El- Adl ve El-Muksıt İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 20.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Yv4EcoDicTU.
… Esma’dan İnsan’a programımıza hoş geldiniz.
İnsanoğlunun arayışlarındaki temel konulardan olan, ideal olanın tanımlandığı tariflerde mutlaka var olan bir kavram. Adalet. Adaletin tarifi, zaman ve mekânıyla, bilgi ve imkânlarıyla sınırlı olan dünya hayatında adaletin gerçekleşmesi veya sağlanması, adaletin kaynağı ve teşviki. Bugün Rabbimizin üstünlüğünü ve mutlak kemalini daha iyi idrak edeceğimiz iki Esma’yı tefekkür edeceğiz.
Kıymetli hocamız, Profesör Doktor Huriye Marta Hocamızla Rabbimizin El-Adl ve El-Muksid Esma’sını dinleyeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan Hanım. Nasılsınız? Şükürler olsun, Elhamdülillah. Sizler de iyisiniz. Hamdolsun hocam, teşekkür ederiz. Rabbim hem sizlere hem de izleyicilerimize sağlık, afiyet versin. Amin, teşekkür ederiz hocam. Hocam ilk olarak bugünkü Esma’mızın El-Adl ve El-Muksid isimlerinin manasıyla başlasak neler söylemek istersiniz? Siz aslında çok güzel bir giriş yaptınız. Dediniz ki hayattaki vazgeçilmez değerlerden ve hepimizin mutlaka hem beklediği hem de umduğu değerlerden birisidir. Adalet dediniz. Allah-u Teala’nın yerleri ve gökleri yaratışındaki denge, Allah-u Teala’nın insanların arasındaki ilişkilere koyduğu hukuk ve bu hukuktaki denge hep adalet kavramıyla doğrudan alakalı
ve biz adalet beklentisi içerisinde yaşayan, hamurun da adalet ruhunda adalet arzu olan varlıklarız. Bu çok kıymetli çünkü aslında adaletin hakkaniyetle, insafla, vicdanla çok yakından ilgisi var ve bütün bunları beraber düşündüğümüzde Allah-u Teala’nın El-Adl ismi sonsuz ve mutlak adalet sahibi,
adaleti asla şaşmayan, mutlaka eninde sonunda adaleti yerine getiren, hem yaptıkları, hem yarattıkları, hem emrettikleri, hem söyledikleri, mutlaka adaletten ve hakkaniyetten yana olan anlamına gelen ismi El-Adl Allah-u Teala’nın. Aynı şekilde El-Muqsid’de kız kelimesi de
adaletle çok benzer, hatta eş anlamlı bir kelime. Terazinin böyle kefelerindeki dengeyi kıst ile açıklıyorlar. O denge, işte o şaşmaz düzen ve her iki kefenin de hakkını vererek, birinin hakkını diğerine geçirmeden, hakkaniyetli bir şekilde idare eden demek El-Muqsid. Bütün bunlar hem adaletin hem hakkaniyetin, insan hayatında da bir karşılığı olduğu dediğim gibi düşünüldüğünde, çok temel Allah-u Teala’nın çok ana vasıflarından birisini oluşturuyor. Çünkü hem dünyayı hem de ahiret hayatını ilgilendirecek biçimde, insanların adaletten ciddi anlamda beklentileri var,
adalet umutları var, adaletle alakalı mücadeleleri var hayat boyunca süren. En küçük yaştan başlayarak, çocukluk yaşından, öğlene kadar ki süreçte, hakkaniyet isteyen, hak ve adaletin yerine gelmesini bekleyen, doğru neyse o kazansın diyen, vicdana ve insafa uygun kararlarla hayatın devamını bekleyen bir yapısı var insanın.
Bütün bunlar Allah-u Teala’nın El-Adl isminin yansımaları olarak düşünülebilir. Ve adaletin de sadece mahkeme salonlarında değil, hayatın tamamında bize ilgilendirdiği, düşünüldüğü zaman, hatta hayattan sonra ahirette de adalet konusu bizim vazgeçilmez inanç noktalarımızdan birisi olduğu düşünüldüğü zaman, Allah-u Teala’nın El-Adl ve El-Muqsit isimlerini anlamak daha da kolaylaşıyor. Hocam, Kur’an-ı Kerim’de adalet sıklıkla vurgulanan bir kavram olduğu gibi, Peygamber Efendimiz de hadisi şeriflerinde sıklıkla vurgulamışlar ve uygulamışlar. Sizin de malumunuz olduğu üzere bir hadisinde de ehline, ailesine ve sorumluluğu altındakilere adaletle muamele edenlerin, Rabbimiz tarafından mükafatlandırılacağını ifade etmişler. Buradaki adaletle muamele ivaresinden ne anlamalıyız?
