neden oluyor olabilir. Epifizbezinin salgılarından biri olan DMT sayesinde rüyalar aleminde belki de öte alemlerle bağlantı kurduğumuzu düşündüğümüzde gecenin karanlığında epifizbezimiz DMT salgılamaya devam ederken uyandığımızı ve bu hormonun aktivitesini sonlandırmadan devam ettiğini düşünün.
Birçok kişi bunu ürpertici bulacaktır fakat ruhani varlıklarla en çok temasın nedense her vaktinden önce yaşandığını belki tekrar düşünebiliriz. Bunun yanı sıra Hz. İsa Peygamberin karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görebilirler sözü karanlığın gizemini daha da arttırıyor. Peki ya daha önce çile haneleri duymuş muydunuz? Bilmeyenleriniz için bahsedeyim.
Bu odalar Türkiye’de de birçok şehirde uygulanan bir yöntemle kişinin 40 gün boyunca karanlık bir odaya kapanarak ruhunun ve bedeninin kin, nefret ve dünyevi zevklerden arınarak hayvani hislerini yok etmesine yaramaktadır. Bu sayede 3.gözleri açılacak ve dünyaya başka bir pencereden bakması sağlanacaktır. Zamanında derviş adayı bu odaya girer ve şeyh odanın perdesini 40 gün boyunca açmamak üzere Besmele ve Fatihayla kapatırdı. Bu perde iki alemi ayıran perdeyi temsil ediyor. Odada kalan kişi 40 gün boyunca dizlerinin üzerinde kimseyle iletişim kurmadan oturmak zorundadır. 40 gün boyunca karanlıkta epifiz bezinin nasıl çalıştığını siz hayal edin. 40 günün sonunda kalp gözlerinin açılması hedeflenen bu yöntem zamanında oldukça yaygındı. Peki Peygamberimizin neden dişlerimizi temizlemede misva’ı önerdiğini hiç düşündünüz mü?
O zamanlar diş macunu keşfedilmemişte de ondan diyecekleriniz vardır. Tabi cevaplardan biri de bu olabilir. Fakat diş macunuyla alakalı etrafta dolanan çarpıcı söylentiler belki de Peygamberimizin sünneti olan misvak kullanımını tekrar gözden geçirmemiz gerektiğine bir işaret olabilir. Kimilerine göre bir komplo, kimilerine göre ise gerçeğin ta kendisi olan bu konuda söylenildiğine göre diş macunun içindeki flörür sayesinde yani yatmadan hemen önce yaptığımız diş fırçalama etkinliği sayesinde epifiz bezimizin en etkin olacağı zaman aralığında onu körelttiğimiz söylentileri insanı derin düşüncelere sevk ediyor. Diş macununun epifiz bezimize zarar verdiği hatta dünyayı yönetenlerin bunu bizzat yaptıkları bu sayede de daha kolay kontrol edilebilen toplumlara dönüştürüldüğümüz söylentisini duyanlar ister istemez bu konuda tedirgin oluyor ve hatta dişlerini fırçalamamayı bile düşünüyorlar. Fakat şunu da hatırlatmakta fayda var.
Başta kalp rahatsızlıkları olmak üzere vücuttaki birçok problemin ağız sağlığından kaynaklandığı da bir gerçek yani dişlerimize iyi bakmak zorundayız. Konunun iyice araştırılması eğer gerekiyorsa flörürsüz diş macunları tercih edilmesi gerekmektedir. Epifiz bezini körelten ve bizleri daha az düşünebilen bireyler haline getiren ve hatta inançlarımızı bile etkilediği düşünülen komplolardan biri de zamanında hitlerinde denemiş olduğu içme sularına karıştırılan flörürler.
Bununla da kalmayıp dinlediğimiz müziklerin bile Hertz ayarlarıyla oynayarak sırf epifiz bezinin zarar görmesi için çeytani fikirler üreten bir üst aklın dünyayı yönettiği düşünülmekte. Epifiz bezinin salgıladığı ve uykuyla bağlantılı olan melotonin hormonundan bahsettim. İkinci hormon ise serotonin hormonu. Serotonin ruhsal ve bedensel fonksiyonların düzenlenmesini sağlar. Yeterli serotonin üretemeyen epifiz bezinin yol açtığı sorunların başında depresyon ve ruhsal hastalıklar gelir.
Mutluluk ve mutsuzluk gibi fonksiyonlar ile bağlantılı serotonin bozukluğunda günümüzde de oldukça yaygın olan depresyon ve buna bağlı kötü sonuçları son zamanlarda oldukça duymaktayız. Hatta bu konuyla alakalı bizi mutsuzluğa iten müziklerin dinlenmesi de epifiz bezimizin hasara uğraması açısından önemli bir rol oynamaktadır. Epifiz bezinin salgıladığı en gizemli hormonlardan biri de üçüncü ve sonuncu olan DMT, diğer ismiyle ruh molekülüdür. Halk arasında da bu hormonun kalp gözü ile bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Fakat bana göre kalp gözü daha derin bir mevzu. Öyle ki İslam’da da kalp gözünün açılması için ölmeden önce ölmek gerektiği sözü vardır. Bu sözde nedenmek istediğini düşünüp yorumlarda belirtirseniz sevinirim. Kalp gözü ve üçüncü göz belki de birbirinden ayırabileceğimiz iki farklı sınırları olan kavramlar da olabilir.
