HZ DAVUD PEYGAMBERİN KILICINDAKİ BÜYÜK GİZEM VE KIYAMET BAĞLANTISI
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=202CUtmUaFA.
Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan kutsal emanetlerden en gizemli olanı. Üzerinde yazanlara göre zamanı gelince Hz. Mehti ve Hz. İsa’nın eline geçecek ve onunla tek gözlü Deccali öldürecek. Kitabesinden yola çıkılarak kılıcın zamanda yolculuk yaptığı bile düşünülüyor. Araştırmacılar yıllardır üzerinde bulunan şifreleri çözmeye çalışıyorlar.
Çünkü tüm bulgular tek bir şeye işaret ediyor. Neye mi? Gelecekteki bir tarihe. İNTRO Asırlar boyunca Osmanlı’nın idare merkeziydi burası bir zamanlar.
Şimdilerde ise Topkapı Sarayı Müzesi ismiyle İstanbul Sarayburnu sırtlarında tüm ihtişamıyla ayakta durmakta. Müzenin içerisinde inanılmaz eserler ve çok kıymetli kutsal emanetler bulunmakta. Fakat içlerinde öyle bir tanesi var ki sahip olduğu gizemleriyle birçok araştırmacıyı yıllardır peşinden sürüklüyor. Hz. Davut Peygamberin Kılıcı ve kendisi kadar gizemli olan kitabesi. Bakır Kitabede yazanları duyduğunuzda çok şaşıracaksınız. Çünkü yazılanlara göre kılıcın binlerce yıl boyunca aralarında Hz. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam ve Hz. İsa Peygamberin de bulunduğu birçok önemli ismin eline geçtiği hikayesinin yanı sıra gelecekte yaşanacağına inanılan büyük olayları da içinde barındırıyor. Üstelik iddialardan öyle bir tanesi var ki son derece enteresan.
Kıyamet tarihi sadece Allah Azze ve Celle’de gizlidir. O yüzden Hz. Davut Peygamberin bu gizemli kılıcının üzerindeki şifreli yazıların kıyamet tarihiyle alakalı olduğunu zannetmiyorum. Ama bu kılıcın üzerinde kıyamet tarihiyle alakalı bir sır olduğuna dair yaygın bir inanış bulunmakta. Hatta üzerinde oldukça uzun süre çalışan bir araştırmacı bu tarihin kaç olduğunu bulduğunu açıkladı. Az sonra tüm detaylarıyla inceleyeceğiz.
Çünkü kıyametin tarihi bir yana dursun bu kılıcın gerçekten de kıyamet ile bir bağlantısı var. O da kıyamet gününe yakın ortaya çıkacak olan Deth’cel’in bu kılıç ile öldürüleceği.
Gelin şimdi tüm bu gizemleri incelemeden önce kılıcın inanması güç olan tarihine bir göz atmak ve de Topkapı Sarayı’na nasıl geldiğini öğrenmek için geçmişe bir yolculuk yapalım. Yıl 1517
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim genellikle geceleri uyumuyor ve böyle gecelerde zamanını sohbet arkadaşı Hasan Can ile kitap okuyup ilim konuşarak geçirilmiş. Yine böyle bir gecede Hasan Can uykuya dalmış ve Sultan Selim’i yalnız bırakmıştır. Sabah olunca Yavuz Sultan Selim Hasan Can’ı yanına çağırarak sorar. Söyle bakalım rüyanda ne gördün?
Hasan Can rüyasında bir şey görmemiştir fakat derhal orada bulunan kapı ağası olan Hasan Ağa araya girerek heyecanla o gece görmüş olduğu rüyayı anlatmaya başlar. Şöyle der. Padişahım rüyamda gece yarısı kapı çalınıyordu. Üzerinde Arap kıyafetleri olan 4 kişiyi kapının önünde gördüm. Kapıyı çalan kişinin elinde sizin ak sancağınız vardı. O kişi bana şöyle dedi.
Resulün emriyle buraya geldik. Bize buyurdu ki Yavuz Sultan Selim kalkıp gelsin. Mekke ve Medine hizmeti ona verildi. Kendisiyle konuşan kişinin Ali bin Ebu Talip olduğunu ve Selim Han’a selamını iletmesini istediğini söyleyen Hasan Ağa’nın bu sözlerini Yavuz Sultan Selim gözyaşları içinde dinlemiş. Bu rüyadan çok etkilenen Yavuz Sultan Selim tüm hazırlıkları tamamlayıp Mısır seferine çıkar. 20 Şubat 1517 Cuma günü Kahire’de Yavuz Sultan Selim adına hutbe okunması ile birlikte Mısır ve Hicaz artık Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in yönetimine girer. Bunun üzerine orada bulunan birçok kutsal emanet Yavuz Sultan Selim’e verilir. Bu emanetlerin içinde Kabe’nin altın oğlu, Yusuf Peygamber’in sarığı, Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselam’ın hırkayı şerifi, nalını, oku ve Hz. Davut Peygamber’in kılıcı da bulunmaktaydı.
