"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bell eşitsizliği nedir? Prof. Dr. Zafer Gedik yanıtladı

Bell eşitsizliği nedir? Prof. Dr. Zafer Gedik yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KQMyNWOW08s.

Peki hocam sonra bunun üzerine… Sefer hocam size geçtim. Bunun üzerine çok önemli bir şey yazılıyor. Kimse buna uzun bir net dokunmuyor bildiğim kadarıyla. Sonrasında bel’e kadar. Evet. Yoksa dokunuyor mu? Aslında var. Çok önemli ara aşamalar var. Bel’de daha önce bilinen bir töreni daha güzel anlaşılabilir hale getiriyor. Fakat arada bir şey var. Bu olaya dolaşıklık diyoruz. Orada bir terim konusunda dokunmama müsaade edin. Dolunukluk kullanan da var. Ama dolaşıklık ortak geçmişe ait iki parçacık arasında oluşan bir şey. Dolayısıyla Türkçe’mizdeki işte paydaş, yoldaş, karındaş, kardeş gibi ortak bir şeye benzerliği var. Bir başka şey sadece bu terimin çevirmemiz gerekmiyor. Mesela iki parçacı dolaştıran mekanizmalar var. Zeylinger zaten ödül alma gerekenler. Bir tanesi bu Zeylinger’in. Buna dolaştırıcı diyoruz. Pek dolandırıcı demek istemeyiz. Bu bir terimle ilgili. O yüzden ben dolaşıklık kullanıyorum. Ama bu terimler zamanla maalesef başka yerlerde oturabiliyor. Onu bir kenara koyalım. 1935’te Einstein Podolsky Rosen’ın gözlenmediği bu olayı David Bohm çok daha basit bir hale getiriyor. Konum, momentum gibi şeyleri bir yana bırakalım. Tam verdiğiniz örnek gibi. İki tane top var. Birisi siyah, birisi beyaz. Ayırdık. Bu siyahsa bu beyazdı, bu beyazsa bu siyattı diyoruz. Bu kadar basit. Fakat kuantum mekanide bunun böyle olmadığı anlaşılıyor. Bu seneki Nobel, Bell Töreminin teşcili.
Bell Töremi de bu topların renklerinin ayrıldıkları yerde, yani kaynaktan çıkarken paydaş olarak çıktılar, dolaştılar, birisi sağa, birisi sola giderken hangisinin hangi renk olduğunu bilinemediğini ispatlıyor. Matematiksel olarak ispatlıyor. Daha sonra… Yani siyah ve beyaz ayrılmadılar. Siyah beyazı da siyah beyazı olarak ayrılmadılar.
Ve bunun önceden bilinemeyeceğini, beleçsizliği gösteriyor. Arkasından Ale, Aspe, Klauser deneyleri. Önce Klauser geliyor. Onun daha iyisini Aspe ve arkadaşları yapıyor. Göstermiş oluyorsunuz deneyisi olarak. Şimdi daha belki basit bir dille söylemek gerekirse, kuantum teorisi olasılıklar üzerine kurulmuş. İhtimaller, ihtimaliyetler.
Peki bu teoriye biz bilmiyoruz ama ileride bilirleri, bizim çocuklarımız, torunlarımız, yeni şeyler keşfederek, bir şeyler katarak acaba bu olasılıkları ortadan kaldırabilirler mi? Bizimkiler zamanında bunları bilmiyorlarmış. Ama bakın bunları koyarsak deterministik olarak daha bir şeyi gözlemlemeden bulabiliyoruz. Gibi bir yere gelebilirler mi? Bell teoreleri, eşitsizlikleri bunun olamayacağını gösteriyor.
Dolayısıyla kuantum mekanindeki rastgelelik, mutlak bir rastgelelik. Bir de Einstein’ın şu an seyircilerimiz görüyordur, benim sık sık kuantum mekaninin monelizası dediğim bu solway konferansı resiminde ortada oturuyor. Borla bu tartışmalarından en çok meşhur olanlardan bir tanesi, sonunda çözdüm, belirsizlik fikresini ihlal ettim diyor, bir kutu içerisindeki ışık tanecinin dışarı çıkışıyla ilgili bir paradoks öneriyor. İlk kez bor o dev adam zorlanıyor ve cevapsız olarak eve gidiyor. Ertesi gün çözümle geliyor, çözüm Einstein’ın genel görecelik teorisinden geliyor. Yani yükseklik değişiğinde zamanın hızının değişeceğini kullanarak bir daha kuantum mekaninin doğruluğunu ispatlıyor.
