Yunan kuvvetleri nasıl mağlup edildi? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=oTvzesoWreg.
Büyük Tavruz Öncesi, güçler dengesi nasıl? Çünkü son zımarda siz de muhakkak duyuyorsunuz, işte ya Kurtuluş Savaşı dediğinde ki 4-5 bin tane adam, 3-5 bin tane Yunanlı ile savaştı. Öyle büyük bir şey değildi. Hatta son olarak meclis başkanı bile yani ne kurtuluşu, adamlar kendi kendine çekebittiler noktasında bir abesle iştigal cümle kullandı. Hakikaten bu kadar zayıf mıydı güçler yoksa ciddi… Mesela Türk kuvvetleri, Sakarya Meydanbahar’ı, pardon Büyük Tavruz Öncesi ne kadardı, Yunan kuvvetini dek karşılığı güçler dengesi nasıldı? Şimdi eğer bu olaylara bir sebep eşittir bir sonuç gözüyle bakarsanız çok büyük yanılgılara düşersiniz. Birden fazla o kadar karmaşık ilişkiler yumağı var ki burada. Mesela Fransızların güneyi tahliye ederek Antep’i, Urfa’yı, Maraş’ı çekip gitmesi. Yani sadece Antep savunmasıyla açıklanamaz. Bunun içerisinde mesela en önemli faktörlerden biri Alman tehdidi.
Almanlar Versaiden sonra tekrar palazlanıp Fransızların ruhurda kapısına dikiliyorlar. Ve Fransız parlamentosunda inanılmaz tartışmalar dönüyor. Sonunda ulaşılan sonuç, çok fazla uzatmadan ben özet geçmeye çalışayım, şu. Özellikle ilk o dönemde seçimde gelen Milrand daha sonra Cumhurbaşkanı oluyor, iç seçimde onun yerine Briant, Aristide Briant. O dönemde sol aşırı sol. Muhalifler ve iktidarlar bu şekilde.
Gereğinden fazla asker yurtdışında 35 bin, işte Anadolu topraklarında 30 bin, Kral Faysal ile mücadelede şeyde Faysal ile daha doğrusu Suriye’de 65 bin asker. Yılda 1 milyar 800 milyon Frank para harcıyoruz. Ne için? Hiçbir şey kazanmıyoruz. İngilizlerden ağır bir kazık yedik. Ve artık kendi politikamıza dönmemiz lazım. Çünkü kapımıza Almanlar bir kez daha dayandı. Üçüncü kez işgal edileceğiz korkusuyla.
Kademeli olarak yavaş yavaş tahliye etmeye başlıyorlar. Şimdi Fransızların ciddi anlamda siyasetinin değiştiğini ve bunda tabi Franklin Bouillon’un ya da gelen diğer Fransız yazarların, gazetecilerin etkisinin de çok olduğunu görüyoruz. Onların etkisiyle Fransız kamuoyu öyle bir dönüyor ki, İngilizlere karşı öyle bir cephe alıyor ki, bir çıkan Fransız gazetesinde mesela Bursa üzerinde, Bursa yakınlarında
bir Türk uçağının, savaş uçağının, Yunan yine hangarlarını bombaladığına dair bir haber var. Orada uçağımız diye bahsediyor ve Yunanlardan düşman diye bahsediyor. Bu noktaya gelmiş durumda. Zaten o en son yine konuşuruz Çanakkirizi döneminde zaferden sonra, Çanakkirizi döneminde Puencare’nin Türk Dışişleri Bakanı’ndan daha etkili davrandığını İngilizlere görüyoruz. Resmen karşı kutuplara geliyorlar artık. Adı üstünde olan bir müttefiklik var orada. Ama İngilizler en ufak bir şekilde Lord George’un tavrında şey yok ve asıl düşmanın Lord George olduğu belli. Yunanların gücüne gelince, şimdi birincisi Yunan ordusunu küçümsemek kadar ben çok büyük bir hata görmüyorum. 200.000’i aşkın asker var. Anadolu’da. Anadolu’da ve biz buna Trakya’daki 4. Kolordularını katmıyoruz bile. Şimdi Yunan ordusunun gücünü kıran şey yine kendi iç dinamikleri.
Bir orduya siyaset bulaşırsa nasıl rezil kepaze olurun en güzel örneğidir Yunan ordusu. İçine düştüğü durum. Yoksa savaş donanımı açısından, asker varlığı açısından en ufak bir eksikliği yok. Peki bu Yunanistan’ın kendi gücü mü yoksa İngiliz desteği mi? Başta İngilizlerin hatta Fransızların desteği çok yoğun. Ama geçen zaman içerisinde Lord George artık zaten Yunanlıları 3. Koz olarak sahneye sürmüş.
İlk başta ilk işgale başladıklarında Türk kamuoyunun cılız bir takım hani tepkiler olsa da çok fazla ileri gitmez. O yüzden o dönemde ilk sarıldığı şey Damat Ferit. Damat Ferit ve İstanbul Hükümeti bunu kullanmaya çalışıyor. Fakat Damat Ferit’in İstanbul Hükümeti’nin Halife’nin çok da fazla Anadolu üzerinde artık hükmünün kalmadığını, Türk milletinin artık bir milli bilinçle karşı koyan bir refleks ortaya koyduğunu gördüğü andan itibaren hemen bir oyuncu değişikliğine gidiyor. Ara geçişte B planı kendisi.
