Atatürk’ün taarruz planı neydi? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı

Atatürk’ün taarruz planı neydi? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yXuq-h6BM3M. İyi akşamlar derler. Bu akşam çok önemli bir yerde, çok önemli bir günde karşınızdayız. Şu anda Dumlu Pınar’dayız. Arkamızda Dumlu Pınar şehitliği ve Büyük Taarruz’un sonunun 100. yılında burada size Büyük Taarruz’u anlatmak için geldik. Bu bana göre hakikaten…

Atatürk’ün taarruz planı neydi? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=yXuq-h6BM3M.

İyi akşamlar derler. Bu akşam çok önemli bir yerde, çok önemli bir günde karşınızdayız. Şu anda Dumlu Pınar’dayız. Arkamızda Dumlu Pınar şehitliği ve Büyük Taarruz’un sonunun 100. yılında burada size Büyük Taarruz’u anlatmak için geldik.
Bu bana göre hakikaten neredeyse kutsal sayılabilecek bir yer burası. Arkamızda şehitler yatıyor ve ondan huzurunda, bu cumhuriyeti borçlu olduğumuz o insanın huzurunda size Büyük Taarruz’dan ve bunun Türkiye Cumhuriyeti için ne anlam ifade ettiğinden bahsedeceğiz. Ve biraz değişik biçimde konuyu ele alacağız bu akşam. Niye değişik biçimde? Çünkü biz hep savaşları kağıt üstünden takalım ama bu sefer ilk defa farklı biçimde konuşacağız. Harp coğrafyası uzmanı, hiç böyle bir şey duydunuz mu bilmiyorum ama hiçbir olayı coğrafyadan bağımsız düşünmek mümkün değil. Özellikle böyle büyük önemli savaşları. Harp coğrafyası uzmanı Dr. Selim Erdoğan bu akşam konuğumuz. Galiba Türkiye’de pek benzeri olmayan bir işi yapıyor. Selim Hoca’m hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ederim. Önce hemen şunu söyleyeyim, harp coğrafyası nedir?
Şimdi savaş dediğimiz şeyin temeli strateji ise ve strateji de tamamen coğrafya üzerine kurgulanıyorsa, savaş olup bittikten sonra da etkilerini, devamını ve tarihini coğrafyadan bağımsız ele almak mümkün değil.
Hep benim tekrar ettiğim aslında slogan haline gelen bir ifade var. Tarihini bilmediğiniz bir muharebenin coğrafyasını anlayamazsınız, çözemezsiniz ama aynı şekilde coğrafyasına vakıf olmadığınız bir harbinde tarihinden tam anlamıyla haberdar olabilirsiniz. Ahmetli Halil Nazlı da hep aynı şeyi söylerdi o yüzden sürekli arazideydi. Bir şey yazacaksa, bir tarihi olay yazacaksa onu arazide görmeden yazmazdı.
Peki, şu anda Dumlupınar’dayız. Dumlupılar büyük zaferin önemli noktarından bir tanesi. Dur. Dumlupınar’ı konuşacağız, büyük zaferi konuşacağız ama öncesinde ben çok merak ettiğim bir şey sormak istiyorum size. Bunu defalarca çeşitli vesileye sordum ama her seferinde çok tatmin olmadığım cevaplar aldım. İnşallah bu sefer olurum. Sakarya Meydan Muharebesi. 1920. Üzerinden hemen hemen bir yıl geçiyor ve bir yıl sonra bu büyük taarruz başlıyor 26 Ağustos’ta ve 30 Ağustos’ta bulunduğumuz yerde büyük bir zaferle noktalanıyormuş. Buradaki bir meydan muharebesiyle. O bir yıl niye? Yani niçin o bir yıl boyunca kimse bir hareket yapmıyor?
Evet, Türkler, Yunanlıların ilerleyişini durduruyor, Ankara’ya çok yakın bir yer durduruyor, Sakarya’ya çok yakın bir yer durduruyor ama sonrasında bir yıllık ara var. O bir yıl niçin? Şimdi iki tarafında bu bir yıla ihtiyacı var. Aslında Mustafa Kemal Paşa da, İsmet Paşa da yani Türk kurma heyeti de tamamı bir an evvel aslında o son nihai darbeyi vurmak istiyorlar ama bu mümkün değil. Çünkü Sakarya meydan muharebesinden evet zaferle ayrıldık ama aynı zamanda çok yıpranarak da çıktık. Fakat Yunanların hasarı bizden çok çok daha fazla. Çünkü zaten Ankara önüne gelirken Sakarya boyuna zaten varlarını yoklarını ortaya koyarak geldi ve çok büyük bir risk aldılar. Gelirken bu bir siyasi karardı. Bakın askeri kanat ve siyasi kanat Kütahya’daki savaş konseyinde aslında topu birbirine sorumluluğu birbirine atmak isterler.
Geçinilmezdi gelmeleri çünkü Kütahya eskişehir muharebelerinde bir ay önce hedefleri neydi? Türk ordusunu tamamen ortadan kaldırmak, siyasi dayanağını yok etmek yani meclisi. E başarabildiler mi? Hayır yarısı kurtuldu ve yarısı Sakarya’nın doğusuna geçip tekrar savunma pozisyonu aldı. Şimdi yarım kalan bir iş var ve bu ordunun eğer peşine düşmezlerse er ya da geç yine mesela o bir yıl içerisinde palazlanıp tekrar karşılığına dikileceğini ve hatta İzmir’i zorlayacağını biliyorlar.
Mecburen geldiler ama o sorumluluğu birbirine atlar siyasilerde kaldı. Şimdi bu cepte bir. Bunun devamında Sakarya’nın sonunda Yunan ordusu Hayman’a Bozkırı’nda neredeyse ordusunun üçte birini bırakarak çekildi.
Evet çekilirken çok büyük bir bozgunla çekilmediler ağır silahlarını kurtarabildiler ama en deneyimli birinci dünya savaşını görmüş değerli askerlerini kaybettiler. Onların yerine gelecek olan Yunanistan’dan yedekler hiç savaş görmemiş tecrübesiz ve daha ilk silah patlamasında tabir cahilse kilişi kırmak isteyen hemen dönüp İzmir’e doğru çekilmek isteyen bir genç kadro geldi onların yerine.
Şimdi onların o yüzden ciddi bu travmayı atlatmak için bir rehabilitasyon sürecine ihtiyaçları verdi ve taarruz güçleri de ortadan kalkmıştı. Tek dertleri artık İznik Gölü’nden neredeyse Kuşadası’na kadar bir yay şeklinde uzanan o 700 kilometreyi bulan cephe hattını korumak ve ellerindeki güç buna yetmiyordu.
Şimdi Türk tarafına bakalım dediğim gibi biz de yıpranarak çıktık ama zaten en baştan beri Mustafa Kemal Paşa’nın defalarca tekrarladığı şey şuydu arazi verilir alınır bu önemli değil yani. Haktı bir davadır sahte bir davadır dedi. Tabii o noktaya geliyor zaten Kütahya verildi alacağız Eskişehir verildi alınacağız Bursa verildi alacağız ama önemli olan bunların hepsini yapabilecek olan orduyu elde tutmak orduyu hırpala tutmak. Yani bir yere kurtaracağım diye orduyu heba etmemek. Yani hep aklında bu büyük taarruz var ama bu büyük taarruz için uygun an zaman ve ordunun potansiyeli bir araya gelmeden bunu yapmak gibi bir düşüncesi yok. Hırpala atmayacak şimdi Sakarya’dan sonra süratle bilimsel yöntemlerle sırtını bilime dayayarak bu orduyu geliştirmeye koyulmuştur. Şimdi Sakarya’da zaten ordunun zaafları da ortaya çıktı ordunun üstünlükleri de ortaya çıktı. Üstünlüklerin daha da gelişmesi. Neydi o zaaflar ve üstünlükleri? O zaafların başında şu geliyordu mesela topçular. Yapılan analizlerin sonunda değerlendirmelerin sonunda topçuların yaklaşık 80 bin mermi harcamışlardı Sakarya’da. Gereğinden fazla neredeyse iki kat mermi harcadığı ortaya çıktı. Bunu tabi kendisi de topçu subayı olan İsmet Paşa, Sarı Emin Bey bunların hepsi masaya yatırdılar ve ortaya çıkan tablo şu. Balkan Savaşı’ndan sırf Birinci Dünya Savaşı değil Balkan Savaşı’ndan beri kullanılagelen toplar çünkü ne bulduysak onları topçuların eline vermişiz.
