El-Evvel ve El-Âhir İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 41.Bölüm

El-Evvel ve El-Âhir İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 41.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LgE2Gq7RVW4. Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler. Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. İnsanın acizini ve sınırlarını net bir şekilde belirleyen kavramlardan biri, zaman. Hedefine şaşıran insanın kendisini zaman ötesi bir noktaya taşıyacak teknolojileri aramaya dönük çabaları…

El-Evvel ve El-Âhir İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 41.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LgE2Gq7RVW4.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler.
Esma’dan İnsan’a programına hoş geldiniz. İnsanın acizini ve sınırlarını net bir şekilde belirleyen kavramlardan biri, zaman. Hedefine şaşıran insanın kendisini zaman ötesi bir noktaya taşıyacak teknolojileri aramaya dönük çabaları ise beyhude, yanlış bir yol. Peki, olayları, fikirleri, gücü ve güçten düşmeyi, dünyaya dair her şeyi çarklarının arasında öğetecek, devri daim edecek özellikle yaratılan zamanın yegani haki mi kim? Zamandan ve birbiri peşi sıra gelerek zamanı oluşturan iki kavramdan başlangıç ve bitişten münezzeh olan kim? Bu mutlak irade ve kudrete teslim olmanın, tecellileri, bireysel hikayemizi inşa etmede bize ağır gelen yüklere şifa bulmadaki rolü ne? Evet efendim, bugün El-Evvel ve El-Ahir isimlerinin tefekkürüyle tüm bu sorulara cevap bulacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Canan hocam. Nasılsınız? Şükürler olsun. Elhamdülillah siz nasılsınız? Teşekkür ederim hocam. Allah sizlere de, bütün izleyicilerimize de sağlık, afiyet, ihsan eylesin. Amin. Hocam ilk olarak isimlerimizin manasıyla başlasak El-Evvel ve El-Ahir isimlerinin manaları nelerdir? Cenab-ı Hakk’ın Esmâ-ı Hüsnâ’sında birbiriyle bütünleşen ve birbirinin anlamını tamamlayan isimler olduğunu daha önceki bölümlerimizde de söylemiştik.
El-Evvel ve El-Ahir isimleri de Allah-u Teâlâ’nın beraber kullanıldığı zaman anlamları daha güçlü hâle gelen ve birlikte Kur’an-ı Kerim’de geçen isimleri. Dolayısıyla biz bunları aynı programda anlatmakla aslında bu bütünlüğü sağlamaya çalışıyoruz. El-Evvel dilimizde de kullandığımız bir kelime aslında ilk demek. Fakat Allah-u Teâlâ’nın ismi olarak, anlamı kendisinden önce hiçbir varlığın yaratılmadığı, ezeli olarak bütün sonsuzluk ötesi âlemde, geçmişte bir sınır tanımaksızın hep var olan Allah demek. Yani başlangıcı olmayan, bir başladığı nokta ve kendisini bir üreten olmayan, kendisi ilk olan varlık demek.
El-Ahir ise aynı şekilde aslında son demek, ilk ve son anlamında dilimizde de işte ahir ömrümde falan deriz, ömrümün son demlerinde demektir. Ahiret deriz biliyorsunuz, sonraki hayat demektir. El-Ahir, Allah-u Teâlâ’nın ismi olarak ise bir sonu bulunmayan, bir başlangıcı olmayan, ezeli olan El-Evvel.
El-Ahir ise bir sonu olmayan, ebedi olan, sonsuza kadar var olacak olan. Dolayısıyla başlangıç ve bitiş gibi kendini sınırlayan iki çizgi bulunmayan, zamanın girişi ve çıkışı, başlaması ve bitmesi gibi herhangi bir şekilde kendisini hiçbir kayıt altına alamadığımız zamandan münezzeh.
