NASA Ay’a yeniden insanlı yolculuk peşinde, peki neden? | Teke Tek Bilim

NASA Ay’a yeniden insanlı yolculuk peşinde, peki neden? | Teke Tek Bilim videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GqSnSZsSHzQ. Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! İyi akşamlar, Tevhidler Tekirdek Bilimi’ne hoş geldiniz. Geçen ataki programa gösterdiğiniz TVC’ten dolayı teşekkür ediyorum. Siz çok beğendiniz ama bazıları benim bana dava açmışlar. Hakkımızda hayırlısı olsun diyoruz. Geçen ataki program…

NASA Ay’a yeniden insanlı yolculuk peşinde, peki neden? | Teke Tek Bilim

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GqSnSZsSHzQ.

Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! Tekirdek! İyi akşamlar, Tevhidler Tekirdek Bilimi’ne hoş geldiniz. Geçen ataki programa gösterdiğiniz TVC’ten dolayı teşekkür ediyorum. Siz çok beğendiniz ama bazıları benim bana dava açmışlar.
Hakkımızda hayırlısı olsun diyoruz. Geçen ataki program derken Dumlu Pınar’dan yaptığımız, 30 Ağustos Alifesinde yaptığımız programdan bahsediyorum. Bu hafta Tekirdek Bilim’de hakiki hakiki bilim konuşacağız. Ya da hakiki hakiki bilimin yanında dolaşacağız. Demek daha doğru olabilir. Biliyorsunuz insanoğlu 50 yıl aradan sonra yeniden aya gidecek. Niye gitmişlerdi ve niye 50 sene gitmeden onu tabi biz anlamadık. Aklımız ermiyor uykalarına ama 50 sene önce bir aya gidildi, inildi, çıkıldı, kalkıldı. Ufak tefeklik, bir takım kazalar, mazlar da yaşandı. Sonra bir daha gidilmedi. Hatta dendi ki ya zaten gidilmemişti, yalandı falan diye de konuşuldu. Açık söyleyeyim ben de o aya inen kartal isimli Eagle’ı gördüğüm zaman dedin ki gitmemişlerdi. Onunla aya gitmek için gerçekten manyak olmak lazım. Böyle bir alet içerisinde insana koyacaksınız, oraya yollayacaksınız. Orada o acayip alet ayrılacak ana gemiden aya inecek. Hadi indi diyelim bir şekilde. Orada kalkıp tekrar oraya gelecek. Gerçekten deli iş. Yani bana sorarsınız bu adamlar eğer oraya gittilerse gitmişler gibi duruyor. Dünyanın en manyak insanları olsa gerek. Böyle bir bilim aşkı herhalde yoktur. Christoph Kolomb’dan daha daha garip bir durum yani. Onlar okuyorsa açılmışlar, onlar bilmedik bir yere gidiyorlar.
Felaket bir şey ama gidilir mi? Vallahi giderim ama deli olmak lazım söyleyeyim. Neyse, şimdi tekrar gidiliyor. Tabii teknoloji çok genişti o günden bugüne. Bugün gitmek sanki çok daha kolaymış gibi duruyor. Zaten bugün gitmenin amacı başka. Önce bir Artemis 1 projesi var. Artemis 1 projesi de bildiğimiz kadarıyla birazdan onu konuşacağız. Aya insansız bir şekilde gidilecek. Oraya etrafına bir uydu yerleştirilecek. Orada bir tur atılacak, gelinecek. Sonra ikinci bölüme geçecek. Orada insan yollanacak.
Sonra üçüncü bölüme geçecek. Orada da Aya bir üs kurulması, bir küçük beyz kemp kurulması. Orada birtakım bilimsel araştırmalar ve aynı zamanda ekonomik araştırma yapılması düşünülüyor. Bu akşam bunu konuşacağız. Ayda ne yapılır diye. Çünkü Mars’a gideceğiz falan dedik ama daha dur bakalım. Bir Aya giderim önce de sonra Mars’a gidelim noktasına geldiği iş ki doğru olan da sanki bu gibi konuşuluyor. Bunu konuşacağız. Konuklarımızın hepsini tanıyorsunuz daha önce defalarca tek adet bilim ve konuk oldular. Profesör Dr. Ersingöy, Üst Sabahat Üniversitesi Öğretim Üyesi, İlim Akademisi Üyesi. Ersin Hoca hoş geldiniz. Gözüm hep orada alışmış size. Burada olunca şaşırdım ama sık sık tahtaya kalkacağınız için tabii daha yakın oldum. Evet, dönem yaklaşıyor. Biz de biraz antrenman olduk. Okulada antrenman olmuş olur. Yüzde dersler başlıyor mu? Umarım. İnşallah. Çok özledim. Çünkü online dersler ona çok dandik gibi geliyor yani.
Ben yorum yapmayayım ama size katılıyorum. Yorum yok. Hocam size dandik geliyor mu? Evet, kesinlikle. Alem Hocam, sizi özledik. Epedir yoksunuz. Alem Rüstem Batum tanıyorsunuz daha önce defalarca. Asla. İyi misiniz? Sağ olun. Sizde yüz yüze mi eğitim olacak? Bizde yüz yüze. Başladılar. Biz Lavratovare Proye çalışması yaptığımız için hep yüz yüze. Ay şahane. Bu şeyde de yüz yüze miydi? Pandemis basında. Yani olabildiği kadar. Olabildiğince. Ve doçan Dr. Arif Karabeyoğlu. Arif Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Haberler sizde. Roket tamam mı? Gitti mi? Gidiyor mu? Gidecek. Gidecek. İyi gidiyor. Proje baya iyi gidiyor. Biliyorsunuz baya bir ateşleme yaptık Ay Motoru’nun. Nerede yapıyoruz Ay Motoru’nun ateşlemi? Şile’de yapıyoruz Ay Motoru ateşlemelerimizi. İstanbul’da Karadeniz kıyılarında bir yerimiz var. Nasıl deniliyor bir Ay Motoru? Bir Ay Motoru, aslında bakarsanız gerçekimsiz ortamda bir deneme yapmak ilk etapta zor. Onun için yerçekimli ortamda ama mümkün olduğu kadar gerçek ortamına yakın şartlarda
elektriği kadar döndürerek aslında bakarsanız birebir konfigürasyonunda 20’nin üzerinde ateşleme yaptık. 20’nin üzerinde ateşleme yaptık. Ve başarıyla istediğimiz sürelere ulaştık. Hatta bir tanesini. Kaç dakika çalışıyor? Yani 3 dakikanın üzerinde çalışıyor. 3-4 dakika. 3 dakika yeterli bir süre mi? Yeterli. Bizi Ay’a götürecek kadar yeterli süre. Aslında onu sağlamış durumdayız. O motor hava uzayda çalışacak aslında. Uzayda çalışacak. Dünyada çalışmayacak. Uzaydaki ilk denemesini de, ateşleyici sistemin ilk denemesini de geçen ay başarıyla gerçekleştirdik. Uzaya nasıl yolladınız? Kendi roketimizle yolladık. Ha, uzaydaki roketinizle yolladınız? Evet. Yani SORS adında bir stonda roketimiz var biliyorsunuz. Bunu onun üzerindekine fırlattık. En son fırlatmamızda kendi faydalı yükümüzü koyduk. Yani Ay Motoru’nun ateşleyicilerini koyduk. Yani bu durumda 15-20 kilolardaydık. Fakat HIS motorunun küçük bir versiyonunu bu roketin üzerine koymayı planlıyoruz bir noktada. Orada ateşleme yapmayı planlıyoruz.
Dünyada yaptığınız ateşlemeler vakum ortamında mı yoksa? Dünyadaki ateşlemeler vakum ortamında değil. Ateşleyiciyi vakum ortamında denedik ama motorun kendisine vakum ortamında deneyecek bir tesis yok. Bunu yurt dışında yapmanız gerekiyor. Maliyetler çok yüksek olduğu için. Bizim bunu uzayda denememiz daha ucuza geliyor. Kendi roketimizle attığımız zaman daha ucuza yapabiliyoruz. İyi bu akşam bol bol roketlerden basacağız ama başka roketlerden basacağız. Sizinkini bayağı büyüğü roketlerden basacağız. Zaten oradan başladı hemen. Neredesin Ersin Hocam?
Roketten başlayalım çünkü sizin anlaşılık emin değil. Önce bir atmak lazım meseleyi. Aslında hocalarım roketçi. Yani ben ayı anlatabilirim. İsterseniz bir aydan bahsedelim. Hadi bahsedelim o zaman. Roketi sonraya bırakalım. Ay hedef. Evet ay gidilecek. Bu ay tamam roketle gidilir ama bu ay nasıl orada? Şimdi işin astrofiziği ve genel olarak yani ay muazzam.
Ben işin çok kısa olarak… Ay olmasın dünyada yaşam olmaz diyorlar. Doğru mudur? Olurdu. Ama böyle olmazdı. Yani dünyadaki konfora önemli bir katkıdır ay. Dünyaya çok yakın ve çok büyük. Şu birinci yansıyı alabilir misin? Birinci yansı arkadaşlar?
Güneş sistemi bir devasa bir yapı. Bu yapının içinde dünya gibi bir gezegen var. Ve onun yanı başında da dörtte biri boyutta bir uydusu var. Bu uydu kendiliğinden oraya gelmiş bir uydu da olabilir. Yani orada kendi başına oluşmuş da olabilir. Ama kuvvetle muhtemelen dünyaya çarpan bir göktaşının kopardığı bir parça. Göktaşından daha büyük galiba. Yani Mars boyutlu bir şey. Gezegen adayı’nın kopardığı parça. İşte bu yapı dünyaya 384 bin kilometre mesafede. Ama ilk başta o mesafede değilmiş. Çok daha yakında. Çok da yakın 60 bin kilometre de falan ilk başta.
Ama o kadar büyük bir ay, Güneş sistemin dördüncü büyük cismi, ayı 384 bin kilometre mesafede olması da çok önemli. Yani bunun güneş, dünya, ay üçlü sistemi açısından da çok önemli fonksiyonları var. İşte bizim hocalarımız dünyadan kalkıp… Her zaman aynı mesafe değil mi? Yoksa bazen daha yaklaşıyor mu? Biraz yaklaşıyor. Bu ortalama uzaktı.
Aşağısına bakarsanız en yakında 363 bin kilometre de… O ayı çok büyük gördüğümüz zamanlar? En uzakta da 405 bin kilometre de. Yani 40 bin kilometrelik bir… Bir oynamalar. Oynamalar. Dünyanın çevresine de. Yörüngesinin eliptik olduğunu söylüyor bu da. İşte her cismin yörüngesinde olduğu gibi ayın yörüngesi de mükemmel değil. İşte bu aya gitmek için, işin ben fiziğini bir temeline atayım, ikinci yansıya geçelim. Bizim dünyanın kütle çekiminden kurtulmamız lazım. Burada da bu saatte kimseyi zorlamak istemem. Ama dünya bizi kendisine çekiyor. Buna biz yer çekimi kuvveti diyoruz. Daha doğrusu gökyüzünün bütün cisimler kendine bir şey çekiyor. Doğal olarak bir çekenin yakınında bulunuyorlar. Bu kütle çekimin oluşturduğu bir potansiyel enerji var. O üstteki eşikliğin sağ tarafı… M kütlesi, o üçgen siz olabilirsiniz, ben olabilirim. Dünya yüzeyinde sahip olduğumuz, daha doğrusu dünyaya bizi bağlayan enerji… Sahip olduğumuz değil de dünyaya borcumuz diyelim. Borçtan nasıl kurtulursunuz? Bir yerden para bulmak lazım. Burada para değil, enerji. Enerji bulmak lazım. O enerjiyi nasıl elde edebiliriz? Hareket ederek. Çünkü enerjinin potansiyelmiş, kinetikmiş farkı yok. Enerji enerjidir. İşte hareket eden cisim ki, bu roket olacak… kinetik enerjiye sahip olur.
Dünyaya bağlayan enerjiyi açtığı noktada da bu cisim serbest kalır. Eğer dünyadan kurtulmak istiyorsanız… şu aşağıda o ikisini deyip çıkardığımız… kaçış hızı kadar bir hızla hareket etmemiz lazım. Dünya için 11 km bölü saniye. Yani bir cisim…
Daha önemli bir ayrıntıya öncelikle dikkatinizi çekmek isterim. Kaçış hızı kaçmaya çalışan cismin kütlesine bağlı değil. Küçük M yok orada. Merkezi yani çeken cismin kütlesine ve yarı çapına bağlı. Dünya için bu 11 km bölü saniye. Yani uzaya olacağınız şeyin kütlesi çok büyük de olsa, çok küçük de olsa…
elma büyüklüğünde bir şey de olsa, eğer bu masa kadar da bir şey olsa… saniyede 11 km hızla ulaşmak zorunda. Dünyadan kaçabilmek için. Ama bu fizikçinin cevabı. Şimdi mühendisler saniyede 11 km’den daha küçük hızlarla da uçabiliyor. 11.2 diyoruz biz hocam. Mühendis farkı o. 0.2 km bölü saniye. Biz işte buradan kalkıp… bize en yakın cismi, aya gitmeye çalışıyoruz.
İşte bunun için de… bir roket teknolojisi lazım. O kalkan cismin kütlesi tabii ki burada etkili değil ama… cisim büyük olursa taşıyacağı yük… Peki çok jülvernin bulduğu hızla, sonra fiziğin bulduğu hızlığına yakın mı? Aslında çok yani birebir uymasa da… hani işte üç günde gidiş aya… şu anki seyahat süreleriyle çok uyumlu.
Yani doğal olarak çok vizyoner bir yazar. 100 saatte… Onu Atatürk’le hemşire biliyorsunuz. Öyle mi? Bu uzaylılar. Gerçekten yani o yazdığı kitap… yaklaşık verdiği zamanlar… akıl alır gibi değil. 150 yıl önce öyle şeyleri… çevresinde onları konuşabileceği bir insan yok.
Bunları hepsini yapabilmiş olması muhteşem. Tamam mı hocam? Tamam. Burası işin fiziği. Bu işin zor tarafı değil. İşin zor tarafı hocalarımızda. Bu roketin havalanması ve gitmesi… çok değişik manevralar gerektirecek. Bakalım onlar nasıl açıklayacak bunları. Peki hocam kim başlar? Hocam başlayabilir istersen. Başlarım esas roketçi Arif tabii. Evet o daha işin pratik kısmında şu anda. Evet yani ben küçük öğrenci roketleri yaptırıyorum. Daha çok uzay aracı yapıyoruz. Hocam biz de evde birkaç kez roket. Karakolduk olduk sonra. Neyse biz hoca olduğumuz için idare ediyoruz. Peki hocam şimdi bu hızlara ulaşmak için… roket nasıl yapılıyor?
Roket nasıl yapılıyor? Güzel yani bunu ben de anlatırım ama… roketi yapan bir arkadaşın anlatması daha güzel olur. Anlatayım istiyorsanız. Biliyorsunuz roketçilikte önemli olan… belirli bir kütüpeyi roketten dışarı atmanız gerekiyor. Yüksek hızlarla dışarı atmanız gerekiyor. Ben size şey ekleyeyim. 11’e atmosferde gittiğimiz çekim… şeyle birlikte bir 2 kilometre daha eklemek gerekiyor. Niçin? Hava sürtülmesi. Kütüpeye karşı.
Yani ne yapıyorsunuz aslında roketçilikte? Uçak motorlarının aksine. Uçak motorlarında havayı alıp hızlandırıp atıyorsunuz. Roketlerde yerinize taşıdığınız yakıt ve oksitleyiciyi… yakarak hızlandırarak atıyorsunuz. Dolayısıyla bunu ne kadar hızlı… Hava olmaya yerde de gidiyorsunuz. Aynen öyle. Ve çok fazla hava lazım. O kadar havayı evmeniz mümkün değil. Aynen mümkün değil. Veya çok yüksek hızlarla havayı emip de yakmanız mümkün değil. Dolayısıyla roketçilikte biz bunu atarak, kütle yatarak gidiyoruz. Ne kadar hız atarsak da…
Yakıt hem de yakıtı tutuşacak olan şey orada. Ne kadar hızlı atarsanız o kadar verimli bir roketiniz oluyor. Onun için biz hidrojenle oksijeni çok seviyoruz. Ve SLS roketinin de ana gövdesi. Core dediğimiz ana gövdesi hidrojenle oksijen yakıyor. Yandaki iki tanesi? Arkadaşlar SLS’in fotoğrafı varsa bir koyalım mı? Yandaki iki tanesi katı yakıtlı roket motoru. Onlar katı yakıtlı mı? Evet. Burada alüminyum yakıyorlar. İsterin isterin almayın. Yakıt alüminyum. Oksitleyici de aslında katı bir oksitleyici.
Amonyum percolar et dediğimiz bir oksitleyiciden bahsediyoruz. Yani sağa sola bombaladıkları teröristler. Çok benzer aslında bakarsanız kimyasal yapısı olarak. Doğaya da zarar veren bir malzemem aslında. Bu iki katıyla aslında ne yapıyorsunuz? Çok yüksek iki kuvvetleri elde ediyorsunuz ve yerden sizi kaldırmaya yarıyor. Bu yerden kalkmanın ötesinde roketin verimli kısmı… Aslında bakarsanız hidrojenle oksijeni yaktığınız zaman ortaya çıkıyor. O da yüksek irtifalarda oluyor. Şimdi biz doya nasıl gidebiliriz? Bunu anlatayım istiyorsan. Aslında kitifada çalışmıyor bu sıvı yerler.
Çalışıyorlar, yerde ateşleme yapıyorlar. Aslında uzay mekiğinde havada ateşleme yapma teknolojisinin aslında çok çalıştı. Güvenemediler. Çünkü ne yapıyorlar? Katıları ateşledikten sonra sistem gitmek zorunda. Katıları durduramıyorsunuz. Dolayısıyla ne yapıyorsunuz? Önce sıvıyı ateşliyorsunuz. Sıvının ateşlediğinden emin oluyorsunuz. Katı aslında bizim küçükken bayanlarda attığımız roketlerden farklı değil. Birebir aynısı diyebiliriz. Biraz daha performansı yüksek diyebiliriz.
Şimdi insanlı bir sistemde katının kullanılması aslında bakarsanız, SLS sisteminin en büyük problemlerinden bir tanesi. Aynen uzay mekiğinde olduğu gibi biliyorsunuz Challenger kazası patladı. SLS’de bu tehlike az da olsa var. Yani dolayısıyla insanlı bir sistem için… Katı yakıtlar daha mı istikrarsız, daha mı patlamaya müsaade ediyor? Şöyle, katı yakıtlarda oksitleyici ve yakıt birbirinin içerisinde… Dolayısıyla aslında dinamik lokumu üzerinde oturuyorsunuz.
Öbüründe sıvı yakıtlı roketlerle oksitleyici ile yakıt ayrı fazlalar, aynı yerlerdeler. Fazları aynı ama yerleri aynı. Ama sızıntı olabilir. Nasıl? Sızıntı olabilir. Sızıntı olduğu zaman, zaten biliyorsunuz şu anda mesela… Ertelenme sebeplerinden bir tane. Sızıntı olduğu zaman patlaması oluyor. İşte bizim hibrit roketlerin avantajı o. Çünkü yakıt katı fazla olduğu için bir araya gelip patlama olasılığı oluşturmuyorlar. Dolayısıyla roketlerle biz aya gidiyoruz. Nasıl gidiyoruz? Önce yukarı çıkıyoruz. Çünkü dünyanın atmosferinden kurtulmamız lazım.
