Büşra Cebeci | Kadın ve Başörtüsü | Umur Ali Birand | Aynı Karede
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=bRIqXqGcxxk.
Düşra Cebeci’yle birlikteyim. Hoş geldin Düşra’cığım. Merhaba, hoş buldum. Bana niye haberde olduğunu ve de niye…
Daha doğrusu şöyle, cümleyi şöyle koyayım. Kendini niye medyadaydın? Niye medyadaydım? Niye? Niye haberlerde çıktın? Ha, niye habercilik yapıyorsun değil, niye haberlerde çıktın? Ha, haberlerde çıktım ve oradan bir başlıyordum.
Türkiye’deki medya sistemini gazeteci olarak söylüyorum, biraz garip tabii ki. Yani şöyle ben gazeteciye dört sene önce falan başladım. İstanbul’a da yine dört sene önce geldim. Ve bir şekilde muhabirlik yapmaya başladım. Haberler yapmaya başladım ama yaptığım bir haber biraz… konu olarak ilginçti. Neydi o? İşte kadınların başörtüsünü çıkarma pratikleri üzerine, başörtülü kadınların muhalif olması, cinsel kimliklerini savunması gibi. Tabii bu bir konu. Tabii. Yapılmamış bir konu. Evet yapılmamıştı, baya googledim o zaman. Yapılmamıştı. Bunun üzerine tabii ki biraz ben de araştırıldım sonrasında. Sürpriz ben de aynı şeyi yaşadım falan ve ben bunu hiç bu zaman saklamadım. Sen neyi yaşadın? Ben de başörtümü çıkarmıştım. Üniversitedeyken oldu tabii ki bu insanlar. Kimisi beni gazeteci olduktan sonra başımı açtığımı düşünüyor, benim böyle bir şey yaptığımı düşünüyor ama… Haberi etkiledi mi? Aslında haberi hiç etkilemedi. Etkilememesi için çok uğraştım. Biyanet’te yapmıştım bu haberi. Ve oradaki editör ekibi, genayen yönetmeni hani her anlamda aslında zaten bu işin gerçekten bilir kişileri diyebilirim. Gerçekten gazetecilik konusunda, haber konusunda, objektif olmaları, onun dışında başka bir yer olsaydı ciddi yönlendirebilir düşünür beni. Haberi etkilemedi. Bir defa ben haberde kendim hiç bahsetmedim. Haberi yaptın haber oldu mu? Evet yani biraz öyle oldu. Olması gereken bir şeydi günün sonunda. Evet olmaması gereken bir şeydi ama… Senin haber olman, ayrıca kişisel olarak haber olman hikayesi bence ilginç çünkü konuşulmayan bir konu günün sonunda. Başörtüyü çıkartma konusu. Tabii yani artık çok konuşuluyor bu arada. Eskisi kadar tabulaşmış değil yani. Emin misin? Bence hala konuşulmuyor. Yani ben seni söyledim ben senden aynı fikirdeyim. Bence hala başörtü konuşulmuyor.
Daha ne kadar konuşulsun ki başörtüsü kadar Türkiye’de konuşulmuş ne meselesi var ki? Ama tabii ki dinamiği değişen bir mesele olarak karşımıza çıktım yani. Ne demek o dinamiği değişer? Dinamiği şöyle değişti. Önceden başörtüsü yasakları yani yıllardaca artık ben 93’da olmadım 28 Şubatı falan görmedim. Tepemizde sürekli aman yasaklar yasaklar yasaklar hep böyle büyüdü. Sen başörtülüyken bunu hissedebiliyor muydun? Hissediyor muydun bu yasakları, bu ağırlığı? Benim dönemim şöyle garip bir dönem. Ben hiçbir zaman… 28 Şubat sonrasısın sen. Tabii ki yani ben muhafazakar iktidarın içine doğdum. Ben 8 yaşındaydım Erdoğan iktidar olduğunda ama lisede ben yine başörtümü çıkarıp okula giriyordum. Yani benim 28 Şubat’taki gibi şikayet edebileceğim bir iktidar yoktu iktidar zaten muhafazakardı yani. Dolayısıyla başörtüsü yasakları dönemini o en ateşte en alevli olduğu dönemleri ben bilmiyorum. Anlatılan kadar yapılan haberler kadar biliyorum. Dolayısıyla ama o döneme dair yaşamadığım halde çok fazla bilgi var kafamda. Etrafta çok konuşuluyor çok yazıldı çok çizildi ama bugüne geldiğimizde başörtüsü çok bambaşka bir problem olarak problem olarak karşımıza çıkıyor. Niye başörtünü çıkardın? Niye başörtümü çıkardım? Bu çok… Pardon kişisel bir sorum mu bu? Yok kişisel soru değil aslında. Yani özel bir soru mu? Ya bu özel olsa aslında ben çok yani… Ben merak ediyorum yani gerçekten özel bir soru mudur o mesela? Bir sorma mısın? Bir bayana sorulmaz ya. Özel bir soru mudur bu? Yani şöyle lax diye sormazsın kimseyi niye başörtünü çıkardın? Çünkü aslında zaten mevzu biraz bu insanlara ben başörtümü çıkardığımda da okuldaki insanlar arkadaşlarım neden çıkardın? Dininde değiştirdin mi?
