Kur farkının toplam maliyeti ne? | Teke Tek Bilim (Prof. Dr. Ege Yazgan)

Kur farkının toplam maliyeti ne? | Teke Tek Bilim (Prof. Dr. Ege Yazgan) videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7qoli_HF3TE. Tekriter! Evet, derziler programın bölümünde Prof. Dr. Ege Yazıkhan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Esimcisi ama Dektör yine atandı. Teşekkür ederim. Hayırlı olsun. Teşekkür ederim. İnşallah imzalandı, çıkar diyelim ve hemen başlayalım. Az önce Bilgi…

Kur farkının toplam maliyeti ne? | Teke Tek Bilim (Prof. Dr. Ege Yazgan)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7qoli_HF3TE.

Tekriter! Evet, derziler programın bölümünde Prof. Dr. Ege Yazıkhan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Esimcisi ama Dektör yine atandı. Teşekkür ederim. Hayırlı olsun. Teşekkür ederim. İnşallah imzalandı, çıkar diyelim ve hemen başlayalım. Az önce Bilgi Hoca burada dedi. Siz kendinizi tanıyorsunuz, gayet yakın.
Ama bu siyasetçi olduğu için siyaset başarısıyla ekonomiyi ele aldı. Sizi biraz da siyaset dışı konuşacağınızı düşünerek hemen ilk olarak şunu sormak istiyorum. Türkiye uzunca bize göre, Türkiye uzunca bir zamandır bir ekonomik krizin içerisinde bir ekonomik bedirsizlik dönemiyle uğraşıyor ve dünya ekonomi literatüründe olmayan birtakım teoremlerle bir politikalar üretiliyor ve politikaların sonuç vermesi bekleniyor. Ancak bu politikaların sonuç vermediği, faizlerin düşmeye başladığı, zorla düşürülmeye başladığı günü itibaren enflasyonun neredeyse aritmetik olarak, pardon geometrik olarak arttığını görüyoruz. Ancak şöyle bir şey var. Uzmanlar veya birtakım ekonomistler kriz var derken, iktidar partisi ve iktidar partisinin yakın isimler diyorlar ki ortada bir kriz yok, hatta diyorlar ki evet vardı ama bitti. Kriz var mıydı yok muydu, bitti mi bitmedi mi?
Biz iktisatçılar genelde kriz dediğimiz zaman tabi bunu hep bir resesyon yani üretimde ve işsizlikte bir yükselme ve üretimde ciddi bir düşüşle tanımlıyoruz tabi. Şu anda öyle bir şey söz konusu değil. Ama çok ciddi yüksek bir enflasyon söz konusu.
Bu enflasyonun da özellikle sabit gelirlerle yine gelir dağılımını çok ciddi olarak bozmuş olması söz konusu. Bu anlamda klasik manada bir krizimiz söz konusu değil, işsizlik yaratması anlamda. Ama bu kadar ciddi bir gelir dağılımının bozulduğu ve özel büyük kesimlerin bu kadar satın alma güçlerinin,
reel satın alma güçlerinin düştüğü bir ortamda bu tabi ciddi bir memnuniyetsizlik yaratıyor insanların üzerinde. İnsanların üzerinde bu kadar büyük bir memnuniyetsizlik yaratılmasına da yani biz hani efendim teknik manada işsizlik olmuyor, üretimde bir düşüş olmuyor falan yani daha doğrusu işsizlik var tabi de hani işsizlik de böyle çok büyük bir artışlı bir artış söz konusu.
Evet duruyor. O zaman da buna böyle kriz yoktur demek hani pek insanları ikna etmiyor. Tabi çünkü onlar burada satın alma güçlerinde ciddi bir düşüş yaşadıkları için nasıl yok efendim kriz falan diyeceklerdir doğal olarak. O anlamda bizim ciddi bir enflasyon sorunumuz var ve gelir dağılım sorunumuz var. Büyüme sorunumuz şu anda henüz yok ama bu sistem kendi içerisinde de büyüme sorununu da getirme riskini ciddi bir biçimde taşıyor. Niye büyüme sorunlu olacak? Çünkü Türkiye geçmiş dönemlerde enflasyonla büyümeyi başarmış bu ülkeydi yani mesela Demirelli’ye baktığımız zaman Demirel bunu övünerek de söylerdi. Biz enflasyon var ama biz bu enflasyonu ekonomik büyüme için kullanırız derdi. Bu mümkün değil midir aslında? Şimdi bu tabi yani iktisat literatüründe de çok iyi bildiğimiz bir şey işte bunu Philip Seyre’si diyorlar. Yani KNZ’nin iktisadının ana unsurlarından bir tanesi işte böyle bir işsizlik ve enflasyon değiş dokuşu dediğimiz bir şey. Evet dediğiniz dönemlerde de doğrudur. Ben de yaklaşık %80’lar, %90’lar veya %100’lar civarında bir kronik enflasyondaydık biz yani. 70’lere sevdi gene ama bazen %100’e daha çıktı oldu. Ama biz hatırlarsak yanlışım varsa düzeltin belki şöyle. Biz o zamanlar yaşadığımız enflasyon şu anki enflasyondan çok daha farklı bir dinamiye sahipti. Nasıl farklıydı onu biraz anlatmaya çalışayım. Şimdi yaşadığımız enflasyon da fiyatların birbirlerine oranlarının çok oynadığı bir dönemden bahsediyoruz.
Yani bütün fiyatlar aynı oranda artıyor olsa, ücretler de mesela aynı oranda altıyor olsa, %100 bütün fiyatlar artıyor, %100 ücretler de artıyor. Şimdi böyle bir durumda aslında yani enflasyonun bozucu bir etkisinden söz etmek mümkün çok değil. Ama şu var tabii yüksek enflasyon böyle olmuyor. Yani bütün fiyatların eşit oranda arttığı, ücretlerin de dahil olmak üzere arttığı bir süreç olmuyor.
Yüksek enflasyon aynı zamanda kendi içinde de işte efendim haberleşme fiyatlarının %120 artarken işte gıda fiyatlarının artıyorum. Yani %50 arttı efendim bilmem ne fiyatlarının konut fiyatlarının %300 arttı. Böyle yani aralarında dengesizliğin çok fazla oldu. Biz buna da göreli fiyat değişikliği diyoruz. Göreli fiyat oynaklığının çok fazla arttığı bir dönem oluyor.
Yüksek enflasyon bunu bizdeki şu anki enflasyon da ilk önce dinamiği açısından arz şoklarıyla tetiklendi. Onun dışında içeride şimdi o detaylara girmeyelim yani sonuç olarak yaşadığımız enflasyon bu göreli fiyat değişikliği çok fazla. Bu da enflasyonun bozucu etkisini çok arttıran bir faktör. Geçmişte yaşadığımız enflasyon bu kadar göreli fiyatları oynatan bir enflasyon değildi. Demirellerin döneminde yaşadığımız enflasyon. Şimdi böyle olunca bunun önemi nereden? Belirsizlik çok yüksek oluyor. Belirsizliğin önemi nerede? Belirsizliğin önemi de bu enflasyon ortamında biz büyüme nereden gelecek? Yatırım yapılacak. İş adamı yatırım yapacak. İşsizliği azaltacak. Bunları sağlayacak. Dolayısıyla şimdi bu kadar belirsizlik varken bu göreli fiyatlar bu kadar çalkalanıyor ve oynuyorken yatırım yapılmıyor.
