Mahya Işıkları 5. Gün | İftar Sofrası

Mahya Işıkları 5. Gün | İftar Sofrası videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wHM7MLynBJc. İftar sofrası Eski tarihlerde iftar sofrası niye benziyordu? Nasıl hazırlanıyordu iftar sofraları? Bu sorunun yanıtını resim sanatında buluruz. Bir tabloda çok eski iftar sofralarının nasıl hazırlandığına dair harika bir bilgi vardır. Ama önce o tablonun ressamını tanıyalım. Hoca Alriza Efendi….

Mahya Işıkları 5. Gün | İftar Sofrası

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wHM7MLynBJc.

İftar sofrası Eski tarihlerde iftar sofrası niye benziyordu? Nasıl hazırlanıyordu iftar sofraları? Bu sorunun yanıtını resim sanatında buluruz.
Bir tabloda çok eski iftar sofralarının nasıl hazırlandığına dair harika bir bilgi vardır. Ama önce o tablonun ressamını tanıyalım. Hoca Alriza Efendi. Hoca Alriza Efendi, 1858 yılında Üsküdar’da dünyaya gelir. Zaten Üsküdar’la Hoca Alriza Efendi olarak bilinir. Üsküdar çok önemlidir ressamlar için. Neden mi? Çünkü Üsküdar’ın adı ressamlar diyarıdır. Evet. Ressamlar diyarı olarak bilinirdi Üsküdar. O kadar çok değerli ressam yetiştirmiş ki Üsküdar ad olarak ressamlar diyarını almıştır. Benim hayallerimden biri de Üsküdar’da, İstanbul’un bu eski en güzel tarih seplerinden birinde şöyle büyük,
şöyle resim sanatımıza yakışan bir plastik sanatlar resim heykel müzesi kurabilmek. Üsküdar’ın adı ressamlar diyarı. Atı alan Üsküdar’a geçti. İyi güzel de o atın terkisinde resimler var. Hoca Alriza Efendi, Üsküdar’da dünyaya geliyor. Kuleli Askeri Lisesi’ni bitiriyor ve harbiyede muallim sınıfına ayrılıyor. Yani öğretmen olarak edişiyor.
Fakat o yıllarda öyle öğretmen olmak, kusura bakmayın hiç kolay değil. Beş yıl eğitim alıyor. Beş yıl muallim sınıfında okuyor Hacı Yılırsa Efendi. Tamam, resme yetenekli, yetenekli olduğu anlaşılıyor. Resim öğretmeni olacak Hoca Alriza Bey. Beş yılın sonunda hemen sen resim öğretmenisin, git ders ver demiyor. Bitirdikten sonra iki yıl daha eğitim almanız gerekir. Ve iki sınıf var.
Sınıfı sani, sınıfı evvel. Sınıfı sani bölümünde daha çok geleneksel tarzda resim eğitimi veriliyor. Yani had sanatı, çini sanatı, modellerin resim yapmak. Ama sınıfı evvel bölümünde doğaya çıkıp resimler yapmak dersleri var. Hayalden resim yapmak dersi var. Fotoğrafçılık dersi bile vardı. Hatta elbise kıyafet tarihini bile öğretiyorlardı. İşte Hoca Alriza Efendi sınıfı evvel bölümünü bitiriyor.
Beş yıl eğitim aldı. İki yıl… Hayır, öğretmen seni denmiyor. İki yıl daha bunun arkasında staj yapacaksın. Ve o iki yıllık öğretmenlik stajını da tamamladıktan sonra ders verdiğin konuda yurtdışından getirilen o konuyla ilgili bir ders kitabını kendi diline çevirecek kadar üst düzeyde dil bilmek zorundasınız.
Eğer dersini vereceğiniz o kitabı, yabancı dildeki kitabı kendi dilinize çeviremiyorsanız öğretmen olarak derslere giremezsiniz. İşte Hoca Alriza Efendi bütün bu koşullardan geçtikten sonra öğretmen olarak hatta ve hatta sanayi nefise mektebinde, yani güzel sanatlarda bile ders veriyor. Çok değerli bir ressamdır Hoca Alriza Efendi. Daha çok Çiçekçi’deki kahvehanede görülüyordu. Çiçekçi kahvehanesi ressamlar diyarında
