Secde Yaparken Topuklar Nasıl Olmalıdır? – Fatih Kalender Hoca Efendİ

Secde Yaparken Topuklar Nasıl Olmalıdır? – Fatih Kalender Hoca Efendİ videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8Xs-ko2dCeo. Namaz kılarken secde sırasında topuklar birbirine değmeli midir? Yoksa ayakların arası açık olmalı mı? Evet. Bu mesele de hatırladığım kadarıyla bir iki sene önce bayağı bir gündem olmuş. Bazı ilmahal kaynaklarında ifade edilmiş. İşte yine bazı kesimin…

Secde Yaparken Topuklar Nasıl Olmalıdır? – Fatih Kalender Hoca Efendİ

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=8Xs-ko2dCeo.

Namaz kılarken secde sırasında topuklar birbirine değmeli midir? Yoksa ayakların arası açık olmalı mı? Evet. Bu mesele de hatırladığım kadarıyla bir iki sene önce bayağı bir gündem olmuş. Bazı ilmahal kaynaklarında ifade edilmiş. İşte yine bazı kesimin terk edilen bir sünnet olarak algılanarak
etrafa insanlara bu sünneti icra edelim, bu sünneti ifade edelim şeklinde bazı söylemleri de olmuştu. Yine o dönemde yaptığımız araştırmada şunu görmüştük. Secdede veyahut da kıyam halinde hatta rükuda da bunu ifade ediyorlar. Topukların birleştirilmesinin namazın sünnetleri, müstağafları veya edepleri noktasında sayılırken hanefi kaynaklarından meşhur olan El-Hidaye gibi kitap, El-Kifaye, Binaye veya Fetürkadir, hatta Fetavayı Kadyan tarzında muhtaber kaynaklarda olmadığını müşahede ettik. Ancak bununla alakalı İbn-i Abidin Rahimullah Haşiyesi’nde bunu almış. İbn-i Cem Keza Bahru Rayk isimli eserinde bunu almış. İbrahim el-Halabide, Halab-i Kebir isimli eserinde buna temas etmiş.
Ancak baktık ki burada arka planda yani ilk defa bunu söyleyen kimdir? Bu noktada İmam el-Zahidi, yani 600’li yıllarda 650’li yıllarda yaşamış olan hanefi fukasından bir zatın el-Müşteba isimli bir eseri var. Ki akidede de itizal görüşüne sahip olan bir zat. İlk defa bunun dillendirmiş olduğunu müşahede ettik.
Hatta yine bununla alakalı Abdülhay Ellek Nevi’nin Es-Siyaye isimli son olarak yani ahir ömründe kaleme almış olduğu bir kitap. Hanefi fıkhına dair ki imamet bahsine kadar yazıyor. Ondan sonra ömrü vefa etmeyip ahirete intikal ettiği bir kaynak, güzel bir kaynak, geniş bir kaynak. O da bu meseleyi ele alırken diyor ki, hanefi fukasının mütekaddim veya müteakirden bunu ifade eden, bunu dillendiren müştebadan başka biri yoktur şeklinde. Ve kendisinden sonra gelen işte camiurumuz sahibi el-Konstaninin naklinden sonra şöhret bulmuş. Ve bazı kitaplarda kaynaklarını, kitaplarına bu nakli getirmiştir. Ama aslalara baktığımız zaman daha temele doğru geriye doğru baktığımızda ise bu zahidinin hadis-i şerifleri yanlış yorumladığı, hanefilerde olmayan bir görüşü, hanefilerin görüşüymüş şeklinde kendisinden sonrasına nakletmiş olduğu, ancak ayakları birleştirme ifadesini kullanıyor ama şeklinden de bahsedilmemesi bu konuda bir yanlış anlamanın sebebiyet verdiğinden bahsediliyor.
Hadis-i şeriflerde Efendimiz aleyhisselatü vesselamın ifadesiyle ayakların birleştirilmesinden, hatta sahabe biz topuklarımızı birleştirirdik derken burada Abdullah ibni Mesud’dan yapılan bir rivayet var. Hatırladığım kadarıyla İbni Ebi Şeybe musannefinde rivayet ediyordu bunu. Ayaklarımızın yanlardaki kişilerin topuklarına birleştirme, yani saflın sıklılığını ifade edebilme adına.
Hatta bir zatı görüyor ayaklarını birleştirmiş, Abdullah ibni Mesud, sen sünnete muhalif olarak namaz kılıyorsun, sünnette ayakların açık olmasının gerekliliğinden bahsediyor. O yüzden bütün bunları irdelediğimizde, evet bazı kaynaklarımızda bu gibi ifadeler olsa da hanefi mezhebinde tercih edilen görüş olarak ve asrılarımıza da gittiğimiz zaman yani müştebalden öncesine baktığımız zaman böyle bir şeyin olmaması,
bu konuda sünnet olmadığını, müstahap olmadığını, edep olmadığını rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Ama kişi alışkanlık haline getirmiş, secdedeyken ayak topuklarını birbirlerine birleştiriyorsa, sünnet kastıyla yapmadıktan sonra bir mani olmaz. Ama burada sünnet midir diye sual edilecek olursa böyle bir sünnet yoktur. Dediğimiz gibi bu konuda tahkik edildikten sonra, özellikle Leknevi Esya isim neslinde buna çok geniş bir şekilde yer veriyor.
Yani bizi dinleyenler içinde ilimle iştigal eden kişiler varsa ki bu kaynağa müracaat edebilirler. Ve orada da şunu görecekler ki sonuç olarak bu hanefi mezhebinde ne sünnet, ne müstahap, ne edeptir, tamamıyla yanlış bir algının neticesi şeklinde yansıtılmış ve hanefi kaynaklarda mutaber olan eserlerde de bundan bahsedilmemiştir.
Peki hocam, tahkikle verdiğiniz bu cevap için teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.