Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – İslam Düşüncesinin İhyasına Dair – Cumartesi Sohbetleri (10)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BytCI58VJWc.
Osmanlı bakiyesi ulema da bir kısmı yurt dışına gitmiş, bir kısmı yer altına çekilmiş. Bir kısmı yeni rejime entegre olmuş, eski işlerle uğraşmıyor. Şimdi yani önderlik edecek insanlar pek kalmamış. İşte şairler filan var. Yani bunlar işte Nurettin Topçular Fransızca da okumuş veyahut işte bir şeyh bulup hidayet etmiş büyük şairler var. Ama bunlarında dini müktesebatı yeterli değil. Haliyle neye bakılıyor? İsmail Kara hocanın verdiği cevap benim hoşuma gider. Niye Osmanlı müktesebatına bakılmadı da bu kendi, yani Arap dünyasına bakıldı mesela. İki sebep söylüyor.
Bir diyor ki Osmanlı yenilmiş yani Osmanlı yenilmiş bir şeydi durumdaydı. Yeni nesil yani işte imam hatiplerde, ilahiyatlarda veyahut merdiven altında Arapçayı kötü sökmüş insanlar.
Bu yenilmiş birikime bakmak yerine, mağlup olmuş birikime bakmak yerine, radikal bir tavırla yeni devlet kurma peşinde giden Arap dünyasına bakmayı yeğlediler. Çünkü orada bir aktivasyon vardı, aktivite vardı, bir radikalizm vardı. Bir devrimcilik vardı.
Oysa Osmanlı birikimi, mağlup bir birikimdi. Ona bakmamayı tercih ettiler, onu görmezlikten gelmeyi, sıfırdan başlamayı tercih ettiler. Bir diğer sebepse dil şeyi. Yani Osmanlı yerine, özellikle Arap dünyasına, Türkiye’den de epey bir esere, Suriye’ye, Mısır’a, Balkan’lardan hem de Anadolu’dan giden insan olmuş. Onlar da 1950’lerde dönmeye başlıyorlar. Türkiye’ye fakültelerde, imam hatiplerde hoca oluyorlar.
Onların dil bilgisi, Arapçası ve orada edindikleri arkadaşlıklar. O şeyin bu tarafa aktarılmasını, o birikimin bu tarafa aktarılmasını daha kolay hale getiriyor. Yani biz daha yeni Said Halim Paşa’ları öğreniyoruz. Said Halim Paşa 1920’lerin başında yazmış,
onların sonunda yazmış o siyasi mülahazalarını. Biz onları 1965’lerde yoldaki işaretleri yazan Seyit Kutup’tan daha sonra öğreniyoruz. Bakıyoruz ama diyoruz ki acaba Seyit Kutup acaba okudu mu şeyi?
Hem ondan daha ileri şeyler söylemiş zamanında hem de bizim coğrafyamızı, bizim kişimize daha uygun şeyler söylemiş. En azından sömürge görmemiş bir zihinle bunları söylemiş. Oysa Hasan el-Bennalar, Seyit Kutuplar gayet iyi niyetli ama sömürge ortamında bunları söylemişler.
Farklı bir psikoloji ve o psikoloji ne yapıyor?
Marazi şeyler üretebiliyor bazen bu radikalik uçlanmalar şeklinde karşımıza çıkabiliyor.