Bu mesela aslında gerçekten özel bir soru yani bir arkadaşına soruyorsan hiç tanımadığın bir insana soruyorsan sosyal medyada hiç hiç tanıma ihtimalini olmadığı bir insana da soruyorsan ciddi anlamda özel bir soru çünkü bunun pek çok sebebi olabilir. Bunu her zaman insanlar anlatmak istemeyebilir ama şunu yaparlar o zaman bahanelere sığınırlar. Gerçek cevabı vermemek için ben aynada gördüğüm o görünümden memnun değildim,
bundan memnunum demek yerine bambaşka şeyler üretirler mesela. Başörtüsünü çıkaracağı zaman da birçok kadın ayetlerde aslında bu yok tam olarak bunu söylemek istemiyorum. Öyle şey… Halbuki istemiyor başörtüsünü takmayı. İstemiyor yani. Ama bunun için yani çünkü şey haberi yapmadan önce ben Google’da bayağı araştırma yaptım. Türkiye’den hakikaten haber yok yani. Hep İran örnekleri var falan ama Türkiye’de Google aramaları şöyle. Başörtüyü çıkarmak günah mı?
Başörtüsü ayetleri neler? Hadisler neler? Başörtüsünü çıkaran ümrüler? İşte başördümü çıkarmak istiyorum. İnsanlar oradan bir şey aramışlar, bir sığınacak bir şey. Çıkarmak istiyor, örtüm istemiyorum. Bir bahane aramışlar yani. Evet aslında bunun bir nedeni olmak zorunda değil. Ben isteyerek örtündüm ya da istemeyerek örtündüm. İstemediğim için de çıkartıyorum. Kadın olarak senin hakkın ayrıca. Tabii ki yarım gün taksam yine ki bunun üzerine kimsenin bir şey söyleyememesi lazım. Kadın üzerinde yani.
Yani genel o zaman bir gönül baktığımız zaman kadınla ilgili bir şey bu. Yani değil mi? Yani bir kadının hakkı. Ya esasında evet ama işte Türkiye’deki… Erkekler sorar değil mi yani? Tabii. Erkeklerin her şey üzerine çok fazla bilgisi, her şeyin üzerine çok fazla yorum olduğu için şimdi neden çıkardın? Kesin altında başka bir şey var.
Hep bir büyük resmi görme isteği var erkeklerde çünkü. İşte kızlarımızı yoldan çıkarıyorlar, proje bunlar falan işte. Bunun gibi böyle erkeklerde böyle bir şey var. Aslında her şey o kadar basit ki istemiyordum kardeşim çıkardım. Bu arada da bu kadar basit olmak zorunda değil sebebi. Çünkü 20 yıldır bir muhafazakî iktidar tarafından yönetiliyoruz.
Kadınlar üzerine herkes bütün insan hakları ihlalleri geçtim. Geçtim derken hani kadınlar üzerinde geçmiyoruz. Ama kadınlar üzerine de baskılar ortada. Dolayısıyla kadınlar, genç kadınlar çok daha fazla politize oluyor. Veya İslamcı kadınlara artık muhafazakâr bu iktidar vadettiği hiçbir şey vermiyor. Dolayısıyla bu kadınlarda bir yılgınlık var. Bu kadınlarda bir kandırılmışlık hissi de var. Var mı gerçekten? Var tabii ki yani bununla ilgili sadece başörtüsü haberleri değil. Daha önce yaptığım röportajlarda da. Özellikle İslamcı mahalledeki kadınlarda ciddi bir hayal kırıklığı var İslamcı erkeklerden. İslamcı erkeklerden? Ne demek o? Açsana bana onu. Ne demek? Hayal kırıklığı nedir mesela oradaki? En basit hayal kırıklığı zaten 28 Şubat da yaşanmış. Ve bunu yaşayan her kadın söylüyor. O dönemi yaşayan her kadın.
İslamcı erkeğin nasıl o dönemde kendilerini, İslamcı patronların sizi zaten böyle kimse çalıştırmaz deyip yüzde 50 maaşla çalıştırdığını hatırlıyor mesela. Bu kadınlar için o kadar büyük bir yara ki hiçbiri unutmuyor. Hep orada değil mi? O travma hep orada değil mi? Tabii yani çünkü erkek sakalını kesmiş, okulunu gitmiş, okulunu bitirmiş. O yüzden kolay. Sessiz kalmış.
Siyasete atıldığı yetmez gibi o gün meydanlardaki kadınlara lafta destek veren bu İslamcı erkek bugün kadının eve girmesini istiyor. Çünkü erkeğin aklında şöyle bir şey var. Tamam ben izin veriyorum. Meydanlarda sen başörtünü savun. İslam’ın işte sancağını savun. Nasıl olsa ben seni geriye eve sokarım. Sen bana çocuk doğurmaya da devam edersin. Sen benim donlarımı da yıkamaya devam edersin. Durum öyle olmadı ama yani. Şimdi Boğaziçi eylemlerindeki başörtülü kadınlara olan öfke bu. Biz istediğimiz zaman kadın çıkar, biz istemediğimiz zaman çıkmaz sanıyorlardı. Olmaz artık bu iş ama yani. Bir kadın olarak anlatsana bana bir kadın olarak. Şimdi başörtülü konusunu ben tamamen rafa kaldıralım artık. O konu kapağında. Tamam. O konu. Ama yanlış anlama bunu söylerken de. Hakikat da bu. Yani anlatabildim mi yani? Çünkü başörtülü konusu hala konuşulan, hala tartışmıyor. Şey değil. Yani örtülmeyen kesin bunu tartışmıyor. Başını örten kesin tartışıyor bunu hala. Yani devlet hala tartışıyor. Hükümet hala bunu konu yapıyor, ediyor. Hala orada. Anlatabildim mi yani çok ilginç bir şey var. Yani hala sanki o şeyi böyle devam ettirmeye çalışıyorlarmış gibi geliyor.
O travma 28 Şubat travmasını hep devam ettirmeye çalışıyor. Ondan dolayı hala ilginç. 28 Şubat 1000 yıl sürecek diyorlardı. Kendileri sayesinde evet 28 Şubat 1000 yıl sürüyor hakikaten. Sürüyor hala. Ve de devam ediyor. Yani bir türlü ya tamam anladık tamam yani. Yani anladın mı yani o şey yapılmıyor. Yani tamam yani bir bok yedirler tamam. 28 Şubat mağdur bir aileyim ben. Aynı zamanda babamdan dolayı.
Ya ben o biliyorum ben o mağduriyeti anlatabildim mi ya? Ben de imzik Şubat’ı Mehmet Ali bir ranttan okumuştum. Anlatabildim mi yani ben o şeyi biliyorum yani. Peki şimdi kadın olarak. İstanbul’a geldin. Evet. Dört yıl evvel geldin. Evet. Haberi oldun. Dedim kitap çıkart. Kitabını anlatsana bana biraz. Kitabımı anlatayım. Kitap aslında. Kim seni şey yaptı kim sana böyle destek verdi? Bu tek başına gitti. Ben projeyim. Anladın mı? Çünkü birisi destek birisi destek kelimesi de yanlış. Aslında yani bu süreçte hakikaten anladım ne demek istediğinizi. Ya belki ben bazen kendimi çok şanslı görüyorum hakikaten. Tamam. Çünkü bir yandan da diyorum ki yo şanslı değilim olmam gereken yerlerde durdum.