Yani zaman onun kontrolünde ama o asla zamana mahkum olmayan varlık demek. Hocam, El-Evvel ve El-Ahir isimlerin manası Rabbimizin hangi sıfatlarını işaret eder? Bir de müminin Allah’ın sıfatlarını öğrenmesinin, bunlar hakkında okuma yapmasının temel sebebi nedir? Aslında bu El-Evvel ismiyle Allah-u Teâlâ’nın ve El-Ahir ismiyle kelamcılar özellikle çok ilgileniyorlar. Çünkü zaman biliyorsunuz kelamcıların ve felsefecilerin üzerine durduğu bir husus. İnsanoğlu zamanla sınırlı bir varlık. Dünyaya gözlerini açtığı andan itibar, o aldığı ilk nefesle birlikte aslında yaşam dediğimiz, hayat dediğimiz, ömür dediğimiz zaman, belli bir zaman insan için başlıyor. Ve son nefesini verdiğinde de o süre tamamlanıyor. Dolayısıyla dünya hayatında her insan için dilimler halinde belirlenmiş, Allah-u Teâlâ tarafından takdir edilmiş zaman aralıkları var. Fakat Allah-u Teâlâ bu tarz bir zaman aralığı ile hiçbir şekilde sınırlı değil dediğimiz gibi. Ve kıdem ve bekâ sıfatları Allah-u Teâlâ’nın burada önümüze çıkıyor. Kıdem ve bekâ varlığı hep sabit olan demek. Sonsuza kadar hiçbir şekilde varlığı konusunda şüpheye düşülmeyecek olan varlık demek. Biz böyle bir tanımı yaparken Allah-u Teâlâ için vacibul vücut tamlamasını da kullanıyoruz. Yani varlığı vacip olan, kaçınılmaz olan, yokluğu düşünülemez olan. Her varlığın yokluğu düşünülebilir çünkü her varlık için bir başlama ve bir bitiş vardır. Bir karıncanın da doğduğu yumurtadan çıktığı an vardır, bir de öldüğü an vardır. Bir çiçeğin de açtığı an vardır, solduğu an vardır. Hatta yıldızların bile gökyüzünde bugün bunu bilim bize ispatlıyor ki bir yıldız doğuyor, büyüyor bir süre yaşıyor ve daha sonra parçalanarak yok oluyor. Yokluğu düşünülebilir. Bugün var olan bir yıldız yarın yok olabilir mi olur?
İnsan bugün varsa yarın yokuz. Hepimiz bunu söyleriz bugün varız yarın yokuz diye. Ama Allah-u Teâlâ için hiçbir şekilde yokluğu düşünülemez, vacibul vücut dediğimiz sıfatı ısrarla kullanıyoruz. Allah mutlaka her zaman geçmişte, gelecekte, sonsuzlukta vardır.
Bu tabii ki aslında insanın zaman algısını biraz şaşırtan insanı biraz böyle hayrete düşüren bir durum. Çünkü insan kendisi zamanla sınırlı bir varlık olduğu için her şeyi belli zaman dilimlerine, gece, gündüz, bir gün 24 saat, bir ay, bir yıl, 10 yıl gibi kendince belli zaman dilimlerinde ancak düşünüp değerlendirebiliyor ve planlayabiliyor. Ama Allah-u Teâlâ için bu söz konusu değil. Bizim katımızda, bizim hayatımızda, bizim gündemimizde bir yıl Allah katında ne kadar zamana denk geliyor ya da bizdeki 100 yıl, 1000 yıl Allah-u Teâlâ için ne anlama geliyor. Bunlar değişken çünkü insanlar için sınırlı olan zaman mefhumu Allah-u Teâlâ’yı bağlamıyor.
Dolayısıyla aslında kelamcılar özellikle Allah’ın varlığını ispat etme konusunda el-evvel ve el-âhir isimlerinin çok büyük öneme sahip olduğunu söylüyorlar. Her şeyin bir başlangıcı ve bir bitişi varsa başlayan bitenlerden oluşan, doğan ölenlerden, açan solanlardan oluşan bir kainattaysak bu kainatı kim var etti?
Onda bir gün doğup ölmesi ya da açıp solması söz konusu olacaksa bu kainatı kim kontrol ediyor? Bu düzen nasıl bu kadar düzgün bir şekilde işliyor?
Bu sistem nasıl, hiçbir şekilde gezegenler birbirine girmeden, gece ve gündüz şaşmadan, ayın yıldızların yörüngeleri bozulmadan bu kadar muhteşem uçsuz bucaksız bir evren nasıl yönetilebiliyor?
Bu yönetenin, bunu var edenin, yaratanın, planlayanın, kontrol edenin kendisinin yok olmaması lazım. Kendisinin birisi tarafından var edilmiş olmaması lazım. Çünkü o zaman bir fasit zincir oluşuyor. Onu o var ettiyse peki onu kim var etti? Peki onu o var ettiyse onu kim var etti? Bu fasit zincirin bir sonu olması lazım.
Öyle bir muhteşem eşsiz kudret olması lazım. Öyle bir zat varlık olması lazım ki onu bir var eden yok. Orada o zincirin sona ermesi lazım. İşte Allah Teala kendisini bir var edenin olmadığı ve aynı zamanda da bir gün yok olup, helak olup, mahvolup, kainattan silinmeyecek olan başı ve sonu söz konusu olmayan yegani varlık.
Dolayısıyla burada Allah Teala’nın varoluşunun delilleri anlatılırken, kelamda o kıdem ve bekâ sıfattır Allah Teala’nın. Hüvel Bağkî dediğimiz o bekâ sıfatı anlatılırken Allah’ın varlığı ispatlanırken bu iki isim kullanılıyor.
Biliyorsunuz bizim Kabir Taşlarımızda Hüvel Bağkî yazar. Sonra vefat eden kişinin ismi, babası, sıfatı yazar. Hüvel Bağkî o en üste bulunan ısrarlı vurgu, bütün Kabir Taşlarındaki mühür Bağkî olan odur anlamına gelir.
Yani ölmeyecek olan, sonsuza kadar var olacak o Cenab-ı Hak’tır. Vurgusu çok değerlidir. Onun dışında insanoğlun kendisini kalıcı zannetmesin. Kendisini hani derler ya bu dünyaya kazık çakacak değiliz diye, buraya sımsıkı bağlanıp da asla buradan ayrılmam diyebilecek insan var mı? Yok. Dolayısıyla Mezartaşı’na baktığın zaman bunu hatırlamalısın diyen geleneğimiz, kültürümüz. Bağkî olan o. Sen bir gün öleceksin. Sen bir gün yok olacaksın. Toprağa karışacaksın. Ama o hiçbir zaman yok olmayacak. Mührünü o Mezartaşlarına yerleştirmiş. Biz de o kıdem ve bekâ sıfatlarını özellikle kelam derslerinde öğrencilerimize anlatıyoruz. Hocam zaman kavramını vurguladınız. Buradan biraz daha açsak. Kur’an-ı Kerim’deki zaman kavramıyla, Kur’an’ın hitap ettiği toplumun zaman kavramı arasında nasıl farklar vardır? Mü’minin ideal zaman tasarrufu nasıl olmalıdır?
Peygamber Efendimiz’in içinde doğduğu ve büyüdüğü toplumda, Peygamber Efendimiz’in peygamberliğini insanlara ilan edip de Tevhid dinini anlatmaya başlamasından önceki dönemlerdi. Zaman tanrılaştırılıyordu. Sanki zamanın bir gücü var, bir kudreti var ve insanlar bu kudreti hiçbir şekilde aşamazlar. Zaman karşısında da köleleşmiş durumdalar gibi.
Oysa Kur’an-ı Kerim’de de, Hadis-i Şeriflerde de zamanın da Allah tarafından yaratıldığını, zamanın bir tanrı olmadığını aksine yegane ilah olan tek tanrı olan Rabbimiz tarafından yaratılmış bir mahluk olduğunu anlatan vurgular var.
Hatta Peygamber Efendimiz bize bir Hadis-i Şerif, kutsi Hadis-i Şerif naklediyor, Rabbinden naklediyor. Diyor ki Cenab-ı Hak şöyle buyurur, Ademoğlu zamana söver, zamana küfreder.
Oysa zaman benim. Zaman benim kontrolümdedir. Bu eneddehru, zaman benim vurgusu çok güçlü bir vurgu. Çünkü siz zamanı tanrılaştırıyorsunuz ama tanrı benim demektir bu. Dolayısıyla zaman benim yarattığım, benim kontrol ettiğim, benim başlattığım ve benim bitireceğim bana tabi olan bir varlıktır.
