Mahya Işıkları 25. Gün | Ressam Tevfik

Mahya Işıkları 25. Gün | Ressam Tevfik videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BMQSlt0222g. MAHYA IŞIKLARINA HOSCAKALIN Merhabalar. Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Yeniden birlikteyiz. Ne mutlu bizlere. Mahya Işıkları’nın tam altındayız. Bizim bilinen en eski seyirlik oyunumuz hiç şüphesiz ki Hacivat ve Karagöz’dür. Geneksel tiyatro sanatımızın kökleri olan orta oyunu ise işte bu Hacivat…

Mahya Işıkları 25. Gün | Ressam Tevfik

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=BMQSlt0222g.

MAHYA IŞIKLARINA HOSCAKALIN Merhabalar. Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Yeniden birlikteyiz. Ne mutlu bizlere. Mahya Işıkları’nın tam altındayız. Bizim bilinen en eski seyirlik oyunumuz hiç şüphesiz ki Hacivat ve Karagöz’dür.
Geneksel tiyatro sanatımızın kökleri olan orta oyunu ise işte bu Hacivat ve Karagöz’ün ete ve kemiğe bürünmüş halidir. Kavuklu, karagöz. Pişekâr, Hacivat. Orta oyununun iki vazgeçilmezi. Kavuklu ve pişekâr. Ve Ramazan aylarında elbette ki orta oyunu oynanırdı. Hatta bu orta oyunu sarayda bile oynanmıştır.
Özellikle Sultan Abdülaziz’in tahta yeni çıktığı o ilk yılda sarayda oynanan bir orta oyunu çok ama çok önemliydi. Bu oyunun amacı İhtisap Ağası Hüseyin Bey’i yeniden o makama getirtmekti. Hüseyin Bey, İhtisap Ağalından el çektirilmiş. Fakat arkadaşlar onu çok seviyor. Ne yapalım da Hüseyin Bey’i yeniden görevini iade ettirelim. Bu amaçla sarayda Abdülaziz’in karşısında bir orta oyunu düzenleyelim.
Oyun bir pazar sahnesiyle açılıyor. Bir pazar yeri, esnaf, alışveriş yapanlar Sultan Abdülaziz seyrediyor. Her şey çok güzel giderken oyunda, birden bire bir koşuşturmaca, bir kargaşa, oyunda bir telaş… Abdülaziz şaşırıyor, soruyor. Hayrola, ne oluyor? Yanıt veriyorlar. Efendim, İhtisap Ağası Hüseyin Bey geliyor. Abdülaziz’in karşısında bir orta oyunu düzenlemişti. Abdülaziz daha da şaşırıyor. Esnaf bu kadar çok mu çekiniyor Hüseyin Bey’den? Evet efendim diyorlar. Ve Abdülaziz, kurallarına insanların uyduğu, çekindiği Hüseyin Ağayı yeniden İhtisap Ağası… Efendim, İhtisap Ağası… Ha, ne bir demek? Belediye Başkanı. Yani, Belediye Başkanı. Daha küçük yerlerdeki Belediye Başkanı. Sonradan şehre emini oluyor zaten.
Evet, Abdülaziz yeniden Hüseyin Bey’i İhtisap Ağalık görevine getirtiyor. İşte, Hüseyin Bey’in torunu, Hatice’nin 1867 yılında bir oğlu dünyaya geliyor. Mehmet Tevfik. Mehmet Tevfik, Aksarada ki evlerinin penceresine küçükken, küçükken şunu yazıyor, ”Ressam Tevfik”
Ama, Ressam çok iyi bir Ressam. Tevfik Bey çok iyi Ressam’dı. Fakat biz onu edebiyatçı kimliğiyle tanıyoruz, şiirleriyle. Tevfik Fikret. Tevfik Fikret’ten söylüyorum size, bu mahiye ışıklarında. Büyük bir trajitedir onun hayatı da aslında. Annesi ve dayısı hacca giderken, hacc yolunda büyük bir kolera salgınından kurtulamıyor ve vefat ediyor. Tevfik Fikret’i yengesi ve anneannesi büyütecektir. Tevfik Fikret, evet, çocukken evinin penceresine ”Ressam” diye yazıyor adının başına. Zaten resimler yapıyor. Galatasaray Lisesi’ndekindeki öğrenciyken, onun yapmış olduğu bir İstanbul Kabadayısı’nın resmi vardır. Mükemmel bir resimdir. O zamanlardan belliydi zaten resim öğretmeni, onun iyi bir Ressam olacağını anlamıştı o resme bakarak. Ama Tevfik Fikret,
edebiyata yönülüyor, şiire yöneliyor. Ama resimden hiç kopamıyor biliyor musunuz? Onun tanınmayan kimliği Ressamlı’ydı. Eşi Nazım Hanım, anket yapıyor Tevfik Fikret’e, soruyor. ”Nasıl ölmek istersin?” Şu yöntü vermişti resim yaparken. Ama ne yazık ki Tevfik Fikret resim yaparken ölmüyor. Fakat dönemin ünlü kadın ressamı,
Mihri Müşfik Hanım, Tevfik Fikret son nefesini verirken onun başucundaydı ve onun resmini yapıyordu. Bir dönem siyasi hayattan, polemiklerden çok sıkılıyor Tevfik Fikret ve Yeni Zelanda’ya gitmek istiyor, orada bir ada satın alacak, bir ev yapacak ve orada yaşayacak arkadaşlarıyla. O evin planı da çiziyor, bizzat kendisi çiziyor. Fakat sonra bu düşüncesi gerçekleşmiyor. Ama çizmiş olduğu o ev planını,
İstanbul Boğazı’nın sırtına, Aşiyana yapıyor. Evet, bugün Tevfik Fikret’in vize olan evi, aslında kendi planladığı, planlarını kendisi çizdiği, Yeni Zelanda’da bir adaya yapmak istediği evdi. Ya şunu da anlatmadan geçmeyelim, bunu anlatmasak olmaz elbette. Çok seviyorum bunun bu ikisini. Bir gün Tevfik Fikret, Cagaloğlu kuşundan aşağıya doğru yürümektedir.
Sol tarafında yakın arkadaşlarından Hüseyin Cahit Yalçın vardır. Yürüyorlar, bir ara duruyor Tevfik Fikret, tutuyor Hüseyin Cahit Yalçın’ın kolundan, diyor ki ”Hüseyin, sağ tarafıma geç.” Hüseyin Cahit Yalçın’ı sol tarafından sağ tarafına alıyor, yürümeye devam ediyorlar. Hüseyin Cahit Yalçın geri dönüyor. ”Ya bunu niye yaptın?” Tevfik Fikret şu an tebürüyor. ”Hüseyin, sol yanımda kalbim var.
Orası karıma aittir.” Geldik bir Mahya Işıkları’nın daha sonuna. Yarın yeniden aynı saatte bu masanın etrafında birlikte olalım.
Sürçülisan ettiysek affola.