Doğu Türkistan’da Yaşanan Zulmün Detayları | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Münevver Özuygur | 4K
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=EHd2-QpPa-w.
Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Hatun, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Huzur hazirun cemiyeti irfan, laindir, kafirdir, dinsizdir şeytan. Şeytanın lainliğine, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah.
Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Kıymetli dostlar hoş geldiniz, safalar getirdiniz, hayırla geldiniz. Cumanız mübarek olsun. Rabbim bu güzel zamanların, anların, vakitlerin hürmetine, bizleri affedilen kullarının zümresine ilhak buyursun inşallah. Der ki eskiler Cenab-ı Allah konuşanın diline, dinleyenin hacetine göre hikmet bahşedermiş. İnşallah Rabbim bugün hem benim hem kıymetli misafirimin diline öyle hikmetler bahşetsin de inşallah böyle dertlerimize derman olsun, sadra şifa olsun, böyle güzel, hayırlı, hoş bir program olsun. Bugün nicedir aslında niyet ettiğim fakat bir türlü fırsat bulamadım. Hani derler ya her nasip vaktine esirdir. Demek ki bu nasibin vakti bu zamanmış. Bu Doğu Türkistan’da yaşanan bu zulmü, bu soykırımı, konuşma niyetim vardı.
Elhamdülillah bugün Münevver Özü Uygur hanımefendi buraya geldi, stüdyomuza geldi ve bugün hem onun hikayesini hem onun hikayesi özelinde bugün Doğu Türkistan’da yaşanan o acıyı, o trajediği, o soykırımı kelimenin tam anlamıyla bu kendisinden bizzat onun dilinden dinleme niyetiyle huzurlarınızdayız. Sizler de ekranlarınızda hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Münevver abla hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nasılsınız abla? İyiyiz teşekkürler Allah razı olsun hem de olsun iyiyiz.
Allah iyilik sağlık versin. Amin. Münevver ablamız abla diyorum biz bir şeyi yoktur inşallah. Evet ablamız. Münevver ablamız Doğu Türkistan’da doğmuş ve büyümüş. Kendisi Uygur Türk’ü. Son 18 yıldır da bizim ülkemizde Türkiye’de yaşıyor ve birazcık YouTube’da sosyal medyada araştırdığınızda bugün işte Çin başkonsolosluğun önünde yapılan gösterilere protesto gösterilerine
baktığınızda Münevver ablamız bu direnişin bu şanlı duruşun her yerinde var. Kimi zaman katılımcı, kimi zaman çoğu zaman da konuşmacı olarak var. Sizin hikayenizden başlayalım mı Münevver abla? Siz nerede doğdunuz dünyaya geldiniz? Ben Doğu Türkistan’da doğdum. Doğu Türkistan’ın Turfan ilçesinde ama çoğunluklu zamanımda ürünçide yaşadım. Ürünçide? Evet üniversiteli Peking’de okudum. Gazetecilik okudum.
Doğu Türkistan’a döndüm sonra da Türkçe deyimle bir dönüş yaptım. Yani eskidinde bir Müslüman ailesi çok iyi bir Müslüman ailesi ama denimle çok iyi yaşayamamıştım. Sonra da gençlerinin böyle yardımıyla, denin daha iyi bilen gençlerine yardımıyla Allah beni idayetli tehral erdirdi. Elhamdülillah. Ve başörtü taktım. Böyle başörtü taktığım gündün başlayarak en iyi gazeteciden en kötü gazeteci oldum.
Ve sürekli arkamda peşimde polisler vardı. Bunu neden söyledim? Çünkü Doğu Türkistan’da olan zulümler yeni yeni gündem geldiği için insanlar diyor ki eskiden böyle bir zulüm var mıydı? Yoksa yakın zamalarda bu kampı olaydın başladı mı diye. Ben başörtü taktığımdan sonraki bu takip alınmalar, itna odaları alınmalar.
Yani bundan 25-26 sene önceki zamalarda da Doğu Türkistan’da zulümün şiddetini görebiliyoruz. Zaten görebiliyordunuz. Evet. Gazetecilik okudunuz. Ondan sonra kendi memleketinize döndükten sonra Pekin’de okudunuz. Urumçı’ya döndükten sonra tesettüre girdiniz. Ve tesettüre girdikten sonra iyi bir gazeteci olarak iyi muamele görürken tesettüre girdikten sonra akşamdan sabah en kötü gazeteci oldunuz. Evet. Takip alındınız, ikna odalarına falan çektiler. Peki. Evlendiniz mi orada? Evet.
Ama evlendiğimi hiçbir şekilde kimseyi bildiremedim. Çünkü sadece annem biliyor kız kardeşim. Çünkü kocam da bizimle aynı saftaki yeniden dönüş yapan gençlerdi. Biz ifşa olmayalım diyen imam nikahı yaptık. Ve tam kaçış zamanıydı. Nikahda sonra da kaçtım. Nereye kaçtınız? Ancak çıkabileceğim yerin Pakistan oldu. Çünkü o zamanlarda tek tek ifşa olmaya başladı.
Biz çok güzel bir şekilde organize oluyorduk orada. Gençlerini uyandırmak, şoğurlandırmak amaçlı. Bizden çevremizdeki gençler hepsi çok yüksek tahsil alan üniversite öğretmeler, öğrencileriydi. Öyle olunca çok dikkat çekmiş olabilirdik. Hani gazeteler bir şeyler yazmak ya da broşörler dağıtmak, gençlerini uyandırmak, geçiş saatlerini Kuran öğrenmek gibi. Onun için çevremizin tek tek yakalanmaya başladılar.
Ben gazeteci olduğum için, biraz tanınmış insan olduğum için direkt bana el uzatamadı ama sürekli takipteydim. Çember çok hızlı bir şekilde daralmaya başladılar. Ve bizim bazı arkadaşlarımız hapisten çıktıktan sonra dedi ki, hapist ne kadar fiziki işkence olsa da kadınlar asla oraya girmemesi lazım. Özellikle Müslüman kadınlar girmemesi lazım. Onun için sizin çıkmamız lazım dedi. Çünkü ben biraz ön plandaydım. Onun için annem de dedi ki, evlenmeden çıkmayın. Mehremsiz olmaz dedi. Aslında kocamla beraber çıkacaktık. Ama erkeklerle pasport konusu birbirine gidin daha zor oldu. Kocamla pasportla el konuldu. Bu yüzden ben evlendikten sonra kocam kaldı. Ben ancak Pakistan’a kaçabildim. Çünkü sinir ölgü olduğu için. Anladım. Şimdi birkaç şey önce öğrenmek istiyorum abla. Siz evlendiniz, eşinizin pasaportunu iptal ettiler. Siz çıktınız. Kaç kardeşsiniz Binevar abla? Biz üç kardeşiz. Onun diğerleri nerede? Bir tane ablam var. Ama ablamla zaten kamp olaydın önce de bir şekilde görüşemiyorduk. Çünkü benim akrabalarım da çok kısa takipte. Ben kaçtıktan sonra da 6 ay sonra tüm Doğu Türkistan’da Kırmızı Bülten’de aranan biri olarak gösterildim. Bunun için akrabalarım da benimle irtibat kurmak korkuyordu. Anladım. Öteki kardeşiniz? Burada. O burada beraber siz? O da üniversite okuluştu.