Allah-u Teala’nın burada zamana sövmemekle ilgili uyarısı da çok önemli. Çünkü işte evrene sövmek, dünyaya sövmek, kadere sövmek, bir şekilde insanların ağızlarını bozarak, lanet ve beddua ederek zamanı anmaları doğru bir şey değil.
Çünkü Allah-u Teala bir zaman yarattı, dünya hayatı dediğimiz ve o zaman içerisinde size de bu zamanı kullanmanız için bir dönem hediye etti. Bu dönem dedi sana ait. Bu dönemi nasıl değerlendireceksin? Ömrün senin benim tarafımdan hediye edilmiş ve senin kontrolünde bir aslında zaman dilimi. Bütün zamanı Cenab-ı Hak yarattı ve zamanı bereketlendirmek, zaman içinde zaman açmak Allah-u Teala’nın kudretinde bir iş. Ama sana da o zamandan bir dilim verdi. Bunu nasıl değerlendireceksin? Hayatını nasıl geçireceksin? Ömür sermayesi dediğimiz o hazineyi nerelere tüketeceksin?
Her anını, her dakikasını, her saatini, her ayını, her yılını doğru bir şekilde değerlendirilen ömür, hayat, zaman bizim için çok kıymetli. Çünkü öyle bir şey ki pek çok şeyi telafi edebiliriz. Biraz para vererek yeniden satın alabiliriz, biraz gayret ederek yeniden oluşturabiliriz, üretebiliriz.
Ama zamanı ne parayla geri satın alabiliriz, ne yeniden üretebiliriz, ne zamanı kendimiz çoğaltabiliriz. Bunlar imkansız. Bir defa geçti mi artık bir daha o zamanı dönüp de yeniden yaşama şansımız yok. O zaman içinde bulunduğumuz anın çok kıymetli olduğunu ve bu anı doğru değerlendirmenin bizim için öncelikli olduğunu bilerek yaşamak zorundayız.
İşte Peygamber Efendimiz’in insanlara öğrettiği ve Kur’an-ı Kerim’in de vurguladığı zamanla ilgili temel mesaj burada. Diyor ki zaman bir yaratılmıştır, yani mahluktur. Onu kontrol eden Cenab-ı Hak’tır, yaratan odur. Zaman Tanrı değildir, zamanı Tanrılaştırma. Tek ilah olan Allah seni yarattığı gibi onu da yaratmıştır.
Zaman bir nimettir, zaman bir fırsattır. Allah-u Teala sana bu nimeti verdiği zaman bunu nasıl değerlendireceğin hususunda da sana Peygamber göndermiştir, kitap göndermiştir. İyi ve doğru davranışlarla, güzel amellerle, imana dayanan, imandan kaynaklanan, hayırlı işlerle ömrünü, harcamanı sana Allah-u Teala emretmiştir.
Ve dosdoğru yolu, doğru harcama uygulama planını senin önüne koyan odur. O zaman zamanı çarçur etmek, israf etmek, zaman israfı diyoruz. Saatlerce boş işlerle uğraşıp da dönüp baktığında ne yaptım yarım gün boyunca hiçbir şey yapmadım.
Ne Allah’ın hoşuna gidecek bir şey yaptım, ne ailemin bir faydasına, ne kendi gelişimime, ne toplumun ümmetin faydası hiçbir şey yapmadım. Yarım gündür öyle boş boş işte o boşa akan zamanları geriye alma şansımız olmadığı için Allah-u Teala’nın İslam diniyle bize öğrettiği bir zaman tasarrufu, zaman kullanımı, zamanın değeri ve anlamlı harcanması ile ilgili de ahlak vardı.
