Fiziğin altın çağında neler yaşandı? | Teke Tek Bilim – 1 Ağustos 2021

Fiziğin altın çağında neler yaşandı? | Teke Tek Bilim – 1 Ağustos 2021 videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=zQM3yeTeru4. Müzik Teşekkürler. Gülüme hoş geldiniz. Fizik konuşacağız. Niye fizik konuşacağız? Çünkü şangınlar da aslında oraya bağlanıyor. Dönüp dolaşıp orayalara bağlanıyor. Hepsi bilgiye bağlanıyor. Fiziğe bağlanıyor. fiziği biraz altın çağını konuşmak istiyoruz. 18. yüzyıl, sonu…

Fiziğin altın çağında neler yaşandı? | Teke Tek Bilim – 1 Ağustos 2021

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=zQM3yeTeru4.

Müzik Teşekkürler. Gülüme hoş geldiniz. Fizik konuşacağız. Niye fizik konuşacağız? Çünkü şangınlar da aslında oraya bağlanıyor. Dönüp dolaşıp orayalara bağlanıyor. Hepsi bilgiye bağlanıyor. Fiziğe bağlanıyor.
fiziği biraz altın çağını konuşmak istiyoruz. 18. yüzyıl, sonu 18. yüzyıl, 19. yüzyıl başı ve özellikle 20. yüzyılın ilk yıllarında fizikle dünya üzerine çok önemli adımlar atıldı. Fizik anlayışı dünyanın değişti. Özellikle bir insan, bir kişi çok öne çıktı. Bir sürü insan var elbette, çok önemli insanlar var ama bir tanesi çok öne çıktı.
Albert Einstein ve onun getirdiği yenilikler, yeni kuramlar 20. ve hatta artık 21. yüzyılın fiziğinin de oldukça yönlendirici oldu. Ve bu akşam bunları konuşacağız. Üç değerli konumu var. Profesör Doktor Tekin Derili, Koç Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Profesör Doktor Emre Onur Kahya daha önce tekerikti zaten ağırladık biliyorsunuz Emre Hoca’yı. İTÜ Fizik Mühendisliği Öğretim Üyesi ve Doktor Can Kozcaz Boğaz Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi. O da daha önce tekerikte katılmıştı. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk teşekkürler. Hoş geldiniz sizler de. Genç fizikçiler benim asam bozularım burada. Çok şey biliyorlar çünkü insan sinirleniyor onlara. Şaka yapıyorum çok hoşuma gidiyor bayılıyoruz. İzleyiciler de bayılıyor. İsterseniz Einstein’a başlayalım. Son dört Nobel’in üçü galiba Einstein’ın terörü üzerinden verildi. 2017, 2018, 2019, 2020’den üç tanesi Einstein’ın terörünü sağlamayan katkılardan gitti. İsterseniz oradan başlayalım. Nelerdi onlar? Einstein bu milenyumun yani kendinden yaklaşık 1-1,5 asır sonrasını nasıl erkebildi?
Einstein’a da başlayalım. Albert Einstein belki birçok fizikçinin de fizikçi olmak için motivasyonlarından biri. Tabii onu görüyorlar terörleriyle tanıştıkları zaman. Fizikçi olmaya karar veriyorlar. Onlardan bir de belki de benim. Ben de çok çok. Öğrenmeye başladığım zaman inanılmaz etkilenmiştim.
Einstein’ın teorileri dediğiniz gibi modern fizikteki iki ana koldan ilerliyor. Biri Einstein’ın kurduğu relativite görevlik teorileri üzerinden, diğeri de quantum mekaniği diye bugün adlandırdığımız quantum mekaniği üzerinden. Bu dediğiniz gibi son 2017 ile 20 yılları arasındaki dört beş Nobel’in üçü Einstein’ın teorileriyle ilgili gözlemlere verildi.
Ya da o teorinin doğruluğuyla ilgili olan hesaplara verildi. Bunun sebeplerinden bir tanesi, niye yüz yıl sonra derseniz, Einstein bir kere uzaya ve zamana olan bakışımızı, Newton ile başlayıp 1905’e kadar geçen sürede edindiğimiz bakışı tamamen değiştirip nasıl doğru şekilde bakmamız gerektiğini bize öğreten bilgisayar. Gerçi o da yanıldı ama.
Yani yaptığı hatalar ya da teorisini anlamaya çalışırken tabi ki kullandığı bazı önseziler vardı. Onlar yanlış çıktı daha sonra doğru olduğu aslında ortaya çıktı. Bu her, yani bilim zaten bu şekilde. Böyle ilerliyor. Evet. Ve bu teoriyi ortaya attıktan sonra hemen test edebilen 1910’larda 20’lerde test edebilen tahminleri olduğu gibi, Einstein’ın bile kendisinin emin olamadığı.
Hani bir teori yazıyor, bu teorinin içinde belli objelerin olması gerekiyor, belli şeylerin olması gerekiyor. Bunların var olamayacağını ya da gözlemleyemeyeceğini, gözlemleyemeyeceğini kendi bile inanmıyor bazı durumlarda. Bunlardan bir tanesi hepimizin bildiği kara delikler. Diğeri de yel çekimi dalgaları. Şimdi ben ilk önce 2017’de verilen Nobel yel çekimi dalgalarıyla ilgili, kütle çekim dalgalarla ilgili ondan biraz bahsedeyim. Çünkü en acayip de o zaten. Evet, çok acayip.
Ama bir taraftan da aslında hepimiz dalgaları biliyoruz. Sizle konuşurken, benim sesimi duymadığınız ses dalgalarıyla iletişim ile, bu kameranın bizi çekip, yayından seyredenlerin evine gitmesi elektromaytik dalgalarla. Einstein’ın teorisi bize çok büyük. Mesela kara delik gibi ya da nötron yıldızları gibi cisimlerin de hareketi sırasında bu uzay zamanda ulaşabilecek dalgalar olduğunu söylüyor.
Ama bu dalgaları ölçmek çok… Ama bu yer çekimsel dalga bambaşka bir şey yani. Bu uzay zamanın kendisinin deformasyonundan kaynaklanan dalgalar ve bu… O deformasyon gidiyor. Evet evet. Ve bu deformasyon oluşabilmesi için dediğim gibi, kara delik gibi… Çok büyük bir fikir Azım. Tabii, iki tane kara delik birleşmesi, çarpışması, bunların birleşip tek bir kara delik olması gereken, bayağı enerji verebilen, yani üç tane güneşin enerjisi kadar enerji çok kısa bir sürede yayabilen… Olaylarda görülebiliyor. Ama bunu gözlemlemek için şöyle bir ölçüm yapmanız gerekiyor. Mesela ışık bize güneşten sekiz dakikada geliyor. Ay’a bir saniyede gidiyor. Şöyle düşünün, on yılda, on yılda ışın gideceği bir mesafe gibi bir uzunlukta bir saç teli kadar bir mesafeyi ölçebilmeniz gerekiyor. Tabii bu yüzden de insanlar bunun hesapladıkları zaman şey fark ediyorlar, yani bu ölçü ne biçim. Ölçü ne biçim.
Ama 2017’deki Nobel ödülü alan fizikçiler bunun ölçülebileceğini ortaya koyuyor. Hem teorik olarak neyin aranması gerektiğini ortaya koyuyor, kiptom gibi. Hem de bunun ölçülebilmesi için gerekli teknolojinin arkasında ne var, bunun öncülüğünü yapıyorlar. Vefalı ölçüldü zaten.
İsterseniz bu beşinci resmi koyabilirsek, gösterebilirsek bunlar üç tane bilim insanı Nobel alan. Bir mi? Beş. Cenabı Hocanın beş numaralı görseler. Evet, bu üçün. İşte bu, Reiner Weiss, Barry Parrish ve Kiptorn.
Bunlar LIGO deneyini arkasında olan yönetenler, dediğim gibi mesela Weiss işte bu ölçüm için gerekli teknoloji öncülüğünü yapan ya da fiziksel gelişme öncülüğünü yapan insanlardan bir tanesi. Peki nasıl ölçüler? Üçü de fizikçi mi? Üçü de fizikçi evet. Nasıl ölçüler diye onu da çok kısa bir söyleyeyim, ondan sonra sözü Emre Hoca’ya bırakayım. Eğer ikinci slayda bakabilirsek. İki arkadaşlarım. Burada aslında komik bir şey de var. O da şu, solda gördüğünüz resim aletin bir iscamatiğini gösteriyor. Buna bir interferometre diyoruz. Interferometre dediğimiz şey, ışık dalgaları kullanarak çok kısa mesafeleri ya da mesafe değişimlerini ölçebileceğimiz düzenekler. Şimdi bu düzenek aslında çok eski bir düzenek. Yani özel görevlilik yani Einstein teorisi ortaya atılmadan önce de kullanılan, yararlanılan bir düzenek. Burada gördüğünüz şey bir tane kabaca söylemek gerekirse bir ışık kaynağı var, bir ışık kaynağı ışığı iki ayrı kola yolluyor. Bunlar gidip geliyorlar ve ondan sonra tekrar birleştirilerek aradaki yol farkı ölçülüyor. O zaman ne oluyor? Şimdi bir dalga geçtiğini düşünürseniz uzay zamanı büken bu sefer deney düzeniyle beraber esnemeye başlıyor. Dolayısıyla o kolların mesela uzunlukları değişiyor. O değişimleri anlamaya çalışıyoruz. Ama bu o kadar anlatıldığı kadar, anlattığım kadar kolay bir şey değil, çok zor. O kollar orada küçük gözüküyor belki ama gerçek hayatta yani deneyde dört kilometre her biri ve ışık defalarca gönderilip getiriliyor aynalarla.
Ki çok daha uzun, bin kilometre yakın bir uzunlukmuş gibi görülsün diye ve bu dedektörlerden, bu algışlardan iki tane var. Haritada görebiliyorsunuz bunları Amerika’da biri Washington eyaletinde, diğeri Louisiana eyaletinde. Aralarında yaklaşık üç bin kilometre mesafe var. Ki bir dalga geldiği zaman ilk önce işte bir dedektörden geçiyor, onu orada bir sinyal yaratıyor. Daha sonra ikinci dedektörden geçiyor, orada bir sinyal yaratıyor. Bunları karşılaştırıyorsunuz.
Aralarında geçmesi gereken süre belli filan. Artı dediğim gibi çok zor bir deney oldu. Bahsettiğimiz süre ne kadar bir süre? Mili saniyeler cinsi. Süre belli değil mi? Saatlere falan gidiyoruz. Yok yok yok. Çünkü ışık hızı üç yüz bin kilometre bölüsaniye. 299 bin küsük. Evet evet. Kabaca üç yüz bin desek, üç yüz bin desek işte üç bine böldüğünüz zaman işte mili saniye civarında çok şey değil.
Bunun iki tane olması sevdilen bir tanesi dediğim gibi çok zor bir deney. Neredeyse hani bir çocuğun böyle koşması bile deneyi etkileyip, onları etkileyip, o tip gürültü efektlerini yok etmeniz lazım. Dolayısıyla buna çok uzak olduğu zaman birbirine onu da ensağlamış olursunuz. Yani hakikaten biz gerçekten ölçüyoruz. Yani biz güzel bir şey ölçerken bir şey bulduk dedikleri zaman çok dikkatli der.
Ve hocam ben bu deneyi biliyorum okuduğum zaman yapıldığında ve hep şunu düşünün. Yani süre o kadar kısa ki o arada olmuş çok süre dediğim o aradaki farklılık o kadar. Çünkü o da o sırada Amerika Kıtası’nın herhangi bir elinde olmuş bir deprem. Kuvveti esen bir rüzgar. Arazideki bir başka nedenle oluşabilecek bir esnemek işte kıta hareketiyle falan. Bütün bunlar hesabı katıyorlar. Hatta çok bununla alakalı olmayan bir örnek vereyim. Mesela bu nötünolarla ilgili Sön’de yapılan bir deney vardı. Nötünoları Sön’den yolluyorlar hızlandırıcıdan. İtalya’da yakalıyorlar bu yer altından gidiyorlar. O arada bir deprem olmuş. Ve deprem olduktan sonra Sön’le ölçüm merkezi arasındaki toprak arasında 5 santimlik kayma var. Onu bile fark edebiliyorlar. Ya da LHC’de tren geçtiği zaman TGV geçtiği zaman onu aşağıdaki protonlardan fark edebiliyorlar. Böyle bir şeyin en en azı O kadar hassas. inanılmaz hassaslar. Bu en hassas eneğilerden bir tane. Şimdi deneyciler kızmasın bana. Çok uzman olduğum bir konu değil ama korkun. Çünkü her türlü ısı şeyini dediğiniz gibi sismik hareketleri her şeye hesaba katıp ona göre ölçmeniz gerekiyor. Ve işte özellikle benim bildiğim kadarıyla hangisiydi? Weiss galiba bu MIT’deki hocası değil mi? Weiss bu hani laser sistemlerini geliştiren bütün bu ısı etkileri falan azaltmayı sağlayan bütün her şey arkasında olan önemli enerjisinden bir tanesi. Arkadaşlar hesaba katıyorlar değil mi? O ışığın yani o yansıyor geri geliyor o interplanet ve o ışığın aynaya çarptığı zaman. Çarptığı anda kaybettiği zamanı. Peki aynayla yaptığı kuantum etkileşmesi. Tabii. Yani atom altındaki o etkileşmesini bile hesaba baktın. Çünkü 50 kilogramlık 40 kilogramlık aynalar var uçlarında deneyin. Şimdi onları da mümkün olduğunca üzgün bir şekilde asıyorlar ki şey düşünün yani sıcaklık var değil mi? Sonuçta bunların asılı olduğu yer oda sıcaklığında belki bir şekilde. Oradaki oluşacak titreşimler bile etkiliyor. Mesela her türlü bu tip efekti hesaba katıyorlar eliyorlar ve gerçekten gel çekimi dalgası, güçle çekimi dalgası geçtikten sonra o aynaları oynatan efekti bulmaya çalışıyorlar. Bu buldukları şeyde son bir şey söyleyeyim. Bunu tabi hesaplayabiliyorsunuz yani Einstein’ın başarısı da bu deneyin başarısı orada. Yani Einstein 1915 yılında size bir denklem veriyor.
Siz atıyorum bundan 100 yıl sonra elle çözemiyorsunuz bilgisayarı veriyorsunuz simülasyonunu yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki iki tane kara delik ya da iki tane nötreon yıldızı birbirleri etrafında dönüp birleştikleri zaman böyle bir formda dalga yayınlamalılar. Ve bu dalgayla tamamen aynı şekilde dedektörle ölçebiliyorsunuz. Bu korkunç bir başarı hem teorik fizik anlamında Einstein’ın çok büyük başarısı, teorisin inanılmaz bir doğrulup doğrulması.
Çünkü böyle bir şeyin olacağını düşünmüyordu insanlar. Bazen fizik ilerlerken şey görebiliyorsunuz. Beklenen bir şeyler var. Benim bildiğim kadarıyla düzelttir hocalarım beni. Bu beklenmiyordu. Hatta teknoloji değil mi siz söylüyorsunuz Einstein 50 yıl önce buldu bunu diye zamanı da önce buldu diye. O bakımdan korkunç bir teorik teori var elimizde. Ve bu deneyle inanılmaz teknikler kullanılarak çok başarılı bir şeyde gösterilmiş.
Diyeyim ben diğerlerinde sizlere şey yapayım. Ben de iyi. Bir şey soracağım çok özellikle lafı kestirme hocam. Burada bir de mühendislik var. Tabi ki. Ve bütün bunu üretebilmek var. O mühendisliği yapan kim peki? Mühendisler tabi ki. Bu üçü yapmıyor onu. Peki o mühendislerin de bu işle bir payı yok mu? Var tabi ki. Var makalelere bakarsanız. Makalelere bakarsanız atıflar var tabi. Atıf diye. Onlar katılırlar var. Onlar katılırlar var. Yani listeler, sayfalar olsun.
Peki mesela bu Nobel’de bunların da payı yok mu? Var tabi ki. Var tabi ki. Ama Nobel’de üç kişi sınırı var. Maksimum üç kişi verebilecek sınırı var. Aslında bu çok kalabalık bir ekibin işi. Tabi ki. Bin kişi. Üç kişi. Deneysel Nobeller bu şekilde oluyor. Proje yöneticisi direktörü aslında bütün krediyi alıyor. Ama aslında biliyorsunuz ki onun arkasında bütün laboratuvar var. Hatta bütün bir ülke var.
Tabii. Bunda da mesela yani ilk başta gerçek gibi dalgalarını ölçmek için başka denemeler var. Daha küçük ölçekte yapılmış deneyler var. Daha sonra bunun olabileceğini hani… Ölcebilirliğini….gösterdikten sonra bu sefer enesef bu Amerika’daki ulusal bilim şeyine başvuruyorlar. Bu bilim insanı özellikle bir tanesi var.
Politik olarak da ülkeyi böyle bir projeyi desteklemeye ikna ediyorlar. Oradaki Kipton normalde teorik fizikçi. Onun oradaki en büyük… Oradaki en büyük isim Kipton değil mi Aslı? Ağırlığını koyup onun… Törük fizikçi. Genel politikçi. Onun ağırlığını koyup büyük bir fizikçi herkes tarafından tanınmış. O fonun geçmesini sağlıyor oranın tübiti anlamı. Bu hükümet taraftan desteklemiş yoksa… Benim bildiğim enesef. Artı ilk başta MIT ile Caltech de desteklemeye başladılar. Ama tek başına üniversitelerin kaldırabileceği bir proje değil herhalde bunlar. Çok büyük paralar gerekiyor. Böyle bir proje kaç’a mı ağırlıyor tahminim? 5 milyar, 10 milyar, 100 milyar? Dolar. O düzede. O düzede. Büyük mega projeler bunlar. Peki bunun kanıtlamanın faydası ne oluyor dünyaya ve insanlara? Aslında bir şey daha etleyebilir miyim? Aslında laboratuvar bir tane değil. Laboratuvar iki tane. Bir tanesi Kuzey, Batı, Washington eyaletinde birisi. Bir tanesi de Louisiana Güney Doğu eyaleti. Arada şöyle bir 3 bin kilometre fark var. Her şeyde de gözüküyor hocam zaten. Yani deneyin zorluklarından bir tanesi de iki tane laboratuvar olacak. Ve iki laboratuvar’a gelen bu çok zayıf sinyal aynı anda eş alnı olarak ölçülecek. Ve o zaman farkının olmadığını göstermesi de esasında ayrı bir problem. Hatta bir şey daha ekleyeyim. Bu LIGO’nun iki dedektörü. Bir de Vigro var. Vigro var. Vigro var.
O da İtalya’da. O da 10. slide’da. Evet. O da onlara çok benziyor. O da mı beraber? Bu denede o da çalışmış mı onlarla beraber? Tabii tabii. Daha sonra. Yani ilk gözlemi LIGO yapıyor. Sonra. İşte bu da o Pisa şehrinin oradaki Virgo’nun şey. Aynı. Aslında bir üçgenleme yapmak gerek biliyorsunuz. İkinci Neutron Yıldızı Birleşim’i de. Zaten o Triangulation’la. O üçlü yerle tam net bulabiliyorsunuz. Yoksa tam şeyi bulamazsınız.
Yani mesafeyi tayin edebilirsiniz. Fakat nereden geldiğini tayin etmek için üçgenleme yapmak lazım. Gerçekten dalgaların hızı neymiş peki? Işık hızı yok. Işık hızını geçmiyor. Altında da kalmıyor. Aynen aynı. Işık hızı. Aynen aynı. Aynen. Aslında onun kozmoloji ile de bir ilgisi var. Orada sorduğun sonra çok önemli bir soru aslında. Ondan da bahsedeceğim. Yani ışık hızının hızıyla kravitasyonal dalgaların hızının aynı olması bir zorunluk değil aslında. Değil bence değil. O yüzden sorunum.
Bunun böyle çıkmış olması, yani onları bağlamak hemen görebilecek bir şey değil ama bunun böyle çıkmış olması karanlık maddenin olduğu ile ilgili bizim bildiğimiz dördüncü gösterge. Ben diğer üç göstergeden bahsedeceğim biraz. Bu da dördüncüsü. Yani bundan dolayıdır ki biz karanlık maddenin olduğunu yine inanıyoruz. Tabii ki doğrudan gözlemlemek lazım laboratuvarda ama o açıdan da bir bağlantısı var. Bu dalgaların hızıyla ışık hızını geçemediğine yazık.
Niye yazık ki? Bir şey yoksa hızını geçsin. Ben de şey ekleyebilir miyim? Kravitasyon dalgalarının gözlemlesinin bir de kara deliklerle ilgili bir yönü var. Aslında analizinin ve yani gerçekten biz de gözlem yaptık diyoruz ama bu biraz tuhaf bir gözlem. Çünkü şimdi elde edilen dataları da herhalde siz göstereceksiniz. Grafikleri getirmişsiniz gördüm de. Üçe bakabiliriz hocam. Üçe bakabiliriz.
Yani oradan da gerçek konuşmayacağım ama bu deney sonucunun analizini yapıyorsak simülasyon kullanıldı. Yani şeyi okursanız 2015’teki makaleyi işte Kip Thorne’a ve diğerlerine Nobel ödülünü getiren ilk kravitasyon dalga gözlemine analizi bizim alıştığımız yöntemlerin çok dışında ve onun mesela özetini okursanız makalenin diyor ki
işte 400 Mpc uzaklığında iki tane şu kütlesi bir olan, bu kütlesi olan iki… Yanlış gösterdi. Yanlış gösterdi. Benimki üç olacak. Üç üç. Can hocanın üçü arkadaşlar. Evet. Bu galiba Emre hocanın. Yani uzaklığı belli olan iki tane kara delik olacak. İkisinin kütlesi belli olacak. Birleşecekler. Belli bir kütlede bir kara delik oluşacak ve aradaki enerji farkı da bize kravitasyon dalgası olarak gelecek. Ve simülasyon… Biz bunu yapacağız.
Kravitasyon yapılarak bu işte bize gelecek olan kravitasyon dalgasının gelmeyi hesaplanıyor. Ve gözlemlerde de… Tutuyor. Tutuyor. Ve dolayısıyla aslında biz kravitasyon dalgası gördük derken aynı zamanda iki tane kara deliğin birleşip tek kara deliğin olduğunu da göstermiş oluyoruz. Yani bu analiz yöntemi de aslında deneyler için çok daha değişik bir yöntemdir. Yani bir tez daha doğrulanmış olabilir. O kravitasyonun birleşmesini de doğrulanmış oluyor.
Daha önce gözlenmiş… Yani böyle iki tane kara delik bulacaksınız da birleşecek de bunu yani gözlemmiş falan değil. Böyle bir şey olacağı olma ihtimali değil diyor. Teorisi vardı ama gözleri yoktu. O da gözlenmiş oldu bu arada. Evet. Daha sonra gözlenmemiş oldu da doğrulanmış oldu. Doğrulanmış oldu. Ve gerçekten gözlem bakımından ve de deney bakımından çok daha değişik bir şey. Yeni bir şey bu. Evet. Peki devam edelim. Nereye geçiyoruz şimdi? Şimdi Can’ın 6. Slideni açarsanız o da… 2019’da. Yani aslında şey gibi Einstein’ın ilk önce neden bahsettik? İşte öngördüğü kravitasyonal dalgalar dedik. Değil mi? Bir de yani doğru olarak öngördü. Bir de Einstein’ın yani doğru yaptığı diye yapabildiği. Bir de Einstein’ın yanlış yaptığı şeyler var. Biraz kozmanoloji onunla ilgili. Evet. Yani meşhur Einstein durağın bir evren istiyor diyelim. Evet. Onun sabit bir evreni var.
Evet. Sabit bir evren istiyor. Ama bir çözümü de buluyor. Oraya bir terim de koyuyor. Ama o çözümü aldığınız zaman ve denklemleri çözdüğünüz zaman kararlı değil kararsız bir denge ortaya çıkıyor. Yani o kararlı kararsız denge ne demek? Basit olarak anlatırsak işte ne bileyim şu elimi şöyle tutarsan bunun altındaki yer kararlı bir dengedir. Çünkü ittirdiğiniz zaman burada bir topu ileri geri salınır ve aynı nokta etrafında salınır. Ama tam tersi olursa şöyle bir tepe üstünde bir noktada yine dengede durur.
Ama dokunduğunuz zaman oradan aşağı doğru inebilir. Dolayısıyla bu yaptığı çözümün aslında kararsız dengede olduğunu Einstein görmüyor. Oraya bir terim ekliyor. Fakat bu Einstein en büyük hatan falan dediği şey ama çok ilginç bir şekilde daha sonradan oraya koyduğu o terimi. Yani işte evrenin genişlemediğini düşünüyor. Sabit kaldığını sonra genişlediğini görüyoruz. Ama daha sonra oraya koyduğu o terim aslında evrenin iyi merenmesinin sebebi olduğunu düşündüğümüz kozmanolojik sabit. Yani yeni de onu doğruluyor ama düşündüğü gibi değil. İşare değişikliğinde geliyor. İşare değişikliğinde geliyor. Einstein’ın dolayısıyla kozmanoloji aslında evrenin durumunun değişmesi çok istediği bir şey değil ama değişiyor. Evren sürekli genişliyor. Peoples’ın… Karar falan da genişleme hızında artıyor olmaz. Evet. O tabii çok daha yeni bir gözlem. Ondan dolayı da Nobel alındı. Bu onlardan bir tanesi değil.
Fakat Peoples… Şunlarından önce bahsedeyim. Peoples’ın öğrencisi benim zaten genel evsatı derse aldığım hocaydı. Jim Fry diye Princeton’dayken. Peoples da Princeton’da hocaydı. Onun anlattığı bir şey vardı. Bu yakınlarda da Weinberg çok ünlü bir fizikçi vefat etti. O da aslında benzer bir şeyi söylüyor.
Biz parçacık teori, temel teoriciler olarak genellikle astrofizik, astronomi tarzında şeyleri özellikle 20-30 yıl önce çok fizik değil de astroloji gibi böyle o kategoriye sokarlardı değil mi? Yani böyle biraz daha şey bakarlardı o dallara. Bunun değişimi aslında kozmolojiyle başladı. Çünkü veriler daha hassas gelmeye başladıkça, o verileri daha hassas ölçmeye başladıkça daha ciddiye almaya başladı.
Bütün fizik komunitesi. Tabii ki astrofizikçiler, diğer astronomi çalışan insanlar yaptıkları işi ciddiye alıyor. Ama diğerlerin onlara bakışı çok daha değişti. Jim Peoples’ın bununla ilgili öğrencisinin anlattığı şeyi anlatayım. Jim Fry gidip Peoples’a şey demiş, ben kozmoloji çalışmak istiyorum. Şu an Nobel alan insan. O da demiş ki bir önceki doktor öğrencim şu an taksi sürüyor. O yüzden bu emin misin? Bu işe girme. Tabii çok seviyordu o da. Ve daha derecesinde bir adamdı o şeyde. Ama günümüzde yani şu an kozmoloji özellikle fiziğin teorik alanı baya bir domine etmiş gibi sayılabilir. Şu an tabii bir taraftan da LIGO’dan gelen veriler geliyor. Ama bu hep şeyle. Yani verilerin daha hassas ve iyi gelmesini. Kozmoloji ile astrofizik arasındaki fark nedir?
Astrofizik daha yakın diyelim. Mesela galaksiler, yıldızlar, bunların işte evrimi, bunların hareketleriyle ilgili. Kozmoloji çok daha erken dönem evreyle ilgili. Yani bütün evrenin işte büyük patlamadan patlayıp gününüze kadar nasıl ilerledi ve onun dinamiği. Burada Peoples’ı tabii büyük yapan şeylerden bir tanesi bunu Gamow’da yaptı ama bu 7.slide bakarsak. Gidi arkadaşlar. İşte bu kozmik mikrodalga arka işte arka alan ışın mı dediklerimiz, CMB ışığı dediğimiz ışığı sürekli gelen hep benim 7.slidemde.
Evet öyle Emre Hoca kozmik ve Emre Hoca’nın slide’leri. Her tarafta aynı sıcaklıkta bir ışık geliyor ve her yönden geliyor ve her yönden aynı geliyor. Bu aynı gelen. Bu değil arkadaşlar 7. Değil mi 7.slide? Hayır. Arkadaşlar böyle bir dünyaya benzer bir şey var mı aslında? Sağ üstteki görüyorsunuz her yerden gelen ışığın frekansı o. Ve pembeden yani hiç aynı ışık tamamen pembe ve 2.7 ve en üst sağdaki yönden bağımsız nereye bakarsak bakalım aynı ışık ışığın aynı sıcaklıkta gelen ışığı görüyorum ve bu bana ne söylüyor? Uzay tamamen yönden bağımsız izotropik bir uzay. Ama bunun bu kadar değil tabii daha hassas ölçüm yapıldığı zaman en aşağıdaki o mavili sınırı yaşı. Dünya artısı da belli.
Oysa evrenin değişik yerlerinden gelen ışıkların bu 2.7 işte küsür kelvinin kelvinden 10.000’de bir sapmanın aslında haritası yani o gördüğümüz yerlerin aslında mesela ne bileyim atıyorum 2.725, 0.001 şey.
O maviler daha şey olan yerler. Daha soğuk. Tam tersi galiba bu haritayı yaparken aslında maviyi soğuk bekliyoruz ama yani sarlanır mı soğuk şeye kayıyor olabilir. Ama yani o kadar küçük bir fark var ki aslında buna bakan insanlar her yerde çok büyük. Bunun bir ucundan bir ucu ne kadar? Bu bütün bizim gördüğümüz bütün evren. Ne kadar işte onlara? Yani 14 milyar ışık yılı. 14 milyar ışık yılı bir ucundan bir ucundan.
Yoksa merkezde yarık yol 14 milyar çapı mı? Yarık çapı. Ve şey. Yani 28 aslında. Çünkü biz her yöne baktığımız için. 10.24 metre galiba değil mi benim bildiğim merkez olarak. Görebildiğimiz mesafe. Merak ettim. 10.24 metre diye biliyorum. Buradan burası 28 mi 14 mi? Tabii ki iki kat. 28 yani.
Buradan baktığınız. Şunu da merak ediyorum şimdi. Her yöne de bakıyoruz. Oradan arası tabii biraz garip olur. Çünkü oradan arası şuraya bakıp yeniden oraya geldiğimiz için bu açısal bir şey. O yüzden aslında aradaki uzaklık sıfır gibi neredeyse. Yani aynı yere geri dönmüş oluyoruz. Ama şurayla şurarası yani ortayla sağ arası sanki 28 denilere kadar. Yani bu yöne göre baktığımız zaman bunu bir elipsik şeklinde gösterir tabii. Ama bunun şeyi tabii ilginç öne.
Bu küçücük salınımlar bunlar aslında yani bunun niye böyle olduğunu açıklayan teoriye. Teorinin altında da kuantum fiziği var. Ne demek yani bu aslında tamamen homojen gelen bu ışık. Aslında uzay zamanın dalgalanmalarından kaynaklanan o kuantum dalgalarından kaynaklanan küçük farklar. Yani o 2.7 den olan o küçücük fark aslında uzay zamanın o küçük dalgalarından kuantum dalgalarından kaynaklanıyor.
Ve bunların büyümesiyle bu küçük fark büyümesiyle bütün karakter var. Karanlık maddenin kuantumunu biliyor muyuz? Karanlık maddenin hangi parçası olduğunu bilmiyoruz. O yüzden soruyor zaten. Yani o da ekleniyor bunu. Şimdi şöyle bir kere maddenin erken dönem evrede domine olan şey yani domine eden şey ışık bir kere. Sonra evren genişledikçe madde domine etmeye başlıyor ve daha sonrasında da karanlık enerji.
İsterseniz yani genel bir resmi bir söyle. Resmi hocam karıştım yani boş verin. Yani bu şeyde 3.slide açarsak burada biz bu biraz önce gördüğümüz o maviler ve sarılar ve yeşilenin olduğu işte ışığı dalgalanması dediğiniz şeyin power, güç tayfı dediğiniz grafik bu.
Sol taraftaki şey, sol taraftaki grafik deneyle teorinin şeyi çakışması. Gördüğünüz gibi kırmızı kırmızı noktalar var ve bir çizgi var. O çizgi teori o kırmızı noktalarda verirler. Yani şu andaki Einstein’ın teorisi karanlık madde artı karanlık enerji artı bildiğimiz maddenin şeyi verdiği teorik çizgi sol taraftaki. Yani insanlar şeyi soruyor işte karanlık madde var diyorsun. E bunu nereden biliyorsunuz? Oranı nereden biliyorsunuz?
Onları nasıl işte bu bu tür grafiklerle bu tür verilerden elde ettiğiniz bu grafiklerle buluyoruz. Yani gördüğünüz gibi inanılmaz bir şey var üst üste çakışma var. Sağ taraftakini de şeyden çıkardım bugün çıkardım karanlık maddeyi sıfır yaptım ve aynı grafik çizdir dedim. Aslında bütün herkes internete girip işte bu CMB universe builder gibi yani bu kozmik mikrolik işte alın ışınımı evren ve bunu inşa et gibi böyle googledan search ederlerse orada kendileri elle girip değişik evrenlere girip.
Değişik evrenler için evrenin genişleme hızlarını değiştirip işte oranları değiştirip bu tür grafikler çizdirebilirler. Interaktif yani bu mesela gördüğünüz gibi çok ilginç bir yönü var. İkincisi üçüncüden daha aşağıda sağdakinde ama soldakinde değil karanlık maddeyi biraz şey yapan buradaki üçüncü o tepeyle ikincisinin aynı neredeyse aynı yükseklikte olması. Yani biz bu tür şeylerle ölçebiliyoruz şey bunların oranlarını yani bizim birincisi evrende evrenin şu andaki genişleme hızını biliyoruz.
Dolayısıyla evrenin şu andaki yaşını biliyoruz. Yaklaşık 14 milyar yıl. Onun ötesinde çok daha bildiğimiz hassas şeyler var. Mesela ilk patlamadan sonra oluşan işte ne kadar hidrojen olmalı, ne kadar heryum olmalı, ne kadar döteryum olmalı, ne kadar tritium olmalı bunlara kadar ölçüp sonra bunu astrofiziksel gözlemlerle. İlk önce teori hesaplayıp bildiğiniz nükleer reaktörlerdeki kesişim değerlerini yani dünyada ölçebildiğimiz değerleri kullanıp sonra bunu teori denklemlerine yerine koyup uzayda ne kadar maddelerden olması gerektiğini el veya bilgisayarla hesaplayabiliyoruz. Nasıl hesaplayabiliyorsunuz? Bildiğiniz işte normal krosseksü diyoruz. O çarpışma şeylerinin kesit alanlarını alıp verilerden alıp nükleer reaktörlerden sonra da bu dikey rektediğimiz yani çözül… Evrendeki bütün maddeleri mi? Yani bütün maddeleri. Şeyden sonra ilksel maddeler mesela hidrojen, heryum, tritium zaten daha sonra oluşan daha ağır maddeler çok çok çok çok az.
Onların hesaplarına çok hassas yapmamız zor çünkü onlar çok daha uzun reaksiyonlar sonucunda oluyor. İlk başta elektron var, proton var, bunlar birleşip hidrojen oluyorlar. İşte ondan sonra bunlar daha da birleşip heryum oluşturuyor. Arada diterium ve tritiumlar oluşuyor. Bunların kararlılıkları ve kararsızlıklarına göre onları denklemlerde yerine koyup yani hiçbir gözlem yapmadan sadece hesapla, teori hesaplarla ne kadar olması gerektiğini hesaplıyoruz. Sonra astrofiziksel gözlemleriyle karşılaşıyoruz ve aynısı çıkıyor.
Yani bu büyük patlamanın bu tür sonuçları sadece işte ne bileyim yıldızlara bakıp ağa uzaklaşıyor gibi basit şeyler değil. Çok birçok açıdan doğrulanan bir şey. Yani bu gördüğünüz grafikten tutun bu elementlerin gözlemlenmesine kadar. Peki mesela bazı elementler yıldız patlamaları ortaya çıkıyor oluşabilmeler için. Peki kaç yıldız patladı, kaç yıldız çarpıştı, kaç var oldu, kaç oladı, bunu neden biliyorsunuz?
Bu yıldız patlamaları tabii çok daha şey. Hem birincisi bütün evrendeki maddelerin çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Ve ne bileyim mesela altın diyelim. Altının ilk dönem emrinde oluşmasının imkanı. İmkanı. Zaten çok çok çok. Altının da oran yumurta. Onlar da süpernova patlamalarında. Yıldızların da çekirdeklerinde oluşması lazım. Çekirdeklerinde oluşması lazım. Füzyonla patlamalar. Onu nasıl hesaplıyoruz onu merak ettin. O astrofiziksel hesap. Kozmonolojik değil. Yani oradaki hesap. Ama orada da mesela eskiden süpernova patlaması diye düşünüyordu.
Ama son bu netron yıldızı birleşiminde gördük ki altının çoğunluğu şeyden geliyor. Netron yıldızı birleşiminden geliyor süpernova patlamasından değil. Bu işin atabı astrofizik kısmı. Ben uzman değilim ama kozmonoji de. Ben burada küçük bir şey söyleyebilir miyim? Terminoloji bakımından. Gerçi çok sık kullanılıyor ama. Şimdi biz kozmonoji derken kozmonoji bir de kozmogoni var. Kozmonoji dediğimiz fiziksel kozmonoji işte astrofizik de aşağı yukarı aynı şey. Aşırı.
Çok yüksek büyük mikyasılı gözlemleri, astrofizik gözlemleri bizim işte evrenin yapısı hakkında fikir verdiği zaman biz buna kozmonoji diyoruz. Kozmogoni eğer evrenin bir başlangıç anı varsa o başlangıç anında olan olaylar ve bizim onlar hakkındaki tahminimiz o bizim kozmogoni dediğimiz konu. O an kaç saniye, kaç dakikayı kapsayan bir saniyeler. Saniyeler eğer tabi büyük patlamadan başlıyorsa. Yani büyük patlamadan sonraki ilk birkaç saniye.
Evet. Ve bu kozmogoni ve bu konuda bizim deney yapmamız, gözlem yapmamız falan mümkün değil. Biz gözlemleri bugün yapıyoruz. Tabii. Dolayısıyla yani bu… Ama yeterince uzağa bakarsak görürüz diyorsunuz değil mi? Evet. Ama yani bugünkü gözlemlerle evrenin ilk saniyeleri hakkında fikir edinmemiz lazım. O kozmogoni konusu ama genelde fizikçiler konuşurken biz bu ikisini şey yapmıyoruz, ayırmıyoruz.
Şimdi bir mesela burada kozmik mikrodalga fon ışıması söylenen büyük patlama fikrine dayanan modellerin enflasyonsal işte lambda soğuk karanlık maddi modelleri bizim standart kozmoji modelinin temeli. Ve onun bir başlangıç tekilliği olduğunun ispatı olarak onu yorumluyoruz. Ama mesela başka bir kozmoji modeli var. Stead state, bugünün geçerli olmadığını düşündüğümüz Duran evren modeli. Duran evren modelinde bir başlangıç tekilliği olmadığı için onun kozmogonisi çok farklı. Orada gerçekten evren ezelden evveli kadar. Ama onun doğru olduğunu düşünmüyoruz.
Gözler büyük patlama ünitesi ne vardı diye soruyorsunuz. Daha oraya gelmedi. Şimdi önce büyük patlamayı halledelim sonra öncesine belki bakılacak ama şu anda orada değiliz. Yani büyük patlama tabii kankumetmelerinden dolayı atlayıp bansiyon ediyorsun. Evet büyük patlama ne içinde olduğu gibi bir sorular var da oraya gelmedik daha. Oraya gelip bizim ömrümüz yetmez gelmeye birkaç ömür daha etmeselendi ama belli de olmaz.
Şeyi merak ediyor herkesin evrenin genişleme hızını biliyoruz dediniz ya nereden biliyoruz bu hız ne ve giderek artıyor. O zaman başlangıç hızı neydi giderek artıyorsa bugünkü hız ne? Ya bunu temel olarak iki şeyle ölçebiliyoruz. Birincisi lokal olarak yani işte yakın yakın görüşleri bir şey tabii de yıldızların bizden uzaklaşma hızlarının değişimi. Yani bizden ne kadar hızla uzaklaşıyorlar. Evet evet. Ve hepsi görüyoruz ki işte kızıla kayıyor dolayısıyla hepsi bizden uzaklaşıyor. Bu astrofiziksel ölçüm. Diğeri ise biraz önce gösterdiğim erken dönem evredeki bu işte phonuş numaralarının o verdiğimiz grafiklerden yapılan ve modellerin de biraz kullanıldığı diğer ölçüm. Şu anda aslında ilginç de bir problem var. Tekin Hoca da aslında bu işlerle ilgili çalışıyor. Bu ikisi birbiriyle biraz şu an gerginlik içerisinde. Tension diyorlar işte arada. İkisinin de belli hata payları var ve bu hata payları şu an birbinden ayrılıyor.
Ne demek bir tanesi 67 artı eksi bir diyorsa atıyorum. Öbürü 70 artı eksi bir diyor mesela ama bu ikisi çakışmıyor. Dolayısıyla 67 artı eksi bir 68 ile işte 66 arası olabilir. Diğeri ise 79 ile 71 arası olabilir. Yani hangisi doğru dolayısıyla ikisi de çok hassas olduğu biliniyor. Çünkü hata payları içinde ve aralarında şey var bu hangisi yanlıştır sorusunu tabii getiriyor.
Her iki tarafta tabii ki ben yanlış değilim diyecek. Ama astrofizikçilerin daha önce şunu düşünüyorduk. Astrofizik astronomi ölçümü zor olan bir şey. Dolayısıyla oradaki deneylerde bir problem vardı diye düşünüyorken onlar hata paylarını bayağı azalttı. Şu anda o yüzden biraz daha şeye kaymaya başladı.
Bu Tekin hocanın dediği işte lambda cdn dediğimiz işte lambda soğuk karanlık madde soğuk karanlık madde o da yavaş gittiği için soğukluyoruz. Artı o modelin birazcık değiştirilmesi şu an günümüzde. Yani o biraz önce o gösterdiğimiz grafiği alıp Einstein’ın bu modeli değil de Einstein relativite modeli değil de onun değişik bir hal. Hocam hala genişleme hızını öğremedik hala mı? Evrenin genişleme hızını öğremedik hala.
Yani genişleme hızını iki türlü farklı değerler buluyoruz aynen ama bu güzel bir şey aslında. Yani bunların aynı değeri vermemesi bize Einstein’ın şu anda düşündüğümüz modelin ötesinde de belki bir şeyler var. Peki hızından daha mı hızı genişliyor? Yani şimdi şeyi söyleyeyim ben başlangıç noktasında Hubble parametresi yani işte ışık hızını soruyorsunuz ya Hubble parametresi. Hubble bu genişlemeyi bulan kişi. Genişlemeyi bulan kişi onun yapmış olduğu şey galaksi dışındaki uzak galaksilerin mesafelerini tayin ediyor ve de oradan gelen ışığındaki kızla kaymayı tayin ederek kızla kayma Doppler etkisi yani ışık kaynağı bizden uzaklaşıyor demek. Ne kadar uzaksa o kadar hızlı bizden uzaklaşıyor.
E bunu şeye koyduğunuz zaman grafiğe bir linear doğrudan işte ışık hızı çıkıyor. Ben tersini söyleyeyim size Hubble parametresi bize evrenin yaşını veriyor yani t eşittir sıfırdan.
Bu güne kadar geçen zaman Hubble parametresinin bu genleşme faktörünün tersi ve de 13 nokta yaklaşık olarak 13.8 milyar yıl yani hızlı oradan hesaplayabilirsiniz tersinde olarak. Ama yani bu biraz karışık çünkü burada bir tane ben grafik gördüm bu.
Bu şey koni gibi koni gibi bir şekilde belki senaryo. Benim 7. Pardon benim 7 de orada bu işte bu sağdaki koni aslında bu evrenin genleşmesi için senaryomuzu yapıyor.
Soldaki sivri nokta işte büyük patlama anı ve büyük patlamadan sonra ki bu yeşil koyu bir enkle gösterilen kısım üstel olarak genleşme çok hızlı üstel olarak genleşen işte enflasyon dönemi. Sonra enflasyon döneminden Friedman dönemi işte madde ve radyasyon ışığı baskın iki dönem geçiyor. Orası çok karmaşık senaryonu. Fakat dikkat ederseniz koninin sağ tarafına geldiğiniz zaman eğimi değişiyor koni nazı açılıyor. Bu mesela işte bize karanlık madde ve karanlık enerjinin gerektiğini gösteren evrenin genleşme hızının immelemesini gösteriyor. Ve bunun biz nedenini bilmediğimiz için karanlık enerji diyoruz. Ve bu bizim senaryomuzu en iyi temsil eden grafik.
S-10 zaman kozmik zaman S-0 anından başlıyor. En sağda da işte bugünkü ana kadar geliyor. Yarı çapı diyelim o koninin herhangi bir T anında o da evrenin şey işte boyutu. Mesela sizin bu ışık hızıyla geçildi geçilemedi sorununuzla ilgili olarak mesela bu enflasyon teknolojiden söylediğim enflasyon aslında biraz da benzer bir problem çıktığı için.
Çünkü Emre hocanın dediği gibi baktığınız zaman evrenin birbiriyle alakası çok iki ucu arasındaki sıcaklık farkı çok çok düşük. Ama bunların birbirlerine ışık hızından daha hızlı evrenin yaşını biliyorsunuz. Işık hızını ne kadar gittiğini biliyorsunuz. Dolayısıyla diyorsunuz ki bunlar birbirleri konuşuş olabilirler mi? S- Olabilir mi? Olamazlar. Olamazlar. Ama nasıl bu kadar yani bu kadar şans mı var yani hani iki nokta arasındaki sıcaklık farkı nasıl bu kadar 10 üzeri-5 mi dedik yani o kadar sıcağı nasıl birbirine uyuşabiliyor. Hani ışık hızı geçildi mi geçilmedi mi? Bunu çözmek için mesela bu önce eksponensiyel genişleme bunun için ortaya atılıyor. Bir şey daha söyleyeyim demin aklıma geldi konuşurken bu tabi ki evrenin başını nasıl oldu. Big Bang’dan buraya nasıl geldiğini büyük patlamadan buraya nasıl geldiğini anlamak için tabi ki gözlem yapıyoruz. Gök yüzüne bakıyoruz ama onun dışında mesela parçak hızlandırıcılarında da bunu deniyoruz. Çünkü ilk başta hani Big Bang’dan birkaç yüz milisaniye sonra veya milyonda bir saniye tam hatırlayamamış ama yani bir saniye değil onun bir kesiti. Bunda hani şey diyebiliriz proton-nötron diye bildiğimiz atom altı parçalıklar bile erimiş durumdalar. Tamamen böyle bir plazma içinde bulunuyor evren. Bunu parçak hızlandırıcılarında mesela Sön’de oluşturmaya çalışıyorlar. Yani orada biliyorsunuz proton proton çarpıştırıyorlar ama bazen yaklaşık işte bir ay kadar kurşun atomları ya da bir tanesi Amerika’da galiba sende altın atomları çarpıştırdılar, çekirdekleri çarpıştırdılar.
Ve onlar çarpıştığı zaman oradaki sıcak o kadar yükseliyor ki neredeyse büyük patlama zamanındaki oluşum koşullarına ve oradaki parçakların davranışına bakarak da dediğiniz gibi ben dedi Big Bang’dan hemen sonra ne oldu, evren nasıl bir şey geçti diye mesela parçak hızlandırıcılarıyla da bunu anlamaya çalışıyor. Dolayısıyla şu anda geldiğimiz nokta çok heyecan verici bir nokta çünkü evrende baktığınız, oradaki yaptığınız ölçümlerle burada parçacık altı yani atom altı parçalıklar yaptığınız deneyler birbirleriyle uyumlu, birbirlerini besleyen sonuçlar doğuruyor.
Ve bunlara bakarak biz evrenle ilgili daha iyi bir bakış açısı veya evrenin nereden nereye gidiyorlar anlamaya iki taraf iki ucu birbirler alakası ilk başta olduğu düşünülmeyen iki ucu anlayarak da ulaşmaya çalışıyoruz. Peki bir reklam arası vereyim. Sonra nereden devam edelim sonra? Karadekler. Geçen seneki Nobel 2020’deki.
2020’deki Nobel’e bakacağız.
Oh soruları görünce bazen zorlanıyor ama hepsi makul sorular siz onları hocam geçmeden önce geçen seneki Nobel’e o birkaç soruyu hemen birbirinden şey bu Big Bang öncesi patlayan şey ne büyüktü tahminim yani bir şey patladı ya Big Bang’da patlayan neydi ve büyüktüğü neydi işte portakal büyüklüğünde, topluyla başı büyüklüğünde bu kadar şu kadar ne patladı ve ne kadar büyüktüğü.
Öncesi Big Bang kadar önceye gidersek en büyük problemlerden biri singularite var. Tekirlik var. Zaten onu çözebilmiş değiliz.
Zaten evren böyle insanların aklındaki böyle birden patlayan hızlıca patlayan bir şey değil tam tersine enflasyon teorisi evrenin aslında yavaş bir şekilde ilk başta genişlediğini ama içeride inflaton denilen bir skalar bir alanın yani bir tane elektromatik dalga gibi bir alan diyelim bir şeyin onun evrenin genişleme hızını çok hızlı işte hocam hatta Can hocam bahsetmişti işte o gördüğümüz o haritada bir sürü yer birbiriyle aynı şeye sahip ama birbirleri hiç konuşamadık.
Uzaklıkta ne zaman konuşamayacak. Eğer evren bizim bildiğimiz şekilde genişliyorsa ama bildiğimiz şekilde değil de birbirlerine aslında çok yakın ama birden patladıysa biz onların aslında yavaş patlıyor gibi düşündüğümüz için birbiriyle konuşmuyor diye düşünüyoruz ama halbuki evren en başta imen enerek genişliyor. Yani birden patlayan bir şey yok yavaşça patlayıp sonra imen enerek genişleyen sonradan bu içerde inflaton dediğimiz bunun genişlemesine sebep olan alanın bozulup diğer işte evreni enerji vermesi yani şeyimiz şu anda modern anlayışımız kozmanoloji ile ilgili bu. Yani o yüzden o ilk o soru güzel bir soru aslında ilk baştaki o ne o ilk baştaki şey o bir tekillik orayı çözebilmiş değiliz o önemli bir teorikte bir soru.
Zaten şu yani biz o resimdeki zaman evren patladıktan 370 bin yıl sonraki şey onun öncesiyle ilgili bir veri alamayız. Çünkü orada zaten artık ışık elektronlarla diğer şeylerle iç içe hocamın dediği gibi çorba gibi.
Orada evrenin genişleme hızı yeterince büyük yani yeterince ilerledikten sonra o z eşittir bin diyoruz yaklaşık yani evren şimdikine göre binde bir kadar küçükken oradaki çarpışma şeyi kesit alanı ile evrenin genişleme arasındaki fark değişip artık onun çarpışmadan serbest kalabildiği andan itibaren görebiliyoruz biz onu. Ondan öncesi tamamen opak. Bilmiyoruz. Hiç bilmiyoruz ve veri de alamayız.
Şu var yüzde yüz doğru hani şey olarak hem önce katlı ama bu 2017’deki Nobel yani kütle çekim dalgalarıyla ölçülebilmesi işte buna bir alternatif sunuyor. Işık göremiyoruz. O pak ışık çünkü maddeden kaçamıyor ama yer çekimi dalga kaçabiliyor. Dolayısıyla bu dalgaları ölçebilmek bizi şimdiye kadar gözlemleyemediğimiz o 370 bin yılın öncesine de itebilir yani o zaman ne oldu mesela senaryolardan bir tanesi mesela orada oluşabilen kozmik sicimler.
Ben sicim teorisi için o anlamdaki sicimler değil yani daha büyük sicim oradaki faz geçişleri oluşan mesela onların kırılması ya da bükülmesi onların yaratabileceği çok karakteristik kütle çekim dalgaları var. Mesela onları ölçebilir miyiz şimdi diyeceksiniz ki laigo yapmışlar işte İtalya’da var hemen ölçsünler şimdi o kadar kolay değil. Neden o kadar kolay değil.
Çünkü bir dalga yakalamanız için bir anten ihtiyacınız var. Mesela bizim kulağımızın duyma frekansı belli 20 Hz’den 20 bin kertse kadar onun altını üstünü duyamıyoruz. Dolayısıyla yapmamız gereken benzer şekilde bu tür büyük patlamadan sonra bu 370 yıl önceki olabilecek olayları ölçebilecek antenler yapabilmek kütle çekimi için bu tip antenler yapabilmek.
Artı onun dışında mesela ben de o soruyu soran seyirciye sormak isterim mesela bunun ilk büyük patlama olduğunu nereden biliyor. Tam onu soracaktılar o soru da var. O da var yani öyle teoriler var ki bu aslında bunun hani patlayıp tekrar geri yani çöküp tekrar patladı ya da atıyorum mesela sicim teorisinde büyük zarlar var. Mesela bunların ikisinin gelip birbirine dokunmasının büyük patlama olduğunu söylenen teoriler var. Şimdi bunları söyleyebilirsiniz bunları spekülasyonu yapabilirsiniz hesabını yapabilirsiniz. Problem burada yani bunu çıkıp burada söylediğim anlatmanın anlatabilmek için ya da bir Nobel alabilmek için bunu doğrulamanız lazım. Yani bu konuda Nobel ödüllü gayet hani haklı olarak biraz muhafazakar. Diyor ki hani ben diyor deneyse var çok güzel spekülatif bir teori yapmış olabilir. Matematiği harikadır. Fizikçilerin birçoğu çalışıyorduk önemli değil. Bu doğanın teorisi mi? Demin onun altını çizmeye çalıştım hani bu Nobel’lerin özelliği de Einstein’ın teorisinin sadece matematiksel güzel bir teori olmadı. Gerçekten doğanın bir parçası olduğunu bize kanıtladılar bize gösterler çünkü elinize bir teori var bunun bir tahmini var ve gidip bunu ölçebiliyorsunuz. Dolayısıyla bu tip sorular çok önemli sorular düşünülüyor üzerlerinde birçok model var ama şu anda nasıl ölçeceğimizi bilmiyoruz ya da ölçemedik daha şimdiye kadar. Ama zaman içinde bunları da ölçeceğiz büyük bir ihtimalle umarım bizim zamanımız doğru. Yani Osman küçük bir yorumda ben de ekleyebilir miyim? Ben de en bilinen en klasik böyle en eski kozmoji modelinden Friedman’la Alexander Friedman’la George Lerometrin 1920’lerdeki ilk kozmoji modellerinden bahsedeyim.
Biz o modelleri çoktan açtık yani bu gözlerden biraz önce açıkladım ama ilk 1920’lerdeki modeller kapalı ya da açık evren modelleri kapalı evrene düz evrene yakın kapalı bir evrende yaşıyoruz. Uzayımız üç boyutlu bir küre yüzeyi gibi şimdi bu bizim futbol topunun yüzeyi değil futbol topunun yüzeyi iki boyutlu küre yüzeyi üç boyutlu biraz böyle hayalinizi genişletin.
Kapalı evren modeli Friedman’ın üç boyutlu küre yüzeyi ve bunun bir yarı çapı var değil mi? Şimdi başlangıç tekildiği şu demek re’nin sıfıra gittiği demek bu ne demek? Evrenin tümü bir noktaya gidiyor yani büyük tekildik tekildik tekildik bir nokta mı yani?
Bir nokta mı yani? Tekildik nokta mı? Evren bir noktadan başlıyor. Başka bir evren falan yok. Bir nokta ve bütün evrendeki maddenin de sabit olduğunu düşünürseniz madde miktarını evrendeki şu anda bildiğimiz bütün madde tek bir noktada birikmiş ne demek? Madde yoğunluğu sonsuza gidiyor. Onun için büyük patlama diyoruz. Yani bu kadar muazzam bir madde yoğunluğu çok kısa bir zaman aralığı içerisinde bildiğimiz evrene gidiyor. Onun için tekildik diyoruz. Yani bunu biraz gözünde canlandırması çok zor değil mi? Zor imkansız herhese.
Bütün evren bu bildiğimiz muazzam işte onun üzeri 24 metre bizim olay ufku olay ufku değil gözlem ufkumuz daha ötesinde evren yok mu bu kadar mesafenin büyük ihtimali de var. Biz bu kadarını görebiliyoruz. Ve başlangıç tekildiğinde bu tek bir nokta yani.
Evrenin diyor çapının diyor 23 trilyon ışık yılı olduğu. Yani ışık yılını isterse çevirsin 365 çarpı 24 çarpı 60 çarpı 60 saniyeye çevirsin ondan sonra 10 üzeri 24 yani 24 tane sıfır konulan saniye metre olarak söylüyorum. Yani o çevirmeleri birim çevirmelerini yapabiliriz.
Yalnız büyük patlama tekildiği dediğimiz gözümüzde canlandırması çok zor. Çok çok. Tüm evren tek bir nokta. Tek bir nokta. Tek bir nokta.
Yani yani nokta gibi yani. Ama yani gidebilir miyiz oraya zaten bu kuantum gravitasyonu falan dedikleri bu yani kuantum etkileri eğer baskın çıkarsa yani bu zaten klasik olarak böyle bir tekillik olabilir. Belki de kuantum mekaniği belki buna mesela engel olacak.
Eee işte o zamanlar kendine eee. Periodik. Efendim patlaması eee büyük patlamadan sonraki zaman mevhumu. Evet o kozmik zaman. O birimizle şu saatinde bıraktığım zaman değil.
O nasıl bir zaman yani şimdi eee zamanın da göreceli olduğunu ve hızla var olduğunu düşünüyoruz ama patlamada bir saniye sonra dediğimiz o bir saniye aslında kaç bir saniye veya bugünkü bizim saatimizin gösterdiği saniye de kaç saniye. Bizimki gözlemce zamanı bizim kendi koordinat sistemimizin zamanı.
Eee o Friedman Lometri çözümlerindeki eee metriyin kozmik zaman parametresi o zaman parametresi. Eee birimi aynı ama birimini onuda zaman aradığını saniyeyle ölçüyorum. Bugünkü de saniyeyi ölçüyorum ama. Tabii şey artık yok değil mi mesela mesela o çökme teorisi artık kalmadı. Çökme dediğiniz. Yani erinin değiştirip değiştirip sonra tekrar başlangıç.
Eee kapalı evren modelinden bahsettim. Friedman modelinden. Friedman modelinin şeyi kapalı evrenin sonu. Büyük çökme. Evet. Bugün bu evreniz artan bir hızla genişlemesi eee
den dolayı bu modelleri halsizde biliyor mu? Ya şöyle diyeyim böyle böyle bir şekilde psikolojik tehlisi üzerinde gidecek. Friedman modelinde tamam eee artma var falan da yani. Biz o kadar böyle başa yakın bir yerdeyiz ki kozmik ölçeklerde yani sonda. Ne olacağını daha bilmiyorum. Ben hiçbir şey bilmiyorum.
Yani bir daha hızlanır belki bir daha yuvelenir belki bir daha yavaşlar. Yani şu anki modelimize göre şu anki modelimize göre tamamen genişleyecek. Bomboş bir evren alınacak ama nereden biliyoruz bu modelin. Yani. Peki yine çok gelen sorulardan bir nefes. Büyük ekstra korasyonlar yani bunlar.
Evren genişliyor ve galaksilerinden uzaklaşıyor. Ama eee bizim galaksimizde Andromeda galaksisi bir süre sonra çarpışacak. Bu nasıl olacak? Bir lokal hız var bir de bu genişlemeden kaynaklanan iki tane hız var. Bunların ikisi farklı. Bizim bu dediğimiz genişleme hızı çok büyük gerçeklerde çok çok çok fazla. O yüzden onların lokal hızları bunların yanında çok küçük kalır. Ama Andromeda ve yani Samayol galaksisi birinden çok uzak olmadığı için evrenin genişlemesinden kaynaklanan bu etki orada küçük.
Yani ne kadar uzaktaysa evrenin genişlemesinin etkisi o kadar artıyor. O yüzden bazı yerlerde lokal hız daha eee yerel hız daha fazla daha dominant. Daha uzaklardaysa tam ters. Ben yani şey olarak bir anolojiyle gene futbol topuna döneyim. Yani balon yada iki boyunlu küre yüzeyi eee yani on bildiği bir yarı çapı var.
Genleşmesi ne demek? Siz onu üfleye üfleye çişirdiğiniz zaman yarı çapı büyür. O zaman iki A ve B diye iki tane nokta koyarsanız balonun üstüne bakarsanız o siz üflediğiniz zaman düzgün bir şekilde genişlerken balon o iki noktada birbirinden hızlanarak gider. Ne kadar uzaksa birbirinden o kadar hızla ayrılır. Yani bu genleşme hızı dediğimiz o o hız. Şimdi ötekisi ise çarpışma isri ise eee bu noktalar sabit değil. Birbirlerine doğru hareket halinde olabilir. Bir de ayrıca öyle bir hız var tabi ki.
Peki hocam gelelim eee kara delikleri ilgili eee Einstein’ın teorisinin eee noktalarını. Şimdi Einstein teorisi hakkında uzun boylu konuşacak değilim de Einstein denklemleri diye bizim bildiğimiz eee kısmi diferansiyel denklem sistemimiz var.
Einstein’ın 1916’da yazmış olduğu her şeyin başlangıç noktası o esasında bugün konuştuğumuz. Daha Einstein bu denklemleri yazar yazmaz. Bir sabit bir yıldız çok yüksek bir yıldızın dış çekim alanının ne olduğunu veren bir metrik var. Bir çözüm var Einstein denklemlerinin çözümü.
Eee Carl Schwarzschild tarafından bulunmuş 1916’da. Eee bu hemen yazılmış. Eee fakat buna kara delik yorumu biraz eee çok daha geç gelmiş.
Aklıçlarda falan ancak mesela John Wheeler David gibi insanların getirdiği yorum 50 sene sonra eee Schwarzschild çözümü yorumlalabilmiş. Biz bu çözümün ücretini biliyoruz. Her şeyini biliyoruz. Genellemelerini biliyoruz. Dönen kara deliklerin nasıl tarif edilebileceğini falan biliyoruz. Eee fakat eee bir fiziksel model yapıp buradan kara delik kavramına gitmek eee bir 50 senelik süreç.
1960’ların sonlarına doğru bu yorum gelmiş. Eee burada olan şey eee mesela bir fiziksel eee ağır bir kara deliğin nasıl astrofizik ölçekte bir kara deliğin nasıl oluştuğunu eee veya tahmin etmek gerekirse eee çok ağır kütledi bir yıldız eee bütün nükleer yakıtını çekirdeğini bitirdiği zaman.
Bizim güreşimizin birkaç mesleği? On katı, on katıcı kadar mesela diyeyim değil mi? Yani bir bir çandır seker limiti var. Beş veya on kadar daha ağır. Eee bizim güreşimiz asla bir kara delik olmayacak.
Yok. Hiçbir zaman olmayacak. Eee çok ağır kütledi yıldızlar eee nükleer yakıtlarını çekirdekle bitirdikleri zaman eee onların kütle çekimsel olarak çökmelerini engelleyecek hiçbir şey yok. Eee ve de eee çöker çöker nereye kadar çöker eee olay ifkının içine kadar düşer.
Bu olay ifkı kavramı esasında 2020’de Nobel ödülünde almış olan eee Roger Penrose’un getirmiş olduğu çok önemli bir kavram. Matematiksel olarak kara deliklerin doğru olarak tanımlanmasını sağlıyor.
Eee bunu ben de isterseniz şöyle yapalım. Eee kara delik çözümlerini daha iyi anlamak için. Eee çünkü kara delik fikrine bin bin yediyüzlerde kara delik fikrine ulaşan birisi var. Eee burada anahtar eee kavram eee ışığın boşluktaki yayılma azının evrensel bir sabit olması ve de hiçbir cismin hiçbir neslinin evrende ışıktan daha hızlı gidemeyeceğinin Einstein teorisi tarafından söylenmiş olması.
Şimdi bunu kabul ederseniz eee şöyle bir deney düşünün. Yani mesela topu yeryüzünde yüksekten bir cismi bıraktığınız zaman merkeze düşer. Eee yer çekiminden kurtarmak isterseniz cismi ne yaparsınız?
Dikine atarsınız. Eee ama hepsi gene yavaşlar düşer. Daha hızlı atın. Daha çok çıkar. Gene düşer. Eee ne kadar hızlı atabilirsiniz cisme? Işık olsaydı, fener tutsaydınız. Işık hızlı kalır. Eee dolayısıyla yani ışık hızı limitiz.
Eee Einstein’in genel görevlilik teorisinde ışıkla eee yer çekimi etkileşebiliyor. Yani ışık eee yer çekiminden etkilenebiliyor. Eee uzak yıldızlardan gelen ışık eee güneşin yanından geçerken eee doğrusal görüngesinden sapıyor.
Eee bunun bir sonucu da işte mesela eee kara deliğin yüzeyinde durup böyle radyal yönde ışık yollasaydım. Eee ışık yavaşlayacak yavaşlayacak yavaşlayacak. Ondan sonra belli bir aşamada daha fazla gidemediği için asılıp kalacaktı. Asılıp kalacaktı değil mi? Asılıp kalacaktı. Daha yavaş olsaydı geri dönecekti. Eee ama ışık hızında asılıp kalacaktı. Olay ifkını mı tanımlıyor? Şuvarşil yeri çapını.
Yani ışık bile kaçamıyor. Işık bile kaçamazsa biraz önce söyledim. Hiçbir cisim ışıkla hızlı gidemediği için eee kara deliğin içinden dışarı yolladığınız hiçbir şey gidemiyor. Eee bir de bunun diğer bir yönü var. Eee dışarıdan bir cisim yolladığınızı düşünün. Yakınına koydunuz düşünün. Eee kütle çekimi o kadar büyük ki eee içine çekiyor.
İçine çektiği şey de ışık hızında gitmediği için veya bir an yavaş olduğu için eee olay ifkının içine düştüğü zaman ışık çıkmıyor ama gravidasyonel dalga çıkıyor. Yok yok. Gravidasyonel dalga eee o şekilde değil. Eee gravidasyonel dalga eee patlama mesela süpermen ova patlamasında eee veya iki kara deliğin çarpışıp birleşmesindeki o olay sırasında çıkıyor. Kara delikten çıkmıyor. Ama etrafındaki uzay zamandaki dalgalanma yani şey gibi düşün. Taş attığınız zaman su dalgalanıyor. Etrafındaki su. Etrafındaki su dalgalanıyor. Yani kara delikten bir şey çıkmıyor. Kara delikten gelmiyor o enerji. Olduğu yerde oluşuyor ve onun. İçinde olmuyor. Yani şöyle söyleyeyim. İki kütle o enerji yoğunluğu birleşirken etrafındaki uzay zamanı. Çalkalıyor. Çalkalıyor. Yani şöyle düşünün. Evet çalkalıyor gelmeye en doğrusu. Güneş etrafında dünya dönüyor. Einstein teorisi güneş dünya çekiyor değil mi? Güneş orada etrafındaki uzay zamanı büktüğü için o bükümün içinde diyor. Bükümüş hareket ediyor. Onlar ekleniyor. Dünyada sürekli olarak güneşe düşüyor. Dolayısıyla enerji ya da kütle olması demek. Onun dışındaki uzay zamanı deformasyonu. Yani düz olmaması demek. Dolayısıyla bunlar çarpıştıkları zaman oluşacak etki o enerji. O uzay zamanın yayılma. Uzay zamanda yayılıyor o enerji. Ve yani oluşan enerji korkunç bir enerji.
Dediğim gibi. Yani üç güneş mesela ilk gözlemlerine gözlemlerine laygodaki eee karadelik birleşiminde üç güneş kütlesine karşılık yani enerji yayılıyor. Çünkü başlangıçtaki iki karadelik kütlesini alıyorsun. Eee çarpıyorsun. Ondan sonra oluşan karadelik kütlesini alıp cekari ile çarpıyorsun. Bu m cekariye eşitir delta eşitir delta m cekari.
Ve eee gerçekten dediği gibi üç eee iki karadelik birleşip daha büyük bir karadelik oluşmasında aradaki fark üç karadelik kadar üç güneş kütlesi kadar. İlk üçüncü kere ile de çarparsanız muazzam bir enerji esasında. Ama uzayın her tarafına yayılıyor tabi. Yani şey gibi değil bu güneşin bize yolladığı ışık enerjisi değil. Yani güneşin tamamını bir anda ben enerjiye çeviriyorum.
Üç tanesi. Üç tanesi. Üç tanesi. O bakımdan. Ha bir de şöyle söyleyeyim yani bunun ne kadar hani eee zor olduğu ya da bunun daha kafada oturmak için. Mesela ilk ölçülen karadelik çarpışması bundan 1.3 milyar yıl önce olmuş. Yani bize gelme süresi. Gelme süresi. Ki düşünün yani ben burada bir şey yarattığım zaman bir eee herhangi bir eee düzensizlik bunun yayılması yayılırken azalacak şiddeti. Yani bu 1.3 milyar yıl boyunca azalıyor azalıyor azalıyor. Dünyaya geliyor ve ona rağmen onu ölçebiliyorlar. Hani bir oradan çıkan enerji korkunç bir enerji. İki burada ölçülen eee algışlar korkunç eee duyarlı. Evet söylediğin esasında bunu biz vurgulamadık ama biz esasında evrene baktığımız zaman yıldızları gördüğümüz zaman hepsinden gelen ışık farklı farklı zamanlarda.
Yani böyle çok karmaşık bir şey zamanlamayı düşünürsünüz. Hepsi zaman içerisinde çok farklı zamanlarda çıkan ışığı görüyoruz bizde. Önemli olan bizim gözümüze gözlem aletlerimize ne zaman geldiği ama ne zaman çıktıkları hepsi çok farklı. Çünkü ışık hüznü sonuna olduğu için. En basit güneş 8 dakika önce. Mesela.
Ve bir de demin şey söyleyeceğim hani bir de tabi bizim hep algımız yani normal fizik çalışmayan fizik bilmeyen insanların algısı şu hani gördüğümüz baktığınız zaman her şey düz. Dolayısıyla mesela ne kadar hızlı gidiyor ne kadar uzaklığı bu sorular hani bizim için çok basit. Çünkü hani metreyi alıp bir şey ölçebiliyoruz. Kronometreleri ölçebiliyoruz.
Ama eğer evren yüce evren boyutunda bir şeyden bahsediyorsunuz ve bunun zaman içinde gelişmesinden bahsediyorsanız o bir orada bir eğrilik var. Anşinay’ın teorisinin söylediği dolayısıyla mesela emri hocada eminle dedi dedi ki hani bunu dedi lokal olarak yerel olarak tanımlayabiliyoruz. O yüzden bu soruların hepsi çok kolay sorular. Yani daha geniş düşünmesi gereken daha detaylı matematik gerektiren sorular. Yani mesela biraz teknik olacak ama kütle diyebildiğimiz şey bile genişleyen evrende kütleyi ancak bağırıncak biz şey diyoruz asimptotik olarak düz şu demek yani çok çok çok çok uzağa gittiğiniz zaman artık onun eğriliğini hissetmeyeceğiniz tür bir evrende ancak kütleyi tanımlayabiliyorsunuz. Yani daha tanımlamasında bile belli durumlarda mesela şimdiki evrende genişleyen evrende böyle bir durum yok çünkü her yerde gelişiyor. O yüzden bu toplam evlerinin mesela kütlesi nedir enerjisi nedir gibi soruların kendileri zaten cevaplanamaz sorular. Çünkü orada daha doğru düzgün değil yani normal tanımlayacağımız bizim bildiğimiz işte 1,2,m ve kare gibi böyle oradaki bildiğimiz şeyde lisedeki bildiğimiz o kütledeki m tanımlamak bile problemli.
Bir iki tane teknik tanımlar. ADM kütlesi var bondi kütlesi var komar kütlesi var gibi yani böyle çok spesifik bazı uzay zamanlarda bazı şartlarda ancak bunu bizim diğer fizikçilerin anlayabileceği kütle gibi söyleyebiliyoruz. Yani ben mesela fizik bölümüne gitsem oradaki başka alanlarda çalışan hocalara hocalara söylesem orada bile anlaşamayız yani. Burada da anlaşamayız bunu anlamayız.
Ben aslında başka türlü bir söyleyeyim size sınıfta ben bunu söylüyorum. Benim için mesela bir elektron ne demek üç tane sayı demek. Kütlesi elektrik yükü ve de spini olan bir nokta demek elektron bu kadar. Üç tane böyle fiziksel şey var özelliği var. Bunları deneyse olarak öz ölçebiliyoruz. Peki o da bir şey niye aldılar?
Şimdi Penrose’un Nobel almasının neleri bu kara deliklerin özellikleri mesela biraz önce olay ufukunu falan tanımlaması. Fakat bir de böyle asal tekillikten bahsettik.
Kara deliği esasında sadece olay ufuk değil bir de merkezinde gerçek bir eyrilik tekilliğinin bulunması asal tekilliğinin bulunması yani re sıfıra giderken eyrilik patlıyor orada da. Sonsuz eyrilikli bir singular duruma gidiyorsunuz. Dolayısıyla kara deliği bu iki şey belirliyor.
Bir tanesi merkezde yıldızın tam merkezinde kara delik olacak yıldızın tam merkezinde bir asal tekillik olması lazım. Eyrilik tekilliği ve bu eyrilik tekilliğinde bir olay ufku arkasında saklanmış olması lazım. Biz buna kozmik sensürşip diyoruz.
Kosmik sensürleme ve kara deliklerin gerçekten merkezinde bir tekillik var ve bu tekillikte bir olay ufkunun içine arkasına saklanmış durumda. Bu tekillik törenlerinin ispatı yani tekillikten kaçınamayacağınız klasik Einstein teorisinde Genel Relativite teorisinde bu asal tekillikten kaçınamayacağınız Penrose ve Hawking tarafından ispatlanmış.
En büyük katkısı zaten Penrose’un bu matematik törenlerini uzay zaman topolojisi hakkında bu törenleri ispatlamış olması lazım. Tekillik tekillik tekillik tekillik. Farklı tekillikler mi var? Evinin başlangıç tekilliği ile kara delik tekilliği aynı şey mi? Birisi R’de tekillik, yarı çapta tekillik. Yani kara deliğin yarı çapının R0’a giderkenki tekillik. Ötekisi T’de tekillik, zamanda tekillik.
Yani R’yle T’nin rolünü değiştirirseniz işte sonuçta törenler de matematik olarak yapısında büyük değişiklik olmuyor. Bunu Hawking zaten gözlemiş ilk. Penrose’un ilk tekillik törenleri kara delik tekillikleri ile ilgili. Hawking’in Penrose ile beraber yapmış olduğu ise kozmik zaman parametresi ile başlangıç tekilliği ile ilgili.
Fakat bu tekilliklerin yani Einstein’in genel relativite teorisinde klasik alan teorisi olarak düşünüldüğünde tekilliklerin kaçınılmaz olarak var olduğunun ispatı Penrose’a ait. Ve bu önemli bir katkı. Peki hocam, yine merak edilen bir şey söyleyeyim ben size. Kara delikler sıcak mıdır, soğuk mudur? Sıcak ise ne kadar sıcaktır, soğuksa ne kadar soğuk? Şimdi kara delik sıcaklığı denen bir kavram var.
Kara delik sıcaklığı kara delikten uzay ufkunun arkasına saklanmış dedim ya. Kara delik olay ufkunun yüzey alanının tersiyle orantılı. Kara deliğin sıcaklığı var. Şimdi kara delik termodinamiği bizim bildiğimiz bu termodinamik yasalarından birazcık farklı. Birazcık farklı.
Kara deliğin yüzey alanını ve yüzey çekim şiddetini entropi ve sıcaklığı ekleyerek şekilde bir genelleştirme gerekiyor. Hawking ve Bekenstein’e ait bu şeyler. 1970’lerden kalma gene galiba. Yavdu 60’ı yedi de olabilir. 70’i sanırım tam olarak tarihini yapayım. Dolayısıyla ben kara deliğin sıcaklığından bahsedebilirim. Kara deliğin entropisinden de bahsedebilirim.
Ama bu bizim bildiğimiz mesela bir soba ya da bir ısıtıcıdaki sıcaklık entropitten biraz farklı genelleştirilmiş kavramlar bunlar. Matematik olarak aynı. Yanlış bilmem isem mini kervinci var. Çok soğuk yani. Yani şöyle diyeyim. Kara delik yoksa bildiğimiz termodinamiği yaşasız. Eğer kara deliğin yakında olabilseydik bildiğimiz termodinamik yasaları modifiye edecektik.
Peki nötron yıldızlar kara deliği en yakın şey değil mi bir yandan da baktığımız zaman? Yondan niye sıcak? Sıcak derken? Sıcak derken yine. Isı, ısı. Yani güneşler çok yoğun. Enerjisinden bahsediyorsun. Evet yani yoğunluğu ayrı, sıcaklığı farklı ama yani yoğunluğu mesela bir güneşin 10 üzeri 14 katı daha yoğun. Hatta bu nötron yıldızı birleşiminde güneşten yaklaşık 3 kat yanlış hatırlamıyorsam 3 kata olan nötron yıldızının büyüklüğü
İstanbul’un yarısı falan inanılmaz yoğun bir şey. Zaten bu kadar yoğun olması lazım ki usay zamanı yeterince sarsın ve gravitasyon dalgaları oluştursun. Yani çok yoğun evet ama o sıcaklık kıtan kastı hocamın şey yani o farklı bir işte kara deliğin alanıyla ilgili olan. Evet olay fıkhının alanıyla ilgili olan.
Şey gibi düşünebiliriz yani nasıl bu termometreler var ya alnı değdirmeden hani çünkü belli bir su olduğu zaman belli bir ışıma yapıyor. Hani öyle düşünebiliriz yani hani bir kara delik var o bir ışıma yapıyor onu üşüdüğümüz zaman ona bir sıcaklık verebiliriz. Ama şimdi o zaman şunu sorabilirsiniz bu ışıma nereden geliyor? Nereden geliyor? Eğer sadece klasik relativite yani Einstein teorisini alırsanız böyle bir ışıma yok. Yani bir tane kütle bir kara delik var ise o kara delik duruyor orada. Doğru.
Hoking’in yaptığı quantum mekaniksel efektleri ekleyebilmek, birleştirebilmek. Onun üzerine entropisi vardır filan bunları veya ışıması kara delik ışıması yapılabileceğini söylüyor ki o da altıncısını bekle. Hani kara deliğin içinden bir şey çıkmıyor gene. Hani demin dedik ki yani kara deliğin o olay ufkunun hiçbir zaman çıkmaz. O zaman şu soruyu sorabilirsiniz dersiniz ki ışıma yaptığını söylüyorsun belli bir sıcaklığı var ışık geliyor dedim nereden geliyor ama karadenhane bir şeye gelmezdi.
İşte bu olay ufkunun etrafında olan yani hiçbir zaman olay ufkunun içine düşmemiş parçaların ornanları görebiliyoruz. Aslında çıkmıyor tabi bu Hawking etkisi bu. Hawking’in 1974 dakikadkısı şimdi klasik fizikte dedim. Niye kara deliklerden zaman zaman yiyebileceğinden fazla geldiği zaman bir püskürme olmuyor mu? Şimdi şöyle diyeyim Hawking aşamasının mekanizması farklı.
Bir kutu mekanikseli olum. Şimdi kutu mekaniğinde çok böyle yoğun enerji olan bölgelerde çift yaratımı etkileri olabilir. Yani boşluktan elektron pozitron çifti mesela yaratabilirsiniz. Şimdi Hawking’in argümanı eğer kara deliğin olay ufku yakınında çok yoğun kütle çekimsel alanları olan bir bölgede eğer çift yaratımı olursa bir olasılık bunlardan birinin kara deliği düşmesi.
Ötekisinde gitmesi çünkü bir noktadan çift yaratırsanız aynı eşit kütleli, eşit elektrik yükleri birbirinden farklı momentum korunumu nereliyle böyle zıt yönlerde bir doğru üzerinde yayılmaları lazım. Düşünün yani radyo olarak yaratılmış olsa bir tanesi tam içeri düşecek bir tanesi tam dışarı çıkacak.
Siz pozitron mesela içeri düştüğünü düşünün pozitron kara deliğinin olay ufkuna girdi mi bitti. Bir daha ondan hiç haber sessedik yok. Ama elektron ne olacak? Elektron sanki kara delikten geliyormuş gibi olacak. Yani boşluktan elektron geliyor. İşte bu da yani kara deliğinden ışıma geliyor gibi gözüküyor. Ve bu tamamen siyah cism ışımasının dispektörü bunu veriyor. Hawking ışıması bunun. Ama bu tamamen quantum etkisi.
Yani ben eğer klasik fizik yasaları içinde klasik Einstein teorisi içinde kalsaydım Penrose’un teoremleri geçerli olacaktı. Kara delikten böyle bir ışıma gelmesi mümkün değil. Ama Hawking ışıması bu Hawking’ın en büyük yaratıcı özelliklerinden bir tanesi. Basit bir argümanla aslında kara deliğin quantum mekaniksi olarak ışıyacağını göstermesi.
Tabii bu tabii bir de şeyi de böyle yapayım. Şu ana kadar ben kara delikten bahsederken Penrose’un kara deliğinden astrofiziksel ölçeklerde ki kara delikten bahsettim. Penrose ışıması yapanlar mini kara delikler. Yani temel parçacık düzeyindeki kara delikler. Öyle bir kara delikler de olabilir. O astrofiziksel kara delik değil. Bunun Hawking ışımasından bahsediyoruz.
Neyse çok teteye girmeyelim, balatayı sıyırmayalım. İzleyiciler de biraz anlayabilirsinler. Ben de anlayayım yani izleyiciler, herkes sırf çok ileri gitmeyin. Peki Einstein’dan bahsetsek biraz.
Biraz Einstein’ı oradan şöyle dönebiliriz. Ben şey daha daha önce Einstein’dan daha önce Verier adı astrofizikçi. Onun şeyi Einstein’ın genel aletite tevhizini test etmede çok güzel bir örnek aslında. Verier şey yapıyor. Bu normal Newton mekaniğiyle inceliyor. İşte şeye bakıyor Uranüs’e bakıyor. Uranüs’ün hareketlerini inceliyor.
Sonra Uranüs’ün hareketinde normal Newton denklemlerinin söylediğinden küçük sapmalar görüyor. Buradan çıkardığı sonuçta şu diyor ki Uranüs böyle hareket ediyorsa ve küçük sapmalar oluyor. Mesela şöyle gidiyor diyelim bu eliptik yörünke de o normal beklediğimiz yörüngenin dışında küçük sapmalar oluyor. Bu sapmaları ben onun dışında başka bir gezegenle açıklayabilirim diyor. Ve böylece Neptune orada bir gezegen daha olmalı diyor. Sonra bakıyoruz ki Neptune var.
Şimdi bu bir yön aslında bu Einstein denklemleri hep diyoruz ya işte solda bir denklem işte bir Einstein tensor var bir şey var. Geometriği anlatan bir şey var. Sağda da maddeyi anlatan bir şey var. Bir denklem var. Verier’in yaptığı şey biraz buna benziyor. İşte ne dedik Newton denklemi var ama tam açıklayamıyor. Demek ki orada göremediğimiz bir şey var. Ne bu? İşte Neptune. Aynı şekilde daha sonra bu sefer Mercury’ye bakıyor. Verier yine aynı analizi yapıyor. Sonra Mercury’nin bu hareketinde bir sapmalar görüyor. Diyor ki Mercury’den daha yakın güneşe daha yakın bir gezegen daha olacak. Bunun adı Vulcan. Adını Vulcan diye koruyor. Göz bakılıyor falan yok. İşte Einstein’ın genel aletinin aslında birinci şeyi o yani testi bu. Bu sefer de tam tersi oldu.
Bu sefer orada başka bir madde yok. Fazladan mı madde yok. Newton’un mekaninin kendisi sorumlu. Yani iki şey olabilir. Denklemin bir tarafına madde ekleyip çözebilirdik ve onu şeyle çözdük. Bu Neptune Uranus olayıyla çözdük. Ama diğer taraftan Mercury’ye baktığımızda buraya madde ekleyerek çözemedik çünkü orada madde yok. Bu sefer de denklemin sol tarafını diyelim. Yani Newton’un mekanini değiştirdik. Hangisi oldu? Bu Einstein oldu. İşte karanlık madde de biraz bunun gibi olabilir.
Yani karanlık madde var mı? Madde mi ekleyeceğiz? Yoksa hayır. Einstein’ın tarafını mı değiştireceğiz? O yüzden bu veri yerin bu keşifleri ve sonrasında açığa çıkan şey de şu anda aslında Einstein’ın teorisiyle onun değiştirilmesi de çok birbirine benzer. O yüzden Einstein’a dönersek yani genel aletinin teorisinin birinci testi bu Mercury’ın yörüngesinin şifte etmesi yani değişmesi.
Bir tanesinden de bahsettim zaten yani bu güneş sistemimiz içindeki olaylardan testi Einstein’ın ilk 1916 ve 1917’deki testleri. Bir tanesi bu Mercury’ın çok yatık bir elips yörüngesi, gezegen yörüngeleri elips. Çok yatık bir elips ve bu elipsi esasında ilerleyen bir elips.
Yani bir elips Mercury bir tur attığı zaman tekrar aynı noktaya gelmiyor. Elips dönüyor, ilerliyor elipsin uç noktası, perilyon noktası. Ve bunun galiba bir derecenin birkaç saniyelik miktarı bir asır boyunca yaptığı ölçülebiliyor fakat açıklanamıyor.
Fakat Einstein teorisi, General Relativity teorisi, Newton teorisinin açıklayamadığı bu farkı tam olarak açıklayabiliyor. Bu Einstein’ın kendi yaptığı bir hesap ve ilk yani bu General Relativity testi. Bir tanesini söyledim. Bu uzak sabit yıldızlardan gelen ışığın güneşin yakınından geçerken doğrusal yörüngesinden sapması. Einstein’ı meşhur eden bunun doğrulanması. Arthur Eddington tarafından 1919’da.
Gwiyana ve de Penseb aylığı Afrika açıklarındaki St. Thomas galiba. Orada yapılan gözlemler, tabii bu çok zor bir gözlem çünkü güneşin aydınlıkta, gün yüzünde, uzaktaki yıldızı nereden göreceğim bir şansımız var. Tam güneş tutulması sırasında güneşin arkasındaki sabit yıldızları görebilirsiniz.
Resmini çekecek, Arthur Eddington’un yaptığı. Bir de güneş orada olmadığı zaman yani gece çekecek. Ve de oradaki paralak sapmadan da ışığın ne kadar saptığını hesabı. Ve de Einstein’ın yapmış olduğu hesaplarla tam olarak uyumlu çıkıyor. Bir de galiba radar sinyallerinin zamanının gecikmesi deneyi var. Çünkü zaman gecikmesi de Relativity teorisinin öngörülerinden bir tanesi.
Esas olarak şu anda da Einstein’ın genel relativite teorisinin klasik testleri bu kadar. Yani GPS de aynı şekilde zaman geçikmesiyle ilgili. Hatta 2020 Nobel’inin diğer yarısı. Diğer yarısı. O da, hocam siz mi söylesen? Söyle yani. Yani, Galaksin merkezinde kara delik olabileceği fikri var. Nobel alan bu Gensel ve Getz, Andrea Getz. İkisi farklı gruplar yönetiyorlar. Ve onların gösterebildiği şey. Demin Emre Hoca nasıl dedi. Hani Neptune’un orada olduğunu bilmiyoruz ama Uranüs’ün hareketine bakarak orada Neptune olmasa gerektiğini fark ediyoruz. Bu da benzer bir şekilde ölçülüyor.
Eğer hakikaten ortada tek başına kompakt bir cisim varsa çok büyük kütleli. O zaman etrafındaki yıldızlar da onun etkisine göre, onun etkisi altında hareket etmeliler diye bunu gözlemliyorlar. Yani çok tabi bunlar zor hesaplar. Çünkü araya galaksin içindeki toz giriyor. Işık gelirken ya da yeryüzündeki bir teleskopla bakıyorsanız araya atmosfer giriyor.
O atmosfer hesabı yapılabiliyor. Yapılabiliyor, hepsini yapabiliyor. Uzay teleskopları şu anda kullanılıyor. Çünkü problemi kökünden hallediliyor. Tabii ama bunların halledilmesi çok zor problemler. Şimdi hallediliyor diyor da çok ciddi uğraşlardan sonra bu problemler çözüldüğü zaman yıllar boyunca etrafındaki yıldızların görüngesini takip edip hızlarını ölçüp hakikaten orada olması gerektiğini bir yerde bir tane kompakt bir cismin olması gerektiğini gözlemliyorlar.
Ve onun da bir kara delik olduğunu düşünüyor. Demin diyoruz genel görevden de şimdi bahsetmeye başladık. Elinizde bir teori var, çözümü. Ama hakikaten bu var mı doğada? Gidip bunu araştırmanız, bunu bulmanız gerekiyor. İşte indirek olarak bu gözlemleniyor. Şu anda Nobel almadı. Ama aynı şekilde bu olay Ufku teleskobu görmüşsünüzdür belki resimlerini bir kara deliğin fotoğrafını çekmeyi başarır.
Ve mesela orada ben bunu anlatırken şeye dikkat çekmek istiyorum. Bu fotoğraf çekilmeden önce bir tane film vardı. Interstellar galiba. Ve onun afişindeki fotoğrafa bakarsanız çekilen bilimsel fotoğrafla oradaki filmdeki gösterilen fotoğraf birbirine çok benziyor. Aslında olabilisi fotoğraf değil mi? O tamamıyla Einstein denklemlerinin integrasyonuyla matematiksel olarak. Interstellar’ın çok önemli bir fizikçi vardı.
Kipton mu? Kipton. Nobel alamadığını bahsediyoruz. Aslında bunu çok ilginç bir şekilde o kara delik resmini üreten ekip, Kipton ve de animasyon şirketinin teknisyenleri hep beraber Kresge’nin quantum gravity’de iki tane çok kapsamlı makale yazdılar. Çok da ilginç bir şey animasyon teknisyenlerinin bizim makaleler yazması.
Ama zor bir şey. Teknik olarak çok zor bir şey. Gözlem veren bir şey bu görsel bir şekilde resmini bilgisayarla oluşturabiliyorsunuz ve ölçtüğünüz zaman gözlerinin ayı çıkıyor. Yok, onu esasında diyor muyuz? Onu diyebilecek kadar şey miyiz? Benzer. Benzer. İyimserim hocam.
Yani bu iş esasında matematik olarak o kadar zor bir iş ki. Çünkü bizim bildiğimiz kara delik çözümleri aynı işlerden denktemlerine hep koordinat merkezini yıldızın merkezinde alıyor. Halbuki siz kara deliğe baktınız mı filmde? Biz dünyadan bakıyoruz değil mi? O zaman koordinat sistemi son derece komplike bir sisteme geliyor. Yıldızın merkezindeki koordinat sisteminde yazılmış denktemleri siz gelip daha dışarıdan bir yerden bakıyormuş gibi yapıp hepsini tek tek yapacaksınız.
Ve de renklendirmeleri falan da yani çok çok çok başarılı çok başarılı bir şey. Yalnız eksik. Çünkü kızla kayma, maviye mora kayma dedik ya yıldız döndüğü için kara delik döndüğü için bizden uzaklaşan kısımlarıyla bizden yaklaşan kısımlarının harelenmesi lazım. Artık o kadarını yapmamışlar. Yazı bekleyip yaptılar da istemedi R.F.
Çünkü bir renk farklıyarması gerekiyor sarılışa. Aslında bir Fransız bu konuda 1970’lerden beri çalışmış ve de yani bayağı ciddi resimler de üretmiş Paris Üniversitesi’nde. Onun nesli o harelenmelerde var. Çok komplike bir iş. Ama yani şimdi gene gerçek nedir? Resim nedir? Fotoğraf nedir?
Mesela fotoğraf diyoruz ama gerçekten o filmde gördüğümüz nesli yani hiç olmayabilir de gerçek nedir diye bir soru geliyor insanın aklına. O filmde gördüğümüz resim gerçek mi değil mi? Hocam biraz da resmi Ahmet Aslan ile beraber davet edeceğim. Ben size o felsefeyi orada beraber konuşurum. Oraya doğru ilerliyoruz yavaş yavaş. Aniştane bahsedecek kaldık. Aniştane? Ben biraz bahsedeyim mi?
Sersin hocam biraz kuantum, brownian’ın oluşum veya fotoelektrik etkili. Yani aslında Aniştane tabi çok sıra dışı bir fizikçi ama yani sıra dışı fizikçi. Peki hocam şöyle bir şey söyleyeyim daha sıra dışı fizikçi diye. Aniştane önce düşünüyor, bir hayal kuruyor, bir yandan da bir duru görüsü var belki adamcağızın. Sonra bu olsa olsa böyle olur diyor.
Sonra olsa olsa böyle olur, bir matematik denglem uyduruyor gibi geliyor bana. Anlıyor muyum? Vallahi bana öyle denmiyor. Aniştane’nin esasında hayatında biliyorsunuz o ETA mezunu Zürich’te. 5-6 kişilik bir sınıfları var. Eşi de zaten Sırp, İlkeş’e, Mile ve Maric. Öteki arkadaşları da çok önemli. Yani Havik, Slowen, Slowen bir de Marcel Grossmann. 5 kişilik bir sınıf. Yani şu anda bizim vakıf üniversitelerindeki fizik bölümü kadar bir şey var onlarında. Aniştane mezun olduktan sonra asistan alınmadığı için Marcel Grossmann’ın babası tarafından bende ki patent dairesine yerleştiriliyor. Orada biliyorsunuz yaptığı iş sivri zekâlıların geliştirdikleri icatların fiziksel olarak olup olamayacağını inceleyip… Ona patent vermek veya vermek. Şimdi Aniştane’nin özel görevlilik tüorisini yani 1905’teki tüorisini bulmasında bu çok önemli bir faktör. Öyle düşünüp ondan sonra matematik yapabildikleri değil. Son derece pratik problemler bunlar.
Çünkü orada neler var? Trenler var, platformda gözlemci var, trenin içinde gözlemci var, saatler var, saatlerin senkronizasyonu var. Ve de yani bunun İsviçre’de bulunmuş olması şey değil yani bir rastlantı değil. Çünkü Almanların İsviçre’lileri biliyorsunuz çok büyük zaman takıntısı var. Ve de yani Aniştane doğru zamanda doğru yerde bulunmuş senkronizasyon problemleri 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başında çok ciddi problemler.
Trenleri nasıl şey yapacaksınız? Zamanlamasını hızlanmış yok. Uzak mesafeler arasındaki zamanlamayı senkronize nasıl yapacaksınız? Bunları telgraf sinyalleri yollayarak alıp vererek yaparlarmış. Telgraf sinyallerinde bu kırtellerde yayılma hızı belli. Sonlu biliz, küçük biliz. Şimdi Aniştane bu problemleri çöze çöze aslında özel görevlilikte kullandığı ışık hızında giden tren. Sinyaller ışık hızında ışık sinyallerini değişerek zaman senkronizasyonu falan gibi fikirlere erişmiş. Aslında bunlar yani çok pratik problemlerle uğraşırsa o zamanın pratik problemleriyle uğraştığı için yapmış olduğu gözlemler. Şimdi tekrar ben bu 50 sene meselesine geleceğim. Çünkü Aniştane doktora tezini yapmadan önce 3 tane makale yayınlamış. Ve bu yani bir doktora öğrencisinden beklenmeyecek bir şey. Bu arada da patent dairesinde vekorlama yapıyormuş sürekli olarak. Bu makalelerden bir tanesi peş peşe yayınlanmış bir tanesi Brown Hareketi. Brown Hareketi’nin bize gösterdiği şey istatistiksel mekanik yöntemler kullanarak atomların gerçekliğini kanıtlamak indirekt olarak. Ve bu azboz bu iş değil. Bu kendi başına novel alacak çapta bir iş. Çünkü 1905’te insanlar atomların gerçekliğine inanmıyormuş daha büyük çoğunluğu. Ve de aynı işten atomların gerçekliğini işte istatistik mekanik kullanarak kanıtlamış. Bu birinci problem. Orada da aslında hocam söylediğiniz o hayal gücü yani suya bakıyor. Orada bir şey rastgele bir hareket ediyor. Sonra oradan hayal gücü ile bu atomlardan oluşuyor. Sürekli onlara çarpıyor. İnanılmaz bir şey.
Yani o çok başlı başına bir olay. İkinci makalesi fotoelektrik etki. Onun hiç üstünde durmayacağım ama. Kuantum mekaninin başlangıç gözlemlerinden bir tanesi. Foto kavramını getiren makale. Zaten 1921 Nobel ödülünü aldığı makale de bu ikinci makalesi. Şimdi özel görevlilik kalıyor. Hiç Nobel almadığı konu. Özel görevlilikte üçüncü makalesi. Bu trenler ışık hızı vesaire.
Zaman kavramı, uzay kavramı, görevli olmaması, mutlak olmaması kavramları. Şimdi ben şunu ben kısaca söyleyeyim. Eğer Einstein bu üç makalesini yazıp bir de dördüncüsü var. Onu da söyleyeyim değil mi? Aynı derginin sonlarında bir yerde bir sayfalık bir makalesi daha var. O da nükleer etkileşmelerde. Delta Eşik’tir, Delta Meccekar’ı makalesi bir sayfı var. Özel görevlilik teorisini kabul ederseniz. Nükleer reaksiyonlarda da eylemeyen ışık ve kitle ve enerji arasındaki bağıntının geçerli olduğunu söylemiş. Yani önemli bir makale. Bu nedenle de atom babasının babası denmiş adama. Yani başka bir katkısı da yok esasında ona. Fakat şunu söyleyebilirim ben. 1905’te bu üç makaleyi yazdığı zaman Einstein, yani başkaları da bağımsız olarak yazabilecek konumdaymış bunu. Çok önemli fizikçiler, filozoflar var.
Poincaré’yi, mesela Harry Poincaré’yi biliyorsunuz, duymuşsunuzdur. Lawrence var. Lawrence’in ismi çok geçiyor. Poincaré, Lawrence bunlar o dönemin çok ünlü matematiksel fizikçileri. Ve de biz mesela Einstein dönüşümleri demiyoruz. Lawrence Dönüşümleri diyoruz veya Poincaré Dönüşümleri, Poincaré Symmetri Grubu diyoruz. Niye? Çünkü Einstein’ın bulduğu matematiksel yapıya. Poincaré’de bulmuş, Lawrence’de bulmuş.
Fakat onlar şu adımı atamamış. Zaman ve uzay kavramları mutlak değildir. Uzay zaman kavramına gerek vardır. Adımını atamamışlar. Poincaré de atamamış. Hiçbir zamanda kabul edememiş. Einstein’la Poincaré hiçbirbirine referans vermemişler. Hiçbirbirileriyle de konuşmamışlar. Yani böyle şey, kavgalı iki kardeş gibi. Zaten 1912’de ölmüş fakat Einstein o sırada çok meşhurmuş. Fakat Einstein’ın bu özel görevlilikten sonra, yani onu bulabilirmiş insanlar o sırada. Bir dört beş sene zamana ilerç varmış. Peki Einstein niye üniversite kabul etmişler, patet bürosuna gitmiş? Neymiş eksiği? Einstein burunun dikine giden, dik kafalı bir… Dik kafalı. Yani eğer siz şu anda üniversitede de aynı şey değil mi? Laboratuvara girmezsen, sadece sınavlara girer, bilmem arkadaşlarının notlarından sınavına çalışırsan, hoca seni tanımazsa laboratuvarını asistan almaz değil mi? Yani Einstein’ın başına gelen bu tam olarak. Hocaları onu tanımıyorlarmış. Hatta tembel öğrenci olarak tanıyorlarmış. Çünkü uyanıp da derslere gelmiyormuş. Ama yani insanın hayatı çok… Eşi olmasaydı, bilevi olmasaydı Einstein olamazdı.
Doğru mudur? Doğru değil o tabi ki. Şimdi Einstein’ın ilk eşi de çok olağanüstü bir insan. Çünkü düşünürseniz 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında kadınlar üniversiteye kabul edilmezmiş. Üniversiteye bitirse bile öğretim üyesi kabul edilmezmiş. Bunun çok büyük örnekleri var. Ve yani düşünün, Serbistan’da Belgrad’da galiba, yok Zagreb’de sanırım. Zagreb’de ailesi bunu okutmuş.
Oradan da İsviçre’ye tek başına üniversite okuması için yollamış. Ve de yani hani böyle kadınların kabul görmediği bir üniversite ortamında. Muleva Moric, yani işte Einstein gibi, onun gibi çok yetenekli öğrencilerle birlikte bitirmiş üniversiteyi. Gerçi doktoru derecesini almamış evlendiği için, çocukları olduğu için. Einstein’ın arkadaşlarıyla da ilişkileri çok ilginç. Hocaları ile ilişkileri iyi değil ama her hafta sonu arkadaşlarıyla buluşur. Sohbet toplantıları yapar, bunları yazıya geçirir. Ve de bu felsefi görüşlerinin büyük çoğunluğu, esasında Einstein’ın sınıf arkadaşları ile hafta sonunda kafelerde oturup konuşmaları sırasında olgunlaşmış. Ve de yani Pankare ile Lorenz’i böyle sollayıp geçmesi tamamıyla yani bu… Ortak akıl. Ortak kafa akıl.
Yani büyük bir ihtimalle tabii Muleva Moric’in de yani bu noktada ona büyük katkısı olmuştur. Ama yani bu tabii Einstein’ın yeteneğini ve de dehasılığa şey değil yani. Ha şey dedi, tembel değil, matematik o kadar üstün değildi. O yüzden de Muleva Moric’in matematik bilgisi ona çok faydası oldu. Esasında Muleva Moric’in matematik bilgisi değil. Biraz önce Michael, Michel Grossman’dan, Marcel Grossman’dan bahsettim.
Marcel Grossman daha sonra ETA’da matematik profesörü olmuş. Onun esasında matematik bilgisi çok önemli. Einstein o dönemlerde hiç ortak makale yazmamış. 1905 ile 1915 arasındaki yazdığı makalede bir tane ortak makalesi var. Marcel Grossman’la Riemann geometrileri üstüne. Onu da öyle bir yazmışlar ki bir seksiyonda Marcel Grossman’ın yazdığı belli matematik,
bir seksiyonda Einstein’ın yani suyla zeytinyağı gibi de karışmışlar. Ama Einstein eğri uzay zaman kavramını, Riemann eğriliği kavramını Marcel Grossman’dan öğrenmiş. Bu işin üstadlarından biri çünkü matematik profesörü. Ama tabi onun kütleğiyle bağlaması tamahkile kendisi. Ve de şöyle diyeyim yani 1905’teki bu törisi, özel görevlilik törisini diğer bu dediğim insanlardan birisinin bulması çok mümkündü. Yani 1905’de olmazsa 1906’da da 1907’de olurdu. Fakat ondan sonra Einstein oturmuş, işte benim bu özel görevlilik törisiyle tutarlı çekim yasası.
Bu Newton’un çekim yasası var uzaktan etki. İki kütleği karşılıklı koruysanız uzaktan etkileşirler onlar. M1, M2 bölüre kare, ters kare kuvvet yasası. Einstein bunun özel görevlilikle uyuşmadığını bildiği için nasıl uyuştururum diye sormuş.
Ve de işte Riemann görüntülerinin tersinden zamanın ve uzayın tek başlarında mutlak olmadığı, uzay zamanının mutlak olduğu eğri uzay zamanı tanımını kullanarak Einstein belirlemlerine ta 1916’da ulaşmış. Hatta ben şey duymuştum, o konuştum. Newton’un bile yani ilk yazdığı zaman bile o dediğiniz 1, M2 bölüre kareyi, onun bile uzaktan etkileşme konusunda sıkıntılar varmış.
Bu neden oluyor, anlık etkileşme. Aslında bütün fizik öğrencilerin bunu bir sorgulaması lazım. Şurada bir kütle var, burada da bir kütle var. Birbirini çekiyor, nasıl çekiyor? Çekiyor. Yani bunun etki esasında fiziksel açıklaması Einstein’da geliyor. Şöyle bir tez de vardı mesela, Jupiter’in mizon etkisi şu bardak mizon enkisinden daha azdır diye. Doğrudur. Doğrudur. Doğrudur.
Ama şey de söyleyin, mesela Medcezer olayı var değil mi? İstanbul’da pek görmüyoruz Medcezer ama ayın etkisi. Ay denizi çekiyor, o bırakıyor. Dolayısıyla oradaki şey, gökyüzündeki o küçük yuvarlak bizi etkiliyor. Bayağı etkiliyor. Ama tabii bir de dediği, Teknolojin dediği gibi birbirlü uzaklığın karesiyle gidiyor. Şimdi o zaman şey düşünüyorum, uzaktaki yıldızların etkisini olucak.
Şimdi ayın etkisini hissediyoruz da bu hemen şeye dönmesin yani. Bakın her şey işte, yıldızlar hayatımızı etkiliyor. Yıldızlar çok uzakta hatta yan yana olduğu düşünen yıldızlar bile yan yana değiller, sadece gökyüzünde ölüm düşünüyorlar. Oradan aman ay etkiliyor diye hemen şeye yorumlanmasın bu yani. Bütün yıldızlar bizi etkiliyor hayatımıza işte geleceğimiz belli. Öyle bir şey yok. Bilimsel olarak. Her yıldızların çekiminden değil de yıldızların konumlarının istatistiki etkisinden bahsediyor galiba orada.
Ben neden bahsettim? Esasında ayın etkisi de tabii şey de var. Dünyayı düşünürseniz, ayın dünyanın dönüşüyle ayın dönüşü senkronize olmuş durumda. Tabii. Bu yani senkronizasyon da yani nanliner bir etki. O da metcezile etkisi var yani. Böyle rastgele iki tane gelişi güzel hareket eden iki cismin etkisi değil bu. Senkronize olarak dönen cismleri. Senkronize etkisini hep ayın aynı yüzünü görüyor musun?
Evet evet. Çünkü ayın kendi eksenine etrafında dönme perioduyla aynı. Ayin şey çok ilginç aslında. Birincisi deneyle hep iç içe. Evet. Teorici ama bir teoricide olan şey düşünelim. Newton ile başlayan zamanın ve işte uzay zaman ama onun mutlak olduğu düşüncesi.
Artık hatta fiziği neredeyse bitti. İşte Newton, Maxwell elektronik bir yasalar bulundu. Fizik bitti. Böyle bir düşünce varken tamamen her şeyi yıkan. Yani uzay zamanı mutlak olmadığını söyleyen. Ardından ışık dalgadır. Şeyi iyice ağır basmışken Maxwell’in o denklemenin daha ışık dalga gibi davranıyor gibi düşüncesi varken. Birden onu da dalga değil dalga paketi. Yani parçacıklardan oluştuğu düşüncesi. Yani hep böyle şeyi yıkan. Bir sürü insanın hep öyle olduğunu düşündüğü ön yargıları diyeyim. Yıkabilen bir, hem de bunu teorik gücü ile yıkabilen ama aynı zamanda da deneyle iç içe. Bu çok büyük bir şey. Bir sürü alanda yani kuantum mekanini açan o, genel etetel reveteti açan o bir sürü alanı o zamana kadar düşündüğü şeylerin çok dışında şeylerle yıkamayalım. Yani o yüzden modern fiziğe ilk başlarken gerçekten de Einstein’a başlamak lazım.
1933’de Amerika’ya gelene kadar yaptığı teoriler Einstein’ın gerçekten deneysel, gözlemsel veriler çok önemli rol oynuyor. Ama 1933’den sonra 55’de öldü Princeton’da. O zamana kadar yaptığı teoriler aynı nitelikte olmadığı için bugün yani gayet güzel matematik yapılar, gayet güzel modeller fakat gerçek değil onlar. Şeyden kopmuş yani bir şekilde. Ne bileyim patent dairesinde çalışması yaramış ona.
Bir de şeyde var yani sadece kendi yaptıkları tabii ki çok çok önemli bir de getirdiği kritik de önemli. Yani kuantum mekanini ilk oluşmaya başladığı zaman olasılıkçı yoruma kesinlikle katı katılmadığı için hani devamlı boru hani krizi ezeb eleştirip hani getirdiği eleştiriyle de mesela kuantum mekaninin de daha ilerlemesini daha derin anlaşılmasını sağlıyor.
Ve hani demin şeydeniz hani sonuçta patent dairesi otururken de hani hayal kurup da da çıkartmıyor. Sonuçta fizikte 1900 1800 yılların sonunda belli problemler var. Yani bu elektromayetik teoriden bahsediyoruz. Max Veli’nin son halinde getirdiği o teoriyle Newton mekani birbirine uymuyor. Şimdi bu çok ciddi yasli bir problem yani çok güzel hesap yaptığınız,
hani etrafınızdaki cismin hareketini anlatan bir teoriniz var Newton’dan gelen onun dışında yüklerle hesap yaptığınız deney yaptığınız zaman ona çok güzel anlatan bir teoriniz var. Ve bunlar teorik olarak birbirine uymuyorlar. Hani belki de bilmiyorum teknoloji katılır mı da hani Einstein dediğiniz gibi biraz dik başlı diye. Hani belki diğerlerinin bir adım önüne geçebilmesi özel görüldük de bu dik başlı. Çünkü söylediğiniz şey 300 yıllık teorinin yanlış olmuşsunuz yani.
Yani 300 yıl. Öteki yani mesela Pankare, Lorenz falan yani onların engelleyen bu buluşu yapmalarını engelleyen şey Newton’un da haklı olduğunu düşünüyorsunuz. Max Verde çünkü yeni bir teori herhalde yani bir terslik varsa onda vardır diye düşünüyoruz.
Yani bizim için hani normal dediğim gibi hayatımızda, hayatta yaşadığımız zaman işte hani uzay ve hani bu odanın boyutları ve zaman kolumuzdaki saatini ölçtüğü zaman tamamen birbirinin ayrı kavramlar gibi düşünülüyor. Hani bu Einstein’a kadar, 1905’e kadar bu şekilde bunun getirdiği şey düşünüyor musunuz yani? Biz tamamen etrafımıza yanlış bakıyoruz diye Einstein bize söylüyor aslında. Ve o daha sonra işte genel görevliliğe sebep oluyor ve işte bugünkü gözlemlerimize kadar geliyor. O yüzden hani bakış açımızı, fiziğe bakışımızı, evreninde bakışımızı tamamen değiştiriyor. O yüzden de çok önemli. Son bir şey sormak istiyorum. Vaktimiz bitti Emre Hoca ama Einstein biliyoruz ki Yahudi olmakla beraber aslında Yahudi inancına sahip olmayan birisi yani herhangi bir dini inancına sahip değil. Tanrı konusunda ise deist gibi bir pozisyon var belki o bile yok. Ama buna mukabil Tanrı Zaratmaz gibi çok tarihe geçmiş bir lafı var herkes tarafından bilen. Ne demek istiyor orada Tanrı Zaratmaz derken Einstein? Yani kuantum mekaniğinin bu olasılık olasılığa bağlı olan doğasından hoşlanmıyor. Hoşlanmıyor. Yani bundan dolayı Tanrı Zaratmaz diyor. Onunla ilgili de biraz önce kendimize de konuştuk. Yani bu arada buna karşı Burak da Tanrı istediğini yapsın diye karışmalı.
Peki mesela Einstein yanadığını kabul etmişti en büyük yanalgım diye. Bugün Einstein bir kere daha yanadığını kabul eder miydi bu kuantumda bugün gelen noktayı görüp de? Bence ederdi. Yani deneye çok güvenen bir şey var değil mi hocam?
Yani quantum mekalinde lokalite, non-lokalite yani şu andaki deneyler Einstein’ın haklı olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla yani onlara karşı gelemeyecek. Peki mesela nasıl ki haklı olmadığı yerde bile aslında bir şey fark ettiğini gördüyse kuantum konusunda buraya doğru gidebilir mi ileride? Belki de yani şu anda biz kuantumla gravitasyonu bir arada tutamıyoruz. Tabii. Yani üç olasılık var. Ya metot olarak bir yanlışlık yapıyoruz veya gravitasyon kısmını değiştireceğiz veya de kuantum kısmını değiştireceğiz. Yani belki de dediğiniz gibi bakarız ki Einstein gerçekten… Einstein bir kez daha açacak belki de. Olabilir.
Peki Diyazü’ye çok teşekkür ederim izlediğiniz için. Önceye kadar hoşçakalın.