Sonra roket yavaş yavaş dönüyor. Çıkarken yavaş yavaş dönüyor. Ve hızlanmamızı dünyaya… Ve o niye dönüyor anlamıyorum mesela. Çünkü şundan dolayı eğer siz hızlanmanızı dünyanın yer çekimine karşı yapıyorsanız……çok fazla kayıp oluşturuyorsunuz. Çünkü itki kuvvetini yer çekimine karşı kullanarak kaybediyorsunuz. Dolayısıyla biz roketçilikte her zaman için yer çekimine dik ateşlemek isteriz. Dolayısıyla atmosferden çıktığınız anda dik dönüyorsunuz. Dünyaya paralel bir şekilde gidiyorsunuz.
Zümmenin az olduğu bir noktada idirebilirsin diye. Şöyle yapsak eğer biz dünyadan yatay bir şekilde roket ateşlemiş olsak o roket yanar. Çünkü çıkacağımız yüksek hızlarda atmosferik enerji inanılmaz bir… Yani atmosfere girerken kıyısı ısınıyorsa aynısı olur. Aynen. Daha da kötüsü olur. Ve büyük bir roketi korumanız da mümkün değil. Termal olarak. Dolayısıyla büyük bir patlama meydana gelir. Ne yapıyoruz? Yatay olarak hızlandırıyoruz atmosferin dışına çıktıktan sonra. Çıkacağımız hız 11.2 km bölü saniye.
Bu sizi parabolik dediğimiz bir yörüngeye sokuyor. Bu parabolik yörünge aslında dünyadan kaçmak için gerekli olan minimum enerji. Bunun altında bir enerji verdiğiniz zaman çok uzun bir sürede bile olsa dünyaya geri dönüyorsunuz. Daha fazla enerji verip ayada azı gidebiliriz. İstiyorsanız aya biz belki bir günde de gidebiliriz. Ama çok daha fazla enerji gerektirdiği için aya biz 3 ve 4 gün arasına gidiyoruz. Başlangıç enerji sokuyor. Önemli mi orada? Çok önemli. Mesela o enerji dünyadaki enerji mi yoksa uzaya çıktıktan sonra ikinci bir ateşe yapıldığı sıradaki enerji mi? Şimdi bu roketlerde kademeler var biliyorsunuz. Birinci kademelere, o iki katı yakıldığı roket motoru sadece atmosferde çalışıyorlar. Belirli bir süre sonra ayrılıyorlar. Ondan sonra bu roketin üst kademesi uzun bir süre yanıyor ve çoğu da uzayda yanıyor. Dolayısıyla o hızlanmanın çoğu aslında SLS’in bu ikinci kademesiyle, RL-10 motoru dediğimiz motorla ikinci kademenin hızlanması oluyor.
Bu da bize aslında aya gitmek için gerekli olan bütün enerjiyi veriyor. Yani Lunar Transfer Orbit dediğimiz, aya gitme yörüngesine bizi sokan enerji aslında üst kademe motorundan geliyor. Çoğu diyebiliriz. Yani bu yüzden mi büyük olması gerekiyor bu roketlerin? Kesinlikle. Roketlerimizin büyük olma sebebi, bakın roketlerde kullandığımız faydalı yük, roketin toplam ağırlığının %2’si 3’ü kadar. Dolayısıyla çok verimsiz sistemler. Bunun sebebi de çok zor bir iş yapıyoruz.
Çıktığımız hızlar saniyede 11.2 km inanılmaz hızlar. Yani uçaklarda çıktığımız hızlar biliyorsunuz 0.3 km bölüş saniyeler. Dolayısıyla bu yüksek hızlara çıkmak için bir bedel ödemek zorundayız. Bu bedelde aslında bakarsınız çok fazla yakıt kullanmamız lazım ve yakıt bittiği anda da çok hafif olmamız lazım. Çok hafif değilsek bu yüksek hızlara ulaşamıyoruz. Roketçiliğin zor tarafı bu. Roketçiliğin zor tarafı yakıt ve oksetleyicinin inanılmaz derecede patlayıcı olması.
Bir araya geldiği zaman muazzam patlamalar ortaya çıkarıyorlar. İkinci zorluğu da çok çok hafif olmamız lazım. Çok hafif değilsek uzaya gidemiyoruz, aya hiç gidemiyoruz. Hafif yapmak için de ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Bahsettiniz ya kartal. Hani giden kartal. Ben de gördüm onu. Gerçekten onun içine binmek için… Deli olmanız lazım. Tenekeleriyle aynı kalınlıklar. Kalınlıkları aynı. Ve buna giden delilerden bir tanesi ben çok iyi tanıyorum. Baz alrinde baya bir şeyimiz oldu bu konularda konuştuğumuz oldu. Gerçekten birazcık artık işi iten insanlar bunlar. Ben biner miyim? Kesinlikle binmem ama bunlar eski pilotlar biliyorsunuz. Ben bilirim ya çok acayip bir şey. İnanılmaz bir şey. Ama insan korkuyor onu. Ben mühendis olarak korkuyorum onu söyleyebilirim. Ama dolayısıyla uzaya gitmenin iki zorluğu, roketçinin iki zorluğu patlayıcılarla uğraşmak… ve çok çok hafif yapılarla bu işi yapmak gereksinimi.
Hatta şöyle söyleyeyim bazı roket yapıları o kadar ince ki… biz bunu yapısal olarak aslında bakarsanız akmasına sebep oluyoruz. Basınça koyduğumuz zaman bu tanklara yapısal olarak bazı yerlere akıyorlar. Akmasına rağmen biz bunlarla çalışıyoruz. Dolayısıyla mesela arabalardaki emniyet kat sayıları iki üç dört beşken… biz roketlerde bazen bir ve birin altında bile kullanabiliyoruz. O kadar büyük risk var. O kadar büyük risklerle.
Ama bunu nasıl yapıyoruz? Çok test ederek ve mühendisliğini çok iyi yaparak yapıyoruz. Zor işler ama günün sonunda yapılıyor. Şimdi bundan eminim ki bahsedeceksiniz niye NASA şu anda atamadı. Çünkü çok zor bir iş yapıyor. Dolayısıyla… Ondan önce Halim Hoca başka bir şey söyleyeceğim. Hocam NASA’nın elinde ayda daha önce başarıyla gitmiş bir roket… yani başarıyla gidişi sağlamış bir roket var. Apollo roketleri değil mi? Apollo 5 miydi? Apollo 5. Saturn 5. Pardon Saturn 5. Apollo’yu yollayan Saturn 5 roketleri.
Şimdi Saturn 5 roketi bu kadar denemiş, bu kadar uzun yıllar hizmet etmiş ve ağır yük roketi iken… neden birden bire SLS gibi başka bir şeye geçildi? Bu mühendislik arasından yeni bir istimi… Apollo pardon Saturn ile şey arasındaki SLS arasındaki SLS Space Launch System galiba değil mi? Onun kısaltması. Fark nedir temel fark?
Şimdi şöyle diyelim Space Launch Sisteme baktığımızda birçok bileşeli var. Maksat sadece aya gitmek değil yani ayın ötesinde görevleri de başarmak. Mesela şimdi Artemis-1 görevine baktığımızda hedeflerden bir tanesi daha önce gidilmediği kadar uzağa gidilecek.
Tabii onun dışında diğer bir konu şimdi aya belli işleri başarmak üzere gitmek istiyorsunuz. Şimdi işte biraz önce arkadaşlarımız işte roket dekterolojisi veya işte aya gitmek için gereken… engellerden aşılması gereken zorluklardan bahsettiler. Şimdi orada birçok iş yapmak üzere gitmek istediğinizde büyük miktarda kütle taşımanız gerekiyor. Şimdi buradaki yeni sistem büyük miktarda kütleler taşımak üzere ki zaten bakarsak Space Launch Sisteme… yani birçok bileşeli var onlardan da bahsedelim ama daha önce taşınmamış kadar büyük kütleleri, büyük maddeleri uzaya götürmeye… işte uzaya hem insanları daha önce gitti, insanın ötesinde uzayı da bir üst kurmak üzere…
malzemeleri de taşımak. Dolayısıyla hani böyle bir daha büyük bir görevi var. Yani bu daha güçlü ve daha ağır yük taşıyabilecek. Tabii şimdi Satürn 5 teknolojisi arkasından uzay mekiği teknolojisi geldi. Şu anki SLS teknolojisi aslında uzay mekiği teknolojisinin geliştirilmiş hali. Hatta yani şikayetler var bu konuda. Yani işte neden daha yeni bir teknoloji geliştirilmedi mesela. Şimdi SpaceX’in ürünlerine baktığımızda Falcon Heavy var onların mesela. Şimdi Falcon Heavy’in ötesinde Starship esas. Ama Starship daha hazır değil galiba Falcon Heavy’in denemesi yapıldı. Yani Starship hazır değil ama işte ne diyeyim SLS hazır mı? Evet. Bunu da sorabiliriz. O da hazır olmadığını görürdük. Bugün kendimize bunu da sorabiliriz. SLS’i kim yaptı? SLS şimdi burası da çok önemli. Şimdi aslında ona da değinelim.
Şimdi SLS’i yapan bir yani bu Artemis projesi içinde SLS’in Space Lounge sistem dediğimiz yani taşıyıcı sistem. Sonra işte Aya insanları götürecek Orion sistemi. Orion Apollo’nu yerine alıyor. Öyle diyelim. Evet evet. SLS Satürn 5’i yerine alıyor. Bunun dışında da bildiğim kadar öyle mi Ay’ın çevresinde göre gelebilecek bir şey gibi.
Bu şey gibi uluslararası uzay davetowunun benzerini de Ay’ın çevresinde yapacaklar. Yani öyle diyelim. Yani öyle şey yapabiliriz. Onda bir de yer takip sistemi var. Baktığımızda yani birçok parçadan oluşuyor. Aslında uzay mekiği sistemi de böyle birçok parçadan oluşur. Şimdi bunu kimler yaptı? Amerika’nın bildiğiniz bütün büyük şirketleri. Hatta Amerika’nın bütün eyaletinden irili ufaklı şirketler.
Onun dışında Avrupa Uzay Ajansı, Japon Uzay Ajansı, Kanada Uzay Ajansı. Tüm bunları bir araya getiriyorsunuz. Bugüne kadar bu projeye harcanan para 90 milyar dolar. Her bir uzay SLS uçuşu 4.1 milyar dolar. Yani işte SpaceX’in projesine bakarsanız, yani bence komik bir rakam şu an için ama yani onu her yerde de yazıyorlar ama doğru olmaması lazım. Belki insan başına bedeldir. Yani işte her gün uçacağım, 1 milyon dolara uçacağım diyor. Ve Mars’a gideceğim. Tamam, neyse. O paraya ne köprüler yapılırdı? Yapıştırt devlet. Neyse, hani 100 milyon dolara bile gitse 4 milyar doların yanında. Ama tabii şöyle bir şey var. Şimdi bu 90 milyar dolarlık çok büyük bir ekonomi, çok büyük bir ekosistem. Bütün dünya diyelim neredeyse burada çalışıyor. Hatta Amerika’daki bütün kongre üyeleriyle işte uzay şirketi sahipleri el ele kol kola bu işi yürütüyorlar. Niye? Çünkü her eyaletten bir sürü insan burada işe giriyor. Büyük bir istihdam yaratıyor. Dolayısıyla çok büyük bir… Bir de dünya ile ilişkiler. İşte ESAB’ına para koyuyor. Japonya’ya büyük para koyuyor. İşte Kanada büyük bir paraya para koyuyor. Dünyanın belki başka, daha destek veren ülkelerinden. Bir de tabii şöyle bir şey var. Bu devletler eliyle yürütülen, dediğim gibi çok büyük bir açılım sağlayan, çok büyük bir ortaklık getiren, belli bir güvenle hani işte SLS hala uçmadı, yürütülen bir proje. Şimdi diyelim bütün işi Elon Musk’a bıraktınız. Adam da sizi götürüyor, götürüyor. İşte bir kişiye mi güveneceksiniz, öyle bir yapınaya mı güveneceksiniz. Ama hani işte Starship 1-2 yıla uçarsa,
SLS 2011 ile başladı. 2022 oldu. Yani 2016’dan beri uçsun diye bekliyoruz. Şimdi 1-2 yıla Starship uçarsa, gerçi SLS’in şu Artemis 1’in veya SLS’in 2-3-4’i de planlanmış üretiliyorlar. Dolayısıyla 10 yıl daha gidecek. 2-3 daha tam galiba planlanmış değil. Planlanmış, koymuş. Bir de tabii şey var işte, ne diyor? Şimdi Starship, ben her gün gideceğim diyor.
SLS sisteminin uçması için 2 yıl beklemeniz gerekiyor. 2 yılda bir uçabilir mi? Evet, nedeni işte Dünya ile Mars’ın konumları. Ondan sonra tekrar kullanılabilir bir sistem değil. Ama yine en az 10 yıl gidecek baktığımızda. Niye? İşte bu Dünya’nın ekonomik ortaklığı ve yarattığı ekosistem. Ne diyelim insan ilişkiler nedeniyle. Öbür tarafta ama muhtemelen işler yolunda giderse 10 yıl, 15 yıl, belki 20 yıl.
Belki daha… Yani tam diğer bir soru var. İşte SLS yola çıktığı gün emekli mi olacak? Evet. 10 O ne size soru olacak? Maliyet nedeniyle. Bir kere gidecek, bir daha da kimseye yollamayacak. Şu an 4 kere planlanmış, parası da ortaya konulmuş. Hani her şey iptal olabilir ama baktığımızda şu anki SLS sisteminin durumu bu şekilde. Ama şunu eklemek lazım orada.
Şimdi hocam çok güzel anlatıyor. Şimdi hocam çok güzel anlatıyor.
Bu dolar çok büyük bir para gibi görünebilir ama bugün Amerika’nın kendi vatandaşlarına Covid nedenine dağıttığı para 2 trilyon dolar. Dolayısıyla çok da büyük bir para değil yani. Burada o 90 milyar dolar çok büyük bir insan bilgi birikimi oluşturacak. Kesinlikle, katma değeri çok yüksek.
Sonuçta, Star Ship gibi yeni nesil roketlere insan gücü oluşturulacak. Yani bugün Elon Musk gökyüzünden kendi mühendisleriyle inmedi. Sonuçta işte… Tabi, NASA’nın bilgi birikimini kullanıyor. Onu aldı. Ama Amerika sor. Evet, 9. yansıyı gösterirse arkadaşlar…
Hocam, şeyleri göstermeyelim mesela. Bu beşiği falan göstermeyeceğiz mi? Gösteriyeceğiz de ben biraz… 9’da sen roketlerin boylarını ver. Ben hani boy yarıştırmak, çocuklar gibi boy yarıştırmak değil amacım burada ama… Hocam, en önemli şey biliyorsunuz. Boyu değil işlevi diye hocası öyler sürekli. Evet, burada bunların bir kısmı artık kullanılmayan roketler.
Ama burada dikkatinizi çekmek istediğim işte hocamın defa söylediği……Star Ship, bu Elon Musk’ın Mars’a en sağdaki yapmaya çalıştığı resmen bir Buda silosu. Ama teknolojisi 50 sene öncenin yani yakıt teknolojisi… İşte Saturn 5’in bir tık ötesi yani yeni bir şey yok. Peki eseriniz iki daha farklı. Orada çok farklı değil ama malzemeler farklı işte birazdan detaylarına gireriz. O içine girip gidecekleri modül daha yüksek donanımlı, daha teknolojik olarak çok daha iyi. Malzeme bilimi çok ilerledi. Ve içinde yolculuk yapacak insan yani bu fırlatılmaya çalışılan roket boş gitmiyor aslında.
Bir mankenle gidiyor ve o mankenin üzerinde o kadar fazla sensör var ki insan olsa o kadar iyi. Yani bu otomobillerin crash testler gibi. Evet, evet yani bir şey… Tıpkı insanla gider gibi yani……dört kişiyi alabilecek yani üçün de ötesine geçiyorlar. Üç manken koymuşlar ama biraz daha büyük hacme sahip.
En sağda değil de ondan bir en solun bir sahanda Falcon Heavy var. Bu Elon Musk’ın NASA’ya taksi olarak uzay istasyonuna gidip geldiği roket. Bu adam sonuçta bu teknolojiyi bilgi birikimini ticari ürün olarak hizmet olarak sürüyor. Tabii farkı var, inebiliyor dünyaya geri giriyor, kaybı yok. O biliyor yani işte bir temel var. Diğeri de parçalarını atıyor onu denizden falan toplayıp çıkartıyorlar bu kendi gelip iniyor. Evet, SLS’in öyle bir masrafın büyüklüğü bir kere kullanıyor ve düşüyor artık bitti. O derece düş çerçevesi tekrar kullanıyor. Evet, evet ama her bir parçanın kazancı 10 milyon dolar maddebesinde. Nihayetinde NASA’nın, ESA’nın ve diğer ortakların yapmaya çalıştığı bilim ve teknolojiyi bir eşik öteye taşımak. Bunun kullanıcıları teknoloji geliştiren şirketler. Onlar da bunu ticari ürüne dönüştürecek. Elon Musk gibi. Başkaları da var yani Elon Musk… Yani şunu anladım o zaman demek ki aslında bu Artemis’in bu görevi başka roketlere de yapılabilirdi ama
yerde daha ağırlılıklar taşınacağı için bir yandan da SLS’i de burada denemek, test etmek ve SLS’in ne kadar işe yarayacağını görmek istiyorlar. Görmek istiyorlar. Aslında hedef oydu görmenin ötesinde yani iş SLS ile yapılmak istiyor. SLS başladığında Elon Space X yoktu. Yani Space X’in tekrar kullanılabilir roketleri yoktu. İşte Amerika, ISS adam gönderemiyordu Ruslara bağlıydı. Yani çok fazla gelişme oldu ve de bu özel sektörle oldu baktığımızda. Ruslarda bu iş yapacak bir roket var mı? Yok. Ruslarda böyle bir teknoloji şu anda ellerinde yok. Daha eski usul, geri kazanılamayan roket teknolojiye gidiyorlar. Ama ayağıdan yollayabilirler yani Ruslarda. Yollayabilirler. Hali hazırda Soyuz’la yollayabilirler.
Ama elinde teknoloji ve hali hazırda yapabilen güney komşusu var. Biz Çin’den hiç bahsetmiyoruz. Çin, Amerika’nın yaptığı her şeyi yapabiliyor. Ama öyle karanlık bir kapalı kutu ki… Aynı kalitede değildi. İşte kalitesini de bilmiyoruz. Öyle bir durum var ortada. Ben birkaç fırlatmaya gittiğimde sohbet ettik. Yani en büyük sıkıntıları…
Aynı kalite ne demek hocam rokette? Nasıl anlaşılıyor kalite? Yapmıyor mu? İşi yapması değil mi? Şimdi performans dediğimiz bir… Hani ne diyelim… Sonuçta maliyete baktığımız… Ne diyelim işte belli bir miktar emek harcıyoruz. Karşılığında bir şey geri alıyoruz. Çinliler bunu daha pahalıya yapıyorlar. Daha fazla emek, daha fazla malzeme harcıyorlar. Daha fazla sistem kullanıyorlar. Zaten yapıyorlar. Yapıyorlar zaten. Sorun o değil. Daha iyi yapmaya çalışıyorlar. Yani 5-6 yıl geçti. Daha iyi yapıyorlar. Ama otuz yıldır yerden geliyorlar yani. Kapanır. Burada sorun… Hani ne diyelim Amerika, Avrupa… Bu fark kapanmasın diye… Sürekli… İleride durmak üzere… Japonları yok öyle bir roketi. Japonların insan taşıyan roketleri yok. Ama yük yolladıkları bir sürü roket var. Mitsubishi ve Nissan’ın roket motoru teknolojileri var. Bunlarla atıyorlar faydalı yük. Ama insan gönderecek bir teknolojileri yok. Ne farkı var? Şöyle katı yakıtlı bazlığı olduğu için biraz daha tehlikeli ve insan yani man rating dediğimiz insan taşıyacak roketler… Özel roketler. Bunların geliştirilmesi de zor. Ne fark ediyor insan taşıyan roketleri? Emniyeti arttırmanız lazım. Yani bir roketin patlama olasılığını noktadan sonra 9-9 değil 9-9-9 yapmanız lazım komponent bazında. Bu da maliyetleri çok arttırıyor. İşi zorlaştırıyor. Öyle gelebilir. Yani işi Japonya yaptığında kimse onun kadar disiplini ve güvenli yapmıyor. Bu da maliyetleri inanılmaz arttırıyor. Yani Japonlarla 2 yıl kadar çalıştık. Yani Japonlar da Japonların bu şeyinden şikayetçi ama ben daha dengeli ve iyi çalışan bir yapı görmedim daha. Baktım da diğer ülkelerle kıyasladığım. Yani dünyaya baktığınızda aslında bakarsanız şu anda dünyanın gittiği yön…
Yani SLS bugün Artemis’i konuşuyoruz ama aslında ticari uzay. Bu ticari uzayda maliyet etkinlik çok kritik. Yani siz ne yaparsınız yapın Artemis sistemiyle hocamın dediği gibi iki senede bir veya senede bir aya insan yollamanız yeterli olmayacaktır. Onun için ticari firmaların yani SpaceX gibi bir firmanın aslında bu işi yapması lazım. Şimdi roketleri aslında kıyaslamak çok önemli. Burada kritik datalar var istiyorsanız hızlıca bahsedeyim. Mesela dünya yörüngesine koyduğunuz faydalı yük. Bu roketleri kıyaslayalım istiyorsanız. Lütfen.
SLS sistemi kullandığımız versiyon 1. Dünya yörüngesine 95 ton faydalı yük koyabiliyor. Apollo yani Saturn 5 ne kadar koyabiliyordu? 140. Dolayısıyla aslında daha iyi bir sistem değil. Daha büyük bir sistem de değil. Şey ne kadar koyuyor Starship? 100 ton koyuyor. Şimdi Saturn… O görüntü kalsın arkadaşlar. Kaldırmayın ekrandan o görüntü. Saturn 5 ile SLS sistemi bu faydalı yükleri koyarken kendi ağırlıkları… Kendi ağırlıkları aslında bakarsanız yaklaşık 3 bin ton. Ama Starship’in ağırlığı ağız faydalı yük atmasına rağmen 5 bin ton. Bu ne demek? Aslında Starship çok verimsiz bir roket demek diğerlerine göre. Ama Elon Musk’ın derdi bu değil ki. Elon Musk’ın derdi maliyet etkinlik. Birim fırlatmayı ben ne kadar yapabiliyorum? Bütün derdi bu. Dolayısıyla NASA’nın o bütün performans aslında şeyleri, endikasyonları hiçbir ehemmiyeti yok. Elon Musk için. Fakat şunu söylemek lazım. Teknolojik farkları ne? Starship yeni bir yakıt teknolojisi kullanıyor. Sıvı oksijen, metan. Sıvı oksijen, metan ile uçan… Aslında hiçbir roket sistemi yok şu ana kadar. İlk defa büyük sistem olarak onu deneyecekler. Hidrojen oksijenden… Hidrojen metana niye geçiyorlar biliyor musunuz? Hidrojen çok zor bir malzeme. Hidrojen 20 kelvin de, eksi 250 derece Celsius da durması gereken bir malzeme. Metansa 150 kelvinlerde yani oksijenden daha da sıcak. Dolayısıyla mesela NASA’nın iki kere uçamamasının sebebi Artemis ile hidrojen. İki sıkıntıda, birincide de ikincide de hidrojen dolayısıyla ortaya çıktı. Ne yaptı SpaceX bu hidrojen olayını yok etmek için aslında bakarsanız metana geçti. Siz de o güzel mesele mumda yakalıyorsunuz. Evet. Ama metanın sıkıntısı ne? Burada aslında bakarsanız metanda hiç ortaya çıkmamış sıkıntı var. NASA’nın, biz direktör yardımcısı ile konuşuyorduk Kennedy Space Center’da. Şunu dedi, sıvı oksijen ve metanı yaktığınız zaman ve rokette kullandığınız zaman, sıvının yüzde yüzünü patlayıcı olarak değerlendirmeniz lazım. Çünkü sıvı oksijenle metan birbirine yüzde yüz karışabiliyorlar. Hidrojenle oksijen karışamadığı için sadece yüzde 30’unu değerlendiriyorsunuz. Dolayısıyla Starship gibi bir roket sisteminin patlayıcı hesabını yaptığınız zaman ortaya çıkan rakam, 5 bin tonlardan korkunç bir rakam. Texas’ı boşaltmanız gerekiyor. Patlarsa Texas’ın bir kısmını boşaltmanız lazım. Dolayısıyla FAA, yani bu işle ilgilenen bir bilirsiniz ulusal dairesi, bu işe izin vermesi, bunu imzalayacak kişinin inanılmaz derecede aslında bakarsanız büyük risk alıyor. Öyle söyleyebiliriz. Ve aslında bunu başarabilir inanmaz ama oldukça riskli bir proje. Starship projesi.
Dolayısıyla başka bir riskide iki kademeyi birden geri kazanmaya çalışıyor. Sadece alt kademeyi değil ilk defa dünya tarihinde üst kademe geri kazanılacak. Hani uzay mekiği de var da kademeyi de geri kazanacak. Ve bunu yapmak çok çok zor. Çünkü geri gitsin geri dünyaya getirmeniz lazım. Ve dikey bir şekilde öbür kademin üzerine iniyor biliyorsunuz. Yani bir değil iki parça ayrı ayrı inecek. Ayrı ayrı birinin üzerine inecek öbürü. Üzerine inecek dolduracaklar tekrar yolacaklar. Bunu yapmak zorundayız. Yani ayrı yerleri hep üstünüze koymayacaklar.
Hayır üzerine gelecek yakalayacaklar dolduracaklar. Yakıtları tekrar yolacaklar. Yani Elon Musk’ın kafasındaki model bu. Ama bunu NASA’daki insanlarla, FAA’deki arkadaşlarımızla konuştuğumuz zaman bizim gibi alanı bilen insanlar için çok zor. Yani neredeyse imkansız yakın. Ve methanın bu sıkıntısından dolayı aslında baya zor bir sistem olduğunu söyleyebiliriz. Hani başarılı olabilir mi? Olabilir ama çok riskli. Yani Falcon’dan çok daha riskli bir işe giriyor burada. Onu söylememiz lazım. Yani SLS tarafında da kritik olan şu teknolojik olarak NASA çok konservatif bir yönteme geçti. Ne yaptı? Ben dedi ki sadece ve sadece mevcut teknolojileri, loket teknolojileri kullanacağım dedi. Onun için uzay mekiniğinin teknolojilerine kendini sınırlandırdı. Dolayısıyla aslında SLS sistemi Saturn V’den çok çok daha yüksek bir performanslı bir sistem değil. Hatta daha düşük performanslı bir sistem diyebiliriz. Saturn V’e göre. Peki niye o zaman bunu kullanıyorlar? İkincisi daha. Çünkü aslında bakarsanız bir tık daha büyütme şansı var. Ve ikinci bir sebebi var. Bakın katı yaktıları roket motorları Utah’da yapılır. Utah Senatörleri’nin bu işte bir faydası etkisi var. Sıvı yaktıları roket motoru California’da yapılır. California Senatörleri’nin var ya dolayısıyla… Sonra onların hepsini yükleyip kamera şey mi götürüyorlar? Şöyle söyleyeyim. Aslına bakarsanız NASA’nın birçok merkezi var. Bu merkezlerin hepsi aslında bir eyalet içerisinde Amerika’da. Bu eyaletlerin hepsini senatörleri ve kongre insanları… Ve o ödenek çıkartıyorlar. Çıkartıyorlar ve dolayısıyla katının kullanılması konusunda büyük bir politik baskı oldu. İnsanlı bir sistemde ben olsam katıyı hayatta kullanmam challenge’irden sonra. Ama katıyı büyütmek suretiyle biliyorsunuz Space Shuttle’ın yani Muzayim 2’nin katını büyütmek suretiyle boy olarak… Tekrardan kullanımı aldılar. Yani dolayısıyla politik olarak bazı şeyler yapıldığı için… Aslında çok çok da verimli bir sistem olduğunu söyleyemeyiz.
Yalnız Arif Şeyp ikinci versiyonu şeyden de daha fazla taşıyacak diye. En sonki versiyonu hocam. Yani aslında bakarsanız bu… Block 2 dedikleri. Block 2’den de öte versiyonları. Block 2 bile o kadar taşımıyor. Block 2’yi çok çok taşıyor. En sonki versiyonu dedikleri aslında Gateway’i götürecek olan versiyonu Saturn 5’den daha fazla taşıyacak. Ve maliyet olarak bakıyorsunuz. Mesela per launch dediğimiz yani fırlatma başına maliyeti 2 milyar dolar diyorlar. Bu çıplak maliyeti.
Hocamın dediği rakamın üzerinde aslında bir over ed dediğimiz aslında diğer çalışanların maliyetleri var. Çıplak maliyeti 2 milyar. Saturn 5’in 2019 maliyetine bakıyorsunuz 1.23 milyar. Dolayısıyla daha ucuz değil. Daha ucuz değil. Daha ucuz değil. SLS daha ucuz değil. SLS daha ucuz değil. Daha ucuz değil. Daha yüksek performanslı değil. Soruyorsunuz. Niye? Niye? Siyasi. Bir kısmı bu. Cevabın bir kısmı. Ne yazık ki bu. Yani Artemis’in aslında tarihçesine bakarsanız Trump 2017’de başlatıyor Artemis’i.
Ama önce Constellation denilen bir sistem var. SLS o zaman aslında tasarlanmaya başlıyor. Constellation amacı neydi? Aynıydı. İnsanlığı önce Aya, daha sonra Mayatış. Obama’nın başlattığı bir programdı. Aynıydı. Bir de şey var. Ares Savaş Tanrısıydı. Artemis Barış Tanrısı. Doğru. Orayn da Artemis’in aşkı. Peki hocam biz Artemis Projesi’ni kim… Siz mi hatırlasınız? Siz mi hatırlasınız? Siz mi hatırlayabilirsiniz? Bu proje tamamı nedir?
Neyi amaçlıyor? Ne yapmak istiyorlar Artemis’le? Şimdi şöyle. Yani Artemis Projesi dediğimizde esas… Ne diyelim? Dünya, Ay, Mars üçlüsü gibi düşünüyor ama esas hedef Mars ve ötesi. Şimdi tabii Mars’a gitmenin çok çok büyük zorlukları var. En önemli zorluk da uzaklık. Uzaklığın ötesinde insan doğası. İnsan doğasını bırakalım. Mars’a birçok araç gönderiyoruz ama…
Yani oraya koyduğumuz elektronik donanımlarla dahil olmak üzere… Uzayın şartlarına dayanmaları gerekiyor çok uzun süre. Bu süreyle ne diyelim? Radyasyon dediğimiz uzaydaki çok yüksek enerji parçaladıkları bunları şey olarak da düşünebilirsiniz. İşte bir şey geliyor. Dokunuyor size, çok sıcak, yakıyor sizi. İşte az sıcak olursa yakmıyor. Tabii şimdi elektronik donanımlara baktığımızda… Çok çok küçük gerilim farklarıyla 01 ikili sistem üzerine çalışıyorlar. Yani böyle bir etki olduğunda bu 0’la 1’in rakamlarını değiştirip hatalara neden olabiliyor. Onun dışında devrelerin yanmasına da neden olabiliyor. Tabii bunlar için önlenler alınıyor. Tabii bunların hepsi maliyet baktığımızda süreyle de orantılı. Dolayısıyla bir insansız sistemleri kullanmamızın temel nedeni… Yani insansız hava araçları gibi…
Uzak mesafelerde daha rahat çalışabilmek, maliyetleri düşürmek… İnsanlı sistemleri biraz önce de konuştuk. Maliyetleri 1 mertebe, 2 mertebe arttırıyor. Şu an zaten insanı Mars’a gönderdiğimizde muhtemelen yolda Mars’a gitmeden ölme ihtimali yüksek. Niye? Kozmik radyasyon nedeniyle. Ya da işte beton içine falan hapsetmeniz lazım. Su diyorlar, uzay aracının etrafını su kaplayarak. Koyabilirsiniz tabii. Şey var, yani işte biz de şimdi 4-5 yıldır… Çocuklar mezun olsun diye uzay mühendisinde Mars projeleri yapıyoruz. En son insanlı bir sistemde yani uzay aracı diyelim bir bir mi olacak? Sırf radyasyon korumasıyla kütle iki birime çıkıyor. Baktığınızda hani böyle bir şey var. Dolayısıyla şimdi birçok şeyi bilmiyorsunuz. Bir takım başarısız denemelerden sonra birçok başarılı görev de gerçekleşti.
Birçok bilgi birikimi de oluşmaya başladı Mars’la ilgili ama yine de ne diyelim birçok… Yani insan göndereceksek her şeyden emin olmamız gerekiyor. Ve onun ötesinde de maliyetleri de düşürmemiz gerekiyor. Şimdi baktığımızda ayın önemi nedir? Ay dünyaya çok yakın biraz önce konuştuk. Çok hızlı bir şekilde hatta işte Arif’in de dediği gibi… Gücünüz varsa bırakın bırakın üç günü işte ne kadar hızlı gidiyorsanız.
Yani o kadar sürede gidip gelebilirsiniz hani iş, yörün yemeği, yörün yemeği hani o kadar şey değil ama… Dolayısıyla şimdi… Peki Mars’a aydan gitmekte dünyadan gitmek arasında fark ne? Şimdi tam onu söylüyordum. Şimdi tabii şey var şimdi dünyanın çekim gücüyle ayın çekim gücü altı kat fark ediyor. Dolayısıyla aydan biraz önce arkadaşlarım da söylediğim… Yani dünyadan 90 ton yakıt ayolacağınız bir yükü aydan 10-15 ton yakıt. Ayrıca 15’i de önerir. Dolayısıyla tabii atmosfer olmamasının bu avantajı var ama atmosfer sahip olmanın da avantajları var. Baktığımızda neyse hani ayrılmak için atmosfer olmaması da bir avantaj. Bu ikisini birlikte kullandığımızda tabii çok büyük bir enerji tasarrufu ya da ne biliyor aynı kütleği… veya çok daha fazla kütleği uzaya gönderebilmek. Daha büyük birim maliyetinde birim elejim verilir. Bunun ötesinde tabii şöyle bir şey var.
Şimdi diyelim aydan gideceğiz. Ne yapacağız her şeyi dünyadan mı taşıyacağız? Şimdi onun için ayla ilgili birçok çalışma. Hatta şunu da söyleyeyim. Mesela Artemis görevinin en ilginç elemanlarından bir tanesi kolunlarından bir tanesi. Aslında Artemis görevinin içinde 10 tane de küp uydunun 10-15 kiloluk uydunun birçok bilgi toplamak üzere…
dünya ay yörüngesi arasında değişik noktalara bırakılacak olması ve birçok veri toplayacak olması. Ne verisi bunlar? Mesela bunların en önemlilerinden bir tanesi gerçekten aydaki radyasyon ortamının yerinden tespit edilmesi, bunun haritalanması. Onun dışında ayın kaynaklarının haritalanması. Çünkü ne yapmak istiyorsunuz? Aya gitmek, burada üs kurmak istiyorsunuz, aya yerleşmek istiyorsunuz.
Ayda üretim yapmak istiyorsunuz. Suyunuzu bir miktar aydan oraya götürdükten sonra oradan su üretmek istiyorsunuz. Belki ayda su da var. Var zaten. Ondan sonra sudan yakıt üretmek istiyorsunuz. İşte diyelim 3 boyut diyazcılar götürüp ayın malzemesini kullanarak inşaatlar yapmak istiyorsunuz. Dolayısıyla ne yapacaksınız? Ayın kaynaklarını kullanarak orada bir üs kurup, hatta belki roketinizi de büyük oranda ayın kaynaklarını kullanarak yapıp aydan gideceksiniz.
Dolayısıyla dünyadan götüreceğiniz minimal. Şimdi ayın kritik görevi bu aşamada bu. Yani ayın bir roket fabrikası kurulacak aslında bir yandan. Öyle diyebilirsiniz. Yani dolayısıyla aslında aya gidip yaşayacak bir yer değil. Yaşasam ne yapacaksın? Onu söyleyelim. Çünkü ayda atmosfer olmadığı için, ay sürekli meteorit bombardımanı altında.
Ay inanılmaz. Yani ne diyelim, evrendeki en sıcak ve en soğuk noktalar ayın üzerinde. Başka yerde de vardır muhtemelen ama. Dolayısıyla hani işte 40 Kelvin’e inip 400 Kelvin’e çıkan bir sıcaklık aralı söz konusu. Ki ayın yüzeyinde duruyorsanız 15 gün gece 15 gün gündüz yörüngedekseniz sorun değil. Mesela radyo şu anda kurtulmak isterseniz işte güney kutbuna mı gidelim, ekvator’da mı yaşayalım, kuzey kutbuna mı gidelim. İşte ondan sonra tabi ayda ekvator tarafına giderseniz bir takım yer altı mağaraları var. Yapı olarak da sizi radyos yönden koruyabilir ama hani orada inşaat yapmak zor. Bir de gece gündüz durumları pek iyi değil. İşte su arayacaksanız en iyi yer şu an güney kutbu gibi görünüyor. Zaten güney kutbuna gidip orada yerleşim üzerine seçenekler söz konusu. Usta buraya bakarken işte gittiğiniz yerin sıcaklığı çok önemli. Ona göre yaşamı belirleyeceksiniz, inşaat yapacaksınız. İşte gittiğiniz yerin radyasyon şeyi. Buraya baktığımızda ay ne diyelim bir ara kademe, bir atlama taşı diyebiliriz. Esas hedef daha öteye gitmek, uzayı daha fazla öğrenmek diyelim. Her şey merakla başlıyor tabi. Uzayı daha fazla ödün her şey hocam. Ne yaparsınız? Buna ihtiyacımız var. Niye var? Bir yerde tıkandık. Nereye tıkandık? Yani teknolojimiz bitti. Sizin yani iPhone 77 alırsınız. Yok hocam ben iki senede geriden geliyorum. İşte 12 13 şimdi ne bilmiyorum. Nereye gidecek yani bunun soru var mı? Siz fiyatını biliyor musunuz iPhone? Allah’ın manyak demek lazım. 77’ye kadar gider mi bu? Gider hocam ne olacak üstüne hava falan kamera ekliyorlar. Yeter artık yani. Bir yerde tıkandık. Yeni bir teknoloji lazım. Hep yeni teknolojiler lazım. Bunu ayda mı bulacağız hocam? Ay ve ötesinde bulacağız. Çünkü bir örneği var elimizde. İşte 1969’da gidilmesi için geliştirilen teknolojiler bizi buraya getirdi 2020’ye getirdi. Ne o teknolojiler mesela? Her şey yani şu stüdyoya bakın 1969’da o ay yarışı olmasaydı.
Böyle 50 sene sonra böyle stüdyolarda biz bize oturabilir miydik? Oturamaz mıydık? Oturamazdık. Yani bu aya gidilmiş gidilmemiş tartışmasına geri dönmek istemiyorum ama… Ay misyonu yani Apollo ve Saturn 5 roketi ki ben bunu 50 sene önceyle bugünü karşılaştırırsak… Onu Naziler yapmıştı. Yani savaş suçlularının yaptığı. Bugün en azından… Savaş suçluları çocukları yapıyor. Yani savaş suçluları değilse de ekonomik gaddarlar yapıyor bir ölçüde. Ama buna eğer biz teknolojik olarak gelişmek istiyorsak buna ihtiyacımız var. Peki bu mu daha önemli mesela yoksa son müdahalemlik, teknolojik… Şimdi onları yarıştırmak doğru değil.
Zaten ülkeler ekonomisinde az önce hocam bahsetti. Harcanan paralar çok büyük değil. Göze batıyor ama o kadar büyük. Ama sana bana büyük diyorsun ya Amerika için büyük değil o para. Hayır, kimse için değil. Yani dünyadaki günlük toplam ekmek için harcanan paraya bakın. Önemli ondan azdır yani. Şimdi hocam çok güzel şeylerden bahsetti. Ben biraz onların sayısal izleyicilere fikir daha oturması için…
Üçüncü yansıda ayın neden daha kolay bir yer olduğunu izleyicilerle paylaşmak isterim. Üç arkadaşlar. Gidip oradan ayrılmak… Hocam tahtaya kalkacak mısınız peki? Yok kalkmadan anlatayım. Şimdi sonuçta ay dünyanın çok yakınında kütlesi dünyanın yüzde biri olan bir yer.
Yarı çapı dörtte biri. Bu ne demek? Yoğunluk yani birim hacımdaki kütlesi yüzde 60. Aslında çok farklı değil. En son kaçış hızı aydan 2.38. Dünyanın altıda biri gibi. Beşte biri. Beşte biri. Ve atmosfer yok yani oraya indikten sonra oradan kalkmak kolay.
Şimdi bunlar işin fiziği. Politikasına gelelim. Şu anda Amerika’nın çok büyük ve çoğu şeyini bilmediği bir rakibi var. Çin. Çin. Ne yaptığı belli değil. Nasıl yaptığı belli değil. Maliyetten de kaçındığı yok. Çünkü Amerika’nın bütün üretimini yaparak zaten onun parasıyla gidiyor.
Amerika’ya sattığı ve bütçesinin artılarını harcayacak yeri yok. Onun maliyet derdi yok. Amerika şu anda o kadar serbest değil. Artemis ile, işte hocanın teknik olarak detaylarını çok güzel anlattığı, çok böyle gidip oraya buraya üst kuracak gücü yok. Amerika güçlü ama o kadar da serbest savuracak parası yok. Şu anda bu ayı iyice irdeleyip orayı ele geçirme çabasında benim gördüğüm o. Amerika. Amerika. Şu anda ayın sahibi yok. Tıpkı Antarktika gibi. Hukuku olarak. Hukuku kim yazar? Tamam da yani sonuçta ama şöyle. Hukuku sonuçta muktedirler yazar. Tamam ama Artemis görevinin içinde iki tane önemli öye var. Bir tanesi şeffaflık. Çin var mı onun içinde? Yok. Tamam onu şey yaparız abi bir tanesi şeffaflık. İkincisi hukuk diyor. Artemis görevinin tanıdımında kullanılan ilk cümle, ilk kadın, ilk siyah, daha doğrusu ilk renkli astronot. Yani onlar propaganda söyleyerek. Evet. Bunlar güzel. Yani Artemis’in, işte aslında Artemis. Nasıl hocam?
Basics’in renkli astronotu var. Bayan. Çok da iyi bir pilot. NASA’ya seçilememiş ama ben de FAS’ta bir hafta eğitim veriyordum. O da oradaydı. Epey sohbet edip. Baya şey yapıyor. Ben de gülüyorum size. Çok güzel be. Adamlar tutmuş. Çok yani NASA’nın yaptığı, ortaklarıyla yaptığı çalışmalar çok güzel. Ama ay olmadan derin uzay mümkün değil. Sebebi de şu. Bu eser.
Ve çok önemli bir aktarma istasyonu. Orayı ele geçiren derin uzaya sahip olacak. Bunu Çin yaparsa Çin yapacak. Şu anda Çin’e kimse gül diyemez. Amerika yapacak, Çin yapamaz mı? Yapıyor zaten. Sahip yok oranın gidiyor. Tabii. Gidiyor, konuyor. Şimdi hocamız dediği şöyle bir şey var. Şu an Çin bütün şeylerin dışında tutuluyor. Hani bunda Çin’in rolü yok mu var ama. Bütün bu üzeri. Tabii. Mesela işte bu olay çıkana kadar Rusya da projelerin içindeydi. Bir tek sadece Çin yoktu. Çin Avrupa’ya büyük para, araştırmalar için büyük para yatırdı. Şimdi ondan da yeni çıkarıldı. Tabii Çin’in kendine özgü şeyi de var. Hani işte çok, ne diyelim, dost tane. Birlikte çalıştığınızda size her şeyi vereceğim diyor ama gidip çalıştığınızda… Hiçbir şey vermiyor. Hiçbir şey vermiyor.
Ya biraz Ruslardı o şekilde. Şimdi Amerikan ya da Avrupa’nın şöyle bir şeyi var. Size vereceğim deyince, vereceğim deyince, vermeyeceğim diyor. Yok mesela biz F35’e vereceğim dediler, sonra vermediler. O istisna gibi durum. Yani onun bir örneği yok ama. Yani evet, o doğru ama. Onun bir örneği yok yani. Fatih Bey burada aslında kritik olan şu. Hani ay diyoruz, onun ötesi diyoruz ama. Aslına bakarsanız insanlığın yakın geleceğinde ayın ötesi benim kanımca yok. İnsanlığı yok. Dolayısıyla yani Mars’a gitmemiz önümüzdeki 30-40-50 sene içerisi teknolojik olarak mümkün değil. Ben görmüyorum. Ay niye önemli? Şundan dolayı önemli. Ay çok özel bir uydu. Bakın dünya büyüklüğünde hiçbir gezegenin ay kadar büyük uydusu yok. Mars bizim, biliyorsunuz kız kardeş gezegenimiz. Neredeyse dünya kadar büyük yani daha küçük ama. En büyük uydusu da biraz daha küçük ama yani aynı boyutlarda yaklaşık gezegen katakorisinde. Venus, dünya birbirine yakın. Venus’ın uydusu yok. Yok ama Mars’ın uydusu da hocam biliyorsunuz.
22 kilometre çapında hocam. Uydusu. Yani dolayısıyla dünya, ayın uydusu. Temel olarak da yani Jüpiter’in saptırdığı göktaşının göründüğü girmesiyle. Dolayısıyla aslında çok özel bir uydu. 1700 kilometre, yarı çapında. Bir tek şey de var. Jüpiter’in satın da var, başka yerde yok. Var, Neptune’un var ama o kadar. Var, var, var. Bunlar da gaz gezegen ama yani. Triton olarak var ama günün sonunda çok çok özel bir uydumuz var. Ve bu uydunun stratejik yönleri var.
Yani gerçekten ben ay yaşanmaz bir yer olduğunu kabul etmiyorum. Çünkü yer çekiminin az olduğu bir ortam ileride faydalı olabilir. Üretimde faydalı olabilir, sağlık açısından faydalı olabilir. Ay kaynaklarını, helium üç gibi kaynaklarını kullanmak açısından faydalı olabilir. Ay’ın ekonomisi çok önemlisi. Ay’ın ekonomisi var, ay’ın askeri yönü var. Bir de ayda maden de var. Birlikte ne varsa aynı şekilde var. Aynı şekilde var. Buradan kopar. Birebir var. Ve bizde derinde olan madenler sıcak çekirdekleriyle ayda daha yüzeyde olma ihtimali var.
Kesinlikle. Burada hocamın dediği çok önemli. Yani hani hukuk var illaki. Ve şu anda biliyorsunuz, outer space three diye bir şey var 1967 yılında imzalanan. Buna istinaden ay gibi gezegenleri veya dış gök cisimlerini hiçbir şekilde ülke, hiçbir ülke bu benimdir diyemez. Ama bu değişecek bir şey. En nihayetinde ne olacak? Siz oraya gidebiliyorsanız ileride diyebilirsiniz burası benim. Dünyada hep öyle olmuş zaten. Demenize gerekmiyor.
Ayrıca şu anda Amerika ile Çin arasında inanılmaz bir yarış var. Ay’a gidip ve orada birtakım operasyonları yapma konusunda. Önümüzdeki 20 yıl bence çok heyecanlı olacak bu alanda. Ay’ın ötesini ben düşünmüyorum. Ama ay gerçekten yarışın çok kızıştığı bir ortam olacak. Peki bir rektim arası vereyim sonra devam edelim. Nasıl olacak? Ay’da neler olacak? Bu şeyler nasıl yapılacak? Ay’ın çevresindeki ve ayın üzerindeki üstler nasıl yapılacak?
Bir kısa reklam değil mi? Kısa değil mi? Kısa. İkidir erteleniyor. Bir sızıntı ne deniyor falan filan. Bilmiyoruz belki doğru belki yanlış ama. Diyorlar ki attık attık atamadık uzun bir erteleme. Attık attık niye böyle bir ay orada duruyor? Sizin zaman atamaz mıyız ayı? Şimdi şöyle biliyorsunuz.
Şimdi dünya kendi etrafında dönüyor. Fırlatma merkezi de dünyada belli bir yerde. Dolayısıyla gün içinde pozisyonu değişiyor. Onun dışında Ay’la Dünya’nın konumu her gün değişiyor. Şu an bu görevle ilgili hedefler nedeniyle belirlenmiş özel bir yörüngeye yerleşmek isteniyor. Ve de onun dışında bu yörüngeye yerleşebilmek için Ay’la Dünya’nın pozisyonu önemli.
Çünkü biraz önce Arif’in de dediği gibi bu SLS Artemis-1 görevindeki SLS’in güç sorunu var. Enerji sorunu var bu anlamda. Dolayısıyla istenen yörüngeye yerleştirebilmesi yani istenen kendi maksimum etkisiyle o yörüngeye gidebilmesi için belli konumda olmaları gerekiyor Ay’la Dünya’nın. Bu mesafe açıldığı zaman o yörüngeye gidemeyeceği için şey gerçekleşmiyor. Buradaki analizlerde, gerçi bu her iki ayda bir güncelleniyor, 14 gün içerisinde belli günlerde bu şart sağlanıyor. 14 gün bu şart sağlanmıyor. Her ayda 14 gün müsait, 14 gün müsait. Şu an mesela yarın da müsait. Onun dışında bazı müsait zamanlarda görev süresi azalıyor.
Şimdi uzun bir görev süresi düşünülüyor, 42 günlük. Eğer yine enerji ve birbirine konum nedeniyle daha 26 günlük bir göreve düşebiliyorsunuz. Ve de yine 42 günlük görev için pozisyon sayısı burada kısıt getiriyor. Bu grafik ne? O grafik aynı şey. O grafikler benim çocuklar.
Burada madde madde okuyabiliriz, aynen Amerika’daki fırlatma merkezinden… Ekrana verir misiniz grafiği? SLS’in fırlatmaya geçmesi kademe kademe hangi süreçlerden geçtiği… Bayağı karışık bir yörünge takip ediyor galiba.
Bu görev 42 günlük bir görev. Bu görevde ayın çekim gücü de kullanılarak manevralar yapılıyor, birtakım denemeler yapılıyor. Ondan sonra yeni bir dünyaya geri dönüş manevrası söz konusu. Onun dışında daha önce hiç gidilmeyen bir mesafeye gidilmesi söz konusu. Dolayısıyla bir planlama yapılmış.
Hedeflerle ilgili olarak daha uzaya gitme, ayın uzak tarafından daha uzaya gitme. Dolayısıyla bunları gerçekleştirecek bir de biraz önce dediğimiz gibi arada 10 tane de küpuydu bırakılıyor. Birtakım ileriye yönelik bilgi toplamak, birtakım teknolojilerin denenmesi onları tek tek söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada adım adım madde madde, o şey buradan göremiyorum ama daha önce bunları söylüyor.
Baktığımız zaman yani senaryo, 26 ya da 42 günlük görevin hangi aşamalardan geçtiğini belirten NASA sürekli böyle resimler kullanır zaten. Aslında Apollo’ya göre çok daha komplike bir yörüngeyle gidiyor ay. Çünkü ayda çok değişik bir misyonu var. Ne o misyon tam olarak? Ne yapacak? Biraz bilim yapıyorlar aslında bakarsanız da daha az bir faydalı yükle gidiyorlar ama hocamın dediği gibi bir çok küçük uydu bırakacaklar.
Burada radyasyon ölçümleri yapılacak. Ayın yer çekimi inanın hala çok iyi bilinmiyor yer çekim alanı. Bilinmeyen şeyler var bununla ilgili bilim yapılması lazım. Ayın üzerinde gözlemleyebilecek yerler var bunlara bakacaklar. Yani dolayısıyla aslında bayağı bir bilim yapılacağını söyleyebiliriz. Bunun ötesinde teknolojik unsurlar deneniyor. Bu tür yörüngeleri ileride uçmak istediklerinde denemek, uçacaklar her türlü şeyi burada denemek istiyorlar.
NASA biliyorsunuz milyarlarca dolar harcanan aslında bakarsanız fırlatma. Burada hem bilimsel hem teknolojik olarak NASA mümkün olduğu kadar elinden gelen her şeyi denemek istiyor. Ondan dolayı böyle bir optimizasyon yapmışlar. Yani ilişken uzun süre geçiririm ve mümkün olan bütün deneyleri yapalım. Evet evet. İleriye dönüp bir yatırım.
Mesela bir kısıt, A ile Dünya’nın birbirine göre konumu. İkinci kısıt, eğer doğru zamanda atılmazsa insan, şu an mankenleri taşıyan orayn, uzun süre karanlıkta kalıyor. Dolayısıyla güneş panelleri yeterince enerji üretemeyebiliyor. Dolayısıyla uygun zamanda atılmalı ki karanlıkta 90 dakikadan fazla kalmasın. Bu önemli. Yani işte bu ayın etrafında şöyle sürekli güneşi görebilirsiniz. Böyle maksimum karanlık süresiyle durabilirsiniz. Dolayısıyla bu tür şeyler. Bir de üçüncü bir şey daha var. Biraz önce söyledim dönüşle ilgili olarak şu an daha verimli, daha etkin ve takip edilebilir bir Dünya’ya giriş manevrası deneyecekler. An be an bu insanlı modül işte okyanusa inerken tam nereden girdi? Yine okyanusa inecek. Yine paraşütler vesaire. O sistem ancak bu defa şimdi atmosferin faydası işte atmosferin hem yavaşlatma gücünü kullanacak hem de kanatlı bir sistem olacağı için ilave taşımayla daha kontrollü bir giriş yapacak.
Ve bunu da denemek istiyorlar. Orayn da kanatla mı olur? Kanat yok. Orayn kaldırma kuvveti kullanan bir sistem. Geri giriş, kapsu, mütevâli fakat kanatlı bir sistem değildir. Aynen Satürn peşin Apollo sistemi gibi. Aslına bakarsanız kaldırma kuvveti kullanan. Hani kanatlı sistemden kasıt taşıma yaratabilen bir yapı. Kaldırma kuvvetiyle giriyor yani balistik dediğimiz bir yörüngeyle değil. Fakat kanatlı bir sistem yani space shuttle’daki uzay mekiğindeki sistemi kullanmıyorlar.
Yine de taşıma yaratıyor dolayısıyla daha kontrollü bir… Düşmüyor da kontrollü geliyor. Aynen öyle diyelim yani sürekli düşme halindir. Yani şöyle kaldırma kuvvetinin faydası geri girişte şudur. Isınma profilini aslında minimize edersiniz. Apollo’da da aynısı yapıldı. Ay dönüşlerini de genelde kullanırız çünkü çok yüksek hızlarla dönüyorsunuz. Yani 11.2 km. saniye ile dünyaya girdiğiniz zaman yanarsınız.
Bunu önlemek için ne yapıyorsunuz? Dürüş hızı kaçtır? Aynı 11.2 çünkü çıktığınızda atmosferden çıktığınızda gerisi geri dönüyorsunuz. Çünkü enerji kaybınız olmuyor. Dolayısıyla aynı hızda dönüyorsunuz. Döndüğünüz zaman da atmosferde yanmamak için kaldırma kuvvetiyle manevralar yapıyorsunuz. Bu çok önemli oluyor. Evet dolayısıyla yani birkaç söz konusu dolayısıyla… Bunlar da şeyden kaynaklanıyor.
Yani şu anki SLS versiyonunun yeteneğinin kısıtlarından. Şimdi bu sürekli geliştirme halinde. Dolayısıyla ileride daha yetenekli bir SLS ortaya konduğundaki……plandama aşamasında zaten hani gerçekleştiriliyor. Her gün o zaman bir pencere olacak yani. Hocam şeyi merak ediyorum. Bunu kim hatırlatıyor bilemiyorum ama ya da anlatabilir miyiz biliyor muyuz?
Oranın da Apollo farkı. Apollo’nun gördüğünü ben içinde gördüm, her tarafını gördüm. İlker bir şey. İçi baktığı zaman şimdi benim evdeki elektrik parası ondan daha iyi görür, daha modern görünüyor. O kadar bir adil görünüm, o kadar çağ dışı bir görünüm var bugün baktığımızda. Ve muhakkak ki o gün için iniyor teknoloji değil ama bugün artık komik. Ve hatta galiba o gün Apollo’da kullanılan bilgisayar gücü bugün cep telefonundakinden daha düşük. Aha düşük değil yani. Kıyas kabahatıcı kadar düşük değil. Hiç ama avantajı da var. Ne avantajı var? Radyasyon avantajı var. Radyasyondan etkilenmiyor. Dedik ya, binary ikili sistemde 01’ler o zaman çok yüksek gerilim farklarıyla çalışan basit bir bilgisayar……yani uzay radyasyonu gelip bu 01’i değiştiremiyor. O zamanki bilgisayar da dijital değil miydi? Analog bilgisayar. Tamamıyla analog.
Hayır şey bile olsa yani analog bilgisayar kullanıyor doğru. Yani öbür türlü gerilim seviyeleri önemli. Gerilim seviyeleri şimdi yüksek kafasite için gerilim seviyeleri de ısınmasın diye de gerilim seviyeleri çok çok düşürüldü. Soğutma da sağlanıyor. Çok düşük gerilim seviyesini değiştirmek daha kolay. Etki altında bırakmak daha kolay. Etki altında bırakmak da tabii çok önlem alınıyor bunun için ama yani ona bak. Temelde ne farkları var? Onla bu arasına ne fark var?
