Mahya Işıkları 5. Gün | Köy Enstitüleri

Mahya Işıkları 5. Gün | Köy Enstitüleri videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=g-qlxDrR-wQ. İNTRO Merhaba! Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Siz ilkokuldayken hangi koldaydınız? Hani böyle kollar vardı ya, hâlâ daha var. Sağlık kulu, Kızılay kulu, Gezi Gözlem kulu, Metroji kulu… Efendim? Ha, spor kolundaydınız. Spor kolu, evet, o da vardı. Ha? Efendim? Ha,…

Mahya Işıkları 5. Gün | Köy Enstitüleri

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=g-qlxDrR-wQ.

İNTRO Merhaba! Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Siz ilkokuldayken hangi koldaydınız? Hani böyle kollar vardı ya, hâlâ daha var. Sağlık kulu, Kızılay kulu, Gezi Gözlem kulu, Metroji kulu… Efendim? Ha, spor kolundaydınız.
Spor kolu, evet, o da vardı. Ha? Efendim? Ha, kütüphane kolu. Kütüphane kolu. Benim her yıl katıldığım bir kol vardı. Öğretmen sorardı önce, kimler gönüllü olarak girmek istiyor? Bir tek ben parmak kaldırırdım. Bir tek ben. Hayır hayır, kütüphanecili kulu değil, hayır hayır. Harita kolu. Evet efendim, o bendim. Gönüllü olarak. Harita kolu. Zaten tek gönüllüydü, bendim sınıfta.
Harita koluydum ben. Çok… Aa yapmayın! Çok önemli bir kol da harita kolu. Öyle demeyin lütfen. Sosyal bilgiler dersinden önce, öğretmenin oradasına gidip, konuyla ilgili haritayı alıp getirip, sınıftaki karatatayı asan ve ders bittiğinde geri götüren bendim. Çok önemlidir bir okulda sınıfa harita yazmak. Bunu neden mi anlatıyorum?
Bu Ramazan gecesinde çok güzel bir insanımızı yad etmek için. Selim Sabit Efendi. Selim Sabit Efendi, Sultan Abdülmecid döneminde 1850’ler, Paris’te matematik eğitim almaktadır. Ama eğitim alırken Selim Sabit Efendi, aynı zamanda Paris’teki Türklere de ders vermektedir. Yani oradaki, ne bileyim, hariciyeciler görevli, oraya gitmiş olan insanlarımızın çocukları okuldan geri kalmasın diye derste veriyor. Ve geri döndüğünde Selim Sabit Efendi, okullara ilk kez sırayı getiriyor. Çünkü Paris’teyken bakıyor, ya buradaki çocuklar düzgün bir şekilde oturarak, sıralarda ders dinliyor. Bizim çocuklarımız yerlerde. Bizim çocuklarımızın da sağlıklı, anatomisi bozulmayacak bir şekilde ders dinleme hakkı yok mu? Okullara ilk kez sıraları getirden odur. Ama yenilik karşılıkları buna karşı çıkıyor elbette. Haritalar, evet. İşte benim o her ders öncesi, sosyal bilgiler dersinden önce ya da hayat bilgiler dersinden önce gidip öğretmenler orasına getirdiğim haritaları ülkemize ilk kez kazandıran, sınıflarda, derslerde haritanın asılmasını sağlayan Selim Sabit Efendi idi. Çok güzel, aydın bir insandı Selim Sabit Efendi. Onu Ramazan’a bugün de almamızın bir nedeni de, köy estitürlerinin kuruluşunun 81. yıl dönümünde olmamızdır.
17 Nisan, evet. Köy enstitüleri kuruldu, 1940 yılında. Sevgili hocam, Cemal Süreyya, Kars adlı şirinden ne der? Kars, çocukların da Kars’ı. Çok güzel söylüyor Cemal Süreyya. Kars, çocukların da Kars’ı. Ve ben, Cılavuz Köy Enstitüsü’ne ilgili bir kitapta müthiş bir hatır okumuştum. Rıfat Yıldırım’ın anlattıklarıydı. Rıfat Yıldırım, köy enstitü mevzunu Cılavuz’dan mevzun.