Ben gazeteci olmak istediğimde lisede falandım. İstanbul’a geldiğimde de gazetecilik işte dümdüz düşünüyorum. Gazeteci olmak istiyorum ne okuyayım gazetecilik okuyayım tamam okudum ne yapayım İstanbul’a geleyim. Hani o kadar dümdüz ki. Geldikten sonra da tek hedefim çok iyi gazeteciler tarafından yetiştirilmek. Çok istediğim bir şey bu.
Dolayısıyla medyanın durumudu ortada öyle hiç büyük büyük kanalların önünde yatmadığım hiç başvurmaya çalışmadığım. Çünkü zaten ana hakkım medyada kalmadı yani gazeteci. Dolayısıyla işte daha çok alternatif mecralara dağılmış olan gazetecileri yakalamaya çalıştım.
Bir yönetle dediğim gibi başladı ve sonrasını medyaskopla devam etti. Ondan sonraki süreçte bence iyi yönlendirildiğimi düşünüyorum. Yönlendirilmek derken ben bir haber yapmak istiyorum dediğim zaman başımda iyi gazeteciler vardı. Bak onu öyle yapacağına böyle de yapabilirsin. Mesela ben şey demiştim bir yerde yani ben başımı açtıktan sonra çok fazla kadın bana mesaj atıyor.
Demek ki bu ciddi ciddi bir dert. Dolayısıyla bununla ilgili bir haber mi yapsak? Ve sonrasında şuna evrildi Nadra materinde işte Çiçektağlı Editörü’yü de onların da önerdiği fikirlerle. Bak bu haber böyle olduğu zaman başörtüsünü isteğiyle kendi tercihiyle örten kadınları incitir. Bunun yerine başka bir şey yapalım.
O kadar güzel bir şey dönüştü ki o yazı dizisi şuna dönüştü. Başörtüsünü hiçbir zaman kendisiyle örtmeyen, çocukluktan itibaren de örtünen bir kadının hikayesi oldu. 28 Şubat’ta başörtüsü eylemlerine katılmış, bizzat organize etmiş, bugün başını açmak isteyen bir kadının hikayesi oldu. Başörtüsünü inandığı için, istediği için örten lezbiyen bir kadının hikayesi doğdu.
Başörtülü olduğu için muhalif olan, başörtülü olduğu için muhalif olan değil de başörtülü ve muhalif olan bir kadının gittiği eylemlerde nasıl küfür yediğini öğrenmiş oldu. Dolayısıyla ben aslında iyi gazetecilerle yolumu kesişti. Bunun bana ciddi bir katkısı vardı. Kitapta şöyle ortaya çıktı bu arada. Bu yazı dizisinin arkasından biz Nevşin Mengül’le tanıştık.
Mediascope’da yayın yapıyordu o sıralar zannediyorum. Evet, o çeverlin yayınları mediascope’da yapılıyordu. O zaman bir tanıştık, ondan sonra da hep şey oldu aramızda. O bana İran’dan haberler atıyor ya da Türkiye’den haberler atıyor. Ben ona atıyorum, bunun üzerine konuşuyoruz falan. Ve bir gün bir şey attı bana, bir makale. Ve İran’daki şey oldu, İranlı bir kadının haberiydi hatta galiba.
Dedim ki evet mevzu çok başka. Şimdi orada devlet otoritesine karşı verilen bir mücadele var. Türkiye’de çok daha anneye, babaya, abiye, kocaya, duygusal bağ kurduğun otoritelere karşı verilen bir mücadele var. Ama abi söylemlerin bir kısmı da bayağı benziyor. Mesela kadınların hepsinde bir rüzgâr, rüzgârı özlem var anlatabiliyor musun?
İran’daki kadın da böyle, Türkiye’deki kadın da böyle. Belli korkular, belli endişeler, bunların hepsi birbirine benziyor. Dedik bir şey yapalım o zaman, bir gün buluştuk, ne yapabiliriz? Kitap yazalım, sen İran’ı yazarsın, ben Türkiye’yi yazarım. O şekilde beraber şey yapalım. Bunu ben açıkçası yazı dizisinden sonra bana söylüyorlardı. Ben kitap yazabilecek şeyde değilim ya ben stajyerim falan.
Yine de bir röportajı almıştım yıllar önce tam o zaman. Bir tane kadın benimle görüşmek istedi, aldım kaydı. Dedim ben bunu kitap için alıyorum. Aradan geçti yıllar, kitapta çıkmadı ortaya falan filan. En son kitap ortaya, o çok mutlu oldu mesela. O arkadaşım çok mutlu oldu. Yani o zaman tanışmıştık arkadaşım, diyoruz şimdi ismini neredeyse söyleyecektim.
Oraya sen sür. Kitapta böylelikle çıkmış oldu. Hakikaten 28 yaşında, 27 yaşında bir kitabım olmuş oldu. Bir kadın olarak Türkiye’de yaşamak, İstanbul’da yaşamak, bir de gazeteci olarak.
Yani gazeteci olarak, kadın olarak İstanbul’da yaşamaktan bahsedersem gerçekten. Bekar kadın olarak İstanbul’da yaşamak, bu ayrı bir şey gerçekten. Baktığın zaman inanılmaz bir yani böyle genç, kadın, gazeteci, İstanbul. Allah da belamı verseymiş gibi oldu biraz. Anladın mı yani daha nasıl? Yani zorlukları var elbette. Ben eğleniyorum çoluk kez ama zor. Çünkü hakikaten kendinizi, ne yazık ki bu kendi ülkenizde güvende hissedemiyorsunuz. Bunu neden söylüyorum bu en son zamanlarda daha çok içime dokunuyor. Bir arkadaşım Danimarka’da ve bana böyle bir şeyler anlatıyor. Ay diyorum inanamıyorum yani onun anlattığı şeylere. Çünkü ben kendi ülkemde bu kadar güvende hissetmiyorum. En basitinden geçenlerde bir olay oldu.
Ben biraz daha böyle muhafazakar bir semtte oturuyorum. Ebi Sultan’da. Kiralar ucuzdu o zaman yani. O yüzden manzarası falan da güzel. Ve şimdiye kadar öyle pek bir problem olmamıştım. Eğer benim kulağıma gelmediği için problem olmuyormuş. Evin içinde yara çıplak oturduğumuzdan şikayetçi olan komşularımız varmış mesela. Yara çıplak mı oturuyorsun evin içinde? İşte şort giyiyorumdur.
Ne bileyim yani yara çıplakın şehrinde, sınırında tam bile. Bir de ben bir ayın otuz günü karnı arayan insanın mümkün de değilim. Kadın olarak erkek olarak domine edilen yani erkek tarafından domine edilen bir ülkede yaşıyoruz bir bu sonunda. Kendini ne kadar güvencede hissediyorsun? Yani bunun valla bir sürü boyutu var. Biraz önce anlattığımız gibi İstanbul’da bekar kadın olma boyutu ayrı. Sektörde kadın olma boyutu ayrı. Yani çünkü biliyorsunuz gazetecilik de erkek bir sektör. Yani yaşlı erkek sektörü gazetecilik. Tamacan adamların yaptığı. Orada da çalışmak, orada da kendini göstermek, bir şeyler başarmak kolay bir şey değil bir kadın olarak. Yalnız yaşayan bir kadın olarak. Dolayısıyla evet belirli zorlukları var. Biraz önce dediğinizde dönersem hissetmedim mi komşularım böyle davrandığını falan. Yok ben gayet tatlı görünen bir insan olduğum için herkes bana çok tatlı davranır. O yüzden hissetmedim. Ama bunu neden anlattım biraz önce? Şundan dolayı. Farkındaysanız benim evim dikizleniyor. Farkındaysanız benim evim izleniyor. Ama yine günün sonunda utanması gereken ben oluyorum. Çünkü evimin içinde yarı çıplak oturuyorum. Kendi evin içinde güvencesi ne? Erkek o kadar konfor alanında ki dikizlemekten utanmıyor. Bunu dile getirmekten utanmıyor.
Annesine söylemekten utanmıyor. Yani annesine söylüyor annesi ona söylüyor. Kimse hiçbir şeyden utanmıyor. Ama ben Allah kahretsin ki evde yaşıyorum oturuyorum yani. Bundan utanmam gerekiyor. Şimdi YouTube’una şey yapalım. Kanalını kurdun. Evet. Ne göreceğiz kanalında? Haber. Konuşamadım.
Benim düşüncem bol bol haber içeriği. Çünkü ben seviyorum. Sahada olmayı seviyorum. Haber yapmayı seviyorum. Zaten şimdiye kaderki deneyimin muhabirlik. Ve bunu artık bağımsız olarak yapabilmek beni rahatlatacakmış gibi hissediyorum. Ama bütün çalıştığın yerlerde bağımsız değil miydi günün sonunda? Bağımsızdı. Hepsinde de severek çalıştım açıkçası. Ama yine de işte ne bileyim patronsuz yöneticisiz çalışmak belki güzeldir.
Belki şimdi ayaklarıma kıtıma vura vura geri kaçarım diye. İlgi kuruma yani bilmiyorum ama. Kendi başıma bir şey yapmak istiyorum. Bunu denemek istiyorum. Hayatımın bir döneminde zaten yapmak istediğim bir şeydi. Dolayısıyla artık moving’e uğramayacağım. Bir düzende çalışmak istiyorum. Yani bir şey üretmek istiyorum. Bir yandan da böyle birileri beni ittirsin kaptırsın.
Tepeme vursun, örselesin istemiyorum. O yüzden sanki bana iyi gelecekmiş gibi hatırlıyorum. Bol bol haber içeriği olacak. Çok yorumu ağırlıklı olsun istemiyorum ama ben biraz çenesi düşük bir insanım. Onu fark etmişsindir. Sen istedin röportaj yapmayı bir şey diyebileceğim. Bir soru sordum. Üç tane soru sordum.
Bir şey söyleyeyim mi sorduğun sorulara iki gün cevap verilir yani. Dan diye soruyorsun ama hepsi kaldın zaten başta bir şey diyemedin. Yani yemez içmez üç gün cevap verilir öyle sorular. Dolayısıyla yorumda yaparım bir ihtimalle ben. Aslında çok istediğim bir şey de var. O Türkiye’deki herkes gazeteciliği eleştiriyor. Herkes medyayı eleştiriyor. Biz de gazeteci olarak eleştiriyoruz. Kötü haberleri derleyip okuyup yorumlamak gibi bir planımız var. Kötü haberler yani. Kötü yazılmış haberler mi yoksa böyle boktan yapılmış haberler mi? Yıllar önce ben hep Akit okurum da yıllar önce Akit de şey haberi vardı. Yırtık kot giyenler İngiliz ajanı falan. Bu tatlı haberler yani. Anladım anladım çok güzel doğru yani o şeyisi var yani.
Yani o şeyi de görebiliyorum gazeteler, tanı sitelerini de görüyorum yani böyle bir… Şimdi tamam yeni gazetecilik illa 5 nedir kalması gerekmiyor. Ona artık alışmamız gerekiyor anlattım bildim yani. Ben sana bir şey daha sormak istiyorum. Şimdi bu kaç yaşın 20? 27, 28 olacağım kaç ay? 28 olacaksın. Kendini 38’de nerede görüyorsun?
Valla bunu 5 sene önce sorsam nerelerde görüyordum kim bilir de şimdi 38’e hiç önümü göremiyorum desem. Ama bak şeyden bahsediyorum ben. Meslek anlamında mı? Hayır. Meslek bilmiyorum. Sen kişisel olay, düşra olarak kendini nerede görüyorsun? Valla 38 yaşında nerede görüyorum kendimi? Kaç kitap çıkarmış olurum umarım. İnşallah.
Yani aslında şu an hayatımda hakikaten iş konusunda başka bir şey olmadığı için kendimi sürekli böyle düşündükçe düşündükçe belki daha iyi bir gazeteci olmuşumdur. Bir kaç kere linç edilmişimdir. Bir kaç kere defalarca kere tazil edilmişimdir. Bir kaç kere biber gazıyla birilerini gazlamışımdır. Öyle yerlerde görüyorum. Yani 38 yaşında dediğin zaman insan kendine evlendim, barklandım, çoluğum oldu çocuğum. Hiç öyle bir şey yok yani. Çocuğun olunca başörtüsü takmak istersen edeceksin. İstediği gibi taksın canım. Herkes istediği gibi yaşasın. Herkes istediği gibi yaşasın değil mi? Yani aileler… Sen istediğin gibi yaşıyor musun? Ben istediğim gibi yaşamak için bayağı uğraştım. Yaşıyorum o yüzden. Evet, istediğim gibi yaşıyorum. Çok çok teşekkürler bir şu an.
Altyazı M.K.