Dolayısıyla buradan zaten biz büyümeyi yani enflasyon ve büyüme değişiklik dokusunu burada kolay kolay görme şansımı diyor. Yani bu enflasyon büyüme getirecek türde bir enflasyon değil. Değil maalesef değil. Yani bu politika uygulanmaya başlandığında şöyle biraz geriye dönüp bakacak olursak Eylül ayı itibariyle geçtiğimiz yılın 2021 yılının faizlerin düşürülmeye başladığı zaman. Şimdi faiz düşüşü gerçekleştiği zaman aslında baktığımız tablo o zaman büyüme açısından böyle çok olumsuz bir tablo yoktu. Hiç yoktu yani önümüzde. Enflasyon açısından da daha bu kadar olumsuz bir tablo ile karşı karşıya değindik. Yıl sonu için işte 20’ler civarında 19’lar civarında bir enflasyon bekliyorduk 3 aşağı 5 yukarı. Eğer faizler artırılmasaydı da zaten düşürülmeseydi biz buna benzer bir sonucu yıl sonunda görecektik.
Çünkü yıl sonunda enflasyonu bu kadar tetikleyen ne oldu? Faizlerin düşüşü ile beraber gelen ciddi bir kur sıçraması oldu. O kur sıçramasının etkisi enflasyonu birden fırlattı yukarıya doğru. Ondan sonra da zaten enerji şokları vesaire dünyadan geldi ve faizlerle düşürüldü.
Ve talep de canlı hâlde devam ediyordu. Zaten talep belli bir ölçü de canlıydı. Faiz düşüşleri ile beraber daha başka bozucu etkiler gündeme geldi. Şimdi birazdan onlara gireriz. Ve sonuçta birdenbire böyle bir enflasyon da ani sizin dediğiniz gibi geometrik bir yükselme ile karşıladık. Aslında öyle yapmasaydık. Aslında öyle yapmasaydık. Biz bu şokları, dış şokları yediğimiz zaman çok daha düşük bir enflasyon oranıyla bu dış şoku yemiş olacaktık.
Çünkü bir de kur farkı bilmeyecekti üstüne. Kur üstüne bilmeyecekti. Bu çok önemli ama. Yani o kurdan yükselme aslında enflasyonu belirleyecek olan üç tane diyelim çok kabaca. Maliyet, talep ve beklentiler var. Şimdi bu kadar beklentileri de bozarsanız bunu göz ardı etmemek lazım. Ne demek beklentileri bozmak?
Mesela siz kur şoku yemişsiniz. Kur şoku yedikten sonra fiyat ayarlaması yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu yapamaz hale geliyorsunuz. Ve dolayısıyla beklentiniz hep yukarıya doğru oluyor. Yukarıya doğru olduğu için fiyatları da arttırabileceğiniz kadar arttırmaya çalışıyorsunuz. Gücünüz yettiği ölçüde, yani talebin size müsaade ettiği ölçüde fiyatları arttırıyorsunuz. Ve beklentileri bu kadar bozduğumuz için de enflasyonu da daha da kendi kendini besleyen bir süreç haline de getirmiş oluyoruz.
Yani bu üçüncünsurun birleşmesiyle yılbaşında biz bu enflasyonu biraz kendimiz yaratmış olduk. Eğer bunu yapmasaydık büyümede de bu olumsuz sonuçla karşılaşmayacaktık. Yani bir kazancımız olmadı maalesef. Kaybımız malum enflasyon. Enflasyon üzerinden de bir de şimdi bu politikayı açıklarken şöyle anlattık bunu.
İşte dedik ki biz enflasyonu düşürmeye çalışıyoruz. Güzel. Nasıl yapacağız bunu? Eskiden biz bu faiz arttırarak bu enflasyonu düşürmeyi çok denedik. Tamam. Ve başarısız olduk. Böyle olmuyor bu iş. O zaman biz bu faizi düşürelim. Tamam. O zaman da arzu arttıralım. Yani faizi düşürelim ve yatırımlar artsın ve üretim birdenbire böyle olu…
Şimdi maalesef tabi faiz yatırımlar üzerinde ve arız üzerinde bu kadar etkili bir değişken değil. Hele kısa sürede hiç değil. Hiç değil. Tabii ki. Siz makroeklimi dediğimiz şey yani belirsizlik var olduğu sürece faizi ne kadar indirirseniz indirin. Bu maalesef yatırımda istediğiniz artışı görmeniz gerçekleşmiyor.
Hele bu enflasyon varken biraz önce anlatmış olduğum gibi bu kadar büyük bir belirsizlik varken faiz burda düzeylerde olsa bile işadamı yatırım yapmak istemiyor. Ben işadamı arkadaşlarıma soruyorum. İşte bakın bu kadar düşük faiz var. Merkez Bankası Başkanımız da soruyor bunu. Hatta Azine Bakanımız da aynı şeyi söylüyor. Bu kadar elverişli koşullar var faizde. Niye alıp yatırım yapmıyorsunuz? İşte kırkla veriyorlar vesaire. Hayır değil. Yani bazı işadamı arkadaşlarım burada özel yatırım kredileri vardı.
O yatırım kredilerinde işte 3 sene geri ödemesiz vesaire 17’den 14’den bunlardan bile almaktan imkana ediyorlar. Sebebi de önlerini göremedikleri için. Yani şimdi burda çok açıktır ki bu ortamda faizleri düşürmeniz sizin böyle bir arzı arttırmanızı imkan vermiyor. Bir de şu var. Faizleri düşürdüğünüz zaman sizin üretimin artmasını beklersiniz ama ne dedik? Biz bu faizleri düşürdüğümüz zaman biz zaten büyüyorduk.
Yani büyümenizin bu kadar canlı olduğu, potansiyele dayanmış olduğu bir ortamda. Faizleri düşürmenin de gerek vardı. Hem gerek yok. Yapma olmaz bir şey. Enflasyon olur işte yaptığınız zaman. Ama tabi ki büyüme düşükse yani sizde talep açığı varsa o zaman faizleri elbette düşüreceksiniz. Elbette faizlerle beraber o talep açığını kapatarak büyümeyi desteklersiniz. Ama büyüme bu düzeydeyken faizi indirmeniz demek sizin potansiyel büyümenizi yukarıya doğru çekmez.
Böyle enflasyonla sonuçlanır. Arzı potansiyel büyümeyi o ortamda arttıracak olan şey teknolojik gelişmedir. Efendim iş gücünün artmasıdır. İşte diyelim ki başka yapabileceğiniz insan kaynağını arttırmanızdır. Kurumsal gelişmeyi sağlayan yani böyle daha orta vadede size hizmet edecek olan faktörlerdir.
Daha orta vadede yapabileceğiniz bir şey yoktur. Burada faiz oranı işinize yaramadığı gibi faiz oranı tam tersi bir sonuç verir. Yaşadığımız da budur. Enflasyon yukarı doğru çıkmıştır. Enflasyon yukarı doğru çıkarken belirsizlik çok yukarı doğru çıkmıştır. Bu enflasyon dinamiğinde göreli fiyatlar çok çalkalanmaktadır. Bu kadar düşük faizlere rağmen bu kadar yüksek rekor sayılabilecek yani rekor sayılabilecek değil rekor düzeyde negatif real faizlere rağmen de üretim ve yatırım maalesef artmamaktadır.
Peki hocam şimdi sizin de benim de ekonomi biraz iyi veya biraz anlayan herkesin hemfikir olduğu şey eğer Merkez Bankası Başkanı değiştirilmeseydi ve o Merkez Bankası Başkanının tutarlılığı görülen politikaları, istikrarlı görülen politikaları, öngörülebilir politikaları devam etseydi,
faiz düşürme gibi bir hayalci yaklaşma kapılınmasaydı bu iş bozulmayacaktı ve bugün Türkiye daha kabul edebilir, daha makul bir enflasyon. Avrupa’daki enflasyonun belki 2 katı, 2.5 katı ama bugün gibi 10-15 katına gelen bir enflasyon olmayacaktı. Kur böylesine dedirmiş gibi 18 liralarda değil belki 10 liralarda olacaktı. Bu da Türkiye’nin enerji fiyatlarını daha düşük seviyede tutacaktı. Dargilerin üzerine daha az yük binecekti diye böyle bir kabul var bu işi bilenler tarafından söylenir. Peki hükümet dedi ki ya kardeşim ben 50’li ayında büyük bir hata yaptım vazgeçtim tek hızla düzelir mi?
Hızla tabii ki düzelmez ama en azından şunu söyleyeyim. Bir kere tabii bu politikayı uygulayanlar bu kadar büyük bir döviz kurunda bir şok olacağını ben Aralık ayında o zamanlarda beklediklerini düşünmüyorum. Yani bu politikayı oluşturdukları zaman, faiz indirimini yaptıkları zaman hem kurda daha öyle bir daha ılımlı bir yükseliş olacağını hem de o zaman geldiğimiz yerde bir cari işlemler fazlası vardı.
Tabii ki de başlarına gelecek olan bu enerji şokunu, dünya fiyatlarını da bilmiyorlardı. Dolayısıyla bütün bunları bir araya topladığımız zaman aslında bu dediğinizi şu anda yapmaları bana göre makul olabilir. Yani biz büyük bir hata yaptık demelerine de gerek yok. Yani işte bu dünyadaki bu gelişmeleri beklemedik böyle şeyler olacağını beklemedik deyip buradan politikayı normale çevirmeleri bence son derece olumlu olur.
Buradan kurtulur muyuz derseniz yani şimdi kurtulacağımız yer neresi? Bir kere gelir dağılımında bu kadar bozulmayı tersine çevirir miyiz? Bunun için çok ciddi bir zamana ihtiyaç var. Bir kere bu kadar bozduğumuz gelir dağılımını tersine çevirebilmemiz için ciddi bir zaman ihtiyacı var. Servet dağılımındaki buradaki oynamaları bu işin içine katmıyorum bile.
Yani bu arada servetler çok dalgalandı. Yani kimin ne kadar servet kaybettiği veya kazanılıyor bilmiyoruz. Yani böyle bir verimiz de yok. Bunlar da tabii ki yerine oturmayacaktır. Ama şu olur şu anda benim düşüncem yani bilmiyorum tabi bunun için herhangi bir oturup istatistik bir çalışma yapmadım ama
10 puan diyelim ki faizleri arttırdık. Ben bunun faiz artırırken neden korkarız? Üretim düşecek, emin talep düşecek, işte işsizlik olacak vs. Ben 10 puan bir faiz artışının bile bu anlamda bizim dediğimiz real etkisidir bu faiz artışının nominal bir değişkinin real ne demek yani üretimi düşürecek, işsizliği artacak. Sıfır olacak kanaatimdeyim. Etkisi mi? Etkisi. Yani 10 puan faizleri arttırırsanız buradan gelecek olan bize olumsuz etkinin hiç olmayacağını düşünüyorum. Hatta olumlu bir etki geleceğini düşünüyorum. Neden derseniz? Çünkü ekonomi politikasında ciddi bir normalleşme sinyalıdır bu. Sistemik riski ortadan kaldırır. Kaldıracağı sistemik risk nedir? Kaldıracağı sistemik risk Türkiye’nin yakın bir zamanda en büyük riski döviz kuru cephesinde oluşmuş olan bir risktir.
Böyle bir politika düzelmesinin ben şu anda Türkiye’ye girişi olan sermaye akımlarının sıfır olduğunu düşünüyorum. Yani belli veri bu zaten. Hiç sermaye girişi yok. Belki cüzi bir sermaye girişine doğru bile yönlenebilir böyle bir politika. Çünkü ben politikamı değiştirdim kalıcı olarak. Burada duracağım. Bundan sonra da yavaş yavaş düzelteceğim. Kalıcı olacağı inanır mı piyasa bunun? Bu hükümeti rağmen. E tabii. Yani bunu yapıyorsa yani bunu tabii böyle açıklayacak. İnanılırlı olur olmaz. Ben olabileceği kanaatindeyim. Neden olmasın? Çünkü böyle bir harekete girişecek. Böyle bir şey yapacak. Ben bunu takip edeceğim. Devamını da sürdüreceğim dediği zaman. Yani ben piyasanın burada olumlu cevap, tepki verebileceğini düşünüyorum. Çünkü bu gerçekten cesur bir hareket olur bu ortamda. Yaşadığımız bir ortamda politikadan vazgeçildiği ve yani ben buna karşı mı kalacağımı düşünüyorum. Bir yandan kurkorumlu mevduat sürerken bir yandan 10 puan foratlarına kim tenezzül eder ki? Yani kurkorumlu mevduat çok daha yüksek yeteri sağlıyor değil mi? Elbette. Bunu yaparken kurkorumlu mevduattan da vazgeçmek gerekir mi?
Gerekir mi? Yani kurkorumlu şu anda 17’ye opsiyon veriyor. Yani bir opsiyon anlamında üzerine veriyor. Böyle yaptığınız zaman diyelim ki 27’ye 28’e çıktı faizler. Zaten o zaman döviz kuru riskini almış oluyorsunuz faize dönmüş oluyor. Kurkorumlu otomatikman kendi işlevini yitirmiş olur. Yani yitirebilir. Çünkü orada kur riskini azalttığınız için diyelim ki verdiğiniz faiz 27’lere falan geldi. 28’lere geldi mevduat faizi.
