El-Hakem ve El-Hakîm İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 19.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BSSHhrQy_dI.
🎵🎵🎵 Hayırlı günler sevgili izleyenlerimiz.
Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Dünya hak ile batılın mücadele alanıdır. Peki hak ile batılın mücadelesinde iyi ve kötü’nün ölçütü nedir? Bilgisi anın ve mekanın içinde dahi sınırlı olan insan için, bu iki taraf arasında en adil ve en üstün hüküm veren ve her hükmü hikmetli olan, hüküm vermede gerekli olan kıstasları, bilgileri, detayları, sonsuz ve sınırsız ilmiyle bilen, kuşatan kimdir? Bugün tüm bu soruların cevaplarını el-Hakam ve el-Hakim esmasıyla tefekkür edeceğiz. Kıymetli hocamızdan dinleyeceğiz inşallah. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum. Nasılsınız hocam? Şükürler olsun, elhamdülillah. Sizler de iyisiniz. Hamdolsun hocam. Rabbim iyilik versin. Hocam bugünkü sohbetimize ilk olarak bugünkü esmamızın anlamıyla başlasak, el-Hakam ve el-Hakim isimlerinin manaları nelerdir? Birbirleriyle aynı kökten üretilen isimler, zaten söylenişleri bakımından da bunu izleyicilerimiz çok rahat anlayabilirler. Hüküm kökünden geliyorlar her ikisi de, Hakam ismi de, Cenab-ı Hakk’ın Hakim ismi de ve hüküm verici olmakla doğrudan alakaları var.
El-Hakam ismi, Kuran-ı Kerim’de sık geçen bir isim, Cenab-ı Hakk’ın hükmedici, son kararı verici ve kanun koyucu, tek yetkili olduğunu bize bildiren bir isim. Aslında Allah-u Teala’nın adaletiyle ve ilmiyle de çok doğrudan alakalı. Yani el-Adil ismiyle, el-Aliyim ve el-Habir isimleriyle bilen,
her şeyden haberdar olan, adaletli olan isimleriyle de çok yakından alakalı bir isim. Çünkü hüküm koymak ve o hükme uygun bir şekilde, o kanuna uygun bir şekilde yöneterek, sonrasında da gerekirse cezalandırıp, gerekirse ödüllendirmek ve doğru olanı her defasında hiç şaşmadan, dengeyi hiç bozmadan yaratabilmek, elbette sadece ve sadece Allah’a mahsus. El-Hakam ismi, işte Allah-u Teala’nın bu kanun koyucu, hüküm verici ve son kararı söyleyen güç oluşu ile alakalı. El-Hakim ismi ise, yine işin içerisinde bir hüküm var, yine bir karar var, yine bir yaratış ve yine bir bilgi var.
Fakat daha derinde bir hikmet var, bir incelik var, bir mana, bir anlam ve bir yoğunluk var. El-Hakim ismi, Allah-u Teala’nın hiçbir şeyi boşu boşuna ve tesadüfen yaratmadığını, hiçbir kararı gafletle, dalgınlıkla ve yanlışlıkla vermediğini,
Allah-u Teala’nın yaptığı her işte, yarattığı her varlıkta ve bize yaşattığı her olayda mutlaka bir hikmet, bir incelik ve bir anlam olduğunu bize bildiren ismi. Dolayısıyla El-Hakim ismi, Allah-u Teala’nın kudreti ile birlikte, aslında bir anlamda da o kudretin kemalini, yüceliğini ve sadece olayı olup yaratıp geçmesi değil,
mutlaka o yaratılışta ince bir anlam, öncesiyle ve sonrasıyla alakalı, özel bir mana ve insanoğlunun çıkartacağı bir ders bulunması anlamına geliyor. El-Hakam ismi de, El-Hakim ismi de, Cenab-ı Hakk’ın aslında dünyayı yönetmesi ve insanlar arasında da, diğer varlıklar arasında da hem bu dünyada hem de öbür dünyada son sözü söyleyişi ile alakalı. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi bugünkü esmamız El-Alim ismi ile de alakalı. Rabbimiz hem her şeyi sonsuz ve sınırsız ilmiyle biliyor, hem de her hükmü hikmetine dayanıyor. Peki Rabbimizin her şeyi bilmesiyle, aynı zamanda insanın da irade sahibi olduğu ve seçimlerini kendisinin yaptığı hakikatini, bu iki hakikati birlikte nasıl anlamalıyız? Bu iki hakikat bizi kadere doğru yürütüyor, kaderle karşılaştırıyor ve hepinizin bildiği gibi kader konusu ne sırf insanın kararlarıyla ne de sadece Cenab-ı Hakk’ın kararları ve yönlendirmesiyle oluyor. Kader konusunda hem insanın tercihleri hem de Allah-u Teala’nın son sözü söylemesi ve yaratması etkili.
Yani kaderde bir Allah-kul işbirliği var. Biz kaderi anlamak için Allah-u Teala’nın Hakim olduğunu yani her konuda, her yaratışta mutlaka bir hikmet, bir doğruluk payı, bir anlam ve bir ibretlik durum olduğunu bir kere aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu Allah’ın yarattığı kaderle çok alakalı bir şey. Allah-u Teala hiçbir şeyi gayesiz ve boşuna yaratmaz ve yaşatmaz.
Dolayısıyla bir şekilde kader dediğimiz zaman olan ve olacak olan her şeyin bir gayeyle, bir amaçla ve bir dünya bütünü içerisinde, yaşantımızın tamamı içerisinde bir anlamla karşımıza çıktığını unutmamak lazım. Diğer taraftan Allah-u Teala’nın El-Hakam ismi, son sözü söyleyen, hükmeden, karar veren ismi cebir yani zorlama içeren bir isim değil.
Biliyorsunuz ki insanı bir rüzgarın önünde oradan oraya savrulan bir yaprakmış gibi düşünen ve Allah’ın El-Hakam isminin hüküm koyucu, kanun belirleyici ve onu uygulayıcı olma vasfının insanın kaderini doğrudan ve bütünüyle etkilediğini insanın ise hiçbir şekilde iradesi olmadığını söyleyen cebriye dediğimiz görüşler var.
Bu elbette ki insanın üzerindeki sorumluluğu kabul etmeyen, insanı yarın yapıp ettiklerinin sonuçlarına katlanacağı gerçeğiyle değil de bir kukla gibi Allah’ın yaratması ve oynatmasıyla bu dünyayı yaşayan bir varlıkmışçasına küçülten bir görüş ve asla doğru değil. Diğer taraftan da bütün kararlarının, bütün seçimlerinin, bütün tercihlerinin insanın kaderini oluşturduğunu. Dolayısıyla insanın doğduğu andan ve akıllı irade sahibi, rüş çağına gelmiş bir çocuk olduktan sonrasında verdiği her kararla kendi hayatını kendisinin şekillendirdiğini söyleyen ve Cenab-ı Hakk’ın takdireni unutan bir görüş de doğru değil. Bu da haşa bir süre sonra seni sen idare edersin, seni sen yönlendirir yönetir ve geleceğini sen inşa edersin. Dolayısıyla sen kendi kararlarından ibaretsin diyerek insanı tanrılaştıran bir görüş. Bu da doğru değil. Peki nasıl? Bu ikisinin arasında bir denge bulmak ve insanın hem iradesiyle kendi kararlarıyla hem de Allah-u Teala’nın takdiriyle bir yöne doğru yürüdüğünü fark etmek lazım. Söz gelimi bize çok sorarlar evleneceğimiz insan bizim kaderimiz mi hocam diye.
Allah-u Teala’nın o insanla sizi bir şekilde karşılaştırması Allah-u Teala’nın alanına giren durumdur. Allah-u Teala yaratır. Mutlaka bunda bir hikmet vardır ve sizin bir şekilde o insanla hayatınızın bir yerinde karşılaşmış olmanızı Allah-u Teala kaderiyle takdir buyurur. O karar verir ve o sizi karşılaştır.
Ama o karşılaşma aşamasında onunla evlenip evlenmemeye karar vermek işte bu sefer de sizin alanınıza giren kısımdır. Bir takım ilkeler koymuştur Kur’an-ı Kerim. Peygamber Efendimiz bir takım ilkeler belirlemiştir evlilik konusunda. Kimlerle evlenilir, kimlerle evlenilmez, kimi tercih etmeliyiz, tercihlerimiz hangi yönde olursa geleceğimiz daha umutlu ve daha huzurlu olur gibi.
O tavsiyeler eşliğinde doğru bir bakışla iyi kötüden ayırt edecek şekilde karar vermek sizindir. O karardan sonra nikahda evet demek kendi iradenizledir. Allah-u Teala kimseyi zorla evlendirmez. Ama o evlilikten sonrasında yaşanacak imtihanları tekrar Allah-u Teala yaratmaya başlar.
Kimi zaman çocuk verir onunla sınar sizi, o çocuğa nasıl davranacağınıza yine siz karar verirsiniz. Kimi zaman çocuk vermez evlatsızlıkla sınar. O evlatsızlık imtihanına nasıl cevap vereceğinizi siz davranışlarınızı yine kendiniz belirlersiniz. Yani bir şekilde hem Allah-u Teala’nın yarattıkları karşınıza çıkardıkları yol ayrımına getirerek sizi karar vermek durumunda bıraktıkları kaderdir.
Hem de sizin verdiğiniz kararla hangi tarafa yürüyeceğiniz ve orada yeniden hangi yol ayrımlarına geleceğiniz sizin iradenizle alakalıdır. Ve sonuçlarına da tabii ki eğer yanlış kararlar vermişseniz siz katlanırsınız. Burada insanın da bir hüküm verici hali olduğunu hatırlayalım. Yani el Hak’em olan nihay-i hükmü belirleyen, o istemedikçe hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceği sadece Cenab-ı Hak’tır, Zat-ı İlahi’dir.
Ama onun dışında insan da kendi hayatında birtakım kararlar verirken, birtakım hakemlikler yaparak insanlar arasında, olaylar arasında, konular arasında birini tercih ederken ya da birisine rehberlik ederek onu kendi kararlarıyla etkilerken aslında hüküm verici olmaktadır. Bunların hepsini bir bütün olarak düşünmek çok anlamlı.
Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi dünya hayatında insan da kim zaman hakemlik yapıyor ya da iki şeyden birini seçiyor ya da yol göstererek hakemlik yapıyor. Peki bu hususta insan iki taraftan birini seçerken, hüküm verirken ya da rehberlik yaparken hangi ilkelere göre hareket etmelidir? Aslında ilkeleri belirleyen Cenab-ı Hak’tır.
Allah-u Teala’nın hakem isminin kanun koyucu anlamına yani hüküm ve ilke belirleyici prensipleri ortaya koyucu güç anlamına geldiğini en başta söylemiştik. Dolayısıyla Allah-u Teala insanlara niye Kuran gönderir, kitap gönderir? İşte Zebur-u İncil’i, Tevrat-ı Kur’an’ı Allah-u Teala niye göndermiştir? Tevrat-ı Hala niye peygamber gönderir? Hazreti Adem’den itibaren Peygamber efendimize varana kadar niçin pek çok peygamber gelmiş geçmiştir? Çünkü hayat sizin de ilk açılışta söylediğiniz gibi iyi ve kötü mücadele alanıdır. Ve insanları iyiliğe çağıracak. Önce iyinin ne olduğunu onlara söyleyip sonra da bu iyinin peşinden gelmeleri için davet edecek rehberlere ihtiyaç vardır. Bu kimi zaman kutsal kitapla, kimi zaman peygamberle, kimi zaman da bilge bir insanla, toplum içerisinde alim ve hakim bir zatla insanların iyi, kötüden ayırt edip, yanlışı doğrudan ayırt edip, doğruyu tercih etme kabiliyeti geliştirmek üzere şekillenir.
İnsan nasıl hakemlik yapar, insan nasıl rehberlik yapar? Öncelikle Allah-u Teala’nın Kuran-ı Kerim’de belirlediği kesin doğrulara, değişmez gerçeklere, sınırlara, helallere ve haramlara uygun bir şekilde hakemlik yapar. Hiçbir zaman bilgisizce, o konuda herhangi bir bilgisi olmadığı, doğru bir kaynağa dayanmadığı halde kendi aklından kendince kararlar vererek birisine rehberlik yapmak ya da iki insan arasında hakemlik yapmak mümkün olamaz. Biz düşünün bugün hakimlerimiz yıllarca hukuk eğitimi alıyorlar. Hiç kimse kendisi mahkemeye çıkıp da hakimin kürsüsüne oturup da evet, buyurun ben aranızda bir karara varayım da bir bilgelik yapayım diyebiliyor mu? Hayır. Önce diyoruz ki bilgin var mı? Sen bu konuda eğitim aldın mı? İnsan hayatta herhangi bir şekilde yön verici ya da karar merciliği olduğu durumlarda öncelikle bilgi sahip olmadığı. Bu konuda bir bilgisi yokken konuşmak hem kendi yanılmayı hem de insanları yanıltmayı beraberinde getireceği için çok büyük bir vebaldir.
Dolayısıyla öncelikle Allah’ın Kuran-ı Kerim’deki temel ilkelerini, sınırlarını insandan ne beklediğini bilmek çok önemli. Peygamber efendimizin nasıl yaşadığını, peygamberimizin bize doğru olarak, güzel olarak, iyi olarak neyi öğrettiğini, kötü olarak, yanlış olarak, çirkin olarak neyi öğrettiğini ve ondan uzak durmak gerektiğini. Bu prensipleri bilmek yani bilgi çok önemli hakemlikte. İkincisi, adaletli olmak çok önemli. Bir insan eğer hakemlik yapacaksa bu kimi zaman tartışan iki tarafı birbirinden ayırmak ve kimin haklı olduğunu tespit etmek şeklinde olabilir. En basitinden bir spor müsabakasında bile bir maçta bile bir hakem var öyle değil mi? Çünkü herkes ben haklıyım o hatalı diyor. Günlük hayatta çok karşılaşırız. Bu insanlar arası ilişkilerde olduğu gibi devletler arası hukukta bile biliyorsunuz kim haklıyı tespit etmek birtakım sınırlara ve birtakım sorumluluklara, ilkelere bağlanıyor. Gelişi güzel bir şekilde aralarında karar vermeye çalışmak zulmü beraberinde getirir. Yani hakikatsizliği, yani adaletsizliği beraberinde getirir ki bu Allah Teala’nın asla affetmediği şeydir. Allah zalimleri sevmez. Bunu Kur’an-ı Kerim’de defalarca ifade buyurur. İnsandan beklediği şey de adil olmasıdır. Peki bu adalet nerede olacak? Bazen öğretmenseniz öğrencileriniz arasında olacak. Bazen anne babaysanız çocuklarınız arasında olacak. Öyle değil mi? Hakemseniz sporcular arasında olacak.
Ama size nerede başvurulduysa ve bu konuda doğru olan ne, haklı olan kim, bizi aydınlatır mısın, sen son sözü söyler misin denildiyse işte o noktada sizin yetişkin ve bilgili bir insan olarak aynı zamanda adil olmanız da gerekiyor. O zaman biz biraz daha öncesiyle birlikte düşünürsek Allah Teala’nın el Hak’em olması adaletinin de gereği. Allah Teala hem biliyor, her şeyden haberdar, hem kanunu koyuyor, hem o kanuna uyanı ya da uymayanı izliyor. Öyle değil mi?
Hem de bundan dolayı hesap soruyor. İşte o hesap sorduğu noktada Allah Teala’nın ahireti ilgilendiren adaletle ilgili mekanizmaları çok daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor.
Çünkü en çok alimimiz Allah’ın el Hak’em isminin daha çok ahireti ilgilendirdiğini söylüyor. Çünkü zulmetmez, zerre kadar yazık etmez, hiçbir zaman hata etmez, verdiği kararların isabetsiz olması mümkün değildir.
