Bağımsızlık Zaferi: 30 Ağustos… Büyük Taarruz’da neler yaşandı? Prof. Dr. Zafer Toprak yanıtladı

Bağımsızlık Zaferi: 30 Ağustos… Büyük Taarruz’da neler yaşandı? Prof. Dr. Zafer Toprak yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FNNDLDGjtQI. Biliyorsunuz birinci dünya savaşı ile birlikte imparatorluk çağı sona erdi. İmparatorluklar çağası sona erdi. Tabi. Yani burada Osmanlı var, Avusturya, Macaristan var, Almanya var, Alman İmparatorluğu, tabi Çarlık Rusyası var. Şimdi bu imparatorlukların sona…

Bağımsızlık Zaferi: 30 Ağustos… Büyük Taarruz’da neler yaşandı? Prof. Dr. Zafer Toprak yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FNNDLDGjtQI.

Biliyorsunuz birinci dünya savaşı ile birlikte imparatorluk çağı sona erdi. İmparatorluklar çağası sona erdi. Tabi. Yani burada Osmanlı var, Avusturya, Macaristan var, Almanya var, Alman İmparatorluğu, tabi Çarlık Rusyası var. Şimdi bu imparatorlukların sona erişiğininle birlikte bir ulus çağından söz etmemiz mümkün. Ulus devletlerin doğduğu bir evre diyebiliriz. Ve bunların içinde de Türkiye örneği bambaşka bir konumu işgal ediyor. Çünkü bir yarısömürgeniteliği taşıyan Osmanlı Devleti’nin dibe vurduğu bir noktada. Niye yarısömürgen?
Çünkü 19. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti dışa açılmış ve bu dışa açılma sürecinde birtakım bağımlılıklar oluşmuş. Önce ticari bağlamda bu bağımlılık gündeme geliyor. Ticaret anlaşmaları bildiğimiz gibi. Biz buna serbest ticaret emperyalizmi diyoruz. Free Trade imperializmi diyoruz. Daha sonra finansal kapitalin giderek Osmanlı Devleti’nde etkin bir konuma gelmesi. Bildiğimiz düğün omomiye bütün bu faktörler aslında Osmanlı’nın elini kolunu bağlamış. Tabii bunların üzerine üstlük bir de kapitülasyonlar var. Kapitülasyonlar her türlü konuda, adli konuda, ticari siyasi her türlü alanda Osmanlı’nın iç işlerine müdahale etme fırsatı veren bir düzenleme, hukuk düzenlemesi.
İşte aslında milli mücadelenin verilişindeki en büyük hedeflenden biri bu kapitülasyonlardan kurtulmak ve aynı zamanda Osmanlı’nın küllerinden bir ulus devlet inşa etmek. Bu açıdan baktığımız vakit Osmanlı belki de birçok mazlum ülke için örnek olacak bir, daha doğrusu Türkiye örnek olabilecek bir gelişme.
Hakikaten de böyle oluyor. Nitekim milli mücadelemiz bizim birçok ülkede mazlum ülkede diyelim bağımlı ülkede ulusal hareketlerin de doğuşuna vesile olacaktır daha sonraki yıllarda. Zaten bunu biliyoruz. Bu ülkelerin çocuklarına verilen adlar arasında Mustafa Kemal var mesela. Daha önce zaten Jöntürk döneminde Niyazi diye verdiler, Etem diye verdiler.
Yani birçok isim kullanıldı Ember diye verdiler. Hakikaten milli mücadele bizim kurtuluş savaşımız ama aynı zamanda bir üçüncü dünya içinde son derece anlamlı bir dönüm noktasını oluşturdu. Bu açıdan önemli bir süreç ve son derece belirttiğim gibi Osmanlı’nın çöküş evresinde
bir ölçüde milli mücadeleye sayesinde biz ulus devlete ulaştık, cumhuriyeti inşa edebildik. Peki milli mücadele hakikaten zayıf bir mücadele mi yoksa hep ordu küsülseniyor, bu mücadelenin düzeyi küsülseniyor. Son derece olanakların sınırlı olduğu bir mücadele Türkiye açısından.
Yani bırakın Batı düveli muazzamayı, İtlaf devletlerini Yunanistan’la bile karşılaştırıldığı vakit lojistik açıdan son derece olanaksızlıklarla birlikte biz milli mücadeleye girdik. Ancak büyük taarruz aşamasında bir takım dengeleri kurabildik. Yani milli mücadelenin asıl başlangıcı şey midir, Sakarya mıdır, büyük taarruz mudur?
Şimdi milli mücadelenin üç evresi var onu vurulamakta. İsterseniz bir milli mücadeleyi anlatın bize siz böyle o üç evre başında. Söyleyeyim size, milli mücadeleyi aslında üç ayrı evrede görmek gerekir. Bunların ilk evresi siyasi evre. Bu Amasya tamimiyle başlayan 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı sonrası.
İşte bildiğimiz gibi ardından gelen Elzurum kongresi var, Sivas kongresi var. Daha sonra Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi var. Ardından Meclis-i Meclis-i Mekbu’sa’nın son şeklini ortaya çıkışı söz konusu. Misak-ı Milli var. Ardından da Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu bu. Siyasi yapılanmaya doğru giden süreç.
Yani her şeyden evvel ulus egemenliği üzerine kurulmuş bir devletin ilk evresini oluşturuyor. Burada başlangıçta bir ulus egemenliği fikri var mı? Var. Amasya tamiminde bunu görmemiz mümkün. Özellikle hukukçular bunu çok net bir şekilde söylüyorlar. Bu gerçekten kademe kademe giderek milli mücadele ulus egemenliğini tepe noktaya çıkartıyor. Yani tanrı katından halka indirilen bir egemenlik anlayışı var. Burada da tabii Atatürk’ün söylevlerinde bunu net bir şekilde görüyoruz. Çünkü Atatürk’ün kafasında tamamen Russo’esk bir milli egemenlik kavramı var. Bunu da açık bir şekilde söylevlerinde gündeme getiriyor.
1 Aralık 1921’de bir söylevi var Mustafa Kemal’in tamamen Russo’nun toplum sözleşmesinden alınmış bir söylev olarak karşımıza çıkıyor. Yani bu bağlamda baktığımız vakit o milli egemenlik kavramını kademe kademe uygulamaya sokan ama tabii büyük bir muhalefete karşı bunu gerçekleştiriyor.
Onu da söyleyeyim bu muhalefet sırf İstanbul muhalefeti değil bir fiil mecliste birinci mecliste çok güçlü bir muhalefet var. Yani birinci meclisten cumhuriyet çıkmaz onu söyleyeyim size. Yani saltanat ve hilafetdir. Öyle mi? Evet ikinci mecliste bile benim şüphelerim var. İkinci meclisten meşruti munaşı çıkar. Ancak Atatürk’ün iradesi sayesinde biz cumhuriyeti ilan edebildik.
Çoğu kez Atatürk yalnız kaldı. Peki meclis nasıl kabul etti bunu? Efendim? Meclis nasıl kabul etti bunu? Atatürk’ün güçlü bir iradesi daha doğrusu bu büyük taarruzda öyle bir imge oluştu ki Atatürk için o imgeye karşı durmak son derece güçtü. Bu Atatürk’ün tüm hayatı boyunca böyle oldu. Yani giderek özellikle 1927’den sonra yani Büyük Notuk’tan sonra Atatürk aslında erişilemez bir noktadaydı ve o iradeye karşı gelmek olanaksızdı. Ama bu büyük taarruzla birlikte o irade oluştu. Büyük taarruzdan önce yok mudur mesela Sakarya Meydan Muharebesi aslında bu irade yok mudur? Yok. Hayır yoktu.
Büyük eleştiriler aldı Sakarya Meydan Muharebesi ve onun ardından Atatürk işte başkumandan olduktan sonra mecliste çok büyük eleştiriler geldi ve ikinci grup o tarihlerde oluştu. Yani Atatürk’ün iradesi ancak Mareşal olduktan sonra orada bile gerçekleşmedi. Çünkü Mareşal olduğu Sakarya sonrası Mareşal oldu.
Oysa büyük taarruzla birlikte kendisi de söyler. Biz büyük taarruzla birlikte Cumhuriyeti ilan ettik der. Özellikle büyük taarruzun birinci yıl dönümünde yaptığı bir konuşma vardır.
1924 pardon 30 30 Ağustos 1924’te Zafer Tepesi’nde yapar o konuşmayı. Biz burada bin bir yıl önce Cumhuriyete giden yola açtık der ve Cumhuriyet ile büyük taarruz arasında yakın bir bağ kurar.
Siz yani Sakarya Meydan Muharebi… Çünkü şu yüzden soruyorum hocam şimdi gerek İlber ortaili, gerekse Erhan Afyoncu. Hatta Erhan galiba bugün de böyle bir şey yazmış. Daha doğrusu o büyük taarruzu farklı bir şey ele almış, güzel bir şey ele almış da.
Hep şunu söylerler, İlber de söyler bunu. Bir Türk Devleti’nin 250-300 yıl 300’e yakın bir zaman sonra kazandığı ilk meydan muharebesidir Sakarya’da. Gerilemenin durduğu yer diye anlatırlar. Doğru değil midir bu?
Yani ben onu bir zafer olarak değerlendirmekte biraz tereddütlüyüm. Yani bu Yunan ordusunun bir şekilde geri çekilmesine vesile oldu. Nihayi bir savaş değil tabii ki.
Ve takip edemedi Türk ordusu, Eskişehir’e kadar çekildi Yunan ordusu. Ama takip edebilecek donanımı yoktu, lojistiği yoktu. Çünkü Yunan ordusu geriye doğru çekilirken köprüleri uçurdu, binden punerleri yıktı. Yani büyük ölçüde, büyük bir yıkımla birlikte geriye çekildi.
O zaman siyah ürünü fundamentally these gorgeous things were in service.