Mesela Haziran 1920’de Adapazarı G ve yöresinde bizim birebir İngilizlerle muharebelerimiz var. Haydarpaşa’daki İngiliz mezarlığında orada o muharebeler dönen İngiliz askerlerinin mezar taşlarını görebilirsiniz. Hani İngiliz ile savaşmadık ki falan var ya bal gibi savaştık. İngilizler çok ağır kayıplar verdi özellikle Hint alaylarıyla. 242. Tugayları çok ağır kayıplar verdi. Nerede bunda hangi bölgede?
Adapazarı, İzmit bölgesi. Ali Fuat Cebesoy birlikleriyle 24. Tumen birlikleriyle İngilizlerin çok ciddi muharebelerler. 28. Tumen ve 242. Tugayları İngilizlerin. Fakat kendi varlıkları artık sıkıntı çünkü o dönemde yıllardır savaşmakta olan çünkü 1. Dünya Savaşı’ndan bakıyor asker bunlar. İsyanları başlıyor. Bizi terhis edin, bizi terhis edin. Kamuoyu baskısı Henry Wilson Genelkurmay Başkanı inisiyatı feyale alıyor ve baskı yapmaya başlıyor hükümet üzerine. Çok büyük baskı o zaman. Çanakkale deniplerinin büyük baskı var. Tabii. Şimdi bu baskının altında Lloyd George bir taşeron aramaya başlıyor. Kendisi de savaştıkça kaybettiğini de görüyor. İşte bu dakikada Venizelos’un da burada ben varım beni alın hevesini görünce Yunanları sahneye sürüyor. Bu dakikalarda Yunanlara desteği var. Fakat çok kritik bir hata yapılıyor. Aslında bu en son da belki konuşuruz Çanakkale kriziyle de bağlantılı. İngilizler artık Yunanların arkasından çekilmeleri gerektiğini fark ediyorlar. Niye fark ediyorlar? Şimdi Yunanlar aslında Mondros’tan sonraki bütün işgaller geçici işgal çünkü ortada daha bir barış anlaşması yok. Savaş hukuku bitmemiş. Sadece bir ateşkes imzalanmış. Yunanlara verilen İzmir bölgesi de bu şekilde. Fakat Yunanlar o bölgede kalıcı bir işgal ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Bu Fransa’nın da İtalyanların özellikle çok büyük tepkisini çekiyor.
Şimdi bu şartlar altında Yunanlarla karşı karşıya gidiyorlar ve bütün müttefikler ortak olarak teklif ediyorlar. Özellikle Londra konferansı çıkmaza girince, biz sevri kesin bir diller et dedince. Ve bir ara buluculuk teklifleri var. Diyorlar ki biz bir ara buluculuk yapalım, aranızı bulalım. Artık bir barış anlaşması imzalansın da yani işgal olacaksa da olmayacaksa da bu resmiyete dökülsün. Burada Lloyd George’un bir ikil oyunu var.
İngiliz hükümetini temsil eden Dışişleri Bakanı resmen bu ara buluculuğu teklif ederken Lloyd George kapalı kapılar arkasında Rizogram Bey’e, Yunan büyükelçisine ve Kalageropoulos’a, Yunan temsilcisine ara buluculuğu kabul etmeyin. Uzatabildiğiniz kadar uzatın. Sevre benzer sizin lehinize bir anlaşma imzalanacak merak etmeyin. Yunanlar da bu ara buluculuğu reddediyorlar.
Şimdi olayın resmi boyutunda yani paralel yapıyı bir kenara bırakırsak resmi boyutunda İngiliz hükümetinin teklifi reddediliyor, refüze oluyor. Fransızlarınki refüze oluyor. İşte o dakikadan sonra İngilizler diyorlar ki hükümet açıklamasıyla artık biz tarafsızız. Herhangi bir şekilde yani Yunanistan ya da Türkiye ikisinden birini tutmuyoruz, desteklemiyoruz. Tarafsızız diyor. Bu aslında bizim de işimize gelen bir şey. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın da beyanatı var. Bu ifade de hükümetin başındaki Lord George şunu söylüyor, Türkler sevri kabul etmediğine göre artık geçersiz bu durumda biz de tarafsızız. Yani sevri kabul etmediğimizi İngilizlerin de kabul etmesi, içselleştirmesi siyasi olarak aslında bir kazanım. Ama sevri kabul etmeyen aslında Ankara hükümeti. Elbette. Çünkü sevri her ne kadar Vahdettin hani deniyor ya Vahdettin kabul etmemişti.
Ya Vahdettin Saltanat Şurası’nın başındaki adam, Saltanat Şurası onaylıyor sevri. İstanbul bal gibi kabul ediyor bunu. Ama Ankara bir paçavradır diyerek reddediyor. Peki Türk ordusuna kadar o sırada? 200 bin Yunan askeri var burada. Türk ordusunun Kuvay Milliyenin toplamı ne kadar? Şimdi Sakarya Meydan Muharebesinden çıktığımızda dediğim gibi biz de çok hırpalanmıştık ama yaklaşık 60 bin tüfek. 60 bin. Ordu, mevcudu farklı şeydir. Muharebeye giren biz onu tüfekle anlarız. Mesela süvariden de aynı şekilde kılıç diye bahsederiz. 60 bin tüfek ama geri planına baktığınızda destek hizmetleri, bağlılar dediğimiz istihkamcılar, şunlar, bunlar, aşçı kıtaları bunların hepsini kattığınız zaman 120 bin civarında bir mevcut. Ama savaşabilecek kapasitonu 60 bin. Bu büyük taruza kadar peyder pey artık tüfekler de standartize ediliyor o sırada.
100 bin tüfeğe çıkıyor büyük taruz arifesinde ama ordunun toplam mevcudu 200 bin civarında.
Yani güçler sayısı olarak eşit.