En Acımasız Sahne Şakaları | Zafer Algöz Anlatıyor #11

En Acımasız Sahne Şakaları | Zafer Algöz Anlatıyor #11 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=B-X0m0OqCIQ. Yetişkinlerin Lego dünyası sunar. Öldüm ama nasıl gülüyorum biliyor musun? Ne olur canını sanıyordunuz? İmkansızı yakalamak istiyorsan elini kirletmekten kaçırmayacaksın. Evet küçük bir piyanomla sizlere bir eser icra etmek isterdim. Ne yazık ki piyanomuzun akordu biraz bozuk. O…

En Acımasız Sahne Şakaları | Zafer Algöz Anlatıyor #11

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=B-X0m0OqCIQ.

Yetişkinlerin Lego dünyası sunar. Öldüm ama nasıl gülüyorum biliyor musun?
Ne olur canını sanıyordunuz?
İmkansızı yakalamak istiyorsan elini kirletmekten kaçırmayacaksın.
Evet küçük bir piyanomla sizlere bir eser icra etmek isterdim. Ne yazık ki piyanomuzun akordu biraz bozuk. O yüzden kusura bakmasınlar. Belki deyelim hani playback mı yaparız, çalar gibi yapayım. Yok ama olmaz. Hakikaten bozuk gördüğünüz gibi. Elden geçmesi gereken ama yine de kıymetli bir piyano.
Sevgili dostlar biliyorsunuz, Rus tiyatrosunun önemli kuramcılarından ve dünya tiyatrosunun büyük yazarlarından Anton Chekhov’un çok meşhur bir tiyatro ile ilgili bir deyimi var. Der ki tiyatroda bir tüfek duvara asılıysa muhakkak patlamalıdır der. Yani aslında birinci anlamı sebepsiz hiçbir şey yapmayın.
Kullanmadığınız, kullanmayacağınız asla oyuna hiçbir faydası olmayan hiçbir getirisi olmayan bir şeyi oyunda kullanmayın. Kullanacaksanız da yerinde zamanında kullanın. Elbette ki tüfek veya tabanca varsa muhakkak patlamalıdır. Sinemada da öyle kuralı vardır biliyorsunuz. Mesela bir macera filmi seyredersin macera filmin içerisinde bir tane satır gösterir, bir tane silah gösterir.
Haa dersin biraz sonra bu biri bunu kullanacak dersin. Zamanında patlamasa ne olur? Sinemada ya da televizyon çekimlerinde kolay. Silah patlamadığı zaman kestik abi dersin. Bir der ki evladım şunun içine bir tane adam gibi mermi koyun ya da bunun mekanizmasında bir sıkışıklık olmuş şuna bir bakın. Bakarlar bir şekilde tekrar yaparlar.
Hatta şimdi işler o kadar ilerledi ki dijital efektlerle sanki silah patlıyormuş gibi işte onun ağzına kıvılcım yaparlar, barut dumanı yaparlar. Sonra da efekti koyduğun zaman adam boş silah çekse bile uff diye patladığını duyarsın sen. Tiyatroda eğer silah zamanında patlamazsa yandın abi büyük, büyük skandal olur, rezalet olur. Hele ciddi bir oyunsa çok büyük bir rezalet olur.
Ben yıllar önce bir Trabzon seyahatinde Trabzon’un meşhur restorancılarından onu da buradan sevgiyle hatırlayayım. Süleyman abimle birlikte yemek yerken Süleyman abi bana dedi ki eğer silah kullanacaksan topli tabanca olacak dedi. Çünkü dedi böyle mekanizmali tabancayı böyle çıktığın zaman aralar sıkışabilir dedi. Sıkıştı da uğraşıncaya kadar gittin ama topli tabanca kolay. Vurdukça döner, vurdukça döner, vurdukça döner dedi.
Biz de Roberto Cossa’nın Lanonna diye bir oyunu oynuyoruz yıllar önce. Rahmetli Alev Sezer sahneye koydu. Lanonna babaanne yani aslında. Roberto Cossa bu oyunu yazdığında 1974-75 yıllarında Arjantin’deki cunta rejimini eleştirmek için yazmış. Napoli’den İtalya’dan yani Arjantin’e göç etmiş.
Oranın gettolarında yaşayan pazarcı, karmelo, kardeşi, karısı, kızı ve bir babaanneleriyle beraber evde mütevazi bir hayat sürmektedirler. Fakat oyunun akışında genel olarak iş öyle bir yere gelir ki artık evin mutfağı aileyi doyurmaya yetmemektedir. Çünkü babaanne giderek müthiş bir iştahla evdeki her şeyi yemeye başladığı için aile giderek çökmeye başlar. Pazarcı karmelo büyük anneye para yetiştirmek onun boğazını doyurabilmek için pazardaki kendi tezgahını satar. İşte baldızı o yaştan sonra evlere temizliğe gider. Kendisi başkalarının yanında çalışmaya başlar. Kızı manikür ve pedikür yaparak hayatını kazanmaya devam ederken sırf babaanneye para kazandırmak için ve aile çökmesin diye fuhuşa başlar kız zavallı kız. Tam bir kara komedidir. Oyunun ilerleyen zaman dilimi içerisinde aile şuna karar verir. Bizim babaanneden kurtulmamız lazım. Babaanneden kurtulmak için de babaannenin ölmek üzere olduğunu ve İtalya’nın Katanzaro bölgesinde çok büyük üzüm bağlarının olduğu, büyük yatırımlarının olduğunu yalanını yayarlar. Ve 85 yaşında şekerci dükkanı olan Francesco’yu kandırırlar.
Gel sen şu babaanneyle evlen. Babaannenin zaten 6 aylık ömrü kaldı. 6 ay sonra babaanne ölecek. Biz de onun servetiyle ihtiyacımız var. Sen de hakkını alırsın. Biz de hakkımızı alırız deyip pazarcı Carmelo’yu da kandırırlar. Carmelo bir pazarcı Francesco’yu ve evlendirirler babaanneyi. Babaanne 100 yaşında pazarcıyla evlenmiş olur şekerciyle.
Oyunun ilerleyen zamanları içerisinde görürüz ki babaanne bırak ölmeyi giderek daha çok sevirmeye başlar. Francesco’nun dükkanındaki şekerlemelerini falan hepsini de yiyince tamamını adamcağız felç geçirir. Böylece babaanneden kurtulmaya çalışan aile bir de üstelik felçli enişteye de bakmak durumunda kalır. Enişteye de para yetiştiremedikleri için enişte zamanında felç bükülmek böyle kaldı. Ve eniştenin aklında bir tek şey kalmış Katanzaro. Çünkü Katanzaro bölgesindeki o şarap bağlarına sahibi olacaktı, zengin olacaktı. Onun dünyası öyleydi ama sonunda felç geçirir ve böyle Katanzaro, Katanzaro diyen bir adama dönüşür. Bunlarda bakarlar ki adamın artık elde ayaktan düştü. Adamı tekerlik sandalyeye koyup kentin enişte caddelerinde dilendirmeye başlarlar para kazanmak için.
İlk iki gün hasılat fena gitmez, üçüncü gün bakarlar ki amcayı da çalarlar. Başka bir çete, dilenci çetesi enişteyi de tekerlikli sandalyeyle çalıp götürürler. Böylece o gelir kaynakları da kesilir. Oyunun sonunda herkes babaanneden kurtulmanın artık imkansız olduğunu anlayınca yavaş yavaş aileden yıkım başlar.
Önce pazarcı karmelo kalp krizi geçirir, ölür büyük hala yanlışlıkla bir zehir şişesi koyarlar babaanneyi öldürmek için. Zehir şişesini babaanne içer, babaanneye hiçbir şey olmaz. Bardağı biraz dibinde bırakır sonra hala eve gelir. Hala alır ondan bir yudum, kadın anında ölür. Bunlar yine babaanneden kurtulmanın, babaanneden kurtulmanın hep planlarını yaparlar. Artık iş öyle bir aşamaya gelir ki aile fertleri yavaş yavaş kaybolup gitmeye başlarlar. Burada yeni gelmişken bir anımı anlatayım. Ben tiyatro dünyasında spontan yapılan şakaları, birine yapılan ince sürprizleri çok severim. Bana da yapılsa gülerim ama böyle kötü şakayı sevmem. Mesela boktan şakalar yaparlar. Oyuncu mesela ayakkabı değiştirecektir gider ayakkabının içine ıslak sünger koyarlar. Ya da kadının ayakkabısının içine vazelin sürerler.
Ya da ayakkabıyı yere yapıştırırlar tutkalla veya çiviyle çakarlar. Boş gelen çantanın içine 25 kilo’luk demir koyarlar. Adam birden bire bir alırlar 25 kilo demir bir de bunda. Çünkü 60 oyun boş çantayla gelmişsin ağzı dolu olunca oyununda değişir. Böyle ufak tefek şakalar hep yapılır. Ben de babaanneyi oynayan Allah rahmet eylesin onu da bu sene kaybettik. Rahmetli Kaya Akarsu, babaanneyi oynuyordu. Kaya abi de adı üstünde Kaya yani.
Yaklaşık 1.90’a yakın boyu. Body salonlarına falan böyle 140-150 kiloyu falan rahatlıkla basıp kaldıran öylesine kuvvetli bir adamdı. Devlet fiyatlılarının gerçekten en kuvvetli adamıydı yani. Yani 2-3 kişiyi falan böyle kucaklayıp havaya kaldıran aslan gibi biriydi Kaya abi. Bir sahnesi var babaannenin biz bunu zorla odasına tıkıyoruz. Söylene söylene odasına çıkıyor. Öndeki ışık alınıyor babaannenin odasında böyle lokal bir ışık.
Seyirci onu sanki böyle karagöz perdesi gibi arkasında babaannenin sürületini görüyor. Yatağın altına sakladığı mangalı çıkarıyor. Ateşi de koyuyor oraya. Üstüne tavayı koyuyor. Bir kaşık tereyağı. İki tane de yumurta kırıyor. Bir tane somun ekmekle napolitan bir şarkı söyleyip ona şamandırı atarken o sahne bitiyor. Bir gün böyle seyrederken dedim ki ya. Kaya abi burada hep tere ve baya gerçek o.
Kızgın mangal geliyor. Tereyağı çünkü mis gibi tereyağı kokuyor bir de salonda kırdığı zaman da. Ulan dedim ki Kaya abiye evden haşlanmış yumurta getirsem ne olur dedim. Kaya abinin hiç haberi yok. Evden çıkarken iki tane yumurtayı on dakika haşladım. Cebime koydum oyuna geldim. Baktım aksesuar odasında Kaya abinin canım benim yumurtaları da duruyor orada. O yumurtaları aldım yerine tam pişmiş yumurtaları koydum.
Oyun başladı bir saat geçti falan Kaya abinin o sahne geldi. Seyirci bu tarafta Kaya abi burada şarkılar söylüyor. Tereyağını eritti. Ben de aşağıdan görüyorum onu merdivenin altından ne yapacak diye. Tereyağı eridi. Yumurtaları birbirine böyle bir çat diye vurdu her zaman kuş diye inerdi. Vurdu bir şey yok. O koca dolmalık biber gibi baş parmayla yumurtayı delmeye çalışıyor böyle aksın diye. Baktı ki akmıyor. Aşağıdan beni görünce yumurtaları kabuğuyla beraber tavaya attı. Şarkı markı da yok söyleyemedi gülmekten. Yorganı çekti üstüne uyudu gülmekten yeverdik tabi. Sonra bana dedik ya Zafer benim dalağım çok düşük. Allah aşkına bana böyle şakalar yapma. Yemin ediyorum oyunun sonuna kadar kendimi toplayamadım dedi. Tamam abi yapmam dedim. Ama işte şeytan abi. Aradan bir hayli zaman geçti 25-30 oyun oynadı. Kayı abinin bana yeniden güveni oluştu. Hiç üstüne oynamıyorum. Nişantaşı’nda bir pasajdan geçiyorum. Pasajın içinden geçerken abi baktım vitrinde iki tane yumurta var. Adama dedim bunlar ne yumurtası? Dedi ki onlar mermerden yumurta dedi. Nasıl dedim ya? Bayağı dedi mermerden yapılmış ama gerçek yumurta ağırlığında Zafer Bey göstereyim.
O evet gerçek yumurtaymış ama mermerden. Kaç para bu? Tanesi 75. İkisini sardı dedim bana canım. Güzel. Yine oyun öncesi gittim. Kayı abimin iki tane yumurtayı aldım. Yerine mermer yumurtaları koydum. Ekiptekilere söyledim. Dedim ki abi gelin seyredelim. Yine sahne başladı oynanıyor. Kayı abi geldi.
Yine yeryeri bari seyre falan yaptı yumurtayı vuruyor. Hiçbir şey yok. Baş parmakla kanıtmaya çalışıyor. Baktı ki mermer. Kafayı bir kaldırdı. Biz aşağıda bütün ekip bunu seyrediyoruz. Yine attı yere. Gül gül gül geberdik ama işte Allah’ın tokadı yok. Adamla uğraşır mısın?
Oyunun sonunda ben de pazarcı Carmeno’nun asalak kardeşini oynuyorum. Çiğ koyu oynuyorum. Herif hep akıl öğretiyor. Şunu yapalım bunu yapalım. Kendi hiç çalışmıyor. Ben sanatçıyım. Tango besleyiyorum şu anda benim üstüme gelmeyeyim falan diye. Bunalımlarım var hep yalan dolan. Oyunun sonunda o kadar çaresiz kalıyor ki herkes tek tek ölmeye başlayınca kendi odasına gidiyor. Yastığın altında bir tane toplu tabancası var.
Toplu tabancayı çıkarıyor. Kafasına bam diye çakıyor. Ölüyor. Öldükten sonra babaanne tek başına kalıyor zaten evde. Oyun da onun üzerine kapanıyor final yapıyor. Yani aslında Roberto Costa babaanne. Babaanneyi temel merkez alarak şunu anlatmaya çalışıyor. Yani işte bakın cunta rejimi ve baskıcı rejimi anlatıyor babaanne. Her şeyi yiyen, her şeyi tüketen, insanların yaşama alanını daraltan bir simbü olarak gösterdi. Oyun bir dönem Arjantin’de yasaklanmış. Sonra Carlos Saura bunun filmini yapmış. Oyunun sonunda kendimi öldürmem lazım. 95 oyun öldürdüm. Ama her defasında şuna dikkat ediyorum. Her ne kadar havalı tabancada yani boş mermide olsa, kapsünde olsa tam kafama dayamıyorum. Yani seyirci arkadan kafama dayamış gibi görüyor ama hep namlusunu mesela şuraya koyuyorum ki tam kafama dayamıyorum. Basıncından bir şey olur diye. Çekiyorum bam diye patlıyor, ölüyorum.
Bir gün yine geldik oynadık sahneyi. Yastığın altından tabancayı aldım, dayadım bir çektim, gitti. İçi boş. Aksesörcü Refet dayı unutmuş mermi koymayı. Süleyman demişti ya topli tabanca daha garanti dur. Garanti dur la, içinde mermi yoksa nasıl garanti dur? Ulan ölmem lazım. Yastığın altına baktım acaba mermi orada mı falan. Orada da yok. E müzik çalıyor ben öleceğim düşeceğim ki adam oradaki ışığı alsın buraya versin. Sonunda ne yaptım paşam? Kafama vura vura öldürdüm kendimi. Işş, ışş, ışş, ışş be. Öldüm ama nasıl gülüyorum biliyor musun? Ölüyü güldürür derler ya. Ben de o vaziyetti. Ya gördüm mü dediler işte Kaya abinde uğraştın başına geldin.
Bir kere de Makbet oynuyoruz AKM Büyük Salon’da. Sevgili Kenan Işık abim sahneye koydu Makbet’i. Modern sahneye koydu. Atil Olgaç Makbet’i oynuyor işte çadılar var bilmem neler var falan var filan var. Oyunun finalinde Makbet’in ölmesi lazım. Maktaf’ın Makbet’i öldürmesi lazım. Bir reji yaptı. Maktaf’ı Payidar Tüfekçi Oğlu oynuyor.
Allah rahmet eylesin canım benim. Çok genç yaşta kaybettik. Payidar ben bir de Dost diye bir çocuk vardı. Dost Elver o da konservatuvarda öğrenciydi o zaman. Kenan abi dedi ki oyunun finalinde bunlar birbirlerini böyle he de he de he de he de yaparlarken Atila dedi sen Makbet olarak tabancanı çıkaracaksın. Payidar da silahını çıkaracak. Bir el ona ateş edecek. O ateş ettikten sonra sahnenin ortasında böyle bir çarpı işareti var. Aman kurban olayım Atila oraya düş ki dedi.
O düştükten sonra oyunun sonunda yukarıdan bir çuval kum dökülüyor adamın üstüne böyle. Işıkla beraber. Öyle görselde bir güzelliği var. Tamam filan dedi. Sonra ben ateş ediyorum bir el. Ondan sonra Dost ateş ediyor ve Makbet ölüyor. Oyun bitiyor. Her akşam oynuyoruz aslanlar gibi HMV salonda. Yine o sahne geldi. He de he de ölüyo filan filan. Payidar çıkardı tabancayı. Atila abi de çıkardı aynı anda. Payidar bir çekti.
Çıt etti. Patlamadı silah. Şimdi normalde Makbet’e silahı çekti. Değil mi? Ateş ettik. Çıt yaparsa karşındaki adamın senin vurması lazım. Ama tekste öyle bir şey olmadığı için Atila abi de vuramıyor. Kıyamıyor. Baktı. Ondan sonra ateş etmesi gereken benim çünkü. Ben hemen durumu kurtarmak için benim de burada tabancam var. Kabzada duruyor. Süleyman’ı dinlemedik.
Benimki şarjörlüydü böyle. Ben de silahı çektim. Tss yaptı. Patlamadı.
Benimki de patlamayınca salondan vrrrr diye bir uğultu çıktı.
Ateş etmedi silahı çünkü. Şimdi ikincide de çıt yaparsa. Seyirci diyecek ki haa siktir git lan. Böyle oyun mu olur diyecek. Korkuyorum da bir taraftan. Ulan ne oldu ne bitti falan derken. Ben daha bunları acaba çekeyim mi çekmeyeyim mi diye düşünürken arkadan konservatuarlı dost el ver. Hani abilerimi kurtaracağım diye. Zagortenay gibi bağırarak hiç gerek yokken sahnenin ortasında vrrrr diye atladı. Silah çıkardı Atila abiye.
Ulan biz hiç olmazsa bir kere çıtık yaptık. Hani cittim bitti. Bu toplu tabanca almış içi boş. Çıtık çıtık çıtık çıtık. Israrla çıtıklıyor. Atila abi de elinde boş Allahını seversen beni öldürsün. Oyunu bitirelim diye bakıyor. Bir oraya donanıyor bir buraya gidiyor. Milletin aklına sonradan oyunda konuşuyoruz. Demişler ki acaba boğarak mı öldürsek adamı. Hani bize düşman bir şey yapmak istedik.
Onlar o hesabı yaparlarken dost da çıtık çıtık deyip sıçınca ben de dedim ki ulan hiç olmazsa son bir şansımı deneyim. Ama şimdi aleni biçimde bunu böyle seyircinin göreceği biçimde çekip bir tat çıt yapıp rezil olmaktansa hiç olmazsa gizli saklı şuradan bir deneyim dedim ben böyle yandan. Atila abi ta oralara gitmiş ben buradan silah denerken. Dekatla bir silah deneyelim. Bir silah deneyelim. Bir silah deneyelim.
Atila abi ta oralara gitmiş ben buradan silah denerken dekav diye bir patladı abi. Atila abi var ya ta oradan bana doğru koşarak böyle hıaa. Allah Allah razı olsun diye cümle kendini yere bıraktı. Fakat bıraktığı yerde yanlış bir yer. Toprağın dökülmesi gereken yeri çok uzağında bir yere gitti. Toprak bu tarafa döküldü.
Hayatımıza ilk defa bir Macbeth oyunu Macbeth gibi bir dramı seyircinin kakalarıyla abi finalini yapmış olduk.
Ya işte hikayenin başında da söylediğim gibi sevgili dostlar tüfek duvara asılıysa muhakkak patlamalı demiş Anton Çevap ama bir patlamasa ne olur işte patlamasa bunlar olur.
Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K.