Hangi firmalar, neden kapandı? Prof. Dr. Ufuk Akçiğit yanıtladı

Hangi firmalar, neden kapandı? Prof. Dr. Ufuk Akçiğit yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=geKfWcIrpU8. Birinci grafikte OECD ülkeler arasındaki kişi başına geliri gösteriyoruz. Zaten bütün OECD ülkeleri sıralanmış durumda. Ne yazık ki Türkiye OECD ülkeler arasında kişi başına düşen gelir açısından çok iyi durumda değiliz. Tabii ki buradaki amacımız Türkiye’yi bu basamaklardan…

Hangi firmalar, neden kapandı? Prof. Dr. Ufuk Akçiğit yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=geKfWcIrpU8.

Birinci grafikte OECD ülkeler arasındaki kişi başına geliri gösteriyoruz. Zaten bütün OECD ülkeleri sıralanmış durumda. Ne yazık ki Türkiye OECD ülkeler arasında kişi başına düşen gelir açısından çok iyi durumda değiliz.
Tabii ki buradaki amacımız Türkiye’yi bu basamaklardan nasıl daha yukarıya çıkarabiliriz. Yani ortalardan ziyade daha da üstte nasıl çıkartabiliriz. Bunun da dediğim gibi Uzun vadede açıklamasının tek tem… Orta dediğiniz Kanada. Evet, yani sonuçta eğer doğru politikalar izlenirse yani şunu da ortaya koymamız gerekiyor.
Türkiye’nin daha yukarı çıkma potansiyeli var mı? Potansiyel tabii ki var. Potansiyel tabii ki var ama işte sabır gösterilip doğru politikalar uygulanır mı onu sormamız gerekiyor. Şimdi bu gördüğümüz zengin ülkeler yani Kalübe La’dan beri zengin değillerdi. Sonuçta bu zengin ülkelerin temel özelliği son 200 senedir ya da son 100 senedir sistematik olarak bu teknolojik gelişmeyi sağlayabilmişler. İrlanda son 100 senedir değil, çok daha yakın zamandayla. Tabii ki yani sonuç olarak bu işte bir noktadan bazen böyle çok sprint atarak hızlı büyüyen ülkeler… Güney Kore mesela. Güney Kore mesela. Bunun hep tartışıldığı bir örnektir ama yani biz bu sistematik olarak gelişmiş ülkelere baktığımız zaman yani bugünden yarın olmuyor böyle şeyler. Mesela Güney Kore bile bütün başı yazı rağmen ortanın üstüne çıkamamış. Evet. Şimdi isterseniz Türkiye’ye yavaş yavaş daha böyle mikro seviyeye inmeye başlamış. Mikro verilerden ne öğreniyoruz? Şimdi dediğim gibi bizim yapmamız gereken aslında verimliği arttırmak. Peki verimli konusunda Türkiye’de ne durumdayız? Bir onu sorgulayalım. Şimdi Türkiye’de tabii verimlik hesaplamasında işte burada dolarla mı deflate etmek gerekir yoksa işte bu tartışmalar her zaman dönüyor ama yani bu ikisi de aslında Türkiye’deki verimliğin hesaplanmasını gösteriyor. Ama burada işte exchange rate yani döviz kurunu hesaba katıp katmamanıza göre resim hep aynı çıkıyor aslında. Bizim verimliğimizdeki artışta 2013’den sonra bir kırılma yaşıyoruz. Şimdi bir sonraki grafiğe geçersek sizinle daha önceki programlarda tartışmıştık bunu. Şimdi bir ülkenin verimliğini anlayabilmek için dinamizmini anlayabilmek için iş dünyasındaki dinamizmi anlayabilmek için iki şeye bakmanız gerekir. En azından iki şeye. Bir piyasa içerisindeki mevcut firmalar arasındaki verimlilik nasıl artıyor?
İkincisi de piyasayı yeni giren girişimcilerin yeni giren firmaların verimliği piyasadaki verimliği nasıl arttırıyor? Sizinle bir önceki programda piyasadaki firmaların arasındaki verimliği tartışmıştık. Türkiye’deki rekabet ortamını tartışmıştık ve ortaya çıkan sonuç bizim için 2012’den sonra 2013’den itibaren Türkiye’deki rekabet ortamında bir zayıflama gözlemlemiştik. Ve bunun çok fazla 10 tane göstergesini ortaya koymuştuk.