Bu bir ahlaki öğretidir ve Peygamber Efendimiz de bu hususta insanları uyarmıştır. Biliyorsunuz çok meşhur bir hadis-i şeriftir. İki şey vardır ki insanların çoğu bu konuda aldanmıştır. Yani yanlış yapmaktadır, farkında değildir. Nedir o iki şey? Birisi boş zaman, birisi sağlık. Ne sağlığının değerini bilir insanoğlu, bir süre sonra hastalanınca eyvah der, ne de zamanın değerini bilir. Geçip gittikten sonra eyvah der ama geldi geçti güzelim yıllarım diyerek dizini dövmekten başka bir şey yapamaz. Dolayısıyla İslam’ın bize verdiği öğreti de Allah-u Teala’nın zaman konusunda insanı hem bir nimet olarak onu bahşettiği ama hem de sınadığı, zamanı doğru kullananları övdüğü, zamanını israf eden Allah’ın verdiği bu imkanı iyi bir şey üretmek için harcayacağı yerde,
boşa tüketenleri yer değil bir öğreti vardır İslam’da. Peygamber efendimizin de bu konuda iki günü eşit olan ziyandadır gibi çok temel bir ilkesi vardır.
Neden? Eğer aynı şeyi her gün tekrarlıyor ve zamanını daha faydalı, daha verimli, daha bereketli işlerle zenginleştirmiyorsan ziyandasın, zarardasın diyor Peygamber efendimiz. Her gününü daha güzel geçirmek, zamanı bir öncekinden daha akıllıca harcamak için güne başlamak gerekiyor, Peygamberimizin tavsiyesine göre.
Hocam, günümüz insanın da zaman konusunda bazen yanlış algılara kapılabiliyor. Biyoteknoloji, transgenetik, bu son dönemin teknolojik ilerlemeleri ve gelişmeleri insana yanlış iddialar sunuyor. Zaman ve mekan ötesi bir noktaya ulaşma gibi. Hatta bu medya yoluyla da sanki biraz pekiştiriliyor yayınlar vasıtasıyla. Tüm bunlara karşılık bugünkü iki ismimiz insan ve Allah ilişkisinde insanın değişmeyen konumu, sabiteleri hakkında bize neler söyler.
İnsanoğlunda çok eskiden beri var olan bir tanrılaşma çabası gözlemliyoruz.
Eline bir güç geldiğinde, eline bir imkan geldiğinde, önüne bir fırsat çıktığında maddi anlamda, fiziksel anlamda, zihinsel anlamda kendisini güçlü hissettiğinde sınırsız ve sonsuz olabileceğini zanneden ya da sonsuz olmak, sınırsız olmak için uğraşmaya çalışan bir hali var insanoğlunun.
Mesela zamanın etkileriyle mücadele ediyor. Yaşlanma karşıtı krem. Israrla diyor ki yaşlanmayacağım, zamanın etkisinin üzerimde görülmesini istemiyorum. Bir sona doğru ilerlediğim belli olmasın. Oysa Allah Teala insanın yüzündeki o kırışıklıkları onu uyarı olarak gönderiyor. Diyor ki bak sana verdiğim zaman tükenmek üzere. Vakit geçiyor. Her aynaya baktığında yüzündeki daha derinleşen çizgileri gördüğünde acaba zamanımı nasıl değerlendiriyorum?
Bu dünyayı geliş amacımı gerçekleştirecek kadar gayret ettim mi? Arkamda ne bıraktım? Gelecekte önümde acil, mutlaka tamamlamam gereken hangi vazifeler var? Bunları kendine sor derken insanoğlu diyor ki hayır hayır bunların hiçbirini sormak istemiyorum.
Hayat sanki hiç değişmeden akacak ve ben güzelliğimi hiç kaybetmeden hep genç kalarak sonsuza değin var olacak gibi yaşlanma karşıtı faaliyetlerde bulunuyor.
Şimdi burada aslında elbette yaşlanalım elden ayaktan düşelim değil sağlıklı yaşlanma için gayret etmek güzel bir şey ama yaşlanmayı görmemek, yaş almanın ve zamanın ilerlediğinin kendisini rahatsız ettiği bir duruma düşmek çok tehlikeli ve bugünün insanı maalesef bu durumda.