Zaten o kadar kur artışı bu politika başarılı olacak ve kur artışı o kadar olmayacak. Dolayısıyla 28’e alacak. Standart bir mevduat haline dönmüş olur kurkorumalı. Zaten sistemik riski azaltmamızın burada borçlanma maliyetlerimizi de düşürmemizin yöntemi bu. CDS’i bu anlamda yaptığımız zaman ben CDS’in de burada gerileyeceği kanaatini yapıyorum. Gerilemiyor zaten CDS’nin miktarı yalnız biliyorsunuz. Evet evet.
Düşünce az önce şey dedi bu dediği şeydir düzeltmedir. 900 gereğinden fazla 38’e düzelttiler. Tabii ama daha da aşağıya inmesi lazım. Medeni ülkelerin 20-30 katı şu anda. Tabii yani daha da aşağıya bu kadar riski hak eden bir yer değil yani burası. Bir de şöyle bir şey var. Hak eden bir yer değil derken de şunu kastediyorum biz yaptığımız politika ile bunu bu riski biz yaratıyoruz. Kendimiz yaratıyoruz. Onu ortadan kalktıkça… Yani bu aslında ekonomik değil siyasi. Öyle görünüyor çünkü baktığımız zaman çünkü real economy gerçekten başarılı aslında baktığımız zaman. Yani böyle bir ortama bu kadar çalkantıya rağmen 2018’den beri bir resesyon orada bir bakın dikkat edin orada bir kur şoku yedik. Rahip Brunson vesaire arkasından sonra resesyona girdik. Orada bir üç buçuktan yediye çekti hep bisti bisti artıyor. Siyasi nedenlerle bisti bisti kur şoku oluyor.
Mesela bir tane daha yaşama riskimiz var ama şimdi bu sefer böyle olmayacak gibi yavaş yavaş oluyor. Çünkü neden? Kur talebi şeyden geliyor. Cari açımız var yani cari bir kur talebi var akım olarak. Döviz talebi var. Cari açımız var. Onu karşılamak için dövize ihtiyaç var. İşte efendim ama şey değil yani böyle bir sermaye talebi yani kur korumalı mevdat o tarafı biraz kesti. Yani baya bir miktarı aşağıya doğru çekti. Ama ciddi bir hazineden yüksek gelir gruplarına font transferi sağladı. Aynen ama yani zaten bizim yaptığımız bu politika o. Yani şimdi onu anlatalım. Yani şimdi bu politikanın kime ne yararı var? Aynen ama şimdi kime zararı olduğunu görüyoruz. Yani sabit gelirliğe dar gelirli veya parasını az parası olan bir insanın kendisini bu ortamda koruyamayacak insanlara zarar var. Diyelim ki işte sizin 20-30 bin TL paranız var bankada işte bunu bir şekilde bu enflasyona karşı koruyamıyorsunuz. İşte işte 17’den en fazla yapabileceğiniz kur korumalı mevdat oluyor falan filan. E şimdi başkaları çok büyük para sahipleri tabii ki bu oyunu böyle oynamıyorlar çok daha paralarını korumayı becerebiliyorlar. E şimdi ne yapmış oluyoruz? Tamamen küçük tasarruf sahibi olandan dar gelirli’den sabit gelirli’den gelir arıyoruz. Çünkü bu arada yeni gelir de yaratıyoruz. Çünkü real olarak büyüyoruz yani o enflasyonun üzerinde. Yeni gelir yarattığımız gelirden bu insanlar pay alamadıkları gibi bir de ceplerinden öbürlerini finanse ediyorlar. Kim kazanıyor? Şimdi bankalar kazanıyor değil mi? Banka kârlarında enflasyonun 4 katı artışı. Yani inanılır gibi bir şey değil. Yani hani bu bankaların büyük birini yabancı sermayeli. Elbette ve diyoruz ki biz devamlı faiz indirdik neydi bizim faiz indirirken gelir dağılımını çok bozuyor.
Yüksek faizler işte efendim biz yüksek faizlerle gelir dağılımını son derece adaletsiz bir biçimine getiriyoruz. Finans kapitele para aktarıyoruz. Buyrun tam tersini yapmış durumdayız. Tam tersini. Yani bir de tam tersini bankaları bir de şöyle diyelim kim kazanıyor belki iracatçı şirketseniz. O kadar mı kazanıyor? Yani bilmiyorum ben de yani çünkü şunu söylüyorum.
İş adamı arkadaşlarımı diyorum ki ya buyurun yani enflasyonun altında kredi var. Yakınıyorsunuz ama enflasyonun hala çok altında. Siz fiyatlarınızı enflasyon kadar arttırabiliyorsanız değil mi? Yani sonuçta bu işletme sermayenizi alın buradan finanse edin. Zaten ücretleriniz düşüyor. Kârın olmanız lazım. Hayır hocam o işler senin anladığın gibi değil diyorlar. Ben de nasıl diyorum yani hani işte yok orada risk var bir şeyler. Önlerini göremiyorlar.
Mesela o zaten yani ama burada kısa vadede yaptığımız bankaların kazandığı net. Yani net geçen senenin 6 ayına göre bu senenin 6 ayı arasındaki banka karı rakamları 4 kat. Net. Dolayısıyla bu politikanın kime kazandırdığı çok açık. Bankalara kazandırıyor ve parası olanlara kazandırıyor. Parası olanlara kazandırıyor ve çok ciddi bir biçimde de dar gelirliğe sabit gelirliğe ağır yük bindiriyor.
Peki hocam şimdi bir iddiada şu bunu geçtiğimiz günlerde dillendirdiler. Ne kadar doğru ne kadar değil bilmiyoruz ama biliyorsunuz kur nispeten stabil gidiyor. Özellikle bu kur kurmalı mevduatın icadından sonra kurlar da önce bir kısmı düşüş oldu. 17 liradan, 13-14 liradan doğru gerili. Hatta daha altına gerili ama kısa sürede 13 lira çıktı. Şimdi tekrar başladığı yeri gördü. Hani dolar geldiği yeri unutmaz lafı gerçek oldu.