DMT ile üçüncü göz açılabilir mi, üçüncü gözümüz açılırsa ne ile karşılaşabiliriz ve görebilecek olduklarımızı hazır mıyız bunu bir düşünmek gerek. Öncelikle DMT hormonunun ilginç bir şekilde ölüm ve de doğum anında en yüksek seviyede salgılandığını belirtmek isterim. Bir inanışa göre bebeklerin belli bir zamana kadar üçüncü gözlerinin açık olduğu ve bizim göremediğimiz bazı gerçekleri görebiliyor olduğu düşüncesinin altında belki de DMT molekülünün etkisi olabilir.
Hamile kadınların doğumdan sonra ortalama 40 gün süreyle görmüş oldukları bazı ruhani varlıkların hikayelerine ise girmeyin bile. Arzu edenleriniz varsa bu konudaki deneyimlerini yorumlarda dile getirebilirler. DMT molekülü sadece insanlarda değil doğada, hayvanlarda ve bitkilerde de mevcuttur. Hatta bitkilerin DMT yardımıyla da diğer organizmalarla bağlantı kurabildikleri düşünülmekte.
Bazı bitkilerde ise çok yüksek miktarda DMT bulunduğundan bu bitkilerden elde edilen çay ile epifiz bezimizi aktif hale getirebildiğimiz ve üçüncü gözümüzün açılabildiği sağ olunmakta. Bu bitkilerden birisi Brezilya’da yetişen Ayahuasca bitkisidir. Bir diğeri ise ülkemizde de bol miktarda bulunan ve hatta üçüncü gözün aktivasyonuna yardımcı olduğuna inananlar arasında oldukça popüler olan güzellik bitkisi.
Güzellik bitkisi Anadolu’da hala birçok evin giriş kapısı üzerine asılmakla birlikte çayı da bolca tüketilmekte. Öte yandan Hz. Mevlana’nın şu sözü de oldukça ilginç. Güzellik tohumu karanlığı örtü ve gerçek göründü. Ayahuasca bitkisi ve güzellik bitkisinin birbirleriyle olan bağlantısı ve Ayahuasca’nın elde edilmesi için Gurunda Donaks denilen bir Türk kargı kamışından yararlanılması da ayrı bir detay.
Kargı kamışından hepimizin bildiği ney çalgı aletinin üretiliyor olması oldukça ilginç bir bağlantı. Çünkü epifiz bezinin çalışmasına olumlu yönde etkisi olduğu düşünülen başlıca müzik aleti neyidir? Dilerseniz birlikte kısa bir deney yapabiliriz. Şimdi gözlerinizi kapatın ve sadece 15 saniye boyunca size dinleteceğim ney sesine kulak verin.
Bakalım DMT hormonunuzda bir hareketlilik olacak mı? Evet, ne hissettiğinizi yazabilirsiniz. Epifiz bezi vücudumuzdaki en gizemli organ konumunda. Hakkında konuşulanların dikkate alınacak değerde olduğu kesin.
Kendi görüşümü soracak olursanız kalp gözünün otla, çayla vs. açılamayacak kadar derin manevi bir mevzu olduğunu düşünmekteyim. Fakat 3. göz kavramını belki algısal belki evet öte alemlere bir bağlantı olsa da bunu kalp gözünden ayırırsak şayet, aktive etmenin bazı bitkisel veya bahsetmiş olduğum gibi gecenin karanlığından faydalanma yöntemleri neden olmasın?
Tabi bu bitkilerin çeşitli halsilasyon gösteren ve asla kullanılmaması gereken zararlı maddelerle karıştırılmaması lazım. Florir gibi bazı maddelerin epifiz bezini körelttiği düşünülüyorsa şayet, Allah’ın her hastalığın çaresinin doğada mevcut kılmış olduğu gerçeğinden yola çıkacak olursak, bazı bitkilerin de epifiz bezimizi olumlu anlamda harekete geçirebilecek olduğu düşüncesi çok da uzak gelmiyor açıkçası. Komplotörüsü kısmına gelecek olursak sizce de günümüzde insanlarımızda tuhaf bir şeyler var gibi değil mi? Sanki birçok gerçeği göremiyoruz gibi. İzlediğimiz bazı gereksiz televizyon programlarından dizilere neredeyse arasında hiçbir fark olmamasına rağmen her sene yeni çıkan cep telefonlarına karşı büyük sempatimizin ve ona sahip olma isteğimizin olmasından zaten büyük bir alışveriş çılgınlığımızın olmasına rağmen bir de üstüne kara cuma diye çıkarttıkları bir etkinlikle bu konudaki çılgınlığımızı en üst seviyeye çıkarmış olmalarına kadar ilginç bir dönemdeyiz. Üstelik belki bazılarınız fark etmiştir. Bahsettikleri cuma günü indirimde olması gereken ürünlerin aksine daha da pahalı olmasına rağmen bu gerçeği göremeyen kişilerin olmasına ne demeli? Ah epifiz bezi, sen nelere kadirsin. Ha bu arada yılbaşı haftası video paylaşamamıştım. Beni affedin. Alışverişten de bahsetmişken madem üzerinden çok geçmemişken şunu da ekleyeyim o halde.
Mescidlerin yeraltlarında en ücra köşelere veya ota park kenarlarında konulduğu güzel ülkemin alışveriş merkezlerinde en ortaya dev çam ağaçları dikiliyorsa şayet hepimiz için yeni yıl dileğim şu ki Allah hepimizin epifiz bezlerine sağlık, sıhhat versin inşallah.
Yeni yılımız hayırlı olsun.