Mahya Işıkları 7. Gün | Kardeş Payı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=VVIMJzWKEpU.
MAHYA IŞIKLARI Ne güzel yine bir Ramazan akşamında sizlerle birlikteyiz. Hoş geldiniz efendim, hoş geldiniz. Mahya ışıkları dedik bu buluşmamızın adına. Çünkü, Mahya kültürü, İslam’ı yaşayan kâltılar arasında sadece ve sadece İstanbul özgüdür. Evet,
şu Mahya ışıklarını biz armağan ettik bütün dünyaya. Mahya, İstanbul’da doğmuştur. 1. Ahmet döneminde kurulduğu söyleniyor ilk Mahya’nın. Tabii ki o yıllarda elektrik yok, kandillerle yazılıyordu Mahyalar. Ve Sultan 3. Ahmet döneminden sonra, yani 1700’lerden itibaren, Mahyalarda Ramazan’ın ilk 15 günü yazı, 2. 15 günü ise resim görülüyordu. Evet, resimler yapılırdı.
Hem de ateşlerle, iki minare arasına bütün İstanbul’da. Ben de size öyleyse, bu bilginin ışığı altında bir ressamdan söz etmek istiyorum. Ama bunun için Kurtuluş Savaşımıza gidiyoruz. Batı cephesi komutanı İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı sırasında Kütahya’ya gelir. Kütahya mütesarrafı Rahmi Bey’le oturup konuşmaktadır. Rahmi Bey’in oğlu gelir yanına. Ve sohbete başlar, İsmet İnönü’yle.
İsmet İnönü çok sever o çocuğu. Der ki, mütesarraf Rahmi Bey’e, Rahmi, bu çocuğa dikkat et. Bir gün çok büyük bir adam olacak. Lakin Ali Bedrettin adlı o çocuğun, okuldaki müdürü Şerif Bey, İsmet İnönü’yle aynı fikirde değildir. Yani bir şey olmaz bu çocuktan. Zaten, Ali Bedrettin de,
okulu güzel sanatlarda devam etmek istemektedir. O yıllarda güzel sanatların lise bölümü vardır. Yaşadığı kentten çıkıp İstanbul’a gelecek, güzel sanatlarda okuyacak liseyi. Bunun için okula başvurur Şerif Bey’e. Şerif Bey, tasdiknameyi vermez. Başaramazsın sen, senden bir şey olmaz. Niyazı ki böyleleri de var. Hiçbir çocuğa bu denir mi? Diyor işte. Ve tasdiknameyi alamıyor Ali Bedrettin. Tasdiknameyi alsa, indirimli bilet alacak İstanbul’a gitmek için. Bu yüzden ailesi tam bilet parası, ki o yıllarda iyi paraydı yani, tam bilet parasıyla oğlunu İstanbul’a gönderiyor, Rahmi Bey. Ve geliyor güzel sanatların lisesine. Okula başladıktan 6 ay sonra bir resim yarışması açılıyor. Ve Ali Bedrettin birinci oluyor. Büyük bir para mükafatı alıyor. Öyle ki bir yıllık bütün okul masrafını karşılıyor. Bu kadar yetenekli. Ali Bedrettin, Ali Bedrettin diyoruz ama siz onu resimlerin altına attığı imzasıyla Bedir Rahmi Eğipoğlu olarak tanıyacaksınız. Koca Bedir Rahmi Eğipoğlu. İbrahim Çallı bir gün babası Rahmi Bey’e diyor ki, bu çocuk benden alacağını aldı. Ben ona artık bir şey veremem. Siz bunu Avrupa’ya gönderin. Lakin o kadar maddi olanak yok. Evet, devlet çocukları göndermektedir okumak için.
Fakat Rahmi Bey, Paris’te devletin bursuyla okumakta olan Sabahattin Eğipoğlu’na diyor ki, oğlum, sen devletten aldığın bursun yarısını kardeşine versene. O da gelsin, o da gelsin. Bakın ne kadar güzel, onurlu bir davranış. Yani ikinci çocuğu için yeniden burs kazanmak amacıyla devlete bir başvuru yapmıyor. Nasıl olsa bir oğlum okuyor, böyle üstünler bursu. Ve Bedirahmi Eğipoğlu, Fransa’da Lyon kentin okumakta olan ağabeyi Sabahattin Eğipoğlu’nun yanına gidiyor. Cumhuriyetin bize kazandırdığı, sanat dünyamıza kazandırdığı en güzel oluşumlardan biri de 1939 yılında yaşanmıştır. O yılda karar alınıyor. Her yıl Anadolu’nun on güzel kentine on ressam gönderilecek ve tablolar yapılacak.
Nasıl ki Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın ilhamını Anadolu’dan almışsa, ressamlarımız da yapacakları yeni eserlere ilham kaynağı olarak Anadolu hissetsinler. Her yıl on kente on ressam. Anadolu’nun o kadar güzel tablolar, resimler yapılıyor ki, iyi de ne oluyor onlar? Ankara’da sevgileniyor sevgilenmesine fakat lakin çoğu kayboluyor ya da kapanın elinde kalıyor. Oysa amaç, o resimlerden müzeler açmaktı Türkiye’nin her yerine. Bedrahme İboğlu bu kent gezilerinin ilkine ve beşincisine katılıyor. İlkinde Edirne’ye gidiyor, beşincisinde Çorum’a. İskilip’e. Karadut’um. Çatalkar’am. Çingen’em. Çatalkar’am ne demek? Ne demektir Çatalkarası? İskilip’te bir üzüme verilen at.
İşte bakın, Cumhuriyet’in Anadolu’ya kentlere ressamları gönderdiği o program, o çalışma, o düşünce hiç değilse Bedrahme İboğlu’nun şirindeki bir söcük olarak çıkıyor karşımıza. O Çatalkar’am dediği ya, İskilip’teki bir üzümdür. Bedrahme İboğlu, İskilip’te çalıştığı dönemde trenle Ankara’dan İstanbul’a dönmektedir.
Ve tren Eskişehir karına geliyor. Kompartimanda Bedrahme İboğlu’nun tam karşısına Eskişehir’den trene binen bir kadın oturuyor. Suafet başlıyor kadınla, ressam Bedrahme arasında. Kadın soruyor tabii, ne iş yapıyorsunuz? Ressamım diyor Bedrahme İboğlu. Aaa öyle mi? Dün de burada Eskişehir’de bir uçak düştü. Bir pilotumuz şehit oldu. Onun da ağabeyi ressammış.
Bedrahme şaşırıyor. Kim bu pilot? Ağabeyi kim? Pilotun adı Melih. Ressam olan ağabeyin adı da Fikret Muhalla. O an Bedrahme İboğlu’nu düşünsenize. Arkadaşı Fikret Muhalla’nın kendinden on yaş küçük olan kardeşi Melih. Şehit düşüyor ve onun haberini Eskişehir’de karşısına oturan o hanımefendiden alıyor. Resim sanatımızın büyük ustalarının dehalarını saygıyla andık bu akşam. Ve Fikret Muhalla’yı hepimiz tanıyoruz ama onun şehit düşen kardeşi Melih’i pek çok tanımıyoruz. Onu da yad edelim, onun da ruhu şad olsun. Yarın yeniden aynı sahneye, bilimde olalım.
Sürçülisan, ikdisan, afiyet olsun. Hoşça kalın.