Tokat (Niksar) – Bir Kasaba Hikayesi 28.Bölüm

Tokat (Niksar) – Bir Kasaba Hikayesi 28.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BnKVOnlYuHQ. Alt Yazı Ш26 Bülent泰 Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Beyliklerden devletlere medeniyetlerin yuvası, alimlerin ve şairlerin başkenti, tüm…

Tokat (Niksar) – Bir Kasaba Hikayesi 28.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BnKVOnlYuHQ.

Alt Yazı Ш26 Bülent泰
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Beyliklerden devletlere medeniyetlerin yuvası, alimlerin ve şairlerin başkenti, tüm güzelliğiyle önümüzde. Gökyüzünde bulutların beyazlığı yeryüzüne dokunuyor. İnsanları, ağaçları, çiçekleri izliyoruz. Beyaz bir gelinliği giymiş doğa. Tüm asaleti ve temizliğiyle büyülüyor yüreğimizi. Niksar kalesinde rüzgar uç diyor göklere doğru ey insan. Uçup git Anadolu’nun bağrına. Tokat hayalden güzel. Niksar gerçeğin kendisi. Pontus krallığı zamanında yapıldığı ve adının Caberilla olduğu bilinir.
Türkiye’nin ikinci büyük kalesi olarak anılan Niksar kalesi içerisinde birçok yapının kalıntılarını barındırıyor. Evliya Çelebi’nin övgülerinde hayat buluyor Niksar sokakları. Mevlana’nın gönlündeki hakikatle beslediği topraklarda çiçekler açıyor, canlar büyüyor. Tarih nadide bir çiçek gibi bu topraklarda yetişmeye devam ediyor. Topraktan, havadan ve sudan insana ilmin önemini Yağıbasan medresesi anlatıyor. Anadolu’da tıp eğitimi verilen ilk medreselerden biri olarak bilinen Yağıbasan medresesi asıl tarihi anlatıyor duymak isteyene.
1158 yılında Danışmenliler Beyliği döneminde Danışment Ahmet Gazi’nin torunu Nizamettin Yağıbasan tarafından Niksar kalesinde inşa edilmiştir.
Kapalı anılığı iki eyvanlı ve revaksız bir medresedir.
unknown
Şu anda üzüm kesmeye gidiyor. Var mı bana şimdi yardımcı olacak kimçe var mı? Salim sen mi geleceksin? Evet evet. Tamam. Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ım. Ya Rabbi cümlemize, cümle ümmetin Müslümanı hayırlı, bereketli kazanç ver ya Rabbi. Bismillah ya Allah. Yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş. Üzümleri kesiyoruz.
Bismillah ya Allah. İyilerinden kesiyorsun.
Böyle az biraz yok alakası var Salim. Şöyle keseyim. Şöyle sapıyla güzel güzel asmalı keseyim.
Bu yanlarda da var. Yalnız kara yüzüm tam yukarıda ben biraz zor gidemem ben taraftan öne gideceğim. Hadi sağa üstüne gidelim bakayım. Hadi bakalım. Şurada dur. Onu orada sağlayın. Sen yalnız. Yardım edersen. Tamam. Ben onu da yalnız şişeyleri içeri koy. Onları içeri koy. İçeri usulla ben. Aman usul. Tamam.
Tamam. Kesiyoruz bu üzümleri.
Bak şimdi kasayı getir bakayım Salim. Bak ben bunların bir de bir şiğni aldıydım. O şiğni tepsiye alma yok tabii de. Keşkem olsa da ondan söyleseydim.
Geldik üzüm bölümüne kara üzüm durmadı hemen lafa karıştı. Ben böyle bir şiirler yazdım da. Fakat onlar şimdi hatırında yok ki söyleyemem. Bunları kes koy oğlum. Hadi bakalım.
Hadi bakalım. Hadi bakalım Salim. Şu kasayı al. Trakta koy. Gidelim bakalım hadi. Hadi Bismillah. Kaçıyoruz. Hadi bakalım.
Bismillah ya Allah. Hadi bakalım.