Biri daha konforlu aslında bakarsanız. Aslında o kadar. Aslında bakarsanız Apollo’da iki tane aslında bakarsanız uzay aracı var. Bir tanesi biliyorsunuz kapsül, dünyaya geri giren kapsül. Öbürü de ayar inen modül. Eagle. Yani dolayısıyla o kapsülün içerisine girdiğiniz zaman ben hatta girdim bir tanesinin içerisine. Gerçekten üç tane astronop omuz omuza verdiği zaman anca suyuyorlar. Anca suyuyorlar. Çok klasofik bir ortam. Kesinlikle. Mesela Orion’a bindiğiniz zaman öyle bir ortam. Ben soyuldum.
Orion hatta derin uzaya birçok insanın aslında uzun yolculuklar yapabilmesi için, tasarlandığı için aslında çok çok daha iyi tasarlanmış, ergonomik tasarlanmış, geniş bir ortam. Ve hocamın dediği gibi aslında en büyük fark, kontroller. Apollo’ya giriyorsunuz baş döndürücü. Yani her yerde bir switch, bir yerde anahtar var. Her taraf düğme dolu böyle acayip bir dolap gibi, el kitolabı gibi. Kesinlikle. Ben 13. yansıda orada sayısal değerleri de koymuşum.
Orayn’ın bir uzay sergisi vardı. 3-5 ay önce İstanbul’da. Orayn’ın birebir kopyası vardı. Evet. Karşıda bir yerde yaptılar. Evet. Hatta burada da konu ettik onu ama. Öyle mi ettin? Tamam. Evet. Hocam koymuş aslında birini burada. Evet. Bu burada sağ taraf Orayn, sol taraf Apollo. Birçok yönüyle aslında benzer. Orayn’ın koltukları böyle güzel bir yaratıcı otobülye koltuğuna benziyor.
Çok koltuk konforunu göstermemişler burada. Ama gördüğünüz gibi en önemli farklılık. 12 fiti, 16.5 fit bir kere. Evet. Biraz daha geniş, daha 4 kişi. Yakın mesafeye yani Uluslararası Uzay İstasyonu’na 6 kişi taşıyabiliyor. Uzak mesafeye 4 kişi. Ve uç, yani roketin uçu, uç bölgesi acil durumda kaçış modülü çok daha büyük.
Yani derin uzayı hedefledikleri için… Peki Orayn’ın aya inecek bölümü ne kadar? Neresi? Aya inecek alttaki bölümü. Orayn aslında bu yansıda aya inecek bölümü yok. O servis modülü. Esa’nın yaptığı servis modülü. O ayrıca eklenecek. Aya inecek olan Starship zaten. Evet. O ayrıca eklenecek sisteme. Evet. Onu SpaceX hallediyor. O Starship’e olacak tabii. Bu görevde o üstünde değil.
Yok. Şimdi az önce hocamın bahsettiği bu Orayn’ın üzerinde güneş panelleri var. Apollo’da olmayan. Olmayan. Apollo enerjini yana taşıyordu. O enerjini orada üretti. Tamamen de pille gidiyordu. Fatih Bey aradaki fark aslında bakarsanız bu yansıda hocam çok güzel koymuş onu. Apollo sisteminin altında silindirik bir yapı var. Evet. Biz buna servis modülü diyoruz. O servis modülün içerisinde hidrojen ve oksijen var.
Bunlar sadece roket yakıtı değil aynı zamanda yakıt pil yakıtı. Evet. Dolayısıyla enerjisinin hepsini yakıt pilinden üreten bir sistem. Ama Orayn da biraz daha ekonomik olsun diye aslında kütle olarak solursel kullanıyorlar yani güneş paneli kullanıyorlar. Yakıt pil de var. Peki Apollo zamanında aslında güneş pili teknolojisi vardı. Yeterce verimli olmadığı için kullanılmazlardı. Verimleri düşüktü ve ağır olduğu için. Bir de zaten hidrojen ve oksijen ihtiyaçları vardı. Servis modülünde. Onun için Apollo mühendisleri böyle uygun görmüşler. Sonra peki başına bela olan şey miydi? Apollo 13’de patlayan oksijen tankının karışması aslında. O yakıt piliyle direkt alakalı değil. Oksijeni zaten taşıyorlar yanlarında. Bu arada öbür sistemde de oksijen var. Orayn’da da oksijen var. Ama o itki için kullanılıyor. Sadece itki için kullanılıyor. Çok azı yakıt pili için kullanılıyor. Yakıt pili dediğiniz hani şimdi hidrojen teknolojisi diyoruz ya. Yani oldukça güvenli aslında.
Evet. Yani işte otomobillerde de. Evet yani hidrojen sıkıntısı dışında. Kesinlikle. Farkları bu yani. Evet. Temelde farkları bu. Ama işte o en son satırda bize biraz geleceğini gösteriyor. Yani bunların… Ne yazıyor hocam en son satırda?
Derin uzay ve astroitler. İnsan gitmeyecek büyük bir ihtimalle Arif hocamın dediği gibi. Ama derin uzay keşfedilmeye çok elverişli yer. Yani derin uzay derken astroitler kuşağı en azından Mars’ın bir tık ötesi.
Ve az önce bahsettiğimiz gibi Ay Mars değil ama bu göktaşlarının çok önemli ticari değeri var. Acaba bunlar dünyada değerlendirilebilir mi? Astroit madenciliği. Astroit madenciliği. Evet hocam. Gidebilmek lazım. Yani temelde…
Onlara astroitleri alıp oraya taşımak lazım. Ekonomik olarak gidebilmek lazım. Ekonomik tabii. Ama esas bence yani alıp buraya getirmek büyük maliyet. Yerinde kullanmak. Mesela şimdi 10 küp uyduran bir tanesi yere yakın astroitleri incelemek üzere tasarlanmış. Japonların iki güzel görevi var.
İşte ondan sonra güneşin fotonlarından enerji üreterek uzayda ilerlemeyi sağlayan güneş yelkenleri. Solursay’ın dediğimiz öyle bir görevi var. Onları da laser ile iletmek istiyor. Mesela ilk görevlerden bir tanesi işte Ay’da nerede gerçekten su var. Onu tespit etmeye hani insanlı yaşam. Diyoruz ya işte Ay’a gideceğiz. İşte Mars’a ne zaman gideceğimiz belli değil ama Ay’a gideceğiz bir şeyler yapacağız.
Ya tabii hani burada şeyi de söylemek lazım. Burada bakıyorum işte bir sürü üniversite, bir sürü firma, birtakım ülkeler uzay ajansları hani bir küp uyduru da buraya biz gönderseydik. Keşke. Değil mi? Çok güzel oldu. Hani çok büyük parada değil. Birine gönderseydik. Bir küp uyduru da Türkiye’den gitseydik diyorum yani. Hocam yollar belki. Yollayabiliriz. Yollayabiliriz. Bir dahaki misyonda. Üydüyü biz, küp uyduyu biz yaparız. Arif’te göndeririz. Arif Hoca da gönderir. İtkisi bizden hocam.
Biz götür. Kamyoncu o. Biz motorcuyuz. Her şey bulaşım. Burada hani neden uzay sorusuna aslında hocam da astroitler dediği için çok çok önemli bir durum var biliyorsunuz. Hani insanlık için en büyük tehlike nedir diye sorarsanız hani kendini yok etmesi haricinde bir astroitin çarpmasıyla yok olması. Yani dolayısıyla astroitlere karşı yapacağınız bütün müdafalar aslında bu teknolojilerden geçiyor. Yani orayn onun için çok önemli. Uzaya çıkabilmek ondan çok önemli. Yelit Bulut öylemişti. Yurt dışında Türkiye’nin dünyadaki önemli bir şey olduğunu falan. 1 dolar 1 TL damar verirdi o zaman Yelit Bulut’un. Böyle bir şey yazmış. Kardeş, dünyaya bir astroit geliyor. Türkiye’yi kurtaracak mı? Yoksa başkası mı kurtaracak bu astroitleri? Ona bir düşün demiştim. Hakikaten öyle. Yani bunlar temelde ona da çok hizmet edecek. Öyle. Peki mesela kolay mıdır astroite karşı bunlarla dünyayı savunmak? Değil. Çünkü astroiti biliyorsunuz savunmasında, astroit savunmalarında biliyorsunuz. Nükleer silahlar hep düşündü değil mi? Ama astroiti parçalayamazsınız. Astroiti parçaladığınız zaman dünya üzerindeki etkisi daha fazla olur. Daha fazla olur. Astroitin yörüngesini de değiştirmek lazım. Minimum bir değiştirmek lazım. Dolayısıyla ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Aslında astroiti üzerine patlama yaparak bir roket etkisiyle yörüngesini saptırıyorsun. 1 santim saptırsanız yeter. Aynen. Bu yılın sonlarında yani NASA’nın tam da bu konuda bir deneyi var. Evet. Bir uydu fırlattı. Küçük bir astroit. Çabuk aktar. Bir büyük astroitin yörüngesinde olan astroitin yörüngesini değiştirmeyi deneyecekler. Şimdi o değiştirmeyi 50 yıl sonra o astroit dünyaya çaktırmaz mı? Hayır hayır. Bunlar küçük astroitler. Denen yaptıkları çok küçük astroitler. Çarpsınır bir şey olmaz. Ama işte o bilim kurgu filmlerindeki gibi lazerle ya da başka yollarla yörünge sattırılabilir miyi test edecekler. Bu yılın sonlarında, yanlış hatırlamıyor musunuz? Evet. Kasım’da yörüngesini aldı, almak üzere şu anda. Hatta şöyledir yani çarpmaya veya vurmaya veya bir şey patlamaya gerek yok. Onun yörüngesine girecek başka bir cismin yaratacağı yörüngelik değişim etkisiyle o zaten uzaklaşabilir. Yeterken önceden… Ama çok büyük astroitler de onu bulamıyorsunuz. Yani çevresinde daha büyük bir astroit yok. Dolayısıyla genelde şu andaki stratejiler hep nükleer patlama üzerine kuruluyor. Ama yörünge değiştirme üzerine. Tabii her şeyin iki yönü var. Yörüngeyi böyle de değiştirsin. Öyle de değiştirsin. Bir anda geçecekken küt kafanı ebilir ya.
Tabii bilinen astroitlerin göktaşların arasında dünyaya risk oluşturacak bir tanesi yok. Ama bazı yapılar küçük ve opak. Biz onları… Görmüyoruz. Görmüyoruz. Güneşin yansıtan yüzü eğer opak ise geldiğinden haberimiz yok. Ne zaman göreceğiz çok yakın olacak. Geç kaldı yanında. Ama şu an şey var yani… Ama öyle bir temlike yok şu anda. İşte bu Space Situation Awareness denen çok çok büyük şeylerin eski haberleşmede kullanılan sistemlerin şimdi bu tarafa kaydırıldığı. Değişik değişik yani bu yine hani uluslararası… Amatör astronolar bir yandan gözlüyor onlar bir arka olarak. Tabii birçok şey yani bu camianın parçası olmak da kolay. Herkese de açık. Evet. Faktımızda bu da aslında güzel konulardan bir tanesi Türkiye’nin de katkı sağlayabileceği. Galiba sağlıyoruz zaten bilgim kadarıyla. Emin değilim ama sağlayabiliriz.
Şu anda yokuz ama çok yakında olacağız. Mesela biz Birleşik Arab Emlilikleri’ne uydu yapıyoruz. Şimdi… Mesela onlar şey bu sistemin büyük bir parçası. Evet. Büyük bir parçası var yani. Uzay Ajansı misyonunda var. Çok yakında başlayacak o çalışmalar. Tabii başlaması yerinde olur evet. Uzay Ajansı’nın komik bütçeleri var hocam yani baktığımda. O öyle değil ya. Aslında bakarsınız uzay ajansı kendi bütçeleriyle bu işleri yapmıyor. Başka bütçeleriyle yapıyor. Mesela bizim AI projesi de öyle hani uzay ajansı bütçeleriyle gitmiyor.
Başka yerlerden gelen bütçelerle götürülüyor. Aslında ya da şey demek lazım o bahsedilen bütçe bunların ideari, personel bütçesi bütün proje bütçeleri ek. Ekiyorlar. Mesela şimdi biz de şu an birkaç proje konuşuyoruz. Hepsinin bütçesi ayrı ayrı çıkan projeler yani. O yani bizim için 20 milyon lira falan… Yok yok değil. Her bir proje ondan çok daha fazla. Şu an yani bu AI projesine harcanan para çok büyük bir para diye biliyorum. Büyük para hocam. Yani bu projeler için değil öyle söyleyeyim yani. Tabii tabii. Sizin söylediğiniz rakamlar. Hani hani Türkiye’de zikredilen yapılamayacak rakamlar değil. Yapılabilecek rakamlar ki biz de biliyorsunuz ilerleme kaydediyoruz yani. Yoksa kaydedemezdik. Peki hocam şimdi orada AI’da bir üs kurulacağından bu Artemis’in şeyden bir tanesi bir tane de AI dışında bir. Bunlar nasıl kurulacak? Buradaki yöntem ne olacak? Her şeyi buradan mı taşıyacaklar şeydeki gibi?
Yok şimdi biraz önce de… Kaç seferde olacak bu yani? Bakın işte bu çok güzel bir soru. Zaten hani kapasite diyoruz. İşte 140 ton, 180 ton, 200 ton veya işte çok fazla gidip gireceksek… Şu anda Uluslararası Uzay Merkezi’nin şeyi ne kadar ağırlığı? ISS’in mi? ISS’in. Kaç? Kaç tonda? 200 galiba emin değilim ama… Ben biraz daha fazla. 280 falan galiba. 200’ün bitik üzerinde diyebilirim.
Biraz daha fazla. Sayıyı ben de hatırlamıyorum ama… Her yıl orakama bakıyoruz. Ama az önce hocamın dediği gibi her şeyi dünyadan taşıyarak yapılamaz oradaki… Orada yerinde bütün araştırmalar, şu an bütün çalışmalar yani işte Dünya’da kurulacak bir merkezin… 420 tonmuş. 420 ton doğru. 925 bin pound. Evet evet doğru.
Ay kaynaklarını da kullanarak, büyük oranda hatta ay kaynaklarını kullanarak geliştirilmesi… Ama şöyle yani ayın kaynaklarını kullanarak orada bir şey yapılması 30-40 senedir proje. Günün sonunda ilk etapta önümüzdeki 10 sene, 20 sene içerisinde her şey dünyadan gidiyor. Bu Mars’a planlanan küplerden oraya galiba yaşam kabinlerinden yollayacakmış galiba. Öyle ama dediğim gibi hani dünyadan götüreceğiniz şeyle yapacağınız şey de sınırlı. Yani orada bir şey üretmezseniz, az miktarda bile olsa…
Şu an bütün görevler, işte bu Institute of Resource Utilization denen yani yerinde kaynak kullanımı çok az da olsa içeriyor. Onu yapmazsanız hiçbir şey… Mesela su. Su çok ağır bir madde. Ne kadar su taşıyacaksınız? Ama Allah’tan ayda su var. Tamam işte yani oradan kullanmak gerekiyor. Yani bir miktar götürdünüz. Mesela şimdi Gateway’in çok büyük önemi var. Ay yörüngesinde yerleştirilecek olan.
O, astronotlar yani insanlar için bir kaçma merkesi. Sıkıntı olduğunda, ihtiyaç duyduğunda, işte ayda uzun süre bir sıkıntı, bilmediği bir şeyle karşılaştığınızda hemen oraya kaçabilecek. Yani ne diyelim dakikalar mertebesinde kaçabilecek. İşte dünyaya gelmek isterse, dünyaya gelebilecek. Dünyayla kesintisiz iletişim kurabilecek. Yörüngeler o şekilde planlanıyor. Yani o bakımdan işte ayı da çok iyi tanımalıyız.
Hani çok, işte 40-50 yıl öncesine giderseniz, dünyadan bakıldığında ayda görülen ışıklar sanki ayda otoyollara yorulmuş. Hatırlarsınız. Şimdi oradan bu günlere geliyoruz. Yani ayı, ayda yaşam alanı oluşturulacaksa, ayın çok iyi tanınması, insanlar için de risklerin azaltılması gerekiyor. Hani oraya gitmeden de bunu yapmak çok zor.
Dolayısıyla mutlaka insanları kısa sürelerle götürüp insanın sağlayacağı katkı yani robotik sistemlerle elde edeceğimiz katkılarla kıyaslanamaz. Baktığımızda hani bir sistemi insanın kullanması ve ondan bir geri besleme sağlaması veya başka bir şeye karar vermesi. Ama tabii işte süre kısıtları var. Dolayısıyla hem robotik sistemlerin hem insanlı sistemlerin birlikte kullanılması gerekiyor ki.
Benim tahminim yani bu iş işte şimdi hala gidilemedi ama işte tekrar gidilir ve bir miktar zaman harcanmaya, şimdi ne diyelim, sensör teknolojileri de çok çok ilerledi. Çok daha fazla ölçüm yapabiliyoruz. Değişik şeyleri belirleyebiliyoruz, daha iyi anlayabiliyoruz. Tüm bunlara baktığımızda ne diyelim, bence üstel olarak gelişme sağlanacak. Yani önce bir yavaş olacak ama çok hızlı gelişme sağlanacak. Ve belki hani bugün her zaman öyleydi zor görünen aşamalar, daha uzağa geçme belki çok da. Ben yani 2100’de bambaşka bir yerde olacağımızı düşünüyorum. Ya ay projellerin bambaşka bir yerde olacağını nasıl bir yerde olacağız? Yani dünyadan çok uzaklara gitmiş olacağız diye düşünüyorum. Biz göremeyeceğiz peki ama. Belli bu olacağım, robotik esimle gitmem lazım. 2100’de biz kaç olacağız ki? Evet. 100’ü geçeceğiz. 52.
50’i geçeceğiz. 40-50 yaşında falan olacak. İyi değilmiş. Japonlar yaşıyor. Belli ama yani yaşayanlar var yani. O kadar yaşayan çıkmadı da. 126 var bile yani. 300 yaşında olduğu sürece beden var Hint’te ama o pek falan değil. Vallahi işte 2100’e daha 80 yıl var. Yani 126’ı geçeceğiz.
Zaten benim kalınca ay projelerinin yani ayda bir koloni kurulma projesinin başarılı veya başarısız olması… Hocam bir çocukken siz hatırlarsınız belki. Uzay 1999’da koloni vardı Aslan’da gibi. Bizde… Tabii ki. Uzay 1999’da en sevdiğim bir yeni çocuk. Star Trek’te her şey vardı yani. Ondan önce. Ama o günlere gelmemizin tek şartı var. Dünyadan fırlatmanın ucuz olması. Aynen.
Çünkü ayın kaynakların kullanılması su haricinde basit kaynaklar haricinde kolay değil. Ayda fabrika kurup duvar yaptığınızı düşünün. Yani kolay bir şey mi? Değil. Yani ayda fabrika kurmak için dünyadan zaten tonlarca malzeme götürmeniz lazım. Yani dolayısıyla biz Space, Starship ne kadar başarılı olursa bunun gibi sistemler… Ay o kadar hızlı olacağız. Yani orayı ne kadar hızlı ve çok sayıda malzemeyi minimum fiyatı yollayabilirsek o kadar hızlanacak bu iş. Artemis 2 ne zaman başlayacak? Artemis 1 daha bitirilir. 2024. 2 mi 24? Ama işte… Bir şey yok. 2 sene. Sizin hareketin bir şey olmaya hemen… Gidersin. Aynen öyle. Gidersin. Şimdi hala bekliyoruz. Hala bekliyoruz. Artemis 1’i hala bekliyoruz. Artemis’in aslında başarılı fırlatması çok çok önemli. NASA’nın istikbal açısından da önemli. Yani bu teknik başarı gerçekten kritik olacak. Artemis 1 Allah korusun patlarsa… NASA’nın uza yaraştırmaları 10 sene geri gidebilir. Öyle söyleyeyim size. Oradan geri dönüşleri çok zor. Artemis 3 içinde Boeing olduğu için ben korkuyorum yani. Ama o olmak zorunda yani. Sadece Boeing yok ama. En büyüklerden bir tanesi. Amerika’da bütün şirketleri var da tabii. Hidrojeni Boeing mu yapar? Boeing de Orion tarafında olması lazım. Şey motorlarda onların Rocket Time firması var biliyorsunuz onlar. Ama konservatif gittikleri için yani hani… Patris yok diyorsun. Risk nispeten az. Nispeten az diyoruz. Ama bu işler… Yani çözülecektir herhalde.
Ama işte yani… Mesela hidrojen ve hidrojenin kullanım sıcaklığı… Ve o teknik yani… Yok şu anda karşılaştıkları problemlerin hiçbirisi önemli problemler değil. Basit problemler. Bu güzel görüntüyü bize göstereceğine acaba ekranda görsen daha iyi olur mu? Aşağıda şahane film oynatıyor arkada ama izleyiciler görmüyor. Evet. Bu aydaki üs. Evet. Hayır şu an 50 yıl Mars’a gidemeyeceğiz diyoruz. İşte Artemis programına bakarsanız… 2030’da Mars’tayız. Öyle mi? Artemis 3 o. 2030 Mars. Ve şu an şey hani… Birçok bu konuda ek projeler, ek araştırmalar… Artemis 3’i işte ben şeyde görmedim ya baktığımda. Ay ve ötesi diyor ama Mars pek… Artemis 3, Human Landing yani insanın ay indirilmesi.
Artemis 4’de Gateway’in gitmesi. Ama hocamın dediği Artemis 4 sonrası projeler… Yine onlar hocamın dediği gibi 2030’ları diyorlar Mars’da ama hani onlar realistik bence hedefler değil. Mars derken insanlı Mars mı? İnsanlı Mars. Tabii yani biz işte dediğim gibi son 4-5 yıllık proje yapıyoruz hani… Artemis 3 değildir, 5’dir ama 2030, 2031… Ve şu an mesela başta maliyetler milyar dolarlardı. Şimdi hedefler milyar doları geçmeyen maliyetlerle yapmak. Hani biz de projeleri yaptığımızda milyar dolar yetmiyor şu anki şeylerle. Milyar dolara çıkmıyor. Dolayısıyla herhalde ticari şirketlere sormak gerekecek. Yani burada şunu dikkat etmeniz lazım. Hani mesela Obama mesela bu Constellation programını açıkladığında… Hani inanılmaz hedefler ortaya koydu. Önce Ay’a gideceğiz dedi, ondan sonra zıplama tahtası olarak Mars’a gideceğiz dedi. Bunu yaptıktan sonra NASA’nın… Eski başkanı taklit ediyordu. Evet, Bush’u taklit ediyordu. Bush’un canı şey… Kennedy. Ama şöyle söyleyeyim hani bunu dediler ama Kennedy ciddi yaklaştı. Şöyle ciddi yaklaştı, NASA’ya parayı bastı. NASA’nın bütçesine bakarsanız son 30 senede artmamış. Hiçbir bütçe artışı yok. Yani dolayısıyla bunları söylediğiniz zaman arkasında inanılmaz topyekim bir aslında insan kaynağının ve para kaynağının olması lazım. Tabii.
Yani onu görmediğin zaman gerçekçi olmuyor. Son 10 yılda da NASA’nın o sabit kalan bütçesinin önemli bir kısmı James Webb’e gitti. Bu roketlere falan harcanmadı. ISS’e de çok para harcanmadı. ISS’e James Webb. ISS bir işe yarıyor mu hala hocam? Kesinlikle. Yarıyor ama ticari değil de ömrünü tamamlamak üzere. Hele bu son Rusya olaylarından sonra artık çok Araf’ta kalan bir yer oldu. Gidilir mi yeni Rus kozmonot gider mi gitmez mi? Var içinde şuan. Yok mu var şuanda? Var var. Ya o belli olmaz şu an ama… Onu hep şüphesizler. Bilimsel projeleri aynı tutacağız falan. Ama işte senin çok şey karıştı son zamanlarda. Evet. Ama şu an sorun şuraya gelecek.
Yani işte ISS’i ne diyelim bakımını sağlamak için gerekli kaynaklar ondan sağlanan faydayla kıyaslandığında değer mi? Değmez mi? Değmez. Ama yani şu an ilave şey projeleri var zaten. Yani yeni ISS projeleri demeyelim de işte yeni ISS projesi de var. Onun dışında yörüngede ne diyelim otel demeyelim ama hani yörüngede… Turizm. Turizm.
NASA’nın yeni stratejisi şu artık yakın uzayı hani bu ISS buna dahil. Tamamıyla ticari uzaylara bırakıp derin uzay projelerinde yer almak artık yani bu tamamıyla ayırdılar kendilerini oradan. ISS de hani artık ömrünün sonuna doğru geliyor ve bundan sonra çok uzatacaklarını zannetmiyorum. Çok büyük bir malum. Eğer ki ISS’i birine satıp otel yaparlar. Olabilir. Zaten düşünüyorlar.
ISS’in şey sorunu var dediğim gibi hani malzeme eskimesi sürekli kaçak söz konusu. Onun bizde bir tane baraj vardı sürekli beton şey yaparlardı su kaçanı engellemek için. Biraz şeye bakıyor hani birimin tamamen yenilenmesi gerekebilir. Yine hani uzaya büyük miktarda malzeme taşımak şu an bir sıkıntı.
Şeyin ne diyelim Dragon’un kapasitesi o durumda uzay mekine göre nedir şu an ezbere hatırlamıyorum ama hani bu çok önemli bir konu. Falkon 9 ile çıkabiliyorlar bayağı. Evet yani dolayısıyla hani ne kadar malzeme taşıyabileceğiniz şimdi ay için de aynı şey hatta çok daha önemli bir konu var. İşte yer eş zamanlı yörüngeye işte devasa güneş panalleri yerleştirip dünyadaki petrol enerji sorununu kökten çözmek.
Orada da temel sorunlarından bir tanesi o kadar mesafeye bir sürü malzeme çıkartmanız gerekiyor ve yani orada inşa etmeniz gerekiyor. Hani arada enerjinin gönderilmesi ilgili de bir sıkıntı söz konusu ama hani temel sorunlardan bir tanesi kütle taşımak yani ve onun maliyeti çok büyük maliyeti. Bir büyük bir tane enerjiyi havadan taşıyamadınız mı bize? Nasıl gelecek o enerji dünyaya? Kablomu çökecek? Lazerle? Yok şey ya lazer olur ya da radyo dalgasına çeviriyorsunuz. Radyo dalgası geliyor çok büyük yani işte birkaç kilometreye birkaç on kilometre paneller ve yine çapı çok büyük bir çanak söz konusu. Orada doğru akım radyo dalgasına dönüştürülüyor ya da lazer de olabilir. Aşağı çok büyük bir enerji bu yani işte kaç gigavat megavat ne istiyorsanız yoksa hani uzaydan her gün dünyanın ihtiyacının enerji günlük sağlayabilir. Çok rahat sağlam. Başka hiçbir şey kullanmadan. Başka bir şey gelmiyor. Ama şey yani bu da 2016’dan beri dedik ya SLS uçmaya çalışıyor. 2016’dan beri de yörünge gösterimi yapmaya Amerika ve Japonya çalışıyor hala yapamık yapamadı. Bu çok eski bir konu 1950’lerde 60’lardan beri düşünen şeyler ama hani çok fizibili olduğunu ben düşünmüyorum. Yani çünkü dünyada o kabiliyeti korumak yani Sahara biliyorsunuz koskoca bir çöl var. Yani niye uzaya çıkıyorsunuz ki Sahara’ya gidiyorsanız zaten iş bitecek yani. Onun için çok rasyonel bulmuyorum. Ama bu konuda çalışmalar devam ediyor.
Çok yoğun gidiyor. Yani yine şey engel benzer bir engel baktığımızda. Kütle taşıma. En zor iş galiba bir şey taşımak. Dünyanın çekim alanından maliyet etki meşekete çıkmak işte Starship bunu başarırsa bir milyon dolara o kadar 100 tonunu çıkarabilirse uzaya, dünyayı değiştirir. Yani uzayı da değiştirir. Ama bir milyon dolar evet.
Yani şu an bir milyon dolar. Çok inandırıcı değil. Şu an yani Falcon 9. 15’e kamerayolasanız Türkiye’den benzin parası o kadar. Falcon 9 şu an çok daha az kütle 50-60 milyon dolara taşıyor. İyi bir rakam. Yani şöyle söyleyeyim mesela Starship’i Amerika’dan Türkiye’ye yollasanız gemiyle daha fazla para tutar. Yani onun için hiç realistik bir… Ama şöyle söyleyeyim siz Starship’i bir milyon dolara değil 50 milyon dolara bile yapsanız değiştirir. Yine uzayı ve dünyayı değiştirir. Bence 100 milyon dolara da yapsanız değiştirir.
Yani 4 milyar dolar ne? Veya 2 milyar dolar ne? 4 milyar 20 milyar dolar. Mesela uzay mekinin başarısız olmasının temel nedeni seyahat başına 50 milyon dolar öngörüldü. 1 milyar dolardı her seyahat. 20 katıydı. Şimdi burada tabi ticari olarak bir işe atılırken minimal maliyetle maksimal verim elde etmek için yola çıkarsınız. Elon Musk da uçuk bir hedef koymuş.
Oraya yapamayacak. Ama genel olarak havacılık tarihine bakarsanız Wright kardeşler bundan 120 sene önce ne ile uçuyorlardı? 50 sene önce neye uçuyordu? Son 30 yılda biz konforlu uçak seyahatlerine… Hocam mesela bana da hep uçak teknolojisi çok yavaş ilerliyor.
Yani şöyle söyleyeyim ben size aslında uzay uçak teknolojisi bir doyuma ulaştı. Uçakların şekli değişmedi. Ne değişti? Motorların emniyeti değişti. Verim ve emniyetleri değişti. Uzay tarafında da ben kendi alanımdan söyleyeyim size. Roket teknolojileri 1970’ten beri değişmedi. İnanın hala değişmedi. Yani SpaceX’in kullanılan sistemler de birebir aynı. Eğer biz bu itki teknolojilerini geliştirip ilerletemezsek, dünyanın yer çekiminden ucuza kurtulma anca bir hayal olur. Nasıl olabilir? Var mı bu konuda ilerici fikirler? İlerici fikirler maliyet etkinlik. İşte bu sıvı oksijen mesela metan. İyi bir teknoloji. Yani motoru başka yakıtlaştırır. Bir şey yapma dışında teknolojiler. Çünkü hidrojinin zorluğunu görüyorsunuz. Mesela hidrojenle ilgili sıkıntılar yaşadınız. Mesela Artemis’i siz birkaç ay geç fırlatıyorsanız bunun inanılmaz maliyeti var. Maliyeti var tabii. Halkot gücü roketi geri alıyorsunuz hangara. Sonra tekrar çıkarıyorsunuz. Bu maliyetlerin hepsinden kurtulacaksınız. Hidrojenin kendi maliyeti zaten çok fazla. Hidrojen 20 kelbinde olduğu için hidrojen tankların üzerinde hava donuyor. Havadan öte oksijen donuyor. Dolayısıyla çok emniyetsiz bir hal oluyor. Dolayısıyla dışına bir insülasyon koymanız gerekiyor. Bu da bir maliyet. Dolayısıyla bu yeni teknolojiler çok önemli. Metan önemli. Bizim çalıştığımız hibritler bazı yerlerde faydalı olabilir. Ve en nihayetinde nükleer itki teknolojileri. Onlar uzayda bile aslında gelecekler. Termal nükleer sistemler bence çok kritik olacak. O nasıl olacak? Nükleer ile itki sistemi nasıl olacak? Şöyle oluyor. Zaten bu çalışılan bir konu. 1970’lerde NASA’nın Nerva roketleri var. Nerva roketleri uzun süre ateşlenmiş. 1971 yılında test yasağı korunuluyor. Bu test yasağı dolayısıyla bütün nükleer… Niye tehlikeli diye mi?
Hayır. Atmosferik, nükleer bütün testler yasaklanıyor. Bu daha doğrusu bombalara yönelik bir test. Salt anlaşması ile. Kesinlikle. 71’de yapılıyor bu anlaşma. Dolayısıyla bütün nükleer itki teknolojileri bıçak gibi kesiliyor. Ama bu teknolojiler tekrardan hareket kazandı. Son 20 sene içerisinde. Özellikle 10 sene içerisinde. Mesela Mars’a hızlı gitmek istiyorsanız bu işin tek yolu termal nükleer. Onlar daha mı hızlı? Çok daha hızlı.
Bu çayda götürme potansiyelleri var. Çalışma prensibi sıcak soğuktan elektrik üretilmesi. Bir sıcak kaynağa gerekiyor. Sıcak kaynağında nükleer malzeme yaralanma ömrü çok yüksek olduğu için çok yüksek verimli. Çok yüksek potansiyelli nükleer malzeme kullanırsanız itkisi de çok yüksek oluyor. Nasıl itecek peki? Hangi yöntemle itkiye salıyor? Hidrojenle itiyorsunuz yine. Bütün yaptığınızı şahsıza bakarsanız hidrojeni ısıtıyorsunuz.
Hidrojeni nükleer reaktörden geçirmek suretiyle aslında hidrojeni bir soğutucu gaz olarak kullanıyorsunuz. Sıvı olarak. Bunu ısıtmak suretiyle hızlandırarak atıyorsunuz. Bu arada şey söyleyeyim Yine yanında hidrojen taşıyacak. Taşımak zorunda. Şimdi, mesela, SLS’in fırlatması gecikiyor ya şimdi bu huydular SLS’in üzerinde konmuş duruyorlar. 10 aydır oradalar. Pilleri boş almaya başlamış. Al başına belayı. Ama uzaya çıkınca güneşten dolmayacak değil mi tekrar? İyi. Şimdi işte… Paneller açıyan kadar enerji gerekiyor. Şimdi onun dışında şimdi pilin şeyi önemli. Pili hangi halde koydular? Tam dolu koydularsa limit dışı boş alma ve tekrar dolmayabilir. Hani cep telefonundaki pilin bozulması gibi. Doğrusu da şu an mesela birçok küp huyunun böyle bir sıkıntısı varmış. Nedeni aslında şarj edebilirler ama roketin tepesine çıkıp şarj edemiyorlar.
Niye öyle büyük bir… Tekrar aşağıya indirilmesi gerekiyor. Ha tepeye çıkamıyorlar yani orada şarj edemiyorlar. Şu anda zaten roket eğer yarın atamazlarsa gerisin geri geliyor. Biliyorsunuz dünyanın en büyük binasına geri gelecek. Orada bu bakımların hepsi yapılabilecek. Geri çekmişler zaten. Almışlar mı? Bina içerisine girdikten sonra işte ikinci yarısında. Hava durumu da etkili. Yağmur da etkili. Yağmur da etkiler ve daha doğrusu fırtına. Yani en büyük olay aslında bakarsanız hız. Rüzgar hızlarının çok fazla olduğu durumlarda atamıyorlar. Yağmurun etkisi o kadar fazla değil. Fakat elektrik fırtınaları varsa etkileyebiliyor. Biliyorsunuz satır roketlerinden bir tanesini fırlatma sırasında inanılmaz derecede büyük bir yıldırım çağırıyor. Ve aslında sistem bir anda gidiyor ve gerisin geri geliyor. Çok şanslılar orada. Dolayısıyla aslında buna da dikkat etmeli geliyor. Elektrik fırtınalarına. Bunların hepsini alta alta koyduğunuz zaman hava önemli. Bilhassa ilk fırlatma bizim için çok önemlidir. İlk fırlatmada her şeyin mükemmel olmasını isteriz. Çünkü zaten çok zor bir iş yapıyorsunuz. Çok riskli bir iş yapıyorsunuz. Dolayısıyla her bir sürü bilinmeyenler gidiyor. Birinci fırlatma çok önemli. Onun için yani NASA’nın bu yaptıkları hiç şaşırtmıyor bizi. Yani belki bu 10. fırlatma olsa o birinci hidrojen sıkıntısı vardı biliyorsunuz yaşadıkları. 29 Ağustos’ta o şartlarla fırlatabilirlerdi o riski alıp. Ama birinci fırlatmada almayız o riskleri.
Peki hocam bir şey daha merak edeyim. Onu da sorayım. Baktımızda hemen hemen dolduruyoruz galiba. Yok daha vaktimiz varmış. Dünyaya girerken kor haline geliyor biliyorum. Dünyadan giderken aynı sürtünme var. Niye kor haline geliyor? Çünkü dünya giderek azalıyor. Evet şimdi sizin yüksek hızlara ulaştığınız irtifalar… Zaten hava azalıyor. Dolayısıyla yukarı çıkış hiçbir zaman sıkıntı değildir. Ve bu roketlerin üzerindeki termal koruma tabakaları çok minimaldir. Ama geri girişte çok yüksek hızları alçak atmosferde yakaladığınız için çok problem oluyor. Açılığı çok önemli. Onun için ısınmayı, sıcaklığı kontrol etmek… Geri giriş çok önemli. Basketbol topu düşünün bu dünya olarak alın. Basketbol topunun etrafında o yörüngenin neredeyse bir kağıdın kalınlığı kadar hassas olması gerekiyor.
Eğer daha aşağı doğru girerseniz, derinlemesine yanıyorsunuz. Yanarak ölüyorsunuz. Biraz daha yukarıdan doğru girerseniz atmosferden aynı bir kaç sektirmek gibi seker çıkıyorsunuz. Gerisin geri aya geri gidiyorsunuz. Dolayısıyla ikisi de istenmeyen şeyler. Dolayısıyla çok dikkatli olmanız gerekiyor. Orada da bir pencere var. Son mekik kazansın.
Bir hızlı masada ilk dünya, ilk Apollo’da bu hesaplamaları yapan bir Türk mühendisi. Evet, sizin programınızda da… Arsé ve Arsene. 2006 yılında bu galiba… 2003. Kolombiya. Kolombiya kazasında aslında giderken… 2003 müydü daha eskiden? 2003. Challenger 86. Biz canlı seyrediyoruz. 2003 kazasında…
2003’de ne oldu? Çıkış esnasında yani kalkış esnasında yapısal bozulma bir sorun yaratmadı. Ama iniş esnasında o bozulma… Ben size şöyle söyleyeyim ki hidrojen. İşi hidrojene bağlayabiliriz. Çünkü hidrojen tankınların üzerine dediğim gibi bir insülasyon tabakası koymaları gerekiyor. Ve buradan kopan bir tabakadan kopan bir parça ne yapıyor? Uzay mekini altındaki o tuğlalara vuruyor.