Adaletin öncelikle şunun farkına varmalıyız ki sadece hukukla ilgisi yok. Yani biz daha çok hukukçulardan, hakimlerden, savcılardan, avukatlardan adalet konusunda bahsederiz. Fakat adalet mülkün temelidir diye bir, biliyorsunuz, esaslı cümle var.
Ve oradaki mülk aslında kainatta var olan her ne varsa kainatın dün, bugün ve yarın bütün gerçekliğinde adaletin esas olduğunu ifade eden. Mülk dediğimiz varı, yoğu her ne var ise bu dünyada onu ayakta tutan esasın adalet olduğunu bildiren bir cümle.
Buradan hareketle biz sadece mahkemelerde ya da sadece yöneticilerimiz için, mesela bir müdür için, bir vali için, bir amir için, bir müftü için adalet beklentisi. Ama onun dışında diğer insanların sadece adalet beklemekle mükellef değil, aynı zamanda adaleti uygulamakla da sorumlu olduklarını düşündüğümüzde bir tek o dar alanda ve hukukta düşünülmeyecek kadar geniş bir kavram olduğunu önce fark etmemiz lazım.
Söz gelimi evlilikte adalet dediğimiz bir şey var. Aileyi ayakta tutan değerlerden birisi adalettir diye söze başlıyoruz. Neden? Çünkü hem eşler arasındaki hak ve sorumluluk dengesinin, o terazinin doğru kurulabilmesinde. Hem çocuklar arasındaki ilişkide de mesela adaletten bahsediyoruz. Nasıl? Bir oğlan çocukla bir kız çocuğun arasına ayırt etmemek, oğlan evladı daha değerli görüp yüceltirken kız çocuğu küçümsememek. Yani bir şekilde çocukları birbirinden sevgide, ilgide, çeşitli haklar ve çeşitli sorumluluklar yüklemekte ayırmamak da adaletin bir parçası. Bütün bunları beraber düşündüğümüz zaman aile hayatında adalet istiyoruz, biz iş hayatında, ticaret hayatında alışverişte adalet istiyoruz. Eğitim hayatında adalet istiyoruz, biliyorsunuz. Kız çocukların okullaştırılması, kız çocuklarına okuma yazma öğretilmesi, genç kızların tahsil yapmasının en güzel, en nezih ortamlarda onların da cahil bırakılmadan eğitime katılmasının ve bizim geleceğimizde söz sahibi olmalarının önünü açalım derken adaletten bahsediyoruz.
Dolayısıyla bir şekilde hayatın her alanında adalete olan ihtiyaç Peygamber Efendimiz’in hayatından örneklerle bizim karşımıza çıkıyor. Söz gelimi, Peygamberimizin mescidinde kadınlar da var, çocuklar da var, yetişkin erkekler de var, gençler de var, yaşlılar da var.
Sadece belli bir kesime Peygamber Efendimiz eğitimi özel olarak ayırmıyor. Peygamber Efendimiz sadece belli bir kesimle iletişim kurup diğerlerine sırtını dönmüyor. Peygamber Efendimiz aynı zamanda o toplumun hakimi davalar ona geldiğinde adaletle hükmederek insanlara örnek oluyor.
Aynı şekilde evlatlar arasında ayrım yapmamayı Allah’tan korkun çocuklarınız arasında adil olun diyerek bizzat Peygamber Efendimiz emrediyor. Ve hiçbir şekilde taviz vermeksizin en yakınlarından başlayarak kendi aile bireyleri dahil olmak üzere eğer bir hata işlemişlerse onun da cezasını gözünü kırpmadan vereceğini yine Peygamberimiz söylüyor. Bu açıdan baktığımız zaman adalette iyi bir şey yapıldığında herkesi eşit şekilde ödüllendirmek ama bir hata yapıldığında da herkesi eşit şekilde cezalandırmak gibi bir temel prensibin, zeminin olduğunu da hatırlayabiliriz.
Bu toplum hayatı için çok önemli çünkü kimi zaman insanlar zina gibi bir hataya düşüldüğünde hemen kadını suçlayıp iffetine sahip çıkmadığı için hemen kadını cezalandırıp erkeği görmezden gelebiliyor.
Bunun için Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de aranızdan zina eden kadın ve erkeği şöyle cezalandırın diye hem kadın hem erkeği ayrı ayrı zikrediyor. Neden? O adaletin temini için işte. Bütün bunlar hem suçta hatada ve cezada hem de mükafatta adaletin bütün hayata yayılması gerektiğiyle ilgili veriler var Peygamberimizin hayatında.
Burada biz kendimiz kişi olarak, birey olarak rollerimizi bir gözden geçirip ben anne miyim? Evet. Anne olarak evlatlarım arasındaki adalete dikkat ediyor muyum? Büyüğü, ortancısı, küçüğü, kızı, erkeği, daha başarılısı, daha haylazı, daha zekisi, belki daha safı, daha sağlıklısı ya da hasta olanı aralarında adalete dikkat ediyor muyum?
Ben eşim. Eşimle aramda sorumlulukların paylaşımında, bu ailenin yürütülmesinde ve görev vazife üstlenmekte aynı zamanda hakların iadesinde. Eşimin hakkı bu. Onun hakkını teslim edebiliyor muyum? Yoksa hep kendi haklarımın peşinde miyim mesela?
Ya da ben öğretmenim, sınıfta öğrencilerimin arasında yeterince adaletli miyim? Ya da ben doktorum, hastalarımın arasında gerçekten adaletli davranarak, herkese hak ettiği insafı, vicdanı göstererek, herkese hakkıyla ilgi sunarak ve elimden geleni en iyisini yaparak hasta muayene ediyor muyum? Yani hayatın her aşamasında ve edindiğimiz her sorumluluğun altında bir adalet aramak çok önemli. Çünkü çok doğal olarak hastalarda vardır bir adalet beklentisi. Derler ki, yani doktor bizden öncekiyle bir saat ilgilendi, bizi beş dakikada çıkarttı. Ya da derler ki çocuklar, öğretmen hep ona söz veriyor, ben parmak kaldırıyorum, hiçbirini görmüyor.
Ya da anne, babaya, çocuklar sisteme derler, anne işte ama kardeşim şöyle yaptığını cezalandırmadın mı beni cezalandır. Çünkü herkesin içinde o adalet beklentisi var.
Bunu karşılamanın da yine herkesin sorumluluğu olduğunu fark ederek yaşamak gerektiğini Peygamberimiz söylüyor. Burada cinsiyet ayrımına gitmeden, ırklarla ilgili efendim dili, dini, ırkı, mezhebi, meşrebi fark etmek sizin.
Her insanın hukuk karşısında eşit olduğunu ve adaleti hak ettiğini düşünerek davranmak dediğim gibi sadece hukukun değil, ahlakın da bir gereği olarak karşımıza çıkıyor. Hocam, bireysel bazda adaletin uygulanması, yerine getirilmesi sıklıkla vurgulandığı gibi Kur’an-ı Kerim’de toplumsal olarak da adalete vurgu yapılır.
Hatta malumunuz olduğu üzere Bakara Suresi 143. ayette tanımlanırken vasat ümmet şeklinde tanımlanır İslam toplumu. Peki bu tanımın vasat ümmet ibalesinin adaletle, adaletin temsiliyle ilişkisi nedir? Bu konuda nasıl bir açıklama yapmak istersiniz? Şimdi Allah-u Teala’nın El-Adil isminin ve El-Muqsit isminin kainattaki dengeyi de ilgilendirdiğini söylemiştik. Çünkü adaletin üç farklı anlam skalası var, üç farklı anlam öbeği var. Adalet kelimesinin altına zikredebileceğimiz. Birincisi bir kere adaletin altında bir eşitlik var.
