ABDULHAMID HAN ÖYLE BİR MEZAR BULDU Kİ! OSMANLI DA YAŞANMIŞ MEDUSA OLAYI VE ŞAHMERAN

ABDULHAMID HAN ÖYLE BİR MEZAR BULDU Kİ! OSMANLI DA YAŞANMIŞ MEDUSA OLAYI VE ŞAHMERAN videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RNscPNSqxnc. Sırdaş isimli kitabında öyle ilginç şeyler anlatmış ki Oktan Keles, belki de Osmanlı tarihinde yaşanmış en ilginç olayı anlatacağım birazdan sizlere. Gerçekten aramızda insana benzeyen başka canlılar olabilir mi? Sırdaş isimli kitabında öyle…

ABDULHAMID HAN ÖYLE BİR MEZAR BULDU Kİ! OSMANLI DA YAŞANMIŞ MEDUSA OLAYI VE ŞAHMERAN

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=RNscPNSqxnc.

Sırdaş isimli kitabında öyle ilginç şeyler anlatmış ki Oktan Keles, belki de Osmanlı tarihinde yaşanmış en ilginç olayı anlatacağım birazdan sizlere. Gerçekten aramızda insana benzeyen başka canlılar olabilir mi? Sırdaş isimli kitabında öyle ilginç şeyler anlatmış ki Oktan Keles, belki de Osmanlı tarihinde yaşanmış en ilginç olayı anlatacağım birazdan sizlere. Gerçekten aramızda insana benzeyen başka canlılar olabilir mi? İstanbul Dünya tarihinin en önemli şehirlerinin belki de başında geliyor. Kim bilir altında yatan ve keşfedilmeyi bekleyen daha ne sırlar vardır? İşte o gizemlerden birisini gelin hep beraber tekrar hatırlayalım. Medusa efsanesini hemen hepiniz duymuşsunuzdur. Mitolojik bir karakter olan Medusa, günümüzde Aydın’ın Didim ilçesindeki Apollon Tapınağı’nda ve İstanbul’daki Yerebatan Sarnıcında mozaik ve hekellerine rastladığımız, gözlerine bakan kişileri taşa çevirdiğine inanılan yılan vücutlu dişi bir yaratık. Günümüze kadar anlatılan efsaneleri ne kadar doğrudur bilemiyoruz. Allah’ın yaratmış olduğu, bizim bilmediğimiz başka alem ve canlıların olduğunu düşündüğümüzde insan acaba diyor.
Kimi insan onların varlığına inanmazken, kimisi de cinlerin kılık değiştirerek yılan bedenine girmiş halleri olabileceğine inanıyor. Kur’an’da bir ayette Allah’ın bir kavmi cezalandırarak onları maymuna çevirmiş olduğundan bahsedilir. Bu da ilginç bir ayrıntı.
Yılan bedenine sahip insanların varlığına tarihte o kadar çok rastlıyoruz ki, onlardan biri de yine hemen hepinizin duymuş olduğu Şahmeran.
Üstelik şimdi anlatacağım bu yarı insan, yarı yılan canlıların sadece geçmişten gelen söylentiler olmadığı, günümüzde dahi hem Türkiye sınırları içinde hem de dünyanın çeşitli bölgelerinde onları gören kişilerin anlattığı, insanların tüylerini ürperten olaylara da değineceğim.
Artık ne kadar doğrudur bilinmez fakat olur da böyle bir canlı ile karşılaşırsak dikkat etmekte yarar var diyerek bakalım Osmanlı zamanında bu konuda neler yaşanmış dilerseniz o inanılmaz olayla başlayalım. YIL 1456
Aklında bin bir türlü tilkilikler olan İtalya’daki bir kurul ne yapıp ne edip Fatih Sultan Mehmet’e ulaşmaya çalışıyordu. Araya birçok tanıdık kişiyi ve elçileri soktular. Yanlarına da aldıkları onlarca hediye ile beraber geldiler Padişah’ın ayağına kadar. Fakat problem şu ki Fatih Sultan Mehmet onları huzuruna kabul etmeyerek ısrarla görüşme taleplerini reddediyordur.
Fakat İtalyan kurul ısrarcıdır. Bunun üzerine Padişah bu kişilerle görüşmesi için veziri azamı görevlendirir. Böylece Venedik’ten gelen heyet ve Padişah bir şekilde ilk bağlantıyı kurmuşlardır. Yapılan görüşmenin konusu çok ilginç. Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Sarnıcı içerisindeki hazine.