Diyor ki, Ramazan ayının 14. günüydü. Kalkıp, dayımın oğlu Yahya’yla birlikte Cılavuz Köy Enstitüsü’ne gitmiştik. Kar altındaydı her yer. Kar, değil mi? Ve çocuk. Kızaklarla gidiyorlar. Özelliği şu, ikisi de annesini kaybetmiş. İki çocuk da annesiz, ikisi de yetim.
İki çocuğun da annesi, Kolar’a da dönmüş. Ve Cılavuz Köy Enstitüsü’ne gidiyorlar. Kars denilince, hele Kar denilince benim aklıma hep o köy enstitüsüne bilginlişiğini almak için yürüyen o güzel çocuk gelir. Hadi gidelim sıcak mevsimlere, Mersin’e, Toros’lara, Mersin’in Arslan köyü. Tahir Ağa, Arslan köyünün muhtarı. Tahir Bey, üç kardeşini de birinci savaşında kaybetmiş. Ve duyuyor ki, kö enstitüsü açıldı. Oğlu Osman’a şunu söylüyor, oğlum git oku, git oku. Asıl savaş, bilgiyi avuçların arasına alma savaşıdır. Köyün birkaç çocuğuyla beraber onları Diyarbakır’a nice köy enstitüsüne gönderiyor.
Bakın Toros’tan neresi, Diyarbakır’ın neresi. İlk gün Osman’la bu çocuk diziyorlar bütün çocukları. Osman da orada, diyor ki orada bir öğretmen, hadi çocuklar depoya gidin, ayakkabılarınızı alın. Çünkü hepsi yalın ayak. Yalın ayak gitmişler, hiçbirinin ayakkabısı yok. Osman koşarak gidiyor, bir çizme alıyor, öyle sıraya geçiyor. Kars’ına öğretmen geliyor,
evladım senin ayak numaran kaç? Ayak numaran kaç? Küçücük bir çocuk, 10-11 yaşında. Elindeki çizmeler 45 numara. Anlamıyor, ayak numarası ne demek? Ayağın numarası mı budur? İşte bu ülkenin çocuklarını bu haldeyken alıp, çok büyük bir yazar yapmıştır köy enstitüleri. Osman Şahin bugün kitapların sayısı elliyi geçen,
edebiyatımızın en ünlü, en güzel yazarlarından biridir. O ki benim ilkokul anımla başladık. Ben ilkokuldayken, bizim okulda da benim öğretmenim olmadı ama köy enstitüleri bir öğretmen vardı. Ve öğretmenimiz mevsimleri bize anlatacaktı. Rica etti arkadaşından, o köy enstitüleri öğretmen gelmişti bize, mevsimleri anlatmıştı. Bizim öğretmenimiz de anlatabilirdi.
Ama o köy enstitüleri öğretmen, o ders bize mevsimleri kemanıyla anlatmıştı. Bütün mevsimleri kemanıyla anlattı. Bakın çocuklar demişti, kar, kış mevsimindeyiz. O kemanın sesiyle sınıfa kar yağmıştı. Çocuklar ilkbahar, çiçekler açtı, arılar uçuşuyor. Yaz, deniz kenarındayız, kumdan kalleler yapıyoruz. Sonbahar, yapraklar düşüyor. Büyük olasılıkla o köy enstitülü öğretmenin kemanındaki notalar, viva dinin dört mevsimiydi, bilemiyorum. Ama işte, köy enstitülüleri denilince benim de aklıma hep, o derste bize kemanıyla mevsimleri anlatan o güzel öğretmen gelir. Bugün 17 Nisan, eğitim tarihimizin çok önemli bir günü. Ve biz Ramazan’ın bu gecesinde, bütün öğretmenlerimizi bütün öğretmenlerimizi sevgiyle kucaklayalım.
Ve kaybettiğimiz tüm öğretmenlerimizi saygıyla analım. Hepsinin, ama hepsinin ruhu şad olsun. Sizleri çok seviyoruz öğretmenlerimiz. Eh bir mahya ışıkların has sonuna geldik. Yarın yeniden bir toprak gelelim.
Söylediklerimizin.