Fenerbahçe Galatasaray | Kadıköy’de Neden Kaybetmiyor? İŞTE 5 SEBEBİ #5EBEP
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=sQNrZ6805Lc.
Hastalık bu futboldan. Hepinize merhabalar. Bir önceki videoda Özgün Galatasaray cephesinden bir bakış açısıyla Galatasaray’ın Kadiköy’de neden kazanamıyor sorusuna 5 sebep aramıştı. Bu videoda ben konuya Fenerbahçe cephesinden yaklaşıp Fenerbahçe neden kaybetmiyor sorusuna 5 cevap 5 sebep bulmaya çalışacağım. Uzun süredir bu videoya ön hazırlık yapıyorum. Dolayısıyla karşıma çıkan her Fenerbahçe’yle aynı soruyu sordum.
Ya sence Galatasaray neden sizi Kadiköy’de yenemiyor? Fenerbahçenin kaybetmemesinin sebebi nedir şeklinde? İş yerinde, evde, sokakta, whatsapp’ta tanıdığım herkese sordum. Hatta geçen bir bankanın call center’ından arandım. Oradaki görevli arkadaşa bile sordum. Beni yakından tanıyanlar iyi bilir. Bakmayın duygusal işlere imza attığıma. Ben çok realist bir adamımdır. Kendi kanalımızda buna dair ben her şeyin sebebini rakamlarla, istatistiklerle, kağıt üstünde açıklamak isterim. Analitik düzlemde somut kavramlarla masaya yatırmak isterim. Tesadüfler, duygusal faktörler benim için her zaman ikinci plandadır. Fakat gel gör ki konu Kadiköy’deki Fenerbahçe Galatasaray derbisi olunca aldığım cevapların tamamına yakını, bu serinin bu kadar uzun sürmesini psikolojik sebeplerle açıklıyordu. İşte Galatasaray’ın korkması, Fenerbahçenin daha inançlı olması, özgüven gibi elle tutulamayan soyut sebepler çıktı ortaya. Tabii ki aldığım cevapları kendi söz geçimden geçirip yine belli bir mantık düzlemine yaslayıp, beş sebebe bağladım. O halde artık başlayalım. Fenerbahçe, Kadiköy’de neden kaybetmiyor? SEBEP 1 Mekan Sayacağım sebepler arasında benim kendi eklediğim ve belki de sebepler arasında sürrealist olmayan tek somut sebep bu. Bir hikayeyi anlatırken çok önemli iki nokta vardır. Birincisi zaman, ikincisi mekandır.
Şimdi bu hikaye son 20 senede geçiyor ve mekan hep Kadiköy. Zira iki takımın aralarında oynadıkları diğer maçlarda, buna tarafsız statlar da dahil böyle bir seriden bahsetmek mümkün değil. Sonra dönüp şuna baktım. Galatasaray’ın 99’da Kadiköy’de kazandığı son maçın daha öncesine. Ve orada da şunu gördüm. 99’a gelinene kadar Galatasaray yine 6 senedir kazanamıyormuş. 1993’te Feldkamp yönetiminde kazanmış. 93’den bir önceki zaten ben bile doğmadan 1988 yılında. Dolayısıyla şöyle söylemek lazım. Galatasaray Kadiköy’de tarihi boyunca çok nadiren kazanır. O kadar nadir ki son 30 senede sadece 3 kere. Sonra şuna baktım. Lik üzerinde Fenerbahçe bir sezonda Kadiköy’de 17 maça çıkıyor.
Bunlardan kaçını kaybediyor? İlginçtir Fenerbahçe’nin Kadiköy’de kaybettiği maç sayısı 3’ü hiç geçmemiş. Birçok sezonda hiç kaybetmemiş. Bakın Fenerbahçe tarihinin en kötü sezonu olan bu sezonda bile Kadiköy’deki mağlubiyet sayısı 2. Hatta direkt rakam veriyorum. Son 10 yılda 170 maçta alınan toplam mağlubiyet 10. Yani 10 sezon, 10 iç sağ mağlubiyeti. Sezon başına sadece bir kez yeniliyor Fenerbahçe. Yani Fenerbahçe’nin Kadiköy dominasyonu sadece Galatasaray’a değil tüm takımlara karşı ortada duran bir gerçek. Bugün bakıyorsunuz Trabzon Spora Beşiktaş’a karşı da benzer seriler var. Kadiköy’de Fenerbahçe’yi yenemezsiniz. E hal böyle olunca Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi yenemiyor oluşu daha bir normal gelmeye başladı. Az evvel dediğim gibi zaten Fenerbahçe sezon başına ortalama bir kez yeniliyor. Onun da Galatasaray’a denk gelmesi 17’de 1.