Üniversite mezunu olduktan sonra da hemen o da etkilendi ve başörtü taktı ama devlet memuru olarak işi alınmadı başörtüsü dolayı. Ondan sonra da o da özel şirketlerde çalıştı. Orada rahat duramadı. Ve Çin’in işgir ölgülerindeki böyle Arap şirkete de çalıştı. Ancak oraya kaçabildi o da gidebildi. Ondan sonra da Demeşk geldi. Ben de Demeşk’i 3 sene okudum. Arkamda oraya geldi. O da şimdi Türkiye’de. Tamam. Kocanız nerede şurada? Kocam burada. Ha o da burada. O da orasından çıktı ve geldi. Çıktı. Anne baba? Annem babam vaffatledi. Benim babam bu dava yolunda şehit olan biri. Ben şehit kızıyım aslında. Benim babam 20 senelik Çin hapislere, cezaevlere gözaltında nezarebe yaşayan bir kişiydi. Hapishanede işaret eden vefat etmiş bir babanız. Ben 10 yaşımdı babamdan yitim kaldım. Ama 10 yaşım kadar ben bir kere babamın kucağında oturabilen bir kız değilim. Babam hep bir kere geliyordu. Yine de biri vardı.
Babam her zaman bizle konuşturmuyordu. Hep bir kere eve geliyordu. Ve sadece yarım saat biri yemek yerdi. Başını kaldırmazdı. Çünkü konuşmaya izin vermezdi. Biz de babama böyle uzaktan bakardık. Babam çok hasta olduğunu biz sonradan öğrendik. Hastanede götürmemişler. Kendisi kalkamayacak bu durum gelip sonra demiş ki bu hayat kalamayacak evini gönderelim. Babam geldi eve üçüncü künev vaffat ettiler. Babamla beraber yaşadığım üç gün oldu zaten hayatımda. 10 yaşımdı yitim kaldım. Anne? Annem bundan 15 sene önce vaffat etti. O da vaffat etti. Şimdi siz kendi eşinizi çocuklarınızı, kardeşinizi burada bir hayat sürüyorsunuz. Şimdi Münevver Abla bize anlat. Orada bu Çin Komünist Partisi’nin ne derdi var Müslümanlarda? Şimdi biz geçtiğimiz günlerde de bir haber düştü. Bundan sonra ezanı bizim istediğimiz gibi okuyacaksınız. Kafanıza göre okuyacaksınız.
Yani zannediyorum o kadar sıkı. Sizin bir röportajınızı izledim ben siz gelmeden önce. Onu da diyorsunuz ki temel insani gereksinin ve haklarımızı bile sanki bize bir lütufmuş gibi sunuyorlar diyorlar. Nedir şu an durum orada bize biraz anlatır mısınız abla? Ne istiyor bu insanlar Müslümanlarda? Şimdi ki durum ne dersem hani Doğu Türkistan’daki olup biterlerini anlatırken bundan önce bundan haberi olmayan insanlar ya da az çok haberi olan insanlar şöyle diyor hani bu devrede bu zamanda 21. yüzyılında bu mümkün mü? Yani böyle bir şeyin olması mümkün mü? İnanamaz. Çünkü inanamayacak derecede bir zulüm var orada. Hani oradaki zulüm sadece Doğu Türkistan’daki Müslümanlar üçün değil. En başta Müslüman olduğumuz en büyük suçumuz. Ve ondan sonra da orada bir uygun Türk olduğumuz ve bir Türk dünyasının gerçek sahipleri olduğumuz en büyük suç. Yani neden Doğu Türkistan’la bu kadar büyük bir zulüm mümaruz kaldı dersek
hani oradaki temel sebepini öğrenmek için Çin’in aslı amacını öğrenmemiz gerekiyor. Nedir? Çin’in aslı amacı dünyayı yayılmak. Ben de bir şey hazırlamıştım da onu biraz sonra sunacağım. Çin’in aslı amacı dünyayı hakim olmak olduğu için Doğu Türkistan gibi bir yerdeki insanlarını oradaki gerçek sahiplerini yok etmek, asimilesye etmek yani söküreme maruz bırakmak
ve onun tamaman onun coğrafyayı demografisini değiştirmek onlar için çok küçük bir şey. Hani biz böyle Türkler’in atı yurtta olan yani Türkiye’nin iki buçuk büyüğündeki bir yer ölçüsü sahip olan bir Türk dünyasının yok olması Türk dünyası için çok büyük bir kayıp. Hani oradaki Müslümanların yok olması, İslam dünyası için çok büyük bir kayıp. Ama Çin’in dünyaya yayılma politikası kıyasen hiçbir şey.
Çünkü biz orada hani onların bir engel gibi görüyor bizi. Şimdi biz Çin Komünist Partisi’nin dünyaya yayılma politikasında onun bazındaki kemik gibiyiz. Eğer bizi yutarsa Doğu Türkistan zaten yuttu. Yani dünya açılması, Avrasya açılması kendi aslı amacını, gerçek amaclarını gerçekleştirmek için hiçbir engel kalmayacak.
Hani şimdi dünya insanları diyor ki Doğu Türkistan’daki zulümlülüğü duyduktuğun sonra, gündemdeki olaylarının haberi olduktan sonra da bize acıyor. Doğu Türkistan’la acıyor. Kardeş olarak, insan olarak, Müslüman olarak veya soydaş olarak acıyor. Aslında buradaki problem, Bekir Bey, sadece Doğu Türkistan’ın yok olması değil. Çin’in tüm dünyaya yayılması çok büyük bir uyunun içindeki sadece biz bir engel.
Eğer Doğu Türkistan’ın elini geçirenmişse, Orta Asya’nın tamamen eli geçirmesi ve Türkiye’nin eli geçirmesi ve dünyanın eli geçirmesi için hani çok büyük bir engel olacağız biz. Onun için Doğu Türkistan’da olup biten o zulümler, biz için çok büyük bir kıyam ama onlar için hiçbir şey değil. Onun için Çin’den alınmak lazım. Anladım. Münaver abla orada yıkılınız kaldı mı sizin? Şu an kim var orada sizden? Ablam var ama ablamla hiçbir şekilde irtibat geçemiyorum. Telefon yok mu? Yok. Yani Bekir Bey ne diyorsunuz? Şimdi… Ben biliyorum olmadığını da sormak durumundayım.
21. yüzyılında şimdi dünya küçücük bir kasaba dönüştü. Hemen hemen dünyanın en ücret köşesindeki bir insanla internete iletişim geçebiliyorsunuz. Ama insanların inanılığı şu, şimdi ki zamanda sen nasıl bir akrabalığınla iletişim geçemiyorsun diyor. Benim kocam da 22 senedir zaten yurt dışında. Hiçbir şekilde ailesi ile irtibatlı değil. Yani bilmiyoruz hayat mı, öldü mü, nerede, ne yapıyor. Hiçbir şekilde. Şu an orada bulunanların hiçbir şekilde kaçma imkanı yok mu Münaver abla? Yok. Hiçbir şekilde yok. Ne yapıyorlar şehirlerin etrafı mı çevrili, kamplarda var mı, ne engel oluyor? Ya insanlar mesela çoğunlukla bazı şeyleri yanlış bilgiye olabilirler ama dönüşümlü olarak 10 milyonun fazla insanda oturuk istandı kamplarda. Ama kamp dışarıda oldular. Görünüşte çok mutlu bir şekilde göstermeye çalışıyor. Manifil ediyor zaten.
Ama şey olarak hani her yeri açık hapishane orası. Şimdi çok az saydık ki insanlar ailesiyle çok kısa bir mesajlaşmaya konuşma imkanı oluyor. O da işaret diliyle ya da diyor ki Çin Komünist Partisi bizim çok iyi bakıyor falan. Öncelikle o kelimenin konuşması lazım. Çünkü yanı da zaten her telefon, her iletişim takip altında.
Çin dünyada en büyük çok ajan kullanan, bu üzerinde çalışan en çok parasını bu üzerinde sarf eden bir ülke. İşaret diliyle nasıl anlaşılıyor? Erken diyor ki onlar mesela bir ailene telefon açtırıyor buradaki oğluna ya da akrabasına. Diyor ki sen oğlunu gel de geri döndü de diyor. Yanı da zaten annesi diyor ki oğlum gel diyor ve işaret dili böyle yapıyor. Mesela seni kesecekler diyor.
Öyle çok aynı işaret dilinden çok işitindim benle. Hainliği görüyor musunuz? Yani diyor ki sen oğluna gel de artık burası güvenli, burada sıkıntı yok. Biz burada mutluyuz dedir diyor ki yurt dışına çıkmış olanları da getirelim ki hani böyle Münevver abla gibi insanlar televizyonlara, YouTube kanallarına çıkıp orada yapılan zulmü, haksızlığı, soykırımı deşifre etmesin diye. Evet şimdi oradaki zulümün hangi büyültünü anlatayım ben ama şimdi benim derdim oradaki zulümden anlatmak değil.
Yani insanlara bunu inandırmak. Çünkü inandırmak da çok zorlu oluyoruz gerçekten. Ama bize derdimizi inandırıp da şimdiki bu kardeşlerimiz dünyanın başka yerde kardeşlerimiz eline silah al git Doğu Türkistan’ı kurtar demiyoruz. Bizim başımız iyi gelen sizin başınız iyi gelmesin uyanın demek istiyoruz. Sizin başınıza gelen neden sizin başınıza geldi Münevver abla sence? Bizim başımız iyi geleni neden çok büyük bir soru sorduğunuz çok güzeldi soru ama bizim böyle buğazımızda yani yutamadığımız bir soru oldu bu. Biz aynı zamanda Çinliler’i iyi tanıyamadık diye biliyorum. Ve çok fırsatlarımız kulum elimizden alındı. Allah subhantı ala aslında o kadar güzel bir memleketini verdiği zaman da biz de o memleketimizini kendi elimizde tutma imkanlarını da vermiştir. Ama biz onu tutamadık diye biliyorum. Hani şimdi biz suçlarken Çin’i suçlarken her zaman Çin elimizden aldı diyoruz ama biz elimizden kaptırdık. Yani öyle şeylerde genelde hata iki taraftan oluyor yani. İki tarafta oluyor.
Ama ne olursa olsun bu bir soykuruğunun özrü olamaz. Gerekçesi olamaz. Bir anayı oğuldan oğlu anadan ayırmanın gerekçesi olamaz. Bu bambaşka bir dava yani. Orada insanların kamplarda yaşatıldığını ve kamplarda onlara sistematik ve psikolojik işkenceler yapıldığını şahit oluyoruz. Şu an siz oradan hiç kimseyle irtibat kuramıyor musunuz? Hiçbir şekilde. Benim adım mesela bundan 10 sene önce bizi tanıyan bir bayan Doğu Türkistan’a dönmüş. Normal gidip gidebiliyordu. Vatandaşlığı vardı. Uçaktan hemen inerken demiş ki sen Münevver’le tanıyor musun diye sormuşlar. Kim Münevver diye sormuş ya sen şey yapıyorsun. Sen tanıyorsun çünkü o da Zeytinburnu yaşıyor. Sen de Zeytinburnu. Yok bine hiç alakam yok. Bakın hani. Hiç alakası olmayan insanlarda beni sarıyor sonra.
Burada bir şekilde sizinle irtibat kurup sizi sıkıştırıp bir şekilde size bir fenalık yapma ihtimalleri var mı? Vatandaşlık almadan önce çok olmuştu. Ama şimdi de ben biraz ön plan çıktıktan sonra Çin çok kurnaz biliyorsunuz. Ön plandaki insanlara kolay kolay şey yapamaz. Çünkü Türkiye hükümeti’nden alınca bunu takip alacağını biliyor. Ama şunu söyleyeyim Bekir Bey ben abdestsiz dışarı çıkmıyorum onu söyleyeyim. Elhamdülillah. Çünkü biliyorum bu dava zaten sonu şehitle bitecek bir dava.
Allah ömür verince kadar son nefesim kadar bu davanın peşindeyim inşallah. Ama öbür dünyaya da bu dava üzerine gideceğimi inanıyorum. Rabbim hayırlı şehadetler nasip etsin en güzelinden inşallah diyelim. Şehit olmayın diye dua edemem yani o çok güzel bir dua. İnşallah Rabbim bize de nasip eder. Güzel bir şehadet inşallah. Şimdi oradakilerle hiçbir şekilde irtibat kuramıyorsunuz. Peki orada ne olup bittiğinden nasıl haberdar olup burada insanlara anlatıyorsunuz Münevver Abla? O haberi nereden alıyorsunuz?
Aslında Çin bazı bir haberlerini daha büyüğünü kapatırım derken küçük ile yani büyüğünü kapatmak için küçük bir haberler yayıyor. Biz de onları yıpıcı almaya başarıyoruz. Eskiden de bu Dünya Kamuoyunu gündem gelmeden önce yurt dışındaki bazı muhabırlar veya demokrasik bir yapıma sahip olmasını isteyen Çinliler de bazı bir şeylerini yıpıcılarını veriyordu.
En baştaki bu kamp olayının ifşa olmasına Çin’in kendisi yaptığı bir büyük yanlışıyla oldu. Yurt dışından ticaret için Doğu Türkistan’ı gelen Uygur kardeşlerimize kampı aldıktan sonra vatandaşlık yani kimlik vermişler ve kampı sokmuşlar. Orada olan ana babaları, çocukları, Kazıkstan’ı özellikle Çin konsulisi giterek yani bizimki ablumuz, annemiz, ağabeyimiz Doğu Türkistan’ı gitmişti falan daha hala haber alınmadı diye böyle sürekli baskı yaptırdığı için sonunda çıkarmak geri vermek zorunda kaldı.
Ve o kadar tembihlemişler ki burada olup bitenle eğer sen söylersen, ifşa edersen, sen Kazıkstan’da olduğunu yana nerede olsan ol, tüm ailenle başın balada diye ama onlar kampı yaşayan zamanda olan tüm olayları hapsızla kazmışlar ve demişler ki çok etkileyici. Kampı alınan kızlar, hanımlar demiş ki hani siz bir gün çıkacaksınız buradan çünkü siz buranın vatandaşı değilsiniz. Bizi asla unutmayın burada olup bitenle anlatmayın. Bu sizin size bir amanettir, bu bizim vasiyettir. Çünkü biz buradan geri çıkamayacağız onu biliyoruz demişler. En başta Gülbahar Cilil ablamızdı o. Ondan sonra da birkaç kişi, hatta kocası Erbistan’da olan, Mısır’da olan, Pakistanlı olanlar çıkmaya başladı. Bu şekilde olan çıktıktan sonra en başta hani kampdan çıkıp da hiçbir şey söyleyemeyen çok kişi var.
Bunlar onlar şimdiki çok cesaretli olanlar. Bazılarını biz sürekli yana gidip de itna etmeli çalıştık yani ne olur. Çünkü oradaki olaylarını biz bilmek isteriz. Hani neler olup bittiğini bilmemiz gerekiyor. Bunu Dünya kamuoyunu taşımamız gerekiyor diye. Öyle yavaş yavaş onları söylettirdik. Onlar da bazı şeylerini tekrar tekrar anlatmaya başladı ve o zaman da Çin bu kampı olayını gerçekten itiraf etmeye mecbur kaldılar.
Ama görüntüler de var Münevver abla. Mesela kampın içinden görüntüler falan düşüyor internete. Evet. Bu kadar sıkı… Uydudan yapan görüntüler. Haaa. Uyduda. Uyduda da yapan görüntüler yani. Şimdi 2016’da Elişko Katliamı oldu Yerkendiş şehrinde.
Bir tane genç, Ababahri adındaki genç, o dedi ki tüm işke kasabalarını tamamen yok ettiler orada. Dümdüz ettiler orada. O kadar çok işini öldürmüşler ki. Bir tane genç geçiş saatlerinde internetten bunu uzun yayaydılar. Biz ondan öğrendik ama o çocukla da çok büyük bir işkenciler ölüm cezasını çarptırdılar. Ondan sonra haber alamadık. Böyle hani canın pahasına haber uçuralarda oluyor. Hıh.
Şimdi Çin hükümetiye karşı eylemlerde kendi elini güçlendirmek amaçlı. Bazı çinli muhabırlar yani demokratiçinler, Çin hükümetine, Çin diktatörsüne karşı gelirler de bazı zamanlar koz olarak kullanmak için bazı şeylerini uçurtuyor zaten. Münevver abla şimdi bu Çin Komünist Partisi orada yönetimde. Xi Jinping miydi o adamın adı? Evet. Xi Jinping. Xi Jinping. O adam uzun bir zamandır orada Çin Komünist Partisi’nin başında ve orada yönetimde. Bu yapılan zulümler bu Komünist Parti’nin tercihi mi yoksa Komünist Parti gelmeden önce de yani başka yöneticiler de aynı şekilde zulüm ettiler mi oradaki yaşayanlara? Çin Komünist Partisi 1949’da Drukistan’a giriş yaptılar. Bundan önce milliyetçilinliler vardı şimdi Tayvan’da oldu. Sonra da Mao Zedong liderliğindeki çoğu Komünist Partisi, onların üzerinden geldikten sonra da o milliyetçilinliler Tayvan’da kaçmak zorunda kaldı.
Bizim en çok aydın insanlarımızı, zengin insanlarımızı öldürülen devr, 1949’un önceki devrleriydi. Ve Çin Komünist Partisi neden, nasıl girdi yani Doğu Drukistan’a? Onlar dedi ki biz Çin’in işgür ölkülerinde milliyetçi Çin üzerinde kalıp çaldık yani. Onları tamamen yok ettik. Şimdi biz duyduk ki Doğu Drukistan’da da milliyetçi Çinliler sizleri çok büyük işkence yapmışlar.
Çok insanı öldürmüşler. Onun için biz geldik. Onların tamamen yok olan kadar, buradın soyup kurulanlarına kadar biz sizi yardım edeceğiz. Burada sizi savunacağız diye geldiler. Bundan önceki milliyetçi Çinliler çok zulüm gören, mesela biz 1933-1944 iki kere Doğu Drukistan İslam Cumhuriyeti ve Cumhuriyet kurmuş bir ülkeyiz.
O zamanlardaki bizim her İŞKİ Cumhuriyeti yıkılması, Çin Milliyetçi Çinlilerle Rusya beraber iş birlikini yıkmıştı. Aslında perde arkasında Komünist Parti’ye vardı zaten. Ama dedik ki yani Doğu Drukistan’a girip onu işgal etmek için çok güzel bir bahan uydurdu. Milliyetçi Çinlilerin tamamen yok olan kadar iki sene biz Doğu Drukistan’a düzenle sokacak ve her şeyi size teslim edeceğiz.
Hatırlıyor musunuz hikayeni kadar tanıdık. Aynasını şeyde demişti, Hollandalılar vaktiyle Boşnaklara da Srebrenica’da aynı vaate bulunmuşlardı. Demişlerdi ki yahu bakın biz bir Atişkıs Anlaşması için Birleşmiş Milletler Barış Gücü adına burada bulunuyoruz. Sırplar falan hırvatlar onlar silahlarını bize teslim ettiler. Siz Boşnaklar’da silahlarınızı bize teslim edin. Biz barış gücü askerleri olarak sizi koruyacağız ve sizi kimse öldürmeyecek dediler. Ondan sonra Hollandalı barış gücü askerleri Srebrenica’da ve Bosna’da Müslümanların elinde bulunan ne kadar uzun namluluğu ya da ateş gücü olan silahlar varsa hepsini onlardan topladılar. Bütün silahları Müslümanlardan topladıktan sonra gidip Sırplara haber verdiler. Biz silahları topladık bu gece gelip basabilirsiniz diye. Gece oraya basıldı ve 10 binlerce Müslüman bir anda yani burada anlatamayacağım bir şikanceleri tabi tutularak orada bir soykırım uygulandı. Baktığınızda Müslümanları şöyle anlatayım Müslümanların kandırılış ve yok edilmiş hikayelerine baktığınızda hep biz sizin tarafındayız ve sizi korumak için geliyoruz diyen kişilerin yani Müslüman görünümlü kafirlerin ya da o kafir yüzünü gizlemek için daha böyle bir merhamet abidesiymiş gibi kendisini gösteren insanların kurbanı olmuşuz biz. Yani yanlış insanlara inanıyor olmak. Oysa ki Ayet-i Kerime’de buyruluyor ya onlardan size dost olmaz. Onlara dost edinmeyin kafirleri dost edinmeyin onlar mutlaka bir gün o yapacağı kötülüğü fenalığı mutlaka yaparlar diye ve nitekim bugün dünyanın birçok mazlum coğrafyasında Cezaer’de de böyle, Tunus’ta da böyle, Fas’ta da böyle, Doğu Türkistan’da da böyle, Bostan’da da böyle hep aynı hikaye farklı şekillerde tezahür etmiş ve yüz binlerce insan bu yolda milyonlarca belki şehit verilmiş kurban edilmiş. Peki abla siz bugün burada yani neler yaptığınızı sormak istemiyorum.
O yüzden öğrenmek istiyorum. O kamplardan aldığınız haberlerden bize birazcık verin. Orada insanların 24 saati nasıl geçiyor? Nasıl psikolojik ve fiziksel işkencelere tabi tutuyorlar? O gördüklerinizden duyduklarınızdan ben dinlemek istiyorum ki bilelim. Ne yapıyorlar insanlar oralarda? Biz tarihtin nazi kampını olaylarına okumuştur okuyoruz. Zaten İslam tarihine bakınca biz Hrevin’in ne kadar zulüm yaptığını da biliyoruz yani şey olarak.
Ama dünya, dünya olup da dünyada Çin zulmü gibi bir insan anlatmakta da zorlanacak bir zulüm dünyada görmedi. Çin işkence yöntemlerinin üretimle dünya meşhur bir ülke. Bunu biliyorsunuz Çin işkencisi diyorsunuz. Yani ben şöyle diyorum yani ya böyle insanın ne kadar canı var, ne kadar dayanabilir. Hani onu öldürmek istesen gel öldür onu bitsin. Ama Çin onu işkenceyi öldürerek değil de maneviyatını, ruhunu öldürerek. Önce ruhunu öldürüyor. Benim diyor senin bedenin ne işim yok. Eh bedenin ne işim yok senin ruhunu öldüreceğim. Yani insanın nasıl ağır gelecek? Mesela siz bir çok milletinizi seven bir milliyetçi birisiniz tam o damardan oluyor. Eğer siz hicabınızı sahip çıkmak isteyen bir Müslüman kadın ya da kızsınız sizin o taraftan oluyor.
Hani ailesi düşkün olan bir erkeksiniz sizin o taraftan oluyor. Yani öncelikle sizde iyi bir algıladıktan sonra.
Ondan sonra hani sizin en hassas noktanızın orayı.
Mesela bakın şimdi bakın anılar neye dayanamaz çocuğun evlatlarını dayanamaz. Dünyada şunun bir örneği var mı Bekir Bey çocuğunun kurşunu öldürdükten sonra gidip diyor ki senin oğlun bir tane kurşun öldü bir tane kurşunun parasını ver. Ondan sonra diyor ki senin çocuğun ölmekte direndi iki tane kurşun gitti sen iki tane kurşunun parasını ver.
Annesinin babasının değil annesinin istiyor bunu. Siz böyle bir örnek duymuş muydunuz? Ve dedik ki kızlar hanımlar örtünüyor ve hapislerde ne yapıyor sen vücudunu kimseye göstermiyorsun. Erkeklere kendini şey yapıyorsun o zaman gör annesinin babasının kocasının kardeşinin önünde ve tüm yani böyle hassasiyet olan erkeklerini topluyor. Tam ordulukta bayan da bırakıyor kusura bakmayın yani ben huzurluyacağım şimdi ve ordu tecavüz ediyor.
Diyor ki herkes gözünü büyük açarak bakmak zorunda. Eğer kimse gözünü kapatarsa onu yani şey böyle bir şeyini görmek istemez mi hemen dedi o ceza çaptırıyor. Sen bizim yaptığımızı beğenmedin. Dünyada böyle bir örnek var mı? Dünyada hiç böyle bir örnek yok Bekir Bey. Ben eskiden Doğu Türkistan’da ölen kardeşlerim için ağlarım şimdi orada birisi öldü dese mutlu oluyorum böyle benim psikolojim mi bozuldu acaba? Çünkü diyorum ki kurtulmuş diyor görmedi bunu. Benim annem kampı olsaydı önce vaffat etti. Ya neredeyse annem iyi görmüş diyeceğim. Küçükçe zamanında bir tane hikaye söylemişti annem ben onu ben unutmuyorum. Yani onun için çocuklara söylenen her şey değil ki unutmuyor çocuklar. Annem şöyle söylemişti bir gün dedi her günü mesela kültür devri mi diye bir şey vardı böyle gezdirerek başını uzun şeylerdi.
Mesela gazeteden uzun bir şey yapıyormuş, şapki yapıyormuş onu giydiriyormuş. Ne kadar kitap okumuşsa dinleyen kitap okumuşsa onu şeyi tele geçirerek boynu asarlarmış. Sen o kitabını okudun diye. Sabahtan akşam gezdiriyor dövüyor döverek gezdiriyor yani. Ve ondan sonra akşam saatinde saat 10-13 gün kadar böyle bir toplantı açıyormuş orada gençlerle toplayıp dövdürüyormuş. Gençler birisi yorulsa öbürüsünü birisi yorulsa öbürüsünü. Bir günü babam da öyle yapmışlar.
Akşam saat 12-13 olmuş annem de beklemişler neden gelmedi diye. Çünkü götürüyor o sabah götürüyor babamla. Gece de gidiyormuş. Hani ben doğmadan önceki olay bu. Bir gün annem dedi ki çok endişe ettim gelmedi. Her gün yüzleri ve vücudu kan içinde yara bera giriyormuş annem de onu temizliyor. İkinci günü tekrar götürüyorlar. Çünkü annem babam da çok bir aydın insan ve bir davadır. Ondan sonra da o gün çok geç gelmişler. 12-3 olmuş annem de dışarı çıkıp beklemişler. Çok uzaktan bir insan karası görülmüş ve annem de öne gitmiş babamış. Yani yürüyecek hal yok yani düşüyormuş kalkıyormuş böyle gelmişler. Ve dedi ki annem dedi ki nerede kaldınız çok geç kaldınız çok et. Dövdü dövdü sonra da ben orada bayılmışım. Bir uyandım çevremde kimse yok. Hani o kadar dayandım ama bir tane genç başımı çok kötü bir tekme attı dedi. Ben annemle yıllarca sordum tekme atın kim biliyor musunuz annem. Söylesiniz dedim. Çünkü babam vahfet ettikten sonra söylemişti. Onun için annem benim bu dava yolunda ileri gitmem için tek arkamda duran bir kadın. Annem dedi ki benim ablam dedi başört taktım sonra bir idna odunları alındı.
Çünkü çok büyük bir yüksepiliğe çalıştığım için ablam dayanamadı dedi ki işinden olacaksın. İnsanlar bu mevkaya gelmek için her şeyini feda ediyor. Sen de bu mevkaya geldiğin için başörtlüsün dolayı sen bu işinden ayrılacaksın falan. Çünkü onlar için hani bir ministerlik dedi yani bakarlıktan yüksek bir makam çalışmak çok özel bir şey. Ablam da biraz mevkaya sahibi olduğu için övünüyor o da çevresiyle. Annem dedi ki ben şehit kızıyım dedim. Ablam oradan öldü. Senin baban da şehit kızım ben senin arkandayım. Çünkü annem onu yaşadı. Benim de gözü göre göre böyle böyle olayım diye gideceğimini annem biliyor. Ama annem de işte o kadar acı olmuş ki intikam mevzi yani büyüttü bizi. Bakın ben hala unutamıyorum. Babamın o geçtiği gelişini görmedim. Ama annem de babamın bekleyişini o halde bana anlattı. Ve başını nasıl tekme attığını, nasıl bir işkence kaldığını anlattı.
Bunu o için Bekir Bey ben hayatımın sonuna kadar tek kalsam da bu Doğu Türkistan davası da devam edeceğim. Çünkü o acı hala burada. Yedim büyüdüm, babasız büyüdüm. Babamın o küçük bir günü öldüremeyen bir kızım. Ve babamın o kadar işkence kaldın. Hatta babamın ayaklarını yirmi dört saat hani asılı kalan zamanları olmuş. Ayağından asmışlar. Ayağını asmışlar. Sadece Doğu Türkistan davasını demeyeyim de.
Babam beni dünyaya getirmeye sebep olan bir babamın bu kadar zulüm çekmesi beni intikam etsinler artırmaz mı acaba? Tabii ki artırır. Çok insani ya. Çok normal yani. Babamdan ne suçu vardı ki? Öğretmemiş, çok insan içtirmiş. Birkaç dil biliyormuş. Her yer yardım yapıyordu. Herkesine iyi davranıyormuş. Yani sonra da ben on yaşında sonraki zamanlarda böyle caddeleri geçerken babamla öğretmeleri görüyorum. Aa dedi bizim o öğretmenle kızı. Babam çok benziyormuşum ben.
Demek ki babam o kadar iyi bir iz bırakmış ki insanlar unutmuyor. Ne suçu vardı? Kimse beni dövmedi. Benim babam dövmemiş. Herkes iyilik yapmış. Ya iyi olmak da suç mu? Çin bu kadar ileri getirir mi yani? İnsan o. Tamam. Babam da musluman değil misiniz? Başka bir insan ya. Peki şu an burada Türkiye’de sizin gibi oradaki zulümden kaçmış? Kaç kişi vardır Münevver abla?
2006’dan sonraki, bundan öncekilerde çoğunlukla mesela dinlerini yaşamak için çocuklarını şeyhli yapmak için kaçarlar vardı. 2009’un sonra tamamen hicret şeysine kaçtık çünkü 2009’da ürünç olayda çok büyük bir katliam oldu. Ve hatta din ile hiç alakası olmayan aileler ya da Çin Komünist Partisi’nin şeysi altında çalışan memurlar da çocuklarını kaçardı.
Çünkü oradaki üniversite öğrencilerini o kadar acımasız katliam ettiği için hani çocukların ne suçu vardı öğrencilerine? Mesela o zaman kaçabilenler şimdi niye kaçamıyorlar abla? Çünkü kapattı. Kampa kapattılar. Yok yok yani yurt dışında kapattı. Haa son 3 yıldır Çin kimseye de vize vermiyor bildiğim kadarıyla şu an. Gidemiyor. Tüccarlar da gidemiyor herhalde değil mi? Herde Türk vatandaşı olan bir sürü insan orada hapiste. Tamamen uçak da yoktu. Yeni yeni uçakının kalkacağını haberini aldık ama Doğu Türkistan’ın uçak da yoktu. Abla siz şu an burada Türk Hava Yolları’ndan bir bilet alsanız Pekin’e inseniz sizi herhalde daha uçak iner inmez alırlar orada değil mi? Zaten uçak da bilinir. Çünkü ben Türk vatandaş olduğum için vize de vermez. Haa şu an isterseniz de gidemezsiniz oraya. Ama kendileri götürmek isterse başka yolda götürürler. Götüremezler inşallah. Burası da öyle dingon lahırı değil yani. Öyle o kadar da kolay değil yani. Ben değilim Bekir Bey. Doğu Türkistan davasında bir kere bizim yanımızda duran insanı vize vermiyor. Bizim tanıyan insanları vize vermiyor.
Bana vermezler mi artık? Sizi hiç vermez. Ne olur birinizle. Çok da umrumuzda sanki. Biz de zaten gitmiyoruz ki abla yani çok sıkıntı değil yani. Orada siz gitsiniz izin versiniz de sizlik olan takipten dolayısız bir gün dayanamazsınız çünkü. Şuraya gideceksin, şunu söylemeyeceksin, şu insanla görüşmeyeceksin böyle. Anladım. Peki burada ne yapıyorsunuz abla? Oradaki zulmü duyurmak ve durdurmak için. Bildiğim kadarıyla geçtiğimiz zamanlarda Avrupa tarafından, Dünya Kamuoyu tarafından da orada bir işkence ve soykırım yapıldığı da kabul edildi diye hatırlıyorum. Evet. Doğru mu abla? Ne zaman? Geçen sene Eylül Eyyinde bir şey oldu. Avukatların, hani gönüllü olarak çalışan avukatlardan Doğu Türkistan’daki olayları mehkemi verdi. Uluslararası mehkemiyle. Oradaki şahitler mesela Doğu Türkistan’a gelen şahitler tek tek anlattılar. Oradaki zulümle gerçek olduğunda böyle karar verdiler ve soykırım olduğunda itiraf ettiler bu şekilde. Ama yani o şimdiki itiraf ettiği, kabul ettikleri Doğu Türkistan’daki zulümle durdurması için hiçbir şey yapılmadı. Ama şöyle yapıldı. Yakında bir video yayıladığı için hani biz orada dinimizi yaşatmıyoruz falan dedik ya orada bir İslam üniversitesi diye kendileri göre adını koyan bir yerde. Yani Çin için mesela Kuran okuttu. Ondan sonra da İslam’ı Çinlileştirme gibi bir şiirlerle ortaya koydu. Dünya Kamuyonu’nun gözünü boyamak için yapılan şeyler. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Çünkü Çin insanlarını kandırmak, marifetinden övünen bir millet. Yani biz kandırabildik, gözünü boyabildik yani diye. Bunun gerçek gözü açık, gözü açık insanlarına hiçbir biri buna inanmaz.
Abla böyle hani Birleşmiş Milletler’in yok dünya insan hakları komisyonu falan şey oluyor. Heyetler gönderiyorlar ülkeye. Onlar 5-10 kişilik heyetler gidiyor, gözlem yapıyorlar, fotoğraflar çekiyorlar. Öyle heyetler gitmiyor mu hiç? Bakmıyorlar mı? Onlar da heyetlerine de kendisi göre seçiyor. Hani heyetler mesela burada sizin gibi bir insan gibi. Ben gidip heyetler içinde olacağım kabul etmezler. Yani bir de Çin Birleşmiş Ülkelerdeki devletlerin içindeki beşliğinin birisi. Onun içinde millet şeyde beşliğinin içinde bir tane Müslüman ölçü var mı? Rus zaten Çin ile beraber. Biliyor musunuz zaten bunu? Hani ağası da kendisi de yengesi de kendisi. Aynen öyle. Hani diyor ya hasta olursan doktora gidersin ya doktor hastaysa ne yapacaksın? Yani burada doktoru da hasta etmişler. Güya oranın güvenliğini denetleyecek adam da aslında zulmü yapan adamın kardeşi ya da arkadaş ya da kankası yani. Birleşmiş Milletler Doğu Türkistan’da o kadar zulümlü olduğunu, soykırım olduğunu herkes biliyor. Amerika’da biliyor, Kanada’da biliyor, Avrupa’da biliyor. Bilmediği bir şey değil. Ama kendi manfaatlerini dokunan zaman da şimdi bizden sesimizi kulak vermeye başladı. O da bir sürelik. Ben onu söyleyeyim yani bunu şahsım olarak söyleyeyim. Peki burada diğer Doğu Türkistan’dan sizin gibi böyle ayrılmış, farklı ülkelerde almış yani dünya çapında böyle bir networkünüz var mı Münaver Abla? Hani Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar, Uygur Türkler mutlaka birbirleriyle görüşüyor ve irtibat halindedir. Mesela ben Almanya’ya gittiğimde de orada rastladım Uygur Türkleri vardı. Onlarla o zaman röportaj yapmıştık, iftar etmiştik. Yaşlı bir amcamız ilahi capvarsın diye bir dua etmişti bize. Şu an çok güzel bir dua etmişti. Onlarla da yani tüm dünya çapında bir networkünüz var mı Abla? Birbirinizle irtibat halinde misiniz? İrtibat olanlarımız var ama oradaki gerçek sayı göre bu davanın önünde bizler mesela Doğu Türkistan davasında birbirleriyle irtibat olan kesim çok az.
Genel sayımız göre çok az. Niye Abla? Çünkü şöyle Çin o kadar büyük bir ah kurmuş ki hatta Doğu Türkistan’dan mesela eskiden bu dava hiç katılmıyor yani. Yani içimizde olmayan insanlar yeni yeniden mesela Doğu Türkistan zulümün dolayı bizim mesela dava safımıza gelen kadar şöyle hani oradan telefon açıyorlar. Dedik ki sen şu günü şuraya gitmişsin ya da şuraya gidecekmişsin. Eğer gidersen buradaki ailen tamamen hapiste ya da öldüreceğiz. Sen bunu düşün.
Şöyle de var tamam ailemden hepsini öldürebilirsin ama ben Doğu Türkistan davasında gideceğim o başka. Çoğulluklu diyor ki ben burada Doğu Türkistan için hiçbir şey yapamadım bir de ailemden yok olması sebep olmayı. Çünkü mesela dünyanın her yerinde siz bir yanlış yaptınız cezasını siz çekersiniz. Ama Çinlilerin geleneği de eğer siz bir yanlış yaparsınız sadece aileniz tüm sorarınız yok olacak. Çünkü öyle böyle geleneği var. Yan dışarıya çıkan arkasında ya kardeşini ya ablasını ya annesini babasını bıraktığı için diyor ki sen konuşmaya başladığın anda diyor ki bak annem burada babam burada elimizde sus ya da bunların ölümünü izle ya da onları da alıp kampa götüreceğiz diyerek tehdit ediyorlar. Peki ne yapıyorsunuz burada abla bu zulmü duyurma adına hani meetingler gösteriler. Meetingler gösteriler elimizden gelen ve elimizden gelmeyenini getirerek anlatmaya çalışıyoruz ama şöyle bizim sunulan imkanslarımızı göre biz çok az iş yapabildik diye biliyorum. Çünkü ya da Doğu Türkistan’da olup bitene göre kıyasen biz çok bir şey yapamadık diye biliyorum. Hani insanlar diyor ki şimdi ben iş gibi ne aldığım bir yere böyle bir teşkilat hizmeti için değilim. Şimdi bir derneğin başındayım dernek başkanı olarak.
Benim en çok yaptığım şey Doğu Türkistan davasını duyurmak orduk olup bitene duyurmak ve insanlarını şuurlandırmak. Bu iki sene içindeki şehir şehir üniversite ya okulları dolaşarak anlatmam istediğim şey yani şunu diyorum sadece Doğu Türkistan’da olup bitenler değil. Bu tehlikenin yavaş yavaş Türkiye’ye kadar, dünya kadar uzananı insanların bunu mesela fark edemediği için, şimdi iyi tanımadığı için hala böyle uykuda olduğunu yani tarihle tekrar olduğunu. Eğer şimdilikten uyanmazsa yani en kısa zamanda bu yılanla boynumuzu dolanan zamanda hiçbir şekilde kurtulamayacağımızı anlatmaya çalışıyorum.
Burada ben çok rahat bir şekilde konuştuğum için konuşabildiğim için kendimi de çok rahat hissettim. Allah razı olsun sizlerden ama benim aslı amacım Doğu Türkistan’daki zulümle beraber bu zulümle hani olanın amacı tüm dünyayı yutmak olduğu için bu zulümle daha geniş bir şekilde anlatıp da insanlar diyor ki biz Doğu Türkistan için ne yapabiliyoruz. Ben en cevabım şu siz Doğu Türkistan için bize dua edin ama kendinizin başına Doğu Türkistan’daki zulümle gelmemesi için çalışın demek istiyor.
Olan bitenden ders alın. Ders alın istiyorum çünkü Çin hiçbir zaman da sizin karşınıza düşmen gibi gelmeyecek. İnsanlar düşmanını Avrupa’dan başka yerden içimizden başka yerden arıyor ama Çin çünkü Birgit Kağan’ın şeyi yazdığını biliyorsunuz zaten Çinlilerin yumuşak sözüne ipeklerine kanmayın diye.
Bir Padişah o zaman dedi ki Oğuzlarının adısı olan bir Padişah hani bunu neden yazmıştır? Türklerle Hunlarla bu Çinlilerin arasında savaş dün bir günki savaş değil tarihten beri. Çin’in en büyük nefret ettiği ne de Türkler en korktuğu ne de Türkler. Onların kışlaklarında şöyle bir şiir var mesela Türkiye’de şöyle bir şey şehitler ölmez vatan belirilmez. Onlar ne diyor? Onların kanını içeriz Türklerinin etini yeriz. Duvarları da bu yazılı. Her kendi askerlerine bu şekilde büyütüyor. Bu şekilde mi diyor? Onun için Orta Asya dua ediyorum Çin’in neredeyse İkinci ihaleti gibi oldu. Orada Doğu Türkistan bayrağını sallayamazlar. Doğu Türkistan hakkında bir şeyler konuşamazlar. O durum geldi yavaş yavaş. Şimdi en büyük seddimiz Türkiye. Korkuyorum Türkiye hebe olmasın. İnşallah. Türkiye sadece Türkiye için değil tüm dünya için umuttur. Biz deyince inanmıyorlar Türkiye Türkiye’den fazlasıdır deyince bari sende de belki.
Evet Türkiye Türkiye’den fazlasıdır. Bari sende de belki sana inanırlar. Ben onu diyorum. Bakın ben bir gazeteci olarak bakıyorum. Bir ilahiyetçi olarak bakıyorum. Bir eğitimci olarak bakıyorum. Nereden baksam Türkiye gibi bir yer yok. Biz Doğu Türkistan’da kaçtık. Başka ülkedeki savaştan kaçırırlar da buraya sığındılar. Allah razı olsun. Ama Türkiye elde edilirse Türkler nereye kaçacak? Nerelerimiz var bizim? Çok büyük bir tehlike değiliz.
Bunun için herkes sadece Çin’den ya da başka ülkelerden gelen. Çünkü Türk milletleri kahraman bir millet. Savaştan korkmayan bir millet. Bunun için kendilerine çok güveniyor. Ama şunu demek istiyorum sözümün sonunda. Çinliler size savaş açmıyor. Savaşçı olarak eline namluluğuyla gelmiyor. Ya da seni öldüreceğim bitireceğim diye gelmiyor. Çok yumuşak sözlerle, yıpeklerle, ticaretlerle geliyor. Ve sizin hiç fark etmediğiniz taraftan sizin boğazınızı yılanla dolandırıyor. Nefes alamayan zamanınızı a bu yılan nereden geldi diyorsunuz. Ama yılanın dileklerini kendimiz açık veriyoruz. Teşekkür ederim. Rica ederim. Münir Egevver abl konuşurken bölmek istemedim. Ama oradaki bir kısmı, söylediği bir kısmı tekrar nazarınıza verip hafızalarınıza, tefekkür dünyanıza emanet etmek istiyorum. Dedi ki ben başörtüsüne girince Pekin’de eğitimimi tamamlayıp tekrar döndüm Urumçi’ye.
Ve orada başörtüsüne girince iyi bir gazeteci olarak muamele görürken birden 3. sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladım. Tesettürlü oldu. Terörist muamelesi. Terörist muamelesi görmeye başladım dedi. Sonrasında da tekrar tesettürü atması için, başını açması için ikna odalarına alınmış abla. Defalarca. Bu hikaye size tanıdık geliyor mu? Hadi onu buna yapan Çinli’ydi. Bizim ülkemizde 28 Şubat döneminde başörtülü olduğu için zaten kategorik olarak 3. sınıf insan muamelesi
gören Müslüman kardeşlerim var benim kız kardeşlerim. Aynı Çin tarafından değil. Yine kendisini Müslüman aydın, aydın Müslüman olarak tabir eden Türk insanlar tarafından yani bu memleketin insanları tarafından ikna odalarına alınmış kardeşlerim var. Anneler var. Hala psikolojik destek alan, hala antidepresan kullanan, eğitim hayatı yarım kalan, kendi öz tesettürlü annesini diplomat törenine alamayan
ya da oğlunun yemin törenine, askeri yemin törenine kendisi başörtülü olduğu için alınmayan ve halen antidepresanlarla ayakta duran insanlar var. Bir nesil var bugün bu ülkede. Bunu her seferinde söylüyorum. Bunu söylemekten vazgeçmeyeceğim. Onun anlattığı, Münevver ablanın anlattığını yapan Çinli’ymiş. 28 Şubat’ta bizim Müslümanlara bu muameleyi yapan kimdi? Bunu da sizin yorumlarınıza, takdirlerinizi bırakıyorum. Bu programın sonunda sizden özellikle bir şey istirham edeceğim. Münevver ablanın anlattığı şeyler hassas. Münevver ablan hassas şeyler anlattığı için her yerde de anlatmasına böyle birazcık tereddütlü bakar yayıncılar. Acaba kanalımız kapanır mı, bize sıkıntı olur mu diye. Bu yüzden bu videonun altına yorumlarınızla, Doğu Türkistan bayraklarıyla, Türk bayraklarıyla dualarınızla destek olursanız size duacı olurum. Kanal da kapatırlarsa kapatsınlar. Aynısını yapmazsam da, aynı büyüklükte başka bir kanala çalışıp da koymazsam da ben de adam değilim. Çok teşekkür ederim Münevver ablam. Rica ederim. Allah razı olsun öncelikle sizlere ve tüm dünyadaki, bizi destek veren Müslüman kardeşlerimize, özellikle Bize Ensarlık yapıyan Türkiye’deki o kadar güzel kardeşlerimize çok çok teşekkür ederim. Doğu Türkistanlıların adına ben ne kadar müteşekkur olduğumu bildirmek istiyorum. Allah razı olsun. Ben müteşekkurum abla. Allah hep evvel razı olsun. Şey için de çok teşekkür ederim. Hep ağır şeyler konuştuk birazcık da şey. Neydi abla bize getirdiğin şey? Nebat şekeri. Nebet şekeri getirmiş. Bak şu an fotoğrafını görüyorsunuz. Bunu böyle çaya koyduğunuzda hem çayı tatlandırıyormuş doğal hem de böyle şey. Hem de helal sertifikalı. Evet. Teşekkür ederim ablacığım. Allah evvel razı olsun. Afiyet olsun. Ailenize, sevdiklerinize ve bütün Doğu Türkistanlı kardeşlerime, Uygur Türk kardeşlerime burada canı gönülden selam ediyorum. Allah’a yemin ederim ne zaman ihtiyacınız olursa biz buradayız. İstediğiniz zaman istediğiniz kadar istediğiniz şekilde konuşabilirsiniz. Tamam. Hürmet ediyorum.
Peki bizden bu gönlük bu kadar. Allah’a emanet olun. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun inşallah. Hoşçakalın kardeşlerim.