Bunu da zaten bir uluslararası akademik bir dergide yayınladık bunları. Hangi göstergeye bakarsanız bakın örneğin işte işsizlik oranı, ortalama, istihdam yaratma oranı, piyasa yoğunluğu yani piyasadaki en büyük firmaların pazar payı vesaire hangi cinsten bu piyasadaki dinamizm göstergesine bakarsak 2013’ten sonra kırılma yaşanıyor bunu bir ortaya koymuştur. 2013’ten sonra Türkiye çok üşe geçiyor yani. Evet. Şimdi en azından rekabet açısından ciddi bir zayıflama görüyoruz. Şimdi sorulması gereken soru her zaman budur zaten.
Biz bir ekonomide eğer teknolojik atılım ya da verimlik artışı yaratacaksak oyuncularına bakmamız gerekir. Sonuçta gökten düşmeyecek bu verimlik yani teknolojiler gökten düşmeyecek. Ya piyasadaki şu anda mevcut firmalar kendi aralarında onu ortaya çıkaracaklar ya da yeni girişimciler onu getirecekler. Bu arada bu iki farklı modeldir yani bir tanesi Alman modeli. Alman modeli nedir? Piyasadaki mevcut yaşlı ama hala dinamik kalabilen firmalar arasında rekabeti canlı tutabilmek Alman modeli. Boştu, Merses’te, BMW.
Aynen. Volkswagen’i geldi falan filan. Adidas’lı Puma’sı yani bunlar yılların firması. Dünden bugüne gelmediler ama ilk girişimcileri ilk bu hani işte Unicorn’ları falan Almanya’da duymazsınız. İlk teknolojiler Almanya’dan çıkmaz ama en sağlamları Almanya’da üretilir. Almanya ve Japonya orada birbirine benzerler. Evet işte orada bir Alman modeli diye bir şey var. Çünkü piyasadaki firmaların arasındaki rekabeti sıkı tutabiliyor. Ya da işte Amerika modeliyle daha böyle işte popülerleşen bu girişimciler yeni startuplar üzerinden, Bancher Capital’ın da finansladığı bu yeni girişimciler üzerinden bir büyüme yaratabilmek. Şimdi tabii burada bir iki farklı model var. Dolayısıyla ekonomik büyümeyi siz ya piyasadaki firmalar üzerinden ya da yeni girişimciler üretinin üzerinden yaratabilirsiniz. Şimdi biz bir sonraki grafiğe geçersek orada enteresan bir şeyden bahsetmiyoruz. Peki Türkiye için hangisi bunlardan daha uygun görülüyor model olarak? Bunu tabii ki tartışmamız gerekecek. Ben geçen yaz Haziran ayında Fransa’da bir konferans düzenlemiştim.
London School of Economics’ten John Van Ryn ile birlikte bir konferans düzenledik. Hatta konferansın kapanış konuşmasını da Macron yaptı. Dört günlük bir konferansı ve konferansın tek bir konusu vardı. Orada Yaratıcı Yıkım. Yaratıcı Yıkım’ın ekonomideki rolü. Yani 11 tane Nobel’li geldi konuşma yaptı, yüzden fazla konuşmacı hep Yaratıcı Yıkım üzerinden konuştuk. Şimdi Yaratıcı Yıkım’ın arkasındaki fikir nedir? DESTRUCTION. Creative Destruction. Exactly. Creative Destruction. Kesinlikle tam o şekilde. Yani piyasada artık hantallaşmış ya da verimsizleşmiş firmaların yeni girişimciler tarafından al aşağı edilip, Daha verimlilerin piyasaya girip, verimsizlilerin elenmesi yani kötü meyvelerin elenmesi. Yani bu… Kasarlayış bir şeylerin kesilmesi gibi. Aynen öyle. Aynen. Şimdi, dolayısıyla burada sorgulamamız gereken sorulardan bir tanesi. Eğer Türkiye’nin durumunu anlamak istiyorsak bir mevcut firmalar arasında bir dinamizm kaybolduğunu zaten bir ortaya koyduk az önceki grafikten. Şimdi girişimcilere, yeni girişimcilere bakalım.