İnsanların dünyadayken birbirlerini yedikleri, birbirlerine eziyet edip birbirlerine zulmetip birbirlerini sömürecek şekilde, hayatı birbirlerine zindan edecek şekilde kötülük ettikleri durumların yarın kimin haklı kimin haksız olduğu ve kimin cezalandırılıp kimin ödüllendirileceği konusunda son kararını kim verecek?
Cenab-ı Hak verecek. İşte Hak’em isminin ahirete uzanan boyutuyla düşündüğümüzde insanı şöyle bir titretmesi kendine getirmesi gerekiyor. Ama biz insan olarak kendi hayatımızda hak’emlik yapmak, hüküm koymak, karar vermek durumunda olduğumuzda da ne yapmalıyız? Kararlarımızın İslam’ın o dosdoğru yoluna istikamet dediğimiz şaşmayan hakikatlerine uygun olmasına gayret göstermeliyiz.
İslam’ın ahlakına, İslam’ın erdemlerine, komşuyla alakalı bir konuda karar vereceğiz. Komşumuzla aramızdaki bahçe duvarı yıkılmak üzere bir karar vermemiz lazım. Kendi menfaatime uygun olan karar vereyim ki 3 kuruştan kâr edeyim derseniz ahiretten ziyan edersiniz. Öyle değil mi? Adaletli bir şekilde ne komşum zarar görsün ne ben zarar göreyim.
İkimizin de faydasına olacak en doğru karar nedir? Bu konuda hukukun ve ahlakın rehberliğinde hak’emlik etmek Müslüman’ın vazifesi. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi bizim hak’emlik etmedeki ana kaynağımız Kur’an-ı Kerim. Çünkü hakiki bilgiyi biz Kur’an-ı Kerim’den ve sünnetten alıyoruz. Aile hukukuyla ilgili de Kur’an-ı Kerim’de bize çok güzel tavsiyeler ve emirler olduğunu biliyoruz.
Peki eşler arası anlaşmazlıklarla ilgili Kur’an-ı Kerim’de ne tavsiye edilmektedir bize? Kur’an-ı Kerim aslında canınızı sıkan, moralinizi bozan ya da hoşunuza gitmeyen bir şey varsa mutlaka Allah-u Teala orada da bir hikmet yaratmış olabilir. Başka açıdan bakmayı bir daha deneyin der.
Kur’an-ı Kerim evlilik hayatının büyük bir emanet olduğunu, bir sorumluluk olduğunu ve Allah-u Teala’nın da aileyle insana çok büyük bir nimet sunduğunu bize defalarca tekrar eder.
Kur’an-ı Kerim bizim birtakım anlaşmazlıklarda, eşler arasındaki uyumsuzluklarda derhal en kısa sürede aileyi dağıtmayı değil bazı aşamalarla gayret göstererek aileyi ayakta tutmak için çabalamamızı ister. Bu çabalama esnasında der ki sen diyorsun ki kendi açısından baktığında ben haklıyım.
Eşin de diyor ki kendi açısından baktığında ben haklıyım. Peki kimin haklı olduğunu kim tespit edecek? Kur’an-ı Kerim der ki bir hakem onun ailesinden bir hakem de senin ailenden sizi dinlesin ve aranızda karar versin. Yani dışarıdan bir göz olayın dışından bakabilecek ve sizi daha tarafsız bir şekilde değerlendirebilecek. Hem de aile fertlerinden biri olmakla sizin haklarınızı koruyacak, hem de sizin ona güvendiğiniz ama aynı zamanda da adaletle karar vereceği konusunda içinizde bir sıkıntı, huzursuzluk olmayan insanların sizi dinlemesini ve olayı çözümlemesini, anlaşmazlıklara, problemlere çözüm üretmesini deneyin.
Bu aslında çok kıymetli bir tavsiye elbette Kur’an-ı Kerim’in bütün tavsiyelerinde olduğu gibi. Çünkü Allah-u Teala hoşunuza gitmeyen bir şey yaratmışsa onda bazı hikmetler de var etmiş olabilir. Bardığın dolu tarafına bakmayı bir deneyin diye tavsiyede bulunulan insan maalesef bardağın boş tarafını görmeye çok meyilli.
Eksikleri, hataları, kuturları, elde edemediklerini görerek mutsuz olmaya ya da karşısındakine eziyet etmeye çok meyilli. Kimi zaman bence il insan, kimi zaman kızgınç, kimi zaman cimri, kimi zaman bir türlü doymak bilmeyen isteklerine bir ket vuramadığı için mutsuz.
Bütün bu nefsani durumların üstesinden gelebilmek aslında olay kördüğüme dönüşmeden problemleri çözerek ilerlemek ile mümkün. Çünkü yaptığımız hatayı farkına vardığımız an bir diğer hata oluşmadan önce o hatayı telafi etmek ancak her problemde doğru adımlarla çözüme ulaşarak mümkün.
İşte o doğru adımlardan biri de hakemlik müessesesi dediğimiz evlilikte hatta bugün hukukumuzda da ara buluculuk müessesesi biliyorsunuz var. İki tarafında zarar görmeyeceği, iki tarafında kazanacağı ve hakikatin doğru olanın ortaya çıkmasını sağlayacak bir rehberlik ve karar vericilik. Tabii bu durumda iki taraf da o rehbere ve o hakeme güveniyor ve onun söylediği sözü de kabul ediyor olması lazım. İşte onun için de ailelerinizden, hakemlerin devreye girmesi iyi olacaktır diye Kur’an-ı Kerim tavsiye ediyor. Hocam Rabbimizin her hükmü bir hikmete dayandığı gibi Rabbimizin bize dönük her emrinin ve yasanın da bir hikmete, bir maslata dayandığını biliyoruz.
Kimi zaman nefsimize ağır gelse de yasaklar. Peki genel olarak emirlerin ve yasakların hikmetleri nedir, bu nasıl açıklanır? Kur’an-ı Kerim’in bir diğer ismi de Kur’an-ı Hakim.
Yani Hakim ismi o inceliklere sahip, her söylediğinde mutlaka bir anlam, bir doğruluk ve bir gerçeklik olan anlamına gelen Hakim ismi Kur’an-ı Kerim’e de veriliyor. Neden? Çünkü Kur’an-ı Kerim’in her ayetinde tekrar tekrar okuduğumuzda yeniden anlayıp her seferinde yeni şeyler keşfedebileceğimiz hikmetler var.
Bu hikmetler bizim hayatımıza barış getirmek için, huzur getirmek için, adalet getirmek için var. Kur’an-ı Kerim’deki her bir ayetin, her bir kelimenin, her bir lafın, harfin mutlaka orada olmasının bir manası var. Ve sadece okunup geçsin diye değil, yaşansın ve o Hakim vasfı, o bilgelik vasfı hayata aksın diye var Kur’an-ı Kerim. Bu noktada Allah-u Teala’nın emirlerini ve yasaklarını bize ileten kitap olarak Kur’an-ı Kerim, o emirlerin ve yasaklarında bütüne baktığımızda mutlaka insanın hayatı için anlamlı olduğunu ve vazgeçilmez olduğunu en başta kabul etmek gerekiyor. Zaten iman bunu gerektirir. Allah-u Teala bir şeyi yasaklamışsa mutlaka bunun bir anlamı ve benim için faydası vardır.
Allah-u Teala bir şeye izin vermişse, bir hususta beni özgür bırakmışsam, o alanda ne kadar ilerleyebileceğim ve sonuçta nelerle karşılaşacağım konusunda mutlaka Allah-u Teala’nın bilgisi vardır ve o izin de bana iyi gelecektir.
Burada hep izinler tarafından bakıp yasaklarla karşılaşınca mutsuz olmak aslında insanın, Allah-u Teala’nın bu bütün kainatı, insanlığı, geçmişi ve geleceğiyle hepimizi bir bütün olarak gördüğü ve bildiği gerçeğini fark etmemesi anlamına gelir.
Siz bugün bu anki aklınızla bunun sizin için çok zorlayıcı ve çok can sıkıcı olduğunu düşünüp bu yasağı reddetmek tercihinde bulunabilirsiniz. Halbuki bundan üç sene sonra fark edersiniz ki o yasağı çiğnemekle çok ciddi hata etmişsiniz. O üç yıl içinde o yasağı çiğnediğinizden dolayı başınıza gelen zararlar, ziyanlar, vicdan muhasebeleri, umutsuzluklar sizin peşinizi bırakmaz. Dolayısıyla hiçbir zaman Allah-u Teala’nın emirlerinde olduğu gibi yasaklarında da boşu boşuna ya da tesadüfî bir durum olmaz. İşte Hakim olan Kur’an bize bunu anlatır, bize bunu öğretir.
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’deki her ayetin bir anlamı vardır. Diğer taraftan Kur’an tabiata çok benzer, biliyorsunuz. Kur’an kitabını okumak gibi tabiat kitabını okumak, kainat kitabını okumak diye de bir tabir vardır. Tabiattaki hiçbir şey de boş değildir.
Allah-u Teala’nın bu tabiatın dengelerinde, yağmurunda, toprağında, ağacında, bitkisinde, hayvanında yarattığı hiçbir şey tesadüfen öyle oluvermemiştir. Mutlaka Allah-u Teala onu bilerek ve bir anlamı olduğu için orada o şekilde var etmiştir.
Bu kainat bütününü okumak, oradaki hikmetleri görmek, Kur’an kitabını okumak, oradaki hikmetleri görmek ve bu hikmetleri üzerinde düşünerek hayatında doğru bir yere oturtmak insanı olgunlaştırır. İnsanı kemale erdirir. Ve tabii ki öyle bir insan olmaya gayret sarf edersiniz ki Hakim ismiyle anılan alimlerimiz var bizim tarihte mesela Hakim ettirmezi gibi büyük bir mutasavvuf ve Hakim bilge insan olarak anılıyor. Bu ne demek? Boşa konuşmaz. Anlamsız işlerle uğraşmaz. Kendisini ilgilendirmeyen, malayani işlerin peşine düşmez. Yaptığı her işte kendisi ve toplumu için fayda bekler. Faydalı olmayandan uzak durur. İnsanı kendi karakterine de sirayet eden bu Hakim ismi, işte o Kur’an’ı Hakim’den, o emirlerin yasakların hikmetine tefekkür etmekten, sonra da kendisi de her davranışında anlamlı adımlar atmaya çalışmaktan kaynaklanır. Hocam bu kıymetli sohbet için, bu güzel bilgiler için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum.
Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin bilgisi ve adaletiyle nihay-i hüküm veren anlamına gelen El-Hakam, tüm hüküm ve işlerinin mutlak anlamda adalet ve ilme uygun olduğu anlamındaki El-Hakim esmasını dinledik hocamızdan. Olan bitene bütün içerisinde anlam verebilmek, Rabbimizin her iş ve kararının ilme, adalete ve hikmete uygun olduğunu idrak edebilmek, mutmain bir kalbe uzanan rıza halini kuşanmak niyazıyla, bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın efendim. Allah’ım Sen ki El-Hakim isminle bütün sözleri ve fiilleri adalete, ilme ve teenniye uygun olansın. Bizim için verdiğin hüküm daima geçerli, hakkımızdaki kararın daima adaletlidir. Bizleri verdiğin hükümlere razı olan kullarından eyle.
Hükmüne rızayla, senin hoşnutluğuna, rızana eriştir bizleri. Hakla batıl mücadelesine sahne olan intihan dünyasında, ilahi hitabın Kur’an’ı ve Rasûlünün sünnetini, kalbimiz ve aklımızın pusulası eyle.
Her türlü davranışın karşılığını bulacağı, gizli ve aşikâr bütün işlerin sırların ortaya çıkacağı ebediyet yurduna, günahlardan ve hatalardan arınmış olarak vasıl olmayı nasip eyle. Bizlere yardımını lütf eyle.
İman edenlere hayırlar ve zaferler nasip eyle Allah’ım.
Altyazı M.K.