ressamların, ayden insanların, mürekkepli almış insanların buluştuğu bir yerde. Ve o sohbetlerde Hoca Alriza Efendi’nin arkadaşlarından biri de Mehmet Akif Ersoy’du. İstiklal Marşımızın da şairi olan Mehmet Akif Ersoy. İşte iftar sofrası adlı tabloyu yapmış olan Hoca Alriza Efendi… Aslında durun aklıma geldi. Çok güzel bir öyküsü var. Onu anlatmadan geçemeyeceğim. Affınıza sığınıyorum. Şimdi Hoca Alriza Efendi hiç kalp kıramazmış. Hiç. Çok kibar, çok ince insanmış. Çok. Öyle ki bir gün ekonomik darboğaza girmiş. Parası yok. Ve evinde bir kadın var. Ona maaş verecek ama maaş veremiyor. Tencereyi zor kaynatıyor ressam Hoca Alriza Efendi. Nasıl evdeki kadının maaşını versin? Onu işten çıkarmak zorunda ama bunu ona diyemiyor. Çaresiz.
Bir gün alıyor o kadının karşısına diyor ki… ”Evladım, biz bu evden taşınıyoruz. Ve taşınacağımız yeni ev bu evden çok daha küçük.” ”Anladım efendim.” diyor kadın. ”Ben eşyalarımı toplayayım.” Kadın işte böyle çıkarıyor. Bir bakıyor. Kadın eşyalarını toplarken…
Söylemiş olduğu o küçük pembe yalandan rahatsız oluyor Hoca Alriza Efendi. Diyor ki eşine ”Hadi biz de toparlanıyoruz.” Kadın eşyalarını topluyor. Hoca Alriza Efendi bütün kapkacak, yorgan, döşek, masa, sandalye ne varsa evi topluyor. Gerçekten taşınacaklarmış gibi. At arabaları getirtiyor Üsküdar’daki evinin kapısına. Eşyaları yüklüyor. Sonra diyor ki kadına ”Hadi kızım, sana da güle güle, bize de güle güle.” Ve at arabalarıyla gerçekten taşınıyormuş gibi. Üsküdar’dan çıkıyorlar. Karaca Ahmet’i dolanıp gece vakti eve gelip tekrar evi yerleştiriyor. İşte böyle güzeller güzeli Hoca Alriza Efendi. İşte Hoca Alriza Efendi elinde kağıt kalem, İstanbul’u gezmiş, İstanbul’un birbirinden güzel tablolarını yapmıştır. O kadar güzel manzara resimleri yapmıştır ki, İstanbul’un bir hafızasını çıkarmıştır resim sanatıyla Hoca Alriza Efendi.
Yapmış olduğu o birbirinden güzel tablolarından biri de iftar sofrasıdır. İşte biz, bu ressamımızın iftar sofrası tablosundan eski Ramazanlarda iftar sofralarının neye benzediğini görebiliyoruz. Yer sofrasında ortaya kocaman bir tencere tas içinde çorba konur. İftar sofralarının olmazsa olmazı çorbadır. Böyle açılırdı. Uruç. Önce çorba.
Ve çorbanın etrafında küçük küçük kaplarda iftariyelikler. Nelerdir onlar? Peynir, reçel, zeytin. Ramazanda malum herhalde sabah kapatısı yapılamıyor ama insanın canı çekiyor. İşte bu yüzden çorba gazetesinin etrafında küçük küçük kaplarla iftariyelik adı verilen o reçeller, peynirler, zeytinler yaralıyordu. Sonra yemek bitince, çorba kalkınca asıl yemek geliyor.
O da bitince meyveler ve tatlalar konuyordu. Sanat, bir toplumun hafızasıdır. Ve biz Hoca Ali Rıza Efendi’nin iftar sofrası tablosuna bakarak sadece o tabloyla geçmiş iftar sofralar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Geldik bir Mahya Işıkları’nın daha sonuna. Yarın yeniden birlikte olalım.
Sürçülisan ettiysek affola.