Kaçıyoruz. Şimdi efendim ben 1943 doğumluyum. 1940 yıllarında burada bizim bir değermenimiz vardı. Değermenimiz. Burada değermen vardı. Rahmetlik babam bu değermeni buraya yapmış. Ve benim evliyatım. Ve benim evliyatım.
Bu değermene kazanılmışım. Bu değermene doğmuşum. Halen de burada büyüyüp devam ediyorum. Allah’ın izni keramıyla. Cenab-ı Allah izin verdi. Çalışma yaptım. Babakçı yaptım. Armutlar yaptım. Elmalar yaptım. Derken meselesi hayatımızın devamını burada bugüne kadar sağladım. Şu anda 43 doğumluyum.
80 yaşına gelme birkaç ayım kaldı. Allah’a hamdü senalar olsun. Cenab-ı Allah bize bu kadar ömür verdi. Bu kadar zaman verdi. Bu kadar mekan verdi. Bu kadar nimet verdi. Ya Rabbi hamd olsun. Allah’a muhammediyoruz. Allah hamdlerimizi şükürlerimizi kabul eylesin.
Efendim 1956-57 yıllarında okullardan çıktım. 1958’de evlendim. Buralar o zaman basbayağı bir fundalırdı. Tarlak şeklinde vardı ama fundalırdı. Biz bunları imar ettik. Baktık. Eştik. Yaptık. Tarlak haline getirdik. Dolayısıyla askerlik çaremden sonra buraya önem vermeye başladım. Şeftali yaptım. Elva armut yaptım. Bahçe yaptım. Fakat ne var ki? İnsanlar bazen tercibe sahibi olmadığı için, tercibeli adamlardan da yanıt almadığı için tercibesiz olarak bazen işleri sonuççul yapıyor. Mesela ben buraya yaptığım 250 şeftali. 11 sene ona hizmet ettim. O kadar şeftallerimiz oldu. O kadar meyvemiz oldu. Ama pazarını bulamadık. Pazarını bulamadık. Ne oldu? Elimizde kaldı. Çürürttük. Geçtik bulamadık. En nihayet ben bu şeftalileri söktüm.
80’li yıllarında buralara bağ yaptım. Cenab-ı Allah bu bağlardan bize de öyle güzel nimet, öyle güzel ürün verdi ki, o güne kadar cebimiz para görmediği halde, o günden sonra Cenab-ı Allah bu bahçe dolayısıyla cebimize bol miktarda para verdi. Maddi yönümüz, manevi yönümüz şu bahçede benim görüşüme göre belki bilmiyorum Cenab-ı Allah ne diyecek benim görüşüme göre iki taraflı maddi manevi yönü iki taraflı bir seviyede yönetmeye çalıştım. Ama yapabildim yapamadım bunu bilemiyorum. Efendim bu bağ diktik. Efendim bu bağ da 1985 yıllarında tabii ki o zamanlar yeni olduğu için üç beş sene bağ ürün vermedi. Bir hayli zorluz lahmet çektik, sıkıntı çektik ve ondan sonra bağlarımızda üzüm oldu, yaprak oldu, yaprağı da tokat yaprağı. Bak tokat yaprağı değil Gökçeli’de, Ankara’da, İstanbul’da değil, dünyada tokat yaprağı bir meşhur oldu. Şu anda şu tokat yaprağı o kadar meşhur ki herkesin gönüllesinde bugün yine tokatla biri telefon etti. Hollanda’ya yaprak gönderecekmiş bana dedi on ton yaprak bul biraz önce sezen telefonunda vereyim. Yaprak bu kadar önemli ve sıhhatlı aranıyor da ve onun parası da bizleri takmin ediyor Allah’a çok şükürler olsun. Tarihi eser statüsünde olan Talazan Köprüsü isminin anlamını yaşatıyor.