Bizim arkamızda fabrikalar yok ki sıfır krup topları falan verebilelim. Artık Yivset’leri aşınmış yani o merminin normal menziline ulaşmasını sağlayan. 10 km gidecekse 5 km gidiyor. Tabi normalde fabrika çıkışında 6.5 km görünen menziller 4.600. O yüzden topçular deneme yanılma atışı dediğimiz bizim aslında tanzim atışlarını gereğinden fazla uzun tutmaları gerekiyor. Şimdi sıfır top bulma şansımız yok. Ne yapıyorlar? Tamamen fizik.
Sille’ye Konya’da Sille Ovası’na çekiyorlar bütün ordudaki topları tek tek atışlarını deniyorlar. Ve her birinin üstüne yazıyorlar. Normalde atış cetvelleri var fabrikadan çıkarken. O cetvelleri bir kenara koyup sıfırdan yeni cetveller. Ve topçu subaylarını çağırıp yeni cetvelleri göre eğitim veriliyor aylarca. İşte o yüzden büyük taarruz başladığında 26 Ağustos sabahı tanzim atışları 5 dakika bile sürmüyor. Bazıları ilk atışta mevzileri, Yunan mevzilerini buluyorlar.
Ve yettiği kadar, olması gerektiği kadar mermi harcanıyor. Aynı şey süvariler. Şimdi bu zaafı kapatmak için. Süvarileri o dönem artık tankın harp meydanına indiği zaman. Süvarileri artık herkes tören kıtalarına çekiyor bütün ülkeler. Bizim öyle bir lüksüzlük. Biz bu durumda süvari kullanmak zorundayız. Ama Sakarya’ya kadar süvari biraz tabiri caizse Acemice kullandık. Nasıl kullanacağımızı bilemedik biz. Bir de o zamana kadar süvari, şimdi biraz ezberler bozulacak belki ama bizim anladığımız manada at üstünde savaşan geleneksel Türk süvarisi değil. Bunlar 1919’un sonlarında, 1920’nin başlarında daha çok isyanlara müdahale amacıyla oluşturan kuvayı seyyare gibi yapılara tüfeğini atına alıp gelen milisler. At üstünde muharebe yeteneği yok. En kabadayısı hızlı intikal ediyor. Atı jip yerine kullanıyor, gidiyor ama silahı kullanamıyor. Şimdi bunlar hafif süvari, atlı piyade yani. Yine de Sakarya’da Mustafa Kemal Paşa bunu kullanması gerekiyor. Nasıl yapıyor? Yunanlılarında yaptığı gibi kanatlara birer ikişer süvari tümenini koy ama bir buçuk süvari tümenini Fahrettin Altay komutasında süvari grubu olarak ayırıyor ve onu gizliyor. Yunanlar bizim süvari varlığımızı sadece o kanatlardaki üç süvari tümaninden ibaret sayıyorlar. Mustafa Kemal Paşa diyor ki sen Kütahya Eskişehir’de yaptığın gibi ya da İnönü’de yaptığın gibi cepheden piyadeye taarruz etmeyeceksin. Çünkü makinalı tüfek var artık seri atışlı süvariyi bitiriyor. Onları cephe gerisine eski Osmanlı akıncıları gibi ikmal ve lojistik noktalarına ya da konvoylarına taarruz ederek geril harbi yaparak cephanesiz aç susuz bırakmak üzerine kullanıyor ve başarılı da oluyor. Sonra diyor ki madem süvari hala benim işime yarıyor ben