Tuhaf bir şekilde İtalyan heyet Yerebatan Sarnıcı’nın içinde çok önemli bir hazine bulunduğunu ama bu hazinenin yerini sadece ve sadece Padişah’a söyleyebileceklerini dile getirerek bir kez daha Fatih Sultan Mehmet ile görüşmek isterler. Veziri azam İtalyanlarla yapmış olduğu bu konuşmayı Padişah’a aktarır. Duydukları üzerine Padişah bu işin içinde bir iş var diye şüphelenmiştir.
Siyasi açıdan oldukça yetenekli olduğu bilinen Fatih Sultan Mehmet İtalyanlarla yüz yüze görüşmeyi kabul eder. Böylece tarih belirlenir ve Venedikli kurul Padişah’ın huzuruna çıkarak anlatmaya başlar. Yerebatan Sarnıcı diye bilinen mekanın içerisinde önemli bir hazine bulunmakta. Fakat hazine dediysek bunu altın, gümüş, elmas gibi maddi değeri olan şeyler olarak algılamayın.
Basittiğimiz hazine özel yapılmış bir lahit ve lahitin içindeki cesettir. Peki neydi bu lahiti böylesinde bir hazine değerinde kılan şey? Venedik’ten gelenlerin şimdi söyleyecekleri şey oldukça dikkat çekici. Çünkü lahitin içinde bulunan beden efsanevi Medusa’ya ait.
Söylediklerine göre Medusa mumyalanmış bir şekilde bu lahitin içinde duruyor. Fatih Sultan Mehmet’e bu lahiti onlara vermesi karşılığında birçok şey teklif etmişler. Sırdaş kitabında anlatıldığına göre İtalya’dan gelen bu kurulun gizemli paganist bir tarikatın üyesi oldukları olası.
Padişahın bu lahitin çıkarılmasına izin verip vermediği konusu bir sır olarak kalmış. Fakat gizemli lahitin Yarabatan Sarnıcı’nın derinliklerinde bir yerinde saklı olduğu bilgisi Sultan Abdülhamid Han’a kadar ulaşmış. Gizemli ve sırlı olaylarla bu tarz hikayelere karşı oldukça ilgisi olduğu bilinen Abdülhamid Han’ın Dedektif Sherlock Holmes hikayelerini bile İngilizce’den Osmanlı’ya çevirtti ve bunları kütüphanesinde bulundurduğu bilinmekte.
Bu yüzden Fatih Sultan Mehmed’e gelip ona lahitten bahseden İtalyan heyetin söylentilerini öğrendiğinde bu konu onu bir hayli heyecanlandırmış. Abdülhamid Han devleti aliyyenin bunca işiyle uğraşırken Yarabatan Sarnıcı içindeki bu gizemi es geçmek istememiş ve birkaç bilir kişiyi görevlendirerek bu konu hakkında araştırma yapmasını sağlamış. Önce Padişahın zamanında gelmiş olan İtalyan heyeti tekrardan bulup itibata geçmişler.
Bu heyetin kimliklerini ve ait oldukları örgütün kim olduğunu öğrenmiştir Abdülhamid Han. Yazarın kitabında anlattığına göre ise bu heyetin muhtemelen o hepimizin bildiği örgüt olabileceği yönünde. Heyetin laiti çıkarmaları karşılığındaki isteklerini kabul etmeyen Abdülhamid Han bu laiti edinmiş olduğu birtakım kısıtlı bilgiler çerçevesinde kendisi çıkarmaya karar vermiş.
Abdülhamid Han’ın görevlendirdiği, aralarında Yıldız İstihbaratının en seçkin üyelerinin de bulunduğu ekip uzun uğraşlar sonunda Yarabatan Sarnıcının bugün ziyaret ettiğimizde görme imkanımızın olmadığı kapalı olan dehlizlerinden birinde söz konusu laiti bulmuş. Benim de her ziyaret ettiğimde çok etkilendiğim Yarabatan Sarnıcının bugün görebildiğimiz kısmı aslında küçük bir bölümü.
Çünkü öyle dehlizlere sahip ki burası bir ucu Halic ile bir ucu Ayasofya ile hatta bindir birek sarnıcı ile bağlantılı olduğu bilinmekte. Fakat günümüze gelene kadar bu dehlizlere hep duvarlar çekilmiş, girişleri kapatılıp örtülmüş. Kim bilir bilmediğimiz ne sırlar yatmaya devam ediyor Yarabatan Sarnıcın derinliklerinde. Dönelim laite. Abdülhamid Han gizemli laite ulaşmıştı. Oktan Keles’in kitabında anlattığına göre esrarengiz lahti bizzat kendi yerinde görmüş ve tonlarca ağırlıktaki bu lahtin kapağını indirtmişti. İşte o sırada hayret verici bir görüntüye tanık olmuş. Çünkü lahtin içinde görenleri dehşete düşüren bir şey varmış. İnsan başına benzeyen, D bir yılanı andıran, mumyalanmış fakat öte yandan da bozulmaya başlamış bir yaratık. Abdülhamid Han ile birlikte çok az kişi bu görüntüye şahit olmuş. Çok geçmeden Abdülhamid Han bir ferman yayınlamış ve görülen bu lahtin içindekinden kimseye bahsedilmemesini emretmiş.
