Aynur Mısıroğlu’nun Dava Mücadelesi

Aynur Mısıroğlu’nun Dava Mücadelesi videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=650CnY2LPy8. Şimdi ben İslam’ı yaşayan bir aileden veya muhitten gelmiş değildim. Ve çok şeyin farkında değildim. Üniversiteyi okumasaydım belki de böyle bir hayatım olmazdı. Şimdi benim arkadaşlarımın böyle bir hayatı asla yok. Hatta ailem içinde de çok farklı bir hayat var. İslam’ı üniversiteyi okurken…

Aynur Mısıroğlu’nun Dava Mücadelesi

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=650CnY2LPy8.

Şimdi ben İslam’ı yaşayan bir aileden veya muhitten gelmiş değildim. Ve çok şeyin farkında değildim. Üniversiteyi okumasaydım belki de böyle bir hayatım olmazdı. Şimdi benim arkadaşlarımın böyle bir hayatı asla yok. Hatta ailem içinde de çok farklı bir hayat var. İslam’ı üniversiteyi okurken buldum. Hükümlerini gördüm. Yani birçok şeylere o zaman bakıp oldum. Şimdi sizlere çok kolay gelen bir şey kandil nedir, haram nedir, helal nedir,
biz bunları bilerek yaşamadık. Hocalarımıza, hatta tarih hocalarımıza, biliriz ki Emin Okta’nın tarihlerini, Şapolyalı tarihlerini okumuşuzdur. Allah’ım ne kadar saçmalı, sefasız şeyler. Ve bugün hala televizyalara bu saçmalıklar konuşuluyor. Kader Bey televizyon seyredemiyor, dissini deyiyor. Bu sefer de o hal bir ara geldi, ben rahatsız oluyorum yani. İslami hayatı görünce, İslam’ın ne olduğunu görünce, başta Hamidullah Bey, Allah razı olsun kendisini, onu defterine takip etmiştim en çok. Hamidullah Bey olmak üzere, tabi okudum da merak ettim sonra okudum. Ben Beyazıt Kütüphanesi’nde ders çalıştım ünumiyetle. Ve orada tabi kitap ismi bilmiyor muyum, yalnızım o zaman, kimseyi de tanımıyorum. Böyle Müslüman İslam yazan kitaplara bakıyordum, onlardan alıyordum ama kim kim bilir. Yani kitabı şöyle söyle, ondan sonra tanıdım. Bu arada mesela Hilmi Ziyare ülkeli okudum, aman çok güzel Kader Bey diyor, sen İslami ondan mı öğrendin? Ondan öğrendim. Bizim zamanımızda bir Peyamis Safa vardı, Allah rahmet eylesin, çok midiyetçi ve dinlardı, manevi değerleri saygı tutardı. Onun da teşviki oldu diyeyim yani makale yazardı. Sonra Nihat Sami Banarlı, ahlaklı bir kimseydi ve güzel makaleleri vardı. Böyle iyi insanların makaleleri de bana geldi. Bu sefer de Allah gönlüme İslam’ı açtıktan sonra tabi duramıyorsunuz. O zaman diyorsunuz ki ben bu İslam’ı böyle bilseydi, vallahi her şeyden vaziyette İslam’ı üzerinde çalıştırdım. Şu halde benim gibi bilmeyen çok insan vardı. Vardı. Onun için biraz da kendimi attım sokaklara. Hatta evlendiğimiz zaman bile Kader Bey dedi ki, sen bu sokakları bırak, akademisyen, bunun ilmini yap dedi, sokakları bırak. Ama yok dedim, benim haberim olsaydı ben böyle namazsız, orusuz bir hayatım olmazdı. Ben bunları kaza etmek mecburiyetine kalmazdım. Onun için o aşkla çalışmaları, arkadaşlarım oldum. Allah razı olsun. Mesela bir rahmetli oldu, şimdi Fevziye Nur oldu. Asaf Bey’in hanımı Gülsel Hanım, ismini söylememek güzel, Nevzat Bey’in hanımı çok bir tevhazıdır. Böyle birçok arkadaşlarım oldu. Elhamdülillah biz o zaman zannediyoruz o kadar yani görülen çok az bir gruptuk. Ve İslami faaliyetlere çeşitli gruplar. Yeşilay’a mesela, Yeşilay rahmetli Ahyan Songer ile hanımı Reyhan Songer. Ondan sonra onunla birlikte Yeşilay grupları gruplar.
Ama o Yeşilay’daki çalışmalarımızı görseniz yani Allah demiyoruz, Peygamber demiyoruz, yalnız mühteviyatını veriyoruz. İçki, işler, kötülüklerin anasıdır. Ondan sonra Peygamberimiz’e bize ayette böyle bir hüküm var diyor, asla demiyoruz. Yani içki için zararlarından bahsediyoruz. Ve bu arada İslami tabi şuurları vermeye çalışıyoruz. Ama bir şey söylemek kapanırız, kapanırız diye böyle korktu. Hatta düşünebiliyor musunuz Necip Fazıl Bey’e bir konferans tertipledik, çağırdık. Necip Fazıl Bey konuşacaktı.