Bunu daha önce konuşmamıştık. İlk defa konuşacağız bugün. Şimdi bu grafiğe baktığımız zaman, üç tane farklı firma grubu var. Yerleşik firmalar, kapanan yani çıkan firmalar ve yeni kurulan yeni giren firmalar. Ve bu üç grubun da farklı farklı grubun verimliliklerini hesaplıyoruz. Bu arada Sabancı Üniversitesi’nden Emre Akgündüz, Sina Ateş Amerikan Merkez Bankası’ndan Seyit Celal Sun,
Sıla Erikçi ve Hamza Kayrici ile yaptığımız, yakın zamanda yayınlayacağımız bir Türkiye verimlilik raporu üzerinde çalışıyoruz şu anda. Onu yayınlamak üzere, oradan bir grafik paylaşıyorum burada. Burada ne gözlemliyoruz? Normalde yaratıcı yıkım çalışıyor olsa, yeni girenlerin verimliliğiyle… Hızlanışlaması lazım. En azından, en azından şu mavi çizginin üzerinde olması gerekiyor. Yani hatta gönül istiyor ki normal mevcut firmaların da üzerinde olabilir ama diyebilirsiniz ki, yani yeni kurulan bir firma biraz da piyasayı öğrenecek, learning by doing dediğimiz yapa yapa öğrenecek, desayrı… Bu TVF dediğiniz ne? Toplam faktör verimliliği, yani verimlik göstergesi. Eski oturmuş firmaları daha verimli Türkiye’de. Eski oturmuş firmalar daha verimli ama bence daha… O yüzden koç grubunun liderliği değişmiyor, o yüzden hala eski pek çok firma piyasadaki öncü rollerini ve güçlü rollerini koruyorlar. Evet. Ama burada işte asıl… Mesela burada bu yeni inovasyonla giren teknoloji bazı firmalar, ne bileyim trend, yol, getir, götür falan gibi şeyler de bunun içinde var mı yoksa onlar hariç mi? Şimdi onlar aslında apayrı bir tartışma konusu. Normalde bunlar hepsinin ortalamasını gösteririz burada ama… Dijital sektörlerde isterseniz yani konu açılırsa onu daha da detaylı, o konuda da bazı çalışmalarımız var. Dijital sektörler konusunda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Yani biz hani şey diyoruz ya işte firmalar dinamik olacak, yeni teknolojiler getirecek, kurumlar da dinamik olacak. Yani buna mesela işte eğitim kurumları da, hukukurumları da ama rekabet kurumları da aynı şekilde. Yani ben İMF’nin araştırma departmanıyla bir rapor hazırlamıştım iki sene önce. Orada da yaptığımız çıkarım listelerinden bütün dünyadaki ülkelerin verimliğinin resmini çektik.
Ve orada yaptığımız politik önerileri vardı İMF’nin araştırma departmanıyla o yayınladığımız raporda. Ve söylediğimiz şeylerden bir tanesi ülkelerin acilen rekabet kurumlarına yatırım yapması gerekiyor. Alt yapı yatırım yapması gerekiyor. Beşerik sermayesi… Rekabeti ortadan kaldırmayacak bir şekilde. Çünkü ama şu açıdan, çünkü rekabetin düzeni o kadar değişmeye başladı ki artık veri sizin üretim teknolojiniz. Ve dijital sektörlerde artık istihdam büyümüyor, satışlar patlıyor.
Siz normalde rekabeti nasıl inceliyorsunuz? İstihdamı artıyor mu artmıyor mu? Piyasadaki işçilerin yüzde kaçı bu firmada? Yani market gücüne bakarken eskiden istihdamın oranına bakardınız. Artık bu dijital piyasalarda, dijital firmalarda istihdam diye bir şey yok. Ciro var, istihdam yok. Dolayısıyla mesela örneğin baktığınız zaman cirolarda patlama var, istihdam da yok. Siz istihdama bakarsanız biliyorsunuz ki orada sıkıntı yok gibi görünüyor ama yani cirolara baktığınız zaman çok daha farklı değişimler. Dolayısıyla orası da çok bilmediğimiz bir alan aslında. Dolayısıyla işte firmaların verilerinin didik didik incelenip kendimizi sıcak tutmamız gerekiyor ki yarın çok geç olabilir bazı şeyleri. Yani piyasalar ne kadar sıkışıyor? Firmalarla konuşuyorsunuz. En büyük söylediklerinden bir tanesi, isim vermeyeceğim tabii ki ama en büyük söylediklerinden bir tanesi diyorum ki yani altyapıya, yani özellikle yazılım altyapısına ihtiyacınız var. Verinizi, müşterilerinizin verilerini işlemenize ihtiyacınız var bir an önce.
Onu söylüyorsunuz. Onlar da evet biz de biliyoruz ama yazılımcı bulamıyoruz diyorlar ya da elimizdeki yazılımcıları dışarıdan gelen firmalar 4-5 katı maaş da alıyor diyor ve kalamıyoruz. Dolayısıyla şimdi ama buradan çıkan iki sonuç var Fatih Bey. Bir tanesi rekabet politikalarında dikkat etmemiz gerekiyor. Yani transferler, işçi transferlerine dikkat etmemiz gerekiyor. Bu bize bir sinyal olabilir. Bilgi transferi özellikle. Bilgi transferi tabii ki kesinlikle yüzde yüz.
İkincisi de dikkat etmemiz gereken eğitim kurumlarımızın dinamik kalması gerekiyor.