Böylece Hz. Davut aleyhisselam’ın kılıcı ve üzerinde kılıcın son sahibi İsa Mesih olacak ve bununla decceli öldürecekti yazan Bakır kitabesi de İstanbul’a gelmiş oldu. Şimdi gariplikler başlıyor. Yıl 1953
Topkapı Sarayı Müzesi’nin eski müdürü Tahsin Öğz yazmış olduğu Hırkayı Saadet Dairesi ve Emaneti Mukaddesi isimli kitabını yayınlar. Senelerini böylesine tarihi ve kutsal parçaların bulunduğu bir ortamda geçirmek her zaman heyecan verici gelmiştir bana. Kitabında, müze de bulunan birçok parçanın hikayesini anlatırken Hz. Davut’un kılıcı hakkında benzerine hiçbir yerde rastlanılmayacak bir kılıç diyerek sözlerine başlıyor.
Şöyle anlatıyor Tahsin Öğz
Uzunluğu 101 santimdir. Tabanı geniş, iki ağızlı ve ucu sivridir. Tabanın kabzaya yakın kısmında bir insan resmi bulunmakta olup, bir elinde kılıç ve diğer elinde bir kafa tutmaktadır.
Bunun altında Arapça bir satır bulunmakta olup, yazıların arasında cinsini tespit edemediğimiz bir çeşit yazı daha bulunmaktadır. Son satırda ise Davut, Süleyman, Musa, Harun, Yuşa, Zekeriya, Yahya, İsa ve Muhammed isimleri okunabilmekte.
Ancak üzerindeki kısmen okunabilen yazıların anlamını tespit etmek imkansızdı. Bir müddet sonra sarayın emanet hazinesi denilen deposundaki eserler çıkarıldığı sırada, bakır bir kitabe dikkatimizi çekti. Çünkü üzerinde kılıçtaki resimlerin aynısı bulunuyordu. Bu kitabenin bir tarafı 32 satır Arapça ve diğer tarafındaki 28 satırda az önce bahsettiğim ne olduğu bilinmeyen yazım karakterlerinden oluşuyordu.
Buradaki resim kılıçtakine nazaran daha da bariz görülüyordu. Altında bir gemi ve üzerine yazılmış olan 888 tarihi bulunmaktaydı. Şimdi işler giderek garipleşecek. Bakır kitabinin bir yüzünde, tıpkı kılıcın üzerinde de olduğu gibi elinde kesik bir baş tutan insan figürü bulunmakta. Ancak aralarında oldukça önemli farklar var.
Kılıçtaki adam resminin Hz. Davut’u temsil ettiği anlaşılmaktadır ki, elindeki kesik baş ise Kur’an’da da bahsi geçtiği üzere kılıcıyla öldürmüş olduğu dev calut’un kafasıdır. Birçok kişinin inancına göre de calut gerçekten de bir devdi. Tabii işin aslı ise hala gizemini koruyor. Bakır kitabede bulunan adam figürünün ilk bakışta Hz. Davut olduğunu düşünsek de dikkatle bakınca başının üzerinde bulunan iki boynuzu görüyoruz.
Ayrıca bacakları sandığımız işaretlerin ise aslında Arapçadaki tığ harfi olduklarını ve bacakları temsil etmediğini adam figürü ayırdığımızda tıpkı cinlerde olduğu gibi ters dönmüş ayakları işaret ettiğinden dolayı, araştırmacılar kitabedeki bu figürün Hz. Davut değil dördüncü boyutun varlıklarından cini temsil etmekte olduğunu düşünüyorlar. Zaten hemen altında da vefki yazılarını görüyoruz. Konuyu aşina olan herkes bu yazıların cinlerle alakalı tılsım yazıları olduğunu bilirler.
Benzer tılsımlı yazıları Kılıç’ın üzerinde de görüyoruz. Ayrıca kitabede yazan bir nota göre de zamanı geldiğinde Kılıç’ın Hz. Mehti’ye verileceği de söylenmiş. Kitabenin diğer yüzünü çevirdiğimizde ise durum daha da ilginç bir hâl alıyor. Bu yüzünde Arapça yazılarla Kılıç’ın günümüze kadarki yolculuğu ve kitabenin en altında bulunan her şeyin şifrelenmiş olduğu bir gemi resmi var.
İşte o yazılar. Ali buyuruyor ki bu kılıcı ve lehvayı Mısır’ın sahibi Melik Mukavsk’ın hazinesinde buldum. Kılıçta Süriyanice ve İbranice olarak Hz. Davut’tan bir mesaj vardı.
Şöyle buyuruyor. Ve galabeden sonra Allah beni muzaffer etti. Bu kılıcın alametlerinden biri şu ki bir yüzünde elinde kılıç ve baş olan, diğer yüzünde de memleket kürsüsü üzerine oturmuş birer şahıs bulunuyor. O kesilmiş baş benim Câlut’u katletmeme, kürsü üzerinde oturan da Hz. Süleyman ve her şeyin üzerindeki hükmünü ifade ediyor.