Einstein’ın o meşhur lafı da tam bu sırada söyleniyor. EPR makalesinden önce aslında Tanrı zaratmaz. Fakat EPR türü, yani bu siyahsa bu beyaz, bu yeşilse bu mavi, neyse o korrelasyon kullanarak karşı tarafa haber gönderilemeyeceğini ispatın da Tanrı’nın çok çok iyi zaratması sayesinde yapabiliyoruz.
Yani burada bir ölçüm yaptığımızda bu mutlak bir rast gelir. Mükemmel bir sistemde %50 olasılıklı siyah, %50 olasılıklı beyaz çıkıyor. Bu %49.999999 olsaydı ışıktan hızlı haber gönderebilirdik. Işıktan hızlı haber gönderip göndermemek böyle bir insanlara çok fantastik bir şey gibi geliyor. Ne olacak yani biraz daha hızlı olsun, biraz daha yavaş olsun, alt tarafı bir sayı değil mi?
Bu hiç o kadar kolay değil. Onun mutlak değeri de o kadar önemli değil. Herhangi bir sayı doğru. Ama bakın görecilik kuramı, özel görecilik kuramı bize çok önemli bir şey öğretiyor. İki farklı noktadaki olayların kronolojik yani zaman sırlaması yoktur. Örneğin ikiz alalım, Şinasi ve Recai ellerinde birer tane spinli olsun, bunlar üzerinde ölçüm yapsınlar veya kutuların renkleri. Ve bir başka gözlence, ortak arkadaşları diyelim ki Yeşim de Şinasi ve Recai’ye bakıyor olsun. Yeşim’in hızına bağlı olarak önce Şinasi ölçüm yapar sonra Recai veya önce Recai sonra Şinasi veya ikisi aynı anda yapar. Dolayısıyla farklı yerlerdeki olayların sırlaması yoktur. Bu kuantum mekaniğinde maalesef bazen unutuluyor görecilik kuramı. Bu ölçüldüğünde aynı anda bu da belli olur deniyor. Bu fizinin en temel teorilerinden bir tanesinde ters. Bu cümle yanlış bir cümle. Dolayısıyla sıralama yok. Peki ne olabilir? Örneğin Recai’nin çaktırmadan Şinasi’nin yanına geldiğini düşünün. Ve birisinin öbüründen önce olduğunu düşünün. Hangisinin önce olduğu önerme değil. Eğer iki uzak olay birbirini etkiliyorsa aynı zamanda iki farklı zaman da birbirini etkiliyor demek. Yani siz henüz gelmemiş bir geleceği veya geçmiş bir olayı etkiliyorsunuz demektir. O yüzden bir noktadan bir noktaya kuantum mekaniği veya başka bir teoriyle haber gönderememek çok çok çok önemli.
Ve beleçsizlikleri bunu ilk kez uzayda ortaya koyuyor. Bu üç deneyici değişik aşamalar da bunun uygulamalarını ve denesel ispatı. Ne diyor? Bel tam olarak ne diyor? Bel burada yapılan bir ölçümün para örneğinden başladık oradan gidelim. Kuantum mekaninde paralar sadece yazı turu olmak zorunda değil.
Üstünde örneğin hangi darphanede basıldı yazılmıyor ama o bilgi olsun. Ya da basıldı yıl olurdu eskiden hala var sanıyorum. Örneğin çift yıl veya tek yıl olsun. O da iki tane. Başka sorular da sorabiliriz. İşte burada iki uzak nokta arasında örneğin bunun paranın yazı turu olmasına bakmakla üstündeki basın tarihinin tek mi çift olduğuna bakmak arasında burada yapılan yazı turu deneyinin sonucu değişiyor. Beleçsizliği bunu gösteriyor. Ama bu yolla bu olay tamamen rastgele olduğu için ve tırnak içerisinde tanrısı Zarad diye için dünyanın en mükemmel evrenin en rastgele olayı olduğu için bu buradan buraya işaret gitmiyor. Gösterebiliyoruz. Beleçsizliği aslında ilk kez bir anlamda daha önceki Cohen-Schpecker teoremi dediğimiz bir teoremin basit hali. Yani A’nın değeri, A büyüklüğün değeri yazı turu’yu da bırakalım daha basit konuşalım. A’nın büyüklüğü B ile mi C ile mi ölçüdüne bağlı olarak değişiyor. A’nın mutlak bir değeri yok. Bağlamsal. Yani kiminle birlikte ölçüdüne bağlı. Ben de sanlar gibi olmuşum anladın mı? Bu aslında şey, Bell teoreminin altında yatan şey daha önce tam aynı yıllarda ama biraz daha önce oluşturmuş Cohen-Schpecker teoremi denilen bir teorem. Burada bu makalın yazarlarından bir tanesi farklı bir şekilde gerçekten bir teolojik yani ilahiyat sorusu soruyor. Peki biz bunu bilmiyoruz ama Tanrı bilebilir mi? Neyse Andrik onların Tanrısı soran kişinin. Bunun olamayacağını gösteriyor. Çünkü bunu varsayarsak A’nın değeri burada çok uzak bir noktada, ona etkilemeyecek bir noktadaki B ve C’den bağımsız olmalı. Çünkü deney buradan buraya ışığın giderek harcayacağı süreden daha önce tamamlanıyor. Mesela bir saniyede ışık buradan buraya gidecek, biz deneyi yarım saniyede yapıyoruz.
10 saniyede gidecek, 1 saniyede yapıyoruz. Dolayısıyla bunu hayatta etkileyemez diyoruz. Ama deney sonucuna baktığımızda A, B ile başka, C ile başka davranıyor. Farklı değerleri çıkıyor. Farklı çıkmasın aynı çıksın dersek Bell eşitsizliği, Bell teoremi bize bunun doğru olmadığını söylüyor.
Küçük bir şey de eklememe müsaade edin. Bell teoremi bizlere insanlığı çok uzak noktadaki olaylar Einstein, Podolsky, Rosen’da özellikle Einstein bahsettiği bu uzaktan etkileşime bir anlamda bir göstergesi olduğu için insanları çok etkiliyor. Mesafeler bizi çok etkiliyor. A bakın kuantum mekaniği birbirinden çok uzak noktadaki olaylar birbirine bağlıyor deniyor.
Fakat özel görecelik kuramı bize ne der? Uzay ve zaman yoktur. Uzay zaman vardır. Kronstein-Specker teoremi bu özelliğin sadece bu 2×2, 4 boyutlu sistemde de 3 boyutlu sistemde de doğru olduğunu söylüyor. Ama Bell bu problemi ya göremiyor ya da çözemiyor. Bu problem Bell’den 40 yıl sonra. Klias Koca’nın binici oğlu Şumovski tarafından çözüldü ve bunun da deneyi yine Nobel’e layık görülen Zeilinger tarafından ilk kez yapıldı. Tahmin ederim Nobel ödülü tarihinde. Türkiye’de mi yapılmış? Bu eşitsizlik evet Türkiye’de Bilkent’teki maalesef şu an hiçbiri olmayan bir ekip tarafından fizik ve matematikçiler tarafından geliştirilmişti. O hiçbiri yok. 4 yazarı var bunun. Şumovski, Alexander Şumovski maalesef makaleyi yazıp gönderdikten bir hafta sonra hayatını kaybetti. Klias Koca matematikçi, matematik de çok çok önemli işler yaptı ama… Oradan Bilkent’teydi. Evet, Bilkent matematik’teydi ama şu sağlık sorunlarının nedeni artık orada değil sanıyorum Rusya’ya döndü. Bu arada bu 2 bilim insanı da bugün bir Ukrayna Rusya olayları yaşıyoruz.
Daha önce duvar yıkıldığı zaman yaşanan olay sonucunda Tübiten desteğiyle Türkiye’ye gelmişlerdi. Çok faydalı bir programdı o. Ortadaki 2 kişi de Sinem Binici oğlu artık fizikle uğraşmıyor bildiğim kadarıyla. Yurtdışında Muhammed Ali Can da aynı şekilde kriptografiyle uğraşıyor. Almanya’daydı son haberleştiğimizde. Ama Zeilinger yine bu eşitsizin önemini anlayıp ilk kez deneyini yapıyor. Bu eşitsizlik ne yapıyor?
Belli bir anda bir deney yaptığınız ve bir sonuç buldunuz. Bu sonucu tam eminsinizdir. Bu sonucu bulduktan sonra ileriki bir zamanda yapılacak bir ölçüme bu sonucu değiştirmemesi lazım. Tıpkı burada çok uzak mesafeden birbirini etkilememesi gibi. Ama bu eşitsizlik daha sonra yapılacak ölçümün buradaki ölçümü etkilememesi varsayarsak bunun yine doğru olmadığını gösteriyor. Zamanı bozuyor.
D yine işaret gönderilemiyor. Yani geçmişe veya geleceğe. Aynı şeyler yine burada da var. Ama kuantum mekaniğinde bu değerin tek başına mutlak olmadığını buna da bu kez A diyelim. A’dan sonra B mi C mi ölçtüğümüze göre A’nın değerini ayrı ayrı yani A ve B yoktur. AB vardır. A ve C yoktur. AC vardır.
İkisi bir bütün oluşturur ölçümde dememiz gerektiğini söylüyor. Bugünkü Nobel’de belki bu çok vurgulanmadı çünkü bu Nobel daha çok dolaşıklık üzerine. Bell tiyoremine, 60’lardaki tiyorem üzerine bu konu KCBS’ye henüz sanıyorum yeterince hazmedilmedi. Çünkü aynı şeyi zamanda gösteriyor. Eğer Bell tiyoremleri ve deneyleri uzayda birbirinden uzak noktalar arasındaki Einstein değişiğiyle uzaktan etkileşimi gösteriyorsa
bu da geçmiş ve gelecek arasında etkileşimi gösteriyor. Ama o zamanın geçirdiği bu. Evet, evet. Aynen söylediğiniz gibi. Hocam bununla ilgili bilim teknikte bir şey çıkmıştı galiba. Güzel bir yazı hani şeyler okuyabilirler izleyiciler belki budurlarsa. Ne diyorum? Yani bu hocamın anlattıklarını biraz daha ayrıntısıyla okumak isteyenler için yani ana hatlarıyla hocam anlattı zaten de enteresan bir sonuç yani gerçekten. Türkiye’den de böyle bir şeyin çıkmış olması da ayrıca gurur verici tabii. İsterseniz şöyle… Zaten bildiğim kadar sizden vermiştim onu da. Bu Nobelhano hocaların hepsi hemen hepsi ikisi galiba Türkiye’ye gelip de konferans… Evet öyle rastlantılar olduğu bir tanesi yani sondan başlarsak Zeylinger bizzat gelmişti. Asım Barut hocamızın anısına yapılan bir toplantı oluyor konuşma orada konuşma yapmıştı İstanbul’da. Aynı zaman dediğim gibi bu KCVS eşitsizliğinin deneyini yaptı.
Ale Aspe’nin grubunda bu deneyi yapan yani beleşitsizliğini tartışmasız bir noktaya kadar tartışmasız ilk deneyini yapan grupta Filip Grange’ye var. O da bizim COVIC dediğimiz kuantum optik ve bilişim toplantılarımız oluyor. Orada davetli konuşmacımız da iki sene önce Nobel alan değil ama o ekipler birisi. Fakat az bilinen bir şey var onu sohbetimizde arkadaşlarımızda konuşuyorduk. Einstein Podolsky Rosen’ın Rosen’ı da benzer şekilde İstanbul’da bir seminer vermiş. Hangi sene? Eskiler ne kadar eski yani 70-80 olabilir. 50 sene vardır. Cihan Saçlıoğlu hocamızdan bunu öğrenmiştim. Cihan Saçlıoğlu hoca deyince aklıma şu geldi geçen programınızdan sonra geçen haftaki iki Ali hocayla yaptığınız programdan sonra ben tam ona bakarken YouTube’da Nobel programı çıktı.
Ona bastım tam onu dinlerken telefonum çağda olsa da demek ki Cihan Hoca da takip etmiş. Duydum mu haberi dedi çünkü yıllardır bu ekibin en azından Ali Aspe neden almadı hala Nobel’i diye konuşuyordu. Ve onun gerçekleşmesi üzerine aramış. Seyircilerimize leşunu da paylaşmak isterim. Bu üç isim yani Nobel’ler verilir insanlar şaşırabilir. Ama bu üç isim Aspe, Klauser ve Zalinger uzun süredir konuşulan bir üçlüyüdür. Beklenen bir Nobel zaten.
Beklenen bir Nobel’di ve bundan bir sene önce de aynen bu liste üzerine çekilmiş bir videoyu sosyal medyada bulabilirler.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir