BATEM nedir, neden kuruldu, hangi çalışmaları yürütüyor? Mehmet Özdemir yanıtladı

BATEM nedir, neden kuruldu, hangi çalışmaları yürütüyor? Mehmet Özdemir yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=raF9DMcwu1o. Batem nedir, niye kuruldu, ne yapardı? Bildiğim kadarıyla Mustafa Kemal Tütürk’ün muazzam öngörüsüne kurulmuş bir kurum. Ne yapıyor Batem? Ve oradan buraya doğru gelelim. Fatih Bey çok teşekkür ediyorum öncelikle bu yayını yaptığınız için. Ben şahsım ve…

BATEM nedir, neden kuruldu, hangi çalışmaları yürütüyor? Mehmet Özdemir yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=raF9DMcwu1o.

Batem nedir, niye kuruldu, ne yapardı? Bildiğim kadarıyla Mustafa Kemal Tütürk’ün muazzam öngörüsüne kurulmuş bir kurum. Ne yapıyor Batem? Ve oradan buraya doğru gelelim. Fatih Bey çok teşekkür ediyorum öncelikle bu yayını yaptığınız için. Ben şahsım ve kurum adına bize teşekkür ediyorum. Batak’ten sarımsal araştırma önsüsü, Tarım ve Orman Bakanı’na bağlı, Tarımsal Araştırma ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nün bir araştırma önsüsü. Türkiye’de 50 civarında araştırma önsüsünün bir tanesi. Ve konu itibariyle meyvecilik anlamında çalışan 2-3 tane önsüsünün bir tanesi. Kurumumuzun tarihçesi 1934 yılına dayanıyor. 1934 yılında Mustafa Antalya Müdürlüğü zamanında, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ülkemizde o zaman adına doğru olmayan bazı meyvelerin araştırmalarının yapılması amacıyla kuruluyor. Antalya merkezinde. Özellikle Narinciye galiba. Narinciye ve Kahpe o zamanki ana çalışma konuları. Sıcak İklim Nebatları istasyonu olarak faaliyetine başlıyor. Bu süreçte başta Turunçgiller olmak üzere, ülkemizde bundan ancak adına doğru olmayan çeşitlerin yurt dışından getirilmesi, ülkemize kazandırılması amacıyla çalışmalarına başlıyor. Bunların galiba Türkiye’nin şartlarına uygun hale getirilmesi bir anda anda. Biz buna adaptasyon diyoruz kısacası.
Bu uygunluğunu belirlemek amacıyla bu çalışmalar başlıyor. Ve bu çalışmalar günümüze kadar devam ediyor. Bu süreçte ne yapıldı? Dünyada yetiştiriciliği yapılan birçok Turunçgiller çeşidi ülkemizde getirildi ve ülkemizdeki adaptasyonlar da tamamlandı. Mesela Finike portakalı siz de sizden değil mi? Finike portakalı bizim yerli portakallarımızdan bir tanesi ve Finike’de yetişen yerel bir çeşidimiz. Evet Turunçgiller ülkemizin yerli ürünü değil ancak Türkiye’ye özel olan Turunçgiller de var. Alanya dilimli gibi, Finike yerli gibi, Dört Yol Yerlisi gibi, Bodrumandarni gibi Türkiye özgü Turunçgiller de bu arada ortaya çıktı. Biz bu çalışmalarını yaptık. Bu çeşitlerin adaptasyonundan yaptık. Ülkemize uygun olanları seçtik. 1980’li yıllardan başlayarak Türkiye’deki bütün bahçeler tarayıp seleksiyonlarını yaptık.
Bu tarihleri 1990 yılından itibaren, en son 2020 yılına kadar bunların tesislerini gerçekleştirdik. 2011 yılında 8 tane Turunçgiller çeşitini tesis ettirerek, yeni çeşitleri tesis ettirerek ülkemize kazandırdık. En sonunda tabi bu çalışmalar süreklilik isteyen, süreklilik arzuların çalışmalar. En sonunda 2020 yılında Bodrumandarni’nden yaptığımız çalışmada, biliyoruz Bodrumandarni çok güzel, aroması çok güzel ancak borç çekidekli bir mandarin. Biz bunun çekidekini ortadan kaldırdık ıstaç çalışmalarıyla. Çekideksiz Bodrumandarni. Çekideksiz Bodrumandarni. Biz bunu 2020 yılında… Peki o kokusu falan duruyor malum. Aynen duruyor. Ertuğrul Bey ismiyle, hem o tesis eden arkadaşların ismi hem de o zamanki Ertuğrul Bey tarihten gelen bir kişilik olma hasabıyla Ertuğrul Bey ismini vererek bunu tesis ettirdik. Aynı zamanda özel bir firmaya bunu üretim haklarını devrettik.
Tabii sadece turunç gibi çalışmadık bu arada, çalışmıyoruz. Tropik ve subtrop meyveleri çalışıyoruz. Bunun içerisinde avokado, nar, yeni dünya, pikant cevizi, zeytin, bir dönem muz çalışmalarımızı yaparken en son da trop meyvelerle doğru çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.
Ülkemizde enstitü olarak turunçgillerden sonra belki de ülkemize kazandırdığımız en önemli meyvelerin bir tanesi de avokado. Enstitü avokado çalışmaları 1970 yılında. Avokado Türkiye’de çok yeni aslında. Yani çalışmalar 70’lere dayanmıyor. Ancak asıl avokadonun arttığı dönem 2010 yılı ve sonrası.
2010 yılından önce çok daha az bir miktarda iken 2010 yılından sonra yapılan çalışmalarla avokado artık bölgemizin bir meyvesi durumuna geldi. Bu çalışma, bu türlerde ıslah yapıyoruz, arka çift hürriyeti üretiyoruz, yetişme teknik çalışmaları yapıyoruz, hasat sonrası çalışmaları yapıyoruz. Yani hasat ettikten sonra muhafaza çalışmalarını yürütüyoruz. Tüketiciye en sağlam şekilde ulaşması için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bunun yanında hastalık ve zararlarla ilgili mücadele çalışmalarını yürütüyoruz yansıtı olarak. Ve bitki besleme yani bitkilerin asbestenceyle ilgili yetişme tekniği çalışmalarını. Bir şey daha yapıyorsuzdur bildiğim kadarıyla yanlış bir lisanım düzeltin. Türkiye’de bulunan özellikle narenciye gibi türlerin orijinali değiliz sizde.
Yani ya bir gün bir krankirse, bir hastalık yayılsa, bir yangın çıksa, bir şey olsa, bir bitkiler yok olsa siz bunların hepsinin orijinal tohumuna ve meyvesine sahipsiniz değil mi? Türkiye’de 930 civarında turunçki genetik kaynağı var. Bunları biz Tübitak’tan aldığımız bir projeyle, bakanlığımızın çalışmalarıyla Türkiye’de iki enstitü muhafaza ediyoruz şu anda. Birisi Batak’tan Selamsı ilişkisi önüsü, bir tanesi de Allatak Bağa Çekilte ilişkisi önüsü. Bu ülken Mersin Allatak Bağa Çekilte araştırma önüsü. Bu ülkenin üstünde turunçki genetik kaynağı ile muhafaza ediyoruz. Tabii genetik kaynağı bizim mirasımız, yani tabiri cahilse araştırmanın namusu denebilir buna. Ve biz bunların muhafazasını çok ciddi önem veriyoruz. Bunları aynı zamanda virüslerine arındırıyoruz. Yani virüs hastalığını arındırarak piyase öyle veriyoruz.
Yani bir yurtdışından bir çeşit getirdiğiniz zaman bu turunçki çeşitini ülkemize vermemiz için, önceden bir virüsten arındırma programını yürütüyoruz. Yaklaşık 2-3 yıl devam ediyor. Daha sonra biz bunu temiz materyal elde ettikten sonra, ondan sonra ticari öne olanları piyasaya veriyoruz. Bu aynı zamanda ıstah ettiğimiz çeşitlerde de geçerli. Yani hiçbir turunçki, türbe çeşitleri geçirmiş, geliştirdiğimiz çeşitleri virüsten arındırma programını geçirmeden,
Virüsle arındırmak ne demek? Virüs neresinde oluyor bu bitkilerin? Virüs hastalıkları biliyorsunuz. Gözde görülmeyen, artık bu Covid’de de bunu gördük, herkes öğrendi. Gözde görülmeyen ancak bitkide verime, kalite etkiden hatta bazı hastalıklar var ki, bitkinin ölümüne neden olan hastalıklar. Bundan hiçbir şekilde kimye ve mücadelesi yok. Bunun da çaresi şu, virüsten ağır, temiz materyal kullanmanız gerekiyor veya korumelerini almanız gerekiyor.
Turunçgiller bu anlamda, enstrümüze yürüttüğümüz Türkiye Turunçki Çeşit Gerişim Projesi kapsamında, Dünya’da 4-5 tane ülkede yürüdülen virüsten arındırma programını enstrümde başlarıyla yürütüyoruz. Yaklaşık 30 yıllık bir proje çalışması ve bu çalışmayı kesinlikle devam ediyoruz. Turunçgillerle ilgili kısaca durumumuz bu. Şimdi bugün asıl konumuza geldik. Asıl mevzumuz bu da.
Asıl mevzumuz, burada neredeyiz, enstrümüz nerede? Kısaca ondan da bahsetmek istiyorum. Tabii ülkemizin tropik meyve geçmiş aslında 1940’ta da muzla başlıyor. Muz ülkemize 1940’ta da giriyor. Alanya, Anamur, Anamur, Alanya o civarlar da giriyor. Daha sonra bunlar sıcak ihtimlerde yetişmeye başlıyor, yetiştirmeye başlanıyor.
Çok amatörce ve 1990’lara kadar bu şekilde devam ediyor. 90’lı yıllardan sonra… Nezik o zamanlar 90’lara kadar kaç ton yıllık üretim muzda? 30 binler civarında. 30 bin ton civarında. Evet. Türkiye’nin ihtiyacı ama 600-700 bin ton galiba değil mi o zaman? Evet yani şu anda 1 milyon tane doğru gidiyor. Tabii o zamanki şartlarda lojistin az olduğu yıllar… Biz çocukken muz çok zor bulduk. Bir meyveydi yani. Tadii başlarında belki insanlar…
İthalat izi çıkınca işte Çikita muz falan filan diye bir ithal muzlar çıktı ortaya. Onlar da bir tadı güzel değildi. Türk halkı pek yedi ama çok sevmedi. Şimdi tekrar yerli de müthiş bir artış var. Evet. Ya muz konusu biraz… Yani belki Türkiye’de tarımın üretim anlamında bir başar hikayesidir aslında. 1990’larından sonra Alat’a bağlı kültülerin yaptığı ıslah çalışmaları, seleksiyon çalışmaları……ensürümüzü yapılan bazı çalışmalarla yeni muz çeşitliğe teslim edildi.
Bunların belki 2005’lerden sonra ve 2000’lerden sonra fidanların doku kültüre üretilmesi neticesinde……artık virüsten ARI, adına doğru muz çeşitleri piyasaya çok ciddi anlamda girdi. Yerli muz? Yerli muz, evet. Azman gibi, Arat Azman’ı gibi çeşitler piyasaya girdi. Ve bunlar şu anda üretimde çok ciddi paya sahip oldular. Ve çok ciddi de üretimler geçişleştirdi. Türkiye şu anda tüketiminin %80’inden fazlasını galiba ötebiliyor. Evet, üretiyor. Şu anda muzda üretimimizi baya kendi kendimize yeter hale yeriyoruz. Şimdi daha sonra tropiklerden, aslında tropik olarak deneyen dediğimiz avokado var. Avokado da 1970’lerde ensürümüzle getiriliyor. 40’larda başlayan muz 2000’lerde patlama yaptı anı kadarıyla. 70’lerde başlayan avokado 2010’larda kadar. Ondan sonra artık günler tarım… Mesela avokadoyu nasıl yerlileştirdiniz, nasıl geliştiriyorsunuz yerli hale getiriyorsunuz? Avokado da… Yani bu avokadolar şu anda mevcut çeşitlerimiz Amerika’dan getiren çeşitler. Meksika ıkı dediğimiz işte çeşitlerimizi getirdik. Toplam bunları adaptasyon sonucunda biz bunları milli çeşitlerine kaydettik. Yani bu Türkiye’de olabilecek çeşitleri. Yani 90’la 70’lerden başlayıp da 2000’lere kadar… Farklı avokado türlerini getirip bunların Türkiye’yi hangilerinin uyum sağacağını tespit ediyorsunuz. Ona göre gelişiyorsunuz.
Evet 40 tane genetikanat 40 tane avokado çeşitimiz var ama bunlardan biz 7 tane çeşit 4 tane anancı tespit ettik. O da bir kısmını sadece genetikanat olarak tuttuğumuz çeşitler var. Onlar belki üretimde yer etmeyecek çeşitler.
Kalitesi istediğimiz tarzda olmayan çeşitler.