"Enter"a basıp içeriğe geçin

Anadolu’da Yaşam | Göl | TRT Belgesel

Anadolu’da Yaşam | Göl | TRT Belgesel

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LSlXzmw8pJg.

Anadolu. Medeniyetlerin doğup geliştiği topraklar. Tarımın, ticaretin, bilimin kaynağı. Tarih boyu bu toprakları özel kılan bir şey vardı. Üzerinde yeralan yeryüzlü şekilleri ve bitki örtüsü. Dağlar, akar sular, oğalar. Yalnızca coğrafyamıza değil, insana ve onun hayatına da şekil verdi. Kimi zaman fırsatlar sundu, kimi zaman sorun çıkararak çözüm bulmaya zorladı. Anadolu’da yaşam tüm bu şekillerin etrafında devam ediyor.
Göller, yeryüzünün hayat dolu çukurları. İçinde yaşattığı canlarla başlı başına birer ekosistem.
Anadolu’nun bereketli toprakları da irili ufaklı birçok göle ev sahipliği yapıyor.
Çeşitli oluşum süreçleri sonucu ortaya çıkan birbirinden farklı göller Anadolu insanının hikayelerine şekil veriyor.
Her yıl Çetin kış koşulları Anadolu’yu etkisi altına aldığında yaşam kar ve buzun altına çekiliyor. Toprak derin bir uykuya dalarken hava sıcaklığı da eksi 30 dereceye kadar düşüyor. Bu durum geçim kaynaklarını kısıtlasa da doğaya meydan okuyanlar farklı yollar geliştirmeye devam ediyor. Tıpkı ağrı taşlı çaydaki balık gölünde olduğu gibi. 34 kilometre karelik buzdan bir ovayı andıran göl bölgedeki balıkçıların yegane geçim kaynağı. Hasan ve Ercan da Türkiye’nin en yüksek rakımlı gölünde balıkçılık yapan iki kardeş.
Geçinebilmek için donmuş gölle beş ay boyunca mücadele etmek zorundalar. Üstelik her türlü tehlikeye açık halde. Gölde balık avlamanın ilk koşulu kendine her zaman güvene almak. Onlarda şu an bunu yapıyorlar.
Buranın havası hiç belli olmuyor. 10 dakika değişiyor yer. Bir baktığında fırtınadır. Bir bakıyorsun çok güzel, bir baktığında çok güneşli. Bir baktığında hemen yol kapanıyor. Tabii ki bizim onu göre biz de önümüzü alıyoruz yani. En azından 150-200 tane çubuk alıyorum. Ondan sonra 10 metre çubuğumuzu dikiyorum. Önemli öyle alıyorum. O çubuk benim yolumdur yani. Fırtına olduğu zaman evi kaybediyorum.
O çubukların sayesinde evi bulup geliyorum. Olmasa biz kayboluruz. Günün ilk işi önceden attıkları ağa kontrol etmek.
Bir metrelik kalın buz sonunda kırılıyor. Artık ağı çekme vakti.
Ağalar bomboş. Bu durum kardeşlerin canını sıkıyor. Fakat kaybedecek vakit yok. Ağı yeniden göle bırakmalılar. Git hemen. İpçak dondu ha.
Biraz acalayın. Hocam at ulan çabuk at. Gelmiyor gelmiyorlar. Bu böyle su. 30 derece. Biraz seriyor. Biraz seriyor. Hava soğumadığı. Hocam at ulan çabuk donuyor çabuk.
Çay çay çay. Ağalar serildi. Gölün onlara balık verip vermediğini görmek için bir gün beklemek zorundalar. Ama eve eli boş dönemezler. Ne de olsa geçimleri tutacakları balığa bağlı.
İkiye ayrılıp oltu atmaya karar veriyorlar. Nasibin nereden geleceği belli olmaz.
Kışın çok zor. Yazın biraz gündür gidip mesela 50 kilo tutuyorum. Şu anda gitsem bir tane tutamıyoruz. İki tane tutamıyoruz yani. Eve boş döndüğümüzden yani çok zordur. Ya zordur hem ev için zordur hem de evin içine zordur. Yani evin içine zordur. Yani evin içine zordur. Yani evin içine zordur. Yani evin içine zordur.