Diğer taraftan bakıyorsunuz zamanla barışık değil sınır istemiyor. Yani kendisine uzayın o sonsuzluğu gibi uçsuz bucaksız yeni zamanlar üretmeye ve bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi hiç ölmeyen,
öldürülse de tekrar kendi kendini var edebilen ve sonsuza kadar yaşayan bir insan tipini ortaya çıkartmaya çalışıyor. Hatta diyor ki bu kainat bilim adamlarının da verileri çok net bu dünya her geçen gün imkanları sınırlanarak daha kısıtlı hale gelerek ve atmosferi bozularak çöküşe ve çürümeye, bozulmaya, yok olmaya doğru gidiyor.
Bunu bilimde ispatlıyor yani kıyametin kopmasına doğru gittiği bugün bilimsel olarak da ispatlandı. Kendimize yaşayacak ve sonsuzluğa ulaşacak yeni gezegenler bulalım. Öyle bir şey yapalım ki buradan binelim baktık dünya yok olmak üzere uçalım gidelim Mars’ta mı yaşarız, Venüs’te mi yaşarız, efendim Ay’da mı yaşarız öyle değil mi?
Mütemadiyen kendisi de uzayda yeni bir hayat, sonsuzluğu yakalayabileceği, yok oluşa izin vermeyeceği bir hayat arayışı için de insanoğlu. Oysa bu aslında insanın insan olduğunu unutması ile alakalı bir şey. Sınırsız olan Allah’tır, sonsuz olan Allah’tır. Sen el mahkum mutlaka an gelecek öleceksin. Her nefis ölümü tadacaktır diyor Allah’utayla. Bu bilinçle ve bu şuurla yaşamadığın sürece beyhude koşturuyorsun. Sizin dediğiniz gibi beyhude gayret ediyorsun. Yarı robot, yarı insan varlıklar üretmeye çalışarak ve kendisini kainatı idare eden, kainatın hakimik konumuna koyarak tanrılaşmaya çalışan insan en tehlikeli insan tipi. Çünkü kulluğunu unutuyor. Kulluğunu unutmak bir insan için felakettir. Kendisini buraların hakimi benim, bu dünyanın hakimi, bu zamanın, bu mekanın, bu coğrafyanın, bu ülkenin, bu şehrin hakimi benim demeye başlamak çok risklidir. Çünkü hiç kimse oraların hakimi değil, herkes oraların emanetçisidir. İnsan idareci olabilir, insan yönetici olabilir ama bu bir sorumluluktur. Bu ona sınırsız imkanlar tanıyan bir lüks değildir. Yönetici demek sadece ve sadece emanetçi demektir. Dolayısıyla insanoğlu bu dünyayı yönetirken, çeşitli imkanlarını dünyanın denizlerini, göllerini, akarsularını, ormanlarını imar ederken, kendince yönetirken şehirlerini, toplumlarını insanoğlu emanetçi olduğunu unutmamalıdır. Gerçek yönetici Cenab-ı Hak’tır. Malın mülkün, kainatın sahibi odur. Evvel olan odur, ahir olan odur. Sen yokken de Allah vardı.
Sen yokken baban vardı, baban yokken de Allah vardı. Baban yokken deden vardı, deden yokken de Allah vardı. Bu zincir uzar gider. Sen Hz. Adem’den ilk insandan beri, kim bilir kaçıncı kuşak olsan da başladığın bir nokta vardır ve biteceğin bir nokta vardır.
Sen yeryüzünden silindiğinde de Allah var olacaktır. Dolayısıyla insanın bugün birtakım teknolojik imkanları kullanarak, zamana meydan okuma iddiasıyla,
hem zamanın akışını durdurma, hem zamanı esnetme, genişletme, hem kendisine yeni zamanlar üretme, ya da dünyada eğer kalma imkanı yoksa yeni evrenlerde kalma çabasıyla yaşaması, bunlar birtakım hayaller, birtakım gayretler, birtakım teknolojik gelişmeler olabilir. Ama hepsinin zeminine baktığımızda, eğer o zeminde Allah’ı yok sayarak kendisini, kainatı kontrol eden ve zamanı kontrol eden bir noktaya çekmeye çalışıyorsa, tanrılık iddiası varsa, ki var Batı’nın bütün bu teknolojik yaklaşımlarında tamamen Tanrı’yı yok sayan ateist bir yaklaşımla kendini merkeze alan bir çaba var, işte bu insanın felaketidir.
Bazı gelişmeleri yaşayabilir, bazı buluşlar ve icatlar da bulunabilir. Allah-u Teala’nın kendisine verdiği zeka ile ve Allah’ın kendisinin önüne serdiği pek çok imkanla, teknolojik imkanları kastediyorum.
Çok iyi bir noktaya gelebilir, daha önce hayal bile edilemeyecek, üç boyutlu, hologramlı işler üretebilir ama hiçbir zaman sonsuz ve nihayetsiz bir kudretin karşısında kul olmaktan öteye geçemez.
Dolayısıyla insan kendi gücünü sınarken ya da kendi gücünü, imkanlarını kullanırken, aile içerisinde olabilir, eşiyle, dostuyla, sınıfta öğrencileriyle olabilir, bir spor antrenörü çalıştırdığı sporcularla olabilir, hiç fark etmez.
Kendi gücünü ve kendi iktidar alanını, hükmettiği alanı kullanırken daima asıl Hakimin Allah olduğunu, asıl gücü verenin O olduğunu, her şeyin, herkesin, her türlü varlığın öncesinde el evvel olanın ve herkesin her şeyin sonunda da el ahir olarak O’nun var olduğunu. O’nun sınırsız olduğunu ama kendisinin sınırlı olduğunu bilerek davranmak zorundadır. Bazen insan hani bu çizgi filmlerde güç bende artık diye bağıran çılgın insan tipleri var ya ellerini gökyüzüne kaldırarak böyle tanrısal hareketlerle, bazen insan haddini aşarak Allah’ın karşısında büyük bir kibirle haykırsa da burnunun sürtülmesi mukaddedir.
Dolayısıyla el evvel ve el ahir isimleri bize biraz da haddimizi bildiren isimlerdir. Hocam bu güzel sohbet için, bu kıymetli bilgiler için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum.
Değerli izleyenlerimiz bugün el evvel isminin varlığının başlangıcı olmayan, ezeli olan anlamına geldiğini tefekkür ettik. El ahirin de varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan anlamına geldiğini gördük. Başlangıç ve bitişten münezzeh olan, her şeyin önünü ve sonunu takdir eden, zamanın yegane hâkimi ve yaratıcısı olan, yüce yaratına teslim olarak selamet bulma niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Allah’ım, sen evvelsin, varlığının başlangıcı olmayan, ezeli olansın. Sen ahirsin, varlığının sonu bulunmayan, ebedi olansın.
Senin zamandan münezzeh olduğuna, mutlak kemalin yegane sahibi olduğuna iman ederiz. Senin her türlü güzellik, lütuf ve erdimin yegane sahibi ve kaynağı olduğunu ikrar ederiz.
Allah’ım, tüm işlerin öncesini ve sonrasını senin takdir ettiğini, irade ettiğini hakkıyla idrak etmeyi lütfeyle. Böylece hakiki bir imanla sana teslim olmayı, sağlam ve güçlü bir tevekkülü kuşanmayı ihsan eyle. Allah’ım, hayırlı işlere öncülük etmeyi nasip eyle. Şer için bir araya gelmekten, şerre öncülük etmekten muhafaza eyle bizi. Sen ki şu dünya hayatında tüm kullarına nimet ve lütuflarını esirgemeyensin.
Ahirimizin evvelimizden hayırlı ve güzel olmasını, ahirette rahmet ve mağfiretine, nihayi saadete mazhar olmayı nasip eyle.
Allah’ım, el-Evvel isminle kalplerden geçeni en baştan bilen, el-Ahir isminle de kusurları örtensin. Kalplerimizi, takva ve ihlasın, mümin kardeşlerimize muhabbet ve hüsnü niyetin karar kıldığı bir mekân eyle.
Günahlarımızı, kusurlarımızı affeyle. Allah’ım, dünyanın başı sonu belirli, geçici bir süreç olduğunu hakkıyla idrak etmeyi nasip eyle.
Böylece, geçici varlıklara kalbini bağlamayan, dünyevi her başlangıç ve bitişe hak ettiği değeri veren kullarından olmayı lütfe eyle.
Altyazı M.K.