Vuruyor ve bunlarda büyük bir bozulma meydanını getiriyor. Bunları tahmin etmeyen şahsiyeler edemediler. Bilmiyorlardı. Tahmin etme şansları yoktu zaten. Farkına vardı ya, hatırlıyorum. Farkına vardılarsa… Varmadılar. Kolombiya’da öyle bir şüphe hiç olmadı. Başka bir misyonda oldu. Başka bir misyonda oldu. Orada çok şanslılardı. Girdiklerinde bu kadar bir delik açılmış. Tek şansları şu yüzlü alt tabak alüminyum değil, çelik olan bir bölgede olmuş.
Ondan dolayı onda da yanarak ölmediler. Aslına bakarsanız uzay mekinin toplam 135 tane fırlatması var. Ve iki tanesi katastrofik bir şekilde patlıyor. Dolayısıyla 135’te iki baya kötü bir rakam. Çok kötü bir rakam. Ve birkaç tane de çok yakın geldikleri durumlar olduğunu da düşünürseniz, uzay mekinin bu kadar uzun… Çok riskli bir iş yani. Aslına bakarsanız NASA tekrardan kapsül inişine bundan gitmeye karar verdi. Hem ağır oluyor kanatlar hem de riskli oluyor. Dolayısıyla Apollo’ya geri döndü NASA diyebiliriz. Ama doğru mu yaptı? Ayrı bir şey. Niye doğru mu yaptı? Şimdi bence kanatlı sistem daha verimli bir sistem. Onun iliştirilmesi bence daha uygun olurdu. Tabii bir de 135 kere denenmiş. Apollo o kadar uçmadı. Çok önemli bir birikim oluşmuş zaten.
Bunu bir turba da… Ama Apollo benzeri inişler, dünyaya girişler. Cem İnai’den beri. Merkür Cem İnai. Çok var. Tekrar kullanılabilirlik çok çok önemli. Mesela uzay mekiğinde de tekrar kullanılabilen uzay mekiği sistemi diye de geçiyor. Space transportation, uzaya ulaşım sistemi. Bir tek uzay mekiği zaten tekrar kullanılabiliyor. Bak diğer her şey bir kullanımlık.
Ama aslında bakarsanız sistemin verimi önemli, ekonomik verimi. Uzay mekiği hiçbir zaman verimli olamamış. Çünkü siz her yeri indiğinizde o altındaki tuğlaları tekrardan bakımını yapmanız gerek. İşte şeyini, yani o bence hani biçimsel sorunabilirdi. Hani diğer… Ama mesela astronotlar ya da pilotlar uzay mekiğine uçan tuğla diyorlardı. Kesinlikle. Öyle. Yani oradaki sorun hep ısıl sorun. Yani… Yani tek dünyaya yeniden giriş. Bu konu, mesela şimdi bu konuda iyileştirme yapılmaya çalışılıyor. Bir de şu anda aslında bakarsanız en büyük sıkıntı orada neydi? Ağırlık. İnanılmaz kanatları taşıyorsunuz. Çünkü yatağa iniş yapmanız lazım. Yani ağırlığınızın yüzde ellisini zaten faydalı yükünüzü oraya kaybetmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla çok verimsiz bir sistem ortaya çıkıyor. Yani ondan dolayı da nasıl bırakmak zorunda kaldı. Yani değiştirir, hepsi değiştirilebilir.
Belki kumaş kanat da yapabilirdi falan. Yani kumaş olması gerekmez ama hani değişik biçimi değiştirir. Yani sonuçta kanatvari bir şey olur. Yine aynı fonksiyonu görür ama farklı bir türlü olur. Bu kanat galiba çok kıymetli bir şey. Taşıma sağlıyor. Yatağa inmek istiyorsanız çok küçülültemiyorsunuz kanatları. Yani şeyin inmeyeceksin işte. Yere ineceksiniz sonuçta. Yani tabii… O ocakta da her yerde iniyorsunuz. Tabii ama hayır atmosfer varsa inebilirsiniz.
Şimdi aya inemezsiniz. Aya itki sistemi dışında hiçbir şeyle inemezsiniz yani. Ama işte zaten önemli olan size 11.2 km hızın aslında bunun neredeyse birkaç yüz kilometre bölü saniye indirilmesi. Onu da zaten kapsülle yapabiliyorsunuz. Paraşütle de bunu iyice azaltmış oluyorsunuz. Aslında iki kademeli bir yavaşlamayla yapıyorsunuz bunu Oray’ın da veya Polo’da. Uzay ve ekinde bunu aslında bakarsanız hepsini bir kanatlı sistemle yapıyor ve yatağa iniş yapıyor. Peki Oray’ın da kullanılan malzeme kompozitler mi yoksa yine hala eski alüminyum? Gövdeler hala alüminyum çoğu. Fakat üzerindeki ısıl koruma teknolojisi çok ilerledi. Dolayısıyla oradaki ilerlemelerin hepsini bu işin içine kattılar. Yani dediğim gibi şimdi hani şey düşünün işte iniyor. Piste iniyorsunuz oluyor bitiyor. Öbür türlü onu yaptı, inmiş, uçaktı, kalktı, öbürü topladı. Boğuldular boğulmadılar yok. Hani boğulmazlardı. Şey gibi biraz var. Birisi normal doğum, biri sezaryen gibi doğdu, bitti birini. Öbürü biraz daha… Bence daha da ötesinde. Yani o hani bir otomobil kullanmanın rahatlığı var. Bir de işte diğer sistemleri kullanmanın rahatsızlığı var.
Mesela biri buradan Ankara’ya uçakla gitmek gibi, diğeri de top mermisine gitmek gibi. Düşünsün Ankara’da, down diye. Paraşütle ama. Paraşütle, paraşütle. Peki hocam Artemis programında bu bir tane de bir üs yapacak. O havada bir üs olacak, bir de karada bir üs olacak. O havadaki üsünün içinde insan yaşayacak mı? Yoksa yine hacete kaçmak için var mı sadece? Yok. Esas şimdi ilk ulaşım o gateway’i ne diyelim? Kapı. Ay kapısı mı diyelim? Ay kapısı diyelim hocam. Ay kapısı diyelim. Her şey bu gateway’ye gidecek. Kapıya gelecek. Mesela orada da birçok bilindik teknoloji kullanışı. Önemli teknolojiden birisi, doking dediğimiz, orayının gelip kitlenmesi. Oraya gelecek. Oraya. O yine bilindik bir teknoloji.
Yani orada da bilmiyorum hala iyileştirme yapıldı yapılacağı kadar küçük küçük oluyordur ama önemli şeylerden bir tanesi o. Ondan sonra mesela dünyadan gelen kaynaklar oraya gelecek. Şimdi işte diyoruz ya ayın yüzeyine indi. Mesela ilk zamanlarda ayda çok kısa süre kalınması düşünüyor. Ne yapacak? Şimdi inecek, ayda bir iki saat çalışma yapacak, geri dönecek. Yine tabii önemli teknolojiden bir tanesi, aya iniş ve bu gateway’ye geri dönüş sistemi. O çok zor değil ya çünkü bunda 50 sene önce. Evet değil ama hani bunu şimdi çok kere kullanacaksınız ya şimdi inecek çıkacak, inecek çıkacak. Kaç kere inecek kaç kere çıkacak. Bunun yakıtı var, müneresi var. Her şeyi var. Yani baktığınız zaman mesela işte yine projelerden bir tanesi buydu. İşte tekrar kullanılabilir aya erişim aracı.
Peki oradaki radyasyon Mars’taki daha mı az daha fazla? Yani… Güneşe daha yakın daha fazla olması gerekir diye düşünüyorum. Yani yaklaşık aynılar çok bir şey fark etmiyor. Yani şimdi güneşten uzaklaştıkça uzay radyasyonu artıyor deniyor. Yani güneş radyasyonu azalıyor, uzay radyasyonu artıyor. Bir de tabii işte güneşin etkin olduğu zamanlar, güneş radyasyonu arttığı zamanlar ama güneş… Yani güneş patlamalar olduğu zamanlar.
Evet güneş zararı oluyor ama güneş çok etkin olduğunda uzaydan gelen radyasyonu kesiyor. Artık toplayınca nereye geldiğimizi bilmiyorum onu uzay aracı arkadaşlar iyi bilirler. Hani o bakımdan baktığınızda… Çok fark etmiyor yani amaçlar. Yok. Gibi şu an yani onu çok bilemiyoruz ama… Şöyle düşünün yani insanlığın derin uzayda bulunduğu en azından 10 gün. Evet. Yani bu Apollo projelerinde 10 gün içerisinde çok büyük bir sıkıntı yaşamanlar. Bu astronottan hiçbiri kanserden ölmedi. 2 hafta. 2 haftadan sonra deniyor. Ama 10 günle birkaç ay arasında çok büyük farklar var. Yani dolayısıyla fizyolojik olarak ne olacağını kimse şu anda bilmiyor. Bu denenecek. Artemis’in önemli aslında olaylarından biri bu. Çok yani 3-4 görev doğrudan radyasyon ölçüyor. Farklı farklı. Belki bu soruyu Neba Çiftçiyoğlu burada olsa ne soramak lazım? Neba Barz’a sormak lazım da sizin de bir ilginiz var.
Şimdi biliyoruz ki ISS’de kalanlarda çok ciddi sağlık sorunları oluşuyor. Yani özellikle kemik kaybı, kas kaybı gibi şeyler oluyor. Dünyaya geldiklerinde o denli yoğunluğu için kas kaybı yürüyemiyorlar bile. Kemik kaybının ise yerine konulamaz şekilde kaybedildiği ortaya çıktı. Yani uzayda kemiğini kaybeden gelip burada sabahtan akşama yoğur, süt yese ya da kalsiyon alsa bile o kemikler gitti gider gidiyor. Peki bu ay görevlerinde aynı durum söz konusu olacak mı?
Yoksa aydaki dünyanın altında biri olan yer çekimi yeterli mi korumak için bu kaslamlar? Yani bir fark olacaktır. Şimdi bir tane yine bu konuda bilimsel çalışmaları da içeren bir film vardı. İşte Mars’ta doğan birisi dünyaya geliyor. Mars’ın çekimi dünyanın üçte biri. İşte dünyanın çekimi altında fizyolojisi nasıl davranacak? Bütün evrim değişecek sonuçta. Sonuçta üç kat fazla kuvvete maruzsunuz. Yani siz Mars’a göre, yani siz insan olarak Mars ortamında bir denge geliştiriyorsunuz. Ne diyelim fizyolojik dengeyi dünyaya geldin. Kalbiniz bile ona göre oluyor yani. Her şey, her şey. Birçok şey yani ne diyelim iç dış basın basın dengesi de var. Baktığınızda hem kuvvet dengesi var. Dolayısıyla çekim, yer çekimi her şeyi belirliyor.
Bence şöyle olacak. Ay’a giden insanlar için belirli bir zaman limiti olacak. Ve bunun üzerinde kalanları dünyaya geri dönüp normal hayatlarına dönmeleri mümkün olmayacak. Dolayısıyla o sınırlar içinde çalışıyor. Aynı değil biri olacak. Şimdi etkisi ne kadar çok emin değilim ama hani şu an işte ISS’te bunlar ortaya çıktıktan sonra işte ISS’te görev yapan insanların her gün birkaç saat düzenli belli hareketler yapması isteniyor.
Bu etki. Bu da ben çok az koyuyorum. Ama şey yani azaltıyor en azından. Süreyi daha uzun kalabiliyorlar. Ama şu yönüyle Ay’ın bir avantajı var. ISS dünya yörüngesinde 96 dakikada bir turuyor. O nedenle serbest düşmede her zaman ve kütleği yani sıfır. Ay öyle değil. Ay’da yine dünyanın altı, üçüncü, altı, üçüncü var. Ay’da yine çok düşük. Yine hani düşük ama ISS’den daha iyi. Daha iyi tabii ki. Ama işte yani biraz önce Marslı örneğini verdik ya. Ben derdim. Kesinlikle bence Aylılar olacak dediğiniz gibi. Aylı ve dünyalı olarak ayrılacağız. Evet. Hele uzun süre kalan şey iyice değişiyor onlar yani. Hani tabii şey hani değişik şeyler. Sonuçta kemik yapısını tutmak bilmiyorum sadece fiziksel mi diyelim kendinizi işte G kuvvetine göre bastırdınız. Mekanik olarak işte neylerle, elastik sistemlerle vesaire. Ama bilmiyorum sanki onun ötesinde bir şeyler çıkar gibi. Başka etkileri de var. Kardiyofazkodur sistem üzerinde aslında kalbin üzerine çok büyük etkiler var. Çünkü kanın şeyi değişiyor. Aynen kanın akışı değişiyor ama dediğim gibi orası yani işte hani Arif Aylı diyor Marslı diyoruz. Öyle oluyor baktığımızda. Ama hani işte… Arda mesela 20.000 sene geçerse birbirimize başka türlü bir insan olabilir. Tabii şimdi burada şöyle bir şey var.
Diyelim işte 2100-2200’e geldik. İşte bir sürü de farklı… Onu da artık görmeyiz. Canlı türü var. Şimdi hani filmlerde görüyoruz ya gezegenden gezegene seyahat ediyorlar. Hepsinin özellikleri farklı. Ama bu nokta göz ardı edilir. Yalnız hocam şaka bir yana ayda basketbol oynamayı çok isterdim. Çok acayip olur. Evet çok zevkli olur. Hepimiz Michael Jordan olurdu. Evet.
Ben şeyimi engelleyim. Ay Olimpiyatları’ndaki dereceler ne olur mesela? Uzun atlama Allah’a yarabbim. Bir atlar göremezsem düştüğü yeri. Aynen. Ona göre ölçekleyeceksiniz. Tabii şimdi mesela dünyada 8 metre atlıyor. 9 metre atlıyorsa adam yaklaşık diyelim ki. Onu altı ile çarpacaksın. Ay şey bir şey hani bugün spor müsabatlarında bahsediyorsak rüzgar düzeltmesi yapılıyor. İrtifa düzeltmesi yapılıyor. Yani hani biz mühendisliklerde her… Her atlamacıyı bir atlıyor. Her şey ölçeklenir. Dolayısıyla fark etmez yani. Fark etmez. Yani. O şutlar eşit sonuçta. Yani. Oradaki hedefler farklı olacaktır haline. Burada iat in orada da iatlar sonuçta. Yani. Bilgi bahsedeceğimiz bahsettiğiniz bir şey kaldı mı hocam? Şey kaldı ben oraya eğer vaktimiz varsa biraz geri dönelim derim. Şimdi dünyanın en büyük sorunu enerji. Enerji sorunu da riskli.
Yani. Temiz enerjiler, kolay enerjiler. Güçlilerin elinde. Ucuz enerjiler dediğimiz enerjilerin bazıları çok riskli. O da nükleer. Hani ucuz değil ama teknolojisini yapan insan ucuza mal ediyor. Çok ucuza değil ama biraz ucuz. Bu denklemde hala güneşin. Doğanın.
Milyarlarca yıldır yaptığı şeyi biz yapabilmiş değiliz. O da füzyon. Siz az önce bahsettiniz bu helyüm üç. Yani füzyona elverişli en iyi yakıtlardan bir tanesi. Biz füzyonu biliyoruz. Çok iyi biliyoruz. Üstelik hatta bundan 10 sene önce. Lockheed Martin ben mini füzyon reaktörünü ticari olarak yapacağım diye de ortaya çıktı ama bir şey çıkmadı. Çünkü büyük karteller doğal olarak istemiyorlar bunu. Papucu dama atılacak fosil yakıtların. Ay bize o konuda önemli bir ham madde kaynağı olabilir.
Ay’ın dünyaya bakmayan tarafındaki yüzünde çok yoğun bir helyüm üç birikimi olduğu ve bunun bu projelerle yani bu Artemis projeleri de dünyaya getirileceği ve yakıt olarak kullanılacağı. Yakıt sorunu burada hem teknoloji sorunu var ki çözülebilir neredeyse. Çin’in o tarafa bir roket yollamadı mı yakın zamanda? Yolladı.
Orada şey var robotu var. Çin yolladı. Hindistan yolladı. Hindistan’ın robotu yok ama Çin’in robotu var. Başarıyla inemedi Hindistan. İnemedi. İsraililer inemedi. Oradan getirilecek. İsraililer indi. İnemedim. Onlar da başarılı inemediler. Onlar da inemediler. Ama onlar çok böyle küçük bir şirket yani oldukça küçük bir şirket. Biz de yaptınız da sert iniş.
Yani biz devlet olarak yapıyoruz ama onlar start up gibi bir şirketti yani. Ama çok ciddi bir birikim sağladılar tabi. Oraya kadar gittiler. Bir de aslında bunu söylemişken şunu da hatırlatmak lazım. Rusya ve Çin’in aslında Ay’la ilgili planları var. Aynen Artemis gibi. Onu da bahsetmekte farda var. Ay’a leres dedikleri bir sistem. Rusya ve Çin de aslında Ay’a gidip Ay yüzeyinde ve yörüngesinde bilim yapmak istiyorlar. Ve bunu yaparken de yine internasyonel bir şekilde yapmak istiyorlar. Birçok ülkeyle de beraber çalışmak istiyorlar aslında bakarsanız. Dolayısıyla bu proje 2021’de başladı. Ve 2026 yılında da aslında ilk ekipmanları yollamak istiyorlar. 2036’da da operasyonul olacak. Niyetleri o yönde. Dolayısıyla bunu da hani bahsetmekte fayda var. Rusya’nın ve Çin’in… Yani Artemis projesi rakipsiz ve tek proje değil. Değil değil. Çok çok önemli bir rakibi var. Herkesin aynı projesi var.
Ve aslında bakarsanız Çin’in Ay’da ne yaptığını ve ne yapmak istediğini mesela. Çenge uzay araçları var. Ay’a giden Çin serisi. Bunların ne yapacağını Çin çok güzel anlatıyor aslında. Bilmiyor değiliz. Dolayısıyla önümüzdeki 10 senelik planlarını biliyoruz. Ne yapacaklar? Onlar ne yapacaklar? Yapacaklar ilk işler aslında bakarsanız. Aynen robotik misyonlarla Ay’daki kaynaklara bakacaklar. Hocamın dediği gibi. Helvim iç olsun veya Güney Kutbu’ndaki su kaynakları olsun. Bunlara bakacaklar. Bir madde de gel. Bir yer yok mu?
Bitki yetiştirmeye çalıştılar. Öldü iki gün sonra ama o çok önemli bir şey. Patates yetiştirmek istediler mi hocam? Evet. Aynen çok önemli yani. Yani Artemis’in de çok benzer hedefleri var aslında. Niye öldü bitkileri belli mi? Hades’in? Yani bir rapor yayınladılar mı? Bakmak lazım. Daha belirlenmemiş olabilir. Dolayısıyla yerinden bilgi almak gerekiyor. Ona bakmak lazım.
Tabii orada bir şey yetiştiremiyorsanız çok ciddi sıkıntı yani bütün beslenenlikle. Tabii orada deneyin de içerisinde hatırlamıyorum. Açık ortamda muhtemelen korunaklı bir ortamda yatırmaya çalışırlar. Yani o tür deney çok. Ama yine şey de olmuş olabilir. Kontrolü sağlayamamış olabilirler. Yeterli oranda beslemeyi sağlamamış olabilirler bir şeyler. Ama bunlar bir başarısızlık değil.