Hele boş döndüğümüzden yani çok zordur. Niye zordur? Hem ev için zordur hem bizim için zordur. Acaba bu akşam ne yiyeceğiz? Balık olmadan yemek yapmışlar. Balık mı beklediler? Ebe gelip hanım hanımefendi bekliyor. Ya bak seni bekliyorum. Niye bekliyorsun? Vallahi balık gelecek diye bekliyoruz. Ama balık olmasa biz burada burada burada ne bekliyoruz?
Bir balık kimseye yetmez ama hiç yoktan iyidir. Hasan’ın keyfi yerine geliyor. Av kardeşler için verimsiz geçse de şansların döneceği bir an gelecek. Sadece beklemeleri gerek. Ama sıfırın altında 30 derecede kimse hareketsiz kalmak istemez. Havanın durumu Hasan’ı endişelendiriyor. İşler her an tehlikeli bir hal alabilir. Toplanıp dönmeye karar veriyor. Fakat önce Ercan’ı bulması gerek.
Ve korkulan oldu. Fırtına başladı. Saniyeler içinde göz gözü görmeyecek bir hal aldı. Hasan bu duruma alışkın. Ama her zaman doğanın kazanacağını biliyor.
Bu meydana okunabilecek bir durum değil. Bir an önce Ercan’ı bulup dönüşe geçmeliler. Aksade donmaları işten bile değil. Ercan! Rüzgar acımasız yüzünü gösterirken kardeşini arayan Hasan savrulmamak için direniyor.
Ercan! Neredesin Ercan? Üstelik bir metre öteyi zor görüyor.
Ercan! Ercan! Sen beni iyi biliyor musun? Öyle bir havada yönünü şaşırmadan ilerlemek onun için bile güç. Sakinliğini koruyup iç güdelerine güvenmek zorunda. Yoksa kardeşini bir daha göremeyebilir. Ercan! Neredesin Ercan? Hadi yürü, yürü!
Neredesin Ercan? Neredesin Ercan? Buradan iki kez donma tehlikesi atlatan Hasan, tehlikenin farkında. Ağır ve kararlı adımlarla ilerlemek zorunda.
Başka çaresi yok. Sonunda Ercan’ı görüyor.
Tipi’ye rağmen ona ulaşmayı başardı. İki saat seni aradım, o kadar bağırdım ki Ercan diye. Artık ikisi için de eve dönme vakti. Gelirken dikilen çubuklar, dönerken yol boyunca onlara eşlik edecek.
Hasan ve Ercan bugün emeklerinin karşılığını alamamış olabilirler. Ama Tipi’ye rağmen hayatta kalmayı başardılar. Önemli olan da bu. Onlar her an sınandıkları bu gölde,
kış boyunca mücadeleye devam edecekler. Ta ki buzlar eriyene kadar. Yeşil ördek gibi daldım göllere. Sen düşürdün beni dinledinlere.
Ne sen beni unut ne de ben seni.
Ne sen beni unut ne de ben seni.
Anadolu göçmen kuşların göç rotası üzerinde yer alıyor ve sahip olduğu gölleriyle onlar için mükemmel bir konaklama imkanı sunuyor.
Ulu Abad Gülü kıyısındaki eski kara ağaç köyü sakinleri yıllardır göçmen kuşlarla iç içe bir yaşam sürmüş. Burada kuşlar özellikle leylekler çok seviliyor. Öyle ki leyleklerin rahatını sağlamak için onlara özel yuvalar hazırlanıyor.
Balıkçı Adem ve leylek yarenin masası dostluğu da işte bu köyde başlamış. Yarenleyle tanışmamın şey 2011 yılında oldu Mart ayında Mart’ın üçünde hiç unutmuyorum.
Balık alarken kayyama geldim. Ben şaşırdım dedim. Şimdiye kadar leylek görüyoruz ki önümüzde de böyle kaya konan leylek hiç görmemiş. Ben baktım. Ayvan bana bakıyor. Ben ona bakıyorum. Ağa topluyorum balıkları alıyorum gölden.
Bir ufak balık tekeri dedim vereyim bakalım ayvan. Verdim attım böyle havada kaptı. Ve ertesi sabah yine geldim. Ertesi sabah yine yine derken on yıldan beri altı ay her sene Mart’tan Avustos’a kadar Yarenleyle beraber ben balık alıyorum.
Ayın başında duruyor bekliyor beni. Sonra karnı doyunca yuvasına gidiyor. Adem ve yaren leyleğin dillere destan dostluğu her yıl. Göç mevsiminde yarenin köye gelişiyle kaldığı yerden devam ediyor.
Yarenin dönüş zamanı yaklaştığında Adem’in heyecanlı bekleyişi de başlıyor. Yaren bugün de gelmedi. Üstelik ağlarda balık da yok. Adem’in keyfi kaçtı. Fakat devam etmek zorunda. Göğün ilerisine bıraktığı paragat oltalarını kontrol edecek. Belki de bugünün nasibi oradadır. Bugünün nasibi turna balığı oldu.
Daha bereketli günleri de oluyor. Fakat Adem için ne kadar balık tuttuğunun önemi yok. Elini boş çevirmeyen göle minnettar.
Gölyazı Uluabat Gölü’nün üstünde ince bir hatla ana karaya bağlanan küçük bir yarıma da. Turistik bir köy olan Gölyazı balık restoranlarıyla ünlü. Adem de tuttuğu balıkları genellikle burada satıyor.
Nihayet mesai bitti. Biraz dinlenmek Adem’e iyi gelecek ama aklı hep yarenininde. Şubattan sonra artık bana heyecan basıyor. Acaba gelecek mi acaba gelecek mi? Bir ay çok stres yapıyor son bir aydan. Geçtiği zaman gününde mesela ben Mart’ın 1’inde bekliyorum onu. Mart’ın 1’inden 3’ünde mi 5’inde mi geldi? O 3-5 gün var ya bana uyku yok yani. Hemen kalkarım sabahın erkenden giderim yuvasına bakarım ay gelmemiş işte. Şimdi buruk acı dönerim. Bir iki saat sonra acaba geldi mi? Yine bakarım.
Yani bu gelene kadar 1 hafta 3-5 gün benim yani kabusum oluyor. Adem bugün de yarenin hayaliyle güne başladı.
Kavuşacakları o anı iple çekiyor. Ama yarenin yuvası hala boş. Yaren Leylik ve Adem bu yılda birbirlerine kavuştu.
Yaren Leylik aylarca aradan sonra hiç yabancılık çekmeden kuruluyor köşesine. Adem’in de mutluluğu gözlerinden okunuyor. 10 yıldır hiç aksamayan bu olağanüstü dostluk herkes için bir mucize.
Bu bana bir Allah’ın herhalde bir lütfu. Ben öyle düşünüyorum. O kadar kayıklar var yüzlerce kayık var. Tek Leylek benim kayıma koydu. Mesela Leylek dolu her tarafta Leylek var ama sadece yaren Leylek onu. Ama ben çok yemek verdim onu alıştırmak için. Kayıma koyduğum zaman Leylek’in suratına bakmaya çekiniyordum. Çünkü baktığım zaman çekinden yapıyordu. Korkuyordu yani. İnsan alışkın değil ya. İnsanlar şey yapmadı. Ben onu öyle ürkütmemek için yüzüne bakmıyordum. Yandan şey veriyordum böyle. Öyle öyle alıştırdım.
Şimdi şu anda yarım metre, bir metre kadar yanıma geliyor yani. Hiç çekinmiyor yani. Zarar gelmeyeceğini anladım yani. İnsanlardan, benden zarar gelmeyeceğini anladım.
Doğanın muhteşem ve kusursuz işleyişinde sabır ve emekle atılmış her adım karşılık buluyor.
Adem bir kuşa gösterdiği sevgi ve emeğin karşılığını her yıl onu ziyaret eden Leylek dostunun vefasıyla alıyor. Ulu Abad gölü üstünde kurulan bu sıra dışı dostluk, sevgi ve emeğin doğadaki gücünü bir kez daha kanıtlıyor bizlere.
Sülükler, yaşamlarını kanla beslenerek sürdüren canlılar. Fakat bu kan emiciler tedirgin edeceği görünümlerine rağmen, milattan önceki çağlardan birçok insanın bir
çok hastalığın tedavisi var.
Bu zararsız omurgasızlar, Salim’in tek geçim kaynağı.