bunları gerçek süvari yapacağım. Ilgın’da kurduğu talimgahta aylarca o normalde en fazla dört nal kullanabilen ve çoğu aslında piyade subayı olan subaylardan başlayarak gerçek süvariler yaratıyor. Şimdi süvarinin tüfeği mesela farklıdır. Normal piyadenin tüfenin namlusu uzundur. Karabiner tüfekler kullanırlar ki şu şekilde ateş edebilsinler. Bunu yapabilen süvariler yaratıyorlar. Üç süvari tümeni bu şekilde oluşuyor ve büyük taarruzda zaferi getiren unsurların başında da artık süvari gibi dövüşebilen süvariler var. İşte bu 11 ay bakın yine çok ilginç son uzatmadan şeyi söyleyeyim ben size. İkmal lojistik kollarımız, mekkari kolları yani kanu kollarımız bu kanu kollarının çavuşlarına kadar aylarca eğitimden geçiriliyor. Ne eğitimi?
En kestirme yol, yön bulma, navigasyon şimdiki adıyla. En önemli şey bu çünkü Sakarya’da biz bunun çok ağır bir sınavından geçtik. Çoğu alaylar… Kayboldular. Kendi bünyesinde kullandıkları tüfekler birbirinden farklı. Kimisi Mosin Nagant kullanıyor, kimi Mazer kullanıyor, kimisi Nebel var. Şimdi arkadan gelen… Yanlış yere yanlış lojistik.
Aynen bir de Sakarya yumurta kolisi gibidir yani o kadar böyle karmaşık bir coğrafyası vardır ki Hayman Ağabası’nın. Şimdi arkadaki lojistikçinin işi savaşandan daha zor. Doğru alaya doğru mermiyi götürmesi lazım. Yoksa o mermi cephane siz, yani o asker cephane siz. 150 fişek veriyorsunuz başta. Bir günde bitiyor. Arkadan gelecek ve Sakarya meydan muharebesi boyunca en ufak aksaklık olmadan gidiyor.
Şimdi onu da geliştirmek lazım. O yüzden bütün bu kollara özellikle yön bulma konusunda, hızlı intikal konusunda ciddi eğitimler veriliyor. O bir yıl bu kadar önemli bir eğitim süreci olarak kullanılıyor. Taruzdan bir ay önce levis makinalı tüfekler geliyor yeni. Nereden geliyor bunlar? Satın alınıyor. Artık o imkanlar var İngilizler’den. Satın alınıyor. İngilizler bir yandan bir yandan destekleyip bir yandan… Dolaylı yoldan.
Ya savaş ekonomidir. Bakmayın hani dostluk, düşmanlık. İngilizlerin de içinde farklı İngilizler var. Hepsi Lord Curzon değil ya da hepsi Lord George değil. Bu 11 ay çok kritik bir 11 ay. Bir de şöyle bir yanlış algı var. Sakarya’ya kadar hiç beş paramız yoktu. Silahımız yoktu. Bir anda 11 ay da yağdı. Şimdi ikmal çok büyük bir sıkıntıydı.
Aslında bizim Sakarya Meydan Muharebesi sırasında bile İnebolu’da, Samsun’da değişik depolarda bekletilen ama bir türlü muharebe sahasına getiremediğimiz tren yolları yetersiz olduğu için çok fazla sayıda silah ve mühimmatımız vardı. Toplar vardı. Zaman içerisinde 11 ay içerisinde yavaş yavaş onlar da getirildi.
E yenileri de satın alındı tabi. İmkanlar daim.