Tekrar biz 18 liraya bulduk dolar. 18 liraya yaklaştık. Oraları test ediyor. Buna rağmen doları burada tutmak için yani kuru kurumla mevduatı ve diğer bütün tırnak içinde acayip akıl dışı önerilere rağmen kurun artmasını engellemek için de bir yandan da hazinenin yılbaşından boyana 60 milyar dolarlık bir satış yaptığı
ve kuru ancak böyle tutabildiği bu 60 milyar dolarında mevcut cari açık rakamlarıyla sürdürülebilir bir destek olmadığı Merkez Bankası’nın özellikle göz aralığında söyleniyor. Bu Merkez Bankası’nın satışları olmazsa, Merkez Bankası’nın direk veya hazine üzerinde veya otta kamu banka üzerinde bu satışları olmazsa yer nereye kadar sürebilir? Bu iş sürer mi? En kritik nokta o. Çok güzel. Ben biraz önce oraya gelmiştim, öbür tarafa kaydım. Şimdi hemen oradan alayım. Şimdi ne kadar sürer? Bir kere kurun tekrar buraya gelmiş olması normal. O arada çünkü çok ciddi bir enflasyon yaşadık. O enflasyonu düzeltiyor. Kurun o enflasyonu oranını haradaki kaybediyor. Dolayısıyla buraya gelecek. Enflasyon devam ettiği sürece de ki devam edecek. Böyle baktığınız zaman. Devam edecek misle göre? Edecek. Böyle bir şey yapmadığım sürece. Hükümet diyordu ki yaz aylarında enflasyona düşecek diyordu. Düşmedi. Ortaya çıktı. Şimdi yeni tarih olarak yılbaşı ve 2023’in ilk ayları deniyor. Düşer mi sizce? Zannetmiyorum. Çünkü belli bir oranda düşer tabii. Yani hani düşer dediğimiz şey şu. Aralıkta tabii bir baz etkisi var. Yani geçen yıl şeye yükseldi. Orada belli bir oranda düşecek tabii ki. Ama düşeceği yer dediğimiz yer yani hani bizi tatmin edebilecek bir şey değil ki. Ama geçen yıl Enflasyonun düşecek. Yani anlatabiliyor muyum yani enflasyonun. Ve orada kalacak. Sabit yani oradan aşağıya da indirmekte zorlanacağız. Aslında bizim uzun vadeli sorunlarımızdan birisi. Orta vadeli ya da sorunlarımızdan bir tanesi. Enflasyonu düşürsek düşürsek hani diyelim ki bambaşka anti enflasyonist politikaları uyguladık. Bu ortamda maalesef büyük bir katılıktan çok da fazla düşüvereceğiz.
Ve düzgün politikalarla ve bağımsız Merkez Bankası ve bağımsız kuruluşlarla bir il içerisinde %25’lere düşer diyor. Olabilir %25’lere 30’lara ama 25 de çok yüksek. Yani o da çok katı ve ondan sonrası daha da zorlayacak bizi mesela. 25’ten sonrası daha da aşağıya indirmek zorlayacak. Şimdi ama bunlar daha orta vadede konuşacağımız şeyler. Biz kısa vadedeki sorunumuza odaklanalım.
Sizin sorunuz çok cana alacak. Şimdi bu noktada biz bu kur tekrar patlar mı? Çünkü benim gördüğüm şey yani ya ekonomi yavaş yavaş hız kesecek ve bu döviz talebi azalacak. Hız kesecek demekten kastım ithalat talebi. Şu anki ithalat talebi çok yüksek. Bu ithalat talebinin ekonominin biraz soğuyarak yavaşlaması lazım. Ama bu ithalat talebi aynı zamanda ihracatı karşılamak için kullanılan bir ithalat.
Elbette ama bir kısmı onun öne çekilmiş olan ithalat. Yani hani biz yani sonuçta kur riskini firmalar ortadan stokla, amadesto’yla kaldırıyor. Belirsizliği ortadan kaldırırsak bundan da kurtulacağız. Kur üzerindeki belirsizliği ortadan kaldırırsak bundan da biraz kurtulacağız. Dolayısıyla yoksa biz ihracat yaptığımız zaman tabii ki bir katma değer yaratıyoruz. Yoksa zaten kimse ihracat yapmaz yani aldığını yurtdışına satmak için yapmıyoruz bunu.
Dolayısıyla burada karşılaştığımız sorun aramallarında özellikle ithalat talebinin öne çekilmiş olması. Şimdi bunun bir kere böyle yavaşlaması muhakkak olacak. Çünkü burada daha da gaza basmaya çalıştığımız zaman bu ithalat talebiyle o zaman döviz yükselmeye devam edecek.
Ha bir şok durumunda olur mu dövizdeki yükselme? Birinci senaryo bu. Böyle bir risk var mı? Var. Nasıl olur? Bu bir bizim literatürde bildiğimiz ani duruşlu olmaz. Yani sudden stop dediğimiz sermaye hareketleri birdenbire çıkar. 2018’de bu oldu. 15 milyar dolar bir sermaye çıkışı oldu. Oradaki kur şokunu zaten o sermaye çıkışıyla beraber yaşadık.
Şimdi öyle bir çıkacak sermaye yok. Olmadığı için bu çıkışı olmaz. Ama ne olabilir vatandaş aralıkta yaptığı gibi bakın aralıkta eğer kur korumalı mevduat gelmeseydi vatandaş resmen bizim bir bankram dediğimiz bir yere doğru gidiyordu sanki olay. Kur korumalı mevduat geldi ve olay durdu. En azından vahamete doğru gitmedi ve durdu. Şimdi tekrar öyle bir tehlike yok mu? Yani birdenbire kur korumalı mevduat bunu tutuyor ama ya insanlar buna olan inancını kaybederlerse, birdenbire kur korumalı mevduatlarını çözüp tekrar dövize yönelmeye başlarlarsa ve sokaktaki vatandaş da sabah yani o ay başında aldığı aylığın hepsini gidip dövize yatırıp ondan sonra ay sonuna kadar kredi kartıyla idare etmeye falan çalışırsa o zaman yeni bir kur şoku yeriz. Bu risk yok mu? Var.
Burada yaşayın. Bu risk var. Bu risk yok diyemeyiz. Böyle bir şey olduğu zaman 2018’de olan şey başımıza gelir. 2018’de olan şey şuydu. Aniden orada recessyona girdik. Çünkü o kur yüksek. Yine aynı şey olur yine recessyona gireriz.
Böyle bir risk var. Şimdi bunu şeyle karşılaştıralım. Yapılmayan faiz artışıyla karşılaştıralım. Burada yaşayacağımız, burada aldığımız bir risk ve bunun sonucunda yaşayacağımız bu karşılaşacağımız recessyonun derindiği faiz artışını yapsanız ve makro ortamı rahatlatsanız karşılaşacağınız soğumayla ki bence olmayacak bile dediğim gibi.
Olumlu daha da olumlu olacak. Karşılaştıralabilir bir şey değil. Dolayısıyla bu riski almanın bir gereği yok. Yani kurdaki bu ani yükselişi, vatandaşın birden bire döviz talebini kucum etmesiyle, bankalara kucum etmesiyle. Çünkü o zaman belki işler öyle bir çığrından çıkabilir ki daha sert önlemler almak zorunda kalabilir hükümet. Kur korumalı mevduat yetmemiş olacak. O zaman başka şeyler gündeme getirmeye çalışacaklar. Çünkü ona seyirci kalınamaz. Yani öyle bir şey olmayacak. Yani onu durduracaklar elbette. Ama yani bunları bu riske almamalıyız. Yani bu riskin alınacak bir tarafı bence yok. Çünkü faizden gelecek bir risk yok yani o kadar. Dolayısıyla faizle en azından bunu biraz rahat. Peki diyelim bu olmadı. Yani en büyük hata faizleri gereksiz yere 5 bu an düşürmek için. 5 bu an düşürmenin maliyeti Türkiye’ye milyarlarca dolar ve büyük bir enflasyon boğuldu.
Maalesef öyle oldu. Yani belki 5 değil de mesela 3 ile 2 ile yetinseydiniz bile bunlarla karşılaşmayacaktık. Bilmiyorum yani piyasanın tepkisini ama yani bana öyle geliyor 2 ile bile yetinirse veya o biraz beklenseydi. Yani birazcık daha beklenebilseydi, birazcık daha sabır gösterilseydi bu faiz indirimleri konusunda. Yıl sonuna kadar beklenilseydi bunlar karşılaşmayacaktı.
Belki o zaman yani bilmiyorum yani tabi şimdi geriye dönüp şöyle olsaydı böyle olsaydı demek çok zor ama yani bunlar bana çok doğal görünüyor. Yani bir iktisatçı olarak baktığınız zaman bütün iktisatçılar bunun böyle olduğunu görüyorlar yani. Şimdi bir iktisat tarafında bir de maliye tarafı var. Bu kur korumuna mevduata geçişle beraber pek çok şirket ellerindeki kimisi döviz rezervini, kimisi Türk lirası rezervini buralara aktardı.
Ve hem faizin üzerinde bir gelir elde etti hem de bir yandan da vergi amatajı sahip. Bu aynı zamanda hazineye de farklı bir sıkıntı yok. Yani hazinenin borçlanma ihtiyacını artırmadı mı vergilerin düşürerek? Çok doğru. Yani şimdi mesela böyle bir ortamda mesela değil mi yani bu kadar büyük bir negatif real faiz borçlulara yarar bütün dünyada. Bu bilinir. Borçluysanız böyle bir şey kazanırsınız. Şimdi en büyük borçlu devlet, devlet kazanıyor mu? Hayır çünkü devletin… Farkı ödüyor. Evet yani hem bu KKM’den ödüyor hem enflasyona enleksi borcundan ödüyor hem döviz cinsinden borcundan ödüyor. Galiba yanılmıyorsam %15’i sabit faizli devletin ancak işte orada kazanıyor yani o enflasyondan.
Dolayısıyla maalesef kamu maliyesini de sürekli bozuyoruz. Yani şimdi çift açığa gidersek yani kamu maliyesinin çok ciddi bozuldu. Efendim öbür taraftan da cari açın döviz talebini böyle bu kadar bindirdiği bir yerde o zaman enflasyon dinaminin çok daha kötüye gitme ihtimali var. Orada değiliz. Yani o panik yapmayalım yani hani orada değiliz yani kamu maliyesi açısından.
Ama yani o tarafa doğru da gidiyoruz görüldüğü kadarıyla böyle devam ederse. Yani iyi senaryo bu ortamda faize dokunmamak eğer burada israr ediliyorsa… İyi senaryo ekonominin yavaş yavaş kendini soğutması olacak ki o da bu ortamda niye böyle bir riski alıyoruz onu anlamak benim açımdan yani hani biraz zor oluyor gerçekten.
Bir iki mesele bunu acaba bile bile yapıyor olabilirler mi diye soruyor bazı vatandaşlar. Yani bunun yapılarının sonucunun bu olacağı ortada olduğuna göre acaba elinde yüksek miktarda döviz bulunduran bir takım kişilere avantaj sağlamak için mi yapıldı bunlar diye soranlar da var. Bu bir kompletörlisi midir? Kanıtlanabilir bir şey midir bu? Bence değildir yani bunu yani bence buna inanarak yapılıyor bu yani ama yanlış bir şey yani inanç yani şimdi birilerine çıkar sağlamak için bunun yapıldığını… Ben düşünmüyorum doğrusu yani inanıyorlar bunun böyle iyi bir sonuç vereceğine daha iyi bir sonuç vereceğine diye düşünüyorum. Öyle temenni ediyorlar ama daha hala zamanla bunun görülebileceğini düşünüyorlar ama maalesef yani ben yanlış yani bunlar çok denenmiş ve görülmüş şeyler. Yani bu ilk defa olan bir şey değil yani ilk defa biz arzla enflasyonu arıza artırarak enflasyonu düşürürüz demiyoruz.
Yani ben mesela bazı eskiden hatırlıyorum hayal mayal yani eski liderler şimdi isim de vermeyeyim yani onların da bazıları bunlara da inanırdı. Yani 2000 öncesinden bahsediyorum yani bu hükümetten değil. Böyle şeyler oluyor maalesef ama hiçbiri bunların hiçbiri başarılı olmuş maceralar değildir. Bunların hepsi genellikle buna benzer olaylarla farklı farklı ortamlarda buna benzer olaylarla sonlanmıştır. Doğru bir tespit ve belki de doğru bilgilendirme de yapılmıyor ondan evve ama yani ben şey doğrusu düşünmüyorum Fatih Bey yani birilerine kazandırmak… Böyle bir şey olmuştur….olduğunu düşünmüyorum yani. Ben de pek düşünmüyorum açıkçası. Bu komple töresi gibi geliyor bana. Ben de bunu daha çok pek eksik olarak düşünüyorum.
Peki hocam şimdi geçmiş krizde Türkiye 94 krizi yaşadı işte 5 Nisan kararları arkasından 2001 krizi yaşadı. İşte anayasa fırlatılması bahane oldu falan bir sürü krizlerimiz oldu bizim. Benim bu krizlerle bugünkü kriz arasında gördüğün temel fark sanki şuymuş gibi geliyor. Bilmiyorum yoksa siz diyebilirsiniz ki pek öyle değil.
Eskiden bir kriz olurdu. Bu krize ekonomik kurallar çerçevesinde ekonomik bilim çerçevesinde bir çözüm planı bulunurdu. Olmazsa yeni bir plan bulunurdu. Bugün sanki eksik olan buymuş gibi geliyor bana yani kriz var ya da işte ekonomide bir aksaklık var. Bu aksaklıkla ortam kaldırmak için ekonomik bilimi şunları şunları gerektiriyor ve şunları yapmamız lazım deyip bir şey yapılmıyormuş gibi geliyor.
Ve güvensizliği ve belirsizliği atlasa bu sefer oluyor. Böyle bir görmek lazım. Biraz öyle bu sefer çünkü yani burada yani bunu tabii tam nasıl formüle etmek lazım ondan da emin değil. Yani tabii Sayın Cumhurbaşkanı’nın böyle bir israrı var onu biliyoruz yani faiz konusunda zaten şey değiştirdi. Bir kere o bir etken yani o bir ilgisi. Ama yani mesela dediğim gibi bunu yaparken herhalde şöyle düşünmüyorum ben yani hani işte 3 puan indirin, 5 puan indirin, 10 puan indirin diye puanı ile söylemiyordur herhalde. Yani dolayısıyla bu politika yapıcılar bunları ayarlıyorlar. Onlar da sanıyorum bu böyle bu faizleri böyle indirirlerse bu şoku yiyeceklerini düşünmediler ve bunu yediler ve bu şoku yedikten sonra da bu politikadan dönmemekte israr ediyorlar. Belki orada başka yani belki Cumhurbaşkanı’nın bir etki ya da onlar öyle düşünüyorlar. Onu da bilmiyoruz yani hani bilmiyoruz yani burada belki de yani doğru bu politikanın eline sonunda beklersek sonuç vereceğini düşünüyorlar. Ama siz vermez diyorsunuz. Ben yani ben vereceğim vermeyeceğine eminim yani umarım yanılıyorumdur çünkü israr edilir ve sonuç iyi olursa hepimiz gibi ben de mutlu olurum tabii ki ama zannetmiyorum öyle bir şey olacağını.
Türkiye ekonomisi, dünya ekonomisi üzerinde en etkin ekonomi biliyoruz ki Amerika ekonomisi. Çin ekonomisi, Amerika ekonomisine yakın bir büyüklüğe ulaşıyor gibi görünse bile Çin’in dünyadaki etkisi bu denli fazla değil ama Amerika ekonomisi dünyaya etkiliyor. Ve Amerika ekonomisinden gelen haberler faiz arttırımları sonrasında bir miktar umut verici.
Şu açlı umut verici bir resesyon beklendiği gibi bir resesyon Amerika’da oluşmadı yani bu faiz arttırma sonucunda Amerika’nın küçülmesi, ekonominin durması bekleniyordu. Amerika’da böyle bir şey olmadı.
Tam aksine yaz aylarında ilk gelen verileri Amerika’da tanımda istihdamın rekor düzeyde arttığını, önümüzde günlerce açıklanacak diğer istihdam verilerinin de olumlu olacağı yolunda bir beklenti seviyetlerdi. Ve bu Amerika şu anda tek son olarak enflasyona giriyor ve enflasyona mücadeleyi de en sert, en radikal şekilde sürdüreceğini ve faiz arttırma dağım edeceğini biliyoruz. Amerika ekonomisinin gücünü tekrar alıyor olması ve enflasyonu düşürmesi Türkiye’yi nasıl etkiler? Önce tabii faizleri Amerika ekonomisinin de yükseldiğini göreceğiz zaten ve orada bir çeşit bir resesyonla karşılaşacağız. Ne kadar derin bir resesyon olacak o hepimizin aslında merak konusu. Hafif bir resesyon olur belki kısa vadede aşılır o zaman bütün dünya ekonomisi… Şimdi bugün veriler açıklandı ve resesyon yok şu an için. Evet tabii yani vardı çıktı. Çıktığını sinyali ne alıyor yani sinyali ne alıyor tam çıktı demek mümkün değil tabii. Şimdi öyle iki çeyrek de geçti ve atlattıysa bu çok iyi bir haber hepimiz için. Yani bütün dünya ekonomisi için iyi bir haber o zaman Avrupa’da onları takip etmeyecek. Dolayısıyla dünya olarak böyle bir resesyona doğru gitmeyeceğiz.
Şimdi bu ilginç tabii yani çünkü ben tabii şunu bekliyordum doğrusu faiz artışları devam edecek. Dolayısıyla buradan bir resesyona doğru gideceğiz. Şu olabilir tabii daha sert faiz artışları yaptıkça belki ekonomi o tarafa doğru evrilecek. Onu da bilemiyoruz yani bu arada bir kesit olabilir. Ama yani bugünkü veriler bize bir müjde verdi doğrusu. Yani bunda yani en azından bu verilere bakarak çok büyük bir resesyonda karşılaşmama olasılığımız var. Ama şu denklemin şu ayağını görmedik. Faizler yükseltildiği zaman özellikle Amerika’da şimdi oradan ne kadar acaba bunun borçlu kesim üzerinde yıkıcı bir etkisi olacak onu bilmiyoruz. Yani henüz bu talep etkisi değil. Burada çok ciddi bir borç var. Borçlulara da faizleri yükselttiğiniz zaman belki bu şirketlerin bir bölümü uzun zamandır bizim tabirlerini yüzdürülüyordu. Yani bunlar aslında zaten batık şirketler işte düşük faiz vesaireyle yüzdürülen şirketler. İşte onları göreceğiz ama umarız yani böyle bir çok derin bir resesyon dünyayı yakalamaz. Şimdi bu kadar borçlu bir dünyada ama benim hani bu konuya eğilen arkadaşlarım sen biraz fazla hayalperestsin diye olabilirler. Çünkü bu kadar borçlu bir dünyada bu faizler artacak. Faizlerin artacağı kesin. Yani resesyon eninde sonunda da bu biraz yavaşlayacak yani eninde sonunda. Çünkü enflasyonla baş etmek için faizleri arttıracaklar. Şimdi bu veriden sonra mesela 75 bas puanı göreceğimiz bence yani yaklaşık kesin gibi oldu. O öyle de devam edecek. Şansımız şu olur tabii yani hafif bir dünya resesyonu. Çünkü böyle bir ortamda bu çizdiğimiz çerçevede bizim ekonomik açısından baktığımız zaman bir de dünyada bir resesyon.
Daha doğrusu buna stakflasyon da diyorlar. Çünkü enflasyon da asılı kalacak orada. Bütün bunlar olurken resesyon olmasına rağmen aşağıya girmeyecek. İşte o baya bizi zorlayacak bir şey durum olur. Bunun etkili Türkiye görüyor. Resesyon beklensin etkili görüyor Türkiye. İracatta siparişler de azalma vardı. Türkiye tarihini ilk defa olarak, ıracatta dünya dış ticaretinde %1’in biraz üstüne bir pay edilmişti. Yani biz %1’deyizdir. %1’in biraz üstüne çıkmıştı. Ancak bu resesyon beklentisiyle Türkiye’nin ıracatındaki büyümenin durmuduğu ve girilemeye başladığı görüyorduk. Resesyon ortadan kalkarsa eğer ve bu Avrupa’ya da yansırsa, Türkiye’ye buradan bir avantaj sağlar mı? Yoksa enerji fiyatlarındaki artışlardan dolayı buradaki bütün kazancını zaten kaybediyor mu?
Çok güzel. Tamam ben aslında unuttuğum noktayı siz hatırlattınız. Çok teşekkür ederim. Şimdi tabii bunun bir diğer cephesi var. Tam dediğiniz gibi. Çünkü enerji fiyatlarındaki bir düşüşü, petrol fiyatlarındaki bir düşüş beklentisini dünyadaki resesyona bağlı olarak görüyorduk. Zaten biraz da düşüyordu. Şimdi bu resesyon olmazsa o zaman bu ortamda enerji fiyatları tekrar yükselmeye başlar. Bir başladı. Başladı zaten.
Dolayısıyla evet yani bu açıdan baktığımız zaman kaybımızı geriye, yani kazandığımızı buradan kayıp olarak verme durumumuz var. Ama şunu söyleyeyim ben. Şimdi bu ihracat performansı bence olumlu. Yani biz aslında dediğim gibi real ekonomisi çok güçlü ve aynı zamanda da çok esnek, dayanıklılığı çok yüksek bir ekonomiye sahibiz. Yani bu net.
Şimdi bu kadar çok, bu kadar şeyden sonra hala real ekonominin şöyle ya da böyle bu performansı gösterebiliyor olması önemli bir şey. İraricatımız da bu anlamda biraz ona benziyor. Ama buradan böyle bir devrim yaptık da diyemiyoruz. Çünkü bu biraz cam havliyle yani yaptığımız şeyler. Bir de bizim enerjik alışkanlığımız nasıl yıllardan beri oluşmuş. Çok doğru. Yani orada hani içeride işler kötü gittiği zaman hemen dışarıya şey yapalım. Çok esneyiz.
Çok esnek bir şey ekonomi olduğumuz için bunu yapabiliyoruz. Ama bu bize, bu bize bir şey kazandırıyor. Yani biraz ihracat yapmayı şimdi yeni de bir ortam var. Biraz daha ihracat yapmayı üzerinde ciddi ciddi iş adamlarımızın daha fazla düşündüğünü düşünüyorum. Bu bir kazançtır bence. Yani kaybımız da olsa buradan bir kazancımız olur. Bu arada yani biz az buz ihracat yapan bir ülkede değiliz tabii. Yani neredeyse milli gelirimizin çok ciddi bir oranında ihracat yapıyoruz.
Yani 200 yani 200 diye şeyde kattığımız şeyi katalım. Turizmi falan hizmet ihracatlarına yani işte yeni milli gelir kim bilir ne olacak. Üçte birinci var mı? Az buz bir şey değil ama yani bayağı bir ciddi bir ekonomi. Yani o milli gelir düşmesini de etkisiyle ama milli gelir 900’lerden hatta 1’lerden böyle. Doğru yani çok doğru tabii. Ama işte öyle şişiyor biraz milli gelir.
Yani o biraz da hani biz yani şunları hatırlayalım 2010’larda 2011’lerde ne kadar rahatlık değil mi? Yani yurt dışına çıkıyorduk harcamalar yapıyorduk. O tüklüyorsan heryse aynı dolarla para harcıyorduk. Şimdi onu da demek ki hak etmemişiz biraz onu anlıyoruz. O zaman da onu uyardığımız zaman ama kızıyorlardı. 3 TL diyorlardı. Evet tabii şey yapıyorsunuz yani hani. Aynik yapıyorsunuz 3 TL istemiyorsunuz yabancıların oyuncağısınız falan diyorlardı. Maalesef. Yani işte yani. 1 dolar 1 TL diyenler daraşman yapılıyor. Evet yani maalesef.
Yani şimdi o politikanın biraz sonucunu da görmüş oluyoruz yani. Yani işte biraz. Yazın dediğimiz sunumalar meselesi var. Hayır ama yani biraz da ifratla tefrit gibi sanki. Yani hani ya böyleyiz ya öyleyiz. Yani hani bir uçtan bir uca. Yani 1 TL olmasın ama 20 TL de olmasın yani. Ortası bir yer var yani. Evet yani faiz politikamız da öyle. O zaman yani çok yüksek faizler diyelim ki. Çok yüksek real faiz veriyoruz. Real faiz veriyoruz. Şimdi oradan çıkıyoruz bu sefer bu tarafa. Çok yüksek negatif faiz veriyoruz. Çok inanılmaz bir negatif faiz veriyoruz.
Yani biraz böyle bizim işlerimiz gibi geliyor bana doğrusu. Biraz da. Peki ulan siz diyorsunuz ki bu politikayla bu ortamdan çıkılmaz. Bu sürer. Aynen öyle geliyor. Yılbaşı itibaren Aralık ayından sonra enflasyon baz etkisiyle gelirler. Ama bu 60’lar 70’lerin altına asla inmez. Sadece o Aralık’taki yüksek enflasyon devreden çıkınca baz esinden dolayı. %150’lerden %70-80’lere gelirler.
Yani biraz ressizsiyonist bir duruma girersek biraz talep falan işte şok da yemezsek. Evet yani bir enerji şoku da gelmezse işte 50’lere falan gideriz yani. Ama yani bu olacak şey değil yani hani 50 enflasyonu düşürdük demek olamaz yani. Yani ben bu konuda bu politikanın bir de risk yani diyelim ki yani şöyle düşünün. Yani biz diyelim ki böyle ya da böyle bir şekilde bir şeyler yaptık.
İşte arada bir şeyler bulduk falan dövizi ihtiyacımızı karşıladık. Böyle bir şeyde bıçak sırtı gidiyoruz. Yani bu ama bu risk taşınılacak bir risk değil. Uzun süre taşınılabilecek bir şey değil. Yani mutlaka o bıçak sırtının bir yerinde kayarsınız. Başka şey yok. Olamaz yani. Yani benim gördüğüm matematiksel bir şey yani hani şey değil. Temenni düzeninde değil ya da böyle hani inançla konuşmuyorum yani.
Çok benim görebildiğim matematiksel olarak böyle görünüyor bana. Fatih Bey. Peki hocam. Evet. Eteceğim bir şey kaldı mı? Yani daha çok konuşabilirim tabii sorun buyrun. Konuşabiliriz de bundan sonra da bir programımız var. Son birkaç dakikamız o yüzden sizin özellikle söyleyeceğim bir şey.
Yani şu resminizi çok beğeniyorum. Tüm dünyanın en kalburu üstü o zaman. Bilim adamları. Bilim adamları. 19. yüzyılın bir de sağ olayın bu operansı. Yani bu bilime sizin ne kadar saygı duyduğunuzu gösteriyor. Yani biraz daha bu işte bir bilim. Yani hani bu kadar da şeye düşünmemek lazım. Bu işte bir bilim. Bu kadar da boş vermek lazım. Bu kadar boş vermememiz lazım. Bu kadar teorem üretmeye uygun bir yer değil. İşgel bir kübradan teorem üretmeye uygun bir yer değil. Bazı şeyler öyle. Yani nasıl fizikte bir şey yaparken bir makine, fizik kanunları ne?
Bir kanun da bir kanun. Bir matematik hesabı varsa, bu da bir matematik hesabı var. Öyle diyebilirim. Denebilirim son söz olarak. Çok teşekkür ediyoruz hocam. Sağ olun. İlerleyiciler ekonomi konuşmayı bu nokta duyuruz. Ege Hoca’nın bu son sözleri beraber. Birkaç dakika sonra doktor Feyza Bayraktar psikoterapist, YEM’e bozukluğu uzmanı ve profesör doktor Özgür Öner, çocuk vergen psikiyatristi bir arada olacağız. Ve özellikle Türkiye’de ve dünyada ama Türkiye’de giderek artan miktarda
özellikle gençleri pençesini alan ve sonrasında da, iğri yaşlarda da ciddi bir ekonomik kayıba kadar ve insan gücü kaybına kadar giden YEM’e bozukluğu meselesi nedir, ne değildir? Nasıl başlar, nasıl mücadele edilir? Kaç türü vardır?
Bütün bunları birkaç dakika sonra ele alacağız Feyza ve Özgür hocalarla.