Yani hukuk karşısındaki eşitlik, kanun karşısındaki eşitlik, kadın erkek fark etmeksizin, herkesin kanunlar karşısında eşit olması söz gelimi, adaletin bir gereği. Adaletin eşitlikten başka diğer iki anlamı da var. Bir tanesi de denge. Bu dengesizliklerin, düzensizliklerin, uyumsuzlukların sona ermesi, her şeyin yerli yerince gerçekleşmesi,
en doğru bir biçimde ve hakkaniyete uygun bir şekilde gerçekleşmesi adaletin ikinci anlamını oluşturuyor. Bu denge daha çok somut olarak kainatta çok görünen bir şey. Yani bir ağacın bir bütün olarak baktığınızda o kökündeki yapraklarındaki meyvelerindeki ahenk, o uyum. Ya da bir kelebeğin baktığınız zaman o kanatlarındaki inanılmaz güzellik ve uyum. Hiçbir şey gözünüze tırmalayacak, rahatsız edecek şekilde çirkin değil. Aksine son derece uyumlu ve düzgün. Ya da geceyle gündüzün birbiri arkasından gelişindeki uyum. Hiçbir vaktini şaşırmıyor aynı düzende.
Ayın, güneşin ve gezegenlerin yörüngelerinde dönüşündeki o muhteşem devasa ahenk. Bütün bunlar çok küçükten dev boyutlara kainatın, o uzayın derinliklerine varana kadar ahenk.
Aslında Allah’ın Teala’nın El Adil isminin bir yansıması. Çünkü adalette bir denge var. Bu denge iki aşırı uca kaçmamak ve ortada olmak, mutedil olmak. Zaten mutedil kelimesi de adaletle aynı kökten geliyor. Mutedil olmakla da alakalı bir şey. İşte burada bunun toplumsal boyutunu da Allah’ın Teala Kuran-ı Kerim’de vasat ümmet, yani orta ümmet diyerek Muhammed ümmetini vasıflandırarak bize belirtiyor. Aşırı uçlara savrulmayan ümmet demek. Taşkınlıkları olmayan, Allah’ın Teala’nın koyduğu sınırları çiğnememek için dikkatli davranan, özenli hareket eden,
dengeli olmaya, orta yolu tutmaya, mutedil olmaya ve nefsini frenlemeye çalışan, nefsani isteklerinin peşinde değil, aklının, kalbinin, hukukun, ahlakın, doğruları peşinde koşan ümmet demek. Bu tabi bütün Muhammed ümmeti düşünüldüğü zaman bir bütün olarak dünyaya barış getiren ümmet anlamına da geliyor. Siz bunu ailede çok küçük çapta, okulda, iş yerinizde çok küçük çapta gerçekleştirdiğinizi düşünseniz de bunu siz, ben, bir diğeri beraberce yaptığımızda, o küçük çaptaki adalet gayretleri bütün dünyanın adilce en doğru, en barışçıl, en merhametli biçimde yönetilmesini ve yaşatılmasını sağlayan bir bütüne dönüyor.
Bu açıdan bakıldığı zaman Müslümanın hayatında elbette hatalar olabilir, sürçmeler olabilir,
kimiz zaman insanın çok coşkulu ve çok sınırlara yaklaştığı hatta bazen sınır çizilmediği zamanlar olabilir ama hemen geri toparlanıp hemen tekrar sınırlara helal-haram çizgilerine, Allah’ın koyduğu hükümlere, hukuka ve ahlaka uygun davranmak için gayret serif edip o dengeyi ve akla selimi korumaya çalışmak çok önemli.
Burada ümmetin birbirini uyarması da çok mühim. Onun için iyiliği emredip kötülükten sakındırmak adaletle çok birlikte anılır. Neden? Çünkü bir yerde eğer terazi şaşmışsa, bir yerde bir uyumsuzluk, bir adaletsizlik, bir hakkaynetsizlik varsa ve siz bunu gördüğünüz halde uyarmıyorsanız, önemsemiyorsanız, aman deyip başınızı çeviriyorsanız, o adaletsizliğin sebep olduğu, düzensizliğin adı zulüm ve siz onu görmezden gelerek, uyarmayarak aslında zulme ve zalime yardım etmiş olduğunuzdan bir anda karşınızda Allah-u Teala’yı buluyorsunuz.