Kelkitçey’in üzerinde yoldaşlar için yol olan köprüye adımlarımız değiyor. Tarihi köprüde yolun kıymetini anlıyoruz. Kavuşmak ne güzel, söz can ile canan arasında olunca ne güzel. Adımlar bir güzele vardığında kıymetli. Güzele güzele ulaşmak niyetiyle çekiliyor besmele. Leylekli köprünün üstünde doğuyor güneş, karanlığın bitişini kutluyor göz aydınlığı. Ulu Camii Çepnizade Hasanbey’i anıyor. Salat ve selamlar caminin avlusunda yankılanıyor. Gönül dostları toplanıyor ve ezan safları sıklaştırıyor beş vakit bir aşk ikliminde. Dillerde ayetler kalplere tecelli ediyor. Saf saf bir araya geldiğimizde tarih yazmaya başladığımızı anlıyoruz. İlçe merkezi ulu cami mahallesindeki Niksar Ulu Camii, dik dörtgen planlı olup iç mekan dört sıra ayakla beş sahne ayrılmıştır. Anadolu’nun iyi durumda ayakta kalabilen ilk camilerinden biridir. Yol uzun. Adımlar yola revan, yolda olduğunu biliyor insan. Bu güzel yolun bir durağı Taş Mektep. İlim kokularının insanı cezbettiği bu durakta Taş Mektep’in duvarları anlatıyor tarihi. Niksar’ın Fatihi Melih Ahmet Gazi’nin metfun olduğu türbeyi Melih Gazi Türbesini seçiyor kalpler. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlıyor gönüllerin duası.
Rahmet ellerden kalplere ulaşıyor. Aslen Niksar Gökcelili’yiz. Buradan evlenince 35 sene oldu İzmir’e gidelim. İzmir’de artık doğal yaşamaya karar verdik, köye geldik. Eşim emekli oldu. Bağa diktik.
Şu anda kuşburnu mevsimini kuşburnu yapıyoruz arkada gördüğünüz gibi. Kızılcık topladık geçen gün. Kızılcık yapacağız. Kuşburnuyu topladık, yıkadık. Sabah erkenden ocağa koyduk kazanı. Şu gördüğünüz kazana koyduk, kaynattık. Makinayı çağırdık. Aslında makinayı çağırmasak, elimizde yapsak daha güzel, daha iyi ama biraz yorucu olduğu için elde ezmek makinayı çağırıyoruz o yüzden. Ondan sonra da gördüğünüz gibi elekledik. Sonra ocağa koyduk. Şekerini koyup karıştırdık. Altını yaktık. Şimdi onun pişmesi bir iki saat sürüyor. Koyulana kadar marmelat haline gelene kadar bekliyoruz. Ondan sonra kıvamını ayarladığımız zaman sıcak sıcak konserve şişelerini koyuyoruz. Konserve şişelerini kapatıyoruz ağzını. Kaç sene durursa dursun hiç bozulmuyor. Oradan yiyoruz yani güzel oluyor öyle doğal. Mayıs ayında yaprak topladık. Yapraklarımızı bastık, dolmalarımızı temmuz ayına kadar. Ondan sonra nohut zamanıydı. Nohutlarımızı aldık, kasat yaptık onları. Soğan kestik. Soğanlarımızı da arkada gördüğünüz gibi görürsünüz. Öyle yani burada hayat güzel doğal yaşam çok güzel. Büyük şehirde yaşamaktan sıkıldık. Ben burada yaşamaktan daha memnunum. Çünkü İzmir’de her zaman bir yere gitme şansın olmuyor. Tati zamanlarında anca gidebiliyorsun. Apartmanda nasıl diyeyim şimdi bu pandemiden dolayı da apartmanlarda da sıkıldık. Kimse kimseye gidip gelemedi çok sıkıldık. Buraya kendimizi attık. Burada kapı komşularımız, akrabayız zaten burada. Her gün her saat bir yerdeyiz yani her dakika beraberiz iç içeyiz. Ama apartmanda öyle değil. Büyük şehirde öyle değil. Zor yani orada yaşam. Vallahi şöyle söyleyeyim ben İzmir’de ben on birden önce kalkmazdım. İnanın size öyle söyleyeyim. Burada 7 buçuk en geç 8 de ayaktayım. İzmir’in havasından şu çamlarımızın güzelliğin doğasından çünkü çamların altı yaylı havası erken kalkıyoruz. Yorulmuyorsun bütün gün ayaktasın ama asla yorulmuyorsun. Bugün sabah namazından sonra namazları kıldık buradayız o zamandan beri. Saat 1.00-2.00 mi şimdi 1.00-2.00 bak bir sürü iş yaptık sabahtan. Büyük şehirde olsan kahvaltı sofrasındaydık. Yani buranın yaprağı üzümü meşhur bir yaprağını topluyoruz satıyoruz. Ondan sonra da tabi kendimize yiyecek hediyelikler eş dost ondan sonra da satma işine geliyor. Sattıklar da ayrı oluyor. Eşe dosta da yapıyoruz. Üzüm zamanı şimdiki de üzüm zamanı üzümünde meyve suyuna veriyorlar. Geliyorlar toptan alıyorlar bağdan kasalıyor kasalara kesiyoruz toptan alıp götürüyorlar üzümünde. Lezzetli çok güzel. Narinceye yaprağı bizim yapraklarımız adı öyle geçiyor. Sultaniye değil narinceye yaprağı bizimki. Çok lezzetli yediniz gördünüz dolmamızı beğendiniz. Mangala koydum közünün altında iki dakikada pişti. Çok güzeldi. Ben Niksar’da geçti benim çocukluğum. Ben buraya 18 yaşında gelin olaraktan geldim. Bunları ben büyüklerimden öğrendim. Onların eline baktım görüyordum görümcem. Bu da eltim. Babaannem onların eline bakaraktan gördüm. Beraber yapıyoruz. İmece usulü bugün bana yarın ona. Öğreniyorsun yani öyle. Yemeğe hevesli diyelim.
Çocuklarımız hevesli ama geliyorlar. Çocuklarımızla gelip kalıyorlar. Onlar da tatillerini burada geçirmeye çalışıyorlar. Domatesleri fidesini kendimiz yetiştirmeye çalıştık. Yetiştirdik. Domateslerimiz oldu çok güzel. Onlardan melemenlik yaptık. Salça yaptık. Çocuklarımıza kendimize. En doğalından yemeye çalışıyoruz. Çok güzel oldular lezzetli.
Kendimiz yetiştirdiğimiz için de çok lezzetli oldu domateslerimiz. Gerçekten tadına doyum olmuyor. Yazın yaptık kışında yiyeceğiz inşallah. Abiler de yardım ediyorlar. Et meseler olmaz. Birlik beraberlik her zaman iyidir. Beraber kazdık domateslerimizi. Kasalarımızı biz kaldıramıyoruz. Onlar kaldırıyorlar. Yapıyoruz yani. Tuğla örgülü anıtsal bir yapı olan Kırk Kızlar Kümbeti 1220 tarihli bir yapıdır. Bu tarihi eserimiz ziyaretçilerine ağırlıyor yüzlerce yıldır. Roma dönemi arsenali, Niksar’ın konumunun askeri olarak önemini gösteren, kışla ve silahlık olarak kullanılmış tarihi bir yapıdır. Roma İmparatorluğu döneminde yapıldığı tahmin edilen,
arsenal zaman yolculuğuna çıkarıyor ziyaretçilerini. Doğa harikası yaylayla huzurun baş köşesine oturuyoruz.
Çam ağaçlarının kaplı olduğu, çam içi yaylası, sessizliğin sesini, doğayı ve kendinizi dinlemek için yapılmış bir cennet köşe. Sokakları, insanları, evleri, bağları ve bahçeleri hoşlukla izliyoruz Niksar’da. Mahallelerinde geleneksel mimariğinin izlerini görüyoruz. Niksar Kalesi’nin eteklerinde şehrin resmi kalıyor gözlerimizde.
Canlı ve şimdiyi anlatan bir resim. Bağ dediğimiz nimetlerin her zaman, her vakit, her yerde bakımı var.