Buna bir de Kadiköy’ün Galatasaray maçlarındaki ateşini atmosferini işin içine eklerseniz işte zaten ortaya çıkan sonuç ortada. Peki Fenerbahçe’nin Kadiköy’de bu kadar kuvvetli olmasının adeta yıkılmaz bir kale olmasının sebebi nedir? Diğer sebebe, sebep 2’ye geçelim. Sebep 2. İnanç. Fenerbahçe oldukça köklü bir kültürü olan ve o kültüre sıkı sıkıya bağlanmış milyonlarca taraftar tarafından çevrelenmiş 112 yıllık bir camia. İnanç hakkında en çok söylenen cümle şudur. İnanmak başarmanın yarısıdır derler ve bu anlamda Fenerbahçe, Kadiköy’de oynadığı her maça maçın yarısını kazanmış şekilde çıkıyor. Popüler söylemle maçlara bir sıfır önde başlıyor. Özgün kendi videosunda taraftar desteği olarak Fenerbahçe’nin ve stadyumunun diğer takımlardan daha üst düzey, daha baskılayıcı bir taraftar desteğinin olmadığını 3 aşağı, 5 yukarı, 3 büyüklerin iç sağlarda birbirlerine eşdeğer atmosferler yarattığını söylemiş. Haklı buluyorum. Kısmen doğru bir söylem. Yani Kadiköy’de çıkan sesle İnönü’de ya da Samiyen’de çıkan sesler arasında çok büyük, çok belirleyici bir fark yok. Hemen hemen birbirine eşitler ancak bir farkla. Başta dedim ya, köklü bir kültür ve o kültüre sıkıca bağlı milyonlarca taraftar diye. İşte o kültür, inanç kültürüdür. Fenerbahçe’nin şöyle bir motto’su vardır. Hep destek, tam destek. İşte bu bence çok şey anlatıyor. Bakın hemen günümüzden bir örnekle ne demek istediğimi daha iyi izah edeyim. Fenerbahçe 13. sırada ve 112 yıllık tarihinin en kötü sezonunu geçiriyor ve böyle bir sezonun iç sağ maçlarında bile takımın protesto edildiği, ıslıkların, homurtuların yükseldiği ne bileyim tribünlerin boş kaldığı bir maç neredeyse yok. Hep destek, tam destek.
Yani bakıyorsunuz Beşiktaş’a. Şenol güneşi ıslıklayanlar, bir tarafta Kuvaresme’yi protesto edenler, Burak Yılmaz’a küfür edenler ki bunlar takım hala şampiyonluk potasında iken oluyor. Galatasaray şampiyonluğa oynuyor, Cagney’i ıslıklayanlar, Belanda’ya küfür edenler. Fenerbahçe’de böyle şeyler olmaz. En azından maçın başlama düdüğünden maçın bitiş düdüğüne kadar herkes inanmış bir şekilde takımını destekler, protesto edecekse de maç bittikten sonra protesto eder kimse sorununu, sıkıntısını maça taşımaz. Dolayısıyla derbiye dönersek daha inançlı olan taraf, kazanacaklarına, en azından kaybetmeyeceklerine daha çok inanan taraf her zaman Fenerbahçe’dir. Şimdi buradan şöyle bir sonuç çıkmasın. Galatasaraylılar inanmıyor. Tabi ki Galatasaraylılar da her sene Kadıköy’e giderken takımlarına inanıyor. Hatta meşaleler, davul zurnalarla yolcu ediyor takımlarını fakat inanç çok soyut ve öznel bir kavramdır. Ve inancın en temel en alt katmanında aslında korku vardır. Bir şeylerden korktuğumuz için, bizi koruması için bir şeylere inanırız. Çoğu insan cehenneme gitmekten korktuğu için Allah’a inanır. Fenerbahçenin inancını hep destek, tam destekle açıklıyorken Galatasaraylıların inancını korkuyla açıklıyorum. Birçok Galatasaray taraftarı derbiden bir hafta kadar önce her sezon yakacağız,
yıkacağız, asacağız, keseceğiz diye gelir Kadıköy’e ki bu içgüdüsel bir davranıştır. Mesela bir kedi karşısında kendisine zarar verebilecek bir tehlike hissettiği zaman tüylerini kabartır, kaburgasını dışarı doğru çıkarır ve olduğundan daha büyük, daha yırtıcı gözükerek karşısındaki tehlikeye mesaj verir. Aslında bunu inciyaki bir hareketle korktuğu için yapar. İşte Galatasaray’ın her sene Kadıköy’e giderken koparttığı gürültüyü o kabaran kedinin içgüdüsel davranışına benzetiyorum. Ki bu derbi de ruh hali olarak ofansif olan taraf Galatasaray, defansif olan, savunan taraf Fenerbahçedir. Gelin bu dediğimi Sebep 3’te birlikte inceleyelim. Sebep 3. Psikoloji. Evet madem psikoloji, psikoloji dediniz bu kadar, alın size Türkiye’nin en büyük derbisinin psikolojisini 40 yıllık psikiatır gibi masaya yatırıyorum. Evet ruh hali olarak Galatasaray saldırgan Fenerbahçe savunmacı taraftır demiştik. Zira Kadıköy’ü bir kale olarak düşünürseniz fethetmeye gelen taraf sarı kırmızılılardır, hücümcüdür. Kalesini savunan defansif taraf Fenerbahçedir. Üstelik mevcut serinin devam etmesi için beraberlik Fenerbahçe için yeterlidir. Dolayısıyla bahi stiliyle 1-0 çifte şans Fenerbahçenin kuponundadır. Galatasaray’ın tek ihtimali vardır maç sonu iki yapıp kazanmak.
Bu videoyu izliyorsanız Galatasaraylı da olabilirsiniz, Fenerbahçeli de olabilirsiniz. Bir an için gözlerinizi kapatın ve şunu hayal edin, şunu hatırlayın. İş yerinde, okulda, sosyal medyada, derbi haftasında ilk taş, ilk laf sokmak, ilk sataşma kimden gelir? Benim gözlemim şu, en azından benim içinde bulunduğum tüm çevrelerde böyle olmuştur. İlk hamleyi hep Galatasaraylılar yapar. Tam olarak şu tandansta, şu tavırda, bu sene diğerlerinden farklı. O stadı başınıza yıkacağız.
Fenerbahçeli olan tarafta hafif gülümseyerek hadi bakalım hayırlısı tarzı, sakin gözüken ama alaycı bir tavırla karşılık verir. Yani yılların verdiği özlemle Galatasaray taraftarı böyle aynı o kabaran kedi gibi agresif yapıdadır. Fenerbahçe ise sakin ama amihane tabirle geçmiş 20 seneyi o sinirli kedinin suratına vuran gıcık tavırdadır. Buradan çıkışla şunu söyleyebiliriz. Bu derbi de Galatasaray manik depresiftir.
Coşku içinde yaklaşan hüznü, hüzün içinde ise coşku dalgasını barındırır. Tam olarak manik depresifin meali bu. Fenerbahçe tarafı ise pasif agresiftir. Bunun da tanımı şöyle. Kavga, bağırma, inatla üstüne gitme, küfür etme yerine sessizce, usul ve zeki hamlelerle, sözden öte karşısındaki kişiyi sakinliği ve asla kızmaması ile deli eden insanların yaptığı bir çeşit davranış biçimidir. Cük oturdu bence. Çok güzel oldu ya.
Derbinin psikolojik resmini çizdik resmen. Yine örneklerle pekiştirelim. Bakın Galatasaray kornalar çalarak, mehter marşlarıyla, hücum marşlarıyla Kadıköy’e gelir. Stadyumdan içeri girer. Bir bakar Kadıköy’ün hoparlörlerinde çalan şarkı şu. Çalgıcı karısı bilmez, esnaf karısı bilmez. Galatasaray meşaleler yakarak, davullarla, zurnalarla Kadıköy’e gelir. Yine girer içeri, ısınmaya çıkar. Bu kez çalan şarkı.
Bir mahzun bor benekşe, ağlıyor mu ne? Başka bir bağlamda, birebir sohbetlerde bakın sorun. Derbi Fenerbahçe için bir şölen bir karnaval havasındadır. Hani bir Fenerbahçeli’ye sor, her hafta derbi olsun ister. Yine birebir sohbette Galatasaraylı’ya sor. Derbi onlar için adını koyamadıkları karanlık bir duyguyu açığa çıkaran bir travmadır. Mümkünse o maç hiç oynanmasın isterler. Bu kadar psikolojik tespitin üzerine sizlere yine hoş bir anımı anlatacağım.
Sebep 4’e geçelim efendim. Sebep 4. Öğrenilmiş çaresizlik. Bundan 3 sene kadar önce güzel eşimle birlikte evlilik kararı aldığımızda evlenmeye hazırlık yapan her çift gibi balayı yeri bakmaya başladık. Yeri gelmişken söyleyeyim Allah kendisinden razı olsun. Bugüne kadar ne maddi ne manevi hiçbir konuda beni üzmedi. Seçeneklerimizi konuşurken işte uçak biletinin bayağı pahalı olması sebebiyle
tabi o zamanlar youtuber değiliz böyle milyar dolarlar kazanmıyoruz. Seçeneklerimizden puketin üstünü çizmiştik fakat bana yansıtmasa da puketin üstü çizilirken onun suratındaki hayal kırıklığını görmüştüm ve açıkçası puketi ne kadar çok görmek istediğini biliyordum. Neyse efendim bir kere geliyoruz dünyaya dedim. Balayı da insanın hayatında bir kere yaşayacağı bir şey. Kararttım gözü, aldım uçak biletini hop ona da biletin ekran görüntüsünü mail attım.
Neyse tabi başladık tatili planlamaya. Orada ne giyilir ne yapılır ne edilir. Filleri çok sever çok sevimli bulur eşim. Kipuketi istemesinin başlıca sebeplerinden biri de oydu. Orada da fil çok önemli bir hayvan. İşte fillerin üzerine binerek böyle ormanın içine daldığınız yarım saatlik bir gezinti ardından çok güzel bir manzarayla etkinliği sonlandırdığınız turlar var. Biz de bu turlardan birine katıldık. Şimdi tabi biliyorsunuz ama bire bir denemleyince
o hayvanın üstüne çıkınca çok daha iyi anlıyorsunuz. Bu filler devasa ve çok güçlü canlılar. Böyle bir adım ile toprak zemin üzerinde koca çukurlar oluşuyor. Bir kafa çevirme hareketiyle ağaçların dalları yaprakları aşağı dökülüyor. Neyse tur bitti başladığımız yere geri döndük. Bir şeye dikkatimi çekti. Orada böyle fillerin yan yana dizildiği bir alan var. İşte başlarında seyisleri onları seviyor besliyor fırçalarla yıkıyor falan. Bu fillerin herhalde kaçmasınlar diye ayaklarına çok da kalın olmayan bir halat bağlı. Halatın diğer ucunda yere çakılmış alelade bir kazığa bağlı. Hani şöyle sağlam iki kişi asılsak biz koparırız halatı. Kaldı ki koskocaman heybetli bir filden bahsediyoruz. İki adım atsa halat yerinden kopar. Dayanamadım sordum oradaki seyise. Ya dedim bu halat bu hayvanları engellemeye yetiyor mu? Hani istese kopartıp kaçamaz mı diye. O da bu sorunun kendisine çokça sorulduğunu belirterek başladı açıklamaya. Açıkçası turdan önce bundan haberimiz yoktu. Bunları seyisten öğrenince baya bir pişman olduk ve keşke bu turu yapmasaydık diye vicdan azabı çektik. Öğrendik ki bu filleri daha minicik bir aylık yavruyken ayaklarından zincirle ağaca bağlıyorlarmış. Ve 5-6 ay bu şekilde eğitiyorlarmış. İşte hayvancağız ne zaman kaçmaya veya gezinmeye çalışsa zincire gücü yetmediği için olduğu yerden ayrılamıyormuş. Belli bir süre sonra bunu o kadar çok kanıksıyormuş ki ayağında zincir takılıyken artık yerinden kıpırdamaya dahi kalkışmıyormuş. Aradan yıllar geçse de kocaman erişkin bir fil olsa dahi yıllar önce çocukken öğrendiği bu davranış sebebiyle bacağına dayan bir cisim olduğunu hissettiği anda gücünün farkında olmaksızın yerinden hiç ayrılmadan çaresizce duruyormuş.
İşte fillerin gücünün farkında olmadan çaresizce uyguladıkları bu davranışa psikolojide öğrenilmiş çaresizlik diyorlar. Tam da burada Hasan Şaş’ın söylediklerine kulak verip son sebebe sebep 5’e geçelim. O fenerbahçe maçı benim için de özel, ayrı bir maç. Çünkü o statta yenilmek çok kötü bir şey. İyi oynasan da yeniliyorsun, kötü oynasan da yeniliyorsun. Büyüme var o statta bilmiyorum ben anlamadım yani. En iyi kadro ile gittik yine yenildik. En iyi maçımızı oynadık yine yenildik.
Hiç bir şey anlamadım ya. Bondur ablam bir sürü mum yaktı yine olmalı yani. Ölen Tullun’a dedim ki abi dedim bu soyumu odasına yakacak ya. Yine yeniliyoruz dedim ya. Oda’da mı soyumu odası? Soyumu odasında mum yaktı, işte şeylerini öptü. Yok. Sebep 5. Fenerbahçe yıkılmaz. Fenerbahçe yenilir, fenerbahçe eğlenir, fenerbahçe yumruk yer, yere düşer, fenerbahçe acı çeker. Bak hatta fenerbahçe ölür ancak fenerbahçe yıkılmaz.
Neden yıkılmaz biliyor musunuz? Fenerbahçe futbol takımı futbol oynamaktan vazgeçse dahi bu takımın taraftarları onları desteklemekten vazgeçmez. Bu kültürü sebep 2’de iyiden iyiye irdelemiştik. Fakat burada bahsetmek istediğim şu. Fenerbahçe kategori de zaten yenilmiyor. Diyelim ki hasbel kader yendiniz, Fenerbahçe’yi rezil etmeniz, eze eze yenmeniz, hezimet yaşatmanız mümkün değil. Hani ben 30 yaşındayım,
fenerbahçenin derbilerde rakiplerine 3 attığını 4 attığını çokça kez gördüm. Ama fenerbahçenin bir derbi de fark ettiğini hiç görmedim. Ve bunun nedeninin vazgeçmemeye, havlu atmamaya bağlıyorum. Daha birkaç ay önce Beşiktaş ile oynadı fenerbahçe. İlk yarı 3-0 sonuçlandı. Beşiktaş sağdan sildi feneri ilk yarıda. Tarihi hezimet geliyor diye tweet attı herkes. Ancak fenerbahçe 2. yarı havlu atmayarak
hem tarihi hezimeti engelledi hem skoru beraberliğe getirdi ve neredeyse maçı çevirecekti o derece. Hem de ben dahil birçok kişiye ilk yarı attığı tweetleri teker teker sildirdi. Fenerbahçe 9 canlı bir kulüptür. Öldürdüm zanneder, arkanızı dönersiniz önünüze çıkar. Yakarsınız, kül oldu zannedersiniz, küllerinden tekrar doğar. Ve bunu yapma gücünü tamamen taraftarından alır. Çünkü ne zaman yere düşse orada fenerbahçeyi tekrar ayağa kaldırmak için hali hazırda bekleyen milyonluk bir guruh var. Benzer güçte iki takım arasında oynanan bir maç nasıl farka gider? Genelde şöyle olur. İyi oynadığınızı düşündüğünüz bir dakikada gol yersiniz. Hemen peşine 2 gelir. 2-0’ın ardından skoru değil ama oyunu dengelemeye çalışırsınız. İşte o bölüm çok kritiktir. O sıra 3 gelirse gark düşer. Farka eksiltme içgüdüsü ile daha hücum oynamaya başlarsınız.
Dolayısıyla 4. ve 5. golleri de genellikle kontradan yersiniz. Fenerbahçe de bu olmuyor. O bahsettiğim gard asla düşmüyor. Bunun yaşanmışlıkla da ilgisi olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe taraftarı 10-15 yılda öyle şeyler yaşadı ki hani derler ya öldürmeyen şey güçlendirir diye. Fenerbahçe belki de bundan sebep çok güçlü bir camia. Denizli faciası gördü. Bursa faciası gördü. Ezeli rakibi sağasında kupa kaldırdı. Defalarca kez final kaybetti. 3 Temmuz sürecini yaşadı. Başkanı hapis yattı. 4 Nisan olaylarına maruz kaldı. Bu saydıklarım öyle az buz işler değil. Haklıdır haksızdır tartışmıyorum sizinle. Şunu diyorum bu saydıklarım başka bir kulübün başına gelmiş olsaydı bakın kalpten söylüyorum bunu. O kulüp şu anda 3. ligdeydi. Ancak Fenerbahçe tam da bu bahsettiğim havlu atmama özelliği sayesinde hala dimdik hala ayakta hala kale gibi Fenerbahçe yıkılmaz. Hastalık bu futboldan ve sebep 5’ten bu haftalık bu kadar. Abone olmak istiyorsanız istiyorsanız olursunuz zaten.
Hoşça kalın.