Bunu Türkiye’de göndermedim hiçbir yer yok. Mesela Ağırıya da gönderiyorum, İzmir’e de gönderiyorum, İstanbul devamlı, Antalya, Türkiye’de göndermediğim yer yok. Kim isterse oraya gönderiyorum, elli tane istiyor gönderiyorum kargoyla. Çok, hepsi bir arada oldu mu salla yapıyor böyle köpük. O köpük pamuk alıyor. Çok salla yaparsa ölüyor. Kendi biri birinin sallesinde zehirleniyor. Ama pamuk olursa ölmüyor. Artı pamuğu isteyerek koyuyoruz. Guruma da yapmıyor yani sülük. Gurusa da ölüyor.
Koluya koyuyorum koluya buz koyum. Buz soğuk tutuyor. Çok sıcak olursa ölür. Buzu mecbur koyacağım yani. Ve üç gün iki gün dört gün öyle gidiyor hiç ölmeden.
Karamık.
Bataklık. Afyon da bir Bataklık gölü. Göl zengin bir balık kaynağı değil. Ama tabanındaki Bataklık sülüklerin yetişmesi için çok elverişli bir ortam sağlıyor.
Bu da göre halkı için bir fırsata dönüşmüş. Bir çoğu geçimini sülük toplayıcılığıyla sürdürüyor. Salim de göre’deki en eski toplayıcılardan yılları karamık gölünün bulanık sularında sülük aramakla geçmiş. Bu hayvan sesle duyarlı. Ses çıkarıyoruz. Ayağımızını bulandırıyoruz suyu bakıyor bulanık yere geliyor. Sadece kan emici ya bu yapışacak insanı. O sese geliyor biz alıyoruz. Tabii zor iş. Ya avlamak çok zor. Çamur’a girip dayanıp çektiğin zaman işin bitiyor zaten. O kadar çok başka bir iş değil yani. O çamur’a girip çıkmak adamı bayağı bir hallediyor. Yoruyor yani.
Zorla işe tek başına atılmak geri dönüşsüz bir yola dönüşebilir. Bu yüzden ava en az iki kişi çıkılıyor. Böylece avcılar batağın içinde kaybolma riskine karşı önlem almış oluyorlar.
Sadık da beş yıldır Salim’le birlikte gölde sülük topluyor. İlk ava başladığım zamanlar sülük avına başladığım zaman bundan beş sene önce mesela ürperiyordum tabii daha ilk kez alıyorsun solucan gibi.
Bilmediğin bir şey ürperiyorsun yani elini arayana korkuyorsun ama şimdi gördüm rahatlıkla alabiliyorum yani.
Göl’de sülüklerin en yoğun bulunduğu bölgeler kıyıya yakın yerler. Ancak bu bazen değişebiliyor. Bugün de kıyıdaki sülük yoğunluğunun az olduğu bir gün. Sadık Mersul’ün bir sayım kaç tane var bende on on iki tane var. Bir üç dört beş altı yedi sekiz tane de sende var Sadık. Yeter olmadı bugün yani. Öğlene kadar istedikleri miktarda sülük toplayamayan Salim ve Sadık arayışlarına gölün daha derinlerinde devam etmeye karar verdiler.
Bataklık zeminli gölün içerisinde çok uzun süre kalmak yorucu bir iş. Salim içinde öyle oldu.
Su da çok yorulduğu için sülükleri çekmenin diğer yolunu deniyor. Kayığı sallayarak suyu bulandırmak. Sadık ise şansını suyun içinde denemeye devam ediyor.
Bilmediğimiz yerler tehlikeli yerler var. Bilmiyorsun önünü de görmüyorsun bulanık su derin olan yerler oluyor ıslanıyoruz. Çıkarken zorlanıyoruz tabiki zor. Hasta da olur insan. İnsanın başına her şey gelebilir yani göldesin yalınırsın. Tabiki zor.
Zor olmadan ekmek yenmiyor. Arazi az sulak arazimiz yok. Hayvan az. Yani başka ne iş yapabilirsin köy yerinde?
Tıpkı sülük kaynağı olan karamık gölü göre halkı için çok değerli bu işi yapmak hiç kolay değil.
Ama her ne olursa olsun insan oğlu geçimini sağlamanın her zaman bir yolunu buluyor.
Anadolu kültüründe at insanın kanadı olarak görülmüş.
Gücü hızı ve duruşundaki asaletle Anadolu insanın en sadık en vazgeçilmez eşlikçisi olmuş. Kayseri Palaz da yaşamını sürdüren Seyfi’nin atı Arap kız da onun en büyük yardımcısı.
Atımla ben 30 yıl beraberki. 30 yıl. Atların ömrü 30 yılmış. Fakat iyi bakarsan 35’e kadar gidiyormuş. Ölürse ben de ölürüm. İşim biter yani. Şu anda tuzla uğraşıyorum. Tuz gölünden tuz getiriyorum. Benim başım hiç gelir mi yok. Geçimim kolda.
Aşağı yukarı 40-50 senedir yaptım hemen hemen. Kız gelin ettim bu tuzla. Oğlanı verdim. Yolculuğun bundan sonraki kısmında Arap kız dinlenecek. Seyfi ise işe koyulacak.
Burası Seyfi’nin yıllardır geçimini sağladığı tuzla gölü.
Kışın yağışlarla genişleyen gölün suyu yazın buharlaşma ile daralıyor. Seyfi suyun çekildiği alanlarda biriken tuzu çıkarıp satıyor.
Gölün tabanından tuz çıkartmak hiç kolay bir iş değil. Özellikle 70 yaşında biri için.
Gölün tabanı bataklık ve çok az insan buraya saplanıp kalmadan yürümeye başarabiliyor. Seyfi onlardan biri. Allah’ın hikmeti bu. Her adam oraya girip de çıkaramaz. Allah bana bir şey veriyor giriyor. Allah’ın hikmeti bu. Her adam oraya girip de çıkaramaz. Allah bana bir şey veriyor giriyor.
Geldi o sene bir de biri çizmelerden girirdi. Çizmelerde içindir bıraktı gitti. Yani bilmeyen adam çıkamaz ama ben bildiğim için çıkarırım.
Gölün tabanı üzerindeki her şeyi içine çekiyor. Ama Seyfi bin metrelik bu yolu düz yolda yürür gibi kat ediyor. Bunda en büyük etken yılların tecrübesi ve sabrı.
Bu köylü tüm yapardı eskiden. Yani kimi evine çıkartırdı, kimi satmaya çıkartırdı. Eski adamlar öldü. Yerlerde cepheye dayanamaz. Zor iş. Kolay olsa gider. Ekmeği bile çiğne menji yutamıyor.
Kolay değil. Benim emsallerimden çoğu çekemez, çıkaramaz.
Dönüş yolu biraz daha zorlu.
Çünkü Seyfi kendisiyle birlikte 50 kilo yük çekmek zorunda. Üstelik zorluklar bununla da kalmıyor.
Gölün tuzla kaplı tabanının beyazlığı hiç ummadığı bir biçimde Seyfi’nin işlerini zorlaştırmış. Yani devamlı beyaza bak bak bak. Ben düşünemedim gözlük tatsaydım gözünü. Güneş gözlüğü keserdim.
Yani kardan da beyazdı gidersen eki tuz. Öyleydi. Gözlerimin rahatsızlığı ondan oldu. Gidip geliyorum şimdi her ay. Bir senedir inle vuruluyorum gözlerimden. Tuzun malı atı sevmezsem ben bu işi yapabilir miyim? Yapamam. İşini sevmezsem zaten şey demem ki. İş yapamam. İşini seveceğin ki iş yapacaksın.
Her zamanki gibi yoğun geçen bir çalışma günün ardından Seyfi eve dönüş yolunda. Artık gün boyu bin bir emekle çıkardığı tuzları alıcılarına ulaştırabilir. Elbette yol arkadaşı Arap kızla birlikte.
Anadolu insanı en zor işleri bile yükselmeyi yüksünmeyi yerine getiriyor.
Anadolu’nun bereketli toprakları. Onu işleyenler için sonsuz fırsatlarla dolu olsa da toprağa dize getirmek hiç kolay değil.
Bu iş büyük bir çaba ister ve gündelik mücadeleyi beraberinde getirir. Köylülerin kararlılıkla sürdürdüğü var olma mücadelesinde hayatta kalmanın anahtarı ise erken kalkmak.
Bu onlar için günden kızınıp emi çoğaltmanın da sırrı. Hava kararmadan daha fazla çalışıp kazanç elde edebilmek için erken yola düşenlerden biri de Hasan.
Onun işleyecek toprağı yok ama hasadını kaldırabileceği bereketli bir gölü var.
Hava kararmasından sonra, Hasan da eskiden geçimini balıkçılıkla kazananlardan. Fakat Ebergöl’ün kirlilik yüzünden 5 yıldır balıkçılık yapamıyor.
Yeni kazanç kapısı ise göldeki sazlıklar.
Sazların arasında beliren kulübe. Hasan’ın gündelik eşyalarını koyduğu bir depolama alanı.
Çalışırken ihtiyaç duyabileceği her şey burada mevcut.
Tüpün üstüne yerleştirilen demlikle birlikte bugünkü vardiyası da başlıyor.
Ebergöl’ün de yılın sadece iki ayı saz kesimi için koşullar uygun hale geliyor. Ocak ayında başlayan çalışma Mart ortasında bitmek zorunda. Hasan’ın mücadelesi oldukça kısa süren bir sezonda daha fazla saz kesme. Saz kesimi yorucu olduğu kadar tehlikeli bir iş. Köküne yakın bir noktadan kesilen her saz saplanmayı bekleyen keskin bir bıçak gibi. Hasan bastığı yeri, her şeyin altında bir şey. Basit bir hata, ona pahalıya patlayabilir. Daha kötüsü hayatına mal olabilir. Benim kardeşimin avucunun içinden girdi, dışından çıktı. Şu anda vuruldu, tam keskin zamanı. Allah korusun düştüğü zaman şansın hiç yok.
Yani vallahi şansın yok. Eğer yan düş bütün vücuduna da atar. Şakası yokmuş. Köydenli arkadaşla geleseye kadar.
Sen burada çok daha gitti. Bir tane boyun atıp yapacak bir şey yok.
Kuşullar nasıl olursa olsun, Hasan geçimini sağlamak zorunda. Bu yüzden tehlikelerle iç içe yaşamaya alışmış. Yılların vermiş olduğu tecrübeyle zorlukların üstesinden gelebiliyor.
Ancak asıl büyük tehlike karşısında eli kolu bağlı. Gölün şu anda dörtte birine su var, dörtte üçüne gizmine yürü al. Ben hiç köyden su getirdim hatırlamıyorum. Biz çay suyunu, yemek suyunu gölden içerdik. Gölden doldurulduk. Ama şu anda elini yıkayamıyorsun.
İki gün göle girdiğinde elleri çatlıyor. Gölden ekmek yiyen binlerce insan var. Bu göl kurulsa bir tanede nereye gidecek? Benim yaşım olmuş 53. Ben nereye gideyim? Bugün Eber’deki balıkçı barınakları tamamen terk edilmiş olsa da,
Hasan gibi saz kesiminden geçimini sağlayan yüzlerce köylü var. Üstelik saz kesimi bu işin sadece bir kısmı. Artık Hasan için emeğinin karşılığını alma vakti.
Kestiği sazları toptancıya teslim ederek her bir bağ için 7 lira alacak. Hamhalde teslim edilen sazlar satışa uygun hale gelene kadar birçok işlemden geçecek.
Önce yapraklarından ve tepesinden arınacak, ardından boyuna ve yıpsına göre ayrıştırılıp, dünyanın dört bir yanına dağıtılmak üzere yeniden balyalanacak.
Hazırlanan bu sazlar, yalıtım malzemesinden, sedere, plaj şemsiyesinden, sepet yapımına birçok alanda kullanılacak. Eber Gölü can çekişirken bile etrafına yaşam vermeye devam ediyor.
Yorucu bir günün sonuna gelen Hasan dilinde bir acı türkü, çocukluğunda bıraktığı eberi bir gün tekrar görebilmenin umuduyla evine doğru yol alıyor.
Анlar en çok bilmediğim kıymetimi kadrimi hata benim günah benim suç ben elimden içtim aşkın zehrini ice ben
benim günah benim suç benim elimi ilerçtim derdin zehrini hata benim günah benim suç benim
su hayattır canlıların muhtaç olduğu suyun kaynaklarından biri olan görler insan hayatına bir çok bakımdan katkıda bulunuyor içinde yaşattığı farklı türlerden hayvanlarla sularını zenginleştiren minerallerle etrafında geçeren bitkilerle hayatı bereketlendiriyor
kanalıma abone olmayı unutmayın kanalıma abone olmayı unutmayın

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir