Şekeri çok sevmemizin sebebi ne? Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil yanıtladı

Şekeri çok sevmemizin sebebi ne? Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jPjSiqAI-_E. Aynı sinyal çok ilginç. Bu beyindeki entegrasyon. Aynı sinyal, diyelim ki acı. Periferdeki dokulara da gidiyor. Yağ dokusuna da gidiyor. Kahverengi yağ dokusuna da gidiyor. Kara ciğere de gidiyor. Mesela orada… yağ dokusunda enflamasyon başlatabiliyor veya… beyaz…

Şekeri çok sevmemizin sebebi ne? Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=jPjSiqAI-_E.

Aynı sinyal çok ilginç. Bu beyindeki entegrasyon. Aynı sinyal, diyelim ki acı. Periferdeki dokulara da gidiyor. Yağ dokusuna da gidiyor. Kahverengi yağ dokusuna da gidiyor. Kara ciğere de gidiyor. Mesela orada… yağ dokusunda enflamasyon başlatabiliyor veya… beyaz yağ dokusunu kahverengiye doğru götürebiliyor, üşütebiliyor, ısıtabiliyor. Çünkü tek bir sadece algı, yeme, tat dışında… şimdi vücudun ona verdiği bütün yanıt sistemde entegre oluyor. Yani işin çözmesinin… çok hakikaten zor olmasının hedeflerinden biri oluyor. Yani bizim lezzet dediğimiz şey aslında sadece dilimizi ve beynimizi… ve koku-lezzet birleşimi, sadece sindirim sistemimizi değil… bütün vücudumu etkiliyor. Bütün vücudu etkileyebiliyor. Aynı moleküller birçok amaç için kullanılıyor. Yani çok öyle bir sistem, çok uzun süreçler boyunca…
çok büyük bir karmaşa entegre olmuş. Yani çok ileri bir düzeydi. Mesela bu dilimizde… şekeri algılayan reseptör var dedik ya… aynı reseptör bağırsaklarda da var. Şekeri algılıyor. Ve gene şekeri algılıyor. Ve bu vagusla… bunu farelerde gösterdiler. Vagus alanıyla bağırsaklardaki şekerin… algılanmasını beyni, hem yani sizin beyniniz…
dilinizden sinyali alıyor şeker diye. Sonra da bu post… yani yedikten sonra da bağırsaktan bir sinyal geliyor. Ve bunu kontrol eden aynı gen. Bir şey doğru mu mesela? Kolay ve hızlı tüketildi enerji olduğu için insanlarda… inkel olarak şeker bağımlılığı olduğu, genetik olarak. Şimdi şeker aslında çok kompleks bir yapı. Şöyle bir dediğimiz gibi bu hem tat hem sindirim.
Bir de şeker, beyindeki ödül mekanizmalarını da arttırıyor. Dopamin dediğimiz bu… hani bir molekülü arttırıyor. Dopaminde zaten… nasıl derler… ödül… yani sadece tat değil, bu güzel değil… bu çok güzel, bunu daha çok yemem lazım… gibisinden bir his değil. Mutluluk hormonu sallıyor. Evet, mutluluk hormonu gibi. Serotonu gibi bir tür. Serotonünden çok dopamini nasıl deriz hocam? Dopamin nasıl deriz? Ödül sistemi diye soruyoruz. Yani… Reinforcement dediğimiz şey… dopaminini ne kadar çok salgılarsanız… organizmalar o hareketi daha çok yapmak istiyorlar. Hatta öyle bir şey ki… Bir süre sonra şart reyfeksiyonu deniyor. Yani mesela şöyle bir deney yapılmış. Bu orta beyindeki dopamin sistemine… elektrot koyarsanız…
fareye derseniz ki burada su… burada bir tane pedal var… dopamin alacaksın. Hayvan… pedala basıyor ve ölüyor. O kadar yani. Hiç su içmiyor mu? Evet. O kadar fazla, ödülün çok fazla olduğu bir sistem. Ve şeker de dopaminin salgılanmasını da sağlıyor. Yani tek bir gıda şey yok. Aslında orada çok yanlış var da o büyük bir konu.
Şekerin kullanılması gereken enerji kaynağı olarak kullanılması gereken yerler var. Bu mecbur. Yani beyin mesela şeker tercih eden bir organ. Hızlı enerjiye ihtiyaç olduğu zaman ilk… o süratle enerjiyi sağlayacak olan şey… en hızlı yakın, süpermenci gibi bir şey var. Uzun başka faaliyetler için… yağ asitleri kullanılıyor. Yani lipid depolarının yıkılması gerekiyor.
O enerjinin açlıkla mücadele etmek için uzun süreli… enerji gerektiren faaliyetler için… proteinlerin, aminüasitlerin başka alanları var. Yani şu gıda kategorisi iyidir, şeker işte zehirdir, yağ şudur, protein budur diye… Son derece. Hepsi bir de ayrılıyor. O yaklaşım. O derece işte her şeyin bir kararıncı olması lazım. Röfrü oradan geliyor aslında. Peki hocam şimdi şunu da biliyor muyuz?
Duyuyoruz da biliyor muyuz? Duymak başka bilmek başka şeyler tabii. Beslenme meselesi aslında insanın… en ilkel halinden bugüne gelen ve… o ilkelginde büyük özellikle koruyan bir sistem. O yüzden de… bunu değiştirmek çok kolay değil. Yani şimdi ne yerseniz bunu, yağ çevirir ne yerseniz bunu bilmem ne yapar işte… Gökhan Hoca’nın bahsettiği gibi… bunları depolama yöntemleri, şunlar bunlar…
aslında insanın 2 milyon yıllık macerasının… en başından biri oluşmaya başlamış ve oluşmuş bir sistem. Buna müdahale etmek, bunu çözmek çok mu zordur? Bence zordur ki o yüzden bu o beste gibi hastalıkları şu an hala çözüm bulamadık. Bir de şöyle bir şey var. Hocamın dediği gibi… hani bu kötüdür şu kötüdür… veya bu iyidir demek de bence çok iyi bir şey değil çünkü… bu kişisel de bir şey. Yani…
mesela size yaran şey bana yaramaz, bana yaran şey size yaramaz. Ve bunun da zaten çalışmaları yapılmaya başladı. İnsanları ilk mesela… bir grup insanı… aynı menüyle… bir süre besliyorlar ve ondan sonra metabolik değerlerine bakıyorlar ve… tamamen… bambaşka. Bu ne demek? Demek oluyor ki bu hani kalori dediğimiz şey… Kalori aslında bu kalorimetre de… yani… fiziksel olarak ölçülmüş şeyler.
Yani insanın nasıl besinlerden çıkardığı kalori… çok farklı olabilir. Benim çıkardığım farklı olabilir, sizin çıkardığınız çok farklı olabilir. O yüzden… bu olayların kişiselleştirilmesi lazım. Bu da zaten… olayı daha çok komplekse gerekiyor. O yüzden neden? Çünkü… demek ki bir insana yarayan belki tedavi yöntemi diğer insana yaramayacak. Aynen ilaçların kişiselleştirilmesi, genetik olarak kişiselleştirilmesi gibi…
beslenmenin de genetik olarak kişiselleştirilmesi ve beslenme bozukluğu tedavilerinde genetik olarak… kişiselleştirilmesi mi söz konusu olacak yakın bir zamanda yani? Bir zamanda. Yani gıdanın tanımı… yavaş yavaş değişmesi gerekiyor onun için. Yani biz şimdi gıdayı… tabii ki tükettiğimiz şekilde tanımlıyoruz. Zaten yani pratik olarak da öyle tanımlanması gerekiyor. Ama tedavi amaçlı gıda demek… için gıda ögelerinin… çözülmesi gerekiyor. Bunun için artık teknoloji var yani, spectroskopik teknikleri… öyle bir hale gelmiş ki… yani hemen hemen bütün birleşenler çözülebiliyor ya da çözülebilecek çok yakında. Dolayısıyla… bir gıdanın içindeki… yararlı… mesela bir elmanın içerisinde yararlı moleküller de olabilir. Belli bir dozda kullanıldığında… hiç etkisi olmayan moleküller de olabilir. Bir metri direkçisi molekül olabilir. Bunların çözülmesi mümkün olacak.
Ama aslında bu çok heyecan verici bir şey çünkü müthiş bir kaynak var orada. Yani çeşitlilik var, moleküler çeşitlilik var. Belki bilmediğimiz… kimyasal yapılar var, moleküler… sinyaller var. Bunlar da teker teker tabii uygulamaya dönüşecek. Yani örnekleri var, bir tanesini anlatmıştım. Mesela bizim ilk lipidlere baktığımızda bundan 15 sene önce… bulduğumuz bir molekül vardı. Yani ilk yapılmış büyük lipidomik denen yani lipidleri… o zaman 600-700 tanesini çözebiliyordu. Lipidler yağlar yani. Yağlar.
Mesela onların içerisinden bir tane… çok ilginç biyolojik aktivitesi olan bir yağ bulmuştuk. Anlatmıştım, palmitolayık asittiği. Böyle 16 karbonlu bir yağ asiti. Mesela bunun… tek başına hariçten kullandığınız zaman çok muazzam… olumlu etkileri var. Ve hatta şu anda bizim mesela Sabi Ülken Merkezi’nde klinik çalışmalardan sorumlu bir arkadaş var. O yeni bir fon aldı. Hatta büyükken 2,5 milyon dolarlık bir fon kazandı.
Şimdi bunun şeyine başladı. Klinik deneylerine başladı. Ya bir tek yağ asitiyle… mesela karaciğer yağlanmasına çok… önemli bir etki yapmak mümkün. Ama bunu… bütün bir… yağ karmaşık bir kompleks içerisinde alırsanız… karaciğer yağlanmasına kötü de etki yapabiliyor. Yani o tek molekülün nasıl, hangi dozda, hangi rejimle uygulanabilmesi…
çok büyük bir fırsatlar yelpazesi sunuyor. Çünkü bunların geçiş eşikleri çok daha kolay, sentetik moleküllerden. Çünkü gıda içerisinde yapılabiliyor, güvenlik profilleri çoğunun… çok müspet oluyor. Dolayısıyla eğer bulabilirseniz bu aktiviteleri… çok hızla ve ucuz bir şekilde kolaylıkla geçirmek mümkün. Fakat problem…
yani çözüp anlamakta bunu sistematik olarak.