Allah-u Teala zalimleri sevmez. Allah-u Teala zulmü affetmez. Allah-u Teala kendisi asla zulmetmez, daima adaletten yanadır ve adaleti yaşayan ve yaşatanları sever. Bütün bu temel prensipler düşünüldüğü zaman vasat ümmeti olmak demek, dengeli ümmeti olmak demek, ifrat ve tevhrite kaçmayan, aşırı uçlarda dolaşmayan, radikal olmayan, aksine daha motedil ve bugüne kadar Ehli Sünnet’in asırlar boyunca takip ettiği, o dengeli yolu takip etmek için uğraşan ümmeti olmak demek.
Bu bir toplumsal hareket olarak, toplumsal bir bilinç olarak çok küçük yaştan itibaren evlatlara aşılanacak ve evde öğretilecek bir şey.
Onun için de biz adaletle ilgili eğitimlerimizde zulme karşı durmanın haksızlığa, hukuksuzluğa, gayri ahlaki durumlara, eşitsizliklere karşı durmanın evde öğrenildiğini, ilk başta çok küçük yaşta çocuklukta, 4-6 yaş eğitimlerinde, okulda öğretildiğini ısrarla söylüyoruz. Bu noktadan yürüdüğümüz zaman insanın çok küçük yaştan itibaren adaleti beklediği kadar, hani o kardeşime verdin ama bana vermedin demeyi bildiği kadar kendisinin de adaletli olmak için gayret göstermesi gerektiğini öğrenmesi de çok önemli.
Burada dediğim gibi bir eşitlik anlamı var adaletin. İkincisi bir hakkaniyet, bir denge, bir uyum anlamı var. Bir de insaf ve vicdana uygun olma anlamı var. Bu da çok önemli. Bazı şeyler çok hukuki gibi görünür gözünüze ama vicdanınız orada dur der size.
Çünkü vicdan her insanın içine Allah’ın teâlâ yerleştirdiği bir pusula olarak insanı hep adalete sevk eder. Hep doğru olana. İnsan ve vicdanın, insanın hayatında onu hiç kimsenin olmadığı yerde bile yönlendiren ve doğruya adalete çağıran bir sesi vardır.
Yine çocukluk dönemine inelim. Vicdanının sesine kulak vermeyi, dolayısıyla adil olmayı da çocuklukta öğretmek gerekiyor. Bu bütün hepsi biraberdir düşünürdüğünde. Allah’ın adil ve el-muqsit isimlerini biz şöyle de açıklıyoruz.
Vicdana ve insafa aykırı hiçbir şey yapmaz Allah’ın Teala. Zulmü besleyen, zulmü güçlendiren ya da zulme destek olan hiçbir şeye onay vermez Allah’ın Teala. Allah’ın Teala bu dünyada da ahirette de asla ve kata zulmetmez. Bugün bizim için çok eşit değilmiş gibi görünen ama Allah adil değil mi? Bu niye böyle oluyor? Ona veriyor da niye bana vermiyor diye düşünüp de o anlık tepkilerimizle ya da küçük dünyamızdaki o dar ufkumuzla bunun adaletsizlik olduğunu zannettiğimiz şeyin mutlaka Allah katında büyük resmi gördüğünüz zaman doğumdan ahiretin sonsuzluğuna uzanan bütün ömrü değerlendirdiğiniz zaman mutlaka Allah’ın katında bir anlamı vardır ve asla zulüm değildir.
Dolayısıyla bizim adaleti bu vasat ümmet olmayı insafla, vicdanla, hakkaniyetle, hukuk ve ahlakla, eşitlikle, dengeyle hep bir düşünmemiz ve bunların hepsi hayatımızda var olması için gayret göstermemiz gerekiyor.
Hocam adaletin üç temel anlam öbeğinden oluştuğunu söylediniz ve bunlardan birisinin eşitlik olduğunu ifade ettiniz ama kimi zaman da sanki adalet ile eşitlik kavramının birbiriyle tamamıyla aynı olduğu vehmine kapıldığımızı ve bunu da bizi yanlış düşüncelere yanlış bir bakış açısına sürüklediğini görüyoruz özellikle de insan ilişkilerinde. Adalet ile eşitliğin arasındaki ilişkiyi biraz daha açıklasak neler söylemek istersiniz?
Evet, eşitlik mutlaka adaletin altında ve vazgeçilmez bir parçadır ama adalet bir üst kavramdır. Daha geniştir eşitlikten, anlam bakımından da, hayattaki yansımaları bakımından da. Bazen eşitliği sağladığınızda adaleti sağlamamış olursunuz ama adaleti sağladığınızda mutlaka eşitlikte sağlanmış olur. Yani ikisi biraz daha daha dar ve daha geniş bir kapsam olarak birbirleriyle bağlantılı. Şöyle yani çok basit bir örnek, çocuklara hediye alırken derseniz ben eşit davranacağım bütün çocuklara bebek alacağım. Yani 5 yaştakine aldığınız bebekle 15 yaşındakine de aynı bebeği aldıysanız ya da 5 yaşındaki kızınızla 10 yaşındaki oğlunuza aynı şeyi aldıysanız ve eşit davrandım diyerek gurur duyamazsınız.
Çünkü burada bir adaletsizlik oldu. Adalet neydi? Her şeyi yerli yerine koymak. Her hak edene hak ettiğini vermek. Dolayısıyla ona bebek al, işte ona oğlan olarak oyuncak ne istiyorsa oğluna onu al, büyük kızına kitap al. Ama şuna dikkat et, harcaman dengeli olsun. Yani hepsi için yaptığın yatırım adilhane olsun. Burada mutlak eşitlik her zaman insanı mutlak memnuniyete götürmez. Bunu unutmamak gerekir. Kanun karşısında mutlak eşitlik vardır. Yani suç ve ceza dediğim gibi ya da başarı ve ödül arasında mutlaka eşitlik olmalıdır.
Ama onun dışında günlük hayatta adaletin tesis edilmesi insanların beklentilerindeki, insanların karakterlerindeki, insanların önceliklerindeki farklılıklara göre değerlendirilir. Ben kadın olarak başka beklentilerim vardır. Bir erkeğin başka beklentisi olabilir. Ben çocuk olarak, büyük çocuk olarak başka şeyleri öncelerim, başka hayallerim vardır.
Ve annemin babamın bunu desteklemesini isterim. Küçük çocuğun daha farklı. Ya da benim yeteneklerim farklıdır, sizin yetenekleriniz farklıdır. Ve biz amirimizden, bizi yöneten, başkanımızdan bizim yeteneklerimize uygun işlerde bizi istihdam etmesini bekleriz. Adalet budur. Benim yapamayacağımı ama sizin yapacağınızı bana yüklediği zaman adalet sizi kılır.
Her ne kadar eşitlikmiş gibi olsa da, aslında zulüm olur. Zulüm zaten bir anlamıyla da eziyettir. Bir insanın yapamayacağı, kaldıramayacağı yükü ona yüklemektir. Bu karakterine uygun olmayabilir, bu maddi durumuna uygun olmayabilir, yaşına uygun olmayabilir, sosyal statusuna uygun olmayabilir.
Ama o yükü mutlaka sen kaldıracaksın, bu vazifeyi mutlaka sen yapacaksın diyerek herkese eşit vazife deyip de bir insanı kaldıramayacağı yükün altında eziyette bunun adı da zulümdür. Onun için evet herkes sorumluluk alsın ama kendi niteliklerine, kendi özelliklerine, yeteneklerine, bilgi birikimine, mesleğine göre uygun sorumluluk alsın.
Bütün bunları dağıtmak adaleti gerektir. Onun için eşitlik adaletin vazgeçilmez bir ögesidir. Yani eşitlik başka bir şey, adalet başka bir şey diyemeyiz. Bunlar birbirinden çok farklı başka şeyler değil. Mutlaka Kur’an-ı Kerim’de açıkça Allah-u Teala buyuruyor ki sizden kadın olsun erkek olsun. Kim hayırlı bir iş yaparsa ecrini eksiksiz vereceğiz. Niye kadın olsun erkek olsun diye ayrı ayrı söyledi? Eşitsiniz diyor işte bak ödül konusunda eşitsiniz. Ama sosyal hayatta rolleriniz, sorumluluklarınız öyle değil mi? Aile içerisindeki dengeleriniz farklılaşabilir. Orada mutlak eşitliği değil adaleti öngürücüyü. Kimse ezilmeyecek. Birisi kendisini çok iyi hissederken birinin hep hakları varken, öbürüne devamlı sorumluluk yüklenip o kendisini kötü hissediyor ve eziliyorsa orada adaletsizlik var. Bu bütün sosyal ortamlarda geçerli. Bu açıdan baktığımız zaman bizim evet eşitlik konusunda hassas davranmamız. Ama eşitliğin mutlak mutluluğu sağlamadığı zamanda da adaletle bunu acaba nasıl bir ileri basamağa taşıyabilirim diye düşünebilmemiz lazım.
