Pterozorlar nerede yaşadılar? Prof. Dr. Celal Şengör yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FSFPlMy84O0.
Bir harita. Dikkatinizi çekerim, Antarktika hariç bütün kıtalarda bulunduk, terozorlar. Türkiye’de bulunmamış. Bütün de. Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Türkiye’de bunu arayacak adam gibi imkanları olan paleontoluklar olsa eminim çıkar. Bulunur mu? Eminim çıkar. Nasıl aranıyor bunlar mesela? Araziye gidiyorsun, bakıyorsun. Ama mesela bazı yerlerde çok olduğu bilmiyor, oraları hep kazıyorlar, çıkıyorlar. Ama hiç bilinmeyen bir yerde bir keşif yapıyorsun. Şu kadar bir şeyi tanıyorlar Fatih. Şu kadar. Evet evet. Onu gördün mü? Bizim Şevket’i düşün. Şevket Şen. Aa Şevket Şen değil mi? O topluyor tozu, eriyor eriyor, bir bakıyorsun şu kadar bir diş. O dişe bakıyor Şevket, sana yaşını, başını, nerede yaşadığını söylüyor. Ama Şevket onu Küvye’den öğreniyor. Evet abiciğim yani, mukayeseli anatomi. Tabii ya şu unutma ki Şevket Küvye’nin çalıştığı yerden çalışıyor. Nerede çalışıyor? Çalıştığı yerin başındaydı. Başındaydı hatta, doğru. Şevket’e arada bir soruyordum lan diyordum. Gelmiyor mu Şevket buralara? Gelse de bir program olsun.
İyi gelsin ya, emekli oldu. Şevket şu anda Lübnan’da, arazide. Bana sorun yok. Emekli oluyorsunuz ve çalışmaya dair mi? Abi yani bu berak var ya, bırakmıyor adamın peşini. Onun için Şevketciğim, deli gibi çalışmaya devam ediyor. Biliyorsun ama Türkiye’de merakla ilgili atasözleri hiç iyi değildir yani. Maalesef.
Yani Türkiye’de bunun meraklıları yok. Vardır belki ama. Vardır muhakkak. Çünkü öğrenemiyorlar. Evrim öğretilmiyor. Bu hayvan, adam gibi omurgalı paleontolojisinin öğretilmiyor. Yani omurgalı paleontolojisinin öğretildiği ben bir yer biliyorum. O da Ege Üniversitesi veya 9 Eylül onlardan biri. Orada bir müze var.
Onun başında da Tanju Kaya var. Tanju Hanım yırtınıyor o müzeyi ayakta tutabilmek için. Şimdi müze fena değil aslında. MTA’nın müze’si vardı Ankara’da biliyorsun. Hayatım, müze, sergi yeri değil. Evet doğru söylüyorsun. Araştırmayı. Sergi yeri, doğru diyorsun. Biz Türkiye’de müzeci değil, sergileme olarak. Siz sergi yeri zannediyorsunuz. Evet, aynen doğru. Şimdi bak, bu Pterazorlar her kıtada var. Her kıtada varlar.
Peki Pterazorların yaşadığı sırada dünya bu şekilde miydi? Hayır. Şimdi bir sonrakini alalım. Ama Pangea’dan sonra. Pangea’yla beraber. Pangea dağılmak nerede başlıyor? 227-228 milyon yıl önce başlıyorlar. Göktaşı çarpana kadar. Yani 160 milyon yıl. 160 milyon yıl boyunca bunlar göklerin hakini.
Yani bunlar kuşlardan… Şu anlama geliyor. İnsanlığın tarihi, insan dediğimiz primatın tarihi 2 milyon yıl. 2 milyon abi. Akıllı insan dediğimiz insanın tarihi 250 milyon yıl. O kadar. Bunlar 160 milyon yıl göklerin hakimi. Peki bir şey soracağım şimdi. Özür dilerim, lafını kesiyorum. 160 milyon yıl. Peki bunlar bu 160 milyon yılda. Madem evrim diye bir şey var.
Niye daha zeki hale gelmiyorlar? İhtiyaç yok. Gerek yok. Gerek yok abi. Yani o zekasıyla hayatta kalmıyor, sürdürüyorlar, başarılı oluyor. Tabii tabii. Yani insanın zekasının gelişmesi ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Peki o arada ihtiyaç duyan başka bir yaratık yok mu zekasını geliştirecek? Yok. 160 milyon yıl boyunca? Bir tiranozoru düşün. Tiranozor aptal bir hayvan değil. O tiranozorların avladığı birtakım hayvanlar var. Evet.
Yani besin zincirinin gücü veya yüzdesi nedeniyle besin zincirinin daha alt katında kalanlar var. Niye onlar zeka geliştirmiyorlar o 160 milyon yıl boyunca? Vallahi çünkü o zekanın oluşabilmesi için primatlarda bir sürü şey var. Ne derler? Gelişen organlar var ki bunlardan en önemli bir tanesi şu gırtlak. Konuşmak. Zeka bütün hayvanlarda var. Tabii. Köpekte de var. Ama konuştuğun zaman zekanın ürününü karşındakine nakledebiliyorsun. Çocuğuna öğretebiliyorsun. Sırf göstererek değil, anlatarak. Zeka yani konuşmayla beraber anladığını karşındakine anlatabiliyorsun. Dolayısıyla karşındaki senin tecrübelerinden geçmeden senin tecrübelerine sahip olabiliyor. O birden hızlandırıyor her şeyi.
Sen tiranazanın sesini duydun mu? Nereden duymuyor? Filmlerde görüyor. Uyduruyorlar. Biliyoruz ama nasıl. Eeee diye çıkıyor. Çok ilginç. Bundan sonrasında… Peki bir şey daha soracağım. Özür dilerim. O zaman hayvanlar çok büyük. Yok. Küçükleri de var ama bazıları çok büyük.
37 metre. 18 file ağırlığında hayvanlar var. Hayır efendim 15 file ağırlığında. 15 Afrika file ağırlığında hayvanlar var. Bunlar niye bu kadar büyüyorlar o zaman? Ağabeyciğim yenmemek için. Yoksa gıda mı bol? Yok gıda bol başka ama… Bir de onu yemek isteyenler var. Mesela şey düşün o… Titanozorları düşün değil mi? Devasa. Neden?
Çünkü o hayvan… Gigantozorla aynı zamanda yaşıyor. Gigantozor da onu yemek istiyor. Yenmemek için büyüme. Büyüyor. Şeyle yani o sırada dünyadaki bitki bolluğuyla… Oksijen karbondioksit… Hayır hayır. Şimdi şunu unutmayalım. Mezazoyik’teki oksijen… Seviyesi aşağı yukarı bugünkü.
Çok az fazla. Karbonifer’deki gibi değil. Karbonifer’de %35’e uçuyor. Tamam mı? Şimdi bu kadar büyük bir çeşitlik… Geniş coğrafiyi dağılın. Ve zamanda bu kadar uzun sürekli… Terazorlar neyin nesiymiş bunlar? Hadi bakalım neyin nesiymiş? Evet. Önce ismin kökeni. Karşınızda Yohan Yakupf’un…
Karşınızda Yohan Yakupf’un… Kavp. Bu 1834 yılında bunlara isim veriyor. Pterosauria. Bak. Pteron… Eski Yunancı’da kanat demek. Sauros… Eski Yunancı’da memkerten kelesi… Sürüngen falan anlamına geliyor. Kanatlı sürüngen anlamına geliyor. Pterosauria. Dinazorlarla eşi akraba değil diyorsun bu. Ama adı aynı. Uzakha Sauria. Sürüngen.
Hepsi sürüngen. Bundan sonrasını alalım.