Bu mübarek kılıç Hz. Yusuf’a ulaşacak, ondan sonra Hz. Zekeriya’ya, sonra Hz. Yahya’ya, sonra Hz. İsa’ya ulaşır, sonra Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselam’a arz olunur. Onun vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’e ulaşır, sonra oğlu Muhammed’e miras bırakır. Ali bin Ebu Talib Muhammed’i Mısır’a vali tayin eder, sonra vefat eder ve kılıç Hz. Yusuf’a geri döner.
Sonra hicretin 880. senesine kadar gizli kalır. Elif Mısır’a intikal edecek, Osmanoğulları devleti tamamı erdikten sonra küffar Mehdi zamanına kadar mücahede edecek. Allah onlardan razı olsun. Sonra kılıç zamanın sahibi Mehdi’ye intikal edecek ve Hz. İsa’ya vasıl olacak. Onunla tek gözü dertçali katledecek. Allah ve Resulü bunları gizli ilimlerden olarak bildirdi. Şimdi bu yazılarda dikkatinizden kaçan çok önemli bir detay var. Tüm bu isimler arasında binlerce yıl boyunca yolculuk yapan kılıcın bir süre sonra Hz. Yusuf’a geri döndüğünden bahsediliyor. Hz. Yusuf, Hz. Davut’tan asırlar önce yaşayıp vefat etmiş biri. O halde nasıl oluyor da kılıç yüzlerce yıl önceki birine geri dönüyor olabilir? Adeta zamanda yolculuktan bahsedilmiş gibi. Gariplikler bununla da sınırlı değil. Ayrıca yazıların Mısır’ın fethini gerçekleşmesinden tam 50 yıl öncesinden bildirdiğine tanık oluyoruz. Bir başka çarpıcı detay ise gelecekte Osmanlı Devleti’nin dağılacağından bahsediyor yazıda. Osmanlı zamanında böyle bir cümleyi ağzına bile almak kafanın gitmesine sebep olabilecekken Padişahlar kılıçtaki bu gerçeği görmelerine rağmen özenle bu emanetleri saklamışlardır. Şimdi gelelim kıyametin tarihinin içine şifrelenmiş olduğu düşünülen gemi figürüne. Araştırmacıların en çok üzerinde yoğunlaştığı bu detay belki de kılıcın en büyük gizemi. Birçok araştırmacı halen gemideki şifreyi çözmeye çalışıyorlar. Bundan yıllar önce şifreyi çözmüş olduğunu söyleyen araştırmacı Serkan Tekin bakın bulduğu tarihe nasıl ulaşmış. Bakır Kitabede gemiyle ilgili şöyle yazıyor. Gemideki sekiz kamaranın ilk üç kamarasında üç tane harf gizlidir. Bunlar Mim, Elif, Be. Bu harfler cif ilminde 43 sayısını simgelemekte. Gemiye Arapçada Sefine denilmekte. Sefine cifte 205’i kotlamaktadır. Gemide sekiz kamera var. Sekiz Arapçada Semaniye denilmektedir. Semaniye’nin cifteki değeri ise 606. Geminin her iki tarafında 7 tane çizgi var. 7’ye Arapçada Seba denilir. Seba cifteyse 137’yi vermekte. Geminin tam ortasında Aleleho yazmaktadır. Bunun değeri ise 135’tir. Geminin üzerinde sol köşede 880 rakamı bulunuyor. 43, 205, 606, 137, 135 ve 880 sayılarını toplayınca 2006 etmektedir. En sol köşedeki 880 sayısının hafif sağında tek bir kamera vardır. Kamara Arapçada Ay demektir.
Yani bu kamera 1. ayı söylemektedir. Aleleho yazısının hafif sağında ise 12 sayısı vardır. Bunlar eşittir. 12, 01, 2006 tarihi. Kılıcın üzerindeki şifrenin 12 Ocak 2006 olduğunu düşüne araştırmaca, bu tarihte herhangi bir şey gerçekleşmeyince şifreyi çözülmemiş olduğunu anlamıştır. Hepimizin bildiği üzere kıyametin tarihi sadece Allah Teala’da gizli.
Tabi bunu binlerce yıl önce peygamberlere bildirmiş midir bu konu gizemini her zaman koruyacak gibi duruyor. Eğer ki sizde Hz. Davut Aleyhisselam’ın kılıcını ve kitabesini merak ettiyseniz Topkapı Sarayı Müzesi siz ziyaretçilerini bekliyor. Tarihimizi ve değerlerimizi daha çok uzun yıllar boyunca yaşatmak ümidine dediğimiz gibi kıyametin tarihini sadece Allah Azze ve Celle bilir. Fakat belki de merak etmemiz gereken asıl soru şu.
İnsanoğlu kıyamete hazır mı?