Bu konuya dikkat etmek lazım. Diğer taraftan da Allah-u Teala kullarına eşit davranır mı? Adil davranır mı? E Allah-u Teala mutlaka kullarına aynı hatayı yapan kula aynı cezayı verir. Dur bunun ırkı şöyleymiş, bunun rengi böyleymiş, bunun dili, bunun cinsiyeti şuymuş, yaşı buymuş diye değiştirmez.
Hatayı yapan bedelini öder. Ama kendi yeteneklerine, kendi ilgilerine, fıtratındaki önceliklere göre kullarına Allah-u Teala müsamaha eder mi? Affe mağfirette bulunur mu? Lütufta ikramda bulunur mu? Evet, işte orası adalet kısmıdır. Çünkü eğer Allah-u Teala sadece eşit davranarak bize ve sadece o hukuki statümüzle muamele de bulunsa, mesela her yaptığımızın karşılığını gerçekten hak ettiğimiz şekilde verse bizim başımızı kurtarmamız mümkün değil.
Bizim arkamızdan bir günah yüküyle yaşadığımız ve bizim hatalarımızdan dolayı pişman olup af dilemedikçe başımızı kurtaramayacağımız ortadan. Dolayısıyla biz Allah-u Teala’nın adaletine çok güveniriz. Eminiz mutlak adalet sahibi ama onun affı ve mağfiretini ondan niyaz ederiz. Neden? Çünkü o mutlak adaletiyle eğer bizim kitabımız dürerse bizim gerçekten halimiz yaman olur. Orada biz deriz ki Ya Rabbi bize zulmetmeyeceğine eminiz ama bizi affet. Ya Rabbi bize altından kalkamayacağımız yük yükleme diye dua ediyoruz Aminir Rasulü okurken. İşte burada Allah’ın adaletiyle birlikte affı oluşu, affedici, gafur oluşu, bağışlayıcı, tevvab oluşu, tevbeleri de dergahı izzetinde kabul buyuruşu karşımıza çıkıyor. Bunların hepsini beraber düşünebiliriz. Hocam bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum.
Rabbim bizleri eminiz adaletiyle karşılayacak, adaletiyle ahirette bizleri muamelide bulunacak ama affından ve mağfretinden de mahrum eylemesin. Amin hocam. Değerli izleyenlerimiz bugün Rabbimizin çok adil olduğunu, hakkaniyetle, adaletle hüküm verdiğini ve her zaman adil olanı yaptığını, zalimin hükmünü, cezasını verirken dahi haksızlık etmediğini ifade eden el-At ve el-Muksit esmasını dinledik hocamızdan.
Rabbimizin her iş ve hükmünün adalet ve hikmete uygun olduğunu idrak etme. Bu idrakı ahlak olarak kuşanma.
Bu minvalde sorumluluğumuz altındakilere, ailemize ve çevremizdekilere adaletle davranarak Allah’ın nurdan minberler üzerinde ağırlayacağı Bahtiyarlar Zümresine rişme niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın.
Gerek kendimiz, gerekse başkaları hakkındaki takdir ettiğin şeylere razı eyle. Yaptığın her işte, adalet ve hikmet olduğuna gönülden inanan kullarından eyle. Sen ki el-Muksit isminle, adaletle hükmeden, kullarının yaptığı her şeyin karşılığını adaletle verensin.
Bizleri iman edip salih ameller işleyen, böylece senin rızana erişerek iyiliklerinin kat kat mükafatıyla nasiplendirilen kullarından eyle. Bizleri zulmetmekten ve zulmün yanında yer almaktan muhafaza eyle. Tüm sözlerimizde ve işlerimizde, ifrat ve tefride kapılmadan itidal üzere olmayı ihsan eyle.
Sorumluluğumuz altındakilere, ailemize ve çevremizdekilere, adaletle davranmayı nasip eyle bizlere.
Bu duruş ve ahlak sayesinde de, senin nurdan minberler üzerinde ağırlayacağın bahtiyarlar zümresine erişmemizi lütf eyle.
Altyazı M.K.