Yapılan toplantılar neticesinde lahit ve içerisindeki yaratığın halk içinde çeşitli fitnelere sebebiyet verebileceğinden dolayı bu olayın gizlenmesine karar verilmiş. Fakat onların haricinde bu lahttan haberleri olan yurtdışı kaynaklı bir örgüt hala varlığını korumakta. Bu yüzden zekice bir karar alarak lahiti gün yüzüne çıkarmaya karar verirler. Fakat önemli bir detayla lahit gün ışığına çıkartılacak fakat içindeki mahlukat ortadan kaldırılacaktır. İlginç bir bilgiye göre bu lahitin orada bulunduğunu bilen çeşitli örgütler asırlar boyunca orada ayin yapmaktalarmış. Tonlarca ağırlığa sahip olan lahit dönemin en güçlü hamallarıyla güçlükle gün yüzüne çıkartılmış ve bugünkü Fatih Camii’nin avlusuna götürülüp orada halka kısa süreliğine teşhir edilmiştir.
Tabi içi boş olarak. Sultan Abdülhamid Han o gün lahtin fotoğrafının çekilmesini emretmiş ve devrin gazetelerinde o fotoğrafı yayınlatmış. İşte o dönem gazetede çıkan o fotoğraf.
İşin ilginç yanı ise gazetenin diğer sayfalarına İstanbul’daki çeşitli kütüphanelerde ulaşılabilirken bu sayısı kayıplara karışmış. İnanıldığına göre bilinmeyen bir güç tarafından Medusa’nın lahtinin yayınlandığı bu gazetenin tüm nüsaları toplatılarak ortadan kaldırılmış.
İçi boş lahit ise daha sonra Molla Fenari İsa Camii’nin hemen yanında bulunan Kraliçe mezarlarının orada bir yere konulmuş. Yaratığın ve lahitin bundan sonraki akıbeti bilinmiyor. Kimilerine göre lahitin peşine pek çok yabancı düşmüştü. Bu yüzden ülkelerine kaçırmış olabilecekleri iddiası bulunmakta.
Bugün Vatikan’a baktığımızda yılanın ne kadar önemli bir rol oynadığına, Papa’nın toplantı salonunun bile yılan şeklinde inşa edilmiş olduğundan anlayabiliyoruz. Peki gerçekten böyle bir şey olabilir miydi? Yani yılan vücuduna sahip insana benzeyen varlıklar ne kadar gerçeği yansıtmakta?
Söz konusu bu durum sadece Medusa efsanesinde anlatılmıyor. Hepimizin bildiği Şahmeran’dan dolayı zaten bu canlılara aşikarız. Şahmeran efsanesinden günümüzde hala Çukurova ve çevre illerde sıkça bahsedilmektedir. Belinden aşağısı yılan üstü ise insanı andıran yaratık. Hatta öyle ki Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Lokman hekimin rivayetlere göre Şahmeran’la karşılaşmış olduğu ve yılan bedenine sahip bu canlı ile konuşmuş olduğu anlatılmakta. Söylendiğine göre bir gün Cemşap isimli bir genç, arkadaşları tarafından kuyunun birinde yalnız bırakılır. Cemşap kuyudan çıkmaya çalışırken yolu Şahmeran ile kesişir ve Cemşap’ı çok sever. Tıpla ilgili tüm bildiklerini en ince ayrıntısına kadar öğretir. Kimi büyüklerin anlattığına göre Cemşap Kur’an’da bahsi geçen Lokman hekimin ta kendisidir. Ne kadar doğrudur bilinmez fakat Şahmeran’la karşılaştığını söyleyen insanlar günümüzde de oldukça fazla. Endonezya’dan Adana’ya kadar bu yılanımsı insanlarla karşılaştığını ve bu durum karşısında dehşete kapıldığını anlatan birçok insan bulunmakta. Dahası Adana’da bulunan Tarihi Yılan Kaleni Şahmeran’la bağdaştırılması olayı daha da ilginçleştiriyor. Gerçekten ilginç. Aramızda yarısı insan yarısı yılan canlılar var mıdır Allah bilir.
Fakat son zamanlarda dünyayı şekillendirenlere baktığında çok da şaşırmıyorum açıkçası. Çünkü kimisi yılan kimisi yalan.