Bugün hasat zamanı, bağ bozumu zamanı şu ayda, 50’lu ayında bu bağ bozumu gerçekleşecek. Ondan sonra bağları bozulacak, bağları yavaş yavaş yaprağına dökecek. Ekim ayı, kasım ayında yaprağı döküldükten sonra bağların gücresi atılacak. Diblerinin gazımı yapılacak, bakımı yapılacak. Ve nihayet mat ayından sonra Nisan ayına, Nisan ayı gelmeyecek. Nisan ayı gelmeden bağlarının bıdama işlemi çıkar. O zaman çok güzel bağ bıdama yapar o. Bağlar güzelce bıdanır, işleri temizlenir, çubukları toplanır. Ondan sonra bağlar yavaş yavaş kilitlenmeye başlar. Nisan ayı, Nisan ayı içerisinde bağlar kilitlenmeye başlar. Nisan ayında, Mayıs ayında bağlar bir hayli çürgünçüler yaprakları olur. Biz Mayıs ayının ilk haftasında, Nisan’ın son haftasında yaprakları toplamaya başlarız. Mesela, yaprakların aşağı yukarı, bir ay, bir buçuk ay, yaprakların toplanması devam eder.
Ve ondan sonra yaprakların, gerçi biz burada tergahımız var, haşılıyoruz. Efendim esnaf geliyor buradan, biz onlardan çekiyoruz, yaprağı alıyoruz gidiyoruz. Ama Gökyel’de bazıları da çuvalarına basıyor, evinin altına koyuyor. Dolayısıyla esnafları hazır ediyor. Onlar çok sürmüyor zaten. Beş on gün içerisinde, bir ay, iki ay içerisinde en geç satılıyor.
Çünkü yapraklar dünyanın çok gözdesinde. Ve ondan sonra üzüm faslı ortaya çıkıyor. Bu arada bunların ilaçlaması oluyor. Mat ilaçlaması oluyor, nisan ilaçlaması oluyor. Önce gözlaşı yaparız, sonra gözlaşı ile kükük yaparız. Bağların hasta olmaması için, üzümlerin hasta olmaması için, bu ilaçları zamanı geldikçe devamlı bir fiil noktasız yaparız.
Çünkü bu alanın üzümleri, yaprakları bizlere cevap versin. Dolayısıyla zaman gelir, geçer, yaprak biter, üzümler çıkar. Şu anda bak Eylül ayı geldi, Eylül’ün bugün 15-16’sı. Üzümler daha halen tebekle den kesilmedi. Üzüm güler gelmedi, şimdi fabrikalar gelecek, üzüm alanlar gelecek. Üzümler burada ayağımızda pazarlanacak. 10 gün sonra göreceksiniz gökçede ana baba günü olur. Günde 3 tane, 5 tane, 10 tane araba gelir. Ankara’dan gelir, İstanbul’dan gelir, Tekirdağ’dan gelir, Nevşehir’den gelir, arabalar gelir. Bu üzümleri derler, toprağa alır, fabrikasına götürür. Sirke yapar, bekmel yapar. Dolayısıyla işler buraya kadar geldi. Bir zamanlar burada dedim ya değerlerimiz vardı, ondan sonra değerlerimizi buradan 1960-70’lere iptal ettik. Ateş değerlerimini yaptım, halen şu anda ateş değerleriminde çalışıyor köyde. Dediğim gibi hayatımızı bu şekilde idame ettik. Geldi, geldi, genel vallaha hakkımızda hayırlısını versin. Cenab-ı Allah tahtiratımızı affeylesin, hepimizin, günahlarımızı affeylesin. Uymanlığımı Allah şu çalışmaların mükafatını versin. Bunlar da gece gündüz çoluğundan çocuğundan güzel saldırma yapıyor. Cenab-ı Allah’a uygulayın.
İnşallah onun mükafalarını da verir. Ben buna da inanıyorum. Niksar’daki evlerde ahşap ön plandadır. Niksar evlerinde Karadeniz ile İç Anadolu evlerinin bir karışımı görülmektedir.
Bu evler çoğunlukla iki ve üç katlıdır. Evlerin büyük çoğunluğu birbirlerine bitişik nizamda yapıldığından, cephe çıkmalarına çok fazla yer verilmemiştir. Adımlarımız Niksar’ı tanımak için yola çıktı. Bir güzele, güzelle varmak ümidiyle sarıldık, tarihin iplerine. Gün sakinlikle biterken ve uğurlarken bizi, güzel insanların şehri,
Niksar’ın güzellikleri kalıyor kalbimizde, aklımızda ve hissimizde.