İdare eden şahıs çok kızdı. Asla siz bana nasıl sordunuz sormadan Necip Fazıl’ı konuşuyorsunuz. Onun gibi bir adam bizim Yeşilay cemiyetinde konuşamaz. Şimdi mahşum oluyoruz, çok fena sıkıldık tabi. Neyse, FEN Fakültesi’nin talime cemiyeti üstlendi. Aynı konuşma, FEN Fakültesi cemiyeti talime cemiyeti adına konuşma yapıldı. Yani Necip Fazıl’ı böylece çevirmiş olduk. Yani böyle sıkışık devirlerden geldik. Hanımlar hem polisten korkarlar hem kocalarından korkarlar. Onun için böyle bir toplantıda, ev toplantıları yapıyoruz. Korka korka geliyorlardı. İstiyorlar dini işimleri öğrenmek, kültürleri öğrenmek. Tabi daha çok çalışan insanlar olduğu için bilmek istiyorlar. Lakin korkuyorlar, aban basılırız diye, aban kocamız bir şeyler diye. Onları dışarıya çekmek, alıştırmak. Diyorlarım fevziyle birlikte bir hicret günü yapıyoruz. Düşünün de ne ilahi şey haykır olsun. Yani hükümet haykırır, like the high quality hicrita anlatacağız. Hicrita, like the high quality music hicrita. İlk defa bir salon tuttuk Eyüp Sultan’da. Geldi iki polis. İçerisi hanım doldu. Başörtülü hanımlar, örtülü hanımlar. İçeri girip bir diyeceğiz. Yalvarıyoruz adamını yani bir elini öpmediğimiz kaldı. Ne olur? Buradan duyuyorsunuz. Biz konuştuk, şu perde arkasından dinleyin. İçeri siz girdiğiniz zaman iki polis gördüm. Orada çin yavrusu gibi bütün hanımlar dağılır. Adamlar yalvar yakar, zor oturttuk böyle perde arkası. Bak buradan duyuyor konuşmamız zaten mikroponda olacak. Hani bu şartlar içinde hareket ettik. Elhamdülillah arkadaşlarımıza çok iyiydi. Sonra bunlar tabii çok daha değişti. Ev toplantıları, kafi gelmedi, dernekler, vakıflar şeklinde ilerledi. Böyle İngiltere’de de deseniz tabii ben gittiğim zaman birçok şey gördüm. Tabii orada işçi olarak gitmiş hanımlar. Bu bakımdan çok haklı. Mesela yemekte, içmede dikkatleri daha azdı. Hatta öyle gidenler olmuş hani İngiltere’ye gidiyoruz diye başlarını bile açanlar olmuş. Ne lüzumu var orada açmalar. Yani böyle zamanlı insanlar. Onlarla birlikte yani bu faaliyetlere devam ettik. Sonra işte bu Allah razı olsun Hasan’ı, Hasan doktor Hasan Bey de şey etti. Bu emüslüferler diyoruz İngiltere’de. Kalkı maddeleri onlar hakkında. Çünkü orada emüslüferler çok fazla kullanılıyor. Bugün İngiltere’si değil, bugün İngiltere’de çok şey rahat bulabilirsiniz ama bizim gittiğimiz yerde bulamazsınız yani. Ben gittim ekmek yaptım mesela uzun millet ekmek yaptım.
Çünkü onlar domuz koyuyorlar ekmeği. Ya bildiğimiz ekmeğe domuz koyuyorlar. Onun için kendi ekmeğimizi kendimiz bir millet yaptık. Sonra vejeteryen ekmekler daha uzak şeylerde. Bu şekilde mesela şimdi şunu söylemiyorum benim zamanında bir Türk kasabına gitmezdim güveremezdim. Anca Pakistanlardan alırdım. Adam cazda haftada bir gün bize et verirdi falan. Şimdi böyle zorluklar yok Elhamdülillah. Fakat biz o zorlukları İngiltere’de de birediyenin kuşlarına gittim. Ondan sonra orada çeşitli milletlerden gelmiş insanlar görüyoruz. Tayyabı Onan’dan tutun da Binan diye yasalara kadar hepsi güzel bir grubumuz oldu. Fakat Elhamdülillah bunu övünmek için söylemiyorum ama onlar için en kötü hürsüsü ben demiş. Yolun zaman hemen hocalar hep bana itibar ettiler. Yani evvela tabi örtülüm öyle ama öyle değil bu iş.
Örtülü olarak insanda bir şey fark ediliyor. Peki şu anda değil ama o zaman örtüleri daha ziyade yani ben çünkü damas kıldığım zamanları biliyorum. Kadınlar kısmında sadece erkekler kısmında hamalılar, kadınlar kısmında belki ihtiyar kadınlarla beraber damas kıldık. Camilerde böyle değildi. Orada da elimizden geldiği kadar kendimizi tanıttık, ifademizi ettik, birleştik. Mesela ben üzüldüm bir kelime yazıyoruz Tayvanlı bir kız oraya çiçek çizmiş. Siz yazınız bu mu dedi. Müslüman vakti tabi dedi. Tabi herkes hati latihatleri kullanacak değil ya. Böyle çiçek resimleri gibi latihim yapıyor Japon’da şu. Biz tabi alışmışız hala yerleşmişiz. Cumhuriyet kafasında yıkandırmayı biraz alay ederdi. Ben böyle bir yanlışlık yaptım mı Cumhuriyet nesiller bana böylece hakaret ederdi. Başka türlü hakaret yoktu. Onun için… Latife yapıyor. Evet tabi yani bir şey oldu mu böyle. Ne demekse elimden geldiği kadar orada da şayet sarf ettim ve konuştum.
Elhamdülillah yani ifademi yaptım.