"Enter"a basıp içeriğe geçin

Eğitim sistemimiz yanlış mı? Prof. Dr. Ali Nesin yanıtladı

Eğitim sistemimiz yanlış mı? Prof. Dr. Ali Nesin yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5ShUPdxESf0.

Son bir şey söyleyeyim. Türkiye’de matematik eğitimi. Biz biliyoruz ki o pizza skorlarına falan bizim durumumuz parlak diye. Türklerin matematiğe kafası basmıyor mu, eğitim sistemimiz mi yanlış? Matematik öğretmeni bilmiyor muyuz? Biz köyde de öğrettiğiniz için, matematik köyünde de bu işlerin dersleriniz için o yüzden size sormak doğrudur diye düşünüyorum. Sabaha kadar konuşabiliriz. Benim vaktim var vallahi. Benim vaktim yok. Yarın sabah dersimiz var ama… Önce şunu söyleyeyim. Tamam, yani… Önce şunu söyleyeyim. Çok genel bir şey söyleyeceğim eğitim hakkında. Çok sık söyledim bunu ama kimsenin dinlediği yok, kimsenin duyduğu yok. Türkiye gibi bir ülkede 86 milyon muyuz? 86 milyon. Betevajen bir ülke. Farklı bölgeler var, farklı çarşıları var, farklı ikili, farklı diller var, farklı ihtiyaçlar var, farklı yetenekler var. Böyle bir ülkede merkezi bir eğitim olamaz. Olmaz. İsviçre’de olur, 6-7 milyon. Finlandiya’da olur. Singapur’da olur, birkaç milyon, 2-3 milyon. Ama Türkiye’de olmaz. Almanya’da olmaz. Fransa’da olmaz. Olursa da kötü olur. Fransa ondan çok az çıkıyor şu anda. Fransa’da daha merkeziydi. Fransa’da Amerika’da değildi ama. Önce bu lazım. Bu olmadan hiçbir şey düzeltemezsin.
Düşünsene, aynı seviyede aynı sınıfa giden iki milyon öğrenci var. Hakkari’den Edirne’ye kadar. Samsun’dan Adana’ya kadar. İki milyon öğrenci var. İki milyon öğrenciye tek bir müfret atabiliyorsun. Nasıl olabilir ki bu? Nasıl olmalı peki? Özgürlük. Birçok şey bulunabilir.
Fransa’da gibi, Almanya’da gibi eğitimi yerel yaparsın. 7 bölge hayır. Mağmur bölgesinde eğitim. Akademik kur. Yok gibi. Eğer onların aklı varsa, onlar da o gücü dağıtırlar. Ne kadar yerel o kadar iyi. Ve aralarında rekabet olsun. Rekabet çok iyi bir şey. Rekabetten mutlaka iyilikler çıkar. Güzellikler çıkar.
Ne yarasınız yani? Mecburen başka çare yok. Olmaz. Türkiye’de eğitim deneyen şey, beyin yıkamadır. Başka bir şey değildir. Ya o taraf, ya bu taraf mutlaka eğitimi beyin yıkamada kullanır. Köyde hiçbir müfret atımız yok. Kimseye bağlı değiliz. Ve harikalar yaratıyoruz. Bütün hocalarım özgür.
Bir şey söylemedik. Sadece iki saat ders vereceksin günde dedik. Şu saatten şu saate kadar. İstersen dama çıkında çalış. Ne yaparsan bana ne, ne yaparsan yap. İki saat boyunca çocuklar sende bitti olacaklar. Çok güzel dersler verdi. Herkes özgür. Müfret at diyorlar. Bu müfret at o kadar detaylı ki. Neyi öğreteceğini söylediği gibi. Neyi öğreteceğini söylüyor. Müfret at şöyle olur. Lise 2, Tavih dersi.
Osmanlı Tavihi. Yetti. Bitti. Yerisi hocaya kalmış. Özgür öğretmen de daha iyi öğretir. İstersen sinemaya götürür. İstersen kitap okutur. İstersen tahtıcıya götürür. İstersen ilveri çağırır. Hepsini yapar. İnsanlara güvenmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarına güvenmiyor. Öğretmenlerine güvenmiyor. Boğazi Üniversitesi’ne güvenmiyor. Nasibes var mı? Boğazi Üniversitesi’ne güvenmiyor. Boğazi Üniversitesi’ne siz diyor.
Bir üniversiteyi yürütemezsiniz diyor. Ben atacağım diyor. Bütün üniversite diyor Boğazi Üniversitesi’ne. Bütün üniversite tabii ki. Yani bir ülke düşünün ki en akıllı, en bilgili, en çalışkan vatandaşlarına güvenmiyor. Ona güvenmeyen öğretmeni nasıl güvenir? Orada başka bir şey daha var. O özgürlük demek, keyfilik demek değil.
Türkiye gibi ülkelerde şöyle bir genel hastalık var. Miş gibi yapmak. Dostlar alışverişte görsün. Her konu öyle ama. Bizim her şeyin bir şey. Birçok şey de var. Bu da gerçekten hakikaten yani akılcı bir bakışa tamamen aykırı.
Çünkü tepedeki insan yetkisi var diye her şeyi bilemez. Ama özgürlüğün de anlamı bu işi yapacak insanlar herhangi birisi olsunlar, keyfi olsunlar. İşte sınıf var, okul var, dersler var. O değil. Yani yaptığı, yani bu gerçek bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada bazı şeyler tırnak içerisinde doğru bazıları da yanlış. Bunu doğru dürüst bilip ona göre davranmak lazım.
Bilmiyorsan bilmediğini kabul etmek lazım. Bence bir hocanın, bir eğitimcinin en önemli öğrenciye yansıtması gereken her şeyden bir tanesi bu. Herkes yanlış olabilir. Yanlış bu, doğru mu olduğunu samimiyetle anlamaya çalışmak lazım. Eğitim zaten insana bunu veriyorsa yeter.
Ama özgürlük lafı da bazen keyfilik, daha doğrusu iktidar sahiplerinin sadece herkes adına keyfi davranması olarak anlaşılıyor. O değil tabii demek istediğimiz şey. Yani bu işin bir içeriği olması lazım. Bir şeyden bahsediyorsun, bir gerçek dünyadan bahsediyorsun. Öğrendiği şeyin bir sahiçiliği olması lazım. Birileri öyle demek gerektiğini söyledi diye hiçbir şey öyle olmuyor.
Tabii özgürlük çok tehlikeli bir şeydir. Eğer her şeyi kontrol etmek istiyorsan, hiç kimsenin yanlış yapmasını istemiyorsan eğer, bunun için en iyi düzen faşizmdir. Her yere polis koyarsın, polisleri kontrol eden polis koyarsın, onları kontrol eden polis koyarsın, polis de ret olursun. Özgürlüğü denen şey tehlikelidir. Bazı insanlar özgürlükten faydalanırlar. Olur, oluyor böyle şeyler. Olacaktır, olmalı. Oluyor böyle şeyler.
Ama daha iyi bir verim alacağımızı bilmiyoruz. Demokrasi de tehlikelidir. Demokrasi de tehlikelidir. Her an birisi kandırıp insanları başa gelebilir. Hitler’ın başa geldiği gibi. Öyle oluyor ama daha iyisini bilmiyoruz. Evet. Ne yazık ki bilmiyoruz. Öğrenebilir miyiz de bilmiyorum yani. Bulabilir miyiz de ondan da emin değilim. Epey zamanlar bulamadık çünkü daha iyisini. Daha iyisi olmadığı için idare eden pek çok sistem var dünyada. Sosyal veya siyasal pek çok bu eserde daha iyisini henüz bulamadığının için devam ediyor. Ben düşünüyorum bu konularda ama o geziye çıktığım zamanlar nasıl mesela? Mesela milli eğitimi, eğitim de adlı. Niye milli eğitim diyorum ben de bilmiyorum. Eğitim bakanlığını nasıl iktidaradan bağımsız yaparsın? Nasıl yapılır bu? Eğitime sahibi olmayan iktidar kendini iktidar hissetmeyeceği için yapamazsınız. Politiğe sahip olan amacı ne? İnsanları etkelemekte. Etkelemenin en efektif yolda eğitimdir. Eğitim ya da öğretim neyse. Ali Bey çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ederim. İyi geldiniz sağ olun. Sayın Alpar size de soyunuza hitap edeyim ki karışmasın. Size de çok teşekkür ediyoruz. Öteki Ali diyebilirsiniz. Diyor Ali. Ali 2. Büyük Ali, küçük Ali. İsteden gösterebilecek miyim? Küçük Bebet, Büyük Bebet, Füji Bebet gibi. Size de Sayın Alpar çok teşekkür ediyoruz.
Yine inşallah bir gün konuşuruz. Ciharetimi kusura bakmayın. Gerçekten son derece zayıf olduğum, zekam dolayısıyla ilgi alımını dışında bırakmak zorunda kaldığım bir alandı. Sayenizde biraz daha ufkumuz açıldı. Rahatsızlık böyle konuşursak olabilir. Denizli Halk’a iyi geceler diyoruz. Yarın akşam siyaset konuşacağız. Bu akşam matematik gibi gerçekten çok anlamadım. Uzman olmadım. Öğrenemediğim, öğrenmede güçlü çektiğim bir konuyu ele aldık. Allah’tan konukların bu konudaki Türkiye’deki en iyisinden olduğu için onlar benim açığımı hissettiğimi hiç olabilirler. Bazen de demişsiniz ki Fatih Bey, aklın balatayı yaktık, sıyırdık. Doğru, bazen balatayı yakmak lazım. Çünkü balatayı yakmadan yeni balata sahibi olan özünüz balatayı biraz kullanmak lazım. O yüzden de böyle şeyleri yapmaya devam edeceğiz. Şu kadarcık bir merak uyandırmak bütün derdimiz o. Merak olmadan hiçbir şey olmuyor. Üç kişiler matematiğin kıymetinin ne kadar keyifli bir iş olduğunu, belki de o hissiyatla beraber, hissiyat artı bilgiyle beraber bir tür sanat olduğunu ve bu sanat olmadan diğer bilimlerin de çok eşlerine sel hale gelmediğini anlatmak istedik.
Yarın akşam görüşmek üzere.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir