HZ MUHAMMED’İN sav MİRACTA DUYDUĞU GİZEMLİ KOKUNUN SIRRI
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=CoHKbsIKUD8.
Bazı kokular vardır, burnunuza geldiğinde adeta beyninizde kıvılcım çakmış gibi olur. Sizi bir anda yıllar öncesine hatta çocukluğunuzdaki bir ana götürüverir. Bazı kokuların manası ise çok daha derindir. Tıpkı Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın miraj sırasında duyduğu bu gizemli koku da olduğu gibi.
Cebrail meleğine bunun nereden geldiğini sordu. Gizemli kokunun kaynağı bir mezardı.
Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam bir gece Kabe’nin Hatim kısmında uyku ile uyanıklık arasında uzanıyordu.
Yaşanmış en büyük mucizelerden biri gerçekleşecek daha sonra. Miraj mucizesi. Derken Allah Azze ve Celle’nin isteği üzerine Cebrail Aleyhisselam yeryüzüne inerek Peygamber Efendimizin yanına gelir. Önce onun göğsünü yararak kalbini çıkarır ardından kalbini zemzem suyuyla yıkayarak içini iman ve hikmetle doldurur ve yerine geri koyar.
Sonra Peygamberimize gel benimle der. Bir burağa binerek asrın yolculuğuna çıkarlar. Henüz dünya semasından ayrılmamışlardır ki geldikleri bir yerde Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam daha önce hiç duymamış olduğu muazzam güzellikte olan insana çok değişik duygular veren bir koku duyar. Öylesine bir kokudur ki bu adeta yeri göğü kaplamıştır. Çok merak eder bu eşsiz güzel kokunun kaynağını. Cebrail Aleyhisselam’a sorar nereden geliyor bu koku böyle diye.
Cebrail Melik’i şöyle cevap verir. Bu duyduğun koku bir yanık kokusu. Nasıl yani? Dert Peygamber Efendimiz. Bu koku çok uzun zaman önce vahşice katledilen bir ailenin mezarından yayılıyordur etrafa. Maşita, kocası ve çocuklarının mezarı. Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam çok merak etmiştir onların hikayesini. Nasıl olur da bir mezardan böylesine güzel bir koku çıkar da tüm çevreyi kaplar? Bunun üzerine Cebrail Melik’i anlatmaya başlar.
İNŞEKİLİM Günümüzden çok uzun bir zaman önce Allah Azze ve Celle hakkında konuşmanın yasak olduğu ve inançlarını saklayamayanların öldürüldüğü bir bölgede yaşayan bir adam vardı.
Kendisi her geçen gün gizliden gizliye İslam’ı öğrenmeye başlamış. Fakat bildiklerini çevresindeki insanlardan gizliyormuş. Bu sırrının ortaya çıkmasından da endişe ediyormuş. ZAMANI GELİNCE Zamanı gelince bir kadınla evlenen bu adam pek tabi ki İslam hakkında bildiklerini bir bir eşine anlatmış. Ama tüm bu bildiklerini bir sır olarak tutması, kimseyi anlatmaması konusunda ondan söz almış. Fakat bir zaman sonra evlilikleri iyi gitmeyen çift boşanmışlar. Üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra adam bir başka kadınla evlenip İslam’ı ona da öğretmiş. Fakat iki kadına da özellikle tembihlemiş olmasına rağmen içlerinden birisi bu sırrı saklayamayarak İslam hakkındaki bildiklerini başka insanlara da anlatmış. Kadının bu bildiklerini adamdan öğrendiği ortaya çıkınca çaresiz kalan adam ıssız bir adaya kaçmak zorunda kalmış. Fakat gel gelelim günün birinde bu adam saklandığı o adada yakalanmış.
Onu yakalayan adamlardan birisi ise adamın eski eşlerinden İslam hakkındaki bildiklerini saklayan o kadınla evlenmiş ve zaman içinde çoluk çocuğa karışmışlar. İşte Tüylü’l Rülpert’e nikahımız bu noktada başlıyor. Adam, üç küçük çocuğu ve karısı Maşita ile birlikte Firavun’un sarayında kendilerine iş buluyorlar. Kadının görevi Firavun’un küçük kızının bakıcılığını yapmak. Daha doğrusu küçük kızın kuaförlüğünü yapmak. Kızın saçının bakımından Maşita sorumluymuş. Ona banyoyu yaptırıp saçını tarıyor bu sayede geçimlerini sağlıyorlarmış. Tabi ailenin sır gibi sakladıkları bir şey var. İslam’ı seçmiş olduklarını ve Allah-u Teala’ya karşı olan inançlarını gizlemek zorundaydılar. Aksi takdirde bırak Firavun ile aynı ortamda bulunmayı canlarını bile kurtaramazlardı.
Fakat günün birinde öyle bir olay yaşandı ki bu olay masum olan koca bir ailenin feci şekilde hayatlarını kaybetmelerine yol açacaktı. Maşita bir gün banyoda Firavun’un küçük kızının saçını tararken tarağı elinden düşürür. Onu almak için yere eğildiği sırada hiç fark etmeden ağzından o söz çıkıverir. Bismillah. Evet, yere eğildiği sırada Kazara ağzından Bismillah kelamını kaçırmıştır. Yaptığını farkına varan Maşita için artık çok geçtir. Firavun’un küçük kızı onu duymuştur.
”Ne dedin sen öyle?” der. ”Babamdan mı bahsediyorsun?” diye sorar. Maşita bir an durur, düşünür. Eğer doğruyu söylerse başının derde girme ihtimali çok yüksektir. Derin bir nefes alır, gücünü toplar ve şöyle cevap verir. ”Hayır, babandan bahsetmiyorum. Bahsettiğim benim de senin de babanın da Rabbi olan Allah.” Küçük kız duydukları karşısında şok olmuştur. Çünkü onun bildiğine göre Tanrı kendi babasıdır.
”Sen ne dediğinin farkında mısın?” diye karşılık verir Maşita’ya. Maşita cesurca ”Evet.” der. ”Tek bir Rab vardır, O da hepimizin yaratıcısı Yüce Allah.” Küçük kız tehditkar bir ifadeyle ”Seni babama söylerim.” der. Maşita ”Söyle.” diye karşılık verir. Beklenen olmuştur. Küçük kız saçını taratmayı bırakarak babası Firavun’un yanına koşturur ve Maşita’yı babasına şikayet eder. Firavun duydukları karşısında adeta çılgına dönmüştür. Kendisinden başka bir Tanrıya inanan kişi onun yanında çalışıyordur. Üstelik kendi öz kızına da en yakın isimlerden birisi. ”Derhal o kadını bana getirin.” diye emreder görevlilere. Görevliler Maşita’yı tutarak yaka paça onu Firavun’un ayağına getirirler. Firavun sorar ”Duyduklarım doğru mu Maşita? Sen Musa’nın Rabbine mi tapıyorsun?” Maşita hiç tereddütsüz cevap verir. ”Evet, benim için tek yaratan Allah’tır.” Firavun çok sinirlenmiştir. ”Eğer söylediklerinden geri dönmezsen başına gelecek olanlar hiç iyi şeyler değil.” Fakat Maşita artık o yola girmişti. İçindeki Allah inancı ona geri adım attırmıyordu. Firavun ”Senin Allah’ın benim. Bana taptığını söyle.” dedi. Hayır diye karşılık verdi Maşita. Bunun üzerine Firavun Maşita’yı günler sürecek bir işkenceye maruz bıraktı. Onu ellerinden ayaklarından bağlayarak bir zindana attı. Aç bıraktı, yetmedi, saçlarından tavanı astı. Ve günler sonra tekrar sordu.
”Söyle Rabbin kim?” Maşita yine ”Benim Rabbim Allah’tır.” diye yanıt verdi. Zalim Firavun iyice sinirlenmişti. Maşita’yı en hassas yerinden vurmayı planladı. ”Çocuklarını getirin.” dedi. Maşita yıkılmıştı adeta. Ardından Firavun içinde kızgın yağ bulunan bir kazan getirtti
ve Maşita’nın 13 yaşındaki çocuğunu Maşita’nın gözleri önünde tutarak baş aşağı kızgın yağın içine doğrulttu. ”Rabbinin ben olduğumu söyle.” ”Yoksa çocuğunu atacağım.” Bir annenin yaşayabileceği en acı durumu yaşıyordu o an Maşita. Fakat geri dönemezdi. Gücünü topladı ve ”Hayır.” diye haykırdı. ”Sen benim Rabbim değilsin.” Bunu duyan Firavun hiç tereddüt etmeden çocuğu baş aşağı kızgın yağın içine attı. Çocuk annesinin gözleri önünde çığlıklar atıyor, vücudundaki deriler adeta eriyor, dökülüyordu ve o şekilde can verdi. Sırada ikinci çocuğu vardı. Yüce Yaradan’ı inkar etmemekte kararlı olan Maşita’nın diğer çocuğu da gözleri önünde aynı şekilde hayatını kaybetti. Firavun gattardı. Maşita’nın beşikteki bebeğini getirtti. Annesini gören bebek Maşita’yı istiyordu. Karnı açtı ve süt emmek için annesine ellerini uzatıyordu. Maşita yaşadığı acılar karşısında dayanamıyordu artık. Bebeğinin de kazana atılmasına katlanamayacaktı yüreği. Ve işte o an şeytan beliri verdi Maşita’ya. ”Sen salak mısın?” dedi. Tek bir söz çıkacak ağzından. Firavun’un senin Rabbin olduğunu söyle, kurtul. Bebeğin de kurtulsun. Değer mi bunca şeye? Şeytan Maşita’nın aklına girmeyi başarıyordu. Firavun bebeği kazanın üstünde tutmuş son saniyelerini bekliyordu. Bir kez daha sordu. ”Söyle, Rabbin kim?” Bebeği atıyorum yağın içine. Maşita tam ağzını açıyor ve Firavun’un onun Rabb’i olduğunu kabul ettiğini söyleyecekti ki bir anda bebek herkesin gözü önünde konuşmaya başladı. ”Sakın anne” dedi. ”Sakın onun senin Rabb’in olduğunu söyleme.
Sen doğru yoldasın, devam et ne olur.” Maşita’nın bebeği daha henüz beşikteyken dile gelmiş ilk bebek değildi. Bundan önce de tarihte üç bebeğin konuştuğundan bahsedilir. Bu bebeklerden biri Hz. İsa Peygamberdi. Bir takım adamlar sordukları sorularla İsa aleyhisselamın annesi Hz. Meryem’e sataşıyorlar ve onu zora sokmaya çalışıyorlardı.
Hz. Meryem ”Bana değil bebeğe sorun, o size cevap verecektir.” diye karşılık verdi. Kucağındaki bebeğiyle birlikte Hz. Meryem’in yaşadığı olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer. Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. ”Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler. Cevabı çocuk verdi. ”Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.” Diğer bir bebek ise namazına düşkün olan Cüreç isimli bir adamın hikayesinde geçer. Ortada bir bebek vardır ve babasının Cüreç olduğu konusunda iftira atılıyordur. Fakat zor durumda kalan Cüreç için Allah azze ve celle Beşikteki bu bebeği konuşturarak babasının Cüreç olmadığını söyletmiştir. Üçüncüsü ise yine bir hadis-i şerifte bahsedilen bir anne ile kucağındaki bebeğiyle yaptığı sohbet. Sonuç olarak dile gelen bebeklerden biri de işte Firavun’un kızının saçlarını taramakla görevli olan Maşita’nın kızgın yağı atılmakta olan bebeğiydi.
Annesine ”Durma, devam et” diyen bebeğin dile gelip bunları söylediğine tanık olan Maşita son kez Firavun’un ilahlığını reddetti ve gözyaşları içinde bebeğinin de yağın içinde kavruluşunu izlemek zorunda kaldı. Yaşanabilecek en büyük acıları yaşayan annenin Firavun’dan son bir isteği olacaktı. ”Ne olur hepimizi bir araya getir ve bizi aynı mezara göm. Bu isteğimi yap lütfen.” dedi. Firavun Maşita’nın bu dileğini kabul etti ve söz verdiği gibi Maşita ile kocasını da
aynı kazanda yaktıktan sonra tüm aileyi bir araya getirerek tek bir mezara gömdürdü. İşte Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın miraç hadisesi esasında duyduğu bu muazzam kokunun kaynağı Maşita ve ailesinin kabrinden yayılan kokuydu. Belki dünya hayatında çok büyük acılara maruz kaldılar fakat onlar artık bir aradalar ve ebedi mutluluğun izindeler.
Doğrusunu Allah bilir.