Yani bunu uzayda özellikle çok güzel bir Danimarka atasözüymüş. Ben de onu birkaç yıl önce öğrendim. Eğer bir şeyde ilk denemede başarılı olursanız kendinizi başarısız sayın. 10 kere deneyip 10. sün de başarılı olan o bir kere deneyip başaranlar 10 kat daha deneyimlidir diyor. Çünkü bir şeyi yaparsınız ben hep öğrencilerime onu örnek gösteririm. Şimdi sahibi ya da onun torunları ilgileniyor mu bilmiyorum izliyor mu. Manisa’ya dünyanın en büyük kaset fabrikasını kurdular. Rax. Rax evet yıllar önce. CD çıktı ve çöp gitti. İşte teknoloji böyle bir şey. Öyle bir şey yaptım ben en büyüğüm dediğiniz anda batıyorsunuz. Kodak öyle batmış. Evet aynen. Ve Kodak şeyi geliştirmiş. İlk dijital makine de iddia o bilmiyorum. İddial fotoğraf yazdı Kodak diye diyecek bunu PSA’ya vermeyelim kendi ayağımıza sıkmak gibi olur. PSA’ya vermemişler. Sonra küt küt başkaları geliştirince de batmışlar. Aynen yerden çıkar. Uzayda işte biz ülke olarak birçok şeyi deniyoruz. Bu belki 50 sene önce yapılmış denemiş şeyler ama bunu yapmadan o birikime sahip olmak mümkün değil. Türkiye bunları deniyor mu şu anda? Deniyor işte hocaların.
Şimdi şöyle bir şey var. Rocket teknolojisini bilenler iyi biliyorlar. Hala açıkları var ama bu yapılabilir bir şey olduğu için kimse bunu vermiyor. Dolayısıyla tekeri baştan icat etmek zorundasınız rokette. Yani diğerleri için öyle değil ama rokette tekeri baştan icat etmek zorundasınız. Ama en azından tekerle benzemesi yiğitini biliyorsunuz. Tabii tabii ama şey yani o herkes o parayı harcamanızı istiyor. O eforu koymanızı istiyor.
Zaten en başta büyük ülkeler tarafından engelleniyorsunuz. Hocam bir izleyicimiz şöyle bir şey yapmış. Diyor ki Spinlaunch isimli bir şirket çok uygun fiyata uzaya kütle gönderebiliyor. Doğru değil. Spinlaunch ile bizim ilk komutağımız oldu. 10 sene önce konuşmuştuk onlarla 10 sene önce. Spinlaunch ne yapıyor? Bir kütleyi hızlandırıyor. Sapan gibi. Sapan gibi. Bunu yer seviyesinde yapıyorlar. Bunun üzerine de bir roket koyuyorlar. Roket de hızlandırıyor yani. Dolayısıyla bunu belirli bir hızda fırlatıyor. Yani o fırlatmanın 11.2 km’nin bir kısmını yerde elde ediyorsunuz. Geri kalanında roketi ateşlemek suretiyle elde ediyorsunuz. Ama bunu yaparken… Evet 8 km’den çıkıyor ve roketin 4 ekliyene geliyor. Şöyle söyleyeyim ama ben size mesela 4 km bölü sahneye bir hıza çıktığınızı düşünün. Deniz seviyesinde inanılmaz derecede bir ısınma etkisi ortaya çıkıyor. Ve ayrı dönemlik etkiler çıkıyor. Dolayısıyla bunu çok etkin bir şekilde yapmak için roketiniz çok ağır oluyor. Bu çok verimli olamıyor. Çok manet etkin olamıyor.
Dolayısıyla benim çok açıkçası inandığım bir teknoloji değil. Hiç başarılı atışları var mı? Var. Yapıyorlar. Bunu mesela yörün yaltı fırlatmalar için çok rahat kullanabilirsiniz. Çünkü faydalı yükü böyle atarsınız aşağıya iner. Ayda çok faydalı olabilir. Ayda gerçekten önemli çünkü ayda havaya… Dolaşı ayda Mars’a bir şey atmak istiyorsanız elektromanyetik etkiyi kullanabilirsiniz. Spin Lounge’dan bence biraz daha iyi bir teknoloji. Strato Lounge. O da devasa yatay bir uçak düşünün. Yani iki gövdeli. Ortasına faydalı yükü asıyor. Bu şeyin yaptığı gibi. Virgin Atlante’in yaptığı gibi. Benziyor evet. Virgin Galactin pardon. Virgin Galactin. Stratosfere çıkarıyor. Yani troposferin üstüne. Daha ince bir tabakaya çıkarıyor. Daha ince. Artık sürtünmenin daha az olduğu. O zaman da yatay fırlatma yapasını söyledi.
Şimdi yatay fırlatma onu aslında biliyorsunuz çok eskiden beri yapılan bir sisteme. Pegasus diye bir sistem vardı. Onun da Lucky Martin 1011’in altından atarlardı. Ondan sonra Virgin başladı bu işe. Virgin biliyorsunuz fırlatmasıyla. Virgin Launcher One’la yaptılar. Strato sistemi ise Strato Lounge diye bir şirket kuruldu. Mojave’de dünyanın en büyük uçağını yaptılar. Üzerine roketi koyabilmek için.
Bizim bir şeyini gördük. İnanılmaz bir binaydı bunu yapabilmek için. Tam ile kompozit malzemeden yapıldı. Maliyet etkin bir şekilde fırlatmak yapılabilir mi? Yapılan mı? Güzel bir soru. Kesinlikle performans faydası var. Çünkü irtifat ettiğiniz için. Ama bunu maliyet bir şekilde, etkin bir şekilde yapabilir misiniz? Bu tamamıyla uçağın operasyonel maliyetlerine bakıyor. Ve senede 1000 fırlatma yapıyorsanız maliyet etkin olursunuz. Ama senede 5 fırlatma yapıyorsanız olamazsınız.
O yüzden her bir etkili kalkması lazım. Kesinlikle. Ben yine tarihte şey örneğini çok seviyorum. 1910’lu yıllar hem uçak teknolojisinin hem otomobil teknolojisinin eş zamanlı geliştiği zamanlar. 1910’lu yıllarda sadece Amerika’da 100’ün üzerinde araba üreticisi varmış. Bugün 3 tane 4 tane. Bir GM var, bir Chrysler vardı.
Chrysler var, Aslanlar gibi devam ediyorlar. Avrupa’nın ve Avrupa’nın ortak oldu ama iyi durum. Hocam Tesla var yalnız. Tesla var ve hepsinden daha değerli. Ama işte geldiğimiz noktada. Şu anda Çin’de 400 tane elektrikte otomobil yapan fino var. 400 tane içinde sadece. Uzayın da ucuzlaması ve verimli olabilmesi için. Herkesin bu işe girmesi, herkesin üşüretmesi, zayıfların elenmesi. Zayıflar elenmiyor.
Zayıflar büyüklerce birleşiyor, emiliyor. Onların know-howlarını alıyor. Yani onlar yok olmuyorlar. Herkesin otomobil olduğu gibi herkesin roketi olacak. Evet, uzaygiller gibi olacak. Bizde de Tokyo’ya bir şey çıkacak yani. Rogue çıkacak o zaman da. En büyük tehlikeyi ben şunu görüyorum. Şu anda biliyorsunuz uzayı domine eden bir firma var SpaceX. Yani uzaya erişimi domine ediyor. Dolayısıyla uzayı da domine ediyor aslına bakarsanız. SpaceX başarısız olursa Starship’te bu bir çöküş yaratırsa gerçekten bizim bütün uzayla ilgili hayallerimiz önemli ölçüde sekreter oluyor. Çok önemli. Ben size şöyle söyleyeyim. Artemis iki senede bir roket atacağım diyor. Elon Musk aynı büyüklüğe roketi her gün atacağım diyor. Artemis’in fırlatma milleti… Yani Elon Musk ayar düzenini sefer yapabilir yani. Mars’a. Aynen, yapabilir bir roket. Şöyle bir şey var. Hani NASA’nın fiyatı 1.2 milyar dolar fırlatma başına. Elon Musk 1 milyona yapacağım diyor.
1.000’de 1 hani 1.100’de bile olsa çok büyük bir fark. Dolayısıyla SpaceX’in en azından yaptığı işlerde başarıyı devam etmesi uzayın önünü açacak. Hepimiz için. Dolayısıyla umarız başarılı olurlar. Yani girip boşu boşuna dünya neyse neyse olmadı yani. Olmadı ama şöyle de dikkat etmek lazım. Eğer burada başarısı olursa çok zor bir iş aldı üzerine. Büyük bir teknolojik başarısızlığa uğrama olasılığı çok yüksek. Ben %60-70’in üzerinde görüyorum başarısızlığı. Starship kolay bir sistem değil. Başarısız olursa ve gerçek manada hani SpaceX’e etkilerse bu başarısızlığı ticari uzay riske girebilir. Bu iş çünkü sadece devletle Artemis projeleriyle olamaz. Dolayısıyla ticari uzayın riske girmemesi için alterneflerin hocamızın dediği gibi ortaya çıkması lazım. Peki şeyin Elon Musk’ın ve SpaceX’in alternatif olan başka şirketler var mı? Şu anda yok. Maliyet etkin olarak yapabilen yok. En önemli rakibi Jeff Bezos’un firması Blue Origin.
Onlar da yaklaşıyorlar. Hızlıca yaklaşıyorlar SpaceX’e. Eğer tökezler sayılanmaz ki tökezleyebilir büyük sistemde. Hep umut kalıyor Jeff Bezos. Jeff Bezos ve benzer firmalar yine çıkar. Çıkıyor. Çıkar. Ben inanıyorum. Bence hep çıkacak. Ve burada herkesin kafasına koyması gereken şu maliyet etkinlik. Yani büyük sistem olsun, ağır olsun, önemli değil ama maliyet etkin olsun. Dikkat edilmesi gereken unsur bu.
Ama şey farkı var dediğimiz gibi. Artemis projesinin ekosistemiyle Falcon ya da Starship’in ekosistemi aynı değil. Çok farklı. Çok farklı bir ekosistemi. Yani belki iki kollarında gitmek gerekiyor. Kesinlikle gitmek gerekiyor hocam. O konulara hiçbir şüphe yok. Kesinlikle aslında Artemis’in ortaya çıkardığı aslında teknoloji ve insan gücü. Diğer firmalar için çok çok önemli.
SpaceX kullanıyor. Bakın SpaceX’e NASA’nın anlaşması var. Mesela Dragon kapsülü var ya SpaceX’in. Onun termal yalıtım teknolojisi NASA’dan geldi. NASA bunu bedava verdi SpaceX’e. Dolayısıyla bu NASA teknolojileri sürekli giriyor bu sistemlerin içerisine. Peki mesela niye onu kullanmıyorlar orayla kullanıyorlar? Yeterince büyük değil. Yeterince büyük. Onun içi de üç kişilik. Baya komforlu bir yer var. Var. Ama yani büyük ve şeye uygun değil.
O zamanla oraya da gidebilir. Gidebilir. Gidebilir. Bu eski proje. Dedik ya bu iş başlıyor. Oray’ın adı konduğunda Dragon diye bir şey yok. Yoktur. Ve hani günün sonunda üç dört tane astronotu çok uzun süre yaşatmanız gerekiyor uzayda. Dragon’ın öyle bir ömrü yok. Onun ömrü ISS’e gitmek için yapıldığı için haftalar mertebesinde. SpaceX ya da başka biri de bir oray. Yine yapabilir ya da neyse. Yapabilir. Yapabilir ama ekonomik olması lazım hocam.
Tabii ama zaten ekosistemleri farklı olduğu için daha ekonomik yapacaklardır ama yani buradaki pahalı ekosistemin aslında birçok başka şeyi beslediği, onun için pahalı olduğunu da göz ardı etmememiz gerekiyor. Kesinlikle. Yani bu pahalı ekosistem olmasa diğerleri de olmayacak. En azından başlangıçta. Peki hocam teşekkür ediyoruz. Kaldın mı Kocahan Hüseyin? Benim aklımda olan başka şeyler var ama… Başka şeyler ne hocam? James Webb.
Hocam onu konuştuk. Bir gün yine… Siz yok musunuz James Webb’i konuştunuz ya? Covid oldum. Ha doğru. Gelememiştim. James Webb gelemediniz siz. Doğru. James Webb konuştuk. Yine konuştuk. Biraz daha fotoğraflar biriksin. Arşiv biraz dolaşsın. Tamam. Konuşuruz. James Webb’i her gün izliyorum ben hocam. İnternetsizleştireceğim her gün. Bakıyorum ne fotoğraf falan var diye. Çok yeni bir şey yok fazla öyle. Ama eski fotoğrafları daha iyi işlenmiş halde göstermeye başladılar. Karbondiyoksit bulunması… Karbondiyoksit bulundu evet.
Bir öte gezegenin atmosferinde karbondiyoksit bulunur. O çok önemli. Niye önemli hocam? Çünkü… Sera etkisinin ana ajanı. Ve karbondiyoksit doğal mı? Değil mi? Yapay mı? Yani bir canlılık unsuru var mı? Unsuru mu? Bunlar çok soruyu… Ya da karbon bazlı yaşam var demek mi? Metan ne durumda? Organik madde. Metan çok yerde çıkıyor. Metan çok yerde görülüyor metan.
Doğal metan var ama dünyadaki metanın %60’ı… Organik. Organik. Canlı fare. İneklerden giriyor. İnek olsun başka şeyler olsun. Gaz çıkaran bütün hayvanlardan giriyor. Olsun yani çöplükler de çöplüklerden giriyor. Büyük metan kaynağı. İşte böyle heyecanlı şeyler var. Yani ben bugün ayı dağıtmak istemem tabi ki ama… Ben bir şey söylemek istiyorum. En son kapanışta bu önemli olabilir. Türkiye’nin bu Artemis gibi projelere kesinlikle girmesi lazım. Yoluna girmesi lazım.
Ve nasıl girmesi lazım? Teknoloji ile girmesi lazım. Ne kadar küçük olursa olsun ucundan tutup bir video ortaya girmesi lazım. Bu altın ışıklarınız gereken bir konu. Türkiye’nin de çok önemli bir kanalı var. ESA. Avrupa Uzay Ekimisi. Bizim ülkemiz yani SÖRNE de siz az önce dile getirdiniz. SÖRNE üye olmak üzereydik sonra bir şeyler oldu. Sonra bir şey oldu ne oldu anlamadım. Gerçekten yani harcanacak paralar…
Harcanacak paralar… ESA çağırdı gitmedik biz gelelim dedik şimdi bakalım. Şimdi onlar bakalım diyorlar. Bu 50-60 milyon doları… Ama biz davet ettin en başında. Tabi tabi biz gitmedik yani. Bu 50-60 milyon doları veriyorsunuz ama sizin uzaya yönelik teknoloji geliştiren şirketlerinizi onu ihale ederek… İhale geliyor belki milyarlık ihale geliyor sizin kapasiteze göre. Tabi tabi. ESA’nın halkası çok yüksek ama şu an üstelik. Bu üze dönecek para. Ben şunu düşünüyorum asla bakarsanız yine Ticari Uzay. Hani ESA bir devlet dairesi gibi çalışıyor ve çok yavaş ilerleyen bir… ESA ile beraber çalışırsa teknoloji ediyorsun. O teknolojiyi sonra Ticari Uzay işe dönüştürmen daha mümkün. Olabilir. Olabilir ama ben direkt olarak Ticari Uzay’a da konsantre olabileceğini Türkiye’deki firmaların düşünüyorum. Yapılabilir. Artemis Proje Setsi buna ön ayak olabilir. Çünkü ihtiyaçlar ortaya konuluyor. Bunu yapabilecek kabiliyetler Türkiye’de gelişirse bunun karşılığını alırız.
Altta şey var. Sizin programın sponsorunun şu an uzay şirketi var. Altı ayda videoyu yapıp uzaya gönderdiler ve çalışıyor. Türkiye’de var. Gerçekten muazzam ilerlemeler var. Evet evet yani o… Hocam Türkiye’den çok acayip büyük yani. Gövdeye bakıyorsunuz böyle yani… İnanılmaz kapasitesi var. Müthiş bir esnekliği var falan. Tek sorun şu yani beyinle gövde arasındaki uyum problemi var.
Bir de genellikle beynin en parlak kısmı çalışmıyor, kullanılmıyor böyle kenara bırakılıyor. Yoksa Türkiye’de her şey var. Yeter ki gençler istifalini… Hocam bazı ülkelerin yönetilme sorunu vardır. Bazı ülkelerin yönetilme sorunu var. Türkiye’yi artık hangisine koyarsınız ben bir şey demeyeyim sonra ceza veriyorlar. Programı kapatalım. Kapatalım diyorsun ki sen zıvandan çıkıyorsun Fatih. Programı kapatalım. Zorlu diyorsun. Yine bazı şeylere şahit olmak bile izlerim. Çok tehlikeli. Şahitliye şahitliye çağırırlar başına belal gelir. Ben görmedim de diyemezsiniz. Hocam çok teşekkür ederim. Vazza sağlık. İnşallah izleyenler de memnun olmuştur. Teşekkür eden izleyicilerimiz var. Rica ederiz. Vazifemiz bu. Sizler de iyi ki varsınız Türkiye’de böyle işle uğraşan insanlar olması benim çok mutlu ediyor. Çünkü baktığımız zaman sokağa, mokağa falan, işte bizler önceki, sonraki programlara falan nelerle uğraşıldığını gördüğünüz zaman bazen moralizm uzuluyor ama Türkiye Allah tarafından onlar da nebaret değil. Hatta Türkiye aslında bunların daha fazla olduğu, genç nesninde çok iyi geldiği bir yer.
Hiçbir yerde gençlerin ya da gelen nesninde, var olanların yüzde yüzü bu işlere bakmıyor ama elit bir azınlığın bunlara bakması o ki böyle yukarı doğru çekiyor. Bize de o elit azınlık kıymeti bilinmese de var Allah tarafından. Sağ olun. Herkese yarın akşam siyaset konuşacağız. Konu ne? Unuttum. Vallahi unuttum. İyi bir konudur muhakkak ki. Neydi? Yarın ne yapacağız? Yavuz Ağaralıoğlu gelecek. Yavuz Ağaralıoğlu gelecek İYİ Parti’den, İYİ Parti’nin şahinlerinden kendisi. Bu şey konusu var ya, HDP’den milletvekili, HDP’den HDP’li bakan olabilir falan diye CHP’den böyle bir yetkili olmayan ama konuşan Sayın Gürsel Tekin söyledi. Bununla ilgili bir tarşa başladı. İYİ Parti buna ne diyor? Yarın onu soracağız. Özellikle Sayın Ağaralıoğlu’na bu altın masaya dağıtacak bir girişim mi yoksa değil mi diye. Diğer bölümde de Bekir Ağaralı var. Anketler, kim nerede, kim ne oluyor, kim ne beklenti falan, kim adal olursa ne olur. Çok sayı vermiyoruz ama genel bir girişata bakacağız. Yarın akşam istiyorsanız bekleriz. Yani siyaset konuşacağız. Bugünkü kadar keyifli mevzular değil ama önemli mevzular Türkiye’nin altında.
Yarın görüşürüz. Hoşçakalın.